14. Bölüm
- rubeyyka

- 25 Kas 2025
- 13 dakikada okunur
Hareketine son vermek için kıyameti bekleyen Dünya, benim için durmuş; alt dudağımın üzerinde hissettiğim dokunuşla kulaklarım tüm seslere kapanmıştı. Bir sese hariç...
Oluşan sessizlikte onun kalp atışlarını hissedebilirken benimkinden söz etmeme bile gerek yoktu.
Geniş göğüs kafesinin içinde korunmaya muhtaç kalbi benim için böyle güçlü atarken ben nasıl olur da ondan emin olmayı beklerdim ki?
Gözleri gözlerime 'gör beni' dercesine işlerken, kulaklarım onun sesini muhtaçlıkla duymak istiyordu.
Ve dudaklarım onun parmağıyla değil dudaklarıyla buluş...
Arsızlaşma Defne!
Gel beni öp, demek istemediğimden ama öpmesini de deli gibi istediğimden olayı şakaya vurmaya çalışmıştım.
Yaramazca güldükten sonra elimi boynuma doğru giden elinin üzerine koyup çektim oradan. Hiç gerek yoktu kendimizi yakmaya. En azında... Şey, yani şimdilik işte.
Gözlerimi kısmış ona şirin şirin gülerken sorgular bir sesle konuştum. ''Sen benden korkuyor musun yoksa?''
Soruma karşılık keyifle gülmüş ''Sağın solun belli olmuyor güzelim,'' demişti. Arkamda kalan cama kısa bir bakış atıp tekrar konuştu. ''Korkmuyorum da diyemem ayrıca.'' diye dalga geçmişti bir de benimle.
O kadar güzel gülüyordu ki gözlerimi yüzünden çekmek istemiyordum. Pürüzsüz teni, gülünce kısılan gözleri, çenesi ile yanağı arasında bulunan, gülünce belli olan hafif girinti onu fazlasıyla yakışıklı ve çekici bulmama neden oluyordu.
Umarım, dedim; umarım bu güzelliğinin farkında olan bir tek benimdir Alpay Emir. Yoksa sen dâhil seni kimse elimden alamaz.
Bu dediğine karşılık bir şey söylemeyip etrafımda göz gezdirdim. ''Nereye geldik?''
Yağmur durmamıştı ama azalmış ve daha sakin yağmaya başlamıştı.
Çenesiyle arkamda kalan dükkânı gösterip ''Bir şeyler bırakacağım buraya,'' deyip aramızdaki boşluktan telefonunu aldı. Bir numarayı tuşladığı sırada bana hitaben konuşmaya devam etti. ''Arkada köpeklerin olduğu bir bölüm var. Oraya geçeceğim. Sen de gel, yanımda olursun.''
Burada onu yalnız başıma beklememi istemiyordu ama köpek falan deyince de benim hiç onunla gidesim yoktu.
Alpay Emir'in küçüklükten beri köpek sevdası olduğunu biliyordum. Melih ile gizli gizli evlerine soktukları yavru köpeği fark eden Serap teyze onları azarlayıp evde köpek yetiştirilmeyeceğini onlara anlatmaya çalışıyor, ikna etmeye çalışıyordu genelde. Bunu birkaç defa denemişlerdi de.
Ancak bahçeli bir evleri olursa bakabileceklerini söylediğinde ise çocuklar bu sefer de diğer evlerinde bakabileceklerini diretmişti ama oraya da aralıklı gittiklerinden hayvanın yalnız başına kalmasını doğru bulmamıştı Nihat amca.
''Ben gelmesem...''
Çekincemi anlayan adam kulağında tuttuğu telefona ''Kapıdayım ben abicim, gel de şu mamaları taşıyalım.'' dedikten sonra beni yanıtlamıştı. ''Merak etme yavrum, seni yemelerine izin vermem.''
Şakamatik gibisin Alpay Emir. Ha ha ha.
Kızgınca bakmama karşılık arka koltuktan ceketini ve montunu alıp koca montunu bacaklarımın üzerine bıraktı sonra da ceketini geçirdi üzerine. Ben montu da alıp giyecek sandığımda niye giyinmediğimi sormuştu. Ona kendi montum olduğunu söylediğimde ise ıslak olduğunu bunu giyinmem gerektiğini söyledi. Her an annem arayabilir bulunduğum bu güzel zaman dilimini bana zehir edebilirdi o yüzden hiç uzatmamıştım.
Genç, benim yaşlarımda biri içeriden çıkıp cama tıklatınca Emir de arabadan inip bagajdan fazlasıyla büyük birkaç paket kuru mamayı beraber iki sefer git gel yaparak içeri taşımışlardı. Ben de o sırada Emel ablaya Emir ile olduğumu beni idare etmesini istediğimi yazmıştım. Cevap olarak herhangi bir imada bulunur sansam da sadece ''Sen keyfine bak canım.'' yazmıştı.
Sen bir tanesin bir tane.
Bana bıraktığı montun içinde kaybolacağımı bilsem de üzerime geçirip onun peşinden arabadan inmiştim. Son bir paketi de aldığında beraber içeri girdik. Yeni fark ediyordum da burası bir araba tamirhanesiydi.
Sonuna kadar açık kapılara rağmen içerinin sıcak olmasının sebebi ise kenarda yanan büyük kömür sobasıydı.
Emir, elindeki mama torbasını diğerlerinin yanına bırakmış ona yardım eden çocuğun yanına gidip bir şeyler konuşmuştu. Hafta sonu olmasından dolayı kimse yoktu. İş yapılmıyordu sanırım ya da saatten ötürü kapatmışlardı işte.
Üzerimdeki kolun montla sıcakladığım vakit Emir yanıma gelmiş arkada küçük bir bahçe olduğunu hayvanların orada bir alanda bulunduğunu, korkmamı gerektirecek bir şey olmadığını söylemişti. Korkmuyordum da rahat da değildim işte. Sanki her köpek üzerime atlayacak beni kovalayacakmış gibi geliyordu.
Zaten ara ara havlama seslerini duymamdan dolayı birden fazla olduğunu anlıyordum köpeklerin, bundan sebep de korkmamak elde değildi. Elimi tutup kendisiyle beraber beni de ilerlettiğinde onun elini sıktığımı bile sonradan fark ettim.
Yeşillik alanın bir kenarına boydan boya bir buçuk metreye yakın tel ile çevirmişlerdi. Beş altı tane birbirinin aynısı olan köpekler bağlı olmasa bile tel ile buraya gelmeleri engellenmişti ama bizim bahçeye çıktığımızı fark ettikleri an hepsi güçsüz duran tel engele yaklaşıp patilerinin üzerinde yükselmeye başlamışlardı.
Birden beklemediğim bu hareketlilik yüzünden Emir'in elimi tutan koluna sarılmıştım resmen. Koluna sarıldığım anda onun incecik gömlek ve bir ceketle bu havada dışarıda durması da telaşlandırmıştı doğrusu. Keşke kendi montumu giyseydim.
''Ben burada kalmak istiyorum.'' Sessiz çıkan sesime üzerimizdeki ince demir tavana çarpan yağmur sesi eşlik ediyordu.
Alpay Emir, kolundaki ellerimi çözmüş beni kolunun altına aldıktan sonra saçlarıma dudaklarını bastırıp ''Zorlamayacağım, nasıl istersen.'' demişti.
Büyük bir ihtimalle onları sevmeden, onlarla ilgilenmeden gitmek istemiyordu. Gidelim diye de tutturacak değildim elbette.
Ayrıca onun karşımızdaki yaramazlara bakarken ne kadar mutlu olduğunu da görebiliyordum.
Onlara doğru ilerleyip üzerinin çamur olmasını bile umursamadan aralarına girmiş az önceki çocuğun getirdiği büyük torbalardan birini açıp su ve yemlerini doldurmuştu.
O yüzünde gülümsemeyle ara ara buraya bakıp beni kontrol ederken çay getirebileceğini söyleyen ya da bir isteğim olup olmadığını soran çocuğa teşekkür edip bir şey istemediğimi söylemiştim.
Benim burada içim gidiyor o canavarlar sevgilimi yiyecek diye senin ettiğin lafa bak çocuk!
Sevgilim mi?
Ondan ilk defa böyle bahsetmek hissettiğim tüm güzel duyguların gerçek olduğunun kanıtı olmuştu. Onunla bu yolda karşıma çıkacak tüm engeller de dâhil her şeyden korkarak ilerlemeye çalıştığım sırada onun korkusuzca bizi ilerletmesi, bundan sonra ona doya doya, onunla yaşadığım her şeyin tadını çıkara çıkara yaşamam gerektiğini gösteriyordu.
Niye, diyorum. Niye daha önce gelmedin ki? Niye daha önce gelip de bu güzellikleri yaşamama izin vermedin? Neden kendini de beni de mahrum ettin?
Eğildiği yerden ellerini çırparak doğrulmuş, bacaklarına tırmanmaya çalışan köpeklerin başlarını okşayıp üzerine çıkmalarına engel oluyordu.
Koyu renk kumaş pantolonunun üzerinde yer yer az miktarda çamur vardı ve o bunu hiç umursamadan küçük bir çocuk gibi onlarla ilgilenmeye devam ediyordu. Bense kenarda durmuş onları izliyordum. Düşündüm de ben olsam yok üstüm kirlenecek yok bir yerim ıslanacak diye asla girmezdim böyle bir yere.
Sesinde huzuru, bakışlarında aşkı, yüreğinde sevgiyi bulduğum adam, ellerinde barındırdığı şefkatle son defa oradan oraya mutlulukla koşuşturan köpeklerin tüylerini okşamış sonrasında ise aralarından çıkıp kenardaki küçük çeşmede ellerini yıkamıştı.
Alpay Emir, şu an gözüme o kadar tatlı görünüyorsun ki yanaklarını ısırmak istiyorum.
Ellerini yıkadıktan sonra kurulayacağı bir şey bulamayınca birkaç saniye duraksamış ardından duvardaki içeri doğru açılan camın önündeki rulodan bir parça kâğıt havlu koparmıştı.
Fazla sevecen çıkan sesime engel olamamıştım. ''Yaramaz bir oğlan çocuğuna benziyorsun şu an.''
Bana adımladığı sırada dile getirdiğim şey hoşuna gitmiş gibiydi. Üzerine dikkat ederek iyice yaklaşmıştı bedeni bedenime. Parmak uçları alnımdan sağ şakağıma doğru yol alıp saçlarımı kenara çekti. Elinin temasıyla ellerinin buz gibi olduğunu fark etmiştim.
Az önce ellerini yıkadığı suyun soğuk olmasına neden kızıyorsun şimdi, Defne?
''Verdin montunu bana, üşümüyor musun sen anlamıyorum ki.''
Az önce küçük bir çocuğa benzettiğin adamı şimdi de azarlıyor musun?
Herhangi bir cevap vermedi. Onun yerine içeri doğru seslenip o çocuğu yanına çağırdı. Ben benimle yaşıttır diye düşünmüştüm ama dikkatlice bakınca boyuna nazaran yaşı daha küçük gibi duruyordu. Bir de üzerindeki tulum onu büyük biri gibi gösteriyordu işte.
Emir, ona birkaç gün önce bir veteriner hekimi aradığını, bu hafta içi gelip hala Alpay Emir'in beşinden gelmeye çalışıp yerlerinde duramayan hayvanların kontrollerini yapacağını haber vermiş ardından da buz gibi eliyle benim güzelim sıcacık elimi kavramıştı.
Burayı yolda kaldığı bir gün arabayı kontrole getirdiği zaman bulduğunu, uzun zamandır da buradaki hayvanlarla ilgilendiğini anlatıyordu. Buranın sahibi bu hayvanları yolda bulup kendince besleyip bakınca bakımlarını üstlendiğini sadece barınmasını adamın sağladığını açık açık dile getirmeyecek kadar alçak gönüllüydü.
Yağmur durmuş akşam karanlığı çökmüştü. Arabaya bindiğimiz sırada telefonum çalıyordu. Aklımdan tamamen çıkmıştı yanıma almak. Montumun cebinde kalınca hiç dönüp bakmamıştım bile.
Ben telefonumu alana kadar kim aradıysa kapatmıştı. Ekrana baktığımda arayanın Emel abla olduğunu görmüştüm. Acaba annem mi bir şey dedi diye telaşlanırken Emir'in telefonu çalmaya başlamış yanıtlamadan önce de ablasının aradığını söylemişti.
''Bir saate geliriz... Tamam, alırız gelirken. Başka bir şey lazım mı?''
Telefonla konuşurken bir yandan da ana yola doğru ilerliyordu. Üzerimdeki montun içine gömüldüğümde hiç çıkarmak istemiyordum. Ona ait bir şeyin benim üzerimde olması aşırı hoşuma gidiyordu doğrusu.
Konuşmayı bitirdiğinde onların da yemekte bizde olacağını eve uğramadan markete uğrayacağımızı söylemişti. Bir de... Annem Emir ile olduğumu biliyormuş. Emel abla en sonunda annem sorunca Emir ile beraber Ezgi'nin istediği oyuncağı alacağımızı söylemiş. Melih bir sen iki abla, bulduğunuz bahanelere bak.
Ne şanslı kızsın Ezgi, durduk yere oyuncak sahibi olacaksın.
Araç yavaş yavaş ısınmaya başlayınca maalesef çıkarmak zorunda kalmıştım üzerimdeki montu. Çıkarmadan önce de Emir cebimdeki sigarayı ve çakmağı istemişti.
Sigara kokusundan hoşlanmadığımı az çok biliyordu bu yüzden de sigarasını yakmadan önce sormuştu ama zaten içmeyecek olsa hiç sormazdı. İçmek istediğinin farkında olduğumdan bir şey olmayacağını söylemiştim. Gerçekten hoşlanmadığım bir şey olsa da bunu onun yapıyor olması sanırım benim daha toleranslı olmama neden oluyordu. Tek eliyle direksiyona yön verirken sol eli camdan sarkmış sigarasını içine her çektikten sonra yine elini dışarıya çıkararak içeriye kokunun girmemesini sağlıyordu.
Bir insan o iğrenç şeyi içerken bile gözüme fazlasıyla büyüleyici geliyor olabilir miydi?
...
''Yarın başlayacağım işte, bakalım''
''Takma oğlum ya, istediğin gibi bir yer bulana kadar çalış işte burada sonra çıkarsın.''
Melih'in yarın işe başlayacağını babama söylerken öğreniyordum. Abim ise Melih'in bu işe başlayacağı için mutlu olmadığını gördüğünden beri orada şimdilik geçici olarak çalışmasını söylüyordu.
''Kızım abinlere yemek koysana.''
Allah'ım sen bana şu sofradan akıl sağlığımla oturduğum gibi, aynı sağlıkla geri kalkmamı nasip et.
Annem, eve girdiğimden beri Emir'in abim olduğunu kanıtlamaya çalışır gibi tekrar tekrar bunu dile getirmeye, kendince önlemler almaya çalışıyordu.
Şimdi de abim ve Emir'in biten tabaklarını gösterip bunu tekrardan söyleyerek beni deli ediyordu.
Kesin anlamıştı bir şeyler ama bunu dile getirmektense böyle böyle bunun olmayacağını anlatmaya çalışıyordu.
Tabi... Biraz geç kalmıştı ama neyse.
''Ellerine sağlık Meryem teyze, yeterli bu kadar. Sağ olasın.''
Sen iste, istediğin kadar getireyim Alpaycığım. Benim sitemim başka... Yani başkalarına. Mesela bizi kardeş gibi görenlere...
Annem yine de ısrar edince bu sefer abim de el attı olaya.
''Anne ben de doydum valla, gerek yok.''
Emir de fark etmiş miydi bilmiyorum ama sanırım annem ve babamla aynı masadaydık diye bir kere bile güzelim gözleri gözlerime değmemişti. Önceden olsa bunu sorun etmeyecek adam bu durumu saklar gibi olmamız sebebiyle bizimkilere karşı kendini suçlu gibi hissediyordu ve ben bunu ne yazık ki görebiliyordum.
Eve gelmeden önce markete uğramış, annemlerin istediği birkaç şeyi de aldıktan sonra Ezgi'ye sürekli oynadığı küçük bebeklerden alıp eve gelmiştik. Ben eve girerken o üzerini değiştirmek için kendi evlerine uğrayıp öyle gelmişti.
Eve girdiğimde herkesin burada olup yemeğe başlamak için bizi bekliyor olmaları sebepsiz yere sanki onunla olduğumu bileceklermiş gibi utanmama neden olmuştu.
Ben Emel abla imada bulunmuyor oh ne güzel derken annemin yanımızdan ayrıldığı her an bana pis pis bakıp sırıtıyordu.
Bense köşe bucak ondan kaçıyordum anca.
Yemekler yenmiş biz beraberce sofrayı toplamıştık. Gelmeden önce aldığımız tatlıyı ben tabaklara koyarken Emel abla da demlenen çayı çay bardaklarına dolduruyordu. ''Seni bilmesem görümcesine yaranmaya çalışan gelin gibi bilerek gözümün önünde iş yapmaya çalışıyorsun sanacağım.'' deyip kısık sesle kahkaha attı.
Annemler içerideyken edilecek laf mıydı ya bu?
''Abla ya!''
Onu uyarmama rağmen eğlencesine son vermeyip devam etti konuşmasına. ''Az önce gibi dedim ama gibisi fazla. Ay Defne o kadar mutluyum ki bunu hep dile getirmek istiyorum.'' Öyle güzel konuşuyordu ki tüm sinirlenmelerime utanmalarıma rağmen mutlu oluyordum.
''Gerçi ben sana değil de sen bana çektirirmişsin gibi geliyor.'' Bu kardeşlerde de şakayla karışık laf çarpıtma huy olmuştu galiba. Vallahi başkası dese yüzüne bakmayacağım lafları onlar söyleyince bir şey diyemiyordum. Biraz da haklılık payları olunca yapacak bir şeyim kalmıyordu.
Ben de mutluydum, sevdiğim insanın sevenleri tarafından sevilmek gerçekten de harika bir şeydi. Feyza ile ilk tanıştığımızda böyle bir durumu ileride benim de yaşayabilecek olmamı düşünmek hep üzmüştü oysa.
Ayrıca Emel abla bir an önce bizimkilerin bilmesini istediğini, Serap teyzeye söylememek için kendini zor tuttuğunu söyleyip duruyordu. Bir de Sumru'yu bir an önce susturmamız gerektiğini hatırlatıyordu.
Tamam, söz bir an önce söyleyeceğiz. Artık ben de herkes bilsin istiyordum ama düğünden önce söylemek ne kadar doğruydu orası muamma.
Serap teyze de severdi beni değil mi? Yani severdi derken isterdi işte. Anneme birkaç defasında tanıdığı bekâr birileri için beni söylediğini duyduğumda içten içe aşırı kızmıştım ona ama şimdi düşününce de demek ki beni beğeniyor da öyle bir şey yapıyor diyebiliyordum.
Allah seni kahretmesin Defne! Kadının yanında neler konuşmamıştım ki...
Laf arasında geçen konuşmalarda ağzımı tutamayıp kendi fikirlerimi de hep söylemiştim.
Yok ben asla ailelere yakın oturmam, yok ben ana kuzusu adam istemem, madem evleniyorum zengin olsun da parasını yiyeyim...
Bıçak. Neredeydi bizim bıçaklar. Dilimi keseceğim de.
Sakin ol Defne, şükür kadın seni tanıyor da az çok şaka anlamlı öyle söylediğini anlıyordu. Ya anlamadıysa?
Emel ablanın elindeki çaydanlıkta bulunan kaynar suyu mu dökseydim tepemden aşağı?
Birinin bile bu ilişkiye karşı gelmesini istemiyordum. Biliyorum, bu imkânsız bir istekti ama yine de böyle düşünmekten kendimi alıkoyamıyordum.
Sen öyle konuş sonra yok karşı gelsinler istemiyorum de.
Emel abla çayları ve birkaç tabak tatlıyı içeri götürdüğünde ben de mutfakta oyalanmaya çalışıyordum. İçeri gidip yanlarına oturmak istemememin sebebi Alpay Emir'in gerginliğini görüp kendimi üzmememdi. Tamam, desem şimdi söyleyecek gibi duruyordu da beyefendi.
Biraz mutfakta zaman geçirdikten sonra ben de kendime sadece tatlı alıp odaya geçmiştim.
Emir, babamın işler hakkında sorduğu sorulara cevap veriyordu. Onlar kendi aralarında konuşurken biz Melih ile süt dökmüş kedi gibi yan yana oturuyor konuşulanları dinliyorduk. Dakikalar oldukça yavaş ilerlerken önümdeki tabakta bulunan kadayıfı çatalımla tel tel ayırmaktan başka bir şey yapmıyordum.
Melih gitmek için ayaklandığında daha fazla burada olmak istemediğini anlamıştım zaten. Onu yolcu ettiğim sırada diğerleri oturmaya devam ediyordu. Alpay Emir'in telefonu çalmış konuşmak için mutfağa geçmişti.
Odaya geri döndüğümde annem Emel abla ile lafa dalmış beni görmüyordu bile. Babamın biten bardağını bahane ederek kalkacağım sırada daha fazla içmeyeceğini söyleyip abimle konuşmaya devam etmişti. Konuştukları konu da düğünden başka bir şey değildi. Merak ediyorum düğün bitip gittikten sonra siz ne konuşacaksınız?
Ben de tabakları kaldırmayı bahane ederek yeniden ayaklandım ve boşları tepsiye koyduğum gibi mutfağa girdim. Emir camın önünde tek eli cebinde öylece dışarıya bakarak telefonla konuşuyordu ben onun kimle konuştuğunu merak ederken bir de Türkçe konuşmadığını duyduğumda iyice meraklanmıştım ve bunu nasıl soracağımı bile bilmiyordum.
İçeri girmemle kafasını çevirip gelene baktıktan sonra gelenin ben olduğunu görüp bedenini tamamen çevirdi ve bana bakmaya başladı.
Sen içeride yüzüme bakma, burada gözlerini ayırma. Oh ne güzel...
Elimdeki tepsiyi mutfak tezgâhına koyduktan sonra makineye yerleştirmiş ellerimi yıkamıştım. Bu sırada onun da konuşması bitmiş olmalıydı ki susmuştu. Bir şey demeden mutfaktan çıkmak için hareketlendiğinde şaşırmıştım doğrusu. Elimi kuruladıktan sonra arkasından gidip kolunu tutarak durdurmuştum onu.
Bu hareketime karşılık anında durup yapma der gibi ''Defne,'' demişti sadece.
''Neyin var?'' Sebebini biliyor, tahmin edebiliyordum ama yine de böyle yapması hoşuma gitmiyordu. Yüzüme bile bakmıyordu ki geldiğimizden beri. Oysa bugün ikimiz de ne kadar mutluyduk.
Benim ilgiyle sorduğum soruya karşılık kızgınca yanıtladı beni. ''Neyim mi var?''
Sinirli olduğu sesli verdiği nefesinden bile belliydi. ''Evinde oturup ekmeğini yediğim adamın kızıyla birlikteyim ama bunu saklıyorum. Sence neyim var benim Defne?'' Onun kolu üzerinde küçük kalan elimi bileğimden tutarak ayırmış ama elimi de bırakmamıştı. Zaten o, elimi hiç bırakmasındı.
Temkinli ve kısık çıkan sesi kesinlikle kendini değil beni düşündüğündendi. Şu anki kızgınlığı da büyük ihtimale bana düğünden sonra konuşmak için söz vermesi ama bir aradayken de buna dayanamamasından dolayıydı. Olur da üzerine gidersem şu an bile gidip konuşacak gibi durması ise beni korkutmaktan başka bir şey yapmıyordu.
Şimdi yapacağım şey için iyi ki içeri girerken arkamdan mutfak kapısını çektin Defne diyordum. Kalktığımda Emel abla ile göz göze gelmemiz ise onun annemi oyalayacak olmasının teminatıydı.
Ona biraz daha yanaşıp ellerimi omzu ve boynu arasındaki yere yerleştiğimde bunu istemiyormuş gibi gözlerini kapatıp başını arkaya doğru yatırdı. İnce uzun kollu kazağının açıkta bıraktığı boynu böyle yapınca iyice önüme serilmiş hiç hoş şeyler düşünmeme neden olmuyordu. Vazgeçtim, aksine çok hoş şeyler düşünmeme sebebiyet veriyordu.
Ellerim rahat durmuyor ensesindeki saçlarına doğru hareketleniyordu ve gerçekten de buna engel olamıyordum. ''Biliyorum, senin için zor ama...''
Nazlı nazlı çıkan sesimin anında kesilmesinin sebebi ellerini belime koyup aramızda hiç boşluk bırakmayacak kadar beni kendine çekmesi, uyarırcasına belimi sıkması ve hemen sonrasında ''Şu an yaptığın şeye karşı koymak daha zor. Ve benim hiç karşı koyasım gelmiyor. O yüzden uslu dur.'' demesiydi. Pardon benden çok kendini uyarmasıydı.
Herhangi bir faciaya yol açmamak adına o da ben de geri çekilmiştik. Hiçbir şey söylemeden mutfaktan çıktığımızda abim ters ters baksa da onun her zamanki hali diye pek üstüne düşmedim.
Aynı anda içeri girdiğimizde ise aynı bakışlar annemde de belirdi. Bu akşam uyumadan önce benimle konuşmaya geleceğine emin olmuştum artık. Ben ne diyecektim peki? İnkâr edip öyle bir şey yok mu diyecektim yoksa birlikteyiz söylemek için düğünün geçmesini beklediğimizi mi söyleyecektim?
''Abla kalkalım mı? Ezgi de huysuzlandı artık.''
Alpay Emir hemen arkamda dikiliyordu bunu söylediği sırada. Emel abla da ona katıldığında annemin otursaydınız daha sözlerine karşılık olumsuz cevaplar verip oturduğu yerden ayaklanmıştı.
''Geç oldu zaten, Ezgi de durmuyor artık.''
Gerçekten de sıkılmaya başlayan bücürü annem de görünce Emel ablaya daha fazla ısrarda bulunmadı.
Alpay Emir, babam ve abimle selamlaşıp Ezgi'yi de alıp Emel abladan önce inmişti aşağıya.
Ona hak vermeye çalışıyordum ama yine de ona da kendime de kızmadan yapamıyordum.
Kapı arası sohbeti uzatan ikiliye gülerek bakmaktan başka yapacağım bir şey yoktu. Saatlerdir birliktelerdi hâlâ neyi konuşuyorlardı Allah bilir.
Sonunda ayrılabildiler ve annem kapıyı kapattığı sırada ben de odama gitmek için hareketlendim ama bu pek de mümkün değildi.
''Sen dursana bi'.''
Annemin sorgulayıcı sesini anlamazdan gelmeye çalışsam da biliyordum niye durdurmaya çalıştığını.
''Efendim?''
Normal tutmaya çalıştığım sesimle zar zor efendim diyebilmiştim ve annem bunu çoktan fark etmişti.
''Şu ortalığı toplayayım, konuşalım seninle.''
Uzatmanın bir işe yaramayacağını anladığım için tamam deyip odama gitmiştim. Abim odasında uzanmış telefonla uğraşıyor babam da pijamalarını giymiş televizyon izliyordu. Çok değil en fazla bir saat sonra herkes yatmış olacaktı zaten. Annem de onların yatmasını bekleyecekti belli ki.
Eve geldiğim gibi pantolonumu paçaları ıslandığı için çıkarıp eşofman altı giymiştim. Şimdi de üşengeçliğimden dolayı hiç pijama giyinmeden direkt yatağın altına girmiş telefonla uğraşıyordum.
Alpay Emir' kalpli böcekli iyi geceler mesajı mı atsan Defne?
Ay atsa mıydım? Ne yazacaktım ki? Ona herhangi bir ilişki bildiren bir hitapta bulunmamıştım. Sadece iyi geceler yazsam garip olacaktı adını eklesem soğuk bulacaktı...
Onun bugün bana hiçbir şey demeden evden çıkışı gelince aklıma, atasım varsa da gitmişti.
Annem odama geldiğinde elimdeki telefonu kucağıma koyup ayaklarımı toplamış onun oturması için biraz yer açmıştım.
Yatağa oturduğunda aslında o a ben de biliyorduk ne hakkında konuşulacağını ama ne o ne de ben ağzımızı açıyor, tek kelime bile etmiyorduk. Ben söyleyeceklerimden korkarken o duyacaklarında, ihtimal verdiği şeyin gerçekliğinden korkuyordu.
''Defne, aklıma gelen şeyi başıma getirme benim.'' Direkt konuya girmesi bile doğruluyordu tüm düşüncelerimi.
Hiçbir şey söylemiyor sadece annemi dinliyordum. Ne diyebilirdim ki sonuçta?
''Bakışlarına, davranışlarına çekidüzen ver kızım.''
Aslında annem de konuşmak istiyor ama ne konuşacağını bilemiyor gibiydi. Daha çok açık açık söylemek istemiyor benim anlayıp konuyu kapatmamı istiyordu ama hayır. Kapatmayacaktım. Zaten bir iki hafta sonra hepsi öğrenecekti. Abime söyleme konusunda anlaşmıştık biz ama ben artık herkes bilsin istiyordum. Niye sadece abim? Bilecekse herkes bilsin.
Ben böyle düşünmesem bile Alpay Emir birkaç gün sonra karşıma geçip ''Ben çocuk değilim Defne, seninle gizli saklı mı görüşeceğim?'' dese onu haklı bulacaktım.
''Ben yanlış bir şey yapmıyorum.'' Nasıl bir tepki vereceğini bilmesem bile annemle ilk defa böyle bir konu konuşuyor olmak beni geriyordu. Gerçi sadece bu değil ben annemle hangi konu hakkında düzgünce konuşabilmiştim ki?
''Ne diyorsun kızım sen?''
Annem elinde olmadan sesini yükseltince hemen kendine dikkat etmiş daha kısık sesle konuşmaya devam etmişti. ''Beni çıldırtma Defne, abin o adam senin?''
Asıl çıldıran ben olacaktım da hadi hayırlısı.
''Sen mi doğurdun?''
Bıkkınca sorduğum soruya karşılık 'ne saçmalıyorsun sen' dercesine bakmış ve bunu dile getirmişti. ''Ne saçmalıyorsun kızım sen?'' Sesine hâkim olmaya çalışıyor ama bunu pek de başaramıyordu.
''Diyorum ki sen mi doğurdun? Tutturmuşsunuz abin de abin. Benim bir abim var o da şu yan odada. He ama doğru hakkını yemeyeyim bak o adam senin oğlundan daha çok abilik yaptı bana.''
Annem ona karşı gelmemin yanında açık açık ona niyetimi belli etmeme karşın sinirinden kuduruyor ama abim ve babamın evde olması sebebiyle ağzını açıp da tek kelime edemiyordu.
Çünkü konuşsa ne o sakin kalabilecekti ne de ben.
Ben anlayamıyordum gerçekten. Melih de onun kardeşiydi. Ama hiçbir zaman o da senin abin diye bizi bir zora sokmamışlardı. Melih'e gelince o senin arkadaşın sorun yok Alpay Emir'e gelince mi abim oluyordu.
Onlar da biliyordu işte Melih ile aramda öyle bir şey olmayacağını, o yüzden rahatlardı ama Alpay Emir'i de abin o senin diyerek mi uzak tutmaya çalışıyorlardı? Ayrıca neden bu kadar karşıydılar?
Tanıdıkları güvendikleri biriyle olmam onları daha çok mutlu etmez miydi?
Kendi kendine tövbe edip bir hışım oturduğu yerden kalkıp bana parmağını sallayarak aklımı başıma almam gerektiğini, onları utandıracak bir şey yapmamam gerektiğini söylediğinde ona birlikte olduğumuzu söyleyemedim gibi sözlerine duyduğum siniri bile belli edemedim. Gerçekten de içeridekilerin duymasından korkuyordum. Duyarlarsa olay daha da büyüyecekti ve ben bunu yalnız başıma halledemeyecektim.
Aslında korkum belki de tek olmamdandı. Emir yanımda olsa böyle bir korku hissetmeyeceğimi biliyordum. Onun varlığı huzur verdiği gibi kendimi güvende hissetmeme de neden oluyordu çünkü.






Yorumlar