11. Bölüm
- rubeyyka

- 25 Kas 2025
- 16 dakikada okunur
Yaşam bahşedilen her canlının girinti çıkıntılardan ibaret olduğuna inanırım, bir nevi yapboz parçası gibi. Birbirlerinin hayatlarında var olan kişiler bu parçaları doldurur, kendilerinden bir şey verdikleri gibi kendilerine de aynı karşılığı almak isterlerdi.
Tanrı bile yaptığımız iyilikler karşısında cenneti, kötülükler için cehennemi vadederken hangi kul verdiği şeyin karşılığını almadan rahat dururdu ki?
''Ne yaptın ne yaptın?''
Duyduklarıma inanamıyor değil, inanmak istemiyordum. Ağzım şaşkınlıkla açılmış istemeden ona birkaç adım daha yaklaşmıştım. Şu an gücüm yetse Emir'i dövmek bile isteyebilirdim. Keşke yetseydi.
''Sen delirdin mi? Ne demek birlikte olduğumuzu söyledin?''
Ben kendimi sıkarak sesimi kontrol altında tutmaya çalışırken Emir o kadar rahattı ki onun bu rahatlığı beni fazlasıyla sinirlendiriyordu.
''Biz birlikte miyiz aptal!?'' Ellerimi ona doğru savuruyordum ama bu tamamen yerimde hareketsizce duramıyor olmam ve bir şeyler yapmam gerekiyormuş gibi hissetmemden dolayıydı.
Benim somurtkanın teki sandığım bu adama ne olmuştu da böyle gülüyordu, çıldıracaktım.
''A değil miyiz?''
Verdiği cevaba karşın kaşlarım şaşkınlıkla havalandı. Aferin Defne, cidden aferin.
Neredeyse otuz yaşına basacak olan adam karşımda haylazca benimle oyun oynuyordu resmen. Üstelik ben bunu şimdi anlıyordum. Beni çileden çıkartmak ister gibi davranıyor çabuk gaza gelmemi kullanarak sinirlerimle oynayıp dengemi bozuyordu.
''Oynuyor musun ya sen benimle?'' Serap teyze aşağıda olmayacaktı ki... Ben sana gösterecektim Alpay Emir.
Mimikleri dolayısıyla anlamış olduğum oyununa bir son vermişti sonunda.
''Öyle bir şey demedim, seni biliyor zaten.''
Allah'ım; Güneş'i Ay'a, suyu ateşe, siyahı beyaza zıt yarattın tamam, ama bana düşe düşe bu mu düştü gerçekten de? Bir insan bu kadar mı zıt olurdu karşısındakine? Tamam desem devam diyen, hayır desem evet diye diretecek olan adam şimdi de benim sinirli ve asabi kişiliğime karşın ayarlarımla oynayıp sürekli karşımda gülüp eğlenecek miydi benimle?
''Alpay Emir beni çıldırtma, neyi biliyor ya bizim aramızda yok bir şey.'' Ona yakın, biraz çaprazında duruyordum ve elimi kolumu sallayarak konuşmamdan dolayı arada gözleri yüzümden ayrılıp beden hareketlerimi inceliyordu.
O mu? O öylece rahat rahat duruyor benim nasıl parlayıp kendimi paraladığıma bakıyordu.
Kolumdan tutup beni kendisine çekmesi, bacakları ve kolları arasına hapsetmesi birkaç saniye sürdü. Beklemediğim bu hareketi karşısında sesim yüksek çıksa da hemen kendimi toplayıp ellerimi onun omuzlarına koyarak kendimi geriye çekmeye çalıştım.
''Manyak mısın? Ne yapıyorsun?'' Yüzüm göğsünün hizasındayken kendimi az da olsa geriye çekmiş yüzüne bakmaya çalışmıştım. Elleri belimde hareket etmeme engel oluyordu.
''Aptal, manyaktan başka bildiğin hakaret yok mu senin?'' Ben burada bulunduğumuz konumdan dolayı konuşmayı unutmuşum adamın dediğine bak.
Daha neler neler biliyordum da güzel ağzımı senin için bozamayacaktım. Kusura bakmazsın artık.
Bırakması için diretip omuzlarından itsem de bir işe yaramaması sonucu ellerim olduğu yerde kalmıştı.
Çekmek istemedim demiyorsun da.
''Bırak beni, sürekli böyle mi yapacaksın sen?'' Dilim ne kadar bırak beni dese, kendini geri çekmeye, bacakları arasındaki bacaklarım hareket etmeye çalışsa da zihnim sürekli olduğum yerde kalmamı hatta arsızca ona biraz daha sokulmam gerektiğini fısıldıyordu.
''Elin kolun rahat durmuyor dikkatimi dağıtıyordu, ne diyeceksen böyle de.''
Allah'ım, sabır. Lütfen birazcık akıl ve birazcık sabır.
Gözlerimi kapatıp boynumu geriye doğru yatırdım ve derince bir nefes aldım, sakin ol Defne.
Ne diyecektim sahi ben?
Hah, bizim aramızda bir şey yok muhabbeti dönüyordu az önce.
Anlamıyorum ki Defne, aranızda bir şey olması için oturup sözleşme mi imzalamak istiyorsun ya da çiçekli çikolatalı çıkma teklifi falan mı bekliyorsun?
Bilmiyorum ki, ilk ve tek erkek arkadaşım lisedeyken olmuştu o da zaten çocukça bir şeydi. Çok güzelsin, senden hoşlanıyorum demişti ben de tipine bakmıştım, yakışıklı gideri var diye çıkmaya başlamıştım. Lise ikide de ne bekliyorsam zaten... En fazla okul çıkışı onun zoruyla kütüphaneye gidip ders çalışıyorduk. Tabi ben o zamanlar da aklı fikri başka şeylerde olan biri olarak o test çözerken yanında duruyor kütüphane internetinden dizi film indirip akşam eve gidince izliyordum.
Şimdi de sanki kurbanlık için el sıkışan amcalar gibi el sıkışıp hayırlısıyla başlatıyorum o zaman ilişkimizi falan demesini bekliyordum galiba. Melih saçma sapan şeyler söylediğinde 'Melih, uçağın kalkıyor Melih. Bak uçuyorsun Melih' der dalga geçerken uçağı kalkan ben miydim şimdi? Aklım, sana ihtiyacım var ne olur geri gel.
Derin nefes aldıktan sonra kızgın bakışlar ve çatık kaşlarımla ona bakmak için boynumu düzeltecektim ki belimdeki ellerinin etimi sıkıştırıp yüzünü boyun girintime gömüp burnunu boynuma sürtmesi aynı anda oldu.
''Şu saatten sonra buradan ayrılırsam şerefsizim.''
Onun sessiz ama tok sesi, boyun girintimde hissettiğim sıcak nefesi zaten bir karış havada olan aklımı iyice uçurmuş tüm yetilerimin kapanmasına sebep olmuştu.
Boynuma temas ettiği her nokta alev almış gibi yanarken elimin altındaki omuzlarını sıkarak onu uyarmaktan başka bir hareketim olmadı.
Adamı böyle mi uyarıyorsun Defne?
Kafasını geri çekmesi için elimi kaldırıp ensesine götürdüğümde düşündüğüm tek şey saçlarından tutup kafasını uzaklaştırmaktı.
''Kayınvaliden aşağıda sana seslensin sen burada oğluyla oynaş dur.''
Melih'in oyunbozan sesini duymamla gözlerim fal taşı gibi açılmış az önce köklenmiş asırlık çınar ağacı gibi hareket edemeyen bedenim birden gelen kuvvetle Alpay Emir'in hapsinden tökezleyerek de olsa kurtulmuş ve Melih'e taraf dönmüştü.
Allah bilir ne sandı.
Kapı arasından başını uzatmış ''Bilgisayarda işi falan vardı ona bakıyordur abimle belki dedim, ona göre.'' deyip göz kırptı.
Bula bula bunu mu buldun Melih, diye kızan tarafıma iç sesim oyalanmasaydın da çocuk da bahane sunmak zorunda kalmasaydı derken Melih ona cevap vermemi bile beklemeden kendini geri çekmişti. Büyük bir ihtimalle arkamda duran adam onu bakışlarıyla kovmuştu.
Boynumdan yanaklarıma doğru yavaş yavaş yayıldığını hissettiğim sıcaklık Melih'e yakalanmaktan ötürü müydü yoksa az önceki yakınlıktan mıydı?
Bu kadarı fazlaydı... Benim için bu yakınlıklar çok fazlaydı ve o an uçup giden aklım yerine geri geldiğinde yeni yeni farkına varıyordu her şeyin. Hızla arkamı dönüp Emir'e baktığımda benim fazlasıyla sinirime giden keyifli haliyle beni izliyordu. Parmağımı ona doğru sallayıp sanki tehdit eder gibi konuşmama karşılık sadece çocuk avutur gibi gözlerini kapatmış başını hafif aşağı yukarı sallayarak onaylamıştı beni. ''Sakın, sakın bir daha böyle bir şey yapma.''
Dilim yapma, etme derken bedenimin verdiği tepkileri görüyor, o yüzden mi dinlemiyordu beni?
Ona daha fazla diyecek bir şeyim olmadığından ve fazla oyalandığım için dikkat çekeceğimden aceleyle çıktım oradan.
Merdivenlerden ineceğim sırada aklıma asıl geliş sebebimin börek olduğu gelmiş elimi alnıma sertçe vurduktan sonra aptallığıma yanarak geri dönüp tepsiyi almıştım. Aşağı indiğimde ses gelmemesi ve kimsenin olmamasından dolayı içime kaçan bir sesle ''Serap teyze?'' diye seslenmiştim.
Bir şey demeden çıkıp gitmem uygun olmayacaktı.
Melih koridorun sonundaki odasından seslenmiş ''Annem lavaboda, ben de oyundayım kapı nerede biliyorsun zaten çıkarken çekersin yen... Pardon kanka diyecektim.'' demişti.
Şeytan diyor git bu elindeki tepsiyi kafasına geçir.
Bunlar abi kardeş aptaldı.
Melih bana şu zamana kadar beni sinirlendirdiği zamanların haricinde kanka falan demez adımla hitap ederdi. Üstelik sonlara doğru yaptığı imayı da anlamayacak kadar salak değildim. Bunları Serap teyzenin duymamasının imkânı yoktu ama inşallah yine bizim atışmalarımızdan biri olduğunu düşünür üzerine düşmezdi.
Hemen dış kapının bitişiğinde, vestiyerdeki rafta bulunan internet modemini görmemle sol omzumdaki melekler işleyeceğim günahları yazmaya hazırlanmaya başlamıştı.
Elimdeki tepsiye dikkat ederek kapıyı açmış kapıyı ardımdan kapatmadan önce de modemin açma kapama düğmesine hızlıca iki defa basmıştım saniyelik de olsa internetin gidecek olması onun oyundan çıkıp ölmesini sağlayacak ve benim öcümü almış olacaktı.
Ölmüş olmalıydı ki birkaç küfür savurduğunu işitmiştim. ''Pardon canım ya çıkmadan önce elim çarptı modeme.'' deyip kapatmıştım kapıyı.
Dışarıdan bizi izleyen biri büyük ihtimalle beş yaşında çocuk olduğumuzu düşünürdü ama konu Melih ve bensek her şey olabilirdi.
...
''Neredesin sen, yetişmeyecek hiçbir şey.''
Annem eve geç gelmemden ötürü söylenip duruyor telefonumu yanıma almadığım için beni çağıramamasına sinirleniyordu.
''Klasik Melih işte anne bastı damarıma ben de kendimi tutamayınca ayaküstü dalaştık öyle kaçıncıya söyleyeceğim.'' Ben ne ara böyle bir kız olmuştum.
Yalana mı başladın şimdi de Defne?
''Çocuğa suç atma Defne, ben malımı biliyorum Allah bilir ne dedin de çıldırttın çocuğu.''
Senin evladın benim, beni mi savunsan acaba?
Olmayan bir kavganın olmayan savunmasını uzatıp kendimi açık etmemem gerekirdi. Öyle de oldu sustum ve anneme yardım etmeye devam ettim.
Annemin verdiği her işte aklıma olanlar geliyor yüzümde kendini belli etmek için yanıp tutuşan sırıtmaları anneme bir şey belli etmemek için dudaklarımı mahvedecek derecede ısırıp durarak saklamaya çalışıyordum.
Yufkanın üzerine sürdüğün yağlı iç harca bakarken de aklına Alpay Emir gelmez be Defne.
Ama seviyordu o bu böreği sonuçta niye gelmesin ki? Seviyordu değil mi? Seviyordu tabi, böreği yani. Başka kimi ay neyi olacak?
''Defne.''
Böreği elbette seviyordu ama beni de seviyordu sonuçta.
''Kızım?''
Ben de onu seviyordum tabi.
''Kız sen ne diye yonca görmüş eşek gibi sırıtıyorsun?''
''Hııh.'' Annemin kolumu dürtükleyip yüksek sesle konuşması beni korkuttuğu yetmiyormuş gibi elimdeki kaşığın da tepsiye düşmesine neden oldu.
''Ne yapıyorsun anne, aklım çıktı.''
''Var mı?''
Ne diyordu bu kadın? Anlamamıştım ki. ''Ne var mı?''
''Aklın diyorum, var mı? Kaç kat sürdün, yanacak üstleri. Elin işte aklın nerede kim bilir.''
Annemin akşamki misafirlerin gerginliğini ve telaşını yaşadığı yetmiyormuş gibi bir de benimle uğraşıp dalga geçmesi bozulan ayarlarımın düzelmesine hiç olanak sağlamıyordu.
Dediklerine alınmış gibi yapıp nazlanmam dolayısıyla pek üzerime gelmemiş işine devam etmişti. El birliğiyle her şeyi halletmiştik. Bir ara yengemin gelip anneme yemeklerde yardım etmesi bana vakit tanımış odama geçip akşam ne giyeceğime karar vermem için iyi bir fırsat yaratmıştı.
Birkaç saat sonra babam eve geldiğinde yapılması gereken her şey yapılmıştı. Annem yine de yerinde oturmuyor bir o yana bir bu yana dolanıp duruyordu. Babam da onu uyarıp başının döndüğünü söylüyordu tabi.
Gelmelerine az bir vakit kaldığında hazır olması için önceden düzeltmeye başladığım yemek masası bitmiş ben de odama geçip hazırlanmaya başlamıştım.
Banyodan çıktıktan sonra kremleyip topladığım saçlarımı açınca dalgalı ve doğal bir görünüme sahip olacaktı. Dalgalarının bozulmaması için en son açacaktım tabi. Ev sıcaktı, bir de mutfağa git gel yapacak kişi ben olacağım için kalın giyinmek istemiyordum.
Üzerime geçirdiğim sütlü kahverengindeki, boğazlı, sıfır kollu triko elbise uzun ve vücudun şeklini alan kalıptaydı. Hem rahat hem de güzel olmuştu. Altın rengindeki orta boy halka küpelerimi takıp saçlarımı açtıktan sonra havalandırarak dalgaları hafiften bozmam saçlarımın daha hacimli gözükmesini sağlamıştı. Önüme gelebilecek tutamları küçük tokayla tutturduktan sonra bileğime ince, küpelerle aynı renk bilekliği takmış ve makyaj yapmamıştım. Şimdi ayna karşısına geçip fotoğraf çekinmek vardı ama annemin laflarını çekemeyecektim. Yani dünürünü değil de devlet erkânını misafir edecekti sanki.
Tüm güzelliğime ek ayaklarımdaki beyaz pandufları lütfen görmezden gelelim olur mu?
İçeri geçmemin ardından annemle babam neyi tartışıyorlardı bilmiyorum ama annem garip bir şekilde babama başka bir gömlek giymesini söylüyor babam da inatla karşı geliyordu.
Yaş aldıkça daha da mı inatlaşmaya başlamıştı bunlar?
Birkaç dakika sonra kapının çalınmasıyla annem ''Abinler geldi,'' deyip kapıyı açmamı söylemişti. Kendisi Feyza ile gelmiş olmalıydı.
Kapıyı açıp onları karşıladığımda ikisi de tedirgindi ve bu durum beni hiç olmadığım kadar keyiflendiriyordu. Ben sizi bir de masada göreceğim. Nasıl da tutuşacaksınız arayı bulacağız diye.
Feyza şaşırılacak derecede şeyler yapıyor, anneme yardım edilecek bir şey olup olmadığını sorup bana ne kadar güzel olduğumu söylüyordu.
Bu, büyük ihtimalle akşam çıkacak ufak tartışmalar için beni yanına çekmeye çalışmasındandı. Ona teşekkür edip mutfağa geçmiştim.
Aradan yarım saat geçmeden kapı tekrar çalınmış Feyza'nın ailesi ellerindeki büyük tatlı poşetiyle gelmişti. Anneme zaten tatlı getireceklerdir biz yapmasak mı demek istemiştim tüm gün ama nerede?
Onları karşılayıp beraber içeri geçtikten sonra misafir odasında hoş geldin, hoş buldum, nasılsın, ee daha daha tarzı soruların havada uçuşup kısır bir döngüye girerek herkes tarafından tekrar tekrar cevaplanması üzerine babamın direktifiyle herkes oturduğu yerden kalkmış yemek masasına yerleşmişti.
Ben mutfakta çorbaları servis etmek için hazırlarken Feyza da öylece ortada dolanıyor iş yapar gibi gözüküp kesinlikle elini bir şeye sürmüyordu. Onun böyle hareketli hallerini gördükçe durduk yere ben gerilmiştim yahu.
''Feyza başım döndü dolanıp durmandan şunları götür bari içeriye.'' Tepsinin içindeki çorba kâselerini göstermemle daldığı düşüncelerden uzaklaşmış kafasını sallayıp kabul etmişti. Hem de hiçbir şey söylemeden. İyi miydi acaba?
Bu kadar korkacak ne vardı diye düşünmekten alıkoyamadım kendimi.
''Sen iyi misin?'' Temkinli bir şekilde sorduğum soruya karşılık eliyle yüzünü yellemiş sonra da ''Defne, annem bu akşam hiç alttan alacak gibi değil, ne et ne yap ikisinin arasını ortada tut, lütfen.'' demişti.
Anlayamadığım için ona ne olduğunu sorduğumda dün akşam evde tartıştıklarını, annesinin de aynı şekilde Feyza'yı annemden kıskanmaya başladığını öğrenmiş oldum böylece. Füsun teyze, kızın haftaya gelin oluyor bir yıldır ailecek beraberiz yeni mi aklına geldi kızını annemden kıskanmak?
Feyza'dan hoşlanmıyor olmam ona yardım etmeyeceğim anlamına gelmiyordu. Düğün için heyecanlı ve tatlı bir telaşının olduğunu görmek, düğün arifesinde tatsızlık yaşanmasını istemiyor olmasını hissetmek ona karşı hiç beklemediğim bir şefkatle yardımcı olmak istiyordu.
Yine de mesafemi koruyarak ''Tamam, sen merak etme.'' deyip elimdeki tepsiyle içeri geçtim o da arkamdan elinde iki tabakla gelip yerine geçmişti.
Herkes çorbalarını içerken ben de mutfağa geri dönmüş hızlıca tabakları hazırlamaya başlamıştım. Bir ara içeri geçip çorbamı içtiğim sırada annemlerin şimdiden başlamış olduğunu gördüm. Füsun teyze mercimek çorbasının yalnızca mercimekten yapılmasını savunurken annem patates ve havuç da ekleyince kıvamının ve tadının daha iyi olacağını söylemişti. Tartıştıkları şeye bakın.
Etekleri tutuşan Feyza ''Ellerine sağlık Meryem anne çok güzel olmuş.'' deyince annem yerinde gururla kendini dikleştirmiş ''Afiyet olsun anneciğim.'' demişti.
Babamlar şimdilik onları takmıyor kendi aralarında konuşuyor gibilerdi.
Çorbalar bitmiş yemeğimizi yerken ben Fırat ile dersleri hakkında konuşuyordum. Lisenin boş ve gereksiz insanlarla dolu olduğunu söylüyor bir an önce mezun olmak istediğinden bahsediyordu. Tabi laf arasında güzel olduğumu söylemiş olması ona karşı olan sevgimi katbekat arttırıyordu.
Feyza ile servis tabaklarını masaya getirdiğimizde ortam yavaş yavaş kızışıyordu. Babamlar düğün hakkında konuşuyor abim bir onlara bir annemlere yetişmeye çalışıyordu.
Füsun teyzenin tabaktaki pirinç pilavını çatalıyla karıştırır gibi yapması ona da bir laf bulacak gibiydi ama onu ben yapmıştım. Hayatta kabul edemezdim edeceği lafı çok da güzel olmuştu üstelik.
''Pilav nasıl olmuş, ben yaptım. Ona göre yiyin.'' İşine gelince nasıl da şirinlik yapıyorsun Defne.
''Çok güzel olmuş teyzecim ellerine sağlık.'' Sen de az değilsin Füsun teyze...
Babamlardan da aynı karşılığı aldığımda mutlu olmuştum. Ben ortamdaki hava kırılsın diye şirince beni övmelerini istesem de bu durum hoşuma gitmişti.
Dün akşam taze taze sardığımız yaprak sarmalarını fazlasıyla beğenen Fırat tabağındakileri bitirmiş olsa da istemeye çekiniyor gibi duruyordu. Mutfakta koca tencere sarma doluyken onun böyle olması hiç hoşuma gitmemişti doğrusu istesene sarmalardan Fırat ben de ben sardım diye kendimi öveyim.
Servis tabaklarının haricinde ortaya da börek, sarma tabağı koymuştum ama sarmaları getirmeyi unutmuştum. Kalkıp onu getirdiğimde Fırat tabağına sarma eklerken söylememesi gereken şeyi söylemiş abim ve Feyza'nın ecel terleri dökmesine neden olmuştu.
''Ellerinize sağlık Meryem teyze, sarmalar çok güzel olmuş.''
Fırat'ın bunu demesiyle Füsun teyze şok olmuş bir şekilde oğluna dönmüş dişleri arasından ''Oğlum sen sarma sevmezsin ki?'' deyip oğluna resmen psikolojik şiddet uygulamaya başlamıştı.
Sarma sevmeyen mi var Füsun teyze, sen de şimdi.
İçine kaçmış bir şekilde ''Seviyorum aslında.'' demesiyle annem ''Al oğlum al, çekinme. Afiyet, şifa olsun.'' deyip çocuğa sormadan tabağına sarma eklemişti. Bu durumdan şikâyetçi olmayan Fırat hiçbir şeyi takmayıp yemeğe devam ederken Recep amca da ''Ellerinize sağlık Meryem Hanım, gerçekten sarmalar çok güzel olmuş.'' deyince Füsun teyze sinirlenmiş ve yüzü kıpkırmızı olmuştu.
Feyza salağı ise olayı toparlayacağına daha da berbat etti. ''Annem dut yaprağından yapınca acı oluyor biraz, ondan herhalde.''
Annemin havasından geçilmiyordu. Arkasına yaslanıp keyifle yemeğine devam ederken babama dönmüş ''Senin geçen getirdiğin yapraklar. Nereden aldıysan al da dolaba atalım.'' demişti. Mevsimi miydi ki, hiç anlamazdım ne ne zaman hazırlanır.
Abim ise Füsun teyzeye dönüp ''Anne sen dut yaprağıyla mı sarıyordun? İnan ekşimsi tat niye diye düşünüyordum bende. Vallahi ellerine sağlık çok güzel oluyordu.'' deyince kızarıp bozarma sırası anneme geçmişti.
Düşünüyorum da Feyza söylemese yediği şeyin ne olduğunu bile bilmeyecek adam gelmiş şov yapmaya çalışıyordu.
Füsun teyze anneme inat olsun diye ''Aklımda zaten oğlum. Geçen bamyanın da ekşisini sevmiştin. Düğünden sonra gelirsiniz inşallah da bol bol yersin.'' deyince bu sefer şok olan bir tek annem değildi.
Abim? Bamya?
Tövbeler olsun.
Abim hayatı boyunca kaç kere bamya, bamyayı geçtim sebze yemeği yedi de iyi kötü diye karşılaştırabiliyordu. Şaşkınlıklar içerisindeydim.
Evde sebze yemeği pişince kendisine ayrı yemek pişirten adama da bakın hele.
Şu bir yıl içinde sanki ilk defa bir aradaymışız gibiydik. Daha önceleri bu kadar ciddi geçmezdi bu yemekler. Daha gündelik gibiydi. Babamın sürahiyi uzatıp su istemesiyle ayaklanmış mutfağa geçmiştim.
Geri döndüğümde ise annem abime 'sana yazıklar olsun' der gibi bakarken Füsun teyzenin Feyza'ya sesini yükselttiğini duydum.
Otur kalk yapmaktan yediğim şeyden de bir şey anlamamıştım zaten. Yemek beklediğime oranla sakin geçse de herkes evlerine çekildiğinde olabilecekleri tahmin edebiliyordum.
...
''Vay be, bamya demek.''
''Defne!'' Abim kıvranışlarının arasında beni uyarsa da bu sefer dinleyecek değildim.
Elimdeki çatalın ucundaki zeytini ağzıma attıktan sonra onu takmadığımı belli ede ede yedim ve onun anneme yalvarmalarını dinlemeye devam ettim.
''Kadına ayıp olmasın diye bir defa yedim. Çıkarmamak için yeminle zor tuttum zaten kendimi.'' O anları tekrardan yaşıyormuş gibi yüzünü ekşitip titremesi güldürmüştü beni.
''Kızım gülme lan, ne iğrenç şeymiş o.''
''Ekşisi bol seviyormuş anne bir dahakine öyle yaparsın artık.''
Ben de sebze yemez çok fazla yemek seçerdim. Ama kendimi birilerine yarandıracağım diye de böyle bir şey yapmazdım yani. Bir insan bir şeyi yiyemiyorsa yemezdi. Öyle abim gibi orada yiyeyim burada yemeyeyim yapmak garipti. Ayrıca sadece bir defa yemediğine de emindim. Bu laflarla ancak annemi kandırırdı.
Dün yemek masasından kalktığımızdan beri annem abime yüz vermiyor onu görmezden geliyordu. Annemin bu hallerine alışık olmayan abim ise yavru kedi gibi anneme yaranmaya çalışıyor gözünün önünden ayrılmıyordu.
Yemekten sonra çay, tatlı faslına geçtiğimizde babaannemler de gelmiş annemle abim arasındaki soğukluğu fark ettiği gibi de hiç ayıp olurmuş şuymuş buymuş diye düşünmeden ulu orta sormuştu.
Annem ise ihanete uğramışçasına cevaplar vermiş alttan alttan da Füsun teyzeye laf göndermişti. Adamlar bir köşede kendi aralarında kadınlar bir köşede konuşurken babaannemin ettiği laf kadınları dumura uğrattığı gibi Feyza'nın kırmızı mor arası renk değişimlerini görmemize sebebiyet vermişti.
Uzun bir atasözü olduğunu bildiğim sözün bir bölümünü söyleyip anneme de laf dokundurtması babaannemin tam bir kayınvalide olduğunu gösteriyordu. Ne demişti? Hah, hayırlı evladım var deme, el koynuna girmeyinceye dek.
İlkte anlayamasak da abimdeki değişimin babaannemin de farkında olması hoşuma gitmişti. Çok değil bundan bir yıl önce herkesle iyi olan abimin davranışları agresifleşmiş sabırsız asabi bir adam olup çıkıvermişti.
Pazar sabahı aheste aheste kahvaltı yaparken abim daha fazla dayanamamış kalkıp gitmişti mutfaktan. Geri çekiliyor annemin ona gelmesini bekliyordu aklınca.
Önümdekilerden yavaş yavaş yerken annemin sesiyle ona döndüm. ''Onca şey kaldı,'' onca yemek sen yarınlar yokmuşçasına yaptığın için kalmış olabilir mi? ''Birazını aşağı indir az sonra, kalanları da Emel'i arayayım çaya gelsin yeriz, Ezgi'yi özledim.''
Ezgi'yi ben de özlemiştim ama Emel abla ile daha konuşmamıştım bile. Ne yapacaktım? Ona elbette her şeyi anlatmak istiyordum ama Emir'in Sumru ile beraber olduğunu düşünmesine bu kadar sevinmiş olması bana göstereceği tepkiyi tahmin edemediğimden korkutuyordu.
Kahvaltıdan sonra odama geçmiş üzerimdeki pijamaları çıkarıp amcamlara kapıdan bir tepsi dolusu sarma, börek, tatlıyı indirdikten sonra eve geri çıkmış telefonda dolanıyordum annem Emel ablayı aramamı söylediğinde bu işten kaçış olmadığının bilincine varmıştım. Belki bize geldiğinde burada konuşmayacağımız için biraz daha vaktim vardı ama bunun bir sonu vardı sonuçta.
Emel ablayı aradığımda Serap teyzelerde olduğunu söylemişti. Onu çaya davet ettiğimde ise Serap teyzenin Nihat amcayla bu sabah birkaç günlüğüne şehir dışına gittiğini, Cengiz abinin de birkaç gündür burada olmamasından dolayı annesinde, Serap teyzelerde kaldığını söylemişti. Geleceğini söyledikten bir dakika sonra ise ''Sen buraya gelip Ezgi'yi oyala benim ufak bir işim var.'' demişti. Buna karşılık onunla yalnız kalmak istemediğimden sonra yaparsın işini gibi bahaneler sunsam da kızıp beklediğini söylemişti.
Beni Ezgi'yi oyalamak için çağırdığına göre evde kimse yoktu. Alpay Emir'i göremeyecek olmanın verdiği üzüntüyle onların açık apartman kapısından girip yukarı çıktığımda zile basıp bekledim.
Ama kapıyı kucağında Ezgi ile Melih'in açması şaşırmama neden oldu.
Beklemediğim bu görüntü karşısında duraksayınca 'Sen de buradan çıkmaz oldun yenge hanım.'' diye benimle dalga geçen Melih'e kötü kötü bakarak ''Bana şöyle deme.'' diye söylenmiştim.
''Emel ablam nerede, Ezgi'ye bak diye çağırdı?''
Beni görünce deliren kız küçük dayısının kucağında başını onun omzuna dayamış bana bakmıyordu bile.
''İçerde abimle konuşuyordu, Defne girecek misin girmeyecek misin hadi ya.'' İlkte soruma cevap verse de kapı arasında kalmamızdan rahatsız olmuş sonlara doğru memnuniyetsizliğini dile getirmişti.
İçeri girip kapıyı kapattığımda Ezgi'ye yöneldim. Küsmüş müydü bana? Onu sinirlendirecek bir şey yapmamıştım diye hatırlıyorum. ''Bebeğim?''
Melih ile koridorda karşılıklı duruyorduk ve Ezgi sadece omzunu silkip Melih'in boynuna sarıldı. Kollarımı uzatıp bana vermesi için yaklaştığımda o da Ezgi'yi bana doğru getirdi ama Ezgi'nin ''Seni istemiyorum.'' demesi şaşırtmıştı.
''Küstün mü sen bana?'' Ona küsüp küsmediğini sorarken benim sesimin küskün çıkmasına ne demeli peki.
''Çikolata, süt almışsın bana. Uyuyordum sonra seni aradım ama sen açmadın.''
Emel ablayı sürekli meşgule attığım sırada mı aramıştı yoksa? ''Ben duymamışımdır yoksa hiç yapar mıyım öyle şey.'' 'Hafif(!) bir kalp ağrısı yaşadığımdan olay yerini terk etmek zorundaydım bir tanem, annenle konuşmaya da korktum, kaçtım' diyemedim tabi.
Oturma odasına geçtiğimizde Melih, Ezgi'yi kendinden ayıramayınca bacağına oturtmuştu ve ben hâlâ kendimi ona affettirmeye çalışıyordum. Aradan beş on dakika geçmişti ki aramızdaki buzlar çözülmeye başlamıştı. O sırada Emel ablanın aşağı inmesini gelen seslerden anlamıştım. Odaya geldiğinde bana göz ucuyla baktıktan sonra Melih ile Ezgi'yi yukarı göndermişti.
Sanırım oyuna gelmiştin Defne. Emel abla senin burada ifadeni almak için çağırmış sen de sazan gibi kanmıştın.
''Biz birilerini kardeşimiz olarak görelim ama o çekinmeden bizden bir şeyler saklasın.'' Karşımdaki üçlü kanepeye geçip sert tuttuğu yüz ifadesiyle böyle söyleyince üzülmüştüm. Ben bir şeyler saklamadım ki ondan. Sadece her şey çok peş peşe gelişti ve ben bile bir şeyleri kabullenemeden gün yüzüne çıkmıştı.
''Abla ben...''
''Defne o gün aklıma bin bir türlü şey geldi.'' Diyeceklerini toparlamak için sustu ve devam etti. ''Sumru'nun da benim de söylediğimiz her kelimede rengin gitti. Ablacım ben seni tanımıyor muyum? Ne diye kaçıyorsun benden kaç gündür? Ya böyle bir şeye en çok benim sevineceğim senin aklına gelmiyor mu?''
Belli ki Alpay Emir ile konuşmuş ve çoğu şeyden haberi vardı. ''Sana ne zaman oldu nasıl oldu diye şimdilik sormayacağım ama çok kırıldım. Bunu bil.''
Ben onun arkasından bir şey yapmamış keyfimden de söylememezlik etmemiştim. O böyle sert bir mizaçla konuştukça benim gözlerim dolmak için en ufak bir şey bekliyordu. Ağzımı açtığım gibi sesim titremişti ve bu Emel ablanın bendeki sert bakışlarını bir miktar kırmıştı. ''Sana söyleyecektim bazı şeyleri fark ettiğimde ama her şey o kadar peş peşe oldu ki... Sen Sumru ile olduklarını duyunca sevinince gelip söyleyemedim de, tepkinden korktum.''
''Ben anlamıyorum ki o kızı da. Nasıl böyle kendine göre konuşur ya! Emir anlatmasa ben de anneme yetiştirecektim o da tüm mahalleye. Yok, konuşacağım ama bu ne terbiyesizlik canım.'' Şu an sinirlendiği ben değil Sumru'nun yaptığı şey olmuştu. Gerçekten de böyle bir şeyi mahalleli duysa asla önüne geçemezdik. Belki de amacı budur diye düşünmeden edemedim. Kendi kendine bazı şeyleri oldubittiye mi getirmek istiyordu anlayamıyordum ki.
Zaten benim için o konu da kapanmış değildi. Ne olursa olsun bunu Alpay Emir ile konuşmak istiyordum.
Bunu onunla konuşacak kadar ilerlediniz yani Defne, öyle mi?
Daha dün üst katta onun kolları arasındayken senin fikrin yavaştan değişiyor gibi...
İnkâr edemeyecektim. Onunla olmak istiyordum ve bunu uzatmak ne kadar doğru olacaktı ki? Bir şeyler yaşanılacaksa er ya da geç yaşanacaktı.
''Değil Sumru bir başkası da olsa sevinecektim Defne, kardeşimin mutlu olduğunu bilmek istediğimdendi o tepkim. Unuttuysan hatırlatayım yıllar önce benim aklımda Emir için sen varken beni susturup bunun asla olmayacağını söyleyen sendin. Emir'e aynısını söylediğimde ise senin verdiğin tepkini sormuş sonra da sen ne dediysen aynısını söylemişti. İkiniz de o kadar net tepkiler vermiştiniz ki hâlâ şaşkınım.''
Onun konuşmasıyla nedense ondan çekinmiştim.
''Kimse bilmiyor değil mi?'' Az önceye nazaran daha ılımlı sorduğu sorusunu kafamı olumsuzca sallayarak yanıtladığım sırada yukarıdan Alpay Emir'in yüksek sesi duyuldu. ''Benim asabımı bozma Melih!''
Bu sesle Emel abla da ben de şaşırmış öylece birbirimize bakakalmıştık.
Birden bir şeyin kırılma sesi gelince Emel abla da ben de oturduğumuz yerden kalkmış merdivenleri koşarak çıkmıştık. ''Ulan aynı ana babadan olmasak...'' Alpay Emir resme boğazı yırtılırcasına bağırmıştı ve bu sese korkan Ezgi'nin ağlama sesi de duyuldu.
Sesler geniş terastan geliyordu ve tam içeri girdiğimizde Emir oturduğu koltuktan kalkmış sandalyede oturan Melih'in üzerine doğru atılmıştı. Bu hareketine karşılık ağzımdan kaçan ufak çığlıkla dikkati dağılsa da Melih'i omzundaki kazaktan yakaladığı gibi kalkmasını sağlamıştı. Bu manzaraya karşın elim ayağım titremeye başlamış korkuyla dolmuştum.
Melih bunları yapmasını istiyor gibi gıkını çıkarmıyor sadece anlayamadığım bir şeyler söylüyordu. Emel abla şok içinde Ezgi'yi kucağına almış onu sakinleştirmeye çalışırken aşağı inmesini söylemiştim.
Emir ile Melih'in arasına girip Alpay Emir'i göğsünden itmemle Emir, Melih'in üzerini onu geriye iter gibi bırakmış bana kızgınlıkla bakıyordu. ''Ne yapıyorsun sen?'' Tüm siniri bana mı dönmüştü şimdi de? Onun sesi kadar yüksek olmasa da ben de sesimi yükseltmiştim.
''Delirdiniz mi siz Ezgi'nin önünde ne yapıyorsunuz?''
Kocaman adamlar resmen evde kavga edeceklerdi. Ara ara atıştıklarını elbette biliyordum ama Emir'in Melih'e el kaldırması alışılmış bir şey asla değildi.
Ben Alpay Emir'e bakarken Melih arkamdan ''Bırak Defne ya kendine gelince delikanlı adam sever ayakları başkasına gelince bir sik dinlediği anladığı yok.''
Alpay Emir kükrer gibi ''Ulan şerefsiz!'' deyip tekrar Melih'e yöneldi ki Melih'in daha çok onun damarına basmaya çalıştığını fark ettim. Arada ben varım diye kendine hâkim olmaya çalışsa da gücüm onu durdurmaya yetmiyordu. Zaten benden önce onun kendini durdurmaya çalıştığını anlamıştım. Kocaman adamı dövecek hali yoktu ya. Üstelik bunlar ne diye böyle delirmişti birden bire.
Melih de sesini yükseltmiş ama yerinde kıpırdamadan sadece söyleniyordu. Bu geri zekâlının amacı dayak yemekse söyleseydi de ben aradan çıksaydım.
Ben Alpay Emir'in göğsündeki ellerimi yüzüne çıkarıp onun bana bakmasını sağladığım sırada ''Sen Defne için yanıp tutuşurken, arkadaşının arkasından iş çevirirken adamlıktı da bana gelince mi şerefsizlik oldu?''
Alpay Emir kısa bir an için bana baksa da koca elleriyle yüzündeki ellerimi kavrayıp indirmiş beni yana itelemişti. O an ayağımda hissettiğim keskin acıyla canım yansa da umursamamış Emir'in Melih'e kalkan elini indirmeye çalışıyordum. Sonradan pişman olacaklarını bilmesem bıraksaydım da ne halleri varsa görselerdi. Emir, Melih'in yüksek çıkan sesini bastıracak derecede bağırıp öne doğru atılınca söylediği şeylerle donup kaldım.
''Pezevenk herif kız evli lan evli! Buna mı müsamaha göstereyim ben?''

Yorumlar