top of page

13. Bölüm

  • Yazarın fotoğrafı: rubeyyka
    rubeyyka
  • 25 Kas 2025
  • 14 dakikada okunur

''Şu börekleri ikinciye ısıttım sizin yüzünüzden, geç geleceğim diyorsunuz dönüp bakıyorum kapıdasınız.''

Alpay Emir'in işe gitmesi sonucu evde Emel abla ile yalnız kalınca anneme geç geleceğimizi söylesek de erkenden bize dönmüştük. Haliyle annem de biz geldiğimiz gibi önceden ısıttığı şeyleri yeniden hazırlamaya başlamış bize de söyleniyordu niye haber vermiyorsunuz diye.

Bu kadın başka evden evimize gelen herkesi, ben de dâhil misafir olarak görüp kendini bu kadar panik yapıyor ve eli ayağı birbirine giriyordu.

''Meryem teyze biz yabancı mıyız?''

Abla seni bilmem de bana bile aynı tutumu sergiliyor eve habersiz gelince...

Akşama doğru saat üç-dört gibiydi ve biz oturma odasında oturmuş çay içip bir şeyler yiyorduk. Annemle Emel abla, Emel ablanın kayınvalidesi hakkında konuşurken Ezgi uykusunu almış evin içinde koşuşturup duruyordu. Ben de düşünüyordum işte.

Alpay Emir'i, Melih'i ve şu evli kız meselesini, Sumru'yu...

Kendimden de Alpay Emir'den de emin olmadan aileme bu konuyu açmak istemezken onun abime söylemeden daha fazla beklemeyeceğini anlamıştım artık. Ben böyle düşünürken aklıma Sumru düşüyor anında herkese duyurmak, onun benimle olduğunu herkesin bilmesini istediğimi fark ediyordum.

Şeytan diyor düğün müğün bekleme söyle şimdi.

Sakin ol Defne.

Annemin biten çayını doldurmak için kalktığım sırada telefonum çalmıştı. Mutfağa gidip geldikten sonra telefonumu da almış Melih'in aradığını söyleyip odama geçmiştim.

Televizyonun, Ezgi'nin sesi annemlerin konuşması derken rahat konuşamayacaktım.

Annem Melih değil de bir başkası ile konuşacak olsam neden burada konuşmuyorsun diye bile ısrar edebilirdi, ses çıkarmadı bu duruma.

Odama geçip yatağa oturduğum sırada aramasını yanıtlamıştım ve konuşmasını bekliyordum. Onun konuşmasını beklediğim gibi ne yapıyorsun, nasılsın diye sormadan konuya girmesini beklemiyordum elbette.

''Defne, işin yoksa Zeliş'e gelsene.''

Zeliş diye bahsettiği yer oturduğumuz mahallenin biraz altında kalıyordu. Ara sokaklardan bulunan genelde öğrencilerin uğradığı bir kafeydi. Onun sakinleştiğini ve konuşmak istediğini düşünüyordum. Zaten bu zamana kadar niye bana anlatmadıysa.

''Tamam, gelirim de iyi misin sen?''

Emir ile tartıştıkları sırada ikisi de delirmiş gibiydi ve şimdi nasıl olduğunu merak ediyordum. Emir için bu ne kadar yanlış bir durum olsa, ben de bu durumu tasvip etmesem de Melih'i dinlemek onu anlamak istiyordum. Çünkü hâlâ aklım almıyordu duyduklarımı.

''İyiyim sorun yok, konuşmak istiyorum sadece.''

Konuşalım bakalım. Eğer düşündüğüm gibi bir sebebin yoksa gerçekten de evli barklı birine âşık olduysan kafanı kıracağım Melih.

Aslında böyle bir durum varsa bile ona suç atamazdım. Evet, yanlıştı ama seviyorsa ne yapabilirdi ki? Asıl yanlış olan onun bunu dile getirmesi ya da karşısındakinden de ona karşılık vermesiydi.

''Tamam, gelirim yirmi dakikaya.''

Ona cevap verdikten sonra telefonu kapatmış içeri geçip anneme ''Ben çıkıyorum.'' deyip Melih ile görüşeceğimi onunla bir şey konuşacağımı söylemiştim. Annem için bu normal olmasa da Emel abla anlamıştı konuyu. O yüzden arayı yapmaya çalışmıştı.

İkisine de görüşürüz dedikten sonra benimle gelmek isteyen Ezgi'yi bir şekilde kandırmış gelirken ona bir şeyler alacağımın sözünü vermiştim. Yoksa hayatta peşimi bırakmazdı.

Montumu giyip çıkmadan önce camdan havaya baktığımda yağmurun yavaştan yağdığını görünce şemsiyemi, montumun cebine koyabileceğim küçük cüzdanımı, telefonumu ve anahtarlarımı alıp çıkmıştım. Montumun ceplerini doldurunca şişkin şişkin durup göbekli gibi yapmıştı beni doğrusu.

Merdivenlerden indiğim sırada sanki ayak seslerimin duyulmasını kapı ağzında bekliyormuş gibi babaannem belirdi kapı arasından. Bir sen eksiktin zaten he. Evden çıkmadan önce elli kişiye hesap veriyorduk resmen.

Şimdi bir şey demeden çıkıp gitsem arkamdan laf edip duracaktı.

Normal tutmaya çalıştığım yüz ifademle nasıl olduğunu sormuştum, o ise bana nereye gittiğimi. Al işte, sonra diyorlar ki bu Defne niye böyle.

''Arkadaşımla buluşacağım babaanne, acelem var. Gelirken bir şey istiyor musun?''

Şimdi burada durup da hesap vermek, yapmak istediğim en son şeydi. Evde tek olduğunu, dedemlerin bir yere gittiğini, bize çıkacağını söylediğinde sadece kafamı sallayarak onayladım onu.

Ağzının içinden, sanki umurunda değilmiş gibi konuşarak ''Bu yağmurda çıkılır mı kızım, otur evinde sıcak sıcak.'' demesini duymazlıktan gelerek birkaç adım atıp gidiyorum ben imajı verdiğimde tekrar yineledim gelirken markete falan uğranılacaksa uğrayayım diye.

''Yok kızım, ne isteyeceğim. Canının sağlığı.''

Sonunda babaannemden kurtulabildiğimde şemsiye altında hızlıca gideceğim yere adımlıyordum. Ben adımlarımı hızlandırdıkça yağmur da yere düşüş hızını ve miktarını arttırıyordu. Hangi akla hizmet spor ayakkabı giymiştim bilmiyorum ama pantolonumun paçaları ve ayaklarım su içinde kalmıştı.

Kafeye geldiğimde camdan içeriye göz gezdirmiş ve içerinin doluluk oranına bakmıştım. Hafta sonu olması sebebiyle çok kişi yoktu. Burası zaten daha çok hafta içi okul sonrası öğrencilerin doluşması sebebiyle dolup taşardı anca.

Şemsiyeyi kapatıp girişteki şemsiyeliğe koyduğumda dışarıdaki soğuk havaya göre fazlasıyla sıcak olan kafenin havası birden yüzümü yakmıştı.

Kasada duran ve bizim sokakta oturan kadına gülümseyerek selam verdikten sonra köşede oturan ve çay içen adama doğru ilerledim. Beni ilk girdiğim an fark etmişti zaten. Onun gibi montumu çıkarıp kenara koydum ve karşısına geçtim.

Hoş geldin, hoş buldum konuşmasının geçtiği sırada ''Ne istersin?'' sorusuna daha yeni bir şeyler yiyip içip geldiğimi hiçbir şey istemediğimi söyleyerek cevap vermiştim.

''Melih, aklım hâlâ Emir'in söylediklerini almıyor. Şu işin aslını bi' anlatsan mı?''

Bu sözlerim karşısında onun yüzünde oluşan gülümseme kırgınlıklar barındırıyordu ve bu üzülmeme neden olmuştu. Ellindeki çay bardağında kalan son yudumu kafasına dikip bir yenisini istedikten sonra aynı kırgınlığı barındırdığı ses tonuyla konuştu.

''Anlamadan, dinlemeden celallendi,'' Bir şey diyecekti de son anda tuttu kendini başka bir şey söyledi. ''Lan ben onun gözünde o kadar şerefsiz biri miyim? Evli kadına yan gözle bakacak kadar.'' Alpay Emir'e kırıldığı anlaşılıyordu, haklıydı da.

Haklıydı evet ama Melih'i de tanıyordum şimdi. Emir'in sinirini körüklemek için pişkince diretmesini unutamazdım. ''Haklısın ama sen de az değilsin Melih, damarına basmaktan kendini geri çekemiyorsun ki.''

Üstelik hem evli kadına yan gözle bakar mıyım diyordu hem de sabah evdeyken boşanacak falan diyordu. E evli olmuyor muydu o zaman? Kafam karışmıştı böyle söyleyince.

''Sen şunu düzgünce anlatsana artık. Zaten vardı sende son zamanlarda bir şeyler. Sorduğumda söylemedin bile.''

O sırada yan masamıza servis yapan genç kız, masadaki boş çay bardağını almış yenisini bıraktıktan sonra benim bir şey isteyip istemediğimi sormuştu.

Bir şey istemediğimi söyleyip gönderdiğimizde Melih, önündeki çay bardağından yükselen buhara bakıyordu.

Genç kız gittikten sonra Melih kendini doğrultmuş rahatça oturduğu sandalyede sırtını arkasına yasladıktan sonra konuşmaya başlamıştı.

''Öyle aşkımdan falan öldüğüm yok benim,'' Lafa başladı ama nasıl devam ettireceğini bilemedi. ''Defne, abime sadece olayı söyledim götünden anladı beni. Dinlemedi bile,''

Yalnız şey, demesek mi öyle? Kendisi ile hâlihazırda yeni başlayan bir münasebetimiz var da.

''Şunu düzgünce anlat artık ya.'' Benim gibi sabırsız birine böyle parça parça anlatılmaya başlanılmazdı ki canım.

''Bizim arka sokakta İbrahim abi vardı eskiden hatırlıyor musun? Karısı birkaç yıl önce vefat etmişti,'' Mahalledeki kişileri çoğunlukla tanımazdım. Yani daha çok yüzleri aklımdaydı. Öyle isim hafızam da pekiyi değildir zaten ama az çok anımsadım gibi hissettim. Ama benim hatırladığım kişiler taşınmışlardı buradan. O değildi galiba.

Meraklanıyordum iyice. Konuyu nereden başlayıp nereye bağlayacaktı sabırsızlıkla bekliyordum. ''İsmini duydum galiba ama emin değilim, yüzünü görsem tanırım herhâlde.''

''Tamam neyse, taşınmışlardı zaten hatırlamıyorsundur belki.'' Doğru kişiden bahsediyormuşum.

''Kızı vardı Elif diye, onu hatırlarsın bak. Eskiden oynadığınızı ben bile hatırlıyorum.'' Böyle deyince hatırlamıştım iyice. Ne alakaydı şimdi onlar? Elif benle yaşıttı diye anımsıyorum. Eskiden sokakta beraber top falan oynardık o kadar.

''Oldu biraz, bir akşam eve gelirken mahalle mezarlığının oradan geçiyordum. İçli içli bir ağlama sesi duyunca korktum ne yalan söyleyeyim. Bakıyorum kimse yok etrafta. İyice dikkat kesilince duvar kenarında kızın teki o soğukta o yağmurda büzülmüş ağlıyor. Aklıma bin bir türlü şey geldi... Ne yapacağımı şaşırdım gitsem benden korkar diye düşündüm gitmesem aklım kalacak derken gittim yanına kız fark etmedi bile.''

En ince ayrıntısına kadar anlatmaya çalışıyordu ve ben meraktan yerimde duramıyordum. Yine de demedim bir şey.

''Kızı ilkte çıkaramadım ama sonra yüzüne bakınca hatırladım. İbrahim abinin kızı. En son zaten taşındıklarında eşyalarını arabaya taşırken yardım etmişlik bizimkilerle oradan aklımda kalmış. Defne, ben ne kimseye sevdalıyım ne de başka bir şey. Abim anlamadan dinlemeden ağır laflar edince çıktı ağzımdan öyle. Benim sizin aranızdaki ilişkiye de lafım yok ayrıca. Buna en çok benim sevindiğimi de bil. Geçimsizin, huysuzun tekisin falan ama içini biliyorum ben senin. Dostluğun kadar yengeliğini de merak ediyorum üstelik.''

Ben kollarımı göğsümde dolamış merakla onu dinlerken konu ne ara dönüp dolaşıp bize geldi anlayamadım. Zaten o da anlatacaklarına hazır değilmiş gibi konuyu uzattıkça uzatmaya çalışıyordu. Son cümlelerinde bana samimiyetle gülümsese de laf sokuşturduğunu görmezden gelememiştim.

''Neyse, kıza yardım falan ettim orası biraz karışık. Ben aklımdaki şey olmamış ona mı sevineyim kızın derdine mi üzüleyim anlayamadım. İbrahim abi düzgün adamdı, taşındıkları mahallede birine takılmış içkicinin teki olup çıkmış. Kızı da kendi gibi birine nikâhlamış habersizce.''

Ağzım bir karış açık anlattıklarını şok içinde dinlerken kendini masaya yaklaştırdı ve kısık sesle konuşmaya devam etti. Sinirine hâkim olmaya çalışmadan önce de kısık sesle bir küfür savurdu. ''Ben anlamıyorum ki amına koyayım kız ben imza mimza atmadım, koydu önüme evlilik cüzdanını bu kocan dedi diyor.''

Gözlerini kapatıp sinirle dudaklarını yaladıktan sonra ekledi. Bu hareketi gözlerimin önüne Emir'i getirmişti. ''Defne, kızın o halini o gece görmesem benimle taş- alay ediyor falan sanırdım. Ulan film mi çeviriyoruz sanki!''

Kulaklarıma inanmak istemiyordum. O kadar korku filminden bir sahneymiş gibi hissettiriyordu ki bunlar. Melih haklıydı sanki bir film gibi geliyordu ama bunun gerçek olması...

''Siktirsin gitsin bu kadar kolay mı bu işler? ''

Anlattıkça hatırlıyor hatırladıkça da kalıbına sığamamaya başlıyordu. Elini kolunu koyacak yer bulamıyor aynı zamanda da benim tepkilerimi izliyordu ama ben bir tepki bile veremiyordum. Ne denir, ne tepki verilirdi ki bunlara?

''Bunlar...'' Cümleye başlamıştım ama ne diyecektim ki?

''İşin boktan kısmı kızın sevdiği varmış ama çocuk askerdeymiş, gelince evlenecektik falan dedi.''

Evet, bir şeyler bekliyordum, Melih öyle bir şey yapmaz diyordum ama bu... Bunlar çok başkaydı. Duyduklarım çok ağır gelmişti.

Şaşmış kalmıştım. Melih bir şeyler anlatmıştı ama yine de anlayamamıştım. Konu nereye bağlanacaktı yani. Melih Elif'e mi âşık olmuştu diyeceğim, benim kimseye sevdalandığım yok dememiş miydi?

Ayrıca bu anlattıklarının bir yaşıtım tarafından gerçekten de yaşanmış ve yaşanıyor olması duyduğum korkudan da hissettiğim üzüntüden de iğrenmeme neden oldu. İnsanlar bunları yaşarken benim sadece gelip geçici birkaç şey hissetmem ardından birkaç güne unutmam... Çok kötüydü.

''Melih... Ben anlayamıyorum. Yani Elif'in böyle bir şey yaşamış olması, senin anlattıkların... Kafam allak bullak oldu. Sen Emir'e ne söyledin de anlamadan dinlemeden öyle tepki gösterdi? O böyle bir şeye asla kayıtsız kalmaz, kalamaz.''

''Elif'i anlattım ama öyle sana anlattığım gibi ayrıntılı anlatamadım ki. İbrahim abinin kızı Elif var ya onu babası evlendirmiş ben de kaçırmayı düşünüyorum falan dedim.''

''NE?'' Yüksek çıkan sesimle beraber birkaç bakış bize dönse de kendimi toparlayıp devam ettim. ''Aptal mısın, böyle bir şey denir mi? Ne kaçırması üstelik!''

Allah'ım sen aklımı koru.

''Defne, kızın nikâhladığı adam, artık kız nasıl bir dua ettiyse kızı almaya geleceği zaman tutuklanıyor, içmiş birilerine mi ne saldırmış atmışlar bunu içeri. Adam da aynı bok olunca ev mev bir şey yok babanın evinde kalacaksın çıkınca alacağım seni falan diye korkutmuş kızı. Kız yalvardı resmen kurtar beni diye. O gece mezarlıkta ölmüş annesinden yardım dileniyormuş resmen. Bulaşmak istemiyorum, yalan yok. Ama aklımdan da çıkmıyor kızın o hali. Düşündüm, gönlüme mi düştü de aklımdan çıkmıyor diye ama hayır. Acıma desen acıma değil... Anlayacağın çıkmaza girmiş gibiyim.''

Tükenmiş gibi arkasına geri yaslandı ve yüzünü sıvazladı. Ben ise duyduklarımı hazmetmeye çalışıyor Elif'in yaşadıklarını düşünüp duruyordum.

''Abime adam akıllı anlatacaktım o ara bir şeyle ilgileniyordu takmadı bile bir tarafına. Ben de o an sinirle saçmaladım işte. Ayrıca öyle bir durum olsa bile vereceği tepki bu mu olacaktı? Elinden gelse, sen orada olmasan öldürecekti ulan beni.''

Anlatılanların ağırlığı altında büzülmeden önce ona bir şeyler demem gerektiğini biliyordum ama yeni yeni konuşmayı öğrenen çocuklardan farksızdım şu an. Melih'in saçmalaması sonucu işi farklı tarafa çekmesine mi kızayım Emir'in onu dinlememesi sonucu böyle bir şeye kalkıştığına mı üzüleyim bilemiyordum.

''Melih sen ne yaptığının ne dediğinin farkında mısın? Elbette yapılır edilir bir şeyler ama Allah aşkına bugün ben de vardım orada. Sen inat eder gibi Emir'in tersine gittin sürekli.''

Derince soluklanıp devam ettim. ''Aklım almıyor, ne olacak şimdi? Kız öylece evde duracak mı? Melih ya adam şimdiye çıkmışsa, kıza gitmişse? Ben hâlâ oturtamıyorum bu durumu tam olarak.''

Peş peşe sıraladığım cümlelere cevap beklediğim sırada montumun cebindeki telefonum çalmaya başlamıştı. Ayaklanıp alacaktım ki Melih uzanmış montumu bana uzatmıştı.

Telefona baktığımda Alpay Emir'in aradığını gördüğümde nedense birden duraksadım. Melih'e baktığımda ne oldu dercesine bakmış ona telefonun ekranını göstermiştim sadece.

Oturduğu yerden ayaklandıktan sonra ''Sen konuş, ben elimi yüzümü yıkayacağım.'' deyip ayrılmıştı masadan.

Telefon çalmaya devam ederken daha fazla bekletmemek adına hemen yanıtlamıştım aramasını. Sanırım geç açmamadan sebep sorarcasına ''Güzelim?'' demişti.

Sesini duyduğum an daha birkaç saat önce bir arada olsak da onu fazlasıyla özlediğimi fark etmiştim.

''Efendim?''

Sesim onun özlemiyle heyecanlı çıkmak isterken az önce duyduklarımın hissettirdikleriyle biraz yorgunca çıkmıştı. Tam cevap verecekti ki yanımdan geçen kızın arka masamda her kim varsa yüksek sesle ''Getiriyorum hemen siparişinizi.'' demesiyle bunu duymuş ve nerede olduğumu sormuştu.

''Zeliş kafe var ya meydanın üst sokağında, oradayım.''

Kimle olduğumu söylemek istememiştim. Sebebi ise onun vereceği cevabı merak etmemdi sadece. ''Yoldayım, alayım mı seni? Bu yağmurda çıkma.'' Sesi az önceye nazaran daha düz çıkmıştı.

Dışarıya baktığımda yağmurun daha da hızlandığını insanların rüzgârdan dolayı şemsiyeyle bile rahat yürüyemediklerini görmüştüm. ''Kimlesin?'' Eminim ilk andan beri bu soruyu sormak istemişti ama...

''Melih'leyiz. Alpay Emir gelince konuşsanız mı? Sana söylemiştim, olay bambaşkaymış,'' Bir an önce konuşsunlar aralarındaki bu saçma sapan durum kalksın istiyordum. Sonuçta akşamında aynı evde olacaklarını bilmek beni korkutsa da Emel ablanın onlarla bir arada olacağından rahattım.

''Sonra, yavrum. Sizin konuşmanız bittiyse geliyorum seni almaya?''

Aksini istemediğini zaten sesinden belli ediyordu. Ne onu zorlamaya ne de aralarındaki mevzuya girmeye niyetliydim. Tek isteğim Elif'in içinde bulunduğu durumdan onu kurtarmak, ne yapılması gerekiyorsa yapmaktı.

Hafta içi ne zaman görürdüm onu bilemediğimden en azından şimdi görmek istiyordum. ''Tamam, bekliyorum.'' dediğim sırada Melih gelmiş Emir de görüşürüz deyip kapatmıştı.

''Emir buraya geliyor.''

Gözlerini kısarak gülmesi ardından da ''Senin abime,'' sesini incelterek beni taklit etti '' 'Emir abi' yerine Emir demen bana bile farklı gelirken abimi düşünemiyorum.'' demesi beni de güldürmüştü.

Emel ablanın da Melih'in de bu konu hakkında bir şey demeleri beni utandırıyordu. Utandırdığı için bile onlara bir şey söylemek istiyordum ama bu durumun hoşuma gittiğini de inkâr edemeyecektim.

Melih az önceki konunun açılmasını istemiyor gibi odak noktamızı değiştirmeye çabalıyordu, en azından ben öyle hissetmiştim. Bu yüzden de ne yapacağını sormamış onun anlatacağı zamanı beklemiştim.

''Bu saatten sonra da anlatmazsın artık bir zahmet ilişkini, Defne. Abimi bana şikâyet edemeyeceğine göre.''

Ben lise ikide sevgili yaptım diye dolanırken o lise sonda ders çalışsa da onun başını ağrıtmaktan kendimi alıkoyamıyor ona sürekli adının Veli olduğunu zar zor hatırladığım çocuğun beni sürekli kütüphaneye ders çalışmak için zorla götürmesini şikâyet ediyordum. Üstelik Melih beni kurtarmak yerine bu ilişkiyi desteklediğini ve hiç bitmemesi gerektiğini falan savunuyordu. Benim amacım ise benim abimmiş gibi o çocukla konuşup ayrılmamızı falan istemesiydi.

Melih ne demişti Defne?

Aklıma gelen şeyle hemen masanın üzerinden ona yaklaşmış bu gergin havayı az da olsa bozmak adına şirince ''Bir şey soracağım.'' demiştim.

Benim bir şey isteyeceğimi, kendi çıkarım için bir şey soracağımı anlayınca başını olumsuzca sallasa da ''Sor, bekliyorum.'' demişti.

Boğazımı hafifçe öksürerek temizleyip çok da ilgili değilmiş gibi davranmaya çalıştım. ''Emir ile ilgili...'' Etrafta dolaşan gözlerim Melih'i bulduğunda az çok anlamıştı ondan laf almaya çalıştığımı.

''Beni bulaştırma Defne, ne soracaksan ona sor.'' deyip kafasını çevirdi. Yüzüm asılmıştı. O kadar çok şey merak ediyordum ki. Onun hakkında, bizim hakkımızda...

Biz, biz kelimesi öyle hoş geliyor ki kulağıma, hep dile getirmek istiyordum.

Hiç ihtimal bile vermediğim bir olayı yaşıyor olmak bu durumun gerçekliğini sorgulatıyordu sürekli. Kötüyü düşünerek ona kendimi tutamadan itiraflarda bulunmam mı bizi bu duruma getirmişti yoksa o, benim ona ilgimi anladıktan sonra gelip benimle konuşacak mıydı?

Bunlar aklımın bir köşesini sürekli kurcalayan şeylerdi.

''Geldi seninki.''

Melih'in bunu demesiyle benim telefonumun çalması birkaç saniye farkla gerçekleşti.

Kafenin önüne yanaşan arabasını gördüğümde arayanın da o olduğunu anlamıştım zaten. Onun buraya gelip Melih ile karşılaşmak istememesini tahmin edebiliyordum. Bunu dile getirir miydi bilmiyorum ama Melih'e böyle fevri davranmasından hele bir de gerçekleri öğrendiğinde daha da pişmanlık duyacağından emindim.

Telefon sustuktan sonra tekrar çalınca merak etmiş onu yanıtlamıştım. Geldiğini, kapıda olduğunu söylemiş ardından da abiliğini konuşturarak Melih'e bir yere gidecekse bırakabileceğimizi söylememi istemişti.

Soğuk yapsa da onu böyle düşünüyor olması hoşuma gitmişti. Melih'e bunu ilettiğimde gerek olmadığını, buradan eve geçeceğini söylemişti. Telefonu kapattıktan sonra benim şemsiyemi onun kullanabileceğini söylemiştim. O da sağ olsun(!) yok falan demeden kabul etmişti.

Daha fazla bekletmemek için hızlıca montumu giyip çıktım dışarıya. Hani bardaktan boşanırcasına denir ya tam da o şekilde yağan bir yağmur vardı ve ben kafenin kapısı ile araba arasındaki beş on adımlık mesafede bile sırılsıklam olmuştum.

Kapıyı açıp kendimi ön koltuğa attığım sırada Alpay Emir dakika bir gol bir söylenmeye başlamıştı. ''Şemsiyesiz mi çıkıyorsun sen bu havada dışarıya? Şu haline bak.''

Burnumun ucundaki yağmur damlası bacağıma damlarken ben alnıma yapışan saçlarımı itelemekle meşguldüm.

Arabanın içi dışarıya göre sıcacıktı o yüzden üzerimdeki montu çıkarmaya çalışmıştım ama ıslandığı için yapışmış gibi çıkmıyor benim debelenmeme neden oluyordu.

''Şu an yavru kediler gibi gözüküyorsun ve ben kızıp sinirlenmek yerine saatlerce seni izlemek istiyorum.''

Alpay Emir, güzel bir şey söylerken bile azarlar gibi konuşma huyunu tahminen ne zaman bırakırsın?

Onun montumun kolundan tutup çekmesi sonucu monttan kurtulmuştum. Aynı küçük çocuğu dışarıdan eve gelmiş de üzerini çıkarmaya çalışmasına yardım eden bir baba gibi davranıyordu şu an bana.

Elindeki montumu arka koltuğa bıraktıktan sonra ısı derecesini biraz yükseltmiş bana dönüp üzerimi süzdükten koca eliyle ıslak saçlarımı omzumdan geriye atıp dudaklarını bastırmıştı yanağıma.

Arabanın içi zaten sıcaktı birden ne diye böyle iyice sıcak olmasına sebep olmuştun yahu?

Onun dokunuşlarını yabancı bulmayan bedenim yine de her defasında garip garip tepkiler veriyordu. ''Tenin buz gibi olmuş,'' deyip ısıyı biraz daha yükseltecekti ki ona engel olmuştum. Az önceki hareketlerimden dolayı saçlarımdaki sular onu ıslatmış, üzerindeki gömlekte ufak ufak saydamlıklar oluşturmuştu.

Arabayı çalıştırıp yola koyulurken ne yapacağımızı, ya da nereye gideceğimizi merak ediyordum çünkü bulunduğumuz yol evlerimize giden yolların aksi yönündeydi.

Aklımdaki soruyla dilimden dökülen soru bambaşkaydı.

''Pazar günleri sürekli gidiyor musun böyle?''

Aklımdaki ilk soruyu dile getirmek ne kadar doğruydu bilinmez ama tatil gününde işe çağırılmanın acımasını yaşıyor olmasına üzülmüştüm.

Sorduğum soruya karşılık bana kısa bir bakış atıp yola geri döndü. Ardından da sağ eliyle kucağımda tutuğum sol elimi kavrayıp kendi bacağı üzerinde elinin içinde tutmaya başladı. Bu hareketi sonrası sadece güçsüzce yutkunmuş elimi sanki felç inmiş gibi hareketsizce tutmaya çalışmıştım.

Senin benim kalbimle zorun mu var?

Kaşlarını çatıp gözlerini yoldan ayırmadan ''Ellerin bile donmuş Defne,'' deyip başparmağıyla avucumun içini okşamaya başlamıştı.

''Pek değil, acil bir durum olursa ya da halledilmesi gereken bir sorun çıkarsa çağırıyorlar.'' Az önce sorduğum soruya ilgiyle cevap vermesinin ardından birden yüzü güldü ve ben bu ani ruh hali değişiminin neden olduğunu merak ettim.

Parmakları arasına aldığı elimi kaldırıp elimin dışına dudaklarını bastırmış daha sonra ise etkileyici bir ses tonuyla ''Merak etme yavrum, ileride böyle bir şeyle pek karşılaşmayız.'' demişti.

Şş tamam, Defne. Önce nefes.

Onun benimle bir gelecek düşlemesine karşın ben aileme söylemek için bile yok kendimden yok ondan emin olayım diye diye ertelemeye çalışıyordum bu durumu. Onun düşündüklerinin aksine benim böyle düşünüyor olmam kendimi ona karşı suçluymuş gibi hissetmeme neden olmuştu. Bu yüzden de onun dokunuşlarıyla huzurla bürünen yüzüm düşmüş dalgın bir Defne olmamı sağlamıştı.

Benim böyle bir ifadeye bürünmemi yanlış anlayan Emir ise ''Seni bu hâle sokan seninle bir gelecek düşünmem mi?'' diye sert ve yüksek çıkan sesiyle kırgınlığını dile getirmişti. ''En başından bunu düşünerek bu yola çıktım ben, Defne.'' Eladan çok yeşil barındıran gözlerinde hissettiğim kırgınlığa ek kızgınlıkla bunu eklemesiyle anladığı yanlışı devam ettiriyordu.

Oturduğum yerde montumu çıkardıktan hemen sonra taktığım emniyet kemerinin izin verdiği kadar ona dönmüş, içtenlikle gülümsedikten sonra boştaki elimi yanağına çıkarmıştım.

Yolda olan gözleri havanın yağmurlu olması ve arabaların yavaş yavaş ilerleyip trafik oluşturması sebebiyle sık sık bana uğruyordu. Avucunda tuttuğu elimi küçük bir baskıyla sıkmıştı bu hareketimden sonra.

Onun dikkatini dağıtmamak adına yanağındaki elimi geri çekmiş kısık bir sesle düşüncemi dile getirmiştim. ''Sen böyle beni hep yanlış anlarsan, ohoo biz anlaşamayız ki seninle?'' Az önce düşen yüzüme karşın neşeyle çıkmıştı sesim.

Tutuşunu gevşettiğinde sıcaklayan elimi geri çektim. Bundan memnun olmasa da bir şey demedi. Açık saçlarımı omzumdan geriye iterken mahcupça konuştum ''Sen benimle bir gelecek düşlerken ben daha aileme bunu söyleme düşüncesinin çekingenliğini yaşıyorum...''

Gözü yolda olsa da dikkati bendeydi bu sırada. ''Sen böyle her hareketinle bana olan ilgini, sevgini belli ederken benim hiçbir şey yapamıyormuş gibi hissetmem, sana bunu belli edememem beni üzüyor.''

Gerçekten de bu durum aklımdan çıkmıyordu. Evet, onu seviyordum hatta çok seviyordum ama bu kadar. Ona karşı nasıl davranacağımı, bunu ona nasıl hissettireceğimi bile kestiremiyordum. Kestiremiyorum değil de daha çok bilemiyorum.

Emin miydi mesela artık benden?

Sanki ona söyleyeceğim her kelimeye, ona dokunmak için kalkan parmaklarımın ucuna engel olmaya çalışan bir engel varmış gibi hissediyordum.

Geniş bir caddede ilerlerken ara sokağa dönmüştü bu sözlerimden hemen önce. Arabaya bindiğimden beri akıl edip ona nereye gittiğimizi bile sormamıştım ama gideceğimiz yerin böyle bir yer olmadığını da tahmin edebiliyordum.

Daha çok küçük dükkânlar ve iş yerlerinin olduğu sanayi tarzı, ara ara arabaların da bulunduğu geniş bir sokaktı burası.

Arabayı kenara çekmiş kemerini çıkarıp bedenini ağır hareketlerle bana döndürmüştü. Üzerindeki gömleğin birkaç düğmesi açıktı. Gözlerim onun açıkta kalan boynu ve göğsü arasında gidip gelmek istese de kendime engel olmaya çalışıyordum.

Az önce kırgınlık, kızgınlık hatta biraz da sinir gördüğüm gözlerinde şimdi hiçbiri yoktu. Öyle bir bakıyordu ki baktıkça bakmamı, sanki beni hipnoz ediyormuş da asla oradan ayrılmamam gerekiyormuş gibi hissetmemi sağlayan bir bakış sunuyordu bana o beni içine çeken bakışlar.

Bense ona anlamayan gözlerle bakarken yutkunduğunu hareket eden boynundan ve bir aşağı bir yukarı çıkan âdemelmasından anlayabilmiştim. Hiçbir şey söylemiyordu ve sadece derince solumuştu ansızın. Dilim damağım kurumuş gibi hissedince ben de yutkunmuş ardından ''Niye öyle bakıyorsun?'' diye sormuştum pürüzlü çıkan sesimle.

''Hissettiremiyorum, belli edemiyorum dediğin aşkının beni ne hale getirdiğini gör diye bakıyorum.'' Boğuk çıkan ve fazlasıyla yoğun duygular hissetmeme neden olan sesinin kulaklarımda yankılanmaya devam etmesiyle dudağımın iki kıyısı da belli belirsiz hafifçe yukarı doğru kıvrıldı.

Ona olan duygularımı görüyor, gördüğü gibi de hissediyordu.

Dudağımın o ufacık hareketiyle gözleri gözlerimden ayrılıp oraya düşmüştü. Burnundan seslice nefes verip benim oturduğum koltuğun başlığında olan elini yanağıma yaslayıp başparmağını hafif bir dokunuşla alt dudağımda boydan boya gezdirdi. Onun dokunuşuyla gözlerim kapanır gibi kısılmış, kirpiklerim iç içe geçmek ister gibi tutunmuştu birbirine. Dudaklarımsa hafifçe ayrılmıştı birbirinden. Titrediğini bile söyleyebilirdim.

Kısılan gözlerim onun dilinin ucuyla ıslattığı dolgun dudaklarına düşmüş ardından da kısık ama güleç bir sesle kurduğu cümlenin altında yatan anlamla tekrardan, koyulaşarak kendini belli eden yeşil gözlerine çıkmıştı.

''Vereceğin tepkiyi kestirebilsem bir saniye bile durmam.''


İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


  • Instagram
  • Whatsapp Kanal
  • Spotify
  • Pinterest
  • wattpad

© 2026 Rubeyyka. Tüm Hakları Saklıdır.

bottom of page