10. Bölüm
- rubeyyka

- 25 Kas 2025
- 16 dakikada okunur
''Onu öyle kapı arasında bize soru işareti barındırdığı bakışlarıyla görünce ne yapacağımı ne diyeceğimi bilemedim.''
Karton çay bardağımın içindeki ince tahta çubukla işim olmasa da çıkarıp kenara koymamış Büşra'ya evvelsi akşam yaşanılanları anlatırken elim boşta kalmasın diye öylece oynuyor içinde şeker bile olmayan çayımı karıştırıp duruyordum.
''Huh. Neler olmuş be bu birkaç günde. Hızlı çıktınız siz he.''
Ona kızgınca baktıktan sonra çayımdan bir yudum alıp konuşurken kuruya boğazımı ıslatmasını ve yumuşatmasını umarken gerçekten de bu birkaç günde ne kadar çok şey yaşadığımı düşündüm.
Emir ile konuştuğumuz akşam, hiç unutamayacağım o anları yaşarken kapıda beliren Yunus ağabeyin katı sesi benim kısa bir süre için öbür tarafa gidip gelmeme sebep olmuştu.
Huzurla dolup taştığım, sevdiğim adamın kollarında olduğum akşamı bölmüş olsa da benim birine bu şekilde yakalanmış olabilme korkum onun içeri girip arkasından kapıyı kapatması ve Emir'e yaklaşıp 'Burada neler oluyor?' diye sorgulaması üzerine dinmek şöyle dursun katbekat artmıştı tedirginliğim.
Ben ne kadar telaşlı ve tedirginsem Alpay Emir bir o kadar rahattı. Bu durum çok normal ve olağanmış gibi 'Konuşuyoruz.' diye cevap vermişti. Yunus ağabey bu saatte, burada gibi sorular yönelttikçe Emir bunları umursamıyor onu takmıyordu bile.
Az çok bir şeylerden şüphelenen Yunus ağabey bana dönüp ılımlı bir sesle 'Hadi abicim sen eve git.' deyip gitmemi söylediğinde Emir bana dönmüştü ama o Alpay Emir'i ikaz etmiş 'Sen kalıyorsun.' deyip beni şaka maka kovmuştu.
Ne yapacağımı bilemediğimde Emir'in bir şey söylemesini ister gibi bakıp ondan bir şeyler bekliyordum. Gözlerini sorun yok dercesine kapatıp açmış eve girdiğimde ona yazmamı söylemişti. Ondan sonra da Yunus ağabey dellenmişti zaten. Kapıyı kapatmadan önce sesini yükselttiğini duymuştum ama kalıp da dinlemek gibi bir hata yapmamış direkt eve atmıştım kendimi.
Oradan çıkıp hızlıca eve gittiğimde annem televizyon karşısında uyuyakalmış babam da yanında televizyon izliyordu. Abim de gece nöbetçi olacağından erkenden uyumuştu zaten. Babama selam verip odama geçmiştim direkt.
Yatağa geçip kendimle baş başa kaldığımda yüzümde aptal bir gülümseme vardı. Ağlamaktan acıyan gözlerim şimdi de gülmekten kısıldığı için acısını tekrardan hissettiriyordu.
Açıklaması ne olursa olsun Sumru konusu benim için henüz kapanmasa da şu an daha önemli bir şey vardı.
Yunus ağabey.
Emir ile ne konuştuğunu merak ediyordum. Ona ne konuştuklarını mesaj yoluyla sorduğumda ilkte beni deli edip daha önce hiç ondan beklemeyeceğim şeyleri yapıp ben de seni özledim gibi şeyler yazsa da ısrarım sonucu sorun olmadığını yazıp konuyu kapatmıştı.
Sabah uyanmış yine evden çalışmıştım. Ne olduysa annem yavaştan huyuma gitmeye, aramızdaki buzları eritmeye çalışıyordu. Ben de ona ayak uydurmaya çalışıyordum tabi.
Müsait olmadığım bir sırada Emel abla aradığında onu meşgule atmıştım ama aynı zamanda da ne açıklama yapacağımı düşünüyordum. Şu an aklıma gelen tek şey kaçabildiğim kadar kaçmaktı.
Gün içinde birkaç defa daha aradığında kısa cevaplarla ona meşgul olduğumu söyleyip kapatmış günü evden hiç çıkmadan bitirmiştim.
Şimdi de haftanın son gününde eve gitmeden önce Büşra'yla kafeteryada oturmuş çay içiyorduk. Onlarda kalmamın üzerinden neredeyse bir hafta geçecekti ki o günden sonra hiç bu konular hakkında konuşamamıştık. Ona olanları kısaca anlattığımda bile şaşırması acaba ayrıntılarıyla anlatsam ne tepki verirdi diye düşündürmüştü.
Tabi bu sırada o da Faruk Beyin ona sürekli yaklaşma çabasında olmasını anlatmış ilkteki gibi bu olaya soğuk bakmadığını en azından arkadaş olabileceğini söylemişti.
Zaten geri dönerken arabayla olacağımdan saati sıkıntı etmiyor çayımı aheste aheste içiyordum ama Büşra her an çağırılacakmış gibi tetikteydi. Onu daha fazla tutmak istemediğimden iyi hafta sonları diledikten sonra kalkıp uzun kabanımı giyinmiştim. Dışarıda yağmur vardı en son ama şu an devam ediyor muydu bilmiyordum. Lütfen artık kar yağsındı şurada yılın bitmesine ne kalmıştı sonuçta.
Büşra da yarınki yemek için iyi şanslar dileyip sabırlı olmamı hatırlatmıştı.
Umarım sarışın, umarı olabilirim.
Tüm gün oturduğumdan asansörü kullanmak istememiştim. Merdivenleri kullanarak aşağı indiğim sırada eve uğramadan önce markete uğrayıp birkaç şey almam gerektiğini kendime hatırlattım.
Merdivenleri inerken ayağımdaki topuklulara mı dikkat edeyim görüş açımı kapatmak istercesine gözümün önüne düşen saçlarımı mı çekeyim kararsız kaldığımda omzumda asılı olan çantamdan telefonumun sesi yükseldi.
Hastaneden çıkarken yağmur yağmadığına şükretmiştim çünkü arabayla gidip geldiğimden beri şemsiye taşımaz olmuştum. Telefonu çıkarıp yanıtladım. ''Güzelim,'' Alpay Emir'in keyifli çıkan sesini duymamla yüzümde hafif bir gülücük oluştu. Onun böyle hitap etmesi hoşuma gidiyordu ama aramızda hiçbir şey yokken bana böyle seslenmesini istemiyordum. Aklım çeliniyor da diyebilirdim aslında.
Belki de onu sinir etmek istiyordum onu uyararak, kim bilir...
''Ne var?'' Yüzümdeki gülümsemeyi silip sesimi umursamazca çıkarmak da neyin nesiydi, adama naz mı yapacaktın bir de Defne?
Arabaya ilerlerken telefonun ucunda kıs süren erkeksi kahkahasını işittim. Pek bir keyifliydi, merak etmiştim sebebini. Bu cevabıma daha çok sinirlenir diye düşünmüştüm oysa.
''Yavrum, yalnız sen böyle yaparsan biz bir adım ilerleyemeyiz.''
Allah'ım şu göğüs kafesimdeki yaramaz kalbimi Alpay Emir'in sesini her işittiğinde oynaşmayan bana nefes olmaktansa nefesimi kesmeyen bir kalple değiştirebilir miyiz? Ben pek dayanamıyorum da artık.
Arabaya yerleşip kapıyı kapattıktan sonra onu asabi bir sesle yanıtladım. ''Biz ilerlemeye falan çalışmıyoruz Alpay Emir, ayrıca bana şöyle şeyler söyleme sevgilin değilim ben senin.''
Ona, ilk defa adının yanına bana yük olan sıfatla seslenmek ikimizde de kısa bir sessizlik yaşanmasına neden olmuştu.
Keyifli sesi yavaştan yok olmaya başlamış onun yerine daha düz bir hale gelmişti. ''Bu sevdiğim olduğun gerçeğini değiştirmez.'' Kestirip atar gibi cevap vermesi ve konuyu kendince kapamış olması benim de işime gelmişti. Neticede bana senden emin olmadan diye zırvalayan adam şimdi benimle bir ilişki yaşar gibi davranması... Saçmaladın ve abartın mı Defne?
''Neyse, niye aramıştın?''
Araba kullanacağımı bahane ederek kapatabilirdim telefonu, şu an onunla konuşmak istemiyor olmam tamamen söylediklerinin aklıma geri gelmesiydi. Bu kadar geçmişte kalmayı istemezdim ama elimde değildi.
Ona soğuk yaptığımın farkına varmış uyarır gibi konuşmuştu. ''Defne, kabullenm...''
Benim bu durumu kabullenmemi mi isteyecekti bir de? Ne oldu şimdi benden emin olmuştu da kendince ilişkimizi mi başlatıyordu?
O kadar kolay mıydı onun için bu? Tamam, bir dokunuşuyla eriyor bir sözüyle aklım fikrim dağılıyordu, onu seviyordum ama ona kendimi açtığımda söylediği şeyi unutamıyordum. Kollarına koşup sığınmak istemiyordum. En azından hissettiklerimin farkına varsın istiyordum. Ona şu an ne kırgındım ne kızgın. Sadece kendimi bırakamıyordum.
Sözünü bitirmesine izin vermeden ben konuşmuştum. Onun bu aceleci huyumun hiç hoşuna gitmediğini biliyordum. ''Asıl sen kabullen. Bana dediklerini ne çabuk unuttun?''
Ona bunları söylerken arkadan bir başkasının aradığını belirten sesi duyduğumda telefonu kulağımdan çekip baktığımda annemin aradığını gördüm. Normal günde bu saatte evde oluyordum nerede olduğumu sormak için arıyordu büyük ihtimalle.
Alpay Emir'in homurdanmalarına kulak kesildiğimde az önce dediğini duyamamıştım ama devam etti. ''...Bugün değilse yarın. Bunun sen de ben de bilincindeyiz. O yüzden,'' onu dikkatle dinlerken o arama sesini yine duydum ama Alpay Emir'in ne diyeceğini merak ettiğimden onun aramasını kapatıp annemi yanıtlamadım. ''Bu gerçeği görmezden gelmeye çalışma.''
Başta ne dediyse kaçırdığımdan anlayamamıştım ki tam olarak ne demek istediğini. Annemin ısrarla aramasına daha fazla kayıtsız kalmak istemediğimden dediklerini es geçerek ''Şimdi kapatmam gerek, annem arıyor ısrarla.'' demiştim. O da uzatmadı zaten. Başta araba kapısının sesini duyduğundan böyle söylemiş olmalıydı ki dikkatine şaşırdım. ''Dikkat et kendine.'' dedikten sonra hastaneden yeni mi çıktığımı, niye geç çıktığımı sormuştu. Onu yanıtladıktan sonra annemi aramış hoparlöre almış ve yola çıkmıştım.
Annem saatlerce kimle konuştuğumu sorup niye geç kaldığımı merak ederken ona öylesine cevaplar veriyor yolda olduğumu anlatmaya çalışıyordum. Markete gideceğimi hatırlatmasına sevinmiştim çünkü tamamen çıkmıştı aklımdan. Eksik birkaç şeyi de istediklerine eklediğinde yol kenarında olan büyük bir markete girip istediklerini almış azalan trafik sayesinde eve ulaşmıştım.
Market poşetlerini de alıp eve girdiğim sırada arabalara göz atmıştım. Onun arabasını göremeyince henüz gelmediğini görmek sanki beni ilgilendiriyormuş gibi üzmüştü.
Eve girip eşyaları mutfağa bıraktığımda annem masayı topluyordu. Yemek yemişlerdi anlaşılan. Beni görünce hemen yiyip yemeyeceğimi sormuştu. Biraz dinlendikten sonra yiyeceğimi söylediğimde işine geri dönmüş tezgâha koyduğum poşetlerin içine bakıp eksik var mı diye kontrol ediyordu.
Odama geçip üzerimdekileri çıkarırken Sindirellalıktan Külkedisi'ne geri dönüyordum. Açık saçlarımı topuz yapmış üzerimdeki gömleğin yerini sadece evde giydiğim rengi biraz solmuş uzun kollu kazağım, kahverengi yüksek bel kumaş pantolonun yerini de kalın, polar pijama altım almıştı. Yaz kış fark etmeksizin üşüyen ayaklarımın tek çözümü ise şu anlık kalın çoraplarım ve panduflarımdı.
Çoraplarımı da giyip pijamanın üzerine çektim ve pandufları giyip çıktım odamdan. Banyoda ellerimi yıkayıp yüzümdeki makyajımı çıkarırken dua ediyordum da şu halimi beni sadece hastanede gören biri görse... Maazallah.
Mutfağa geçip kendime yemek koymuş onu yerken annem de telefonla konuşuyordu. Konuşması bittiğinde kim olduğunu sormuştum. Serap teyzenin aradığını dolapta bir tepsi su böreğinin hazırda beklediğini yarın için alabileceğini söylemiş annem de kabul etmiş. Onlarda yemekteyken geçen su böreği konusundan dolayı böyle demişti sanırım.
Bu konu hakkında bir şey söylemeyince yemeğimi yedikten sonra gidip almamı söylemişti. Yarın sabahtan da alabilirdik sonuçta şimdi üzerini değiştir git al uğraşamazdım. Annem de ısrar etmeyip kabul etmişti.
Yemeğimi yedikten sonra tabakları toplayıp annemin hazırladığı sarma içini almış masaya geçmiştim. Daha önce sardığımız yaprak sarmalarından çıkarıp kullanmasını söylediğimde onları düğün dönemi kullanacağını şimdi taze taze bunları sarmamızın daha iyi olacağını söylemişti.
Annem, Serap teyze ve mahalleden birkaç arkadaşı dönem dönem sırayla birbirlerinde toplanır yalnız yapılınca can çıkartan şeyleri beraber yaparlar ve dolaba atarlardı. Geleceği belli bile olmayan misafirlere hazırlıklı olmak böyle bir şeydi işte. Öğrencilik dönemimde sürekli benim de yardım ettiğim ama çalışmaya başladığımdan beri sadece bir iki defa dâhil olduğum bu olayı ne kadar yorucu bulsam da günü gelince insanı büyük dertten kurtardığını inkâr edemeyecektim.
Telefonumu masadaki su bardağına yaslayıp ara ara izlediğim videolardan birini açıp hem onu dinliyor hem de sarmaları sarıyordum. Annem mutfaktan çıkmış yarım saat sonra geri gelmişti. O da masaya geçtiğinde videoyu kapamış onun söylediklerini dinliyordum.
''Allah bilir Füsun Hanım(!) yarın neyi bahane edecek de benim tepemi attıracak.''
Söylenerek konuşması güldürmüştü ama buna gülersem annemden azar yiyecektim. Dudaklarımı birbirine bastırıp gülmemi engellerken genişleyen burun deliklerimden sesli bir nefes çıktı. Bunu fark eden annem ''Defne! Sanki bilmiyorsun kadını.'' diye kendini açıklasa da düşüncem değişmemişti.
Füsun teyze Feyza'nın annesiydi ancak kim derdi ki öyle melek gibi bir kadından Feyza çıkacak. Feyza bana ne kadar samimiyetsiz ve yapmacık geliyorsa annesi bir o kadar samimi ve içtendi. Annem ile anlaşamamalarının sebebi ise yine ve yine abimdi.
İnanıyordum ki bir ilişkide aileler arası samimiyeti ve sevgiyi o ilişkiyi yaşayanlar belirliyor ve onlar şekillendiriyordu.
Abim Feyza ile aramı iyi tutacağım diye Füsun teyzeye yalakalık yaptığı ilk dönemler annem bunu fark etmiş ve sanırım kıskanmıştı. O günden sonra da güzelim kadınla bir türlü anlaşamamıştı. Annemin dediği gibi bir durum da yoktu üstelik. Füsun teyze sadelikten yanayken annemin bu yemeklerde olayı abartması onun nezaketen 'ne gerek vardı bu kadar şeye' tarzı söylemlerini doğuruyor böyle olunca da annem kadının iyi niyetle söylediği şeyleri tersinden anlayıp yorumlamasına sebep oluyordu.
Yarınki yemek anlaşılan çekişmeli ve bol bol atışmalı geçecekti. Böyle düşününce keyfim yerine gelmişti doğrusu. Feyza'nın babası Recep amca ile babam iyi anlaşırdı. Böyle olunca da birlikte olduğumuz zaman ortamda ben ve Feyza değil, sadece annemler atışırdı.
Abim ve Feyza ortamı yatıştırmaya, olayı toplamaya çalışırken babamlar, ben ve Feyza'nın tek kardeşi Fırat onları keyifle izler eğlenirdik. Tabi bu durum bir yere kadar geçerliydi. Fazlası tadı tuzu kaçırıyor keyif falan bırakmıyordu.
''Biliyorum anne, ben ona gülmedim zaten.'' Çevir kazı yanmasın Defne.
Annem 'Ben seni bilmez miyim?' dercesine bakmış önündeki yapraklara geri dönmüştü. ''Salı günü teyzenler gelecek.'' İşte başlamıştık. Şehir dışındaki akrabalar yavaş yavaş gelmeye başlayacak ev kalabalıklaşacaktı anlaşılan.
''Bizde mi kalacaklar?''
Kalmaları elbette sıkıntı değildi. Böyle güzel amaçlar için bir arada olmak katlanılmayacak bir şey olmadığı gibi verdiği yorgunluk şikâyet edilecek gibi değildi.
''Yok, buralar kalabalık olur diye dayınlarda kalacaklarmış. Düğünden sonra bize gelin dedim ama çocukların okulu var deyince ısrar edemedim.''
Kışın düğün yapmak cidden gerekli miydi? İnsanların düzenini bozmak gibi geliyordu bana. Gerçi yazın olsa da aynı olacaktı ama okulların olmaması gelenlere kolaylık sağlayacaktı.
''Defne, kızım sen izin mi alsan? Şimdilik bir şeye ihtiyaç yok gibi duruyor ama gelen giden olur bana el ayak olursun.''
İzin almak benim için sıkıntı değildi ama böyle bir şey için de almak istemiyordum. Sanki kırk gün kırk gece sürecekti şu düğün. Gelenler de zaten misafirliğe gelmiyordu ya.
Anneme bunun gerek olmadığını, izin alamayacağımı söylediğimde ısrar etmemiş kabullenmişti.
Yarın sabah erkenden başlayan bir plan oluşturmaya başlamıştık annemle. Her misafirde olduğu gibi tertemiz ev baştan aşağı temizlenecek yemekler yapılacak, yapıldıktan sonra mutfak bir daha temizlenecek...
Annemin sıraladıklarını dinlediğim sırada önümdeki yapraklar da bitmişti zaten. Etrafı toplayıp erkenden odama geçip yatağıma girmiştim. Uykum yoktu ama yorulmuştum bugün.
Belime yastığımı koyup sırtımı yatak başlığına yaslamış telefonda dolanıyordum. Yapacak bir şeyim yoktu ve canım sıkılmaya başlamıştı. Galeriye girip gereksiz fotoğrafları temizlemek benim için iyi bir uğraş olacak gibiydi.
Fotoğraf çekinmektense çekmeyi daha çok sevdiğimden galerimde benden çok başkalarının fotoğrafları vardı. Bir de dağ, taş, deniz. Kısaca yarınlar yokmuş telefonumun depolama alanı sonsuzmuşçasına ne gördüysem, gözüme ne hoş gözüktüyse fotoğraflamıştım.
Yeniden eskiye doğru gereksizleri sile sile ilerliyordum ve gördüklerimle bazen durgunlaşıyor bazen kahkaha atıyor bazen de şaşıp kalıyordum. Ne çok şey vardı böyle?
Telefonuma yeni atmış olsam da üzerimizdeki kıyafetlerden yaz aylarında çekildiği anlaşılan fotoğraf birkaç yıl öncesine aitti ve o fotoğrafı gördüğümde hatırladığım şeyler kocaman gülümsememe neden olmuştu.
Bu fotoğraf, daha doğrusu videodan alınmış ekran görüntüsü, Nihat amcaların şehirden uzak ufak bir köyde bulunan bazen bu kargaşadan kaçmak için gittikleri küçük bir bahçenin içindeki tek katlı evlerinde çekilmişti.
Ben elimde su hortumu, üzerimdeki kalın askılı, renkli yazlık elbiseyle şirin ve güzel dursam da beyaz kısa çoraplarım ve ayağımda bana en az beş numara büyük siyah terliklerle komik gözüküyordum.
Serap teyzenin ektiği domatesleri sularken Melih aynı çeşmeye takılı diğer hortumla yanımda uslu uslu benimle aynı şeyi yapıyor gibi gözüküyordu.
Ama birkaç dakika sonra o hortum beni bulmuş ve ben boydan boya ıslatılmıştım. Hiç beklemediğim o hareketi benim korkuyla çığlık atıp kaçmak istemem sonucu az önce suladığım ve çamur olan toprağa düşmem, üzerimin hem çamur hem de domates olmasıyla sonuçlanmıştı.
Aklıma o gün gelince gülmüştüm ama şu an aynı şeyi söyleyemeyecektim. Ben bana yapılan bu sahtekârlığı elbette unutmamış illaki karşılığını vermişimdir ama yine de şu an ona karşı sinirle dolmuştum.
Şimdi hatırladım da Alpay Emir'in bizi videoya çektiğini bildiğimden bir de saf gibi gülüp el sallamıştım o videoya. Melih'le küsüp günlerce konuşmadığımı hatırlıyordum. Aynısı Alpay Emir için de olacaktı ki Melih'in böyle bir şey yapacağından haberinin olmadığını sadece öylesine videoya aldığını söylemiş bundan haberi olsaydı kesinlikle engel olacağını diretmişti.
O gün için belki de yaşadığım en kötü gün diye düşünmüştüm ama şu an o anları hatırlayınca o videoyu bulup tekrar izlemek ve o günü tekrar yaşamak istemiştim.
Acaba o video duruyor mudur?
Kesinlikle Alpay Emir ile bir konuşma başlatmak için yapmayacaktım şu an aklımdaki şeyi. Sadece fotoğrafı atıp bu videonun onda durup durmadığını soracaktım.
Saat akşam on buçuk olmuştu ve bu saatte yatacağını düşünmüyordum. Gerçi bazı geceler uyumadığını çalıştığını düşünürsek ve kendini fazla yorduğunu da eklersek uyuyor da olabilirdi.
Fotoğrafı yakınlaştırıp kendimi incelediğimde bunu bana Emel ablanın attığını hatırladım ama ona şu an yazmak veya onu aramak istemiyordum. Çünkü kaçmak en güzel çözümdü. O da anlamıştı ki ısrarla aramamıştı daha fazla beni.
-(görüntü)
-Bunun video hali sende var mı?
Defne! İnsan bir naber, nasılsın yazar.
Onun bunu dert edeceğini düşünmüyordum. Takılmazdı yani.
Mesajı attığım gibi çift tik olmuştu ama Allah bilir ne zaman görürdü mesajımı.
Çok geçmedi, birkaç dakika içinde yanıtladı.
A. Emir: İyi akşamlar Defne Hanım, iyiyim. Yetiştirmem gereken bir iş var. Siz nasılsınız, ne yapıyorsunuz?
Şaşkınlıklar içindeydim. Attığı mesaj, mesajın noktasına virgülüne kadar dikkat etmesi tam bir insanlık dersi vermek ister gibiydi... Ben ağzım açık onun verdiği cevaba şaşırırken bir de niye buna bu kadar şaşırdığımı düşünüp ona şaşırdım.
Attığım mesajlara tek kelimelik yanıtlar veren adam için bu mesaj biraz üst düzeydi.
Onun ekranında olduğumdan attığı mesajları direkt görmem üzerine hâlâ bir şey yazmamış olmamdan dolayı çıkmıştı sanırım. Telefonu olur da elinden bırakır diye hızlı hızlı yazacaktım ki onun görüntülü aradığını gördüm.
Sakin ol Defne!
Onun görüntülü aramasını açmayacağımı düşünüyordum, bu tiple asla açmazdım zaten. Hemen meşgule atıp müsait değilim yazmıştım ama bu sefer de normalden arıyordu.
Aramasını el mahkûm yanıtlamıştım. Telefonu kulağıma götürüp olduğum yerde biraz daha rahat bir hale geldim ve konuşmasını bekledim.
''Önceden sinirlenince tamam yazıyordun artık o da mı yok?'' Sesi güler gibiydi.
Sinirlenmemiştim ki, sadece şaşırmıştım ya hu.
Bunlar da alışmış benim her şeye sinirlenmeme en ufak şeyde 'sön sönörlöndön mö' ye getiriyorlardı olayı.
''Sinirlenmedim, sen pek takmazdın öyle şeyleri ona şaşırdım sadece.''
Defne sen de az değilsin he. Adamın huyuna gidip konuşmayı uzatmak mı istiyorsun, anlamadım ki?
Arkadan farklı bir ses geldiğinde ne olduğunu anlamak için dikkat kesildim ama pek çıkaramadım, sanırım kâğıtların birbirine sürtünme sesi gibi bir şeydi. Eğer çalışıyorsa ve bu saatte evde değilse onu oyalamak istememiştim.
''Müsait değilsen sonra arayayım mı?''
Aptal.
APTAL.
A P T A L.
Defne arayan sen değildin ki! Bir de adama sonra arayayım diyorsun sanki uzun uzun konuşacakmışsın gibi.
Beklediğim gibi olmamış benim bu saçmalığımı göz ardı etmiş olmalıydı ya da umursamadı.
Aynı sesler bir kere daha geldi ve ''Evdeyim, merak ettiğin buysa.'' dedi. Sesi yorgun çıkmıştı bu sefer.
Onun gerçekten de işini hakkıyla yapıyor olmasını ve elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmasını seviyordum. Yani bence bu etkileyici bir özellikti.
''Sesler geliyordu da ondan sorayım dedim'' Benim uysal çıkan sesime karşılık onunki az önceki gibi yorgun değil normal çıkmıştı. ''Çalışıyorum, kâğıt sesleri gelmiştir.''
Sohbetine de doyum olmuyor Alpay Emirciğim.
Ne sohbeti Defne?
Diyecek bir şey bulamadığımda videoyu sorup telefonu kapatmayı düşündüm. Sonuçta o yüzden mesaj atmıştım.
''O videoyu sen çekmiştin, duruyor mu?'' Umarım hatırlıyorsundur da bir de beni anlattırmak zorunda bırakmazsın.
''Emin misin onun video halini istediğine? Sonu biraz acıklı bitiyor yalnız, dayanamazsın sen.'' Bu adam ya sinirli ya yorgun ya da alay ediyordu anlamıyorum ki derdi ne.
''Ha ha ha. Komik misin sen?'' Huysuzluk etmek istemesem de zorunda bırakıyordu. ''Allah'tan bir şey istedik.''
Eğer yoksa beni uğraştırmaması gerektiğini söyleyip kapatacaktım ki kapatmamamı varsa bilgisayarında olacağını bakıp da bulursa atacağını söylemişti.
Daire kapısının kapandığını duymamla abimin selam vermesini duymam eş zamanlı gerçekleşti. Abim anneme seslenmiş cevap alamayınca da bana seslenmişti. Alpay Emir'e kapatacağımı söylediğim sırada abimin sesini o da duymuştu ki konuyu abime getirip kapatmadan önce ''Unutmadan, Giray'la konuşacağım Defne.'' demişti.
Anlayamadım, abimle konuşacaksa bunu bana niye söylüyordu ki? Arkadaşı değil mi, gitsin konuşsun diye düşünmüştüm ama cümlesine devam etmesi elimi ayağımı birbirine dolamış nefesimin kesilmesine neden olmuştu. ''Benim sana hissettiklerimi bilecek, daha fazla ihanet etmeyeceğim.'' Soğuk ve tok sesine abimin tekrardan bana seslenmesi eklendiğinde böyle bir saçmalık yapmaması için ona bir şeyler söylemeliydim.
Daha biz bile aramızda düzgünce konuşmadan abimle mi konuşacaktı yani? Yaptığı, yapacağı saçmalıktan başka bir şey değildi. Yeni mi aklına geldi arkadaşının arkasından iş çevirmesi?
Titreyen ve kısık sesimle ''Sakın, sakın abimle falan konuşayım deme. Kapatıyorum, abim sesleniyor. Lütfen.'' diyebilmiştim. Ne diye birden bire böyle panik oldum bilmiyorum ama her şey durmuştu benim için.
Önce onu sevdiğimi fark etmiş peşinden onun da beni seveceğine ihtimal bile vermediğim sırada duygularımın karşılıklı olduğunu, daha sonra da beni seven adamın sevgime güvenip inanmadan benimle bir yola başlamak istemediğini öğrenmiştim. Şimdi aynı adam kendince ilişki yaşadığımızı varsayıyor ve bunu abimden saklamak istemediğini savunuyordu.
Her şey o kadar peş peşe gelmişti ki ne hissedeceğimi bilemiyor nasıl davranmam gerektiğini kavrayamıyordum.
Yendiğim her korkumun peşinden bir yenisi oluşuyor tam rahata kavuştum artık dediğimde attığım adıma engebe olacak bir şey oluyordu.
Alpay Emir ile beraber olmayı düşlediğim zamanlarda bile aklıma ailelerimiz, abimin tepkisi gelip beni korkuturken bunun gerçekte nasıl sonuçlar doğurabileceğini düşünmek bile istemiyordum.
Büyümüştüm, abim bunun farkındaydı. Ciddi bir ilişki yaşamak istediğimi bilse kızar eder ama karşı da çıkmazdı diye düşünüyorum fakat bu kişinin dostu olduğunu bilse üstelik abim olarak gösterip öyle kabul ettirmeye çalıştıkları biri olduğunu bilse normal mi karşılayacaktı, asla.
Babamın korkusu, annemin tepkisi, abimin yargısı, mahallenin baskısı derken herkesin düşüncesi beni korkutuyor ve alacağımız dönüşleri tahmin edebiliyor olmam beni fazlasıyla üzüyordu.
Bir şeyler daha sıraladıktan sonra telefonu kapatmış abime bakmaya çıkmıştım odamdan. Ben odamdan çıktığımda o da banyodan çıkmış ''Yemek var mı, çok acıktım.'' demişti.
Beraber mutfağa gittiğimizde babamı balkonda hava alırken görmüştük. Abim annemin nerede olduğunu sorduğunda babam annemin babaannemlere indiğini söylemişti. Bu saatte hayır olsun inşallah diye düşünürken abime ısıttığım yemekleri vermiş bir zahmet bitirdikten sonra kirlileri bulaşık makinesine koymasını güzellikle söylemiştim.
Umarım evlendiğinde Feyza'ya yaranacağım diye her şeyi yapmayı öğrenirsin de eve ara sıra geldiğinde senin de bir işin ucundan tuttuğunu görebilirim ölmeden önce.
...
''Akşama biber de doldursak mı, Defne?'' Annemin kararsızca dile getirdiği sorusuna bininci defa oflayarak cevap verdim.
''Anne kaçıncıya söyleyeceğim dün akşam saydıklarını yapsak yeter işte sanki ordu doyuracaksın.''
Elimdeki toz bezini televizyon ünitesi üzerinde gezdirirken annem de benim çıldırmama sebep olan şeyi yapıyor, camları siliyordu. Yahu kış ayındaydık, kış! Neredeyse Allah'ın her günü yağmur yağıyordu, onu geçtim bu misafirler akşam gelecekti, yani perdeler kapalı olacaktı, ne cam silmesi kadın!?
Sakin ol Defne, boş ver sen işine devam et.
Cevabıma homurdansa da uzatıp bir şey söylememişti.
''Dedemler de gelecek mi?'' Normalde gelirler diye düşünüyordum ama Hikmet dedeler onlarda olunca geleceklerine ihtimal vermemiştim.
''Yok, dedim siz de çıkın yukarı diye ama Hikmet amca kabul etmeyince diğerleri de bir şey demedi. Çaya gelecekler ama.''
Onu onaylayıp işime devam ettim. Oturma odası da bittiğinde saat on iki olmuştu bile.
Annem erkenden kapıma dayanmış ve uyandırmıştı. Sabah sekiz gibi kalktıktan sonra kahvaltı yapmıştık ve babamı da evden gönderdikten sonra annem yerleri süpürmüş ardından ben silmiştim. Şimdi de oyalana oyalana toz alıp vakit geçiriyordum.
Annem işi ağırdan aldığımı fark etse de laf etmemişti ben de bundan yüz bulup keyfini çıkarıyordum.
Elimdeki toz besini su dolu kovaya geri koyarken annemi çıldırtmak adına konuşmaya başlamıştım. ''Bitti çok şükür, Füsun teyze gelip duvar saatinin arkasına bakabilir artık.''
Alay ettiğimin farkında olan annem sildiği camı kapatıp sandalyeden inmiş perdeyi sinirle çektikten sonra kötü kötü bakmaya başlamıştı. Şu an zihninde boğuşan şeylerden biri de her şey bitiğine göre bu kıza ne iş verseydim idi büyük ihtimalle.
Hemen koltuğun üzerine koyduğum su dolu leğeni almış benim işim bitti ben banyoya giriyorum deyip acelece odadan çıkmıştım. Arkamdan ''Yemekleri de halledelim öyle gir, saçın başın kokmasın.'' dese de dinlememiş üzerimdeki terli şeylerden kurtulma aşkıyla banyoya girmiştim.
Çıktıktan sonra hızlı hareket ediyor akşam zaten üzerimi değiştireceğimden şimdi öylesine bir eşofman takımı geçiriyordum üzerime. Annem oyalanmamamı Serap teyzelere gidip böreği getirmemi ve bir an önce yemeklere başlamamız gerektiğini söylerken ben de saçlarımı kurutmaya çabalıyordum. Zaten kurutma makinesinin sesi başımı ağrıtırken bir de annemin kendisini bana duyurmaya çalışmak için bağırması benim için son noktaydı.
Kış aylarında saçımı kurutmamam hemen başımı ağrıttığında diplerine kadar kurutuyordum ve şu an saçlarım acayip kabarmış benim de Murat Kekilli'ye benzememe neden olmuştu. Yani abim şu halimi görse kesin öyle derdi.
Kabarıklığı insin diye sürdüğüm kremi iyice yedirirken anneme de ''Tamam gideceğim.'' diye cevap veriyordum.
Saçlarımın şekil alması için büküp tokayla sabitlemiştim. Annem ayna karşısında saçlarımla ilgilendiğimi görünce bu sefer de süslü olmamla alakalı konuşuyordu. Sen bana süslü diyorsan, el âlemin kızlarını görsen ne yapacaksın acaba?
Annemin telaşı beni de sarmıştı sonunda ve hızlıca üzerime askıdan bulduğum hırkayı geçirip Serap teyzelere gittim. Apartman kapısının önünde beklediğim sırada içerden başkası çıkınca selam verip içeri girdim ve şimdi de daire kapısında kapıyı açmalarını bekliyordum.
İçeriden Melih'in sesini duyunca bu sefer de kapıya vurmuştum. Açın artık şu kapıyı diye bağırmak vardı da, neyse.
Açılan kapıyla ''Sonunda.'' diye sitem ettiğimde Melih içeri geçmemi bekledi. Serap teyze merdivenlerden inerken hoş geldin deyince ben de ona karşılık verip böreği almaya geldiğimi söylemiştim. Böyle söyleyince de eliyle aman aman der gibi yapıp ''Ben de niye çıktım yukarı diye düşündüm durdum aklıma gelmeyince de indim.'' deyip mutfağa giren Melih'in peşinden ''Koca adam oldular didişmeden duramıyorlar akıl mı bıraktılar insanda?'' deyip söyleniyordu.
''Defne, üst üste in çık dizlerim ağrıdı teyzecim. Dolabın yerini biliyorsun ben donu çözülsün diye çıkarıp üzerine koymuştum, tepside zaten çık al sana zahmet.''
Serap teyzenin bu evde sevmediği tek şey sanırım şu merdivenlerdi. Dediği gibi üst üste inip çıktığında hep dizlerinin ağrıdığından söz edip dururdu.
Üst katta kiler gibi kullandıkları boş odadaki derin dondurucunun üzerinden almamı söyleyince onu onaylayıp yukarı çıktım. Alpay Emir evde miydi diye düşünürken yukarı çıktığım sırada gözüm de onun odasının kapalı kapısındaydı. Ses de gelmiyordu zaten. Evde yoktu büyük ihtimalle. Apartmana girmeden önce de dikkat etmemiştim arabası burada mı diye.
Sandığa benzeyen dolabın üzerinde üzeri gazeteyle kapatılmış tepsiyi görünce o olduğunu anlamıştım ama onu almadan önce Alpay Emir'in Melih'e seslendiğini duyunca burada olmasına sevinmiştim.
Dün telefonda söylediği son şey hakkında onunla konuşmam, ikna etmem gerekiyordu. Düğün öncesi abime böyle bir şeyden bahsetmesi demek her şeyi mahvetmek demekti. Abimin bunu normal karşılamayacağını o da bilmeliydi. Abimi benden daha iyi tanıyordu sonuçta.
Düğün öncesi sorundu da sonrası değil miydi yani Defne?
Sesi terastan gelince tepsiyi sonra almaya karar verip çıktım ve yanına gittim.
Teras kapısı aralıklıydı. O, oradaki masanın üzerine büyük bir kâğıt sermiş iki kolu masanın kenarlarında üzerine eğilmiş onu inceliyor bir yandan da sigarasını içiyordu. Sigara içtiğinden dolayı camları açmıştı, üşümüyor muydu üzerindeki ince tişörtle?
Elimi kapının kulpuna uzattığım anda hareketliliği fark etmiş kafasını kaldırıp bana bakmıştı. Beni gördüğü için şaşırmamıştı ya da ben anlayamamıştım. Dudaklarının arasındaki sigaradan derince içine çekip camın kenarındaki küllükte söndürdü.
Ben içeri geçip arkamdan kapıyı kapattığımda soru sorarmış gibi ''Güzelim?'' demişti.
Yalnız sen bana böyle dersen ben nasıl sana karşı geleceğim?
Ona baktıktan sonra masadaki şeyi merak ettiğimden oraya bakıp ''Konuşmak istiyorum seninle.'' demiştim.
Üzerinde çalıştığı projelerden biriydi herhalde. Bir şey anlamasam da bakmaya devam etmiştim. Zaten çok bir şey de gözükmüyordu olduğum yerden.
Ona küçük adımlarla yaklaşıp durduğumda yerinde doğrulup arkasında bulunan camın mermerine kalçasını dayayıp ayaklarını üst üste koyarak ''Olur, konuşalım.'' demişti.
Böyle ayakta dikilmiş elimi kolumu nereye koyacağımı bilmemek zorlamıştı beni. ''Dün söylediklerin, yani abimle konuşmak istemen...''
''Defne, bu konuda netim. Senden sonra ilk öğrenecek Giray olacaktı ama Yunus abi de biliyorken abinden saklar gibi söylememek benlik değil.''
Yunus ağabeyle aralarında hemen hemen sekiz dokuz yaş olmasına rağmen onun ona abi dediğini çok nadir duymuştum.
''Yunus abi ne biliyor ya, biz konuşuyorduk sadece. Sen ne dedin adama Allah bilir.'' Az önceki sakin Defne gitmiş yerine hırçın Defne gelmişti.
Ayrıca birileriyle konuşmadan önce keşke benle mi konuşsaydı?
Sesimi yükseltemiyordum çünkü her an duyabilirlerdi ayrıca bir süre sonra bu kız nerede diye meraklanmayacak mıydı Serap teyze? Melih aşağıdaydı. Belki, küçük bir ihtimal tahmin edip oyalayabilirdi.
Alpay Emir sorum üzerine beni süzmüş ardından göğsünde birleştirdiği kollarını açıp kenarı kıvrılan dudağının kenarını kaşıyarak yanıtlamıştı beni.
Bu hareketlerinin ne anlama geldiğini bilmiyordum ama daha çok... Vereceğim tepkiyi kestiremiyor gibiydi.
''Birlikte olduğumuzu söyledim, gizlemeye gerek yoktu diye düşünüyorum.''

Yorumlar