18. Bölüm
- rubeyyka

- 25 Kas 2025
- 48 dakikada okunur
Bir kalp yıllarca bilmem kaç defa atsa bile hani sadece bir kere durmasıyla son bulur ya yaşam. Kalbin durması tüm bedeni öldürür ya hani... İşte ona duyduğum bu yoğun duygu da öyleydi. Tüm bedenime can kattığı gibi olur da sadece bir gün onu hissedemem de yaşamımın sonu olur korkusu tüm bedenimin ürpermesine neden oluyordu. Bir türlü iflah olmayan yüreğim artık onun için atarken yine ve yine ondan sebep durmaktan korkuyordu.
Ben ki meraktan bir iki şiir okur, okuduktan sonra da fazla duygu selinden ötürü midesi bulanır gibi olurdum. Anında o kitabı kapattıktan sonra bilgisayar başına geçip araba yarışı izleyen kızdım. Ama şimdi sevdiğim adama bildiğim, bilip de söyleyemediğim; dilimin dönmediği, dönüp de anlamını tam olarak bilmediği tüm güzel kelimeleri önüne yığmak 'Sevgilim; seni çok seviyorum ama bu nasıl söylenir bilmiyorum, bak işte bildiğim tüm güzel kelimeler bunlar ve ben bunların hepsini senin için kullanmak istiyorum ama nasıl yapılır bilmiyorum. Sen bana öğretir misin?' demek istiyordum. Çünkü o; değil en güzel kelimeleri, anlamsız tüm sözcükleri öyle güzel söylerdi ki dünyanın en anlamlı şiirini okuyor sanırdınız.
Ama şimdi bana, içimi görür gibi bakan gözleri bunların hiçbirine ihtiyacımız olmadığını anlatır nitelikteydi.
Şu an onun gözlerinden öpmek istiyor olmam normal miydi?
Gözlerinden öpmek...
Bir yerde okuduğum ama yine ve yine o zamanlar çok da gereksiz bulduğum duygu yüklü birkaç cümle geldi aklıma. Şu an değil duygusuz bulmak bu sözcüklerin duygularıma yetmediğinden şikâyetçiydim.
''Neden 'gözlerinden öperim' denir bilir misiniz?'' yazıyordu o yazıda. Ben ise 'ya amca işiniz gücünüz aşk meşk he' diye takılıyordum tabi ortalıkta...
Oysa hasretin çilesini en çok gözler çekermiş.
Hiç kapanmasın istediğim o gözler kaç defa duyduğu hasretten ötürü kapandı da görmek istemedi beni? Bu kadar kör müydüm eskiden? Onun bana bakışlarını, bakamayışlarını göremeyecek kadar kör müydüm gerçekten?
Birden bire zihnimdeki uğultu duruldu. Günlerden bir gün babaannemin yanımda oturup namazından sonra ettiği duanın ardından okuduğu birkaç ayetin anlamını yakın gözlükleri yanında yok diye bana okutması düştü aklıma.
Kör olan gözler değildir, kör olan göğüslerde olan kalplerdir.*
Bu kadar mı kördü kalbim onun kalbine? Oysa şimdi en çok onu görüyor en çok onu işitmek istiyordu.
Nefes alamayacak gibi hissettim birden bire kendimi. Ağır gelmişti belki de düşündüğüm onca şey.
Bir çift yeşil göz dizlerimin üzerinden bana bakarken ben nasıl rahat nefes alabilirdim ki?
''Alpay Emir kapa şu gözlerini, uyu artık.''
Küçük bir çocuğu azarlar gibi konuştuktan sonra elim onun yumuşak saçlarından çıkıp gözlerinin üzerini bulmuş bana bakmasına engel olmuştu. ''Bana yaramaz deyip duruyorsun ama sen...'' deyince yukarı kıvrılan dudaklarını açıp konuşacaktı ki diğer elimi de dudaklarının üzerine kapatıp ''Çocuk gibisin ya!'' diye onu azarlarken bile bu haline içten içe gülüyordum.
Birkaç saat önce hep beraber yemek yemiştik. Ardından Emir'in arkadaşı giderken ben de Elif ile sohbet ediyordum küçük odada. O sırada diğer odada Alpay Emir de bilgisayar başında çalışıyordu. Ta ki az önce sohbetin ortasında beni çağırmasına dek.
Serap teyzeler erkenden dönmüşler eve. Geldikleri gibi de bizimkilerle bir aradayken bu akşam bizden daha çok sorun ettikleri ilişkimizi konuşmak istiyorlarmış. Alpay Emir'in canına minnetti tabi. Bıraksam çiçek çikolata alıp bizim kapıya dayanacak bir havası vardı.
Şimdi de geçe kalmamak için birkaç saat içinde yola çıkmamızı önermek için beni yanına çağırmıştı ama dünkü yorgunluğuna ek gece boyu uyumaması üstelik sürekli bilgisayar ekranına bakması gözlerinin kan çanağı olmasına neden olmuştu.
Bu halde araba süremeyeceği gibi güne de devam edemeyecekti. En azından ben rahat edemeyecektim böyle yorgun durmasına. Israrlarıma karşılık belki de artık susmamı istediğinden kabul etmiş buna onu zorladığım için de ''Uyuyacaksam burada kalacaksın.'' diye yanına çekivermişti beni.
İçeride Elif'in olması, ona ayıp olup olmayacağı umurunda bile değildi. Neyse ki Elif'e durumu az çok anlattığımda sorun olmayacağını, telefonla konuşacağını söylemişti. Ya da bizim rahat olmamız için yalan söylemişti.
Ama Alpay Emir başını dizlerimin üzerine koymuş, yaramaz bir çocukmuş gibi bir türlü kapatmıyordu gözlerini. Kapatmadığı gibi de gözlerini yüzümden çekmiyor beni geriyordu.
Dudaklarının üzerindeki elime dudaklarını bastırdığı sırada gözlerinin üzerindeki elimi de elinin içine alıp göğsünün üzerine indirdi. Hemen sonra da kapadı gözlerini. Sonunda...
''Bir saat sonra uyandır da yola çıkalım yavrum.''
Bunu gözleri kapalı söyleyince başımı eğmiş alnına dudaklarımı bastırmadan önce kısık bir sesle ''Uyandırırım.'' demiştim sadece. Buna karşılık uzun boyunu sığdırmaya çalıştığı geniş üç kişilik koltukta yan döndü ve kollarını da bacaklarıma sarıp uyumaya çalıştı.
Yani içeriye geçip koca yatakta uzansa ölecekti sanki inadından.
Boşta kalan ellerimi ne yapacağımı bilemeyince bari ben de telefonla uğraşayım diye az önce kenara koyduğum telefonuma uzandım. Onun rahat etmesi için şu an kıpırdamadan durmaya çalışmak belki beni zorlar demiştim ama hiç de öyle olmamıştı.
Alpay Emir'in kapattığı kapının ardından Elif'in ara ara sesi duyuluyordu. Kıza bir de belki yalan söylüyor demiştim... Onunla konuştuğumuzda erkek arkadaşının bir haftaya askerliğinin biteceğini olanları o geldikten sonra anlatmak istediğini söylemişti. Sevdiğini düşünmesine, bundan sebep ona anlatmamasına bir şey diyemezken aslında bu durumu en başından söylemesi gerektiğini düşünüyordum.
Ayrıca burada tek kalmasına pek olumlu bakmadığımı, gerekirse bizde kalabileceğini söylediğimde hiç olumlu bakmasa bile bir açık kapı olarak gördüğünü hissetmiştim. Üstelik havasının değişmesi için düğüne gelmesini söylediğimde istemese de en sonunda kabul etmişti. Böylelikle mahalledekilerle de birkaç yılın sonunda tekrardan görüşecekti.
Zaman geçiyor ben telefonla uğraşıyorken Alpay Emir zaten döndükten birkaç dakika sonra uyumuştu. Ses olmaması için telefonum sessizdeydi ve geçen kırk-elli dakikanın sonunda tam bakacak bir şey kalmadığında telefonu yerine koyacaktım ki kayıtlı olmayan bir numaradan gelen mesajla vazgeçtim bundan.
Merakla mesajlaşma uygulamasına girdiğimde profil fotoğrafında gördüğüm adamı gözüm bir yerden ısırıyordu ama tam çıkaramamıştım doğrusu. Zaten görsem görsem hastanede falan görmüşümdür diye düşünüyordum. Öyle çok çevresi olan biri değildim çünkü. Üniversitedeki arkadaşlarımın neredeyse hepsi bölümüm sebebiyle kızdı zaten. Mesaj bildirimine tıklamadan önce numarasının yanındaki Kadir isim de tanıdık gelmemişti.
+90535...: Defne merhaba
Şimdi ne yazılırdı ki böyle bir mesaja cevap olarak? Kimsiniz diye sorsam kaba olacaktım, merhaba yazsam saçma olacaktı.
En iyisi ikisini de yazmaktı, belki danışanlarımdan biridir diyeceğim ama sadece ismimi kullanmasından dolayı bu seçenek pek mantıklı gelmemişti.
Defne: Merhaba, kimsiniz?
Mesajım anında görüldü olunca hemen çıktım sohbetten. Birinden mesaj bekleyince gördüğüm gibi yazamazdım. Önce bildirimden okur sonra işime gelirse cevap yazardım genelde. Şimdi de böyle yapınca gelen mesajı gördüğümde iyi ki de böyle yapmışım diyordum.
+90535...: Kadir ben, mahalleden. Annem Asiye, Meryem teyzeyle konuşmuş zannedersem.
+90535...: Numaranı da annem verdi. Eğer müsaitsen seninle görüşmek istiyorum.
Asiye teyze ve annemin gülüşmeleri, konuşmaları düşüyordu zihnime bir bir. Döndü teyzelerdeyken Asiye teyzenin soruları, annemin beni biriyle görüştürme istekleri...
Okuduğum mesajla dondum kaldım.
Lütfen bana sormadan etmeden kendi kafana göre iş yapmış olma anne, diyeceğim ama geç kalmış olacağım büyük ihtimalle. Bana sormadan, danışmadan numaramı vermiş olması bile beni nasıl bir duruma soktuğunu anlamasına yetmiyor muydu bu kadının?
Üstelik Alpay Emir'in böyle bir şeye sakin kalmayacağını da biliyordum. Bu adam benim yanımda ne kadar sakin duruyorsa dışarıya da bir o kadar deliydi ve ben onun o hallerinden gerçekten de korkuyordum.
Bu duruma sinirlenmem ne kadar mümkünse o denli sinirliydim. Anneme, çevirmeye çalıştığı işe, şu Kadir denen adama...
Emir'in düzenli alıp verdiği nefesi hâlâ uyuduğunu gösterirken benim hızla alıp verilen nefesimden ötürü hareket eden göğsüm bir an önce annemi arayıp işin aslını öğrenmemi istediğimi gösteriyordu.
Lütfen böyle bir şey yapmış olma anne.
Yeni yeni aklıma geliyordu da annem Emir ile beni öğrendikten sonra böyle bir şey yapmazdı. Buna cesaret edeceğini düşünmüyordum. Büyük ihtimalle önceden yapılan bir şeydi bu ama adam da şimdi mi bulmuştu yazacak zamanı?
Ona herhangi bir cevap yazmadan önce annemle konuşmak daha iyi olacaktı. Aksine ne yazılırdı ki zaten?
Telefonu bırakıp Emir'i uyandırmak daha iyi olacaktı. Uyandırasım yoktu ama onun yanında da annemle konuşamazdım, şimdi duyacaktı beni anlamadan dinlemeden celallenecekti.
Elim onun alnına düşen birkaç saç tutamının üzerindeyken bu saçların bu kadar yumuşak gözükmeyip dokununca nasıl güzel bir his bıraktığına şaşıyordum.
Elim saçlarına temas ettiği gibi başını kıpırdatınca uykusunun ağır olduğunu düşündüğüm adamın hemen uyanacağını sanmıştım ki o daha iyi uyuyabilmek için resmen bacaklarıma başını yerleştiriyordu. Onun bu haline tüm stresime rağmen kısık sesle gülerken ''Emir...'' diye fısıltıyla seslenmiştim. Hiçbir tesiri olmayınca tekrar denedim şansımı. ''Alpay Emir... Hadi uyan.''
Yerinin rahat olmamasından dolayı anında mırıltılarla uyandığını belli ederken çabuk kendine gelmesi için tekrardan ''Uyansana, hadi.'' demiştim elim saçlarındayken. Ama onun yeni uyanmasından dolayı boğuk sesiyle ''Emir hadi uyan ne lan...'' demesinin hemen ardından ''Asker arkadaşın mıyım kızım ben senin!?'' diye homurdanınca bu sefer sesli bir kahkaha sızdı dudaklarımın arasından.
Bedenini çevirdi ve sırtüstü uzandı, böylelikle yüzü yüzüme dönmüş oldu.
Gün içinde uyuyup uyanınca benim hep zaman kavramım, yaşam amacım şaşardı. Bir saat uyuduysam iki saat de kendime gelmeye çalışırdım ama o sadece gözlerini ovalamış ve hemencecik de kendine gelmişti.
Sadece birazcık somurtkandı o kadar.
Kendine gelmesi için ona zaman tanırken o hâlâ bir gözü açık bir gözü kapalı bana söylenip duruyordu. ''Emir hadi kalkmış... Böyle mi uyandıracaksın sen beni?''
Alpay Emir asıl senin sesin uyanınca hep böyle mi olacak? Yani bir erkeğin sesi, konuşma tarzı ne kadar güzel ve çekiciyse zaten bir o kadar konuşman öyle ama uyanınca... Bu ses tonu... Nasıl desem? Biraz... Şey...
Tamam, Defne!
Sadece ses tonuyla bile düşüncelerimin yönünü değiştirmesine kızarken bu kızgınlığımı saklayarak ''Ne varmış ki uyandırmamda, bak ne çabuk uyandın hemen.'' deyip şirin olduğunu düşündüğüm bir gülüş kondurdum dudaklarıma.
Yüzümdeki gülümseme o kadar içtendi ki ne dudaklarım ne de yanaklarım acıyordu. Genelde samimiyetsiz gülüşlerim bu etkileri bırakırdı da.
Şirinliğim ona hiç etki etmemiş aksine kaşları çatılmıştı. Ağzının içinden bir şeyler söylemeye devam edip kalktı dizlerimden.
''Gelmiş hadi uyan diyor!''
Yanımda oturur vaziyete gelince dirseklerini genişçe açtığı bacaklarına dayayıp elleri yüzünde birkaç saniye bekledi öyle.
Huysuzluğunu henüz üzerinden atamazken ''Çok oldu mu uyuyalı?'' diye bir soru yöneltmişti.
Yüzünü sıvazlayıp başını bana çevirdiğinde ''Hayır, bir saat anca dolmak üzeredir.'' demiştim. Telefonumu alıp kalktığımda sorarcasına bakmıştı.
Beraber bizim eve gideceğimize göre Serap teyze annemle illaki konuşmuştu ama ne annem ne babam ne de abim arayıp rahatsız etmemişlerdi beni. Ne bu konu hakkında ne de nerede ne yaptığım hakkında...
Abim, babamdan taraf uyarılmıştı büyük ihtimalle, annem ise kendince soğuk yapıyordu bana. İçimden vallahi keşke hep böyle soğuk yapsa diye geçirmeden duramadım. Benim işime gelirdi yani.
''Annemle konuşacağım.'' dememe karşılık burada, onun yanında niye konuşmayacağımı merak ediyordu sanırım. Onun bunu dile getirmesini beklemeden kapıya doğru giderken açıklamamı yapmıştım zaten. ''Sen bi' elini yüzünü yıka kendine gel, ben de Elif'in yanına geçeyim...'' derken onun keyfi için kızı orada tek bırakmamın saçmalığı vurdu yüzüme. ''Kız yalnız kaldı senin yüzünden...''
Son dediklerimi umursamadığını ayağa kalkıp bana doğru adımlarken ''Hazırlan da yarım saate çıkalım.'' dedikten sonra açtığım kapıdan önce benim çıkmamı beklemiş ardından da kendi çıkıp banyoya yönelmişti.
Elif'in sesi çıkmıyordu, onun yanına gitmeden önce mutfağa girmiş orada kimseyi göremeyince de odada olduğu kesinleşince annemi aramıştım.
İlk çalışta hemen cevap veren kadın şimdi ne olmuştu da sonuna kadar çalmasına rağmen açmıyordu telefonu, meraklanmıştım doğrusu. Yanıt alamayan çağrımdan ötürü telefon kapanınca tekrardan aradım belki duymamıştır diye. Bu sefer hemen açılmış ve annemin telaşlı sesi duyulmuştu. ''Ne diyeceksen çabuk de Defne, işim gücüm var.''
Bir şeylerle ilgilendiği nefes nefese koşturmasından belliydi aslında, yine de sormadan edemedim. Ne de olsa diyeceğimi diyecektim elbette ama önce onun ne yaptığını sormak daha iyi olacaktı. Aramızdaki bu garip soğukluktan ötürü direkt ''Ne yapıyorsun, anne?'' demiştim ama annem o sırada sanırım telefonu kulağından uzaklaştırıp yanında her kim varsa ''Soldaki çekmecede olacaktı.'' diye yanıtlamıştı. Hemen sonra da bana geri dönüp ''Seninkiler gelecek, yemek yapıyorum.'' dedi imalı imalı.
Seninkiler diye bahsettiği de Serap teyzeler oluyordu galiba. Ben açıkçası öylesine bir oturma falan diye düşünürken yemekte bizde olacak olmaları konuşmanın uzayacağını hissettirmişti. ''Benimkiler ne anne ya,'' dedim keyifsiz bir sesle. Kaç yıllık dostu benimkiler mi olmuştu şimdi?
Ardından asıl konuya uzatmadan girdim. ''Sen Asiye teyzeye benim adıma bir şeyler demedin değil mi anne?'' Elbette demişti, yoksa niye numaramı versin kadın oğluna. Annemin cevabını büyük bir sakinlikle beklerken mutfak kapısında Alpay Emir belirdi. Benim telefonda olmamı umursamayıp yanıma geldi ve kolunu belime dolayıp dudaklarını telefonu tutmadığım kulağıma yanaştırıp dudaklarını gezdirmeye başladı.
Gelecek zamanı bulmuştu yani o da! Annemin diyeceği şeyleri duyacak diye ödüm koparken onun dokunuşlarına kanmamaya çalışıyordum. Uyarmak adına boştaki elimi belime uzanan koluna koymuştum ama hiç oralı olmamıştı.
Aksine bu temasımdan dolayı daha da yanaştı.
''Ben ne bileyim senin başka iş çevirdiğini Defne, ne zaman önce vermiştim numaranı şimdi mi sorasın tuttu?''
Aceleci sesi zaten kapatmamı istediğini belli ediyordu ama neden bu kadar düşüncesizdi ki? Ha şimdi ha birkaç gün önce... Ben aynı Defne'ydim. O zaman erkek arkadaşım yok diye bu duruma olumlu mu bakacaktım yani? Hayır, hayır hiçbir zaman olumlu bakmayacaktım. Beni nasıl bir duruma soktuğundan bile haberdar değildi üstelik.
Alpay Emir'in yanağımda duran dudakları hareket etmiyor, öylece duruyordu. O an ondan hiç çekinmek istemedim. Üstelik benim yüzümden olan bir şey değildi ki bu. Kızacaksa da verirdim cevabını olur biterdi. Onun yanında bunu konuşacak olmak daha iyi olurdu belki.
Yenilmişlikle alnımı Alpay Emir'in omzuna yaslayıp anneme aslında daha çok Alpay Emir'e konuştum kısık bir sesle. ''Şimdi sorasım tuttu çünkü daha yeni, hiç tanımadığım bir adamdan görüşelim diye bir mesaj aldım.''
Ağzımdan çıkan her kelimeyle Alpay Emir'in elimin altındaki kolu ve alnımı dayadığım göğsüyle omzu arasındaki kasları kasılıyor, vücudu bile bir bir tepki gösteriyordu. Yüzüme bakmak için beni uzaklaştırdığında anneme ama yine ve yine daha çok ona konuştum. ''Alpay Emir bunu duysa nasıl bir tepki vereceğini kestirebiliyor musun? Anne beni düşürdüğün durumun farkında bile değilsin üstelik.''
Karşımda, bana bilinmezlik nedeniyle kızgınlıkla dolan gözleriyle bakarken ben gözlerimi kaçırmamak için zor duruyordum onun karşısında. ''Yavrum, asıl sen yaptığın şu iş yüzünden beni ne duruma düşürdün onu bir düşün tamam mı annem? İşim gücüm var, evin yolunu bulursan gelirsiniz artık.''
Kirpiklerim altlı üstlü buluşmuş gözlerim yavaşça kapanmıştı. Derince içime çektiğim nefes göğsümü havalandırırken bakışlarıma karanlığın çökmesini sağlamamın nedeni Alpay Emir'in çatılmış kaşlarını daha fazla görmemekti. Biraz da annemim sözlerine karşı duyduğum hayal kırıklığı...
''Geliriz anne...'' diyebildim sadece. ''Evin yolunu bulabilirsek geliriz.'' diye de devam etmişti bıkkınlık barındıran sesim.
Telefonu kapatmış ben de yavaşça kulağımdan elimi uzaklaştırırken aynı şekilde de gözlerimi açıp karşımda dudaklarını sabırsızca nemlendiren adama bakmıştım.
Vücudunun tepkilerinin aksine sakinlik barındırdığı sesiyle ''Ne saçmalıyorsun sen?'' dedikten sonra o da nasıl tepki vereceğini bilemiyormuş gibi, sanki dibimde durmuyormuş gibi iyice yanaştı yanıma. ''Defne, delirtme beni...'' dedi arkamdaki tezgâha iki tarafımdan kollarını yaslarken. ''Ne demek hiç tanımadığım bir adam görüşelim diye mesaj attı?''
Eğer onu tanıyorsam şu an tek isteğim bağırıp çağırması, anlamadan dinlemeden tepki vermesiydi. Ama şimdi işin aslını öğrenmeye çalışıyor, maktulünü tanımaya çalışan seri katil gibi ince ve pürüzsüzce olayı anlamaya çabalıyordu.
Tenimi yakan bakışlarındaki alevler miydi yoksa dudakları arasından dökülen buz soğukluğundaki kelimeler mi?
Dişleri arasından tıslarca ''Defne!'' demesi sonunda benim de konuşmam gerektiğini anlamamı sağlarken bu boktan durumu nasıl anlatacağımı düşündüm. Sorun mesaj atan adam değildi aslında; ona yanlış anlama olduğunu yazar, böyle düşünmediğimi söylerdim ama... Asiye teyzenin anneme takınacağı tavır bana bakarken değişecek olan bakışları o kadar saçma bir duruma sokacaktı ki her şeyi. Sanki mavi boncuk dağıtmışım da sonra da yüz vermemişim gibi olacaktı işte. Niye annem bunu düşünemiyordu?
''Bugün...'' diye başlayabilmiştim konuşmaya, elimdeki telefonu arkamdaki tezgâha koyup göğsündeki bakışlarımı gergin yüzüne kaldırdım. ''Sen uyurken bir numaradan mesaj geldi,'' elimi kolumu nereye koyacağımı bilememek zor geldi bir an. Bir elim koluna bir elim de omzuna çıkarken hoşlanmadı ona dokunmamdan. ''Ee...'' diye devam etmemi istedi sadece tehlike barındıran gür bir ses tonuyla.
Biraz duraksadıktan sonra sanki mırın kırın etmem işe yarayacakmış gibi aheste aheste konuşmaya başlamıştım. ''Asiye teyze var ya hani...'' Belki de kaçmaya çalışıyordum, bilmiyorum.
Cümlemi tamamlamama izin vermeyen sabırsız tavrı ve hafiften yükselmeye başlayan sesiyle sözlerimi kesmesiyle susmak zorunda kalmıştım.
''Defne, inan senin anlatmanı bekleyemeyecek kadar az kaldı şu siktiğimin sabrı.''
Uzatmadan pat pat söyle en iyisi Defne, sonuçta senin hiçbir suçun yok. Öyle de söylesen böyle de söylesen bağırıp çağıracak.
Derince bir nefes alıp 'Gazan mübarek olsun Defneciğim' dedim ve başladım konuşmaya.
''Annem benim numaramı vermiş Asiye teyzeye, oğluyla görüş-'' Cümlemi tamamlayamadan çekti ellerini yanlarımdan, arkamdaki tezgâhtan. Benim ellerim de havada kaldı haliyle. O da biliyordu işte benim bir suçum olmadığını o yüzden kendini dizginlemeye çalışıyordu. Yani, bence. ''Oğluyla görüşmemizi istemiş, o da az önce mesaj at-''
Ben bir şey demesin, fevri bir karşılık vermesin diye ona bir adım atmış yüzüne bakmaya çalışarak hızlı hızlı konuşmuştum ama mesaj attı diyecektim ki üzerimde tutmak istemediği bakışları ışık hızıyla beni bulmuş ardından da çatık kaşları yavaş yavaş yukarı doğru kalkmıştı.
''O Kadir denen it bir de sana görüşelim diye mesaj mı attı?''
Yüksek çıkan sesine karşılık kapıda Elif belirince benim bakışlarım ona kaydı ama Alpay Emir başını bile çevirmemiş hâlâ ateş saçan gözleriyle bana bakıyordu. ''Bir sorun yok değil mi?'' diye çekinerek konuşan kıza bir an ne diyeceğimi bilemedim. Başımı olumsuz anlamda sallayarak onu cevapladığımda daha fazla uzatmamış ''Sesinizi duyunca bakmak istedim, pardon.'' deyip geri çekilmişti.
Alpay Emir'e geri döndüğümde sıktığı çenesini az biraz gevşeterek dişleri arasından başıyla kapıyı gösterip ''Git hazırlan, çıkalım şuradan.'' demişti.
Belli ki burada konuşmak istemiyordu.
Oysaki şu an ben bambaşka bir tepki bekliyordum. Ona nasıl bakıyordum bilmiyorum ama sıkıntıyla solumuş boynunu kendini rahatlatmak ister gibi sağa sola yatırıp ''Bakma şöyle,'' deyip tekrar mutfaktan çıkmam için sabırsızca ''Hadi.'' demişti.
Bana bu konu hakkında bir şey dememesi o kadar rahatlatmıştı ki içimi. Oysa sanki ben o mesajı atmışım gibi bağırır sanmıştım. En azından bana tepki gösterir diye düşünmüştüm. Evet, yine soğuk yaparak ve bu halleriyle tepkisini gösteriyordu ama en azından beklediğim gibi değildi, çok şükür.
Mutfaktan çıkmadan önce o da arkamda olunca kısık çıkan sesime bile sinirlenemedim, benim sesim ne diye suçlu gibi kısılıyorsa! ''Ben... Bana kızarsın sanmıştım.''
Burnundan verdiği sesli nefese sinir bozucu bir gülme eşlik edince şaşırdım kaldım. Ona döndüğümde adımlarını duraksatmış omuzlarıma bakarak konuşmuştu. ''Defne, sen...'' dedikten sonra bir adım yaklaşıp eli omuzumdaki saçlarımı buldu ve sol omuzumda toplanan saçlarımın sırtımdan dökülmesini sağladı. ''Sanıyor musun ki ben sana sinirli değilim.''
Öyle sanıyordum vallahi, yoksa şimdiye esip gürlemişti.
Ama unuttuğum bir şey vardı ki esip gürleyen değil sessizliği oynayan Alpay Emir çok daha tehlikeliydi.
Bana üstten üstten bakarken ''Ben en çok sana sinirliyim.'' deyince hemen kendimi açıklamak zorunda hissetmiştim, sonuçta benim haberim yoktu bu buluşma görüşme meselesinden. O gün Döndü teyzelerde annemle Asiye teyze aralarında konuşup gülüşünce ben nereden bileyim kendi aralarında bunları yapacaklarını.
''Benim hiçbir şeyden haberim yoktu Alpa-''
''Ben en çok sana sinirliyim Defne.''
Cümlemi tamamlamama bile izin vermeden saçlarımı iteleyen elinin işaret ve orta parmağı yan yana durmuş dış kısmını boynuma temas ettirmişti. Keskin ve bir o kadar da sessiz çıkan sesi ne Elif'in bizi duymaması içindi ne de herhangi bir sır verdiğindendi. Bu tamamen bu cümlenin ondaki karşılığının ne denli net olduğunun göstergesiydi.
''Ben,'' dedi baskın bir sesle. Ben merakla ne diyecek diye beklerken az önce söylediği şeyleri bu sefer daha baskın bir tonla tekrar dile getirdi. ''En çok sana kızgınım!''
Bunu kendine mi söylüyordu yoksa bana mı? Neden böyle konuştuğunu da anlayamamıştım üstelik. Eğer bu mesaj olayından bana kızacaksa, bence hakkı yoktu. Seviyoruz diye öyle her dediğini haklı bulacak değildim elbet.
Kendi kendimi doldurunca bu sefer de baskın bir sesle ben konuşmuştum, bu sefer benim konuşmamı kesmesin diye. ''Benim hiçbir şeyden haberim yoktu diyorum, annemin işleri işte.''
Omuzumla boynumun kesiştiği yerde, üzerimdeki kazağın açıkta bıraktığı yerlerde gezdirdiği iki parmağının kemikli kısmı ne kadar narin dokunuşlarla keşfe çıktıysa gözlerimi bulmayan belki de bulmak istemeyen gözleri bir o kadar dokunduğu yeri yakıyordu.
Şimdi kolunu oradan çekecektim olup bitecekti. Ben burada bana bir cevap verecek diye bekliyorum o ne yapıyor.
Ondan bir cevap beklediğimi anlamış gibi ağır ağır hareket ettirdi başını aşağı yukarı, sonra aynı yavaşlıkta boynumdaki gözlerini gözlerimle buluşturdu. ''Annenin işleri...'' dedikten sonra sanki dudakları arasından firar edecek kelimeler varmış da onları zar zor zapt ediyormuş gibi dişledi sinirle dudaklarını. ''Benim sinirim ne başkasına ne de şu olaya.'' dedikten sonra çekti elini boynumdan. O kadar baskın çıkıyordu ki kelimeleri kendini konuşurken bu kadar tutmasına sebep olan şeyin ne olduğunu iyice merak etmeye başlamıştım.
''Sesin bir bana çıkıyor, Defne. Senin şu sesin bir bana çıkıyor...'' derken o gür sesi kendini belli ediyordu. Gittikçe yükselen sesinden ötürü geri çekilmek istiyordum ama bunu bile başaramıyordum. ''Ve ben bu duruma çıldıracak gibi oluyorum.''
Bir insan çıldırıyorum derken nasıl çıldırmamak için kendini bu kadar tutabilirdi? Şakağında beliren damara kaydı gözlerim ardından koyulaşan gözlerini buldu tekrar. ''Ben sizinkilerde bir suç bulamıyorum, biliyor musun?'' demişti umursamaz gözüktüğü bir şekilde.
Ne alakaydı şimdi bizimkiler?
''Sen sesini çıkarmadıkça daha çok üzerler seni, güzelim. Seni üzerler, beni de çileden çıkartırlar... Sana olacakları söylüyorum, Defne. Bana hiç öyle bakma boşuna!''
Sonlara doğru yükselen sesi beni kendime getirmişti. Onun derdi bana mesaj atılması falan değil annemin böyle bir şeye sebebiyet vermesiydi. Daha doğrusu benim yüzümden annemin böyle şeyler yapmasıydı.
Söyledikleri yetmiyormuş gibi devam etmişti. ''Sen o güzel ağzını açıp iki kelime şey söylemedikten sonra daha çok konuşurlar senin adına.''
Söylediklerindeki gerçeklik ona bir cevap vermeme bile engel oluyordu.
Sanki ileride yapacağı şeylerin teminatını veriri gibi konuşmaya devam etti. ''Ama bundan sonra karşımdaki annenmiş, babanmış beni bağlamaz. Senin üzüleceğine, kırılacağına kanaat getirdiğim her şeye senin değil benim sesim çıkar, haberin olsun.'' dedikten sonra arkasını döndü. ''Arabada bekliyorum seni.'' deyip koridorda ilerledi, asılı montunu koluna alıp hemen kenara daha önce koyduğu bilgisayar çantasını da alıp sinirle açtığı kapıdan çıktı dışarıya.
Ben bu kadar sorun etmezken bizimkilerin bana olan tavırlarına, onun bu kadar karşı olması benim içindi. Bunu biliyordum ama yine de mutlu olamıyordum işte.
Bu hayatta öğrendiğim bir şey varsa o da yaşadığın, hissettiğin ya da yaptığın bir şeyin yanlış olduğunu anlamak için önce doğrusunu öğrenmek gerekirdi. Ben ailemin bana olan tavrının yanlış olduğunun bile farkında değildim ki uzun zamandır. Sanıyordum ki herkesin ailesi böyle, olması gereken bu...
Ama nasıl ki zaman geçtikçe doğrusunu öğrenip bunun yanlış olduğunu fark etmeye başladım, bu sefer de bu yanlışı nasıl düzelteceğimi bilemediğimden bir şey yapamadım.
Ne yapacaktım ki, bağırıp çağıracak benim sesimi duymalarını mı isteyecektim?
Duymak isteyen sessizliğimden anlardı Alpay Emir, ben aileme sesimi çıkaramıyorum çünkü çıkarsam da beni duymuyorlar. Sana sesimi çıkarıyorum, çünkü sen sessizliğimden her şeyi anlarken beni korkutuyorsun.
...
Elif ile vedalaşıp ona kendi numaramı ve Serap teyzenin numarasını verdikten sonra eşyalarımı da alıp çıkmıştım evden, tam yarım saat önce. Arabanın içinde ikimiz de sessizce otururken Alpay Emir birkaç dakika önce içtiği sigaranın dumanı etrafa sinmeden bir yenisini yakmış onu çekiyordu içine.
Bense telefonumu aldım çantamdan, canım sıkılıyordu. Şarkı açmak istedim ama Emir hiç hoşlanmazdı yolculuk sırasında bir şeyler dinlemekten o daha çok ya hiç ses olmasın ya da birileri konuşsun, insan sesi olsun isterdi.
Telefonu açtığımda bildirim panelinde hala o kayıtlı olmayan numaranın mesajı dururken durumu açıklayan bir mesaj yazmaya karar vermiştim. Tam mesaj uygulamasına gireceğim sırada zihnimden geçenleri okumuş gibi Alpay Emir, sigarası bittiğinden camı kapatmış yola bakmaya devam ederken dışarıdaki soğuk havadan daha çok üşüten sesiyle ''Engelle numarayı.'' demişti.
Onun aksine ben ona bakmayı tercih ettim ve ''Annemin benden habersiz böyle bir şey yaptığını yazacağım.'' demiştim. Adam Allah bilir hakkımda ne düşünecekti. En azından böyle bir şeyden haberimin olmadığını bilmesi gerekirdi, bence.
Geniş yolda fazla araba olmamasından sebep hızla ilerlerken kısa bir an bakışlarını bana çevirip söylediklerimi duymamış belki de hiç öyle bir şey söylememişim gibi davranıp ''Engelle şu numarayı, Defne.'' demişti.
Elbette engelleyip engellememek umurumda değildi ama hiçbir şey yazmadan engellemek aşırı mantıksız geliyordu. O ne öyle kaçar gibi.
Hiçbir şey söylemedim. Ne hayır dedim ne de tamam. Uzatıp aramızdaki bu saçma açıklığı daha da derinleştirmek istemedim. Numarayı engellemedim ama mesaja da cevap vermemek adına sildim konuşmayı.
Arabadaki sessizlik devam ederken zaman gibi altımızdaki yollar da hızla geçiyor, bizi eve yaklaştırıyordu. Mahalleye girdiğimizde hava yavaştan kararmaya başlamış olsa da bir yağışlı bir karlı olan gökyüzü bu sefer tüm karanlığına rağmen apaydınlıktı.
Arabayı boş yere park ettiği sırada ben de emniyet kemerimi çıkarıyordum aheste aheste. Başımı çevirdiğimde babaannemi camda görünce yeni yeni gerilmeye başlıyordum.
Defne farkında mısın bilmiyorum ama az sonra eve gireceksin ve bu iş daha da ciddiyete bürünecek. En azından onlar öyle algılayacak. Bana da öyle geliyordu işte. Sanki aileler de işin içine girince daha farklı olacak gibiydi.
Alpay Emir'in hiçbir şey demeden kapıyı açmasına karşılık bıkkınlıkla nefes verip ben de inmiştim arabadan. Bunun tribi de hiç çekilmiyordu ya.
Babaannemden taraf bakmamaya çalıştım. Camın arkasında perdenin kenarından sokağa bakıyordu. Çünkü biliyordum ki ayaküstü birçok şey soracaktı. Belki annemler kadar laf etmez hatta sevinirdi bile. Ama benim adıma değil Alpay Emir ile olduğuma... Bu yüzden de görmemiş gibi yapmak en güzeliydi.
Bizim eve doğru ilerlediğimde arkamdan gelen adam ben çantamdan anahtarımı çıkartırken öylece duruyordu. İçeri girdiğimde de aramızdaki azıcık mesafeyi koruyor arkamdan ilerliyordu. Daire kapısına geldiğimizde kapının önündeki ayakkabılardan Serap teyzelerin önceden geldiğini görmek biraz daha stres yapmama neden olmuştu.
Elimde anahtar öylece havada kaldığında Alpay Emir'in kolu dolandı ardımdan belime. Sırtım onun sert göğsüne değerken başımın üstüne dudaklarını bastırıp çekildi. ''Endişelenme bu kadar.''
Sana şu an tripliyim ama her zaman da yanındayım, demek miydi bu?
Ona kolaydı tabi. Elimde değildi ki bu. Serap teyzenin Nihat amcanın tavrını merak ediyordum. Üstelik bunu öğrendiklerinden sonra direkt bizimkilerle bir arada olmaları daha da geriyordu beni.
Ona dönmeden başımı salladığımda karnımın üzerindeki elini çekti. Kapıyı açmama kalmadan açılmıştı zaten. Feyza'yı görünce kapıda bunun ne işi var şimdi ya diye geçirdim içimden. ''Sizi bekliyoruz sofraya geçmek için, hadi.'' dedikten sonra ikimize de bakmış ardından geçmemizi beklemeden açık bıraktığı kapının arasından çekilip mutfağa geçmişti.
Eğilip ayakkabımı çıkardıktan sonra eve girip montumu asınca henüz kimseye görünmemiştim. Alpay Emir'in montunu da aldığımda annem misafir odasından çıkmış ikimize de kısaca baktıktan sonra mutfağa girmişti. Hoş bulduk, anne.
İçeriden babamın ve Nihat amcanın sesi gelirken abimin de sesini duymuştum. Serap teyzenin nerede olduğunu merak ettiğim sırada Alpay Emir yanımdan geçip odaya girdiğinde seslice selam verip içeri geçmişti.
Ben de ortada kalmamak adına önce mutfağa girip ne yaptıklarına bakmıştım. Feyza ocakta yemeklerle ilgilenirken annem de tabaklara yemek koyuyordu. ''Var mı yapılacak bir şey?'' dediğimde Feyza ters ters bakmış annem de elindeki çorba kâseleriyle yanımdan geçmişti.
Allah'ım ya rabbim.
''Sen yapmışsın yapacağını, var mı sence yapacak başka bir şey Defne?''
Feyza'nın gözleri ısıttığı yemekteyken zehirli dili benim üzerimdeydi. Kendince laf sokuyordu işte. Hiç onunla uğraşacak da değildim şu an. Benim derdim bana yetiyordu zaten. ''Abinin suratına bak-'' Büyük ihtimalle abimin düğünden önce yüzünde oluşan küçük birkaç ize sinirliydi. Onun siniri aslında sevgilisinin yara almasından ötürü değil benim yüzümden böyle olduğu içindi. Onu dinlememek adına, içeridekilere de ayıp olmaması için ''Daha önce yapmadıklarıma sayarsın işte.'' deyip bir şey demeden çıkmıştım.
Salona girmeden önce saçlarımı omuzlarımdan çekmiş arkaya salmıştım. Birden bire ısınıvermişti her yer. İçeri girdiğimde herkes yemek masasına yerleşmiş kendi aralarında konuşurken ben çekine çekine masaya yaklaşmış özellikle Serap teyze ve Nihat amcaya bakmamaya çalışıyordum. Selam verip yaklaştığımda babam beni görünce ''Geç hadi kızım.'' demiş ardından da hemen sağında oturan Nihat amcaya dönmüştü. Babamın solunda oturan abim ise bana değil Nihat amcanın yanında oturan Emir'e bakıyordu, nefretle.
Ben hala ne Serap teyzeyle göz göze gelmiştim ne de Nihat amcayla. Şu gereksiz utangaçlığı bir an önce atmak istiyordum. Abimin yanındaki iki boş sandalyeden onun yanındaki ve Emir'in karşısındaki sandalyeyi Feyza'ya bırakıp diğerine geçip yerleşmiştim. Oturduğum yer Serap teyzenin karşısı olunca iyice gerginlikten ölecek gibi hissetmiştim kendimi.
Herkes yerine geçtikten sonra yavaştan çorbalar içilirken konu Nihat amcaların memlekete gitmeleri olmuştu. Hemen ardından konuşulan şey ise erken dönmelerinin sebebi, yani biz olmuştuk.
İşte şimdi gayriihtiyari bakışlarım Serap teyzeyle buluşunca onun düz tuttuğu yüz ifadesiyle önündeki tabağa bakmaya devam ettiğini gördüm.
Önümdeki su bardağına uzandığım sırada Serap teyzeyle göz göze gelince belki bir ihtimal ne düşündüğünü öğrenebilirim diye sevinmiştim ama kapı duvar gördüğüm yüzü iyice mahvetmişti beni.
Masada oluşan sessizlik kimin ne diyeceğini bilememesinden sebepti. Alpay Emir ise hiçbir şey olmamış gibi elindeki kaşığı bıraktı, suyundan yudumlayıp babamlara bakarak ''Giray'ın sokak ortası celallenmesi olmasa siz de bizden duyacaktınız.'' demesine karşılık abim elindeki kaşığı sertçe tabağının yanına bırakmış Emir'e karşılık bir şeyler diyecekti ki babam tarafından uyarılmıştı.
Nihat amcanın zaten bildiğini söylemişti Alpay Emir, böyle olunca da en çok onun tepkisini merak eder oldum. Ona döndüğümde Serap teyzenin aksine hafif bir tebessümle bakıyordu bana. Böyle olunca ben de çekinerek tebessüm etmiş önüme, tabağıma dönmüştüm. Nihat amcanın yapıcı sesi iyice rahatlatmıştı. ''Yakışmadı tabi size, kaç yaşında adamlarsınız. Öyle sokakta birbirinize dalaşmak ne oğlum? Şu yüzlerinize bakın.''
Kendime unutturmaya çalıştığım şey tekrardan gün yüzüne çıkınca içim acıyla kıvrıldı. Gözlerim direkt çaprazımda oturan Alpay Emir'in dudağına ve kaşına çıktığında ufak da olsa belli olan kızarıklıklarda gezindi. Abim ise ''Bunun...'' derken başıyla Emir'i göstermişti Nihat amcaya. ''Yaptığı sanki çok mu yakıştı Nihat amca!'' demesiyle Emir'in normal yüz ifadesi yavaştan kaybolmaya ve sinirlenmeye başlamıştı.
''Ne yapmışım lan ben?'' diye birden yükselince abim de aynı şekilde karşılık verdiğinde babamlar hiçbir şey söylemiyor belki de ikisinin de bu masada adamakıllı konuşmasını istiyordu. Çünkü ikisi de kır gürden başka bir şekilde anlamıyordu, anlaşamıyordu. ''Ne yaptım diyor...'' deyip gülünce abim Emir de devamını getirmesi için onu beliyordu. ''Adama bak bir de ne yaptım diyor, ulan sen bu kıza...'' derken sinirle bana dönünce anında gözlerimi kaçırmak istemiştim ama ben kötü bir şey yapmamıştım, kaçmamın hiçbir anlamı yoktu.
''Kardeşim diyordun daha birkaç hafta önceye kadar!''
Alpay Emir tüm sinirini nasıl birden bire saklayabildi anlamadım. Büyük bir sakinlikle arkasına yaslandı. Masadaki kimseyi umursamadan bana bakıp tebessüm etti. Bakışları bana kelimeleri abimeydi. ''Dilim söylese, gönlüm söylemiyordu...'' dediğinde babam belki de onu uyarmak adına hafifçe öksürür gibi yaptı ama umursamadı bile. Abime dönüp baskın bir şekilde ''Kardeşim.'' deyip bitirdi cümlesini.
Herkesin yanında böyle söylemesi utandırmıştı. Boynumdan yanaklarıma doğru hafif bir sıcaklık yükseldiğinde babam konuşmaya başlamıştı bu sefer. Gözü masadaydı ama söylediklerinden anlıyordum ki bu sözleri hoşnutsuza Alpay Emir'eydi. ''Doğru demiyorum, ama karşı çıkmak da geçmiyor gönlümden. Arkamızdan iş çevirsen tavrım çok daha başka olurdu, oğlum.''
Nihat amca babamın bu sözlerinden sonra konuyu kapamak ister gibi elindeki çatalı önündeki salataya uzatmış ''Daha konuşulacak çok şey var elbet, soğutmayalım şimdi, sofrada bekletmeyelim nimeti.'' deyip aldığı salatayı ağzına götürmüştü.
Belli ki konuşmak istedikleri şey daha ciddi olduğundan sofrayı bekletmek niyetinde değildi. Herkes bu durumu kabullenip yemeğine döndüğünde abim oturduğu yerde kuduruyorken Emir ise pişkince bana dönüp göz kırpmıştı. Abim bunu görünce elindeki bardağı sertçe masaya bırakırken ben de masanın altından Alpay Emir'in bacağına vurmaya çalışmıştım. Ölürdü şurada iki dakika uslu uslu dursa sanki.
Boş tabakları Feyza ile mutfağa götürüp yemek tabaklarını getireceğimiz sırada ''Artık bilerek düğünden önce şu konuyu ailelere taşıdığınızı düşüneceğim'' diye ağzının içinde gevelediğinde sabır çekmekten başka bir şey yapamadım. ''Feyza, inan ne sizin düğününüz umurumda ne de senin ne düşündüğün. Böyle olması gerekiyordu, oldu.'' demiştim tepsiye tabakları koyduğumda. ''Biraz da sen alttan almaya çalışırsın artık, neyi alacaksan gerçi.'' derken tepsiyi de alıp çıkmıştım mutfaktan.
Vakit geçiyorken şimdiki konu da Elif olmuştu. Annemle Serap teyze yemeğin başından beri birbirlerine tavırlı gibi dururken bunun sebebi olmamak için dua ediyordum.
''Yazık olmuş kıza,'' diyen babam Emir'e dönmüş ilgiyle ''Oralarda kız bir başına nasıl duracak oğlum, getirseydiniz buraya.'' deyince sıkıntıyla soluklanmış babamı yanıtlamıştı Alpay Emir. ''Yok, Oktay amca. Birkaç gün orada kalması iyi. Sonrasına bakarız.''
Serap teyzenin sonunda sesi duyulmuştu ama gece ikimizin de orada kalmasından hiç de memnun değil gibiydi. Üstelik üçümüzü bir arada sandığı halde. ''Hadi geçen gece siz vardınız yanında, bu kız gece vakti korkmasın oralarda?'' dediğinde korkuyla bakmıştım Alpay Emir'e büyük ihtimalle yalnız değiliz sanıyorlardı ve ne yazık ki bunu bilseler demedikleri laf kalmazdı.
''Birkaç gün dedim, birkaç gün sonra hallolur her şey sonra bakarız bir çaresine.'' deyip kapatmaya çalışıyordu konuyu. Kimse de devam etmedi. Sonrasında ise Alpay Emir çevrede tanıdıklarına haber verdiğini ters bir durum olursa haber vereceklerini söylemişti.
Normalde bir arada olduğumuzdaki rahatlık yoktu bu sefer iki ailede de. Sanki bir şeyler birden bire değişivermişti. Daha mesafeli gibi duruyorlardı mesela annemle Serap teyze. Keşke Emel abla burada olsaydı dedim o an. O ortayı bulurdu bir şekilde.
Yemekler yenmiş ortalık toplanmışken ben biraz da ortamdan kaçmak adına mutfakta oyalanıp az sonra çay içeceklerinden bardakları falan çıkarıyordum şimdiden. Feyza ise çayın yanına koyacak şeyleri tabaklara yerleştiriyordu. Belli ki o da içeride olmaktan hoşlanmamıştı. Yoksa durduk yere iş yapmazdı o.
''Cuma akşamından arkadaşlarım bizde kalacak, sen de gelmek ister misin?''
Feyza'nın sesiyle su doldurduğum çaydanlığın kapağını kapatıp ona dönmüştüm. Cumartesi akşamı kınası olacaktı, arkadaşlarıyla bir arada olması bu yüzdendi sanırım. Ayrıca bu soruyu sırf daha sonra sorun olmasın diye sorduğunu da anlayabiliyordum. Orada olmamı istese zaten sormazdı, sen de gel derdi.
Benim ne işim var desem ters olacaktı, o her şeye rağmen bunu sormuştu sonuçta. Terslemeden gayet normal bir şekilde ''Yok ya, siz arkadaşlarınla takılın.'' demiş ısrar etmemesini istemiştim içten içe.
O da ısrar etmedi zaten, sadece kafasını salladı olumluca.
Ben de bir şey dememiş ocağın altını yakmıştım o sırada. ''Defne,'' deyince yine ne var dercesine ona döndüğümde yine bana bakmadan konuşuyordu. ''Hiç hoşlanmadım bu durumdan ama...'' deyip elindeki çerez paketini boş bir saklama kabına boşalttı. ''Sevindim sizin adınıza.''
Kaşlarım şaşkınlıkla havalandığında yüzüme bakmıştı ki şaşkınlığımı görünce kaşlarını çatmış ''Yani abin nasıl sinirlendiyse üç kelimesinden ikisi sizin ilişkiniz...'' demişti. Ben kollarımı dolayıp kalçamı camın mermerine dayadıktan sonra ne diyecek diye beklerken o da bana tekrardan bakmayıp önündekileri tepsiye yerleştiriyordu. ''Ayrıca gerginliğini de anıyorum, yani ben sizinkilerle tanıştığımda nefes alamıyordum ama sizinki başka. Baksana yıllarca bir aradasınız. Ben bile şu birkaç ayda tanıdım aralarındaki bağı ama bugün ne kadar bir şey demeseler de bizimkilerle onlar arasında görünmez bir engel var gibiydi.''
Benim fark ettiğim mesafeyi o da fark etmişti demek.
Feyza konuştukça benim şaşkınlığıma şaşkınlık katılıyor onunla ilk defa böyle tartışmadan konuştuğumuza inanmaya çalışıyordum.
''Yani sizin için inşallah iyi olur her şey. Sadece abini pek takma bu konuda, sen kimi seviyorsan kimle olmak istiyorsan buna saygı göstermek zorunda.''
Dudaklarımdan firar eden kıkırtıya karşılık Feyza bana bakmış verdiğim tepkiden hoşlanmadığını bakışlarıyla belli etmişti. Kızgınlıkla ''Sana da bir şey söylenmiyor.'' dediğinde aslında yanlış yaptığımı fark ettim.
Yani benim gülmem istemeden olmuştu. Sadece durumun saçmalığına verdiğim bir tepkiydi.
Ondan böyle şeyler duymayı beklemediğim gibi bir de sanki abimin bu tarz bir insan olmasına neden olmamış gibi onu takma falan demesi... Komikti yani.
Yüzümdeki alaycı gülümsemeyi toplamaya çalışıp ''Kusura bakma,'' dedikten sonra dudaklarımı bastırmıştım birbirine daha fazla gülmemek adına. ''Şaşırdım yani, tahmin edersin ki beklemiyordum senden böyle bir şey.'' dediğimde ''Ben de,'' demişti tüm samimiyetiyle. ''Ama annemin de sana tavırlı olduğunu görebiliyorum, sadece düşündüm de böyle bir durumda kalsam kendimi çok yalnız hissederdim. Yani bizimkilerin Giray'ı istememesi falan...''
Annemin bana tavrı olduğu gibi bir de kendince Feyza ile konuşmuştu demek. Feyza ise halime acımış olmalı ki ben yanındayım demeye getiriyordu lafı. O bile böyle düşünüyorsa Allah bilir annem nasıl şeyler söylemişti ya da abim... Kim bilir ne kadar karşı geldiğini nasıl anlatmıştı kıza.
Benim hakkımda böyle düşünmesi, yani sırf sanki birine ihtiyacım varmış gibi yaklaşması sinirlenmeme sebep olmuştu. Ama yine de onun böyle arkadaşça yaklaşmaya çalışması ondan beklenmeyecek bir şey olduğundan teşekkür etmeden duramadım. ''Sağ ol, ama yanlış düşünmüşsün.'' dediğimde anlayamamıştı sözlerimi. Kalçamı yasladığım yerden doğrulmuş kısıkça yanan ocağı biraz daha açmıştım. ''Yani annemin tavrı inan Emir'i istememek değil, beni ona yakıştırmamak.'' dediğimde bu sefer onun kaşları şaşkınlıkla kalkmıştı.
''Yine de teşekkürler, ama sırf böyle bir durum için istemediğin bir şekilde davranmana gerek yok. Sadece duracağın yeri bil yeter bana.'' deyip daha fazla bir şey söylemesini istemediğimden ''Ben içeri geçiyorum.'' deyip çıkmıştım mutfaktan.
Salona geçmeden önce banyoya girip elimi yüzümü yıkamak az da olsa ferahlamak istiyordum.
Öyle de oldu, hızlıca geçtiğim koridorda hiç salon kapısına bakmayıp geçiverdim banyoya. Yüz yıkama jellerimin yanında duran turuncu tokayla saçlarımı öylesine bir topuz yapmış ensemin boynumun hava almasını sağlamıştım. Mutfakta, burada oyalanmak bir nevi kaçıştı benim için. Az çok tanıyorsam iki aileyi de içeri geçtiğimde alacakları beni ve Emir'in karşılarına ikimize de bundan sonrası için direktifler vermeye başlayacaklardı. Yok, laf söz olacak dikkat edeceksiniz kendinize yok bundan sonra böyle olmayacak, şunu yapmayacaksınız ve nicesi.
Saçlarımı topladıktan sonra aynada incelediğim yüzüme bakmaya bir ara vermiş suyu açıp ellerimi altında sokmuştum ki aralık banyo kapısı birden açılmış iri beden kendini içeri attığı gibi de ardından kapıyı kapatıp üzerindeki anahtarı çevirip kilitlemişti kapıyı.
Alpay Emir'in yaptığı bu şeye anlam veremezken çeşmeyi kapatmış ıslak ellerimi lavabonun içinde tutarken sersemliğimden dolayı açılan dudaklarımı kıpırdatıp ''Ne yapıyorsun?'' diye sormayı akıl edebilmiştim.
Sanki her zaman yaptığı bir şeymiş gibi ''İçerideki şerefsizin katili olmamak için sabır dileniyorum yavrum, sen ne yapıyorsun?'' dedikten sonra yanıma adımlayıp arkama geçti, kollarını belime sardı ve çenesini omzuma koyduktan sonra aynadaki görüntümüze bakmıştı.
Askıdaki havluyu alıp ellerimi silerken aynadan ona bakıp arkamdaki bedeninde göz gezdirdim. Onun aksine kısık çıkan sesimle ''Delirdin mi sen, niye buradasın?'' derken gözlerim nedensizce kilitlediği kapıya çevrildi. ''Üstelik kapıyı niye kilitliyorsun?''
O ise dediklerimi hiç takmamış kazağımın açıkta bıraktığı omzumla boynum arasına derince dudaklarını bastırıştı. Bu adam evin kapısından içeriye adım atığımız ana kadar bana soğuk yaparken şimdi sırnaşmaya çalışıyor benim dengelerimi bozuyordu.
Ellerimi göğüslerimin altındaki kolunun üzerine koyup gevşetmeye çalıştığımda çekti çenesini omzumun üzerinden. Kollarını gevşettiğinde ona dönmüştüm. ''Ne oldu da bana sinirin geçti senin?''
Yine kolları arasındaydım ama bu sefer yüz yüze olmamız sebebiyle boynum biraz gerideydi ona bakabilmek için. Yüzünü yüzüme yaklaştırdığı sırada benim az önce konuşmam gibi kısmıştı sesini. ''İçeride harika bi' konu dönüyor.'' dediğinde meraklanmıştım.
Oysa ben uzatırlar da uzatırlar bizim ilişkimizi kendi ağızlarında laf ederler diye düşünmüştüm.
Merakla gözlerim açılmış, ellerim ise onun ince kazağının zar zor sardığı kollarının üzerine yerleşmişti.
''Ya, ne konuşuyorlar ki?''
''Düğün hakkında konuşuyorlar.'' deyince bıkkınlıkla devirmiştim gözlerimi.
''Alpay Emir, ben de bir şey sandım. Sanki bilmiyorsun o düğün olana kadar konuşacak bizimki-''
''Yalnız,'' diye kesti sözümü. ''Bu düğünün gelinle damadı başka.'' Böyle söyleyince de meraklanmıştım. Oysa ben abimlerinki hakkında konuşuyorlar sanmıştım. Merakla bakmaya devam ettiğim sırada söylediği şeyler donup kalmıştım vallahi.
''Bizim düğün hakkında konuşuyorlar.''
NE?
Bizim düğün derken? Yani evet biz olmuştuk. Alpay Emir ve ben artık bizdik ama... Düğün falan ne demekti yahu. Ben mi yanlış duymuştum yoksa?
Yoktu yani çünkü öyle bir şey. Hayır, biz evlenmiyorduk sonuçta. Zaten karşımdaki adamın yüzünde de gayet belirgin bir gülüş vardı. Kesin dalga geçiyordu benimle.
Benim tepkisiz ya da fazla tepkili yüzüme bakıp buna karşılık ''Utanmasan şuraya oturup ağlayacaksın Defne.'' demesiyle oynadığını sanmıştım benimle.
''Dalga mı geçiyorsun ya sen benimle!?'' deyip omuzlarından itmiş kollarından kurtulmaya çalışmıştım ama buna izin vermediği gibi daha da sıkılaştırdı tutuşunu. Allah aşkına banyoda konuştuğumuz şeye bak. Şimdi laf edeceklerdi bizimkiler. Yani bunca süre nerede olduğumuzu merak ediyorlardır bence.
Kaç Defne.
Alnını yavaşça alnıma vurup eğlenen bir sesle ''Benimle evlenecek olmana bu kadar üzülmen bir miktar kırdı beni.'' demişti dalgaya vurarak.
Şey yapsaydın, Alpay Emir. Kafa atsaydın bana?
''Sinirleniyorum ama bak. Şurada konuştuğumuz şeye bak.'' deyip bu sefer daha ciddiyetle kurtulmaya çalıştım kollarının arasından. Alnını vurduğu alnıma bu defa dudaklarını bastırmış beni serbest bırakmıştı.
''Başka yerde konuşuruz biz de.''
Yapmayı en çok sevdiğin şeyi yap ve kaç Defne.
''Merak etme, yavrum. Hemen kabul etmedim bizimkilerin dediklerini. Benim önce hatunuma bi' danışmam gerek dedim.'' deyince iyice sinirlenmeye başlamıştım. Beni köşeye sıkıştırmaya çalıştığının da farkındaydım üstelik.
Neyi vardı bu adamın? Yani Allah neşesini arttırsın ama bu biraz fazlaydı.
Ona kısık gözlerle bakarken ''Saçmalıyorsun iyice bak,'' dediğimde adım sesleri duyuldu koridorda. ''Bu neyin kafası bilmiyorum ama çıkıyorum ben, uğraşamayacağım seninle.''
Kapıya adımladığımda anahtarı çevirip çıkmıştım aceleyle. Odaya geçtiğim sırada tüm bakışlar üzerimde dolaşınca rahatsız olmuştum bu durumdan. Tabi hemen arkamdan Emir de girince iyice kötü olmuştu.
Ben annemle Serap teyzenin ortasındaki boş yere geçip oturunca Serap teyzenin seslice nefes verdiğini duymuştum. Bir yanım onunla yalnız kalıp konuşmak isterken bir yanım da asla bir arada kalmamamız gerektiğini bağırıyordu. Ne düşündüğünü göremiyordum. Yani bu duruma karşı evet mutlu değildi, bunu hissedebiliyordum ama karşı da gelecek değildi sanırım.
Emir, abime inat yanındaki boşluğa kendini bırakıp babamlar var diye pek rahat oturamasa da abime gıcıklık olsun diye onu rahatsız edecek gibi bacaklarını açıp oturmuştu. Yani üç yaşındaki çocuklar gibi resmen dizlerini birbirlerine vuruyorlardı ama bu böyle devam ederse iş büyüyecekti. Neyse ki Emir onlara baktığımı görünce bu saçma inatlaşmayı kesmişti.
Babamla Nihat amca aralarında konuşurken annemle Serap teyze ağızlarını bile açmıyorlardı birbirlerine.
''Biz bir şekilde kabulleniriz, saygı duyarız ama...''
Nihat amcanın sesiyle halının desenlerini inceleyen bakışlarım onu bulmuştu. O ise oğluna bakıyor babama konuşuyordu. ''Sağda solda milletin edepsiz sözlerini duyacaksak eğer,'' demesine kalmadan Alpay Emir yerinde doğrulmuş ''Kim ne diyormuş?'' diye celallenmişti birden bire.
Abim ise damarına basmak ister gibi kısık sesle ''Yediğin haltın getirisinden haberin yok tabi.'' demişti. Emir onu takmayıp babamlara dönmüş ''Kim ne demiş ne umurunuzda? Siz doğruyu bilin bana, bize yeter.'' demişti.
''Ayrıca kim ne diyecekmiş ben varken?'' diye devam etmişti tok sesiyle.
Sokakta abimlerin o hallerini gören üç beş kişi illaki kendilerine göre yorumlayıp başımızı ağrıtacaktı ama artık benim de umurumda değil gibiydi. Yani en azından öyle olmalıydı. Annem babam biliyordu ilişkimi, millete ne?
''Oktay amca ne ben senin kızına söz getirecek biriyim ne de Defne o sözlerin altında kalacak birisi. '' demişti elini kolunu nereye koyacağını bilemediği bir şekilde. ''İnsanlara bakarsak hep konuşacaklar. Siz bizim arkamızda olduğunuz sürece el âlem konuşmuş kimin umurunda?'' deyince Nihat amca dediğine pişman olmuş gibiydi.
Babam ise Emir'in sözlerini dinliyor kendince tartıyordu. ''Biz birbirimizi seviyorsak,'' dediğinde üstelik bunu umursamadan bizimkilerin yanında dediğinde utanmamak elde değildi. ''Sizin yıllardır kardeşsiniz lafınıza rağmen.'' diye sinirle güldüğünde babamın ya da abimin her an bir şey diyecek olmasının korkusu vardı üzerimde.
Abim sinirle gülmüş yanındaki adama dönüp ''Sen edepsiz gibi bir de bunu yanımda dile mi getireceksin lan.'' deyince babam da bu durumdan hoşnut olmadığını belli ediyordu. Alpay Emir bunun farkına varınca ''Bu yaptığım ne ayıp ne de edepsizlik. Sen asıl ayıbı kardeşine yaptığın imada göstermiş oldun bana.'' deyince işte şimdi babamın dikkatini çekmişti bu durum.
''Neyden bahsediyorsunuz siz?''
Alpay Emir yapmak istediğini yapmıştı sonunda. Başından beri gelmeye çalıştığı konu buymuş gibi dudaklarını yaladı ve babama hitaben ''Bu'' diyerek başıyla abimi gösterdi. Abim ise yaptığı şeyin ayıbını bilir gibi hiçbir şey söylemeden gözlerini kapatıp açmıştı yenilmişlikle. ''Defne'nin sırf yorulduğu için ayrı eve çıkma meselesini bana bağlayınca asıl ayıbı bana yapmış oldu zaten Oktay amca, o yüzden bu saatten sonra Giray'ın Defne'nin abisidir bu ilişkiye dair söz hakkı vardır hakkını bitirdi bende. Ben bir hesap vereceksem ki bundan sonra vereceğim tek hesap Defne'ye olur,'' demiş babamın sinirlendiğini gördüğü halde devam etmişti sözlerine. ''İkimiz de kaç yaşında insanlarız, nerede nasıl davranıp kime ne diyeceğimizi de biliyoruz çok şükür.''
Babam ise Emir'in böyle yüksekten yüksekten konuşmasını hoş bulmadığını ''Alpay!'' diyerek uyarmakla göstermişti.
Babamın siniri abimin sözlerine miydi Emir'in posta koyar gibi konuşmasına mıydı bilmiyordum ama abim şu saatten sonra hiç cevap vermemiş çıkmıştı odadan. Ardından da Feyza çıkınca abimin odasına giden koridora yöneldiklerini görmüştüm.
Nihat amca ise en baştan beri söylemek istediği şeyi söylemiş beni şok içinde bırakmıştı.
''Hakkınızda hayırlısı neyse o olsun, siz mutluysanız biz de mutluyuz ama unutmayın ki siz kötüyseniz biz de kötüyüz. Bizi yüz yüze bakamayacak hale getirmeyin, yeter. Benim gönlüm bu işi uzatmamanızdan yana. Siz ilişkinizi ciddiyete döktüğünüz an inanın her şey daha iyi olacak sizin için.''
Gözlerim anında Emir'e döndüğünde sinsice sırıtarak bana bana bakmış ardından babamlara dönmüştü. Ben banyoda öylesine bir şeyler söylüyor sanarken demek ki bu konu daha önce de açılmıştı. Annem yanımda hareketlenince onun da kalktığını ve ''Çayları getireyim de içelim.'' dediğini duymuştum.
Serap teyze ise yerinde rahatsızca hareketlenmiş ama bir şey dememişti.
Evlilik konusu benim için neydi peki? Yani Alpay Emir ile bir hayat kurmak... Bunun düşüncesi bile yüreğimi hoplatırken gerçek olması ne güzel bir düştü benim için. Her daim onunla olmak... Bu inanılmaz geliyordu kulağıma ama işin diğer tarafını düşündüğümde tüm hayallerim kenara çekiliyor korkularım ortaya çıkıyordu. Üstelik bizimkiler ağzımızdan çıkan söze değil de parmağımıza takacağımız yüzüğün kuvvetine mi inanıyorlardı?
Evlilik gerçekten de dedikleri gibi fazlasıyla sorumluluk isteyen bir şey miydi? Hem ben yapabilir miydim ki? Yani bilmiyorum işte. Sanki biraz korkunç geliyordu gözüme.
Alpay Emir'in gür sesiyle beraber abim de odaya girip yerine geri oturmuştu. ''Biz Defne ile konuşmadık henüz bu durumu. O nasıl istiyorsa öyle olur.'' demişti son cümlesinde bana bakarak.
Onun bu kadar beni düşünüyor olması ona her defasında daha fazla sevgiyle dolmama neden olurken şu an koşup boynuna sarılmamak için zor tutuyordum kendimi.
Eğer onu azıcık tanıyorsam şu an düşündüğü tek şey bir an önce evlenmekti ama bunu benim tercihime bırakıyor olması o kadar içimi rahatlatmıştı ki... Önceden olsa senden, kendimden emin olmam gerekiyor deyip belki de işi uzatmak isteyecektim ama düşününce böyle bir şey yapmama gerek olmadığı düşüyordu aklıma.
Babam her ne kadar bu düşünceden hoşlanmış olsa da ''İleride konuşulur daha bu konular.'' deyip konuyu kapatmak istemişti. Ben utançla yerimden kalkmış mutfağa gitmişken annemle Feyza da hiçbir şey yapmadan öyle dikiliyorlardı ayakta. ''Bir şey mi oldu?'' diye sorduktan sonra dolaptan bardak almış masadaki sürahiden kendime bir bardak su doldurmuştum. Sadece yanaklarım değil içim de yanıyordu da.
Feyza, annemin koluna elini koymuş ''Sen geç içeri anne biz hallederiz.'' deyip göndermişti onu içeriye.
''Serap teyzeyle araları bozuk, haberin olsun.''
Feyza bardaklara çay doldurduğu sırada benim geldiğimden beri gözüme batan durumu dile getirince sebebini sormadan duramadım. ''Fark ettim de, niye? Yani bizden dolayıysa eğer...''
''Bilmiyorum ama Serap teyze geldiğinde anneme biraz mesafeliydi, annem de ona bozuldu sanırım. Yani böyle bir tepki beklemiyordu galiba.''
Feyza ile ilk defa iki insan gibi konuşabildiğimiz için bir yerlerimi mi kaşısaydım acaba?
Çay doldurduğu bardakların bulunduğu tepsiyi alıp geçti yanımdan. ''Neyse ben çayları götürüyorum içeriye.'' dedikten sonra da çıktı mutfaktan.
Ben de bekletmeden diğer tepsiyi alıp içeri geçmiş önceden koyulan sehpalara bırakmıştım elimdekileri.
Yerime geçip kurbanlık koyun gibi vaktin geçmesini beklerken konu tamamen bizden uzaklaşmıştı. Serap teyze gün boyunca konuşmamış olmasına dek şimdi Elif için annemle beraber bir şeyler düşünmeye başlamış böylece başka bir sebepten olsa da aralarında bir muhabbet geçmeye başlamıştı.
Birkaç saat daha geçtiğinde Nihat amca artık kalksalar daha iyi olacağını söyleyince herkes ayaklanmıştı, ne yapacağımı şaşırmıştım birden bire. Hâlbuki herkes aynı kişiydi işte. Elim ayağım birbirine dolanmış ben de kalkmıştım ama öylece dikilmiştim olduğum yerde.
Alpay Emir de bana baktıktan sonra babamlarla odadan çıkınca Serap teyzeye biraz çekinerek ''İyi akşamlar,'' demiştim ama o yine ve yine bir şey dememiş sadece başıyla selamlamıştı beni.
Emel ablayla konuşmak istiyordum bu durumu. Yani akıl alacağım başka kimse yoktu sonuçta.
...
Beraber yemek yediğimiz günün üzerinden iki gün geçmiş tempolu bir cumartesi sabahına uyanmıştık ailecek.
Ev biraz kalabalıktı üstelik. Teyzemler birkaç gün önce buraya gelse de bize uğramamış annemin ısrarları sonucu sonunda dün bize gelmişlerdi.
Bu iki günde Alpay Emir'i sadece dün akşam görebilmiştim. Üstelik ona o kadar ihtiyacım vardı ki iyi ki de görmüştü beni.
Dün işten çıktıktan sonra çok kısa bir süre Emel ablalara uğrayabilmiş Ezgi ile hasret giderebildikten sonra olanları konuşmuştuk. Bana abladan daha çok anne olan bu kadın tüm korkularımı gidermek ister gibi konuşmuştu benimle. ''Defne annemin tepkisi sana değil,'' demişti ona Serap teyzenin tavrını söylediğimde.
Sonra da açıklamıştı her şeyi, ''O da beklemiyordu böyle bir şeyi, bir de aniden öğrenince şaşırdı işte. Zaten akşamın bir körü beni aradı. Sen biliyor muydun da yok benden sakladınız mı da falan sıraladı onca şeyi.'' diye.
Belli etmese bile içten içe sevindiğini de görebildiğini söylemişti. Bir de sanırım beni güldürmek için, ''İşte kadın ne yapsın bir tane Melih yetiyordu ona ikincisini gelin diye alacak ondan korkuyor biraz .'' deyip dalga geçmişti benimle.
Onlardan çıkmadan önce Serap teyze gelmişti. E onu öyle karşımda görünce de elim ayağıma karışmıştı birden bire. Kapıyı açıp onu içeri aldığımda elindeki poşetleri mutfağa bırakmış Emel ablayı da yanına çağırmıştı. Ben de kabanımı üzerime geçirdiğim sırada arsız gibi kulak kesilmiştim konuştukları şeye.
Emel abla ona her ne dediyse Serap teyze az da olsa sesini yükseltmiş böylelikle ne dediklerini de duyar olmuştum ama keşke duymamaya devam etseydim.
''Kızım sanki tanımıyorsun sen bu kızı, ben bilmiyor muyum ikisinin geçinemediğini? Benim korkum bundan sebep. İkisi de kapamış gözlerini ilerliyorlar bir yolda, Allah sonlarını hayır etsin ama ben demişti demek istemiyorum.''
Tam olarak bunları demişti işte. Serap teyzenin beni istemediğini istese bile az çok şüpheleri olduğunu bu sözleri anlatmıştı bana.
Anın verdiği üzüntüyle tam hatırlayamasam da aceleyle hazırlanmış mutfağa girip evden çağırdıklarını söyleyip çıkmıştım. Eve geçmektense aheste aheste yürümüş markete girmeden önce de boş parka girip bir banka oturuvermiştim.
Bendeki bu boş vermişlik niyeydi anlayamıyordum. Önceden olsa şu durum beni yataklara düşürür neden böyle düşünüyor diye paralardım kendimi ama şu birkaç günde bile fazlasıyla değişmişti düşüncelerim. Ben Alpay Emir ile mutluydum, başkasının bu konu hakkında bir şey demesi bile artık pek umurumda olan bir şey değildi. Sadece karışmasınlardı bize, o kadar.
Tek bir korkum vardı o da ilişkimize mani olmalarıydı.
Çalan telefonum dikkatimi dağıtırken arayanın Emir olması ve dışarıda olmamı söylememle yanıma gelmesi en güzel şey olmuştu benim için.
Günün geç vaktinde esen rüzgâr, yüzümü kırbaçlarcasına uçuşan saçlarımın durulmadan, daha da sert hareket etmesini sağlarken yalnız başıma oturduğum bankta hemen arkamda hissettiğim beden korkuyla kasılmama sebep oldu. Ta ki bedenimin gevşemesine, bu karanlık gecede içimin güvenle dolmasına dek.
''O kadar imkânsızdın ki benim için...'' İçine çektiği derin nefes sessizliğin kol gezdiği çocuk parkına ses olurken ellerini, oturduğum bankta sırtımı yasladığım tahta parçalarının iki yanından omuzlarıma temas edecek yakınlıkta yerleştirip devam etti sözlerine. ''...ama ben o gözlerde gördüm Defne. Yıllardır hayalini bile kurmaktan korktuğum o anlardaki gibi bana baktığını gördüm ve ben o bakışları ömrümün sonuna kadar görmek için canımı bile veririm.'' Öyle baskındı ki her kelimesi, dudakları arasından çıkan her cümle bir yemindi sanki.
Bedenini bedenimin üzerine eğdiğini hissettiğimde hareketsizce oturmaya devam ettim. Nefesi saçlarımın arasındaydı ve ben arsızca o nefes oradan hiç ayrılmasın istiyordum.
Tam başımın üzerine temas eden dudaklarla beraber kalbim, sanki özgürce uçmaya âşık bir kuşmuş da küçücük bir kutuya zorla kapatılmış gibi kanat çırparken kanatlarına zarar verdiğinin bile farkında değildi. Canım yanıyordu, hatta daha da yanacaktı biliyorum ama yine de istiyordum işte her şeye rağmen canımın yanmasını.
''Korkuyorum.''
Titrek ve cansız çıkan sesimi belki de duymamıştır bile diye düşünürken aldığım cevapla benim sesimi en iyi onun duyduğunu bir kere daha anlamıştım.
''Seni bekledim, beni gör istedim ama yapamadım. Şimdi sen beni görmüşken bu yolda karşıma ne çıkarsa çıksın gözüm görmez, kulağım işitmez. Ben, bana aile olsun istediğim kadın için ailemi bile karşıma alabilecek bir adamım. Korkutacaksa bu korkutsun seni.'' demişti o akşam.
Gelmeden önce Emel ablayla mı konuşmuştu bilmiyorum ama neye kırıldığımı, neye üzüldüğümü söylemeden almıştı tüm korkularımı bende.
...
Güne erken başlamış hep beraber kahvaltı yapmıştık. Ardından abim Feyza'nın yanına gideceğini söylemiş çıkmıştı evden. Teyzem benim niye gitmediğimi sorgulayıp durmuş bir de ona laf anlatmak zorunda kalmıştım. Üstelik annemle aramdaki açıklığı anlamış bir de onu sorgulamıştı.
Annem ise Alpay Emir'i bana laf çarpıtarak teyzeme anlatmış teyzem ise anneme inat yapar gibi oturduğu yerden kalkıp kocaman sarılıp ne kadar sevindiğini söyleyip durmuştu.
Ben Feyza'lar ile birlikte hazırlanıp salona geçecek kadar yememiştim kafayı açıkçası. Zaten öyle çok hazırlanacağım bir şey de yoktu. Ayça sürekli beni kendisinin hazırlayacağını söylese de hiç hoşlanmazdım o kuaför koltuklarına oturmayı. Evde kendim de hazırlanabilirdim sonuçta.
Gün içinde giden gelen olurken bu telaşı daha fazla görmek istemediğimi anlamıştım. Mahalleden gelen birkaç kişi akşam gelemeyecekleri için hediyelerini anneme bırakırken onlar gidince annemler de teyzemlerle beraber babaannemlere inmiş orada devam etmişlerdi.
Evde kimse kalmayınca ben de akşama hazırlanmak için banyoya girmek istemiştim. Odama girip banyodan sonra giyeceğim çamaşırları ve bir eşofman takımını yatağımın üzerine koyarken biryandan da süreceğim kremleri ve yapacağım maskeyi seçiyordum.
Banyoya girip üzerimdeki kıyafetlerden de kurtulduktan sonra ayağımı duşakabine sokacağım sırada telefonum çalınca öfleye pöfleye havluya sarılıp odama geçmiştim.
Şarja taktığım telefonun ekranında Alpay Emir'in görüntülü aramasını gördüğümde her şey o kadar farklı işlemeye başladı ki şaştım kaldım.
Kısa süredir kendinden haber vermeyen içimdeki Defne 'şu telefonu o halinle çabucak aç' derken diğeri masum masum 'bu halde o telefon açılır mı Defne' diyordu.
Aynadaki görüntüme ilişen bakışlarım yok artık derken öylesine sardığım havlu göğüslerimin neredeyse yarısını açıkta bırakırken kolumun desteği olmasa düşecek halde duruyordu.
Havluyu daha düzgün vücuduma sardıktan sonra açık saçlarımı düzeltmiş ne olacaksa olsun diyerekten yanıtlamıştım aramasını.
Ama geç de olsa fark ettiğim şey telefondaki görüntümde omuzlarımdan aşağısının gözükmemesiydi...
Yani resmen çıplak gibi duruyorsun Defne...
Alpay Emir'in görüntüsü düşünce ekrana sanırım birkaç çalışta açmadığımda açmayacağım için ekrana bakmıyor elindeki büyük karton bardaktan kahve yudumluyordu arabanın içinde. Ben de sanırım telefon tutacağında asılıydım.
Telefonu açınca çalma sesi de kesilmiş olmalı ki birkaç saniyede dışarda olan bakışları bana dönmüştü.
Gözlerimiz buluştuğunda boğazındaki sıvıyı yutacaktı ki birden öksürünce telaşlanmıştım boğazına kaçtı diye.
Oysa o daha çok benim bu şekilde telefonu açmama şaşırmış gibiydi. Üstelik hiç yola bakmadığına göre de park halindeydi araç.
Öksürmesinden sonra kendi kendini öksürtmüş boğazını temizlemişti. Ben ona sırıtarak bakarken o şaşkınca bakıyorken kaşları havalanmış saf saf ''Sen... Çıplak mısın?'' diye sormuştu bambaşka şeyler barındırdığı sesiyle.
Gözlerimi devirmeden önce evet Alpay Emir çıplağım, ben hep böyle açarım telefonları demek istesem de cevap veremeden tekrardan konuşmuştu.
Lezzetli bir yemeğe bakar gibi dudaklarını refleksle yalaması güldürmüştü beni. Saçlarım sırtıma uzandığından gerdanım açıkta kalınca bakışları orada dolanmıştı. Arsız bir oğlan çocuğu gibi bir de sinsice sırıtarak ve yerine yerleştikten sonra başını arkasına yaslayarak ''Ev boşsa geleyim,'' demişti.
Boştu yani, isterse gelebilirdi bence.
''Gel istersen, boş.''
Ben de en az onun kadar şaşkındım şu an. O verdiğim cevaba şaşırırken ben arsız gibi niye böyle dedim şimdiye şaşırmıştım.
Oysa derince bir iç çekmiş ''Oynama benimle!'' diye uyarmıştı beni.
Oynamıyordum ki doğruları söylüyordum.
Bakışları anında gözlerimden çekilip elimden dolayı aşağıya kayan telefonda gözüken yarısı havluyla kapalı göğüslerime kayınca resmen cırlamış ''Bakmasana be!'' diye saçmalamıştım.
Neredeydi o az önce ev boş diyen Defne?
''Güzelim, cidden telefonu şöyle yanıtladıktan sonra bunu diyebiliyor musun?''
Kahvesinden bir yudum daha alırken üzerindeki koyu renk gömlekle ne kadar da yakışıklı gelmişti gözüme. Ayrıca bu adam yine işe mi gidiyordu, yoksa geliyor muydu?
Yüzünü biraz kameraya yaklaştırmış ''Ayrıca şu halini kameradan görmek üzdü biraz,'' demişti sırıtarak. Ben seni üzecektim de senin haberin yoktu Alpay Emir.
Onun arsız bakışlarını umursamadan ''Duşa girecektim, sen arayınca çıktım işte.'' diye yanıtlamıştım onu. Yani belki de biraz utanmıştım bilemiyorum. Akıl bırakmıyordu ki insanda.
O da utandığımı fark etmiş olacak ki devam etmedi sırıtmalarına, kötü niyetli bakışlarına. ''Sabahtan şirketteydim bugün, göreyim seni diyecektim...'' demişti elindeki bardağı sürücü koltuğunun yanındaki bardak yerine koymadan önce. ''Ama gördüm göreceğimi.'' diye de devam etti bana baktıktan sonra göz kırparak. Onu ''Alpay Emir!'' diye uyarmamı umursamadı. Ben de telefonu böyle tutunca kolum ağrıdığından yatağa geçip oturmuştum üzerimdeki havluya dikkat ederek.
Bana bakmadan arabayı çalıştırdığı sırada da benimle konuşmaya devam etti ara ara ekrana bakarak. ''Giray iti aradı az önce,'' Abime de it demeden rahat edemiyordu yani. Allah bilir abim ondan ne diye bahsediyordu. ''İşi düşmese aramazmış da zorunda kaldığından aramış, bunun birkaç arkadaşı gelecekti şehir dışından sen alır mısın diyor.''
Abimi bana şikâyet eder gibi tatlı tatlı konuşması gülümsetmişti yüzümü ayrıca vücudum da çıplaklığından ötürü ürpermişti ama onu bırakıp da duşa giresim gelmedi o an. ''Sen de alamam deseydin'' deyip ona akıl vermeye çalıştığım sırada ''Öyle dedim zaten'' demişti büyük bir keyifle.
Yani abim yüzsüz gibi onca ettiği laftan sonra bir de ondan yardım istiyordu, helal olsun.
''Melih'i gönderdim ama alması için.'' dediğinde attığım kahkaha yüzünden bana bakınca öyle güzel gülümsedi ki sırf o öyle gülsün diye her gün böyle kahkaha atabilirdim.
Abime tepkili olduğundan işini görmüyor ama yardım etmeden de duramıyordu.
Üstelik benim basiretsiz çocuğum Melih yine ve yine abimle Emir arasında harcanıyordu. ''Canım arkadaşımı ayak işlerinizde kullanıyor olmanız bir miktar üzüyor beni.'' dediğimde sahte bir kızgınlık kondurduğu yüzüne. Ardından da ''Yalnız o bunları babasının hayrına yapmıyor, bil de ona göre üzül yavrum.'' demişti.
Allah bilir karşılığında ne kadar para istedin Melih.
Akşam abimlerle bir arada olacaklarını onun öncesinde beni görmek istediğini söylediğinde daha fazla uzatmamak adına görüşürüz elbet deyip resmen telefonu zorla kapatmıştım yüzüne.
Üşümüştüm yahu.
Aceleyle oturduğum yerden kalktığımda telefonuma düşen mesajla ekrana baktığımda okuduğum şeyle dudaklarım arsızca kıvrılmış ama ona suçlayıcı bir cevap göndermişti.
A. Emir: Sen fark edemedin ama manzara enfesti. Gerçekte de görmek nasip olur inşallah.
Şapşal mısın Alpay Emir?
Defne: Sapık adam!
Mesajı ona gönderdiğim gibi banyoya girmiş kendimi suyun altına bırakıvermiştim.
Onunla ilk günden bu güne dek tüm yakınlıklarımızı düşündüm de onda da bende de bir şeyler için bariz belli olan istek ikimizi de yakacaktı bir gün. Bunun farkında olması ve önünü tutamama korkusu ikimizi de dizginlemeye çalışıyor gibiydi.
Yarım saati geçen bir süre banyoda kalınca kurulanıp çıkmış evde hala kimsenin olmadığını anlayınca da rahatça geçmiştim odama.
Üzerime eşofmanları giydiğim sırada kapı anahtarla açılmış sonra da çocuk sesiyle dolmuştu. ''Defne abla, benim saçımı kıvırcık yapar mısın?'' diye bağırarak kapıma gelen teyzemin büyük kızının hemen ardından ondan birkaç yaş küçük kardeşi de ''Benimkini de örer misin, lütfen.'' dedikten sonra kapalı kapıya vurmaktansa elini kapı koluna koymuş ''Girelim mi içeriye?'' diye sormuştu büyük bir telaşla.
Onlar içeriye girdiği sırada bizimkilerin de hazırlanıyoruz, hadi hazırlanın lafları havada uçuşmaya başlamıştı. Daha üç saat vardı ne bu acele?
Maşayı fişe taktıktan sonra yüzüme maskeyi sürdüğümde kızlardan biri sadece ellerine kokulu kremden sürmek istemiş diğeri ise hepsine iğrenerek bakmıştı.
Sen hele bir büyü ben seni göreceğim.
Yüzümdeki maskeyle ve saçımdaki havluyla önce kızlarla ilgilenmiş bir saat sonunda da kendime vakit ayırabilmiştim.
Üzerimdeki kapüşonluyu çıkarıp sadece siyah sütyenimle kaldığımda zaten içerinin sıcak olmasından sebep üşümemiştim. Sıcak basmıştı vallahi öyle kalın kalın kıyafetle. Bir de hareket halinde olup stresle iş yapınca hiç dayanamamıştım.
Saçlarımı açıp kuruturken düşüncem ensemde dağınık bir topuz yapmakken tövbeler etmiştim kendimi öyle hayal edince. En iyisi dalgalandırıp açık bırakmaktı. Hem yüzüme de yakışıyordu öyle olunca.
Yarım saat kırk dakikaya yakın bir süre saçlarımla uğraşırken makyajımı en sona bırakmıştım. Ara ara annem odama geliyor bir şeyler soruyor ardından her defasında bu halde durursam hasta olacağımı söyleyip duruyordu. Ayıp, böyle durma dese cevap vereceğimden bunu bahane ediyordu işte.
Saçlarımı zaten dağıtacağımdan dolayı önce saçlarımı yapmış sonra elbisemi giymiştim. Elbiseyi üzerime geçirdiğimde daha bir hoşuma gitmişti açıkçası. Sadece yırtmacı biraz derindi ama bir şey olmazdı ya.
(Defne'nin kına ve düğün için aldıkları 5. bölümde mevcut, isteyenler dönüp bakabilir.)
Annem erkenden salona gitmemiz gerektiğinden evdeki herkesi panik havasına sokarken bir ara yengemin benden çanta istemesinden ötürü yukarı yolladığı Esma'yı bile hazırlanmadığı için azarlamıştı. Biraz sakin mi olsaydı acaba?
Her şeyiyle tam hazır olduğumda ufak küpelerim ve Emir'in aldığı bileklik haricinde hiçbir takı yoktu üzerimde. Giyeceğim düz, siyah renk bilekten ince bir kemere sahip olan yüksek topuklu ayakkabıları da çıkardığımda babamın sesini duymuştum içeriden, annemden bir şeyler istiyordu.
Koridora çıktığımda elbiselerini giyip oradan oraya salınan kızlarla birbirimize ne kadar güzel olduğumuz hakkında şeyler söylerken gülüşüp durmuştuk. Abim bir ara arayıp anneme ulaşamadığını söylemiş onu telefona istemişti. Anneme telefonumu verdikten sonra odaya gittiğimde teyzem dualar okuyup anneme inat sıranın bana geldiğini söyleyip duruyordu. Tabi ben de daha çok erken falan diye onu uyarıyordum.
Sanki içinden âmin demiyormuşsun gibi, Defne...
Teyzem bu sefer annemden önce davranmış adım attıkça açılan bacağıma laf atmıştı. Yani tam kardeşlerdi kısaca...
Topluca kınanın yapılacağı salona geldiğimizde normal olarak daha kimsecikler yoktu. Annem evden getirdiği birkaç eşyayı masalardan birine koyarken Füsun teyze ile merhabalaşıp sarılmışlardı. Füsun teyzenin ise şimdiden gözleri dolu doluydu. Onun bu haline içtenlikle gülümserken kızların içeride olduğunu söyleyip beni oraya yönlendirmeye çalışmıştı ama bilin bakalım kim hiç gelin odasına gitmek istemiyordu.
O ne olsun ki arkadaşları da kim olacak düşüncesiyle bir güzel dolup taşarken haliyle benim değil arkadaşlarının yanında olup beni kötü görümce belleyecek kızların arasına girmek en son istediğim şeydi.
Henüz içerinin soğuk olmasından ötürü omuzlarımdaki şalı çıkarmamışken tanıdık birkaç yüzle selamlaşıp öylece duruyorduk ortalıkta. Annemin yanıma gelip ısrarla Feyza'nın yanına gitmem konusundaki ısrarlarına daha fazla dayanamayacağım için sıkıntıyla solumuş yenilmişlikle omuzlarımdaki şalı bırakıp annemin çantasındaki telefonumu da elime alıp içeriye, ince koridora doğru adımlamıştım.
Duvarları boydan boya kabartmalı duvar kâğıdıyla kaplı ince koridorun sonunda ve solunda bulunan gelin odasının önüne geldiğimde henüz şarkı çalmadığından ötürü birkaç gülüşme sesi duyuluyordu. Aralık kapıyı itelemeden önce yalandan da olsa kapıya vurmuş yüzümdeki sahte tebessümle içeriye girmiştim. Feyza üzerindeki kırmızı uzun elbiseyle köşedeki berjerde, birkaç arkadaşı ve kuzeni olarak hatırladığım kız da yanındaki ince uzun kanepede otururken iki kişi de ayakta, aynalı makyaj masasının masasına dayanarak duruyorlardı.
Selam vererek içeri girdiğimde her kız grubunda bulunan klasik arkadaş tiplerinden olan birkaçı hiç hoş olmayan bakışlarla baştan aşağı beni süzmüştü. Bu da demek oluyordu ki kim olduğumu biliyorlardı. Feyza gelmeme şaşırmış gibi birkaç saniye öylece baksa da yüzündeki gülümsemeyle ''Hoş geldin,'' demişti. Ardından da arkadaşlarına dönüp ''Defne, Giray'ın kız kardeşi.'' deyip tanıştırmıştı. Birkaçı elini uzatıp selam verirken yerinde hareket bile etmeyenleri pek umursamamıştım doğrusu.
Kısa bir an orada kalıp kendimi göstermiş ardından da içeriye bakayım, bahanesiyle ayrılmıştım. Kapıdan çıktığım an kızlardan birinin ''Söylediğinle alakası yok Feyza. Kızın maşallahı var.'' demesi, beni hem şaşırtmış hem de aşırı derecede mutlu etmişti. Beğenilmek herkesin olduğu kadar benim de hoşuma giderken Feyza Allah bilir benim hakkımda ne dedi de kız bunu demek zorunda kaldı merak etmiştim doğrusu.
Yuvarlak masaların ve geniş bir oynama alanının bulunduğu salona geri döndüğümde yavaştan birileri gelmeye başlamıştı.
Elif'in, doğrusu Serap teyzelerin ne zaman geleceğini merak ediyordum. Bugün sabahtan Serap teyze ve Nihat amca diğer eve gitmişken Elif ile geri döneceklerdi. Emel ablaya önceden bırakmış olduğum ve Elif'e olacağını düşündüğüm birkaç elbise umarım hoşuna gitmiştir.
Zaman geçip giderken kapıda beliren, üzerinde kırmızı fiyonklar bulunan beyaz elbisesi ve küçük küçük örülmüş saçlarıyla Ezgi'yi görünce oturduğum sandalyeden anında kalkmış ona doğru ilerlemiştim.
Hemen arkasından içeriye giren Emel abla, Elif ve Serap teyze ile göz göze geldiğimde Emel abla ve Elif'te ne kadar beğenme duygusu gördüysem Serap teyzede de o kadar düz bir ifade görmüştüm.
Bu durumun keyfimi bozmasına izin vermediğim gibi Emir'in de buralarda olabileceğini düşünüp daha da bir mutlu olmuştum. Bulunduğumuz salonun yanındaki kafe gibi duran mekânda olacaktı büyük ihtimalle erkekler.
Beni gördüğü gibi heyecanla bağırıp ''Defne!'' diyen Ezgi'yi eğilip kucağıma aldığımda annem uyarırcasına gözleriyle açılan bacağımı göstermiş ardından gelenlere sarılıp ''Hoş geldiniz.'' demişti. Arkada çalan kısık müzikle ben de onlara adımladığımda Ezgi boynuma sarılmış f harfi yerine p harflerini, z yerine de j harflerini kullanarak tüm şirinliğiyle ''Defne, seni çok özledim.'' deyip derince öpmüştü yanaklarımdan. Her öpüşünde ''Çok çok çok'' demesiyle de âşık etmişti beni kendine.
''Asıl ben seni çok özledim,'' dedikten sonra rujlu dudaklarımı yanağına bastırmış aynı onun gibi ''Çok, çok, çok.'' deyip aralıklarla boynundan öpmüştüm. Buna karşılık kıkırdarken Emel abla ''Bu iki âşık buldular birbirlerini bizi görmezler artık,'' deyip ona sarılmamı beklemeden yanımdan geçip az önce oturduğum masanın yanındaki masaya koymuştu çantasını.
Elif hâlâ ve hâlâ çekingen bir şekilde dururken onun böyle olması hiç içime sinmiyordu. Annemlerle de sarıldıktan sonra kucağımdaki Ezgi'yi bırakmadan ona sarılmış ve onlarla beraber masaya geçmiştim. Serap teyze bana karşı soğukluğunu korurken acaba benim bu duruma bir şey demiyor olmama mı bozulmuştu diye düşünmeden de edemedim.
Ezgi'yi masanın üzerine oturttuktan sonra Emel abla ve Elif ile konuşurken birden bileğimi tutması ve küçük parmağını bilekliğimde gezdirmesi içimi bir hoş etmişti. ''Aaa çok güzelmiş bu.'' deyip bana beklenti dolu gözlerle bakınca anlamıştım isteğini ama olmazdı Ezgi, ölsem çıkarmazdım bu bilekliği kusura bakma artık.
Onun dikkatini dağıtmak adına elbisesini inceleyip ne kadar güzel olduğunu söylediğimde babasının aldığını söylemişti.
Emel abla çalan telefonunu açtığında bana seslenmiş ''Telefonun yanında değil mi?'' diye sormuştu. Dalgınca etrafıma baktığımda az önce oturduğum masada görmüştüm. Elimde Ezgi'nin elleri olunca başımla masayı gösterip ''Orada, neden?'' diye sormuştum.
Aldığı cevapla karşısındakine ''Tamam bakar şimdi.'' deyince ona merakla bakmaya devam ettim.
Kapattığı telefonun ardından ''Emir, sana ulaşamayınca beni aramış,'' dediğinde istemsizce bakışlarım Serap teyzeye döndü ama o, o sırada yan masada başka bir kadınla konuşuyordu.
Kafamı aşağı yukarı sallayıp kalktığımda Ezgi de gelmek isteyince onu da alıp masanın üzerindeki telefonumu almış Alpay Emir'in aramasına geri dönmüştüm. İçerisi yavaş yavaş doluyor beni görenler ayaküstü selam verirken rahatça konuşabilmek için koridora doğru ilerliyordum. Bu sefer de o açmayınca telefonunu müsait değildir belki diye uzatmamıştım aramayı.
Ezgi Feyza'yı görmek isteyince beraber tekrardan gelin odasına gitmiş orada vakit geçirmeye başlamıştık. Ezgi, şirinliğiyle herkesi kendine pervane ederken beni unutmuştu bile. Kızlar onunla ilgilenirken telefonum çalınca kapı önüne çıkmış aramasını yanıtlamıştım ama konuşmama gerek kalmadan onu kapı önünde abimle beraber görünce telefonu kapatmış yanlarına gitmiştim. Abim üzerindeki heyecanı saklayamazken Alpay Emir'e bir şeyler anlatıyor Emir ise telefon ekranına bakıyordu. Tekrar kulağına götüreceği an ikisinin yanına gittiğimde abim göz ucuyla bana bakıp Emir'e geri döndüğünde Emir hiçbir şekilde gizlemeden uzun uzun inceleyince ''Gözlerini oydurtma bana siktir git şuradan bir an önce'' demişti huysuzca.
Abimin huysuzluğunu umursamadan Emir'e gülümseyince o da bana en güzel gülüşünü bahşetmiş ardından da ''Evin anahtarlarını al da gidelim,'' deyince anlayamadığımı belli ederek ikisi arasında mekik dokumuştu gözlerim.
''Feyza'ya hediye almıştım annem almamış yanına, siz bi' gidip alsanıza abim.'' dedikten sonra kısık sesle edepsiz bir küfür savurmuştu Alpay Emir'e ardından da ''İte kuzu emanet ediyorum, bu nasıl şans.'' deyip sonuna küfür eklememek için kendini zor tutmuştu.
Elini belime koyduktan sonra beni yanına çeken adam az önceki sözlere karşılık ''Şans değil senin aptallığın kardeşim,'' demiş sonra da tekrardan anahtarları alıp gelmemi istemişti.
İçeri geçmeden önce Ezgi'yi alıp annesine teslim etmiş masadaki şalı omuzlarıma bıraktıktan sonra annemin çantasından anahtarı alıp çıkmıştım salondan. Annemi bulup ona söyleyene kadar gidip gelirdik zaten.
Alpay Emir kapının önünde tekken ona doğru adımladığımı gördüğünde açılan bacağımı gördüğü gibi kaşlarını çatmış sanki biri görecekmiş gibi etrafında kim var diye bakmıştı.
Karşısına geldiğimde eliyle elbiseyi göstermiş ''Kızım bu az önce böyle değildi, niye bu kadar açılıyor lan.'' diye söylenmişti.
Hoş geldin hödük Alpay Emir, hoş geldin.
''Hadi geç kalmayalım'' deyip yanından merdivenlere yöneldiğimde ağzının içinden homurdanmaya devam ediyordu. ''Yarın da oran buran açılmayacak inşallah?'' diye nabız yoklamasıyla ona inat ''Yarınki göğüs dekolteli,'' deyip çatık kaşlarla ona dönmüştüm.
Ne demekti oranı buranı açmayacaksın inşallah?
''Ayrıca beni bilmiyormuşsun gibi konuşman hoş değil, o ne demek öyle?''
Merdivenleri inerken ayağımdaki topuklulardan dolayı belimden tutarak bana destek olurken ''Yavrum, ben seni biliyorum da...'' deyip devamını sanki söylemek onun için pek hoş değilmiş gibi keyifsizce devam etmişti. ''Sen, bilmiyorsun beni.''
Konuyu uzatmamak adına arabaya ilerlerken ''Abim nereye koyduğunu söyledi değil mi? Benim haberim yoktu bundan.'' deyip yerimize yerleşirken açılan bacağımı ona inat kapatmamıştım doğrusu.
Emniyet kemerinin tokasını yuvasına geçirdiği vakit gözleri bacaklarıma düşmüş seslice nefes verip ''Yatağın yanındaki dolabın çekmecesinde diye geveledi bir şeyler.'' demişti.
Onu onayladıktan sonra aramızda oluşan birkaç dakikalık sessizliği sorusuyla bozunda yola bakmaya devam ederek yanıtlamıştım onu.
''Annem konuştu mu seninle?''
Serap teyze hiç de benimle konuşacak gibi durmuyordu ki.
''Yani biraz soğuk duruyor bana karşı, hiç konuşmadık.'' Üzüntüyle çıkan sesime karşılık kucağımdaki elimi kavramış ''Canını sıkmanı istemiyorum, onun tepkisi bizden öğrenmediğinden. Sanki saklamışız gibi...'' demişti.
Sonradan aklına gelmiş olmalı ki ''Bak o Kadir denen pezevenk de burada olursa bugün, ağzından senin hakkında tek laf duyayım Defne...'' yoldaki gözlerini kısa bir an gözleri gözlerimi bulmuş tek tek kazımaya çalışır gibi bastıra bastıra devam etmişti konuşmasına. ''Tek bir laf. Düğünmüş, misafirmiş umurumda olmaz.''
Alpay Emir, senin umurunda olan tek bir şey söyler misin bana?
Sıkıntıyla ofladıktan sonra adamın da bir suçu olmadığını anlatmaktı niyetim. ''Alpay Emir, adamın ne suçu v-''
''Bir de onu savun amına koyayım tam olsun.''
Sözümü birden bire yükselttiği sesiyle keserken ettiği küfrün iğrençliğinden ötürü yüzüm buruşmuştu. Elimi sinirle elinden çektiğimde ''Sana kaç defa söyleyeceğim, benimle böyle konuşma. Ayrıca annemlerin yaptığı saçmalıktan ötürü adamın ne suçu var!'' demiş aynı ses tonuyla ona karşılık vermek zorunda kalmıştım.
Anladığı tek şey vurup kırmak mıydı yani? Adam herhangi bir kötü niyet gösterse tamam diyecektim ama kaç gündür tekrar mesaj bile atıp rahatsız etmemişti beni. Üstelik engellemediğim sadece mesajını sildiğim halde. Yani onun değil benim yaptığım ayıptı. En azından böyle bir şey olmayacağını yazmalıydım. Niye anlamak istemiyordu?
''Benim asabımı bozma, Defne! Ben paşa paşa önceden diyorum yapacağım şeyi. Sonra bana tavır alma diye uyarıyorum sadece.''
Yüksek sesi artık kulaklarımı rahatsız etmeye başladığında ona cevap vermemiş dışarıyı izlemeye başlamıştım. Çünkü şu an oturduğu yerde sırf ben ona cevap vermiyorum diye daha çok kuduruyordu. Kudursundu. Öyle kabadayı gibi dövmekle sövmekle olmazdı her şey. Kaç yaşına gelmiş bunu ben mi öğretecektim ona?
Birkaç dakika sonra evin önüne geldiğimizde tekdüze tutmaya çalıştığım bir sesle ''Alır gelirim hemen'' deyip emniyet kemerini çıkarıp kapıyı açtığımda benden hemen sonra arabadan inmiş sertçe kapıyı kapamıştı.
İllaki gelecekti yani yukarıya!
Mahalledeki çoğu kişi şu an kınada olduğundan lambaları yanan sadece birkaç ev varken hızlıca eve doğru adımlamış kapıyı açtıktan sonra onu beklemeden merdivenleri çıkmaya başlamıştım.
Attığım her adımda ayakkabılarımın sesi apartman boşluğunda yankılanırken tek isteğim bileğimi burkmamaktı. Daire kapısını açtıktan sonra sinirle duvardan destek alarak bileğimdeki ince şeridin kemer tokasına benzeyen şeyi açmaya çalışırken inat etmiş gibi bir türlü açılmayıp saçlarımın da görüş açımı kapatmasına sinirlenemeden Alpay Emir arkamdan yanıma geçmiş kumaş pantolonunun dizlerinden biraz yukarı çektikten sonra rahatça diz çökmüştü önümde.
''Niyetin koparmak değilse izin ver açayım.'' derken bileğimi sarmıştı uzun parmakları. ''Bırak, ben yaparım.'' dedikten sonra onun elini uzaklaştırmak istesem de izin vermedi. Zarar vermek istemez gibi hafif dokunuşlarla bileğimi tutup kaldırınca diğer eli de açmıştı bileğimdeki şeridi. Ayağımdaki ayakkabıyı çıkarmadan önce diğerine de aynısını yaptığında artık duvardan değil onun omuzundan destek aldığımı yeni görüyordum. Yerinden kalkmadan önce yırtmacın açıkta bıraktığı bacağıma, dizimin biraz üzerinde kalan alana dudaklarını bastırınca damarlarımda akan kan artık sadece kırmızı bir sıvı değil içine bambaşka duyguların da karıştığı çok daha yoğun bir zehir olmuş hızlıca tüm hücrelerime ulaşmaya başlamıştı.
Dudaklarını çektiğinde uzaklaşmadan önce sıcak nefesini bacağımda hissetmek sertçe yutkunmama neden olurken titreyen sesimle ''Tamam, '' diyebilmiştim sadece. Neye tamam Defne? ''Tamam, hadi geç kalmayalım.''
Kalkmadan önce diz çöktüğü yerden öylece gözlerime bakarken eğer biraz daha bakmaya devam edersem hiç güzel şeyler olmayacaktı. Yani, güzel şeyler olacaktı da, neyse.
Aramızdaki yakınlığı koruyarak doğrulduğunda zaten her şey benim için zorken bir de onun yoğun bakışları altında olmak nefesimin hiç de düzenli devam etmemesine sebebiyet veriyor, beni çıkmaza sokuyordu.
Ayağımdaki ayakkabılar nedeniyle aramızdaki boy farkı büyük ölçüde kapanmış sadece beş altı santimlik bir fark kalmıştı. Böyle olunca da dudakları dudaklarıma pek bir yakın oluyor beni çok başka şeylere itiyordu. Bedeniyle duvar arasından kalmaktansa aceleyle aradan çıkmış ayakkabılarımı rastgele bırakıp içeri, abimin odasına yönelmiştim.
Birkaç saniye sonra kapanan kapının sesini duymuş daha sonra da onun geldiğini hissetmiştim.
Ben abimin bahsettiği dolabın üç çekmecesinden birini kontrol ederken o da omuzunu kapı pervazına dayamış beni izliyordu. Arabadaki sinirim uçup gitmişken kapı önündeki anda kalmış gibiydim. Ellerimin titremesi yetmiyormuş gibi bir de dudaklarını bastırdığı bacağım boydan boya alev alıyordu sanki.
Sessizliğin oluşturduğu yoğunluğu delen sesim ona ulaşmıştı sonunda. Hala biraz pürüz barındıran sesimle ''Burada yok, abim başka yere koymuş olmasın?'' deyip ona döndüğümde yakası açık beyaz gömleğinin sergilediği göğsü düştü gözlerimin önüne.
Hareket eden âdemelmasıyla tekrardan gözlerimi kaçırıp diğer çekmeceye bakmış orada da göremeyince tekrar ona dönmüştüm. Cebinden çıkardığı telefonu kulağına götürdüğünde bakışları bendeydi. O bakışlarda gördüğüm şeyi görmek isteyip de kaçmaya çalışmak ne kadar zordu benim için, anlatamam.
O büyük ihtimalle abimin telefonu açmasını beklerken ben dolabın aynasından yüzüme bakmış Ezgi'yi öptüğümden dolayı az da olsa silinmiş rujuma bakarken hazır evdeyken silip daha kalıcı bir ruj sürmeyi düşünüyordum.
Zaten parmağımla alt dudağımı çekiştirdiğim an çoğu elime bulaşıvermişti.
Alpay Emir'in hırıltılı nefesini duyduğum ana ona dönünce bakışları dudaklarımdayken bu saatten sonra ne olacaksa olsun kafasındaydım. Ne diye kendimi tutmaya çalışıyorsam ben de.
Çalan telefonu hala cevaplanmazken ona doğru adımlayıp karşısına geçtiğimde çatılmıştı kaşları. ''Yok burada bir şey başka nerede olabilir?'' deyince abimin telefonu açtığını onun da anında konuştuğunu anlamıştım. Biraz bekledikten sonra ''Baktı ki yok diyorum Giray, başka nereye koymuş olabilirsin onu söyle.'' derken gözleri yüzümdeydi. Abim her ne dediyse sabır diler gibi başını yana eğmiş ''Şimdi de senin odanda diyor,'' deyip benden bir cevap beklemişti.
Ben hatırlamıyordum abimin bana bir şey verdiğini. Acaba annem mi koymuştu unutmayalım falan diye?
''Bilmiyorum ki, bakayım'' dedikten sonra oradan çıkmış kendi odama geçip genelde takılarımın olduğu çekmeceye bakmıştım. Orada herhangi bir şey göremediğimde bir alt çekmeceyi açmamla üzerinde kuyumcu bilgilerinin yazılı olduğu siyah orta büyüklükte bir kutu görünce ''Buradaymış, buldum.'' diye seslenmiştim içeriye doğru.
Alpay Emir abime bulduğumu söylerken buraya doğru geldiğini de yaklaşan sesinden anlayabiliyordum.
Kutuyu masaya koyup makyaj temizleme mendilini çıkardığımda dudaklarımdaki ruju silecektim ki Emir gelmiş ne yaptığıma bakmıştı. ''Rujumu sileceğim,'' deyip kendimi açıklarken onun dudaklarında gördüğüm hatta görürken zorlandığım hafifçe oluşan sinsi gülümseme nedensizce benim dudaklarıma da bulaşırken beni belimden tutup kendine çekmiş arsızca ''Ben silerim'' demişti.
Silersin tabi, silersin ama nasıl silersin sevgilim?
Çıplak kollarım yerini özlemiş gibi onun boynuna dolanırken bedenlerimizin yakınlığından ötürü kendiliğinden oluşan nazla ''Hım. Nasıl sileceksin ki?'' diye sormadan da duramamıştım.
Parmaklarım, eğmek zorunda kaldığı ensesinde dolanırken burnunu hafifçe burnuma sürtmüş esrarengiz bir sesle ''Göstereyim'' deyip dudaklarını dudaklarımla buluşturmuştu.
Bedenim onun temaslarıyla buluşunca komutlarını artık benden almıyor bazı şeyleri kendiliğinden yapıyordu. Mesela şu an parmak uçlarımda yükselip onun öpüşüne ayak uydurmaya çalışırken kollarımı boynuna daha çok sarmam gibi.
Yavaş ve yumuşakça başlayan öpüşü ara ara kendini geri çekip başının eğimini değiştirmesiyle devam ederken benim, dudaklarımın arasındaki üst dudağını emmen onun boğazından hırıltılar çıkarmasına neden olmuş belimdeki kolunu daha da kendine çekerek bedenini bedenime hissettirmesiyle devam etmişti.
Sırtımdaki eli delirtici bir yavaşlıkla sürtünerek kalçama indiğinde niyetim onu uyarmakken adını inler gibi söylemem onun için son nokta olmuş sırtımı sertçe arkamdaki duvara dayayıp dudaklarını dudaklarımdan çeneme oradan da boynuma indirmesine sebebiyet vermişti.
Onu durdurmam gerekirken başımı geriye atıp ona boynumu sunmam ikimizin de ne denli aç olduğumuzu gösterirken dokunduğu yerleri yakması beni deliye döndürüyor sağlıklı düşünmeme engel oluyordu.
Boynumun ince derisinde dişlerini hissettiğimde ensesindeki elim saçlarına çıkmış onu oraya bastırmakla onu oradan çekmek arasında birkaç saniyeliğine iç savaş vermeme neden olmuştu.
İçimde oluşan iç savaş keşke sadece bundan ötürü olsaydı. Üzerimdeki elbiseden ötürü bacaklarımı rahat hareket ettiremezken onun kucağına tırmanmak isteyen Defne şu an öyle bir güç uyguluyordu ki... Ona engel olmaya çalışmak benim için fazlasıyla güçtü.
Saçları arasındaki parmaklarım saçlarını sertçe çekip onu oradan uzaklaştırınca ikimiz de nefes nefese kalmış öylece durmuştuk gücümüzü toplamak ister gibi. Bir eli bel boşluğumda diğeri kalçamda dururken sinirle solumuş kalçamdaki elini bastırarak bedenimin bedenine yaslanmasına neden olmuştu.
Ayak bileklerimdeki güç henüz kendine gelmezken nefeslerim yavaş yavaş düzene girmişti ama Emir'in yüzü boynumdayken sinirle soluduğu nefes orayı yakıyordu. ''Eserinle gurur duy.'' derken onun varlığını hissetmek kanımı kaynatırken o an tüm değerlerim tüm düşüncelerim yalan oldu.
Şehvet ya da tutku...
Hatta aşk.
Bu kadar tehlikeli miydi gerçekten?
İnsanın gözünü karartacak, sadece bir an tüm düşüncelerini değiştirecek kadar içine çeken bir bataklıktan daha mı öldürücüydü?
Yüzünü boynumdan çektiğinde onu görmek istemedim. Ya da beni görsün istememiştim.
Gözlerimi kapattığımda alnını alnıma dayayıp sıcak nefesini dudaklarımın üzerine bıraktığı sırada kulaklarımın işittiği şeyler kadınlık gururumu okşayarak gerim gerim gerilmesini sağlıyor aynı zamanda üzerindeki etkimin onun da farkında olması onu korkutuyordu.
Kalçamdaki eli ve elinin baskısı devam ederken bel boşluğumdaki elini alıp avucunu sertçe arkamdaki duvara vurmuş isyan eder gibi ''Aklım sikiliyor, bu kadar güzel olma!'' diye resmen yalvarmıştı. ''Kendime daha fazla engel olmazken bu kadar iştah açıcı olma. Beni, seni yakmak zorunda bırakma.''
Sesinde barındırdığı duygular bunları duymamdan hatta az önce bizzat tatmamdan ötürü daha da anlam kazanırken erimde kıpırdamış onun bana bakmasını sağlamıştım. Belki de biraz daha konuşmasam çok daha farklı şeyler söyleyecekti. Ve ben bu durumdayken onun söyleyeceği şeylere hiç de karşı koyacak gibi duramıyordum.
Kararan yeşilleri ve büyüyen kara gözbebekleriyle gözlerimi buluşturduğumda derince iç çekmesi tebessüm ettirmişti. Yavaştan kızarmaya başladığını düşündüğüm yanaklarımı ondan saklamak niyetinde değildim elbet.
Kollarındaki ellerimi yanaklarına çıkarmış hafif yükselerek dudaklarına son bir buse kondurmuştum. ''Sen böyle,'' derken gözlerim kısılmış ardından da yaramazca gülmüştüm. ''Sevgilinin güzelliğinden şikâyet edeceğine şükret şükret.'' dedikten sonra onun dudakları ve çevresine bulaşan rujumda gezdirmiştim bakışlarımı.
Konuyu dağıtmaktı niyetim.
Yerinde doğrulup benimle beraber bir adım arkaya gittiğinde az önceki tehlikeli ve felakete yuvarlayacak duygulardan uzak berrak ve durgun bir sesle ''Onu...'' deyip beni her şeyden korumak ister gibi, kolları arasına alıp sardı sarmaladı. Ardından saçlarımın arasına gömdüğü burnuyla kokumu solurken ''Her gün... Değil her gün, her an yapıyorum...'' dedi. "Şükrettiğim anlar beklediğim günlerden çok olacak, onu da biliyorum.'' dedikten sonra başımın üzerine dudaklarını bastırıp kendini çekip gevşetti kollarını.
Boğazını temizler gibi birkaç kez öksürüp ''Biraz daha burada kalırsak şu yatak haline ağlayacak.'' demesiyle sanki az önce bunu istemiyormuşum, hiç aklımdan geçmemiş gibi birden bire dünyanın en büyük ayıbını söylemiş gibi ince bir sesle ''Alpay Emir!'' diye onu uyarmam onun serserice gülmesine neden olmuştu.
Alt dudağını dişleyip, yüzümü süzdüğünde yine edepsizce bir şeyler söyleyeceğini anlamıştım ama ''Sileceğim dedim ama daha çok si-'' demesiyle sözün devamını asla duymak istemediğimden anın verdiği panikle ''Oha, hayvan herif!'' deyip az önce çıkardığım mendili almam ve aynanın karşısına geçmem aynı anda oldu.
Boğuk gülüşü odayı doldururken ''Yavrum, yalnız...'' deyip gömleğinin yakasını düzeltmişti. Bakma, Defne.
''Sen tam olarak ne anladın, ben anlayamadım'' dedikten sonra yüzündeki gülümsemeyi genişleterek ''Silememişim diyecektim sadece.'' deyince iyice utanmaya başlamıştım. Şey yapılmıyor muydu, hani öpüşseydik ve o an orada bitseydi o durum. Sonra kaldığımız yerden devam... Hım? Yok muydu öyle bir seçenek? Pekâlâ.
''Ya sen gidip yüzünü yıkasana!'' derken ıslak mendil paketine benzeyen bir pakette olan makyaj temizleme mendilini onun göğsüne fırlatmıştım. Keşke yüzüne atsaydım. Hala sırıtıyordu. Tamam, yaptık bitti Alpay Emir, ne uzatıyorsun?
Onun bir şey demesine izin vermeden ''Git sil yüzünü.'' demiştim ama o asla uslanmıyor, ''Banyoya gidiyorum o zaman ben, malum düzeltmem gereken bir şey var.'' deyip arsızca bakmaya devam etmişti.
Sakın bakma, Defne. Sakın.
Allah'ım, yer tam olarak şu an yarılabilir miydi rica etsem? Az önce yaptıklarımdan sonra senden bunu istemem biraz saçma ama kulunum sonuçta ben senin, yani kırmazsın diye düşünüyorum beni.
''Eğer benimle biraz daha dalga geçersen, düzelteceğin bir şeyin kalmayacak haberin yok!''
Odadan çıkmadan önce erkeksi kahkahasını duyurmuş çıkarken de ıslık çalıp ''Hem yaramaz hem de biraz dişli bir bebek.'' demişti duyabileceğim bir sesle.
Zaten bacaklarımı birbirine bastırma içgüdüsüyle doluyken bir de ellerimi kulaklarıma bastırma düşüncesi çıkmıştı başıma.
Bu odadan çıktığımda da bu durumu hele bir yüzüme vur o zaman göstereceğim ben sana Alpay Emir!
Derince nefes alıp yüzümdeki izleri temizledikten sonra hızlıca eski haline getirmiş başka bir ruj sürdükten sonra olur da boynum kızarır diye oraya da kapatıcı sürmüştüm.
Çok şükür hassas bir tenim yoktu ama bunu tehlikeye atacak da değildim. Yumuşak süngeri onun sertçe dişleyip çekiştirdiği ince derime sürerken bu yumuşaklık hissindense az önceki his çok daha baş döndürücüyken şu an bunu aklımdan kovalamaya çalışıyordum.
Üstümü başımı düzelttikten sonra asıl gelme sebebimiz olan takı kutusunu da alıp odadan çıktığımda Alpay Emir'in banyodan çıkıp kemerinin uzantısını pantolonunun ince şeridinden geçirdiğini görmüştüm.
Oyalanmadan çıkıp hızlıca geri dönmüştük zaten salona.
Alpay Emir abime kutuyu verirken ben acelece yukarı çıkmış herkesin doldurduğu salona giriş yapmıştım. Herkes buradaydı neredeyse. Üstelik çoktan millet oynamaya başlamış herkes kendi halinde takılırken bu kadar oyalandık mı yani biz diye düşündürmüştü.
Annem beni fark edince yanıma gelmiş koluma girip birilerinin yanına çekiştirirken nerede olduğumu sormuştu. Elimdeki anahtarı ona verip durumu anlattığımda kendisi unuttuğundan pek bir şey diyememişti. Beni sürekli birileriyle tanıştırıyor hiçbir sorun yokmuş gibi göstermeye çalışıyordu millete.
Yani yine el âlem için yan yanaydık.
Mahalleden birkaç kişi Emir ile beraber olduğumuzu duymuş bunun kesinliğini sormuşken annem konuyu kapamak ister gibi yüzeysel cevaplar vermişti. Başka bir masaya geçtiğimizde ise daha da beteri Asiye teyzenin henüz bir şeyden haberi yok olmalı ki hala bana oğlunu övmeye devam ediyordu. Ona olanları söyleyeceğim sırada ise annem tarafından başka bir tarafa yönlendirilmiştim.
Saatler geçiyor, ara ara kızlarla ortada oyun oynarken ara ara kaçmak ister gibi ayakkabılarımı bahane edip kenara geçip oturuyordum. Feyza ise bir ara resmen oynamadığım için trip atmış ''Ne diye yanında spor ayakkabı getirmedin o zaman.'' diye kızmıştı. Pardon da abim seninle evleniyorken bırak kenara geçip oturmamı ortaya geçip ağlamadığıma şükret sen dememek için zor tutmuştum kendimi.
Ayrıca herhangi bir sivrilik yapıp onun mutluluğunu bozacak da değildim. Tanıdığı tanımadığı herkese gülücükler sunarken mutluluğu gözlerinden taşacaktı neredeyse. Üstelik bilerek Füsun teyzeyle yüz yüze gelmemeye çalıştığını da fark etmiştim.
Feyza arkadaşlarıyla ortada oyun oynarken az sonra kınayı yakacaklarından ötürü içeri geçip hazırlanacaktı. Bu sebeple şarkı dururken o sırada saatlerce telefonuma bakmadığım aklıma geldi. Masada oturup büyük ihtimalle aşağıdaki Ömer ile mesajlaşan Esma'nın yanına gitmiş ona telefonumu sormuşken kendi çantasından çıkarıp vermiş ''Ortalıkta duruyordu yengem verdi.'' diye de açıklama yapmıştı.
Az önce oynamaktan ötürü terleyen alnımı silmek için peçete aldığımda yine ve yine telefonuma bakamamış annemin seslenmesiyle ona dönmüştüm.
Elime bir altın ve birkaç tane kâğıt para tutuşturmasıyla ona bakarken, komşulardan birkaçının erken ayrılacağını bunları Feyza'ya vermek için kenara koymam gerektiğini söylemişti. Kendisi de misafirleri yolcu etmeye çıkmıştı. Yine ve yine telefonumu masaya koyup bakamazken elimdekileri ne yapacağımı bilemediğimden masada oturan Füsun teyzeye vermiş ben de yanına oturmuştum. Bileklerim gerçekten de ağrımaya başlamış sesten dolayı kulaklarım duymaz olmuştu.
Omzuma dokunan biriyle yerimde kıpırdayınca Esma bana telefonumu uzatıyor ve bir şeyler demeye çalışıyordu ama sesin geldiği yere yakın olduğumuzdan ötürü onu hiç anlayamıyordum. Fark ettiğim şey ise yüzündeki o korku dolu ifadeydi. Uzattığı telefonla yerimden kalkıp ona doğru gittiğimde o da benimle beraber arkalara doğru gelmişti.
Telefonda Melih'in aramasını görünce önce Esma'ya dönmüş ''Senin bu yüzünün hali ne? Bir şey mi oldu?'' diye sormadan edememişti. Işığı kapanan telefonum tekrar çalmaya başlamıştı ki Esma o aramanın neden sürekli devam ettiğini anlamamı sağlamıştı.
''Ömer ile konuşuyorduk da az önce Emir abi ile Kadir abinin birbirine girdiklerini yazdı.''






Yorumlar