top of page

16. Bölüm

  • Yazarın fotoğrafı: rubeyyka
    rubeyyka
  • 25 Kas 2025
  • 24 dakikada okunur

Az önce yaşanan yüz kızartıcı şeyi yeni yeni idrak edebiliyordum ve onun dudaklarına sonradan saldıran ben değilmişim gibi ağır bir utanç duyuyordum.

Yine olsa yine yaparım diye düşünüp aynı zamanda asla bir daha olmaz Defne, diyen iç sesim bile ikilemdeydi. Gözdağı verir gibi dile getirdiği şeye karşı ise içimde 'ben senin sevdana her dil uzattığımda böyle olacaksa ohoo...' diyen arsız bir Defne vardı.

Söylese miydim şimdi sen beni sevmiyorsun falan diye? Sakin ol Defne!

Omuzlarındaki elimi kollarına doğru kaydırıp belindeki bacaklarımı da çözdüğümde bana engel olmadı.

Gözlerimi kaçırmadan önce dudaklarına baktığımda kızarmış olduğunu görmek üstelik buna benim sebep olduğumu bilmek garip hissettiriyordu işte.

Bedenini bedenimden çekmeden önce oturduğum masanın üzerindeki montumu alıp giyinmem için sırtıma koymuştu.

''Hadi giy montunu, güzelim.''

Benim çekingenliğimin farkına vardığından üzerime gelmiyor, sanki her zaman yaptığımız bir şeymiş gibi bir hava yaratmaya çalışıyordu.

Her zaman yapsa mıydık Alpay Emir?

Başka zaman olsa beni utandırmak hatta sinirlendirmek için bunun üzerine gideceğine o kadar emindim ki. Ama şu an böyle yapıyor olması içimi sıcacık yapıyor bana gösterdiği şefkat, onun karşısında hiçbir duygumu saklayamamama neden oluyordu.

Omuzlarıma bıraktığı montumdan yavaş yavaş kollarımı geçirip önümü düzelttikten sonra inmiştim oturduğum yerden.

Ne o bir şey söyledi ne de ben. Masanın üzerinde bulunan diğer iki dilek fenerini alıp ilerleyeceğim sırada birkaç adım uzağımızda bulunan arabaya bile elimi tutarak yürüyüp kapımı açtı ve benim yerleşmemi bekledikten sonra arabanın önünden geçip kendi yerine geçti.

İlk işi ısıtıcıyı açıp içerinin ısınmasını sağlamakken aklıma gelen şeyle panikledim birden.

''Sumru!''

Alpay Emir, ona dönüp o kadının adını söylememden hoşlanmamıştı. Bunu da az önce yüzünde gördüğüm hafif gülümsemenin yerini sabit bir yüz ifadesinin almasıyla anlayabiliyordum.

''Alpay Emir! Sumru ya bir şey söylerse. Hatta ya söylemişse?''

Dudaklarım, özellikle alt dudağım sızlıyordu. Konuştukça da bunu daha iyi hissedebiliyordum. Birden bire kendimizi kaptırmışız gibi saldırmamız hiç iyi olmamıştı...

Emir, geri geri indiği yolu bitirmiş sert bir manevrayla arabanın yönünü gideceğimiz yola çevirmişti.

''Şimdi mi aklına geldi?''

Şuna bile gülmesinden nefret ediyordum. Sinirle gülerek bana cevap vermesinden daha da nefret ediyordum.

Telaşlı ama normal düzeyde çıkan sesimin yerini bir anda asabi bir hâl almış onu öyle cevaplamıştı.

''Akıl mı bırakıyorsun insanda?''

Cidden akıl mı bırakıyordu bende, zaten zar zor yetiyordu aklım. Bir de onunla yakın temasta bulununca iyice uçup gidiyordu işte.

''Aklını aldığımı kabul ediyorsun yani?''

Boş yolda gözleri rahatlıkla gözlerimle kavuşabilirken ben sadece onun biraz ukala olduğunu düşünüyordum.

''Alpay Emir!''

Bacağımın üzerindeki elimi alıp bir miktar kızarmasına sebep olduğum dudaklarını avucuma derince bastırdıktan sonra ''Hiçbir şey söylemeyecek, telaşlanma.'' demişti.

Biz biraz temas bağımlısı mı olmuştuk, anlayamıyordum. Ya benim elim onun sürekli yanağına çıkıyordu ya da onun eli sürekli elimde oluyordu.

Ben içeri geçip eşyalarımı aldığım sırada mı konuşmuşlardı yani? Hem nasıl bu kadar emin konuşabiliyordu ki? Ben çıkıp onun yanına gelirken kız orda donmuş gibiydi. Alpay Emir ona bir şey söylese bile idrak edebildiğini düşünmüyordum.

Karanlık ve tenha yoldan ışıklandırmalarla dolu ana yola geçtiği sırada elimi bırakmak zorunda kalmıştı. Ben de fırsattan istifade kolumu çekmiş araç içinin sıcaklığından ötürü boynumu terleten saçlarımı sırtımdan dökülmesi için itelemiştim.

''Nasıl telaşlanmayayım? Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?''

''Şovunuzu yapmadan önce düşünecektiniz bunları küçük hanım.''

Ciddi bir ses tonuyla söylese de yaptığım şeyin hoşuna gittiğini saklamıyordu.

Cidden Defne, şov yapacağım diye mahalleliğe asıl şovu izleteceksin haberin yok.

Sanki yaptığım şeyi onaylamamış gibi bir de ona çemkirdim. Ben bu adama niye sürekli atarlanıyordum onu da bilmiyordum zaten.

''Pardon da, o da gelip kendi dünyasında kurduğu şeyleri gerçekmiş gibi sağda solda anlatmasaydı.''

Ondaki bakışlarımı sinirle çekip oturduğum koltuğa iyice yerleştim ve sağımdaki camdan dışarı gözükmese de bakmaya başlayıp onu görmemeye çalıştım. Ama yine de yansımasından kurtulamadım, çekemedim gözlerimi güzel yüzünden.

''Ayrıca, şu konuda hala sinirliyim sana. Hiç kimse durduk yere kendi kendine gelin güvey olmaz.''

''Defne!''

Camdaki bakışlarım tekrardan onu bulmuş kendime hâkim olmaya çalışıyordum.

''Ne Defne ya! Ne Defne? Yalan mı söylüyorum? Söylemesem yarın öbür gün sana gelecek 'aa Emir bak nikâh tarihi aldım, evleniyoruz' diyecek haberin yok.''

Bu konuda kendimi acaba haksız mıyım diye sorgulama gereği bile duymuyordum. Emindim ki Sumru, Alpay Emir'in bir davranışını ya da sözünü falan yanlış yorumlamış kendine açık kapı bırakıyor sanmıştı.

''Defne!'' Bu sefer daha sert bir şekilde ikaz etmiş bu konudan zerre hoşlanmadığını belli etmişti. ''Yine aynı konuya mı döneceğiz?''

Dönelim, ne olacak yine dönelim. Ne de olsa döne döne konuşuyorduk ama bir arpa boyu kadar ilerleyemiyorduk.

Cevap vereceğim sırada Alpay Emir'in telefonun sesi yankılandı aramızda. Gözü yolda, tek eli direksiyondayken arkadaki ceketine uzanmaya çalıştı.

Telefon, ceketin cebinde ceket de arka koltuktaydı. Onun elini çekip ben bedenimi uzatarak aldım ceketini ve kucağıma koyduktan sonra çıkardım telefonunu cebinden.

Çıkardım ama ona uzatamadım.

''Kim?''

Telefon ekranında yazan isim sanki benim burada olduğumu görüyormuş gibi paniklemiştim birden bire.

Onu cevaplamadığım, telefon da susmadan çalmaya devam ettiği için elimdeki telefonu aldı ve onunla konuştuğunda belki de yanında ben olduğum için arkadaşına yalan söylemek zorunda kalacağından kısık sesle bir küfür savurdu.

Daha fazla beklemeden açtı telefonu.

''Kardeşim?''

Kardeşim. Abimin aramasını böyle açmıştı işte. Ben ise anında kendime gelmiş abimin ne diyeceğini duymak için yanıp tutuşuyordum.

Aklımdan bin bir senaryo geçiyor her birinin sonu da felaketle bitiyordu.

Sumru mu bir şey yetiştirdi, mahalleden biri mi gördü, benim aptallığımdan mı anladı derken birçok fikir uçuşuyor ve benim eteklerim de telaşla tutuşuyordu.

Bağırsa çağırsa telefondan duyulurdu değil mi?

Emniyet kemerimi açtığım gibi bedenimi yanımdaki adama doğrultup kulağımı kulağındaki telefona doğru yaklaştırdım.

Saat onu geçiyordu ve bu saate rağmen yolda birçok araba bulunuyordu. Alpay Emir tek eliyle araba kullanıp diğer eliyle de telefonu tutarken bir de benim ona yaklaşıp dikkatini dağıtmam kötü sonuçlar doğurabileceğinden abime ''Az bekle.'' deyip telefonu çekti kulağından.

Önce telefonu sessize alıp zaten dibinde duran dudağımın kenarını öptü. Az önce bana sesini yükselten adam gitmiş tüm korkularımı almak isteyen beni yatıştırmaya çalışan Alpay Emir geri gelmişti.

''Korkmanı gerektirecek bir şey yok güzelim. Hoparlöre alacağım, sessiz ol.''

Az önce Sumru için rahatlıkla söylemeyecek diyen adamın gerginliğini hissedebiliyordum.

Onu onayladığım gibi hemen yerime geçip oturdum ve parmaklarım arasındaki dudaklarımı sağa sola çekiştirmeye başladım. Böyle bir ruh halinde olmamam gerekirdi, biliyorum. Yani kötü bir şey yapmıyordum ama yine de abimin tepkisinden deli gibi korkuyordum. Korkum ise kendim için değil, onların arasındaki ilişkinin benim yüzümden hasar alabilecek olmasıydı.

Arabaya bindiğim gibi kontrol ettiğim telefonumda herhangi bir arama yoktu. Sadece Ayçaların yanından ayrılmadan önce ona mesaj atacağımı ima edip atmamam dolayısıyla ne olduğunu sormuş ona sonra konuşuruz diye cevap vermiştim.

Yani abim benim onunla olduğumu öğrense mutlaka önce beni arardı. En azından ben öyle olur diye düşünüyordum.

Telefonu hemen ısıtıcının yanında bulunan telefon tutucuya taktı ve abimin sesini açtı. Sanırım daha önce ne yaptığını sormuştu ki onu yanıtladı.

''Yoldayım, ne oldu?''

Abimdin durgun sesi duyuldu sonrasında. ''Alpay... Ulan bunu nasıl soracağım onu da bilmiyorum. Defne...''

Adımı duyduğum gibi kulaklarım uğuldamaya başladı. Alpay Emir de belli etmese de konunun nereye gideceğini merak ediyordu.

Arabayı yol kenarına çekti ve dörtlüleri yaktı. ''Ne oldu?'' Sorusunun ardından bana bakıp sanki rahatlamamı ister gibi gözlerini kapatıp açtı.

''Abi var bunda bir haller, gönül işleriyse falan gel söyleye getirdim lafı ama pek oralı olmadı gibi. Siz geçen bizdeyken de bu biraz panikti. Bana değil de gelip sana söylediyse bileyim oğlum.''

Beynimden vurulmuşa döndüm o an. Gözlerim güçsüzce kapanmış başım arkaya yaslanmıştı.

Abim anlamıştı ama Alpay Emir'i bir seçenek olarak bile görmüyor onun gözünde ikinci abi konumunda olduğundan ona değil Alpay'a gelip derdimi söylediğimi sanıyordu.

''Bugün de Ayça'ya gidiyorum diye çıktı zaten... Mahalleden olmasın görüştüğü?''

Alpay Emir sıkıntılı bir nefes verdi ve zerre tereddüt etmeden beni nasıl bir duruma soktuğunu bilmeden konuştu.

''Defne benim yanımda.''

Gözlerim anında açılmış başım, boynumun ağrıyacağı bir şekilde yanımda oturan gözleri telefon ekranında olan adamı bulmuştu.

Ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordum.

''Nasıl yanında? Yoldayım demedin mi oğlum sen?'' Abimin sesi kızgınlık ya da sinirden uzak tamamen merakla çıkıyordu anlamlandıramıyordu hiçbir şeyi.

Ona resmen yalvaran gözlerle bakıyor ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum.

Kendinden emin ve hissiz bir sesle konuşması korkutuyordu beni. Geri dönülmez şeyler söylüyor ona engel olacağımı bildiğinden yüzüme bile bakmıyordu.

''Biliyorum ben Defne'nin derdini. En geç yarım saate mahallede olurum. Gelince konuşalım.''

Çenesi kasılan Alpay Emir telefon ekranına öyle dikkatli bakıyordu ki sanki zorlasa abimi görecekti.

Abim tarafında kısa bir sessizlik yaşanmış ardından da garip bir tınıyla ''Alpay, aklımı sikme benim!'' demişti.

Ben donmuş bir şekilde sadece onun yüzüne bakıyor başka da bir şey yapamıyordum.

Sanki kendisi hiç küfür etmiyormuş gibi abimden duyduğu lafa yüzünü ekşitmiş aynı küfürle karşılık vermişti. ''Geliyorum, konuşacağız işte.'' deyip direkt kapatmıştı telefonu. Kapattığı gibi tekrardan telefonu çalınca da telefonunu tamamen kapatmış sonunda bana dönmüştü yüzünü.

''Güzelim,''

''Ne yaptın sen?''

Aklım almıyordu söylediği şeylere. Ya biz konuşmadık mı düğünden sonra söyleyeceğimizi neydi şimdi bu?

Telefonum ardı ardına çalmaya başlayınca korkuyla abim yazısını okudum defalarca ekranda. Bacaklarımın arasındaki telefonu Alpay Emir aldı ve meşgule attı. Bir kere daha çalınca komple kapattı telefonu.

İstemsizce gözlerim dolmuş sesim de bundan dolayı biraz pürüzlü çıkmıştı. ''Ne yaptın, ya niye söyledin Alpay Emir?''

Yüzüme bakmaya yeni yeni tenezzül eden adamın elleri yanaklarımı bulmuş henüz akmayan yaşlarımın akacak olmasına laf etmişti. ''Doldurma gözlerini. Defne ben bu işin sonunu biliyorum, yavrum. Abin sağdan soldan duyacak bizim başımız ağrıyacak... Ha şimdi ha birkaç hafta sonra söylemişim...''

Korkuyordum işte niye anlamıyordu ki?

''Ya düğünden sonra dedim, sen de tamam dedin. Niye şimdi böyle yapıyorsun. Ya...''

Gözümden düşen tek damlayı başparmağıyla silip keyifsizce bir ifade takındı. Bense ne diyeceğimi nasıl tepki vereceğimi kestiremiyordum.

Korkum aslında abimin evde bana takınacağı tavır annemin de ona destek çıkacak olmasıydı. Belki babam da katılacaktı onlara. Dayanamıyordum artık onların beni yanlarında değil karşılarında görmesine.

Belki düğünden sonra söylesek abim yine sinirlenecek sayıp sövecekti ama soluğu kendi evinde alacaktı.

Bana temas etsin istemiyordum. Yanağımdaki ellerini kavrayıp uzaklaştırdım onu kendimden. Daha fazla beni alttan alacak gibi de durmuyordu zaten.

''Defne! Bana kalsa ilk gün konuşacaktım zaten abinle. Onun gözünde gizli saklı iş yapan adam olmaktansa bunu yapmak en doğrusu.''

Ben ne dersem diyeyim anlamayacaktı işte beni. Niye anlamak istemiyordu? Az önce abimin önce yanlış anlayıp sonra bir şeyler sezmesi bile abimi deli ederken Allah bilir şu an ikimize de ulaşamadığından nasıl çıldırmıştı.

Düğünden sonra konuşsak her şey daha kolay gibi gelecekti işte, ben bu bir haftayı abimle aynı evde köşe kapmaca oynar gibi geçirmeyecek onun söyleyeceği laflar altında kalmayacaktım.

Bu saatten sonra ne dersem diyeyim iş geçmiş abim az çok bir şeylerden şüphelenmişti.

Arabayı çalıştırıp tekrardan yola çıktığında küskünce oturuyordum yanında. Ne olacaktı, ne konuşacaktı soramıyordum bile.

''Sessizliğinden nefret ediyorum.''

Yine sesimi duyamayınca huysuzca söylendi bu sefer.

''Defne, kurbanın olayım akıtma yaşlarını.''

Zamanında çok konuştuğumdan şikâyet eden adam şimdi suskunluğuma laf ediyordu. Yavaş yavaş düşen gözyaşlarımı usulca silip hiçbir şey söylemedim.

''Abinle konuşacağım diye seninle aram bozulacaksa bozulsun Defne.''

Acımasızca dile getirdiği şeylerle kalbimi kırdığının farkında değil miydi? Beni tercih ettiği duruma bakmaktan alıkoyamıyordum kendimi.

''Ben Giray'ın gözünde arkasından iş çevirecek biri olmaktansa seninle aramın bozulmasını yeğliyorum. Ne kırıl bunun için bana ne de gönül koy. Sonrasını düşünmemiz için bunu yapmak zorundayız.''

Alt dudağım ağzımın içine yuvarlanmış ıslak kirpiklerimin izin verdiği ölçüde önümdeki camdan, yolu izliyordum. Sözlerine karşılık gülmeden edememiştim. Acı ve sancılı bir gülüş.

Madem benim kırılmamdansa onun bunu abimle konuşması daha önemliydi, öyle olsundu o zaman. Ne yapıyorsa yapsın ne hali varsa görsündü. Ben yine ve yine abimin sözleri altında tek başıma kalacak onunla tek başıma başa çıkmak zorunda kalacaktım.

''Nasıl istiyorsan öyle olsun.''

Benim ona bağırıp çağırmamı beklediğinden bu hallerim karşısında ne yapacağını bilememesinin verdiği çaresizliği öyle derin hissedebiliyordum ki...

Burnundan seslice verdiği nefese ek yüzünü sinirle sıvazladığını da gördüğümde biraz daha hızlanmış yolları daha çabuk geçmeye başlamıştı.

Yol boyu sessizce akan yaşlarım durmuştu sonunda.

Arabadaki sessizlik büyüyor büyüdükçe de aramıza mesafe oluyordu. Mahalleye yaklaştığı sırada ona dönmeden ''Ben de geleceği...'' dediğimde cümlemi tamamlayamadan sert bir sesle ''Hayır, Defne.'' deyip kestirip atmıştı.

Az önceki durgun halim anında gitmiş sesim çoktan yükselmişti bile. ''Ben de geleceğim diyorum Alpay Emir niye anlamak istemiyorsun?''

''Güzelim,''

Kendini sakinleştirmeye çalıştığı ve beni alttan almaya çalıştığını görebiliyordum ama hayır, ben de gidecektim. Ne konuştuklarını abimin nasıl bir tepki vereceğini merak ediyordum. Evde oturup kurbanlık koyun gibi abimi bekleyip acaba ne diyecek ne yapacak diye bekleyemezdim.

''Alpay E...''

''Hayır diyorsam uzatma, ne tepki vereceğini az çok ikimiz de biliyoruz. Bak orada sana bir laf eder ben kendimi tutamam Defne.''

Orada etmese eve gelip edecekti niye uzatıyordu konuyu?

''Geleceğim diyorum işte. Orada olacağım ben de. Sen seni kırmayı yeğliyorum diyorsun ya, bu kadar önemli ya bu konu senin için merak ediyorum ne konuşacağını.''

Kendimi tutamıyor ona sataşmadan duramıyordum.

Alpay Emir sinirini bana yöneltmemek için hiçbir cevap vermemiş sadece asabice bakıp kafasını geri çekmişti.

''İnadına sokayım!''

Kısık sesle konuşsa da duymuştum işte onu.

Göğsü aldığı nefes sonucu şişmiş ve aynı hızla eski haline geri dönmüştü. ''Arabadan inmeyeceksin, ne olursa ne yaşanırsa yaşansın kafanı bile çıkarmayacaksın şu kapıdan.''

Böyle bir şeyin sözünü veremeyeceğim için onaylamadım onu. O da takılıp onay falan istemedi zaten. Bizim mahalleye girmeden önce telefonunun açılmasını bekledi abimin onlarca arama bildirimini tek seferde silip abimi aradı.

''Neredesin?''

Mahalleye girince yavaş yavaş ilerledi. Bu sefer ben de duyabiliyordum abimin sesini. Birkaç küfür ve 'bana bunu yapmadım de' tarzı şeyler sıralamıştı.

''Bağırma amına koyayım neredeysen söyle işte!''

Sinirle telefonu kapatıp aramızdaki boşluğa bıraktı ve ''Ne dedi bu sana bugün?'' dedi, ''Bir şeyler saçmaladı da ondan mı keyifsizdin evden çıktığında?'' diye devam etti.

Bizim sokaktan geçmiş başka bir yere doğru yol almıştı. Nereye diye sormadım.

Evden çıktığımdaki halim de abimden değil annemden kaynaklıydı üstelik.

''Bir şey demedi, birini seviyorsan onaylamasam da bileyim dedi sadece.''

Araba alt sokaklarda bulunan yıllarca inşaat halinde duran tek katlı evin önünde durdu. Çocuklar buranın bahçesinde genelde top oynar yazın dışarıda oturup sohbet eden kızlar da burada toplanırdı genelde. Sahibi her kimse hiç uğramamış kimse de yıkmamıştı burayı.

Abimi gördüm, bahçede yerinde duramıyor gibi bir sağa bir sola gidiyordu. Arabayı fark ettiği gibi saçları arasındaki elini indirdi ve bu tarafa baktı.

Alpay Emir arabayı durdurdu. Abimin gözlerini beni buldu ve gözlerini kapadığını gördüm. Derin bir nefes almış olmalıydı ki göğsü şişti birden. Kendini sakinleştirmeye mi çalışıyordu, gördüğü şeyi hazmetmeye mi çalışıyordu bilmiyorum ama yüzünde gördüğüm hayal kırıklığı canımı yakmıştı.

Onu öyle görünce kendimi kötü hissetmiştim. Alpay Emir hızla ceketini alıp giydi ve çenemden tutarak yüzümü abimden çekip kendine çevirdi. Beni sakinleştirmeye çalışır gibi çıkan güzel sesi bile işe yaramamıştı. ''Güzelim. Konuşalım, söz alacağım gönlünü. İnan böylesi daha iyi.''

Dolu gözlerim onunkilerle buluşunca hızlıca dudaklarını bastırdı alnıma. ''Kal burada.'' deyip arabadan inmek için hareketlendi. Abim gördüklerine inanamıyormuş gibi kaldı öyle. Arabanın ışıkları söndüğünden beri beni görebiliyor muydu bilmiyorum ama sokak ışığından ötürü ben onu görebiliyordum.

Emir, indi arabadan. Kapıyı kapatırken gözlerime bakıp güvence vermek ister gibi kapatıp açtı gözlerini.

Hissettiğim tedirginlik ve korkuyla dudaklarımın titrediğini hissettim. Abim şok olmuş gibi öylece duruyor ne bir adım öne geliyordu ne de bir şey söylüyordu.

Kapılar kapalı olduğundan duyamıyordum onları. Ama çıksam, ikisinin de gazabına uğrayacaktım. Elimi kalbimin üzerine koyup sakinleşmeye çalıştım. Birbirlerine zarar vermemeleri için dua ettiğim sırada gözlerimi kırpmadan onları izliyordum. Alpay Emir abimin karşısına geçtiğinde bir şeyler geçti aralarında. Sonrasında Alpay her ne dediyse abim çıldırmış gibi gülmeye başlayınca korkum iyice artmaya başladı.

Alpay Emir konuşmaya devam ediyor olmalı ki abim hiçbir şey söylemiyordu. Ben onun böyle sakin kalmasına şaşırıp sevinemezken birden bire Alpay Emir'in yakasından tutup onu sarsmaya başlayınca dudaklarımdan korkuyla bir nida çıktı.

Alpay Emir abime bırak elini kaldırmayı kendini korumak için bile bir tepki vermezken abim onu iterek bırakmış arkasını dönüp yüzünü sıvazlamıştı. Aralarına az da olsa mesafe girince rahatlayan kalbim abimin hiç beklemediğim bir anda yumruğunu Emir'in yüzüne indirmesiyle daha fazla dayanamamış aceleyle inmiştim arabadan.

Sevdiği kadının korkusunu iliklerine kadar hissetse de kararından dönmeyen Alpay Emir'in aklındaki tek şey kavuşmak istediği kadına sonunda kavuşabilmişken herkesin bu ilişkiyi bilmesi ve ona göre hareket etmesiydi.

Kardeşi olarak gördüğü adam onu bugün aramasa, istemese de sırf Defne için bekleyecek ve onun istediği zaman konuşacaktı ama bugün Giray'ın onu arayıp Defne'nin görüştüğü biri olduğunu iddia edip bunu onunla paylaştığını düşünmesi onun için son nokta olmuştu.

Uzun zamandır küçük kız kardeşi gibi görmeyi bıraktığı kız için yapamayacağı şey olmadığı gibi bunlardan biri de ne pahasına olursa olsun herkesi karşısına alması gerekse bile bunu yapacak olmasıydı.

''Ne çeviriyorsunuz lan siz?''

Giray sinirden yerinde duramıyor Alpay'ın söyledikleri aklına geldikçe delirecek gibi hissediyordu. Kardeşi o adamın arabasında onları izlerken sırf ne haltlar döndüğünü anlamaya çalıştığından ağzını açmıyor yıllar önce açılan konunun tekrar açılmaması için yalvarıyordu Allah'a.

''Bir şey çevirdiğim yok, çevirmemek için konuşacağım.''

Alpay Emir'in kendinden emin çıkan gür sesini duyan Giray, adamın üzerine atlayıp onu boğazlamamak için kendini zor tutuyor, sırf Defne'ye kötü davrandığı bu dönemde daha da zarar vermemek adına anlamadan dinlemeden bir şey yapmak istemiyordu.

Sırf kardeşiyle eskisi gibi olmadıklarından belki çekinmiştir de Emir abisiyle konuşmuştur bir şeyler diye düşünüp aradığı Alpay Emir'in böyle bir şey diyeceğini beklemiyor, konuşacağı şeyi tahmin bile etmek istemiyordu.

''Amına koyayım, ne konuşacaksın lan? Ne konuşacaksın? Arıyorum bir öğreniyorum kardeşim, yanında.''

Giray yerinde duramıyor bir oraya bir buraya adımlıyordu. ''Benim kardeşim. Defne. Senin de kardeşin hani. Niye bu saatte yanında... Arabanda..?'' Yutkunup hiç duymak istemediği şeyleri duymamak için dualar etti.

Giray farkındaydı, Alpay ile Defne'nin arası hep ya çok iyiydi ya da çok kötü. Aralarının iyi olduğu bir vakit, Emir'in üniversitede olup kısa bir süreliğine tatile geldiği zaman Defne'nin ona gülerek bir şeyler anlatmasını Alpay Emir öyle içli içli izliyordu ki Giray o akşam şakayla karışık 'böyle böyle bir durum mu var lan yoksa' deyip aklında Defne var mı yok mu öğrenmeye çalışmış varsa da silmesini ima etmişti.

Alpay Emir ise böyle bir şey olmadığını sadece daldığını geveleyip susmuştu. Çünkü o zamanlar o da bilmiyordu bu cıvıl cıvıl bir şeyler anlatan kıza hissettiği şeylerin büyük ve başa çıkılamayacak kadar zorlayıcı olduğunu. Giray ise sonrasında da denk geldiği birkaç şeyi arkadaşının yok öyle bir şey demesinden ötürü eşelememişti o zamanlar.

''Benim değil, senin kardeşin.'' Alpay Emir nasıl başlayacağını bilemeden hemen devam etti ardından. ''Giray, seviyorum ben Defne'yi. Gelip de ilk sana söylüyorum...'' Alpay Emir cümlesini tamamlayamadan Giray gülmeye başlayınca anladı ki bu iş uzayacak.

''Birlikteyiz Defne'yle.''

Giray duyduğu şeyle Alpay'ın üzerine atlamış yakasından tuttuğu gibi onu sarsmaya ve küfürler savurma başlamıştı.

''Ulan şerefsiz, ben sana sordum varsa olmaz dedim! O senin de kardeşin lan.''

''Sakız etmişsiniz ağzınızda kardeşin de kardeşin! Ne kardeşi? Seviyorum diyorum.''

Alpay dayanamayıp sesini yükselmiş olsa da elini bile kaldırmıyordu arkadaşına karşı. Dövse de sövse de hakkı olduğunu biliyor bir zamanla kardeşi olarak gördüğü kadına sevdalanmanın ne kadar boktan gözüküyor olduğunu tahmin edebiliyordu.

Giray karşısındaki adamı sarsmayı kesmiş onu iterek bırakmıştı. Neydi bu hissettiği? İhanet, hayal kırıklığı...

Arkasını dönüp nefes almaya çalıştığı sırada Giray dayanamayarak döndü ve ''Haysiyetsiz!'' deyip yumruğunu Alpay'ın yüzüne geçirdikten sonra kendini tutamamış art arda devam etmişti bu durum.

Arabadan indiğim gibi kapıyı bile kapatmadan onlara doğru hızlı adımlarla ulaşmış beni duymaları için sesimi yükseltmiştim. Abim delirmiş gibiydi ama asıl deliren Emir olmalıydı ki sesini bile çıkarmıyordu.

Zaten akmaya hazır olan gözyaşlarım hızlı hızlı düşüyor görüş açımı kapatmaya çalışıyordu.

''Abi! Dur. Ne olur dur artık?''

Kesik kesik çıkan sesimi duyunca ikisinin de bakışları beni buldu. Alpay Emir buz gibi soğuk bir sesle ''Geç arabaya,'' diye bağırsa da abim Emir'den bir adım uzaklaşmış bana dönmüştü.

''Dalga geçer gibi bir de tamam söylerim dedin ulan! Bu mu söylediğin he, bu mu?''

Birden boğazını zorlayacak biçimde bağırmasıyla korkuyla geri gittiğimde Alpay Emir kendine gelmiş gibi abime yönelip ''Kes o sesini!'' demişti.

Bağırmasıyla tek tek bulunan evlerden birkaç ışık yanmış neler olduğuna bakmaya çalışan birkaç kişiyi görmüştüm.

Şükür, çok şükür bizim sokakta değildik. Hayatta kapatılmaz bu konu uzadıkça uzardı yoksa.

''Pezevenke bak! Sanane ulan, kardeşime hesap sormak için izin mi alacağım senden?''

Abim tekrardan Emir'e vurmak için yöneldiğinde bu sefer Emir buna izin vermemiş kolunu sertçe tutup indirmişti.

''İzin de almayacaksın hesap da sormayacaksın. Görülecek hesabın varsa ben buradayım.''

Ben öyle kenarda kalmış ne ileri ne geri gidebiliyorken birinin ''Şimdi de mahalleye it serseri mi doluştu? Defolun gidin!'' diye seslendiğini duymuştum.

Seslerimiz duyuluyor ama kim olduğumuzu çıkaramıyorlardı belli ki.

Gözlerim korkuyla sevdiğim adama iliştiğinde fark ettim ki Alpay Emir'in dudağının kenarı patlamış gözünün altı kızarmıştı. Onu öyle görünce ağlamam daha da şiddetlenmiş böyle olunca da ikisinin de dikkatini çekmiştim.

''Gidelim, yeter lütfen gidelim sonra konuşun.''

Konuştukları da yoktu zaten. İçimdeki korku gittikçe artıyor ne yapacağımı bilemiyordum.

Abim kolunu Emir'den kurtardığı gibi bana yönelince korkum git gide artmıştı. Bana hiçbir zaman el kaldırmazdı. O kadar da değildi. Böyle bir şey yaşanacak olsa bile ben asla izin vermezdim buna zaten. Düşüncesi bile kanımı donduruyordu.

''Ne zamandır?'' Karşıma gelip daha kısık sesle konuştuğunda Alpay Emir ''Ne soracaksan bana sor?'' deyip onu kendine çevirmiş bana dönüp ''Sen geç arabaya güzelim, geliyorum ben de.'' demişti.

Abim sinirle gülmüş bana bakmadan konuşmuştu. ''Hiçbir yere gitmiyorsun, dur şurada.'' Sonra aklına bir şey gelmiş gibi anında beni bulmuştu bakışları.

''Sen...'' Hemen Emir'e dönüp boğazına yapıştığı gibi arkadaki duvara itti onu. Alpay Emir abime göre daha yapılıydı ve normalde bu yaptığıyla onun yerinden oynaması bile mümkün değilken sadece abim sinirini atsın diye resmen izin veriyordu.

''Sen bu itle rahat görüşebilmek için ayrı ev diye tutturdun değil mi?''

Söylediği şeyle beynimden vurulmuşa döndüm. Bu kadar mıydı? Bu kadar mıydı bana olan güveni?

Ben akan gözyaşlarıma inat önümü görmeye çalışıp onun son hareketinden sonra onlara doğru hızla gittiğimde bu söyledikleri olduğum yere çivilemişti beni. Alpay Emir ise duyduğu şeyden sonra tek hareketle abimin tutuşundan kurtulmuş bu sefer o abime geçirmişti yumruğunu.

''Ettiğin lafı tart da konuş şerefsiz.''

Daha fazla dayanamayan birkaç kişi üzerinde pijamalarla inmiş abimi Alpay Emir'in birkaç yumruğundan korumaya çalışmıştı.

Sesleri idrak edememeye başladığım ve kendimi güçten düşer gibi hissettiğim bir anda biri koluma girmiş elime bir bardak su sıkıştırmaya çalışmıştı. Titreyen ellerimle bir yudum aldığım sırada Melih'in ve babamların sesini işittim. Bu kadar çabuk mu yetiştirmişlerdi?

Gözlerim refleksle kapandığında şu durumdan kurtulmak istiyordum sadece. Lütfen bu bir rüya olsun ve ben söve söve uykumdan kalkıp işe gideyim.

Az önce yaşadığım güzel anlarla bu kâbusun arasında sadece dakikalar vardı ve ben günler geçirmiş gibi yorgun hissediyordum.

Abim ile Emir'in sesini duymaya devam ettiğim sırada babam onları sert bir sesle uyarıp ne halt yediklerini soruyor Melih ise olayı tahmin ettiğinden kurtarmaya çalışıyordu.

Daha fazla dermanım kalmamış elim ayağım titrerken birinin koluma girip beni bir yere ilerlettiğini hatırlıyorum. Sadece kolonları olan evin beton merdivenine oturduğum sırada inen birkaç kişi evlerine girmiş babam, abim ve Alpay Emir ile konuşuyor ara ara sesi yükseliyordu.

Ellerim dizlerimde yüzümü ellerimin arasına alıp sessiz sessiz ağlamaya devam ettiğim sırada Melih'in sesini duydum.

''Defne,''

Karşımda eğilmiş ona bakmamı bekliyordu ama kimseye bakmak istemiyor şu an evde yatağın içinde huzurla uyumak istiyordum.

Elini saçımda hissettim. ''Hadi bak bana, kardeşim?''

Burnumu çekerek yüzümü ona kaldırdığımda gördüğü görüntüden hiç memnun değildi. Zaten bana kardeşim diye hitap ediyorsa onun gözünde gerçekten de korunmaya muhtaç gözüküyor olmalıydım.

''Gel eve gidelim,''

Onları nasıl bırakıp giderdim eve?

Kesik soluklarımın arasında ''Hayır, gitmeyeceğim.'' dediğimde ise beni ikna etmek ister gibi ılımlı bir sesle konuştu. ''Defne, hadi kalk. Bak duruldular, Oktay amca konuşur sonra da gelirler zaten.'' dediği sırada cep telefonu çaldı.

Önümde diz çökmüş gibi oturduğundan hafif doğrulup çıkardı telefonunu.

''Yuh be mahalle mahalle değil haber ajansı.''

Telefonu yanıtladığında ise ''Efendim baba... Yok... Hayır baba, doğru. Tamam.'' deyip kapatmıştı.

Melih'in beni oradan zorla kaldırıp eve getirmesinin üzerinden yarım saat geçmişti. Babam da abim de henüz eve gelmemiş annemin laflarının arasında zar zor elimi yüzümü yıkayıp odama atmıştım kendimi. Üzerimdeki kıyafetleri çıkarmadan kendimi yatağa atmış yorganı da kafama kadar çekmiştim. Kendimi buz dolu küvette gibi hissediyordum. Aklım da fikrim de Emir'deydi. Melih, onların konuşmak için oradan gideceklerini söylese de içim hiç rahat değildi.

''Düğün arifesi çıkardığın rezilliğe bak.''

Eve geldiğimden beri önce abimin bir sinir evden çıktığını sonra da komşuların olanları haber verdiğini söylemişti. Bense kolumu kaldıracak gücü kendimde bulamadığımdan hiç ses etmemiş kendimi odama attığım gibi kilitlemiştim kapımı.

Şimdi de ara ara geliyor kapıdan laf edip gidiyordu.

''Ben sana demedim mi? Kızım ben sana demedim mi kendine çekidüzen ver diye?''

Annemin dediklerini bile duymuyor merak ediyordum nerede olduklarını, ne yaptıklarını?

Melih ile eve yürüyerek dönünce telefonum da Emir'in arabasında kalmıştı. Bu yüzden de kimseye ulaşamıyordum.

Bir insanın hücreleri bile üşüyüp titrer miydi? Şu an tam olarak böyle hissediyordum. Kemiklerim kendimi sıkmaktan ağrıyor, yatakta uzanır vaziyette olmama rağmen başım dönüyordu. Gözlerimi kapattığım gibi ise abim ile Emir beliriyor iyice kötü olmama sebebiyet veriyordu.

Kuvvetli bir bünyeye sahiptim ve kolay hasta olmazdı. Bugün o tepede montsuz durunca üzerine de bu korkuyu yaşayınca hasta olacağımı anlıyor kilitli odada yorgan altında titrerken buna devam edersem daha da fena olacağımı biliyordum.

Her zamanki gibi kendi kendini düşünmek zorunda olan Defne olarak üzerimdeki yorganı güçsüz kollarımla zar zor üzerimden atmış sessizce düşen gözyaşlarımın ıslattığı yastığımdan başımı ancak kaldırabilmiştim.

Titreyen vücudumu yataktan zar zor ayırabildiğimde yere yığılmamak için zor tutuyordum kendimi. Bileğimde o kadar kuvvet yoktu ki kapımın kilidindeki anahtarı bile zorlanarak çevirebilmiştim.

Kapı sesini duyan annem anında soluğu koridorda almış yeniden bir şeyler söyleyeceği sırada halimi görünce susmuştu.

Bana yaklaştı ve ''Şu haline bak.'' dedi elini alnıma koymadan önce. Ne diyebilirdim ki? ''Yanıyorsun annecim sen.'' deyip koluma girmiş söylene söylene banyoya çekmişti beni.

Bu halime üzülmüş müydü yoksa az da olsa vicdan azabı mı çekiyordu bilmiyordum ama onun desteğine ihtiyacım vardı, hem de her anlamda.

Banyoya girdiğimde üzerimdeki kazağı annemin yardımıyla çıkardım sonrasına da yardım etmek istedi ki soğuğu hisseden vücudum az da olsa dinç hissetmeye başladığından istemedim onu yanımda. Israr etmedi zaten, keşke etseydi.

Banyodan çıkıp kapıyı kapattığında üzerimde ne var ne yok zorlana zorlana çıkardım ve kendimi suyun altına zar zor atabildim.

Kollarımı kaldıracak halim olmadığından ne saçımı şampuanlayabildim ne de vücudumu lifledim. Kendimi o kadar yorgun hissediyordum ki halime üzülemiyordum bile.

Her şey o kadar saçma geliyordu ki yaşananların gerçekliğini sorgulama ihtiyacı duyuyordum. Biliyordum ki bunun sebebi de bendim. Bugün olan olmuştu ama bundan sonra bu ilişki hakkında birinin bile bir şey demesine göz yummayacaktım.

Ne annem ne de babam... Kaç yaşına gelmiştim bu saatten sonra hesap vermem gereken ne vardı? Beni zorla birileriyle buluşturmaya çalışıp evlenmemi isteyen anneme ne olmuştu? Yeri geldiğinde abime örnek gösterdiği adamla niye olmamı istemiyordu şimdi?

Onun derdi Serap teyze ile arasının bozulmamasıydı tabi. Bana o kadar güvenmiyordu ki... Laflarından da bunu anlayabiliyordum elbet. Ona göre iyi bir evlat olamadığım gibi bir başkasına da iyi gelin olamayacağımdandı bu korkusu.

Gözyaşlarım durmuş gücüm az çok yerine gelmişti. Duvardan destek alarak yerimden doğulduğumda sadece su altında kalmak kendimi kirli hissetmeme neden oldu. Kendimi daha iyi hissettiğimden hızlıca saçlarımı ve vücudumu iyice köpürtüp durulanmıştım.

Annemin kapıya tıklatıp ''İyi misin?'' diye sormasına acıyan boğazımla ''Evet, çıkıyorum.'' diye cevap verip çıktım banyodan.

Yarın, yani saatten ötürü bugün evden çalışacaktım ve bu yüzden az da olsa şükrediyordum halime.

Üzerimde havluyla odama geçeceğim sırada babam ve abimin sesini duydum daire kapısında. Benimle konuşmak isteyeceklerini bildiğimden odama geçip üzerime en kalın pijamalarımı geçirmiş çıkmıştım odadan. Bu konu ne olursa olsun bu akşam kapansın istiyordum.

Üzerimdeki tüm korku geçmiş saf bir öfke vardı. Sinirle odaya geçtiğimde şaşırdığım şey Emir'in de burada olmasıydı.

İçeri geçtiğimde gözlerimiz buluşunca beni görünce rahatladığını hissetmiştim. Abim de beni fark edince ''Bana bak bana.'' diye uyardı beni.

Senin ettiğin laftan sonra bakar mıydım ben sana?

Babam olabildiğince sakin duruyor olsa da Alpay Emir'in bedenin gerginlikle kasıldığını görebiliyordum. Abim ise o saldırgan haline göre daha sakin duruyordu.

Babam sıkkınca bir nefes vermiş ''Geç kızım şöyle,'' dedikten sonra eliyle Emir'in yanındaki boş yeri göstermişti. Abim ise buna karşılık homurdanmış ama yine de babama karşı bir şey söyleyememişti.

Abimin yüzünün de Emir ile aynı olduğunu görmek yüzümü buruşturmama neden olsa da buna engel olmaya çalışmıştım. Ben gittikten sonra da dalaşmaya devam etmiş olmalılar ki Emir'in kaşının kenarında kan izi oluşmuş bir de kurumuştu.

Sevdiğim adamın yüzünün bu halde olmasına onun canı yerine benimki acıdığı için üzülürken abimin bu hafta sonu düğünü olduğundan nasıl toparlayacak olduğunu bilemediğim için üzülmüştüm.

Babamın Emir'e olan sevgisini hepimiz bildiğimiz için içim biraz da olsa rahattı bu konuda. Belki iki laf edip kızardı ama karşı çıkmazdı değil mi?

Babam keyifsizce önce Emir'in sonra da abimin yaralı yüzüne bakıp ''Ne diyeyim oğlum ben size?'' diye söylendi.

Alpay Emir yanımda otursa da ne bana temas ediyor ne de dönüp bir şey söylüyordu. Onu ilk defa böyle gergin görmek garibime gitmişti işte.

Abim ağzını açıp bir şey diyecekti ki babam engel oldu. ''Koca adamlarsınız sokak ortasında yaptığınız işe bakın!''

Üçü eve gelmeden konuşmuş olmalıydı ki hepsi sinirlerine ve hareketlerine dikkat ediyordu. ''Halinize bakın halinize!''

Babam beni oturtmuştu buraya ama laf hiç bana dönmemişti. Annem neredeydi bu esnada bilmiyorum.

Emir hareketlenmiş daha da dik bir konuma gelmişti. ''Oktay amca, amacım saygısızlık etmek değil,''

Babamın bakışları şimdi beni bulmuştu işte. Konuşan Emir'di ama onun bakışları bendeydi. ''Ne arkandan iş çevirdim ne de yalan söyledim.'' Başının bana döndüğünü hissettiğimde bile dönüp bakamadım ona. ''Seviyorum ben Defne'yi.''

Abim onun lafını kestiğinde babam abime sinirlenmiş edebiyle oturmasını söylemişti.

''Hissettiğim şeylerin gelip geçici olduğu yaşlarımı çoktan geçtim. Senin de bir şeylerden şüphelendiğini anlıyordum zaten,'' deyip beklediğinde babam kafasını sallayarak onayladı sadece onu.

Şaşkınlık içindeydim. ''Ben diyeceğim her şeyi az önce tüm samimiyetimle dedim. Sen de sağ olasın tek kötü söz etmedin.''

Abim yerinde oturamıyor hala bu durumu hazmedemiyordu. Yanaklarımın ve gözlerimin yandığını hissettiğim sırada Alpay Emir son sözlerini söylüyordu, ''Kardeşim dediğim adama saygımdan ilk ona söyledim...''

''Git işine hâlâ kardeşim diyor!''

Babam da Emir de abimi takmamışlardı. ''Oğlum, sana güvenim olmasa inan şu an bu sakinlikte karşılamam bu olayı.''

Babam bana döndüğünde ''Seninle sonra konuşacağım.'' deyip ayaklandı. Ne kızgınlıkla ne de öfkeyle söyledi bunu. Öyle mutlu olmuştum ki böyle karşıladığına.

Abime döndü odadan çıkmadan önce ''Bu gece aranızdaki mesele neyse halledin sıkmayın benim canımı. Sen de işi iyice büyütme.'' deyip abimi uyarmış oturma odasında üçümüzü yalnız bırakmıştı.

Babam çıktığı gibi Alpay Emir bana dönüp elimi tuttu. ''İyi gözükmüyorsun,''

Abim hiç hoşlanmamıştı bizim yakınlığımızdan. ''Sen kendini öldürtecek misin lan, bırak da hazmedeyim.''

Hiç açılmayan ağzımı abime karşı açıp söyleyeceğim birkaç şey  vardı.

Alpay Emir'in yanımdaki varlığı ona ne kadar kırgın da olsam o kadar güven barındırıyordu ki o yanımdayken konuşmak istiyordum.

''İkiniz de lafımı kesmeden dinleyin beni.''

Abim beni susturmaya çalışacak Emir de bu duruma kızıp abimi susturmaya çalışacaktı. O sebeple ben önceden uyarımı yapmıştım. Abime inat Emir'in elini daha sıkı tuttum ve abimi umursamadım ve konuşmaya başladım. Bu hareketimle Emir arkasına yaslanmış rahatça oturmuştu. Abimse her ne konuştularsa önceden daha ılıman duruyor yine de yerinde duramıyordu.

''Sen Feyza'yı bizimle tanıştırmaya getirdiğinde hiç tanımadığımız insanı sırf sen seviyorsun diye...''

''Defne! Feyza ne alaka kızım şimdi!?''

Zaten halsizdim niye uzatıyordu ya? ''Sana dinle beni dedim değil mi? Bitireyim lafımı ne diyeceksen de.'' Bıkkınca konuşmama karşılık sustu.

''Sırf sen o kızı seviyorsun diye ben bana ettiği onca lafa sustum. Bu ne onu sevdiğimden ne de ona değer verdiğimden. Sırf senin içindi. ''

Ben konuştukça ve haklı olduğumu fark ettikçe öfkeyle yanan bakışları yavaş yavaş kırılıyordu. Halsiz olduğumun da farkında olduğundan üzülmüştü belki de halime.

''Emir'i en iyi sen tanıyıp biliyorsun. Niye bu karşı çıkma? ''

Alpay Emir varlığını elimi sıkı sıkı tutarak belli ederken hiçbir şey söylemiyor abimle konuşmamı dinliyordu. Birçok şey söylemek istediğini ama beni bölmek istemediğini biliyordum. Abimse onun varlığından hiç memnun olmamasına ek onu görmezden gelmeye çalışsa da gözleri ara ara ellerimize düşüyordu.

''Kızım, bak bu çok yanlış.''

Yanlışmış, kime göre neye göre acaba bu yanlışlar belirleniyor!

''Nesi yanlış abi? Bana mı güvenmiyorsun Emir'e mi? Emir'e güvenmiyorsan niye adama kardeşim diyorsun? He bana güvenmiyorsan da...''

Dışarıda dedikleri düştü aklıma. 'Sen bu itle rahat görüşebilmek için ayrı ev diye tutturdun değil mi?' demişti tam olarak.

Yarıda kesilen lafımla acıyla kıvrıldı dudaklarım. ''Pardon, sen zaten bana güvenmiyormuşsun. Niye soruyorsam...''

Abim de anladı sanırım niye böyle söylediğimi o yüzden de yaptığı yanlışı düzeltmek ister gibi ''Sinirle öyle çıktı ağzımdan.'' diye kendini savundu.

''Sen öyle bir şey düşünmesen... Çıkmazdı sinirle ağzından öyle bir şey. Neyse ama her şeyi görmezden geldiğim gibi bunu da geleceğim. Ne de olsa yapabileceğim başka bir şeyim yok.''

Yüzümdeki gülümsemeyi hiç silmedim, silmek istemedim. Hissettiğim tüm kırgınlığa rağmen düşürmedim yüzümü.

''Sen demedin mi onaylamam ama bileyim diye bil işte. Hatta öyle bir bil ki...''

Elimi Emir'in elinden çektiğimde ilkte izin vermedi, bırakmadı elimi ama ona dönüp devam ettiğimde yutkunmadan ve elini bırakmadan da yapamadı. ''Bu adam gelip de sana bu ilişkiyi söylemek için sevdiğim dediği insanı gözünü bile kırpmadan kırmak uğruna gelip seninle konuşuyor.''

''Defne...''

Alpay Emir de ona kırgınlığımı fark ettiğinde konuşmak istedi ama ben bir an önce buradan gidip kendimi yatağa atmak istiyordum.

Biraz daha kalsam onun kollarına atlayacak yaralarının acılarını geçirmek ister gibi onu öpücüklere boğacaktım ama kalbim öyle acıyordu ki hiçbirini yapmak istemiyor her zamanki gibi tek başıma kalıp kendimi anlamak istiyordum. ''Buna rağmen inkâr edip bir şeyleri engellemeye çalışacaksan sen de benim gibi yap ve benim seni görmezden geldiğim gibi görmezden gel olur mu? İnan böylesi daha çok acı veriyor karşıya.''

Onu son zamanlarda görmezden geldiğimi biliyordu ve abim bundan asla hoşlanmıyor kendini bana belli ettirmeye çalışıyordu.

Yorgunlukla kalktım yerimden ne abim bir şey demezken Emir de ayaklanmış kolumdan tutmuştu. ''Konuşalım,''

Yüzüne bakmak istemiyordum çünkü ona bakarsam kendimi tutamaz dur durak bilmeden ağlamaya başlardım. Öyle garip hissediyordum ki kendimi duygularım karman çorman olmuştu.

''Sonra konuşuruz.''

Abim oturduğu yerde dizini sallarken ''Siz yapamazsınız.'' deyince ona döndüm.

''Giray, uzatma.''

Abim Emir'in lafına karşılık sinirle gülmüş ayaklanıp karşısına geçmişti.

Bir defa daha birbirlerine dalacakları varsa öyle bir haldeydim ki ne halleri varsa görsünler diye düşünüyordum.

Kolumu Emir'den çektikten sonra abime döndüm. ''İnan ne düşündüğün umurumda bile değil, ben nasıl Feyza'ya katlanıyorsam sen de paşa paşa kabulleneceksin bu durumu. Eğer kardeşim dediğim adam bana ihanet etti diye düşünüyorsan da Emir ile hallet meseleni.''

''Ulan, elimde kalacaksın bak.''

Yüksek çıkan sesime karşılık abim de sinirlenmiş ilk haline geri dönmüştü. Bana yaklaştığı sırada Emir onu omzundan tutup uzaklaştırmış ''Uzatma lan sen de.'' demişti.

Yarın sabahtan babaannemin ya da yengemin kapıya dayanıp neydi o sesler diyeceğini bildiğimden daha fazla uzatmak istemedim. Emir, babamların bizi duyduğunu bildiğinden bir şey diyemiyor diyemeyince de kendini zor tutuyordu.

İkisinin de arasından çıkıp odama girdim ve kapıyı kilitlediğim gibi girdim yatağın altına.

...

Başımdaki ağrıyla günü nasıl geçireceğimi düşündüğüm sırada annem odamın kapısını açmış kafasını uzatmıştı. ''Ne zaman ara vereceksen söyle, konuşacağım seninle.''

Kucağımda bilgisayar görüşmelerle ilgileniyordum uyandığımdan beri.

Anneme ''Tamam,'' dedikten sonra ekrana döndü bakışlarım tekrardan.

Annem kapıyı çekip çıkmış beni yalnız bırakmıştı. Yanımdaki telefonda tekrar onun adı gözüktüğünde gözlerimi kapatıp birkaç dakika kaldım öyle.

Gece gitmeden önce Alpay Emir telefonumu anneme vermiş onunla konuşmayacağımı bildiğinden bir şey demeden gitmişti.

Sabah olup da odadan çıktığımda annem Emir'in ona verdiği telefonumu vermiş benimle konuşacağı sırada tam da tahmin ettiğim gibi babaannemin gelip olanları sormasıyla bana bakakalmıştı.

Biz söylemesek mahallede konuşan birkaç kişiden öğreneceklerdi zaten. Bir günde o kadar umursamaz olmuştum ki anneme omuzumu sallayıp kararı ona bırakmıştım. Büyük bir ihtimalle söylemeyecekti.

Odama geçip telefonu açtığımda arabadayken abimin aramalarından sonra bir o kadar da Emir'in aramaları ve mesajları vardı.

O gittikten sonra telefonu açacağımı düşünmüş olmalı ki sürekli mesaj atmıştı.

Şimdi de aralıklı olarak arıyordu. En sonunda dayanamayıp telefonu elime aldım.

DefneMüsait olunca arayacağım.

Ona mesajı attıktan sonra telefonumu geri koyacaktım ki anında mesaj geldi.

A. Emir: Bebeğim, seni anlamaya çalışıyorum. Bu zor da olsa yapmaya çalışıyorum.

A Emir: Ama yüzüme bile bakmamanı anlayamıyorum Defne.

A. Emir: Akşam alacağım seni konuşacağız.

Attığı mesajlar o kadar onun tarzından uzaktı ki kendini zorladığını böyle bile anlayabiliyordum.

Ona karşı oluşan kırgınlığımın birazcık boşuna olduğunu düşünüyordum. Ya da ona kıyamamamdandı bu. Belki de onu özlediğimden yavaş yavaş geçiyordu...

DefneTamam

Yazıp cevapladım onu. Şu an aklı bende olduğundan işine bile odaklanamıyordu büyük ihtimalle. Yarım saatte bir aramasından belliydi zaten bu.

Vakit öğlene gelmiş odamdan çıkıp mutfağa geçtiğimde mutfakta iğrenç bir koku vardı.

Burnumu tıkayarak içeri girdiğimde annem ocakta bir şeylerle ilgileniyordu. ''Ne bu koku?''

Annemden cevap beklerken tüm soğuğa rağmen balkon kapısını açmış temiz hava almaya çalışmıştım. ''Sana çay kaynattım,''

Ben nefret ederdim ottan, çaydan. Sırf bu yüzden bile hastalanmamak için özen gösterirdim.

''İçmeyeceğim...''

''Defne, yüzünün halini görsen kendinden korkarsın. İç şunu.''

Koca bir kupayı mutfak masasına koyduğunda eliyle de geçip oturduğu sandalyenin yanındaki sandalyeyi gösterdi.

''Gel şöyle.''

Sabahtan beri bir garipti zaten. Benimle ilk konuştuğundaki uyarı dolu hali yoktu. Belki de korktuğunun başına geldiğinden ötürü ne diyeceğini bilemiyordu.

El mahkûm geçtim yanına. Elime aldığım kupanın sıcaklığı öyle güzeldi ki ellerimi sardım etrafına.

''Seviyor musun sen...'' Dili söyleyememişti sevdiğim adamın adını. Ben de annemin direkt böyle sormasını beklemiyordum elbette.

Ne gözlerimi çektim gözlerinden ne de utandım bunu söylediğim için. ''Evet, çok seviyorum Emir'i''

''Tövbe estağfurullah...''

Hem soruyordu hem de aldığı cevabı beğenmiyordu.

Annem derince nefes alıp vermiş eliyle elimdeki bardağı gösterip ''İç şunu soğumadan,'' demişti.

Zar zor bir yudum aldığımda boğazımı yara yara geçti resmen içtiğim sıvı.

''O da seni seviyormuş..?''

Annemin bu söylediğiyle hafif bir tebessüm oluştu yüzümde. O da bunu fark etti ama hiçbir şey söylemedi.

''Öyle.''

Babam gece konuşmuştu belli ki annemle. Yoksa ölsem böyle sakin konuşmazdı benimle.

''Bak kızım, ikiniz de elimde büyüdünüz benim...''

Öyleydi, annem Serap teyzenin hiçbir çocuğunu bizden ayırmamıştı, tıpkı Serap teyzenin de yaptığı gibi.

''Siz yapamazsınız annecim, ikinizi de biliyorum ben. Ne sen alttan almasını bilirsin ne o...''

Kahkahalarla gülmek istiyordum bu dediğine. Benim alttan aldıklarıma o kadar kör olmuştu ki gözleri...

Zar zor bir yudum daha aldım sıcak çaydan. ''Anne, inan bu konu hakkında kimseden bir şey duymak istemiyorum. Sen de dedin. Emir elinde büyüdü. O adamın sevdikleri için neleri alttan alabileceğini de tahmin edebiliyorsundur o zaman.''

Bir şey demeden beni dinliyor olması bile o kadar garipti ki...

''Önce kardeşsiniz, şimdi siz yapamazsınız. İzin verin de buna biz bakalım. Sen daha birkaç gün önceye kadar bana evlen demiyor muydun?''

Aklıma gelenlerle şu ortamı bozmamak için zor tutuyordum kendimi. ''Ya anne... Sen bana sürekli biriyle görüş evlen derken şimdi ne değişti?''

Onun derdi yine ben değildim ki. Canım yanıyordu artık bunların farkında olmaktan. Eminim Serap teyze ile bir olup Emir'e en güzel kızları seçip onunla görüştürmenin hayalini kuruyorlardı bunca zaman.

Düşüncesi bile beni çıldırtırken bunların gerçek olmasına katlanamıyordum.

Bana öyle boş boş baktı ki bir şey diyemedim. ''Ben sana ne konuşursam konuşayım bir kulağından girecek birinden çıkacak. ''

''Evet, tam da böyle olacak. Bu yüzden lütfen karşı gelme olur mu?''

Sadece birkaç yudum alabildiğim çay için teşekkür edip kalktım yerimden. Mutfaktan çıkmadan önce de tutamadım kendimi.

''Farkında mısın bilmiyorum ama bu güne dek iyiliğimi düşündüğünden değil hep başkalarının iyiliği için konuştun benimle. Belki bu defa öyle olur dedim ama yine benim için değil Emir için konuştun ya benimle... Bu saatten sonra ben ne diyebilirim ki sana?''

...

Odamda çalıştığım sürede zaman öyle hızlı akıp gitmişti ki ne ara akşam oldu ne ara babam geldi anlayamadım bile. Midem bulanıyordu üstelik. Dün akşam yemeği yememiş bugün de gün boyu sadece kahvaltı yapınca iyice halsiz hissediyordum kendimi.

Odamın kapısı çalındığında tüm işlerim bitse bile kalkmamıştım bilgisayar başından. Babamın müsaade isteyip odama girmesi yanıma gelip yatağa oturması biraz tedirgin etmişti. İlk defa yaşadığım şu anı nasıl yorumlayacağımı kestiremiyordum.

O da ben de sessizce otururken sonunda dayanamayıp konuşan babam olmuştu.

''Daha iyisin geceye göre.''

Ben cevap olarak bir şey söyleyemeyince devam etti konuşmasına. ''Ben ne dersem diyeyim bu saatten sonra boş... Defne, Emir'e güvenmesem inan bunu hoş karşılamazdım.''

Neyden bahsettiğini anlayamamıştım.

''Sokak ortası kavga ne demek kızım? Adını ağızdan ağıza mı dolaştıracaksın?''

Düşündüm. Sadece düşündüm. Ben mi sokak ortası kavga etmiştim? Peşime iki kişiyi takıp kendim için kavga mı ettirmiştim? Benim mi adım çıkıyordu yani bu konuda?

''Baba... Benim ne kabahatim var bunda? Benim adım...''

Konuşmama bile izin vermemiş kendi almıştı söz sırasını. ''Ben onu bilmem Defne. Neyse. Emir izin istedi....'' deyince 'Yine kafana göre neye karar verdin Emir?' diyecektim ki devam etti sözlerine. ''İbrahim'in kızına ettiklerini anlattı. Kızın ihtiyaçları mı neyi varmış seninle onların diğer eve gitmek için müsaade istedi. Defne benim güvenimi boşa çıkarma kızım.''

Açık açık konuşsa neler diyecekti kim bilir... Bu muydu yani, gelip onca edeceği lafın arasında dediği şey beni utandırma anlamına gelecek şeyler miydi?

''Güvenini boşa çıkaracak olan şeyler ne tam olarak bilmiyorum ama ben yanlış bildiğim hiçbir şeyi yapmam, baba. Korktuğun buysa eğer merak etme.''

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


  • Instagram
  • Whatsapp Kanal
  • Spotify
  • Pinterest
  • wattpad

© 2026 Rubeyyka. Tüm Hakları Saklıdır.

bottom of page