top of page

Özel Bölüm 3

  • Yazarın fotoğrafı: rubeyyka
    rubeyyka
  • 26 Kas 2025
  • 24 dakikada okunur

Almanya

Yoğun ve gerginliğin hat safhada olduğu toplantının tam da en can alıcı anında, cebindeki telefon ısrarla titreyince parmakları arasında çevirdiği kalemi masaya bırakıp göz ucuyla baktı arayana.

Bir arama bitiyor güzel bebeğinden bir yenisi daha ekleniyordu ve okuldan gelen cevapsız çağrıyı da görünce ekranda, derin bir soluklanmayla sakinliğini korumaya çalıştı.

Söz konusu çocuklar olunca -minik canavarlarının yaramazlıkları da göz önünde bulununca- telaşlanmamak elde değildi Alpay Emir için.

Aramayı yanıtlamak için ayaklandığında, anlaşmak üzere toplandıkları Fransız iş ortaklarından duyduğu "Bir sorun mu var Mr. Koçarslan?" ikazıyla masadaki kurula dönüp "Kısa bir mola." demekle yetindi sadece.

Zaten imzalanacaktı o anlaşma, mecburlardı buna. Rahatlığı kendine olan inancındandı ama salondakilerden çıkan mırıltılardan anlaşıldığına göre tam da şu an telefona bakmak zorunda olması hoş karşılanmamıştı ancak bu umurunda bile olmamıştı. Önceliği çocuklarıydı.

Dışarı çıkıp aramayı "Güzelim," diyerek yanıtlamasıyla Defne'nin sinirli ses tonu doldurdu kulaklarını: "Neredesin sen?"

Alpay ise duyduğu sesle rahat bir soluk bıraktı. Telaşlı ya da üzgün değildi güzel bebeğinin sesi, bu iyiydi.

Okuldan arandılarsa ve bunun karşılığında öfkeli veya sinirli oluyorsa bu çok daha iyiydi. Çocuklar için endişelenmesi gerekmezdi.

Yine de sevdiği kadının sesini ona kızarken duymak istemediği için "Her şey yolunda mı?" diyerek durumu sorguladı. "Toplantıdayım, yeni fark ettim aramayı. Çocuklar—"

"Konferanstan çıktım, okula gidiyorum Alpay!" dedi sitemle. Uzun bir korna sesi duyuldu sonrasında. "Yetiştirdiğin küçük haydutlarını soruyorsan eğer iyilermiş merak etme ama hemen şu an şirketten çıksan iyi edersin. Okulda görüşürüz!"

Bu kısa ve öz konuşma Alpay'a söz hakkı doğmadan telefonun yüzüne kapanmasıyla sonlanmıştı.

Çocuklarına değil çocuklarının karşısındaki çocuklar için endişelenmesi gerektiğini hatırlayarak ofisine doğru yol aldı.

Tam da bu sırada aradığı birkaç telefonla toplantının onsuz devam etmesi gerektiğini söylüyordu alacağı soruları ve tepkileri umursamadan.

Ne olursa olsun Defne'yi yalnız bırakmak istemediği bir gerçekti. Çocuklarsa ne yapmış olursalar olsun Alpay için hep haklı taraftaydılar ve bu durumda onların yanlarında olmak önceliğiydi. Kaybedeceği herhangi bir iş bundan daha değerli değildi.

...

Okulun önünde, aynı cadde üzerinde burun buruna gelen araçlarların içinde göz göze geldiklerinde Defne hiç şüphesiz kocasının arabasına süratle çarpmamak için zor tutuyordu kendini.

Kısacık bir bakışmanın ardından yana uzanıp çantasını da aldıktan sonra inecekti ki Alpay Emir hızlı davranmış, eşinin kapısını açmak için aracından ilk inen olmuştu.

Defne açılan kapıdan çıkarken öpmek veya sarılmak için bile yaklaşmadı sevdiği adama, yanından geçip minik bir mesafe bırakarak okula ilerledi. Arkasındaki bedene "Kavga etmişler," demekle yetindi. "Kime çektilerse artık!"

"Ben anlamıyorum, yavrum. Bu sinir neden?" dedi Alpay da üzerine aldığı ceketi, gömleğinin yakasını düzeltirken. "Daha çocukları dinlemedik bile. Belki benim yavru kurtlarım yine ve yine haklı?"

Defne topukluları üzerinde o kadar ani döndü ki Alpay Emir son adımını atmaktan vazgeçtiği an iri bedeninin karşısındaki kadına çarpmasına ancak engel oldu.

Burun buruna geldikleri o an Defne'nin gözlerinden çıkan alevlerle bakıyor olması Alpay için fazlasıyla hoş ve yoldan çıkarıcıydı ama karısının gazabından korktuğu da ortadaydı.

Elinin tersiyle karşısındaki sert bedene hızlıca vurduğu sırada "Gerçekten mi ya?" dedi kaşları şaşkınlıkla havalanırken. "Arkadaşlarına vurmuş olmaları haklılık mı gerektiriyor senin için?"

Karşısındaki adama daha söyleyeceği çok şey vardı da aklı çocuklarındaydı. Bir an önce iyi olduklarını görmek ve onlara sıkıca sarılmak istiyordu sadece. Azarlama işi evi bekleyebilirdi.

Bu yüzden çocuklarının kavga etmelerini normal karşılayan babalarına daha fazla bir şeyler demeden omzundan düşen çantasını taktığı gibi okula doğru ilerlemeye başladı.

Alpay Emir ise yanından fırtına gibi esen kadına yetişerek narin parmaklarını kendi parmaklarına doladı ve "Sıpalar yaramazlık yapıyor cezalandırılan ben oluyorum," söylenmesiyle eşlik etti. "Nerede hoşlanmadığın bir davranış olsun hemen bana çekmiş oluyorlar. Bu ne biçim iş?"

"Yalan mı?" diye savundu Defne hemen kendisini. "Yaren bile..." dedi içli içli. "Benim minik prensesim bile uyuyor size." Dört bebeği de babasının kopyası olunca dayanamıyordu. Üstelik bu benzerlik sadece fiziksel de değildi.

Çıktıkları katta karşılaştıkları öğretmenleriyle anında "Çocuklar nerede?" diyen Defne'ydi. "İyiler değil mi?  Görmek istiyorum hemen, neredeler?."

Alpay Emir bir cevap almadan önce etrafa baktığı an cam duvardan gördüğü iki küçük bedenle "Buradalar güzelim," diyerek sözü devraldı.

Öğretmenleri ise "Sizi bekliyorlar." diyerek eliyle oldukları alanı gösterdi ama Alpay'ın sinirle gerilen bedeni Defne'yi korkutmaya yetmişti. Daha da telaşlanmıştı baktığı yeri takip ettiğinde.

Yağız'la Yaren oturdukları bekleme salonunda el ele tutuşmuş yan yana otururken yanlarındaki genç kadın küçük kızın sarı saçlarını yüzünden uzaklaştırıp alnına buz tutuyordu o sırada.

Bir de Yaren'in bıcır bıcır konuşmasını dinliyordu tebessümle. Bütün gerçekliğiyle olanları anlatıyordu öğretmenine. Yetmiyor boştaki eliyle resmen aynı anı yaşatıyordu yeniden.

Alpay kızının alnına tutulan buzu gördüğü an kaybetmişti zaten aklını. Defne de tuttuğu eli anında bırakıp çocukların olduğu kapıya adımladı hızla.

Yağız oturduğu yerden zıplayarak inerken Yaren zümrüt gözlerini kısmış kötü kötü bakıyordu odanın sonuna doğru. Ani bir dil çıkarma ve aldığı uyarı sonucu umursamazsa omuz silkmeyi görmeyi beklemiyordu tabi babası. Baktığı taraftaki iki küçük erkek çocuğuysa harıl harıl bir şeyler anlatıyordu yanlarındaki orta yaşlı adama. Olayı kendi taraflarınca anlatıyorlardı belli ki.

Yaren onlara bakmaya son verdi ve alnına tutulan buzu itip abisinin peşinden gitti. Gelenleri ilk an görmemişti. "Babacım!" diyerek koştu ancak "Annecim," seslenişiyle kucaklamıştı bebeklerini Defne. Tüm siniri öfkesi uçup gitmiş, merak ve üzüntü kaplamıştı yüreğini. Gözleriyle çoktan kontrol etmişti minik bedenleri. "Ne oldu sana? Bakayım alnına... Neden tartıştınız bebeğim?" diyerek soru yağmuruna tutuyordu çocukları.

Öpücüklere boğduğu bedenler yanlarına eğilen babalarıyla güçlü kollar arasına sığınınca Alpay Emir'in dudakları kızının kızaran minik alnındaydı. "Ne oldu böyle civcivim?" derken öfkesini zar zor perdeleyebilmişti. "Canın çok yanıyor mu, dur bakayım?"

İri parmağı ipek tende dolandı korka korka. Yağız'ın bedenindeki düşüp kalkma yaralarına ne kadar alışıksa Yaren'deki en ufak çiziğe o kadar uzaktı. Aklı çıkmıştı. "Nasıl oldu bu? Kim yaptı!"

Uzun bukleli sarı saçlarını boynundan iteleyen kız "Öpünce geçti," dedi tatlı tatlı. O da babasını öptü hızlıca. "Kimse yapmadı, ben yaptım. Kardeşimi korudum ben sadece."

Yaren'in canı pek kıymetliydi. Tenine ufacık yel deyse tüm rüzgarlara öfkelenir, olayı büyütürdü de büyütürdü ama babası korkmasın istedi.

"Acıyor mu doğruyu söyle bana?"

"Yok," dedi hemencecik. "Acımadı ki baba. Kafa attım sadece." derken minik parmağıyla gösteriyordu odanın sonundaki çocuğu. Üstelik bundan gurur duyuyordu. Defne haklı olabilir miydi şimdi? Yaren'in kafa atmaya duyduğu sevincine karşılık gülse miydi şaşırsa mıydı bilemedi. Onu gördüğünde hissettiği telaşı anlatamazdı.

Alpay başlarındaki genç kadına döndü hızla. "Anlatacak mısınız burada neler olduğunu?"

Yağız ise babasının kontrolünden sıfır hasarla sıyrılıp yeniden el ele tutuştuğu kardeşine baktığı gülümsemeyle babasına döndü ve "Civcivim beni kurtardı baba." dedi mutlulukla. "Yaramazlık yapmadık, vallahi!" diye de ekledi onlara bakan annelerine karşılık. "Boş boş konuşup canımızı sıktılar. Gerçekten ben bir şey yapmadım başta ama sonra fena kaşındılar. Kafalarının içinde beyin yerine ne var acaba. Keşke bir doktora gitseler!"

"Aslanım..." diye uyaracaktı ki babası, başka bir ses işitildi.

"Lukas!"

Odanın en uzak köşesindeki çocuklardan biri "Anne!" seslenişiyle koşunca kapıya, bir kadın hızla "Sizi şikayet edeceğim!" diyerek geldi yanlarına. "Sizi bu okuldan attıracağım!" Oğluna sarıldı sıkıca. "Nasıl vurdular sana? Bakayım koluna..."

"Çocukların yanında nasıl konuşuyorsunuz böyle?" Defne'nin uyaran haline karşılık kadın anlamadan dinlemeden, babalarına sarılan küçük bedenlere bakıyordu kızgınlıkla. "Sizi mahvedeceğim," diyordu utanmadan parmak sallayarak.

Yaren'in kafasından nasiplenen diğer çocuksa elleri kucağında, yanındaki öğretmeniyle kaldı öylece. Gelmeyen herhangi bir ebeveynle, yalnız kalışıyla olanları izliyordu sadece.

Bu durumdan pişmanlık duyduğu fazlasıyla ortadaydı. Üstelik bu ikili gerçekten de arkadaş olmak istediği birileriydi, onlara kötülük yapmış olması yetmediği gibi bir de bu güzel kızdan kafa yemişti. Artık ölse onunla konuşmaz düşüncesiyle daha da pişman oluyordu içten içe. Seviyordu çünkü Yaren'i.

Gelen kadın sürekli söylenince, Alpay'ın da devreye girmesiyle ortalık kızışıyordu ve öğretmenler bunun farkındalığıyla olaya el atarak velileri görüşme odasına aldı.

Yağız ve Yaren'in bu kadar iyi anlaşması, her anlamda başarılarını hep yüksek tutmaları birkaç arkadaşları tarafından kıskançlıkla karşılanabiliyordu ve belki de yine böyle bir durum olmuştu diye düşünülüyordu ancak bu defa durum epey karışmıştı.

Dakikalar sonra bir diğer çocuğun velisini beklerken hızla salladığı bacağının üzerindeki narin dokunuşla yanındaki kadına baktı Alpay.

Dayanamayarak uzun masanın ucunda oturan okul müdürüne ithafen "Biz daha neyi bekliyoruz!?" uyarısında bulundu. "Benim kızımın alnındaki kızarıklığın hesabını kim verecek bana?" Aksanından bile belli olurken öfkesi sövmemek için zor tutuyordu kendini. "Oğlum ona vurmak istediklerini söylüyor ve siz bir açıklama yapmak yerine bekleyin mi diyorsunuz bize? Üstelik bu kadın çocuklarımın oğluna saldırdığını söyleyip dururken!"

Tam o sırada içeri giren bir adam herkesi tam kılmıştı. Böylelikle neler oluyor artık anlaşılacaktı. Ancak sahiden de bugün ters giden bir şeyler olduğu kesindi. Gelen adam sanki sarhoştu. Zor ayakta duruyor, zamanı çalınmış gibi sabırsızlıkla hareket ediyordu.

"Çocuklar yemek molasıdayken Yağız arkadaşlarına laf atıyor ve sonra Lukas'ı iterek yere düşürüyor." diyerek söze başladı öğretmenlerden biri. "Lukas Yağız'ın ona aptal bir pislik olduğunu söylediğini söylüyor. Jan arkadaşını korumak için araya girdiğinde Yaren arkadaşına kafa atıyor. Tüm bu olanlar sizce de bir çocuğun yapacağı—"

Geldiklerinde iki erkek çocuğunun yanında duran öğretmenin sözlerini Defne şaşkınlıkla böldü: "Yağız arkadaşlarına saygısızlık edecek bir çocuk değil! Kim olursa olsun karşısındakine kötü kelimeler kullanacak biri hiç değil. Üstelik Yaren'in arkadaşına kafa atmayacağını siz de biliyorsunuz değil mi?" Erkek öğretmenin suçlayıcı konuşmasından rahatsızlık duymuştu. Üslubu bile çok yanlıştı. "Yaren'den bahsediyoruz!"

"Sizin minik barbarlarınız yüzünden çocuğum ne halde!" Lukas'ın annesi masanın diğer tarafından sesini yükselttiği sırada okul müdürü girdi araya. "Defne Hanım, Yağız'ın Jan'la daha önce de kavga ettiğini hatırlatırım."

Alpay Emir anında hiddetlenerek "O küçük bücürün milli değerlerimize laf etmesi nedeniyle Yağız'ı tahrik ettiğini de hatırlıyorsunuzdur o halde değil mi? Uluslararası bir okul olmanıza rağmen oğlumun Türk kimliğine laf edilmesi sonucu size dava açmamamız için neler vadetmiştiniz, isterseniz ben de size hatırlatayım."

İçeri en son giren adamın oğlunu asla umursamaması, ne olup olmadığını hiç sormaması ve bir kere bile savunmamasıyla Defne Jan adına da üzüntü duyuyordu tüm bu olanlara karşılık. Daha önce okulda çokça karşılaştığı ve ne kadar uslu bir çocuk olduğunu bildiği birine kızının gerçekten de kafa atmış olmasına karşılık derin üzüntü duyuyordu.

Alışıktı çocuklarının yaramazlıklarına ama zarar verme derecesine ulaşacağını hiç düşünmemişti. Bu işte bir iş olduğu belliydi.

"Ayrıca tüm bu olanlar sırasında çocuklara engel olmak yerine siz ne yapıyordunuz, sadece çocukları mı izliyordunuz?"

Alpay Emir'in sinirle öğretmenlere yönelmesiyle baştan beri sessizliğini koruyan genç kadın konuşma sırasının kendisinde olduğunu hissetti. "Biz aslında orada değildik, bu kadar kesin konuşmak doğru olmaz." diyerek meslektaşıyla zıt düştü. "Çocukları dinledik ve sonrasında kameraların incelenmesini istedik."

Yaren de Yağız da dürüstlükle anlatmışlardı olanları öğretmenlerine. Kadın farkındaydı. Yaren'in alnına tuttuğu buzdan, o sırada ilgiyle davranmasından bile belliydi çocuklara olan sağlıklı yaklaşımı.

"Yağız Lukas ve Jan'ın kendisine laf atmalarıyla sinirlendiğini söylüyor. Uyarmış ama arkadaşları durmamış. Taktığı gözlük nedeniyle alay etmişler. Bu çok yanlış. Yağız kızınca o da ne kadar terbiyesizce davrandıklarını söylüyor, görüntülerden de anlaşılacağı gibi, hakaret etmiyor, bağırmıyor... Lukas sinirlenip Yağız'a vurmak istiyor ve Yağız da sadece kendisini koruyor."

Yağız'ın sadece iki gündür takmaya başladığı gözlükler onu fazlasıyla havalı hissettiriyordu aslında, ailesinin ve çevresinin yaklaşımı nedeniyle. Ancak okulda işler yolunda gitmemişti belliki.

"Yağız Lukas'ı itince Jan da Yağız'ı itmek için geliyor ama Yaren sonrasında kafa atıyor."

Yaren'in ne kadar narin ve arkadaş canlısı olduğunu bilen kadın son kelimelerini olabildiğince sessiz söylerken durum az çok ortaya çıkıyordu.

Velilerden yükselen sesler artarken Alpay Emir tüm benliğiyle çocuklarının arkasında olduğunu ve çocuklarına takmak istedikleri kavgacı etiketinin haksızlığını savunuyordu.

Defne ise bebeklerinin arkadaşlarına saygısızlık etmeleri yerine kendilerini savunmaları gerektiğini biliyor olmalarına seviniyordu. Sadece babaları Alpay Emir iken yöntemlerini nasıl düzeltebileceğini düşünüyordu. Arkadaşlarıyla alay eden kötü çocuklar olmaktansa istemeyerek bu daha iyi diye düşünürken buldu kendini.

"Ne olacak şimdi? Özür dilesinler bitsin gitsin. İşim var benim, hadi. Çağırdınız zaten bu saatte."

Duruma şaşıramadan karşısındaki adamın tutumuna şaşırdı Defne. Hiç mi endişelenmemişti çocuğu için, hiç mi umurunda değildi oğlu. İşte ilk andan beri bir de buna üzülüyordu.

"Çocuklar birbirleriyle anlaşabilirler ancak ne Yağız ne de Yaren özür dilemeyeceklerini söylüyorlar inatla."

"Çünkü çocuklarımızın özür dilemelerini gerektiren hiçbir durum yok ortada." dediğinde Alpay Emir son noktayı koyma niyetindeydi. Bu ani çıkışla Defne'den uyarıcı bakışlar aldığı an "Kendilerini korudukları için bir de özür mü dileyecekler?" diyerek savunmaya geçti.

"İnanamıyorum!" Karşılarındaki kadın şaşkınlık ve öfkeyle ayaklandı ve odadaki en yetkili kişiye dönerek "Bu duruma bir çözüm bulun yoksa ben ne yapacağımı çok iyi biliyorum."

Kapıyı hızla çekip çıkarken bıkkınlıkla oturan adam da kalktı ve aynı kişiye "Bunun için mi rahatsız ettiniz yani beni?" diyerek çıktı odadan. Öğretmenlerden biri de peşinden takip etti.

Defne şaşkınlıkla olanları izlerken Alpay'ın dudaklarından histerik bir gülüş koptu. "Bu ne boktan bi' iş böyle..." Dizine çarpan dizle gülmesini tutup yüzünü sıvazladı.

"Çocuklarımızın verdiği karşılık hiç hoş değil, biliyorum ancak akranlarıyla nasıl konuşmaları gerektiğini ve saygı nedir bilmeyen arkadaşlarının sözlerine susmalarını bekleyemeyiz değil mi?"

Karısından aldığı diz uyarısı yetmişti ama onun narin sesini duymak daha iyi gelmişti.

"Elbette öyle ancak sizinle konuşmak istediğim başka bir konu daha var."

Odada çocukların öğretmeniyle yalnız kaldıklarında önlerine iki kağıt konmuştu sadece.

Defne masadaki kağıdı alırken Alpay Emir alnını sıvazlamakla yetinmişti gördükleriyle. Bu iki canavar harbiden dur durak bilmez olmuşlardı çünkü.

"Yağız'ın kağıdında Yaren'in yazısı var gördüğünüz gibi." dedi genç kadın. "O kadar iyi bir ikililerki yardımlaşmadıkları alan yok." Kadının sesindeki ince nüktedanı fark etmemek imkansızdı. "Kim hangi derste iyiyse o diğerinin eksiğini kapatıyor ve bunu öyle planlayarak yapıyorlar ki fark etmem çok zor oldu."

Yaren Yağız ile aralarındaki ay farkına rağmen erken başlayarak aynı sınıftaydı abisiyle. Üstelik aralarındaki bağ öyle derindi ki Yaren'in zehir gibi zihniyle başka bir okula hatta üst sınıfa geçirilme tavsiyesi Yağız'dan ayrılma ihtimaliyle kesinlikle istemediği ve konusunun dahi açılmaması için elinden geleni yaptığı bir hal almıştı.

"Aralarındaki iletişime gerçekten hayranım ancak bazen öyle beklenmedik şeyler yapıp birbirlerini destekliyorlar ki bir eğitimci olarak şaşkınlıkla karşılıyorum."

"İnanamıyorum," dedi Defne mahcubiyetle. "Gerçekten çok üzgünüm." Evde çokça kez birbirlerinin ödevlerini yaptıklarını görüyor, uyarıyor ve gereken yaklaşımı gösteriyordu ama bu sahiden beklenmedikti onun için. "Bugün olanlardan sonra bir de bu..."

"Bu konuda çocuklara yapmanız gereken neyse yapın, lütfen." diyen Alpay Emir'diAklındaki çarklar yavaş yavaş dönmeye başlarken "Ancak bugün olanların hiçbir yaptırımı olmaması gerektiğini siz de biliyorsunuz." diyerek devam etti. Defne ise içinden şans diledi canavarlarına çünkü kavga etmelerine dahi bir şey demeyen babaları eğitimleri konusunda fazla mükemmeliyetçiydi.

...

Okulun kapısında kim kimle eve dönecek tartışması varken durum değişmemişti. Yağız, annesinden ayrılmazken Yaren babasının arabasına çoktan varmıştı.

"Eve kadar yarış!" diye bağırdı üstelik her şey yolundaymış gibi.

Oysa babasından aldığı "Önce kardeşlerini alacağız okuldan. Annenler direkt eve geçecek." cevabı düşürmüştü omuzlarını.

Yaren babasının annesinin kapısını açmasını ve onların yola çıkmalarını izlemesini hayran gözlerle seyrediyordu. Biliyordu annesi babasının güzel bebeğiyse kendisi de sarı civciviydi. Babası hep öyle severdi ve Yaren inanılmaz seviniyordu bu hitaba. Tek bir kişinini öyle demesinden hoşlanmıyordu. Zaten o da şimdi çokça uzaktaydı.

Arabaya bindiklerinde hızla babasının arkasındaki yerini alıp sürücü koltuğu arasından babasına uzanıp kısa bir öpücük bıraktı. "Canım babam." Alpay ise bu defa bu tatlı cadıya kanmamak için uyardı kendisini.

"Tatlılıkla kaçamazsınız küçük hanım... Seninle konuşmamız gerekenler var civcivim."

"Ama baba..." diye savunmaya geçti hemen Yaren. "Dedim ya sana!" Sarı saçlarını savuruşundan, beyaz teninde aniden beliren kırmızı yanaklardan ve alnındaki hafif kabarıklıktan gözlerini alamadı Alpay Emir. "Abimle biz bir şey yapmadık ki! Onlar laf attı bize."

Aynadaki yansımadan yola döndü yeniden. Sen benim abim değilsin, ikiz sayılırız biz seninle dediği kardeşine abi diyor olmasından bile savunmaya geçtiğini anlıyordu Alpay. Oysa konu bu değildi. Sınav kağıdını değiştirmek de ne demekti? Üstelik böyle bir şeye ihtiyaçları dahi yokken.

"Ben sizin yaşlarınızdayken sınavları ortak çözme diye bir şey yoktu ama değişmiş sanırım kuralar."

Yaren fazlasıyla zeki bir çocuktu.

Babasının neyden bahsettiğini anlamıştı elbette ama yine de adettendir diyerek "Ohoo, daha sen küçükken sınav yapılıyormuş hala yapılıyor bu nasıl iş?" deyip kaçmanın yollarını aradı. "Bence çok saçma."

Tam da böyle anlarda küçük bir Melih olmayı başarıyordu ve herkesi deli etmekten usanmıyordu.

Alpay Emir güldü tabi istemsizce. "Bebeğim," dedi uyarır gibi. "Bunun yanlış olduğunu biliyorsun değil mi? Öğretmeninizi kandırmanız hiç hoş değil."

"Ama onlar da Aslan'la bizi hep ayırmak istiyorlar." dedi hızla. "Biz zaten derslerimizi yapıyoruz ki. Sadece ne olur ne olmaz diye..."

"Olur mu öyle şey babacığım," dediği sırada kızının sesinde sezmiş olduğu sitemi ve endişeyi yumuşatma isteğiyle omzundaki minik ele dudaklarını bastırdı. "Kim ayırabilirmiş sizi? Büyüdüğünüzde, başka okullara gitmek istediğinizde elbette olur ancak siz istemediğiniz sürece bu mümkün değil."

"Ama Bayan Neule öyle demiyor. İkinizin de başka alandaki dersleri iyi sizi başka sınıflara alacağım seneye deyip kızdırıyor beni! Abim benim yapamadığım soruları yaptı ben de onunkileri. Ben de biliyorum bu çok kötü bir şey. Hatta Yağız çok kızdı bana istemedi öyle yapmak ama ne yapayım? Babam izin vermez ayıramazsınız bizi diyorum ona, o ise bize buna babanız karar veremez diyor."

Yağız sayısal ağırlıklı derslerde daha iyiyken Yaren'in inanılmaz bir dil yatkınlığı vardı. Üstelik o kadar sosyal bir çocuktu ki gittikleri tatillerde, yolda görüp de sevdiği herhangi biriyle anında iletişim kurup arkadaş olmak istiyordu. Oluyordu da. Üstelik duyduğu o dile ilgi duyuyor anında öğrenmek istiyordu. Tek sorun her konuda ayran gönüllü olmasıydı ki bunun en büyük nedeni de Alpay Emir tarafından sonsuz bir sınırla şımartılıyor olmasıydı.

"Sizin derslerinizde daha başarılı olmanız için böyle söylediğini biliyorsun." dediğinde kızının da bunu bildiğini biliyordu. Söz konusu çocukları olduğunda yapamayacağı şey olmadığı gibi çocukların da bunu biliyor olmaları gerçekti.

Sessizlikle "Biliyorum," diyerek kabullendi hatasını. "Bir daha yok, söz." Babasıyla aynada göz göze geldiğinde "Civciv sözü." dedi nazlanarak. "Gerçekten."

Sonra da yola baktı ve aklına gelen kişiyle hızla babasına döndü yeniden. "Cem'e olanları anlatmam gerekiyor baba!" dedi aceleyle. "Telefonunu verir misin?" Bir yandan da kızarıklığı gittikçe geçen alnına dokundu sanki analatacağı şeyi kontrol eder gibi. "Eve kadar bekleyemem, lütfen..."

Babasının uzattığı telefonu kaptığı gibi kulağına götüren küçük kız heyecanla bekliyordu aramanın yanıtlanmasını.

Türkiye'de oldukları süreçte onların da uzağa gitmesiyle ara sıra da olsa görüşebiliyorlardı ve Cem daha çok Yağız'la arkadaş olmayı tercih etse de Yaren bırakmıyordu peşlerini.

Yapışıyordu yakalarına, takılıyordu peşlerine ve tatlılığını kullanarak oyuna getirmesini iyi biliyordu açıkçası. Kıyamıyorlardı zaten onlar da. Cem tek çocuk olmanın yalnızlığını Koçarslan kardeşler sayesinde unutuyordu çoğunlukla ama alışamıyordu bir türlü Yaren'nin bu sevgi dolu yakınlığına, sürekli yan yana olma isteklerine. Bıcır bıcır konuşurken sürekli temasta bulunma isteğine.

Telefon çalıyor ancak yanıtlanmıyordu.

Yine günlerden birrgün görüntülü konuşmak istediğinde Cem çıkmamıştı karşısına. Cenk oğlunun çekindiğini söylese de ne hikmetse sıra Yağız'a geldiğinde hiç çekinmiyor, dakikalarca konuşmasa bile dinliyordu karşısındakini. Oysa Yaren'in anlatacağı şeyler daha fazlaydı.

Tabi Alpay'ın Cenk'e söyle oğluna bir daha kızımın aramalarına çıkmak istemezse oraya geldiğimde göstereceğim ben ona uyarısı Cenk tarafından alay konusu olmuş, ara ara hatırlattıkça karşısındaki adamı delirtir olmuştu.

Cem kaçıyor Yaren kovalıyordu. Uzakta olsa bile...

Cenk muradına ermişti açıkçası. Ne de olsa yıllar boyu kızın olsun oğluma alacağım esprileri ters tutmuş, Yaren Cem'in peşinden ayrılmaz olmuştu. Böyle olunca da Alpay Emir tek kelime edemiyor, kızının eğlencesine, mutluluğuna gölge düşürmüyordu. Çocuktu bunlar neticede, devam etmeyecekti ya sonuçta bu kovalamaca. Yaren istediği önünde istemediği peşinde olan bir çocuk olunca bu nazlanmaca hoşuna gidiyordu belliki.

"Prensesim."

Duyduğu hitapla kocaman gülümsedi. "Cenk amca..." dedi mutlulukla. "Nasılsın? Beni özledin mi?"

Cenk güldü seslice. Yaren sevildiğini, özlendiğini duyup bilmek isteyen biriydi. Karşısındakinin kim olduğu önemsizdi. İlgi hoşuna gidiyor, bunu da hiç gizleme gayesinde bulunmuyordu.

"Özlemez miyim güzel kızımı ya?" dedi sahiden de duyduğu sese karşı hissettiği derin sevgiyle. "Bir haftadır ne arayan var ne soran. Senin bizi özlediğin yok ama belli ki."

Bir daha tabletten sadece Cem'le görüşmek yok, diye tembihledi kendini Yaren. O da çok özlemişti Cenk amcasını, Burcu teyzesini ama en çok da Cem'i. Onu sinirlendirip deli etmeyi. Utanıp ondan kaçmasını ve en çok da onun kendisini sessiz sakin dinlemesini.

O kadar özlemişti ki diğer herkesi. Uzakta olmak bazen zor geliyordu çocuklara. Sadece tatillerde gitmek yetmiyordu artık onlara.

"Ben de özledim ama... Okulum bitsin babam hemen getirecek bizi oraya. Biraz daha dayanın tamam mı?"

"Az kalmış o zaman desene."

"Ben takvimdeki günlere çarpı atıyorum hemencecik bitiyor—"

Gülerek  "Senin civciv var telefonda," demesi böldü sözünü. Arkadan Cem'in sesi duyuluyordu ama anlaşılmıyordu. "Olur mu oğlum öyle şey," diyordu Cenk de. "Bir selam ver çıkarsın yine dışarıya." Sesi bozulur gibi olmuştu açıkçası. Acelesi olduğunu söylüyordu Cem de.

Bu sırada kızının ilgisi nedeniyle kıskançlığından kuduran bir adam vardı arabada. Alpay içindeki hesaplaşmanın derdindeyken arkadaşının "Cem'i arkadaşları çağırıyormuş..." deyişiyle celallenmek istedi. Bacak kadar veledin acelesi yoktu ya önce kızıyla konuşabilirdi.

"Ben zaten onu aramamıştım," dedi Yaren hiç bozuntuya vermeden. "Ben bugün biriyle kavga ettim de sana onu söyleyecektim," diye devam etti neşesini kaybetmeden. Cem kendi kaybederdi konuşmayarak. Bu umurunda bile olmadı. "Hani sen bana birazcık karete öğretmiştin ya..." diye devam ediyordu ki Cenk şaşkınlıkla girdi araya. "Kız sarı," dedi sevmelere doyamadığı saçlardan aldığı hitabıyla. "Ne kavga dövüşü sen iyice o hırt babana mı benzer oldun nedir? O kadar erkeğin arasında benim kızımın dengelerini de bozdular tabi. Eli maşalı—"

Yaren sanki tüm konuşmayı babası hiç duymamış gibi telefonu kulağından çekip eliyle kapadı ve merakla "Baba hırto ne demek?" dedi. "Bir de eli maşalı." Üstelik Alman aksanı Türkçesini bozunca bunu duyan Cenk kahkahalarla güler oldu. "Sen bana versene telefonu..." deyip uzandı arkaya Alpay da. "Yine ne anlatıyor bu herif sana... "

İçten içe mutluydu da aslında. Biliyordu çünkü Yaren'in Cem ile konuşmak istediğini ve belli etmese de üzüldüğünü. Dikkatinin dağılmasıysa işine gelmişti. Tek isteği bu ilginin bir an önce kesilmesiydi.

...

birkaç ay sonrası,

İzmir

Defne'den;

Esintinin tenimi okşayan sıcaklığıyla çocuklara meyve tabağı hazırlıyordum. Onların havuzdan mutfağa dolan eşsiz kahkahalarını duyuyor olmak mutlu olmama yetiyordu ancak belime sarılan iri kollarla gülüşüm büyüdü.

"Birileri bizden kaçıyor sanırım," dediği sırada dudakları askılı elbisemin açıkta bıraktığı omzumda çiçek bahçeleri filizlendirmeye yetmişti. "Korurdum ben seni bu acımasız canavarlardan, güvenmiyor musun sen kocana?"

Su kuşu olmaları, havuzdan denizden çıkmak nedir bilmemeleri yetmiyormuş gibi beni de sürüklüyorlardı oyunlarına. Üstelik bilmiyordum sanki her an babalarıyla iş birliği yapıyor olmalarını.

"Islanmaktan hoşlanmıyorum," dediğim sırada muzip bir gülümsemeyle "Bunu sen mi diyorsun?" diyerek sinirlendirdi beni. Uzanıp meyvelerden birini ağzına atarken ben de kolları arasından kurtulmuş oldum böylece. "Bunu duymamış olayım."

"Burcu'yla konuştum," diyerek kaçtım bakışlarındaki yoldan çıkarıcılıktan. "Birkaç saate inmiş olurlar." Aklına artık neler geldiyse sinir etme sırası bendeydi. "Korkma ya," dedim alayla. "Kızının sana olan ilgisi azalmaz Cenk amcası gelince merak etme."

"Defne!" dese de komikti yani bu hali. "Ee işte ne yaparsın. Kıskançlıklarının karşılığını böyle böyle buluyorsun gibi geliyor bana." deyip aldığım tabaklarla adımladım. "Kabul et sen de beklemiyordun kızının herkese mavi boncuklar dağıtıp seni kıskançlıktan kudurtacağını. Hayır işin garip yanı kıyamıyorsun da kızına."

Sessizce "Bu kadar sevgi dolu bir çocuk olması beklenmedikti tabi..." deyişini duymuştum havuzun kenarına ulaştığımda.

Yaren babasını gördüğü an "Hadi sen de gelsene baba!" diye bağırdı tüm sevecenliğiyle. "Bu aslanlar yiyecek beni."

Üç erkek kardeşin arasında kalmış gibi yapıyordu da üçüne de sözü geçtiğini bilmediğimizi mi sanıyordu? Yağız, Yiğit, Yaman... Üçü de prenses gibi davranıyorlardı sarı civcivlerine. Yaren yine de babasına nazlanmaktan geri durmuyordu ama.

Ensesine uzattığı eliyle üstündeki tişörtten kurtulan adam bile isteye beni de ıslatarak atlamıştı havuza. "Babam geliyor. Kaçın kaçın," diyerek suda koşuşturmaya başlamıştı aslanları. Yağız'ın kardeşlerini arkasına alıp babasına savaş açmasıyla devam ediyordu oyunları. Bense bu eşsiz manzara eşliğinde huzurla doluyordum.

Saatler geçmiş, misafirlerimiz gelmişken büyük yemek masasının etrafındaki koşuşturma günün tüm yorgunluğunu alıp gitmişti.

Yaren Cem'in koluna girmiş onu bir yerlere sürüklemekle meşguldü hala. O kadar özlemişti ki geldiklerinden bu yana sürekli sarılıyor, öpüyor ve alakalı alakasız her şeyi anlatmakla vakit geçiriyordu.

Cem ise içine kapanıklığını atması, bu kalabalığa alışması için vakte ihtiyacı olduğunu her haliyle belli ediyordu. Sessizliğiyle, utangaçlığıyla bir şey diyemiyordu Yaren'e. Yağız'ın onu kurtarmsını bekliyordu sadece.

Yağız devreye girdi sonunda. "Civcivim bıraksana çocuğu," diyordu gizlice kardeşine. "Ahtapot musun sen?"

"Ama daha ona İtalya'da çekindiğimiz fotoğrafları göstereceğim," dedi hevesle. Minik makinesi yukarıdaydı. Cem'e döndü ve "Biliyor musun sana hediye de aldık oradan ama İstanbul'da şimdi." diye evin içine sürüklemeye devam etti. " Burdan oraya gittiğimizde veririrm. Yeni arkadaşlarımla tanıştıracağım seni şimdi. Sonra beraber İtalya'ya gittiğimizde yine tanışırsınız merak etme."

Yaren gittiği her yere sonrasında Cem'i de götürüyordu sanki. Tanıştığı, hayatına giren herkesi ona da tanıtıyordu sonrasında tanıştıracağını düşünüp yabancılık çekmemesini isteyerek.

"Ben aslında acıktım," diyen Cem'di. "Sonra baksak olmaz mı?"

Yaren o kadar alışık değildi ki isteğinin geri çevrilmesine birkaç saniye duraksadı.

"Tamam o zaman. Yemek yiyelim sonra bakarız." dedi neşesini hiç bozmadan. "Ben de acıkmıştım zaten."

Masaya geçtiğinde ilk defa babasının yanında değil Cenk amcasının yamacındaydı.

Sevgili eşim memnun olmadığını o kadar belli ediyordu ki dostu bunu bilerek daha da eğleniyordu onun bu haliyle. "Gel sen benim kızım ol ya," diyordu Cenk de. "Giderken götüreyim seni de Iğdır'a." Sarı bukleli saçları okşayan babacan eli Yaren'in cıvıl cıvıl neşesiyle kızımı mutlu ediyordu. "Sevmiştin sanki sen bizim oraları geldiğinde."

"Yok," dedi hızla. "Ben babamın kızıyım sadece. Gidemem başka yere."

Babasına hızla öpücük atması yetmiyormuş gibi yanındaki adama geri dönüp babasının görmediğini düşünerek göz kırpmaya çalıştı. "Ama bence Cem bizle gelebilir Almanya'ya, değil mi baba?"

"Olmaz öyle şey," diyerek cevap verdi Cenk. "Ben de oğlumu özlerim o zaman. Göndermem onu uzaklara."

"Yo," dedi Yaren ince kaşlarını bilgelikle havalandırırken. "Cem'in gitmek istediği okul uzakmış size ben biliyorum. Sen de gönderecekmişsin onu. Oraya gideceğine bize gelsin işte."

Cenk ağabeyle aralarında sahiden başka bir bağ vardı. Etrafımızdaki tek kız olması, hepimizi neşeye boğması da değildi nedeni. Hatırlamak istemediğim anlardan, doğumundan bu yana elini üstünde tutuşundan Yaren de bir başka seviyordu Cenk amcasını.

"Sahiden..." dedi Alpay da ilgiyle. "Devam mı askeri lise hazırlıkları?"

Cem dakikalar sonra ilgi alanına giren bir sorunun sorulmuş olmasıyla gülümsedi ve kafasını salladı. "Daha çok zamanım var ama ben yine de şimdiden hazırlanıyorum."

İsteği konusuna bu kadar istikrarlı olması hoşuna gitmişti Alpay'ın. Yağız babasının mesleğine hayrandı, onunla işe gittiği anlar bu yolda ilerlemek istediğini şimdiden belli ederken Yaren her üç günde bir bambaşka bir yoldan gitme kararıyla şaşırtıyordu bizi. Bir gün babası gibi mühendisti bir gün de uzaya giden bir astronot. Baleye gittiği gün dansçı oluyordu piyano kursu akşamı müzisyen. Ve babası tüm bunları olabileceğini öğütlüyordu kızına. Oysa Yağız'ın babasıyla inşaata gittiğinde çokça yorulduğunu görünce karar değiştirmek istemesini hiç böyle karşılamamış, beni de hiç şaşırtmamıştı.

"Bence sen asker olma," fikri civcivimdendi. "Amcam anlattı bana biliyorum ben. Çok zormuş, bazen yaralanıyormuşsun hatta. Hem de hep uzakta oluyormuşsun hiç sevdiklerinle konuşamıyormuşsun. Ülkemiz için güzelmiş ama bence boş ver."

Melih yine yapmıştı yapacağını.

Sesindeki hüzün herkesin sessizlikte kalmasına neden olurken Cem kararının arkasındaydı. "Benim babam polis ben biliyorum zaten bunları." dedi gururla. S"evdiklerimle de biraz konuşmam olur biter." Küçük bedenler için büyük sözlerdi bunlar. Yaren'in vatanına olan aitlik hissi Cem kadar değildi. Bunu zaten bu yaşında düşünemezdi ancak yine de bile isteye böyle bir meslek seçmesine akıl sır erdiremiyordu.

"Biz zaten uzaktayız! Ben gelince de sen olmayacaksın ama burada..." dediğinde sahiden dert edinmişti bunu kendisine. "Zaten az görüşüyoruz büyüyünce daha mı az görüşeceğiz yani?"

Sonra da bir şey olmamış gibi gülümsedi ve "Doğru ya sen zaten şimdi de konuşmuyorsun!" diyerek lafını tutamadı. Birkaç ay öncenin kinini mi tutuyordu hala şaşırdım kaldım. Arkadaşına kafa attığını anlatmak istediğinde konuşamamış, sonra da hiçbir şey olmamış gibi devam etmişti ara ara gündelik hayattan konuşmaya onunla. "Büyüyüp asker olduğunda da konuşmazsın olur biter."

Cem en sonunda tutamadı kendini "Ya sana ne!" diyerek söylendi. "Ben senin sürekli uzak yerlere gitmene bir şey diyor muyum? Sen de uzaktasın sonuçta."

"Diyemezsin zaten! İstediğim yere giderim ben."

"Anneciğim!"

Uyarışımla omzunu silkerken ikisi de önüne dönmüştü sessizlikle.

Cem'in çevresindeki insanların azlığının yanısıra Yaren ve Yağız'ın çokça arkadaşı her yerden bir tanıdığı vardı. Yaren'in bu hırçınlığı herkese rağmen yine de onunla olan arkadaşlığını tamamen kaybetme düşüncesinin olmasınaydı.

Alpay bu tartışmadan hiç hoşlanmayarak "İstediğin her zaman olmasa da belli zamanlarda görüşebilirsiniz," diyerek kızını mutlu etmeyi plandı. Herkesten uzak oluşları onun yüzündendi diye düşünüyordu yine kesin. Dert ediniyordu bunu kendine. "Yatılı okullarda her zaman görüşemiyorlar."

"Yok," dedi Yaren hiç umurunda değilmiş gibi. "Ben istemiyorum. Abim arkadaşını görmek isterse o gider."

Cem'in bu sözle üzüldüğünü fark ettiğim an ona sıkıca sarılmak istedim. Yaren'in karşısındakini düşünmeden kırabiliyor olması hiç hoşlanmadığım bir davranıştı. Her zamanki gibi tüm dünya onun etrafında döndün, bir tek onun düşünceleri önemsensin istiyordu. İstediği gibi olmayınca da her şeyi silip atmaktan hiç zorlanmıyordu. Oysa Cem ona böyle olmayacağını gösterecek tek kişi gibi duruyordu.

...

Yıllar sonra

İstanbul

Yaren'den

Kucağımda kitaplarım, kulağımda telefon hızla adımlıyordum caddede. Biraz daha yanıtlanmazsa eğer çağrım, işte o zaman Tanrı Yağız'ı korusundu çünkü benden gün boyu çekeceği vardı.

Nefes nefese "Söyle civcivim," demesi bile yumuşatmamıştı beni. "Neredesin sen!" diyerek solumuştum öfkemi. "Kaç saattir sana ulaşmaya çalışıyorum. İnsan bi' merak eder ya."

"Kusura bakmayın hanımefendi," dedi gülerek. Bir yandan da "Ahmet ağabey bir dur ya, kardeşimle konuşuyorum!" diye seslenmişti. "Az nefes alayım. Yav tamam gözünü seveyim alacağım şimdi onu oradan kaçmıyorum ya! Babamı ne karıştırıyorsun ki şimdi..."

"Şantiyede misin sen?"

"Evet," dedi daha sessiz bir yere geçtiği sırada.

"Ne yapıyorsun ki orada?" dedim gülmemek için kendimi zor tutarken. "Uygulamalı dersin falan mı var?"

"Kızım şaka mısın ya sen?" deyip yükseldi sesi. "Sabahtan beri iflahım sikildi zaten. Yok tuğla taşı yok harç karıştır. Yemin olsun kalıp suntasındaki çivi benden daha üst mevkide şu an. Ben boşuna okuyorum bu okulu. Babam beni ustanın eline bıraktı bırakalı gelen vuruyor geçen vuruyor."

"Öyle deme aşkım. İyi tarafından bak, onur derecesiyle mezun olan kaç inşaatçı var bu dünyada."

"Sen geç dalganı, sarışın." dedi sakinliğini koruyarak. "Önce Rusya'da tıpı sonra da Amerika'da uzay bilimlerini okumayı bırakıp Türkiye'ye geleceğim ben dediğinde sakinlikle karşılayan adamın çocuğu değilim ben. Babam döndüğün gibi senin altına son model spor arabayı çekerken bana burada bir çekiç bile emanet ettirmiyor daha. Sen halime üzüleceğin yerde bir de dalga geçiyorsun benimle."

Araba sözü geçince diken diken oldu tüylerim. "Ay ben de onu diyecektim sana," dedim hızla. "Çektiler arabayı aslan ya."

"Ne..."

O daha şaşkınlığını yaşayamadan "Abicim..." diyerek sözünü kestim. "Sen izin alsan ya şimdi... Araba işini halletsen... Alsan otoparktan."

"Yaren ya!" diyerek kızdı ama kıyamadı. "Ne zaman oldu bu?"

"Nasıl oldu hiç anlamadım," dedim sanki hiç suçum yokmuş gibi. "Dersten çıktım şirkete geçiyordum. Kahve almak için durayım dedim dönene kadar almışlar. Hadi n'olur uğraştırma şimdi beni. Hallet işte ya."

"Babamın haberi var mı?" dedi arkadan ona seslenenler varken.

"Yok, şimdi ben de yanına geçeceğim zaten. Aramızda kalırsa harika olur. Sabah gördü çünkü beni arabayla giderken."

Uzatmadı "Hallettim say," dedi tüm iş bitiriciliğiyle. "Kapıyorum ben şimdi. Çağırıp duruyorlar."

"Sen var ya sen! Sen bir tanesin, aşkımsın, canım adamımsın benim." Telefona doğru seslice bıraktığım bütün öpücükleri onu gördüğüm an yeniden tenine bırakacaktım. "Abilerin en en en harikasısın."

Tam "He bir de bugün ... gelecek—" diyordu ki inanılmaz bir ses duyuldu arkasından. "Babama gidecekti önce—"

Anlayamadım ne dediğini, kimin geleceğini. "Akşam görüşürüz!" diyerek son verdim konuşmasına. "Uğur böceğimi anında kurtarırsan anahtarlar iki gün senin." demeyi de ihmal etmedim. "Kahramanımsın sen benim!"

Koca binanın kapısına geldiğimde danışmadakilere gülücükler bırakarak geçtim. Asansör beklerken, babamın katına ilerlerken göz göze geldiğim, beğeniyle süzdüğüm herkesin olduğum kişi nedeniyle karşılık vermeden önlerine dönüşlerini izledim sıkkınlıkla.

"Babam içeride mi?"

Babamın sesini duyunca ayağa kalkıp tebessümle beni selamlayan kızın yanıtını beklemeden kapıya yöneldim.

"Misafiri var—" demesiyle benim kapıyı aralamam aynı anda oldu tabi.

Kolumdaki kitaplar, elimdeki kahve poşeti, tuttuğum telefon, omzumdaki minik çanta derken gördüğüm kişiyle elim ayağıma dolandı sandım ancak her şey yerli yerindeydi. Sanırım bu halim onu beklemediğimdendi. Yoksa gereksizdi yani bedenimin bu tepkisi.

Havalanan kaşlarım, uçuşan saçlarım kısacık sürede eski haline geldi. "Civcivim," dedi babam şaşkınlıkla. "Hoş geldin."

"Hoş buldum..." dedim ama ne elimin altındaki kapıyı bıraktım ne de içeriye adımladım.

Babamın karşısında oturan adama kaydı gözlerim yeniden. Kısacık kesilmiş saçları, sakalsız keskin yüz hatları, yıllardır yaptığı sporun etkisiyle heybetlenen bedeni ve ela gözleri karşımdaydı.

Birkaç gün önce Yağız'la görüntülü konuştuklarında arkadan geçerken gördüğümdeki haliyle aynıydı. İlk görevinden dönüşünü anlatıyordu arkadaşına. Merak etmemiş geçip gitmiştim. Oysa bu defa o seslenmişti görüşmek için, işim var deyip gitmiştim minik bir selamlaşma sonrası.

Babamın ayaklanıp bedenimi sarmasıyla geldim kendime. "Geçsene güzelliğim," dedi saçlarıma kondurduğu buseyle. Gözleri gözlerimden ayrılmayan adamdan bakışlarımı çekmeden yeniden kondurdum yüzüme gülüşümü.

"Haberim yoktu geleceğinden," dedim sevinçle. "O yüzden şaşırdım."

Eşyalarımı bırakıp hızla ona ilerlediğimden ayaklanmıştı ve ben sıkıca sarılmıştım koca bedenine. "Konuştuğumuzda da bir şey dememiştin." Benim onu sarışım ne kadar kuvvetliyse onunki o kadar hafifti. Geri çekilip yanağına minik bir buse bıraktıktan hemen sonra parmak uçlarımdan indim.

Tedirginlikle babama dokunan bakışlarıyla arkamı döndüğümde babam da masasındaki birkaç kağıda bakıyordu.

"Ne zaman geldin?" dedim üstümdeki kot ceketi çıkarıp karşısına oturduğumda. "Haberim olsaydı dersten erken çıkardım. "Niye haber vermedin ki?"

Gelişimle gergin miydi o? Umursamadım. Yorgundu belki de.

"Yeni geldim sayılır," dedi sakinlikle. "Sürpriz olsun istedim."

Mimiklerim benden habersiz düşüncemi gösterirken "Sen?" dedim sorar gibi. "Sürpriz yaptın?" Güldüm neşelenerek. "Senin öyle özelliklerin var mıydı ya?"

Tam bir cevap verecekti ki babam "Hadi eve," dedi ayaklanıp ceketini de alırken. "Yol yorgunusundur sen şimdi..." dediğinde Cem de bunu istiyordu sanki. Bana baktı babam uyarıcı bir şekilde. "Evde devam edin didişmenize."

Edelim etmesine de buradan beraber çıkmak demek...

Ben araba işini nasıl halledeceğimi düşünürken Cem de deri ceketini geçiriyordu üstüne. "Ben motorla geçerim eve." dediğinde babam bana hitaben "Arabayla motoru eve göndeririz, sorun yok." demişti ki ben çoktan kıvranmaya başlamıştım olduğum yerde.

Neyse ki kapı tıklatıldı ve babama acil olduğu söylenerek bir şeyler imzalatılmak istendi. Uzun süreceği belliydi. "Biz geçiyoruz babacım o zaman, " diyerek fırsattan istifade kıvrıldım aradan. Cem'in koluna yapıştığım gibi onu da aldım dışarı.

"Sen ne saklıyorsun babandan?"

Asansörün önünde beklerken duyduğum soruyla yanımdaki uzun boylu adama baktım.

"Ne saklayacağım, hiçbir şey." dedim sadece. Sonra da kıstım yeşil gözlerimi yüzünü irdeledim. "Asıl sen söyle," dedim dikkatle. "Korkusuz asker Kolordu Komutanı Yarbay Cem  bu sürpriz işi de ne?"

Güldü ciddiyetime, sabır diler gibi eğdi başını. Elindeki siyah kaskı salladı düşünür gibi.

"Özlemiş olamaz mıydım sahiden?" diye sordu bir de. "Sizi... Çocukları."

Gelen asansöre girdiğimde onunla kapalı alanda yalnız kalmak hiç akıl karı gibi gelmedi o an. "Bilemiyorum," dedim omuz silkip bukleli saçlarımı ensemden itelerken. "Özlemek, sürpriz yapmak gibi insani duygular pek senlik değil çünkü."

"Sen de iyice taş kalpli yaptın beni." dediğinde bakışları kırgındı. "Taş kalpli değilsen bile taş kafalısın onu biliyorum." deyip çektim bakışlarımı. "Hala unutmadım seni ziyarete geldiğimizdeki o tavrını."

"Hala mı aynı mesele sarışın?" dedi sinirle. Bir cevap vermek gelmedi içimden. O an çalan telefonum kurtarmıştı zaten beni. Ekranda gördüğüm isimle gülüşüm büyürken asansör de inmişti sonunda.

"Selam," dedim Rusça.

"Özlettin kendini," diyen arkadaşıma "Sen de öyle..." dediğim sırada yanımdaki adam söyleniyordu öylece. "Dışişleri bakanının telefonunda daha az yabancı numara vardır," diyordu huysuzca.

Güldüm bu komik olmayan şakacı hallerine. "Korkma, korkma..." dedim tatlı tatlı. "Rusya devlet işlerini birbirine karıştırıp sana iş çıkarmayacağım." deyip göz kırptığımda daha da delirdi ve motoruna doğru ilerledi. "Sen de bir asker oldun savunma bakanı kesildin başıma."

Telefondaki arkadaşımla minik bir konuşma gerçekleştirirken aklıma gelenle hızla ilerleyip kolunu tuttum ve aramayı sonlandırdım.

"Yolu biliyorum," dedi kolunu tutan elime bakarak. "Arabana geç sen."

"Ee... Şimdi şöyle ki..." deyip gülümsedim şirinlikle. Başımı eğip arkasındaki siyah demir yığınına baktım. "Bu minnoş şey beni de eve götürmekle şereflendirebilir mi kendini?"

Alman aksanım da işin içine karışınca anlamsızca baktı bana. Elini arkaya atarken baş parmağıyla canavarını gösterdi. "Minnoş şey mi?" dedi sorarcasına.

"Arabam Yağız'da," dedim gözlerimi kaçırarak. Taksiye binmek de bir seçenekti tabi ama bu fırsatı kaçıramazdım. "Ben de bineyim mi motoruna?" dedim en masumane tebessümümle. "Azıcık da hız yaptık mı tamamdır..."

Yüzümde dolanan bakışları yavaş yavaş bedenimde dolanırken "Bu halde mi?" dedi imkanı yokmuş gibi. Eğilip ben de baktım mini pembe kot eteğime, spor ayakkabılarıma ve beyaz tişörtüme.

"Ya lütfen..." dedim ısrarla. Yaklaştım iyice ısrar ettim peş peşe. "Babam hayatta izin vermiyor," dedim narinlikle. "Aramızda kalır... Bak ben biliyorum Yağız'la gizli gizli yarışlara gittiğinizi. Vallahi birgün yanlışlıkla ağzımdan kaçıverir görürsünüz gününüzü."

"Ya sen nasıl bir şeysin..." diye şaşırdı halime. "Masumluğunla kandırmana şu kadar kalmışken nasıl oluyor da tehditle son buluyor konuşman."

Kabul ettiğini varsayarak. Etrafından dönüp siyah koca motorun yanına geldim. Kitaplarımı uzattım her nereye koyacaksa koyması için. "Öyle de harika biriyimdir işte." dedim saçlarımı savurarak. "Değerimi bil."

Oturulan yeri havaya kaldırıp bir başka kask çıkardı ve kitaplarımı o boşluğa bıraktı. "Bunun pembesi yok mu?" dedim elinden almak için uzandığımda ama vermedi bana. Saçlarımı düzeltip kendi taktı kafama. "Var," dedi derince bir nefes bırakırken. "Alırız istersen."

Sesim boğuk çıkarken "Sonra inmem ama bak arkandan," diye bağırdım beni duyması için. Güldü sadece bu hallerime.

Atik bir hareketle binip motoru düzeltirken binmem için yardım etti. Sırtına yasladığım göğsüm heyecandan hızla inip kalkarken hem korku hem merak vardı içimde. Bacağıma sarılan eli ayağımı koymam gereken yeri gösterirken "Sakın deli deli hareketler edip pişman etme beni," diye bağırmayı da ihmal etmedi. Dokunduğu tenim karıncalandı da beynim uyuştu sanki.

Duyduğum gür motor sesiyle kahkaha atarken sıkıca sarıldım gövdesine.

Öne doğru atılan demir yığını öyle hoşuma gitti ki caddeye çıktığı an hızlanmasıyla kalbim ağzımdan atıyordu sanki. Göğsümü yasladığım sert bedene daha sıkı sardım kollarımı.

"Bu manyak bir şeymiş!" diye bağırdım beni duyabilmesi için. Sesi de hızı da arttı ve ben daha çok güler oldum. Etrafımdaki her şey o kadar hızlı geçiyordu ki beyazlıktan başka bir şey görmüyordum.

Kollarımı iki yana açmak için tutuşumu gevşettiğim an sanki anlamıştı ne yapmak istediğimi. Tek kolu hızla göğsündeki ellerimi tuttu. "Sakın!" diye bağırdı o da. "Demedim mi kızım ben sana deli deli hareketler etme diye. Öldürsün mü baban beni!"

"Eğer söylemezsen nereden bilsin canım," dedim ben de aynı yüksek tonda. "Hadi ya daha hızlı. Lütfen..." dememişim gibi hızı düşürmüştü ve ben daha da hızlansın istiyordum doyumsuzca ama denk geldiği ışıkla duraksadı.

Tutuşumu gevşetip elimi karnına ve göğsüne yasladım. Hatta hiç haberim yokken oralarda oyalandım. "Yolu uzatalım," dedim bir heves. "Hemen eve gitmeyelim." Gülüşümü durduramıyordum. "Bu zevki nasıl saklarsınız benden?"

Sanki beni hiç dinlemiyormuş gibi "Elin kolun rahat dursun!" ikazıyla beni kendime getirdi. "Tehlikeli sularda yüzüyorsun sürekli." Hareket eden ellerimin üzerine kapanan iri eli çekmedi ama kendisini. Ben de uslu uslu yutkunuşumla kaldım öylece.

"Ben bir şey yapmıyorum," dedim anında. "Sen söyledin, sıkıca tutun dedin."

"Sen beni mahvedeceksin de hadi hayırlısı," diye söylendi durduk yere. "Bak Yaren eğer babana bu motor işinden bahsedersen—"

Omzuna yasladığım çenemi kaldırıp kaskımı kaskına vurdum. "Hani kurşunların üstüne üstüne atlıyordunuz, bombalara kafa atıyordunuz. Babamdan mı korkuyorsun şimdi?"

Yanan ışıkla yeniden hızlanırken "Aynı şey mi?" diye bağırdı. "Kızının saçının teline zarar gelsin, bak o zaman baban nasıl en adi düşmandan daha acımasız oluyor bana karşı."

"İşte," dedim ben de bundan yola çıkarak. "Düşün bakalım kızının saçına zarar gelse dünyaları yakacak adam kızının kalbi kırılsa neler yapmaz sana!"

"Sen beni tehdit mi ediyorsun?" dedi tekleyen sesiyle şaşkınlığını gizleyemeden. "Yoo," dedim daha sıkı sarılıp başımı sırtına yaslayarak. "Sen niye üzerine alındın ki şimdi? Gönlün mü var yoksa bende?"

Ses gelmeyince güldüm seslice. "Korkma korkma, şaka." dedim eve yaklaşmışken. "Benim işim olmaz öyle aşk meşkle. Unuttun mu..." dediğimde ona inat açtım kollarımı söyledim şarkımı: "Aşka inanmam, sevgiye kanmam, hiç kimseye bağlanmam. Aşk yalan inanmam, benim adım çapkın kız."

Cem ve Yaren'in hikayesini kısa bir kurgu olarak sizinle paylaşma isteğim var. Sizden aldığım dönütlerden anladığıma göre siz de çok istiyorsunuz.

Bu yüzden özel bölümde bahsedemediğim çokça detay oldu. Tahayyül'ü de düzenlemek istediğimi biliyorsunuz zaten. Diğer karakterler bu yüzden yoktu.

Takipte kalmanızı öneririm çünkü Cem ve Yaren'in kurgusuna, Tahayyül düzenlenmesine dair duyurularım olacak. Yeni kurgularda da beraber olmak dileğiyle.

Çokça iyi bakın kendinize.


İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


  • Instagram
  • Whatsapp Kanal
  • Spotify
  • Pinterest
  • wattpad

© 2026 Rubeyyka. Tüm Hakları Saklıdır.

bottom of page