top of page

19. Bölüm

  • Yazarın fotoğrafı: rubeyyka
    rubeyyka
  • 25 Kas 2025
  • 45 dakikada okunur

''Ömer ile konuşuyorduk da az önce Emir abi ile Kadir abinin birbirine girdiklerini yazdı.''

Fazlasıyla yüksekten çalan şarkılar zaten kulaklarımın işitme seviyesini düşürmüşken duyduklarımı da bundan ötürü yanlış anlıyorum sanmayı çok isterdim.

Emir'in arabada kendince beni uyarması, olacakları önceden haberdar etmeye çalışması bundan sebepti işte. O zaten aklına koymuştu yapacağı şeyi. Sadece önceden haber verirse sanki yaptığı şey normal bir şeymiş gibi karşılamamı istediğinden duyurmuştu.

Duyduklarımı idrak ettiğim an elimde titreyen telefonu açmış Esma'nın başka bir şey demesine izin vermeden neler olduğunu anlamaya çalışmıştım.

Melih'in sesini duymamla söylediklerini yapmam aynı anda oldu. ''Defne, kimseye gözükmeden salonun arkasına gel. Acil.'' deyince Esma'ya ''Beni idare edersin, lütfen.'' dedikten sonra çıkışa doğru ilerledim.

Herkesin bakışları başka yerlerdeydi, bu yüzden kimselerin dikkatini çekmeden merdivenleri hızlıca inmeye çalıştığımda henüz kapanmayan telefondan Emir'in homurdanmalarını duyuyordum. Melih'e telaşla ''Ne oldu?'' diye sorunca da ''Yok bir şey, niye telaş yapıyorsun? Gel sadece.'' demişti.

Esma'nın durumu söylediğinden haberi yoktu tabi.

''Delirtme beni Melih! Ne demek yok bir şey, Emir o adamla niye kavga etti?''

Söylediklerimden sonra kısa bir an sessiz kalsa da ben buz gibi havada üzerimdeki elbiseyle dışarı çıkmanın aptallığını yaşıyor iliklerime kadar üşüyordum.

Kapının önünde sigara içen birkaç kişiyle göz göze geldiğimde onlar da bu duruma şaşırmış gibi bakıyorlardı.

Cevap vermeyince cevabını beklememiş girdiğim ara sokakta onları görmeye çalışmıştım. ''Neyse, geldim ben de neredesiniz?''

''Abimin arabasındayız.'' derken aynı zamanda da sinyal verince dikkatimi çeken arabaya doğru telefonumu kapatıp hızlıca oraya adımladığımda sanki tek sorunumuz buymuş gibi Emir arka kapıyı sinirle açmış burnundan soluyarak ''Hangi akla hizmet böyle çıkıyorsun dışarıya?'' diye kızmıştı.

Daha kaşındaki yara kaybolmadan diğer kaşına bir yenisi eklenmiş alnı da hafiften kızarmıştı.

Bu yaşından sonra serseriliğe heves ettiysen söyle de bileyim Alpay Emir!

Yaptığı saçmalıktan ötürü ondan çok daha sinirle dolmuşken kızmasını kulak ardı etmiş telefon olan elimle yüzünü gösterip ''Kusura bakma senin serseriliğin yüzünden düşünemedim bir şeyler almayı.'' demiştim.

Bedenimi titreten soğuk, açıkta kalan kollarım ve bacaklarımı yalayınca bu titremem fiilen de gerçekleşti ve Alpay Emir buna karşılık arka koltukta yana kaydıktan sonra yanındaki ceketi uzatıp ''Şunu giy, geç otur.'' dedi.

Beni çağırma sebepleri neydi bilmiyorum ama şu an burada kalırsam ikimiz de bağrışmadan başka bir şey yapmayacaktık.

Melih sürücü koltuğunda yan oturmuş bizi izlerken Alpay Emir'in yükselen sesiyle aşağı inmiş ''Ben bizimkilerin yanına geçiyorum.'' demişti. Kısaca bizimle uğraşmak istemiyor da denebilirdi.

Ne oldu ne bitti, bizimkilerin bu olaya tepkisi ne, hepsini merak ederken Emir ile yalnız kalma düşüncesi sinirlerimi bozuyordu.

Üzerindeki gömleğin birkaç düğmesi düşmüş olmalı ki göğsü açıktı. Yanına geçmediğimi görünce birden arabadan inmiş ceketi elime tutuşturup ''Bin arabaya, gidiyoruz.'' dedikten sonra sürücü koltuğuna kendi geçmişti.

''Sen delirdin mi? Şu haline bir bak... Ya ne gitmesi? Ben seninle hiçbir yere gelmiyorum. Yediğin halt umurunda değil ama benim umurumda duyuyor musun beni?''

Beni dinlemeyip kapıyı kapattığında o kadar emindi ki yanına geçip oturacağımdan... Terli vücudum soğuk hava yüzünden uyuşurken daha fazla dayanamayıp onun elime tutuşturduğu ceketi üzerime geçirirken tek isteğim az da olsa ısınmaktı.

Emir'in arabayı çalıştırmasıyla Melih gitmeden önce ''Defne, ne kavgası edecekseniz edin ama gitseniz daha iyi. Babamların kulağına gitmesi hoş olmaz. Kimsenin de haberi yok için rahat olsun.'' dedikten sonra ''Ablama söylerim şimdi yokluğun sorun olmaz.'' diye de eklemişti.

Bıkkınca bir nefes verdikten sonra ''Nefret ediyorum sizden.'' dememin sebebini bilmiyordum. Ağzımdan öyle çıkmıştı birden bire. Melih ise bunu umursamamış hafifçe güldükten sonra gitmişti yanımdan.

Arabanın önünden dolanıp yanına geçtiğimde kapıyı sertçe kapatmamı bile umursamamış benim emniyet kemerini takmamı beklemeden ani bir manevrayla arabayı olduğu yerden çıkarıp yola koyulmuştu.

''Telefonunu ver.''

Saatten ötürü boş olan yolları hızla aşarken söylediği şey ile kaşlarım çatılmıştı.

''Ne?''

Dişleri arasından sanki söylediği şeyi anlamamışım gibi tane tane tekrarlamıştı.

''Ver şu telefonu.''

İstese zaten kucağımda duran telefonu alırdı ama kendini frenlemeye çalışır gibi benim vermemi istemesi iyice sinirimi bozmuştu. Ne yapacaksa artık!

''İyice saçmalıyorsun, telefonumu ne yapacaksın?'' Ona dönüp ince bir sesle bunları dile getirmem nedense onu çıldırtmış birden bire bağırıp ''O pezevenk sana daha önce de mesaj attı mı?'' diye kükremişti resmen.

Yüksek sesi kulaklarımı rahatsız ederken hızından ötürü şimdiden salondan uzaklaşmış mahalleye doğru yaklaşmıştık. Eve gittiğimizi anlamıştım zaten ama onunla şu haldeyken ne konuşulurdu bilemiyordum.

''Söyledim ya sana. Yanımdaydın hatta attı dedim. Niye bunu so-''

Alpay Emir sanki çok alakasız bir şey söylemişim gibi yüzünü bana dönmüş ''Oynama benimle, Defne!'' demişti az önceki yüksek sesini koruyarak.

''Ulan...'' dedi elini direksiyona vururken. Onun eli acırken benim canım yanmıştı. ''Siktiğimin herifi benim yanımda benim hatunuma...'' derken delirmiş gibiydi. Sıkı sıkı tuttuğu direksiyona bir defa daha vurduğunda ''Çok güzel olmuşsun, diye mesaj atıyor ben ona haddini bildirdiğimde bir halt yemiş oluyorum.'' derken bana dönmüştü.

Delirmiş gibiydi. Tam anlamıyla gerçekten de delirmişti ve bu beni korkutmaktan başka bir şey yapmıyordu. Hızını düşürmek şöyle dursun ayağının altındaki gaz pedalı değilmiş de sanki o adamın kafasıymış gibi ezdikçe eziyordu.

''Sana engelle dedim,'' dediği sırada yanımızdan bir araba korna çalarak arkamızda kaldığında korkuyla ''Yavaşla!'' diye uyarmamı bile umursamadı. Neyse ki az araba bulunduğundan şimdilik bir tehlike arz etmiyordu hızı, yine de kendinden geçmiş gibi davranması beni korkutmaktan başka bir şey yapmıyordu. ''Alpay Emir!'' diye bağırmamla sonunda kendine gelmiş hızını birden bire azaltmıştı. O an arkamızda herhangi bir aracın olmaması bizim için büyük bir şansken onun bu kadar kendini kaybetmiş olması hiç normal değildi.

Korkuyla konuştuğumda göğsü hızla inip yükseliyor dudaklarını birbirine bastırıp kendini tutmaya çalışıyordu. ''Engellemedim... Ama sildim numarayı, daha sonra da hiç mesaj almadım zaten.'' dediğimde kısık gözleriyle bana bakınca hemen ekledim. ''Ya ben bugün telefonumu elime bile almadım...''

Yaptığım açıklama az da olsa onun sakinleşmesi, en azından tek parça halinde eve gidebilmemiz içindi.

Sokağa girdiği sırada kendi kapılarının önünde dururken hemen sonra hiçbir şey demeden indi arabadan. Arkasından ben de indiğimde elindeki anahtarlardan biriyle apartman kapısını açtığında benim önden girmemi bekledi. Sessizliği az sonraki seslerin teminatıyken kendini zor tuttuğunu da kollarını kıvırdığı gömleğin açıkta bıraktığı kollarındaki damarların belirginleşmesinden belli oluyordu.

Ben asansöre adımladığım sırada sert adımları merdivene yönelmişti ki bakışları ayağımdaki yüksek topuklu ayakkabılara kaymış kısa bir an gözlerini kapattıktan sonra o da asansöre adımlamıştı.

Ayakkabıyı herhangi bir açamama durumu yaşanmaması adına asansörde bileklerimdeki şeridi hızlıca açmaya çalıştığımda yanımdaki beden başını geriye atmış yüzünü tavana dikmişti.

Geldiğimizi belli eden sesle kapıyı açıp benim inmemi beklerken arkamdaki bedenden etrafa yükselen öfke, damarlarımdaki kanın durulmasına neden oluyor bu durum da ne yapmam gerektiğini bilemememe sebebiyet veriyordu.

Kapıyı açtıktan sonra yine ve yine benim geçmemi beklemiş kendi de içeri girdikten sonra kapıyı hiç de normal olmayan bir şekilde kapatmıştı. Evde yankılanan sese kulaklarımı değil gözlerimi kapatırken artık cidden sabırsızlanmaya başlıyordum. Buraya oturmaya gelmemiştik herhalde.

Pantolonunun içine sıkıştırdığı gömleğini çekerek uçlarını çıkartırken yanımdan geçmiş merdivenlere doğru adımlamıştı. Yumuşak halıyla buluşan ayaklarımla huzurlu hissederken onun bu hallerinden hiç hoşlanmıyordum. İçerisinin soğuğuna rağmen omuzlarımdaki ceketi çıkarıp kapının yanına koyduktan sonra arkasından adımlamış ''Ne bu tavrın? Sanki ben mesaj attım adama?'' demiştim.

Üstelik bir mesaj attıysa da benim haberim yoktu.

Merdivenleri tüketirken asabi bir şekilde gömleğinin düğmelerini söküyorcasına çözüyor ve zorlanınca da homurdanıyordu. Odasına yöneldiği sırada yukarı çıkarken önünü açtığı gömleği üzerinden çıkarmadan önce güzel bedenini gözlerimin önüne sermiş ''Tavır mı? Sence şu an susmamın sebebi tavır mı Defne?'' diye sesini yükseltmişti kollarını açarak.

Alnındaki kızarıklık daha da belli olurken kaşındaki yaradan süzülen kan yanağına doğru ince bir yol oluşturup kurumuştu.

İnşallah adama kafa atmamışsındır Alpay Emir!

''Ya adamı dövmek ne demek!?''

Sesimin yükselmesine engel olamazken benim derdim hâlâ böyle bir şey yüzünden kavga etmesiydi.

Dediklerimden sonra bana doğru attığı iki koca adımda gömleğinin uçları iki yandan havalanmış gerginlikten iyice belirginleşmiş kas boğumlarını daha net görmemi sağlamıştı. Ara ara gözlerim kaysa da buna bir şey söylemiyor belki de kararan gözleri bunu fark etmiyordu.

''Ne yapacaktım?'' derken kaşları çatılmış bana üstten üstten bakmaya başlamıştı. Gözlerim boynundaki bağırmaktan belki de gerginlikten kabaran damarlarda dolanırken ''Ne yapmamı isterdin? Benim aklıma öyle bir şerefsizi dövmekten başka hiçbir şey gelmiyor çünkü!'' diye devam etmişti kulaklarımı ağrıtan sesiyle. Tek isteğim şu sese birinin kapıyı çalmamasıydı.

Hiçbir şekilde sakin kalmıyor bundan sebep bana bağırmayı da kendine hak görüyordu. Arkasını dönüp hışımla üzerindeki gömleği çıkarırken ''Bir mesaj attı diye kimse dövülmez, niye anlamak istemiyorsun? Sence senin bu halin normal mi Alpay Emir?'' diye olağan yaklaşmaya çalıştığımda ise durdu olduğu yerde.

Bedenini yana çevirip dolabına adımladığında omuzuyla pazusu arasındaki hafif kabarık çizgiye dokundu gözlerim.

On bir ya da on iki yaşlarımda olduğumu hatırladığım vakitte benim yaramazlıklarımdan ötürü onda oluşan izlerden biriydi bu. En azından ben öyle hatırlıyordum. Onun bedenini ilk defa çıplak görünce o izi görebilmiş, ancak öyle hatırlamıştım. Sahi bu yara onda iz bırakmış mıydı ki?

Annem, 'artık sen büyüdün, öyle sokakta koşturup oynaman hoş olmaz' diyerek benim sokağa çıkmama izin vermezken evde canımın sıkıldığı günlerden birinde annemden gizli evden çıkmış, kızların yanına gidip onlarla saatlerce oyunlar oynamıştım. Abimin adımı söylemesine ek annemin de kızgınca bana seslenip beni aradığını anlamamla telaşlanıp çocukluk aklıyla ve o korkuyla kaçmış, oyun oynadığımız alanın az yanındaki büyük parkın bahçe duvarına tırmanıp arkasında saklanmışken gördüğüm köpekle bir de ondan kaçmaya başlamıştım. Benim için ne kötü bir gündü... Beni gören Alpay Emir kaçmamam gerektiğini, eğer köpeklerden kaçarsam onlarla oyun oynadığımı sanıp beni kovalayacağını söyleyip beni ikna etmeye çalışırken onu anlayamıyordum bile.

En sonunda ikna etmiş ona doğru gitmişken hızımı ayarlayamam sonucu Emir'in üzerine düşmüş, onun kolunun yerdeki inşaat demirlerinden biriyle yaralanmasına sebep olmuştum. O günleri hatırlayamasam bile aile arası geçen sohbetlerde anlatmaları sonucu sanki hatırlıyormuşum gibi yer etmişti aklımda.

Kolundaki yaranın dikiş izi belli olmayacak derecede olsa da hafif kabarıklığı kendini gösteriyordu.

Boynunu iki yana ağırca hareket ettirip kendini rahatlatmaya çalıştığında söylediklerimle beraber burnundan seslice nefes vermiş dolaptan kalın bir kazak çıkarırken ''Değil... Amına koyayım hiçbir şey normal değil.'' diye devam etmişti huysuzca.

Belli ki Kadir denen adam benim Emir ile bir ilişkim olduğunu bilmiyordu ve bu yüzden onun yanında böyle bir şey yapmıştı. Yani benim aklım almıyordu. Yanımda yaptı diyorsa nereden biliyor, nasıl görüyor ya da Emir ona herhangi bir zarar vermek için bunu mu bahane ediyor... Aklımda birçok soru dönüp duruyordu.

Ona doğru adımladığımda ''İşin içinde sen olunca hiçbir şey normal değil.'' deyip elindeki kazağı bana uzatmış ''Al giyin şunu. Elinde olsa on kat giyeceğin havada dışarı çıktığın hale bak.'' diye söylenmişti.

Cidden konumuz bu muydu Alpay Emir?

Uzattığı kazağı sinirle elinden çektiğimde daha normal bir ses tonuyla ''O ibne eceline susamıştı ben de yardımcı oldum oldu mu? Uzatma daha fazla yoksa ben kendimi tutamayacağım.'' demişti.

Çıplak göğsüne elini götürüp sol yanına koyduğu eliyle ''Senin şurada olduğunu'' demişti sinirden kısılan gözleriyle gözlerime bakarken. ''Senin buraya ait olduğunu abin hariç herkes biliyordu Defne! O yüzden ne bana o adamı savun ne de o güzel çeneni yor.''

Söylediği şeyle gözlerim genişçe açılmış ne diyeceğini bilmeyen ağzım da hafifçe aralanmıştı.

''Bir düşün olur mu güzelim, o şerefsizde senin numaran önceden de varken niye şimdi mesaj attığını.''

Annem de söylemişti aslında numaramı önceden verdiğini. Ben de belki Asiye teyze sonradan vermiştir de ondan şimdi yazmıştır diyordum ama ne alakaydı şimdi yazma zamanı?

Elindeki tişörtü, çekmeceden aldığı iç çamaşırını ve eşofman altını yatağın üzerine atmış yine yüksek sesiyle konuşmaya devam etmişti. Sonunda bu sefer sinirlendiği kişi ben değildim.

''Aklınca benim hatunumu deniyor... Öldürmediğime, sadece bir iki kemiğini kırdığıma dua etsin o.''

Duyduklarımla şaşkınlığım katlanırken hiçbir tepki veremiyordum. Cidden böyle iğrenç bir amaç için mi yazmıştı yani bana. Onunla beraberken bir başkasıyla görüşeceğimi falan mı düşünmüştü gerçekten de?

''Senin o siktiğimin inadı da bir bana...'' derken kalıbına sığamıyor gibi bir oraya bir buraya dolanıp başka şeylerle ilgilenmeye çalışıyor gibiydi. ''Engellemediğin yetmiyormuş gibi...'' Daha fazla uzatmak istemez gibi kesti sözünü.

''Giy şunu, dizlerin titriyor resmen.''

Elimdeki kazağı ima ettiğinde aklına sonradan gelmiş gibi çekmeceden siyah bir eşofman altı çıkarmış onu da yatağın üzerine atmıştı.

Şu an hiçbir şey düşünmek istemiyordum ama onunla buradayken benim nerede olduğumu bilmeyen annem aklımdan hiç çıkmıyordu. Tahminimce iki üç saate herkes dağılırdı yani ben geri döneriz diye düşünmüştüm. Verdiklerini giyinmem bir işe yaramayacaktı ki.

''Geri dönmeyecek miyiz?'' Bağırmaktan ve şaşkınlıktan sesim biraz pürüzlü ve daha zayıf çıkmıştı.

Kumaş pantolonunun ceplerini boşaltırken sorumla beraber başını kaldırmış ''Ben seni oraya geri götürür müyüm?'' demişti tek kaşını kaldırarak.

Alnındaki iz gittikçe daha da belirginleşirken eğer buz koymazsa şişecek gibi duruyordu.

Geri gitmeyi elbette canıgönülden istemiyordum ama gitmezsem de sorun olacaktı. Herkes nerede olduğumu soracak sanki ben orada olmazsam çok büyük bir sorun olacakmış gibi düşünceler yer ediyordu kafamda.

Bunu anlamış gibi belindeki kemeri çözmeye başladığında neden onu izlediğimi bile bilmiyordum. Güya az önce bağırıp çağıran o değilmiş gibi ''Sanki isteyerek oradaydın... Takma kafana ablam der bir şeyler.'' demiş o sırada da kemerini pantolonundan çekip masaya koymuştu. Kemeri eline dolayıp yuvarlak bir hale getirdikten sonra masaya bıraktığı an masadaki telefonuna düşen mesajı üstten ekrana bakarak okuyup bana da bahsetmişti bu durumdan. ''Melih, ablama senin rahatsızlandığını benim de seni eve getirdiğimi söylemiş. O da soranlara öyle der büyük ihtimalle.''

Bu da demek oluyordu ki anahtarın yok Defne, geceye kadar buraya mahkûmsun.

Üzüldüğümü söyleyemeyecektim elbette. Hatta oradan kurtulduğuma da sevinmiştim. Ayrıca ne olmuştu da şu kavga konusu birden kapanmıştı? Tam tekrar açacaktım ki Alpay Emir utanmadan pantolonun düğmesini açıp indireceği sırada birden ne yapacağımı şaşırmış arkamı dönmüştüm.

''Senin hiç utanman yok mu ya!?''

İnce sesim az önceki bağrışmaları silmek ister gibi odayı doldurduğunda onun derince nefes aldığını hissettim.

Edepsiz gibi bir de ''Yok...'' demişti. Adama bak. ''Bir tek sana yok.'' diye de eklemişti üstelik.

''Senin yoksa benim var. Git banyoda değiştir üzerini.''

Az önceden beri adamı gözlerinle yememişsin gibi...

''Banyoya gireceğim zaten.''

Adım sesleriyle beni dinleyip banyoya gideceğini sanmıştım ki elimdeki kalın kazağı ondan güç almak ister gibi sıkarken Alpay Emir'in göğsü sırtıma değmiş çıplak kolları açıkta kalan kollarımın üzerinden bedenimi sarmalamıştı.

Hafif dokunuşlarla tek omuzumda topladığı saçlarımın açıkta bıraktığı boynuma dişlerini geçirdiğinde sızlanmadan duramadım. Öpmesini bekleyen aklıma...

Acıtmıştı.

Üstelik bu da neyin nesiydi şimdi?

''Ne yapıyorsun!?'' deyip uzaklaşmaya çalıştığımda buna izin vermedi.

Üşüyen kollarım onun sıcak bedeniyle az da olsa ısınırken usulca gözlerim kapanmıştı bile. ''Bir daha...'' dedi ısırdığı yere dudaklarını bastırmadan önce. Sonra da burnunun ucunu boynumda gezdirirken devam etti sözlerine. ''O inadın beni çileden çıkarmasın... Çıkarırsa da yaptığım, yapacağım şeylerden ötürü beni sebep bulmasın.''

Daha az önce bağıran o değilmiş gibi dudaklarını kulağıma yaklaştırmış söylediklerinin içeriğine tezat fazlasıyla yanlış yola sokacak bir ses tonuyla kendince beni uyarmıştı.

Yani gerçekten uyarmıştı, bu nasıl uyarmaksa artık!

Sakin ol, Defne.

Peş peşe yutkunduğum sırada kendisini geri çekip ensemdeki fermuara dokunduğunda anında açıldı gözlerim.

Giyerken evdekilerden yardım alıp kapatmışken şimdi bir de bunu düşünüp benim için açıyor olmasına sevinemedim bile.

Benim için açıyorsun değil mi Alpay Emir? Ben öyle düşünmek istiyorum da.

Kendin için değil, benim için, unutma.

Titrek soluğum benden ayrılırken ellerimin arasındaki kazağı karnıma bastırmamın sebebi orada oluşan ve ne olduğunu anlayamadığım karışıklıktan dolayıydı. Aklımdaki yetmiyormuş gibi...

Kendine mi bana mı eziyetti bilmiyorum ama fazlasıyla yavaş hareketlerle indirdiği fermuarın açıkta bıraktığı tenime değen parmaklarının dışı kasılmama neden olurken onu ''Emir...'' diye uyarmadan duramadım.

Keşke sesim onu uyarmaktan çok daha fazlasını istermiş gibi çıkmasaydı.

Belime kadar uzanan fermuarı indirince açıkta kalan sırtıma dudaklarını bastırdığında başım önüme düşmüştü.

Ben kendimi utangaç biri bilirdim, şimdi neden o duygudan bihaberdim?

Soğuk sırtıma değen sıcak dudakları dokunduğu yeri yakarken her defasında biraz daha üzerine bastırdığı dudaklarıyla tam üç defa buluşmuştu sırtım. En sonunda enseme dokundurduğu dudakları diğerlerine göre daha uzun süre orada kalmış sonra da çekilmişti.

''Duşa gireceğim, sen de değiştir üzerini.''

Önce dudakları sonra sıcak nefesin en son da bedeni uzaklaştı arkamdan. Arkam dönüktü hâlâ ona. Odanın içindeki kapının açılıp kapandığını duyduğumda sesli bir nefes vermiş biraz yorgunca boynumu gevşetmek istediğimden sağa sola hareket ettirmiştim.

Bana her dokunduğunda böyle mi olacaktı? Yani her defasında bu duygudan korkup daha fazlasını istemek de neyin nesiydi?

Telefonumun klasik melodisi odanın içinde yankılanırken banyodan da su sesi gelmeye başlamıştı.

Kilitlese miydin kapıyı Alpay Emir, çünkü bende her an içeri dalabilecek bir potansiyel var...

Annemin aramasını yanıtlamış ve onun sesini duymaya çalışmıştım. Onun sesini bastırıp daha fazla duyulan şarkının sözlerini duymazlıktan gelmeye çalışırken annemin bana sesini duyurmak için yüksek sesle konuşmasını dinledim. ''Defne, kızım sen iyi misin? Emel rahatsızlandı eve gitti dedi. Ne oldu, neredesin?''

Beklediğim gibi bir tepki vermemişti. Niye gittin, gidecek zaman mıydı da dememişti.

''İyiyim... Yani iyiyim şimdi. Serap teyzelerdeyim... Anahtarım yoktu da.''

Ben onu rahatça duyabilirken o bir daha tekrarlamamdan sonra anlayabilmişti söylediklerimi.

Neyin var, desen ne diyecektim bilemiyordum. Bir de böyle yalan söylemek... Hiç hoşuma gitmiyordu. Yani içim hiç rahat değildi.

''Gidecek kadar neyin var kızım, dayanamadın mı biraz daha?''

Ben de diyordum ki hayret nasıl oldu da ilk beni sordu. Ben yalan söylemekten bile çekinirken onun beni geri planda tutması...

Gözlerim bıkkınlıkla devrilirken uzatmaması adına daha net bir sesle konuştum yatağın kenarına oturmadan önce. ''Dayanamadım ki geldim anne. Korkma, kimse bir şey demez.'' deyip sıkkınlıkla bırakırken nefesimi homurdanması iyice sinirimi bozmuştu. ''Onca insan arasında yokluğum fark edilmez bile.''

Homurdanmaları kulağıma ulaşıyordu ama sessiz olduğundan anlayamıyordum. ''Emir mi yanında?'' diye huysuzca sormuştu bu sefer.

''Evet anne, Emir yanımda. Serap teyzelerdeyiz. Hatta bir merakını daha gidereyim, yalnızız.''

Soruş şekli o kadar iğneleyiciydi ki sesimi yükseltip söylediklerimin ne olacağına dikkat bile etmemiş öylece söyleyivermiştim.

Kısa bir an bir şey dememesi benden böyle tepki beklememesindendi. ''Kapatıyorum, maazallah biri nerede oyalandığını falan merak eder. Ne dersin sonra?''

''Defne!'' diye uyarmasını umursamadan ''Merak ettiğin bensem söylüyorum iyiyim şu an ama geri dönmeyeceğim elbet. Geldiğinizde haber verirsin dönerim eve.'' demiş ardından ne dediğini umursamadan kapamıştım telefonu.

Dayanamıyordum artık. Ciddi anlamda rahatsızlık duymaya başlamış ve buna bir son verme isteğiyle dolup taşmıştım.

Yorgunlukla kendimi arkaya doğru bıraktığımda sırtım soğuk yatakla buluşmuş belim bu temastan ötürü anında kıvrılmıştı. Hemen geri kalktığımda Emir çıkmadan bir an önce üzerimi değiştirsem iyi olacaktı.

Üzerimdeki elbiseyi omuzlarımdan ayaklarımın ucuna bıraktığımda yakalanmamak adına verdiği kazağı giyinmiş ardından da sonradan bıraktığı eşofman altını geçirmiştim bacaklarımdan. Büyük gelen kıyafetleri kendime göre ayarlamaya çalışmak gülümsetmişti yüzümü.

Bedenimi sarmalayan sevdiğim adamın kıyafetleri yavaş yavaş beni ısıtırken salık saçlarımı toplamak için tokamın olmamasından ötürü çalışma masasından aldığım kalemle zar zor topladığımda içeriden gelen su sesi de kapanmıştı.

Yatağın üzerindeki kıyafetleri gördüğümde gözlerim ışık hızıyla genişlemiş az sonra olacaklar zihnimde yavaş yavaş canlanmıştı.

Bu sapık adam kesin bana inat belinde havluyla odaya girecek ve yatağın üzerine bıraktığı kıyafetlerini alıp utanmadan burada giyinecekti.

Olduğum yerde öylece dururken onun hareketlendiğini beli eden sesleri duymamla odadan çıkıp aşağı, banyoya gitmem öyle hızlı gerçekleşti ki şaştım kaldım bu duruma.

Adamı öyle görsen ağzının suları akacak, onun üzerine atlamamak için zor duracaksın. Bunu bildiğinden bu kaçısın değil mi Defne?

Kesinlikle hayır. Sadece yüzümdeki makyajı çıkarmak istiyorum. Bu yüzden de banyoya gitmek en iyisiydi.

Acaba o mu silseydi rujumu..?

Işığı açıp banyoya girdiğimde kenarda gördüğüm ıslak mendil paketini alıp aynanın karşısına geçtiğimde normalde bir sürü ürünle yüzümü temizlemektense şu mendille silmek içimi yaksa da yapacak bir şeyim yoktu. Hızlıca birkaç ıslak mendili tüketirken bir de bol suyla yıkamaya çalışıyordum yüzümü.

Geçen birkaç dakikanın ardından Emir'in bana seslendiğini duyduğumda ona cevap vermeden önce yüzümdeki kalıntıları temizlemeye devam ediyordum.

Sesi daha da yaklaştığında o da aşağı inmişti büyük ihtimalle.

Önümde biriken ıslak mendilleri kenardaki çöp kutusuna attıktan sonra yüzümün ıslaklığını havluyla almış sonra da çıkmıştım. Çıkmamla koridorda sanki kaçmışım gibi bana çatılmış kaşlarla bakan bir adet Alpay Emir'e sinirlenmesi adına şirince sırıtırken ona doğru adımlamış her defasında yapmak istediğim ama bir türlü yapamadığım şeyi yapmış parmaklarımın ucuyla onun kırışan alnını ve kaşlarını düzeltmeye çalışmıştım. ''Ama sevgilim... Sen böyle her şeye kaşlarını çatarsan genç yaşında kırışacak yüzün. Sonra Defne neden beni beğenmiyor diye ağlayıp durursun bak.''

Yüzünü serbest bırakmadığında aksine daha çok kaşlarını çattığında o kadar komik bir hal almıştı ki bu haline gülmeden edemedim.

Ona yaklaştığım an belimi bulan elleri gülmem sonucu tutuşunu sıklaştırmış yüzünü yüzüme doğru eğmişti. Alnındaki kızarıklığı yeni aklıma gelirken buna dikkat etmediğime kızmıştım.

''Beğenmemek? Senin için öyle bir ihtimal var yani!''

Onun bunu bile ciddiye alıp asabileşmesi beni keyiflendirirken duymazlıktan gelip ''Alnına buz koyalım.'' demiştim.

''Bir şey olmaz.'' deyip dediğimi umursamazken suyunu aldığı saçları hâlâ nemliydi. Yüzündeki ellerim saçlarına gitmiş parmaklarım onun saçlarının arasında karışmaya başlamıştı. Şampuanın ve onun ferah kokusu karışıp burnuma ilişirken sanki buraya gelme sebebimiz onun sinirlenmesi değilmiş gibi ikimiz de huzur içindeydik ama ''Saçlarımla oynayacaksan burada değil, yukarıda...'' derken birden belimden kaldırıp beni kucaklamasıyla panikleyip ''Ne yapıyorsun ya!?'' bağırmış aynı anda da bacaklarımı beline dolamıştım.

Kolunu belime dolarken eliyle de kalçamdan tutup sabitlemişti bedenimi.

Ona yukarıdan bakarken ''Sevgilimi kucakladım, odama götürüyorum.'' demişti ima barındırdığı sesiyle dalga geçerek.

Söylediklerine kızmak yerine az önceki panik halimi üzerimden çabucak atmış gülerken onu onaylamadığımı göstermek adına kaşlarımı bir defa yukarı aşağı hareket ettirip omuzundaki kollarımı boynuna dolamıştım.

''Yalnız o, o kadar kolay değil Alpaycığım''

İncecik çıkan sesim onu keyiflendirirken onun kazağının açıkta bıraktığı omuzuma küçük bir buse kondurmuştu.

Hareket ettiği sırada ''Kolay değil mi?'' deyip alttan alta gülmüştü dediklerime. ''Yavrum sana kalsa çoktan olmuştu o...'' derken bahsettiği şeyin ne olduğunu anlamak ve bu konuda haklı olduğunu bilmek utandırmıştı birden bire.

Geri dönüp merdivenlerden çıkacağı sırada ''Bir şey olmaz dedin ama buz koyalım alnına sevgilim.'' deyip alnına öpücük kondurduğumda bunu beklemediğinden şaşırmıştı biraz.

Bu da beni iyice odun falan sanıyordu galiba. Ne zaman öpsem ne zaman sevgilim desem bir garip oluyordu.

Tek düze bir sesle ''Beni düşündüğünden mi yoksa kucakta taşınmak hoşuna gittiğinden mi bu ısrarın?'' demişti.

Al işte. Adama bak. Buna iyilik falan yaramazdı he. Hayır, taşısa ne olacaktı sanki? Zamanında spor salonlarından çıkmazken boşuna mıydı bu kasları falan. Eli kolu yorulacak değildi elbet. Yorulmazdı değil mi?

Hafif bozulan sesimle ''Ne oldu, iki dakikada yoruldunuz mu Alpay Emir Bey?'' derken onun hiç de şaka yapar gibi bir hali yoktu.

''Biraz.''

Ağır mıydım yani ben? Hemencecik yorulmuş muydu?

''Ne?'' Ondan beklemediğim cevaptan ötürü iyice sinir olurken ''Bırak beni... Ya bıraksana!'' deyip debelenmeye başlamıştım.

Belindeki bacaklarımı çözüp inmeye çalıştığımda tutuşunu sıkılaştırmış küçük bir çocuğu tutuyormuş gibi kalçamdaki eliyle benim aşağı kaymamı engellemişti. Bu sırada da mutfağa doğru adımlıyordu tabi. ''İki söz yetiyor yüzünün düşmesine.'' deyip kızgınlıkla söylendiğinde ben yine debelenince ''Dur şurada!'' deyip kalçamı sıkmıştı.

Oldu mu şimdi bu Alpay Emir?

''Durduk yere düşüyor sanki benim yüzüm.'' Çemkirmemi duymazlıktan gelmesi daha çok söylenmeme sebebiyet veriyordu. ''Madem laf edeceksin niye alıyorsun kucağına!? Sanki ben dedim.''

Buzdolabının önüne geldiğinde dolabın üst bölümünü açıp kapağında duran mavi renkteki jeli almıştım. İstemeden de olsa alnına biraz sertçe tuttuğumda vücuduyla temas eden soğukluktan ötürü refleksle geri çekilmeye çalışsa da sonradan bir şey yapmamıştı.

''Hayır, tamam zayıfım falan demiyorum ama ben senin taşıyamayacağın kadar şişko muyum Alpay Emir?''

Benim söylemlerimi umursamıyor merdivenleri rahatlıkla çıkıyordu ve ben bu durumdan hiç hoşlanmamıştım. Bir şeyler demesi gerekmiyor muydu?

Sevgilim sen şişko değilsin? Hayır hayatım sen kuş kadar hafifsin? Ya da şey, bebeğim sen kendine zayıf değilim mi diyorsun?

''Bir şey söylesene Alpay Emir!'' İncecik çıkan sesim geçtiğimiz koridoru doldururken öyle eğleniyordu ki benim bu hallerimle tüm kızgınlığım gidiveriyordu. Odasına girdiği an evde kimse olmasa bile kalçamdaki elini çekmiş kapıyı kapatmıştı ardımızdan. Alnındaki buzla onu uyardığım sırada ''Ne diyeyim?'' demişti gözünü kırparak.

Sahi ne diyecekti? Onun ne diyeceğini bir an bilememiştim ama ben ona 'öyle şeyler yapma canım, bendeki de kalp yani' mi deseydim acaba?

Beni yatağa bıraktığı sırada havada kalan elimdeki buzu almış sonra da saçlarımın arasındaki kalemi çekip ikisini aynı anda çalışma masasının üzerine koyup yanıma geri gelmişti.

O sırada yatağın üzerinde dizlerimin üzerinde adımlayıp sırtımı yatak başlığın yaslarken yanıma gelip oturması ve beni kolunun altına almasına karşı gelmedim. Yani gelmeye çalıştım da izin vermedi.

''Niye cevap vermedin? Tamam, çok zayıf biri değilim ama yorulacağın kadar da değilim yani... Bence tabi.'' Sessiz çıkan sesime karşılık sadece başımın üzerini öpüp ''Elimi avucumu doldurduğun sürece benim için sıkıntı yok yavrum.'' demişti fazlasıyla gıcıkça bulduğum bir sesle.

Dirseğimi onun karnına geçirdiğimde bunu beklemediğinden birden ''Defne!'' deyip homurdanmıştı sertçe. ''O elin kolun rahat dursun.''

''Sen de ortaya lafı atıp susma o zaman. Bağırıp çağırırken susmuyorsun şimdi mi susasın tuttu?''

Ağzımın içinden huysuzluk eder gibi söylenmelerimi umursamamış beni göğsüne çekmişti. ''Bağırıp çağırayım mı, bunu mu istiyorsun?''

Başımı göğsüne yasladığım sırada parmakları saçlarımın arasına süzülürken güya ben onun saçlarıyla oynayacaktım.

''Ben sana hiçbir şey demiyorum, ne dersen de!''

Toplu bacaklarımı onun gibi uzatırken hafif uzanır pozisyona geçmiş onun söyleyeceği şeyi bekliyordum. Çünkü kesin bir şey söyleyecekti. Yani hissederdi ya insan, öyle olmuştu işte.

Tam da tahmin ettiğim gibi birkaç saniye sonra ciddi bir ses tonuyla ''Defne,'' diyerek başlamıştı cümlesine. Kolları arasında olmak beni mayıştırırken uysalca ''Efendim?''' diye yanıtlamıştım onu az önceki fevriliğime tezat bir şekilde.

Göğsüyle karnı arasındaki başım onun nefes alışverişleriyle hareket ederken parmakları da saçlarımın arasında dolanmaya devam ediyordu. ''Bundan sonra iki tarafın da ilişkimizi resmiyete dökmek için baskı yapacaklarını biliyorsun değil mi?''

Temkinli bir şekilde dile getirdiği şeylerin devamındaki konuyu anlayabiliyordum. Abime söyleyeceğini tutturduğunda ailelerimiz daha sonra öğrendiyse belki böyle bir şey olmayacaktı ama biliyordum ki hem ailelerimiz hem de etraftakiler zaman geçtikçe bize bunu dayatacaklardı.

Onunla elbette böyle bir yola girmek artık beni korkutmuyordu ama sadece biraz erkendi işte. Üstelik bir şeyler yapılacaksa sırf aileler için yapılsın istemiyordum ki ben. Yani bu ikimizin ortak kararı olsun istiyordum sadece. Üstelik ben ne dersem diyeyim Emir her an yanlış anlayıp bahane buluyorum da sanabilirdi. Okulum bitmişti, kendi paramı kazanıyordum ve küçük de değildim. Onun tarafından baktığımızda hiçbir engel yok gibi duruyordu büyük ihtimalle.

Onu bekletmeden mırıldanır gibi çıkan sesimle ''Biliyorum, biliyorum ama...'' diye yanıtladığımda sırtını başlıktan çekmiş benim de göğsünden kalkmamı sağlamıştı. Elini yanağıma çıkarıp yüzüne bakmamı sağladığında bağdaş kurup oturdum bacakları arasına.

''Alpay Emir a-''

Konuşacağım sırada diyeceklerimi duymak istemez gibi anında kendi konuşmaya başlamıştı. Sahiplenir gibi öyle içli ''Defne'm...'' demişti ki o an ne dese kabulüm olurmuş gibi gelmişti. Gözlerimin içine derin derin bakması bile benim vereceğim olumsuz bir cevaptan korktuğunu belli ederken beni yanlış anlamasıydı en büyük korkum. Daha erken olduğunu düşünmemi sağlayan şey ne ondan emin olmamaktı ne de herhangi bir bahane. Sadece... Hani derler ya evlilik bambaşka bir sorumluluk, her şey çok daha zor ve farklı olacak diye. Beni korkutan buydu işte.

Ara ara aklıma giren keşke evlensem de kurtulsam buradan düşüncesi için bile onunla evlenmek istemem ona hakaret olacakmış gibi geliyordu.

Sadece onu sevdiğim, onunla bir hayat kurmak istediğim için yapmak istiyordum bunu ama bir yanım da henüz çok erken biraz zaman ihtiyacımız olduğunu söyleyip duruyordu.

''Ben sana tutulduğumda da, elini tuttuğumda da aklımdaki tek şey seninle bir hayat kurmaktı.''

Söylediği şeyler yüreğimin en derinlerine bile dokurken dudaklarım kulaklarımın duyduğu şeylerle küçük bir çocuk gibi büzülmüştü hemen. Oysa ben ona onu sevdiğimi söylerken bile aklımdaki tek şey olursa olur olmazsa da yoluma bakarımdı... Şimdi onun sevgisini nasıl ağır gelmezdi ki bana?

Yanağımdaki elinin parmakları saçlarımın arasında enseme doğru uzanırken başım onun yanağımı kavrayan sıcacık eline meyillenmiş oraya iyice kendine yer bellemişti.

''Her defasında sığınacağım evin içinde sen olmadıktan sonra oranın bana yuva olamayacağı gibi başımı koyduğum yastığın bir ucunda senin saçlarının kokusunu alamayacaksam aldığım nefesin bile bir değeri olmaz bende.''

Benim saatlerce düşünüp söyleyebileceğim şeyleri sanki hemen dilinin ucundaymış da bana duyurmak için bekliyormuş gibi söylemesi içimi bir hoş ediyordu. Sussaydım ve o saatlerce konuşsaydı...

''Yaşımmış, yaşıtlarımmış umurumda değil... Sen yeter ki önce beni iste sonra kendini hazır hisset. Biz şimdi çıkıp evleniyoruz desek şüpheyle bakıp ne bu acele diyecekler, bekleyeceğiz desek çocuk oyuncağı mı bu diyecekler... Anlayacağın güzelim, herkes her şeyi diyecek ama ben bir tek senin dediklerini duyacağım. Senin bazı şeyleri zorunlulukmuş gibi algılayıp hareket etmeni istemiyorum.''

Utandım.

Ben Alpay Emir'i çok yanlış tanıdığıma fazlasıyla utandım.

Ben onun hemen evlenelim, uzatmayalım demesini düşünürken onun bunu fazlasıyla hissetmesine ek beni öncelik bilim benim dediklerime önem vermesi fazlasıyla utandırmıştı beni.

Elim yanağımdaki elinin üzerine kapandığında gözlerim kendiliğinden kapanmış göğsüm de ortamın huzurunu soluduğundan kabarmıştı. Ne kadar şükretsem az ne kadar teşekkür etsem biraz kalacaktı hep.

Bacakları arasında oturduğumdan ona uzak olurken hiç hoşlanmamıştım bu durumdan. Elimin altındaki elini tutup kendimden uzaklaştırdığımda anlam veremediğinden ötürü gözleri kısılırken bu asabi hallerine gülmemek için zor tuttum kendimi.

Dizlerimin üzerinde havalanıp kucağına tırmandığımda hiçbir şey söylemeden bacaklarını birleştirip yerime yerleşmeme yardımcı oldu. Onun kucağında olmak onu hissetmek bana ne kadar zorsa ona da o kadar zorluk çıkarıyordu ama bunu umursamadım. Kucağına iyice yerleştiğimde zorlukla bıraktığı nefes bile engel olmadı bu duruma.

Onun sırtı yatak başlığına dayalıyken ben de kucağında oturuyorken ellerim hâlâ nemli olan saçlarını buldu. Kollarını belime sarmasıyla beni biraz daha kendine çekmesini görmezlikten gelmeye çalıştım ama bu çok zordu. ''Niye böyle söyledin ki şimdi... Ben seninle evlenmek zorunda mıyım üstelik? Gönül eğlendiriyorum belki seninle, olamaz mı?''

Parmaklarım onun saçları arasında süzülürken her dokunuşum onu rahatlatıyor ama rahatlattığı kadar rahat oturuşunu da bozuyordu. Gözlerim saçlarından gözlerine düştüğünde onun bakışları bakışlarımdan çekilmiş odanın içinde dolanmıştı.

Yutkunduğu sırada bakışları tekrar beni bulduğunda istemsizce hareket etmem doğrultusunda kısa bir an gözlerini kapatıp başını geriye doğru atmasına sebep olmuşken ''Dikkat et de seninle eğlenen ben olmayayım.'' demişti boğuk sesiyle.

Ciddi ses tonuna ek öyle haylazca bakıyordu ki şimdi dudaklarım kendiliğinden yukarı doğru kıvrılmış nazlı nazlı konuşmaya devam etmişti. ''Ben senin gibi kolay lokma değilim yalnız, o biraz zor.''

Tehlikeli sulardasın, Defne. Çekil oradan, yani çık o sulardan.

Ona yaklaşarak söylediğim şeyler onun sanki şaşırmış gibi kaşlarını kaldırmasına neden olmuş sonra da hafifçe gülüp konuşmasını sağlamıştı.

Belimdeki elleri beni kendine bastırdığında ilk andan beri hissettiğim bedenindeki uzvu daha belirgin hissetmemi sağlarken utanç benim için bilinmez ve hissedilmez bir duygu olup çıkmıştı sözcüklerimin arasından. Herhangi bir tepki vermemek adına dudaklarımı birbirine bastırdığımda arsızca dudaklarıma baktıktan sonra o da bana yaklaşmış ardından da benim tüm hevesimi kırmıştı.

''Kucağımda oturup sıcaklığını bana hissettiren ve fazlasıyla istekli olan kollarımdaki küçük kadın mı söylüyor bunu?''

Hiç tatmadığım duyguları onunla yaşamak istemem mi kolay lokma yapıyordu yani beni?

Fevrilikle kaşlarım çatılıp kendimi yüzünden uzaklaştırınca sinirle ''Ne bu şimdi dediğin? Bu beni kolay lokma mı yapıyor senin gözünde?'' deyip kalkmaya çalıştığımda belimdeki kollarını nefes alamayacakmışım gibi sıkıp kalkmama engel oldu ve kısık sesli erkeksi kahkahası ulaştı kulaklarıma. ''Yavrum hayır... Ama bu seni benim gözümde lezzetli bir lokma yaptığını değiştirmez.'' deyip beni kendine çektikten sonra burnumu ısırdığında ona söylene söylene omuzlarından itmeye çalışmıştım. Onun benimle eğleniyor olması hatta az önce dediklerini doğrulaması sinirimi bozuyordu.

Debelenmem sonucu yüzüme düşen saçları yüzümden çekerken ''Ayrıca bu yaramazın konuyu dağıtmaya çalıştığının da farkındayım.'' demişti.

Huysuzca ''Konuyu değiştirdiğim falan yok benim!'' dememi umursamamıştı bile. Hâlâ bir şeyler dememi bekleyen bakışlarına karşılık konuşuverdim ben de.

''Haklısın aslında ya. Ben evlilik falan erken görüyorum bunları. Yani en az üç dört sene düşünmü-''

''Sikerler öyle işi ne demek üç dört yıl!?''

Birden bire sesini yükseltmesi benim için beklenmedik olduğundan sözlerim anında kesilirken onun cevabına gülmemek için zor tuttum kendimi.

Hani ben senin dediklerini duyardım, sen ne zaman nasıl istersen olurdu lafları Alpay Emir Bey?

''Senin üç dört yıl dediğin benim otuz beşime merdiven dayamam demek!''

Dehşet içinde söylediği şeylere kahkaha atarken ''Hani yaşmış yaşıtlarınmış umurunda değildi?'' deyip ona koca koca gözlerle bakarken benim eğlenir halime tamamen tezat bir şekilde çatılmış kaşlarla ve kısılmış gözlerle bakıyordu.

''İki hafta sonrasına nikâh tarihi aldırtma bana!''

Dediğine karşılık gülmem durmak yerine daha da artınca ani bir hareketle beni kendine çekmiş gülüşümden öpmüştü. Ben onun bu sinirli haline karşın gülmemi durduramazken ''İki hafta çok değil mi ya yarın oturalım biz de abimlerle o masaya.'' dediğimde dediğimi mantıklı bulmuş gibi yüz hatları yumuşarken yavaş yavaş yüzü gerilen ben olmuştum.

Şu an bunun olabilirliğini düşünüyor olması bile durumu ne kadar ciddiye aldığını gösterirken dudaklarımda asılı kalan gülümsemeyle ''Bir de düşündün mü cidden?'' diye şok içinde sorarken iki elimle yüzünü kavrayıp yanaklarını sıkmıştım.

Buna karşılık huysuzlanıp elimden kurtulmaya çalıştığında homurdanıp duruyordu.

''Defne!''

''Aman tamam, yapmadım bir şey.'' deyip ellerimi çektiğimde şu konu kapansın istiyordum bir yandan da.

Yüzündeki ufak izler onu benim gözümde daha çekici yaparken bundan hoşlanıyor olmama lanetler ettim neredeyse. Üstelik alnı da gerçekten kızarık duruyordu ama buzu bir iki dakika tutup kenara koymuştu.

Parmaklarım hafifçe yaralarına dokunurken ''Şu yüzünün haline bak.'' demiştim yüzümü buruştururken. ''Tekrardan eski kavgacı Alpay Emir olmaya mı karar verdin?''

Huysuzca söylediğim şeylere karşılık gayet düz bir sesle ''Benlik bir durum yok.'' demişti beni kucağından kaldırmadan önce. ''Belasını arayan bana bulaşıyor.''

Yanına geçip oturduğumda kalkıp telefonunu almış o da yanıma geçmişti. Tekrar eski yerime geçecek cesaretim yokken o da zaten bu durumda kalınca zorlandığı için bir şey dememişti.

Telefonunu açıp bir şey göstereceği sırada sesli bir şekilde kapı kapanınca sanki kötü bir şey yapıyormuşuz gibi saçma bir telaşla ayaklanmıştım. Alpay Emir bu halime anlam veremese de hafifçe sırıtmış ''Sakin ol yavrum, basılmış gibi...'' demişti.

Basacaktım şimdi ben seni görecektim Alpay Emir.

Benim ayaklanmamla o da ayaklanırken ne yapacağımı bilememiştim. Serap teyzeyle Nihat amcanın sesini duyuyordum ama inip de bir şeyler demeye çekiniyordum. Sanki hakkımda kötü bir şeyler düşüneceklermiş gibi hissetmem hiç normal değildi.

''Rahatlayacaksan inelim aşağı.''

Dişlediğim dudaklarımı serbest bırakıp ona baktığımda ''İnelim,'' diye yanıtlamıştım onu. Annemlerin henüz geleceğini düşünmüyordum. Büyük ihtimalle Serap teyzeler erken kalkmıştı.

Küçük adımlarla aşağı adımlarken tek isteğim gün bitmeden ne olursa olsun Serap teyzeyle konuşmaktı. İyi ve ya kötü düşüncesini ondan duymak istiyordum.

Biz merdivenlerden inerken onlar da üzerlerini çıkarıyorlardı. Alpay Emir önümde olunca ben de arkasında saklanır gibi duruyordum işte.

''Erkencisiniz?''

Bizi fark eden çift aralarındaki konuşmayı keserken Serap teyze ikimizde de göz gezdirmiş elindeki montları asarken de Emir'i yanıtlamıştı.

''Ezgi uyuya kalınca kalkalım dedik biz de.''

Az önce bir şey olmaz diyordum ama damadın kardeşi olarak orada olmama ne kadar da anlamsız duruyordu. Büyük ihtimalle yarın birçok kişi sorup duracaktı.

Nihat amca üzerini değiştireceğini söyleyip ayrılırken yanımızdan Serap teyze de bana hitaben ''Sen nasıl oldun kızım? Rahatsızmışsın?'' demişti. Sesinde bakışlarındaki gibi bir ima aradım ama gerçekten de nasıl olduğumu merak ettiğinden sorması içimi rahatlatmıştı.

İnce bir sesle çekinerek ''İyiyim, daha iyiyim şimdi.'' dediğimde üzerinde pek durmamış böyle ayakta dikilmemiz saçma olduğundan ''Hadi geçin içeri o zaman.'' demişti.

Alpay Emir'in telefonu çalınca yukarı çıkmış beni de burada yalnız bırakmıştı. Ona beni bırakma lütfen bakışları atsam da bana bakmamıştı bile.

''Geç kızım içeriye, ben de geliyorum şimdi.''

Tehlikeler içinde savunmasız ve yürümeyi yeni öğrenen bebek bir penguen gibi oturma odasına gittiğimde üzerimde yavaş yavaş bir gerginlik oluşmaya başlıyordu.

Nihat amca içeriye girdiğinde avucumdaki kazağın kollarını iyice sıkılaştırıp diken üzerinde oturmaya başladığımda babaca tavrıyla ''Rahat otursana kızım ne öyle yabancı gibi.'' deyip kenardaki kumandayı aldıktan sonra camın kenarında bulunan tekli koltuğa geçmişti.

Sözleriyle mutlu olurken o etkiyle hafiflemiş ve derince bir nefes alıp rahatlamaya çalışmıştım.

''Defne, mutfağa gelsene kızım.''

Serap teyzenin bana seslenmesini duyunca hızlıca yerimden kalkıp odadan çıkmış, bir an bile onu bekletmemek adına hemencecik mutfağa girmiştim. Savrulan saçlarımı ve omuzumdan düşer gibi duran kazağı düzelttiğimde beni süzüp ''Rahat değilsen böyle başka bir şey vereyim.'' demesine karşılık ''Yok, rahatım böyle.'' demiştim.

O sırada elindeki çaydanlığa su doldurup ocağa bıraktığında beni niye çağırdığını merak ediyordum. Nihat amcanın yanında sıkılırım da yalnız kalmayayım diye çağırdıysa bile konuşmak için başka şansım yok gibiydi.

Ocağın altını yakarken çekinerek ''Serap teyze...'' dediğimde yüzüme bakmamış ama ''Efendim kızım?'' demişti.

Kızım diyorsun, yüzüme bakmıyorsun ben şimdi nasıl konuşayım seninle ya?

''Sen bana kızgın mısın?''

Bunu söylememi beklemiyormuş gibi duraksayınca ''Yani benim sana karşı bir yanlışım mı oldu?'' diye devam ettim. Çünkü olmamıştı. Öyle dememdeki amaç sadece benim kötü bir şey yapmadığımı bilmesini istememdi.

''Defne, benim sitemim sana değil kızım.''

O da benim gibi bu konuyu dallandırıp budaklandırmak istememişti ki direkt girmişti konuya. Üstelik sitemi bana değilse niye böyle tavırlıydı ki?

Masaya dayalı duran sandalyeyi geri çekip oturmadan önce ''Geç bakayım şöyle.'' deyip karşısına oturmamı bekledi.

Biraz heyecan biraz da korkuyla karşısına oturduğumda yüzündeki o sabit ifadeyle bakmaya devam etmesi kırmıştı hevesimi. ''Seni ablandan ayırmadığımı... Hatta ondan daha çok el üstünde tuttuğumu biliyorsun değil mi?'' diye sormasıyla gerçekten de beni Emel abladan daha çok kızı gibi gördüğü düştü zihnime. Emel ablanın ilk çocuk olması sebebiyle o Serap teyzeye evlattan çok yoldaş olmuşken ben ve Melih onlar için tam da sevilecek, nazı çekilecek çocuklar olmuştuk.

İçtenlikle gülümseyip ''Biliyorum tabi.'' demiştim.

Ailemden daha çok aile oldunuz diye de ekleyemedim cümlemin sonuna. ''O zaman söyleyeceklerimi seni kızım gibi yakın gördüğümden söyleyeceğimi de biliyorsundur.'' deyip benden bir onay beklediğinde başımı sallamıştım hafifçe. ''Ben iki evladımı da biliyorum, Alpay ne kadar inatsa senin de ondan altta kalır yanın yok. İkiniz de birbirinize düşmanken birden böyle bir şey duymak şaşırttı elbet hepimizi. Gerçi Nihat amcan söyledi bir şeyler ama... Belli ki sonradan öğrenen ben oldum.'' deyip sonlara doğru tepkisini gösterince ağzımı açıp bir şeyler söyleyecektim ki buna izin vermedi.

''Yine de susup bir şey dememenin doğru olduğunu düşündüm. Oğlumun mutluluğunu görmeyecek değilim. Bu değil ki bunu hoş görüyorum. Ben yine de sizi anlamaya çalışıyorum.''

Söyledikleriyle yüreğime sular serpilirken bir yandan da bilinmezlikler gün yüzüne çıkıyordu. Madem böyle düşünüyordu niye o zaman bana hiç öyle düşünüyormuş gibi bakmıyordu.

''Benim kalbimin kılıp sana tavırlı olmamın sebebi annenin yaklaşımı. Hiç hoşnut değil bu durumdan. Sanki benim oğlumu tanımıyormuş gibi...''

Gülse miydim ağlasa mıydım?

Serap teyze resmen annemin Alpay Emir'i istememesine tavırlıydı. Üstelik annem onu istemiyor değil bizim birlikte olmamızı istemiyordu. Yani Alpay'ın bir kötülüğünü gördüğünden değildi ki bu.

''Serap teyze, annem Alpay Emir'i değil benim onunla olmamı istemiyor.''

Bunu istemeye istemeye dile getirmemle dediklerimden sonra kaşlarını çatmış bunun ne anlama geldiğini düşünmeye başlamıştı. ''Ayrıca o da senin gibi bizim anlaşamadığımızı bu ilişkiyi yürütemeyeceğimizi söyledi. Evet, biz anlaşamıyoruz belki ama birbirimizi anlıyoruz bu bize yetmez mi? Anneme gelecek olursak da eminim ki Emir'in benimle değil daha iyi biriyle olmasını isteyecek kadar düşünüyor onu.''

Ağzımdan çıkan her kelimeye mimikleri bir bir tepki verirken bunları duymayı beklemediğini anlayabiliyordum.

Birden sinirle ''O ne demek kızım şimdi? Kim kime yakışmıyormuş?'' diye söylenmesiyle kızgınlığı bana olmasa bile huzursuz olmuştum tepkisinden. ''İkinizin de çok şükür ne kusuru var da öyle diyormuş annen?''

Sen arkadaşını benden daha iyi tanırsın Serap teyze diyemedim tabi. Verecek cevabım da yoktu üstelik. İçeriden Nihat amcanın ''Oldu mu çay?'' diye seslenmesiyle Serap teyze yerinden kalkınca ben olduğum yerde kaldım öyle. Kaynayan suya dem attığı sırada ''Ben konuşurum annenle, sen de sıkma canını. Hakkınızda hayırlısı neyse o olur inşallah.'' dediğinde gönlüme nasıl bir ferahlık geldi anlatamam.

''Benim senden yana bir sıkıntım yok Defne. Bu iş benim dememle olacak değil. Sevinmedim diyemem kızım ama birbirinizi kırmanızdan yana endişelerim var. Kulağına küpe olsun sevdiğin, sevdiğinin ailesi el olsa kolay her şey. Ama bizi iki aile birbirimize kırdırmayın.''

Teminat ister gibi yüzüme bakınca birden bana dönmesiyle öylece kalsam da saçımı kulağımın arkasına iteleyip ''Serap teyze sen de karşı geleceksin diye öyle korkmuştum ki... Bu dediklerin benim için çok değerli.'' dememe karşılık hafifçe gülümseyip sen bardakları koy ben bir Emeli arayayım demişti.

Mesafesini kaldırmamıştı belki ama yanımda olduğunu da bir güzel belli etmişti.

Bunu bahane ederek yanımdan ayrılmasına sevinmeden edemedim aslında. Şuracıkta dans etsem ne olurdu?

Yerimden kalkıp bana bol gelen eşofmanın gevşeyen belini sıkılaştırırken Alpay Emir'in içeri girmesini beklemiyordum.

Onu görünce heyecanla ona yaklaşıp dudaklarına yapışınca afallamıştı tabi. Karşılık vermesini beklemeden geri çekilmemle bana sersemce bakınca kocaman gülümseyip sanki bir sır veriyormuşum gibi ''Serap teyze bana tavırlı falan değilmiş.'' demiştim.

Bu muydu yani derdin, der gibi kafasını sola yatırınca elini belime dolayıp beni kendine çekmiş saçlarıma bastırmıştı dudaklarını.

''Yarın sabahtan bize gelin o zaman.''

Serap teyzenin sesini duymamla Emir'i kendimden uzaklaştırmış onun çıkmadan önce dediklerini yapmaya başlamıştım. Elinde telefonla içeri giren Serap teyze bize baktıktan sonra telefonu kapamış dolabı açmıştı, Emir ise kendine bir bardak su alıp çıkmıştı mutfaktan.

Aklıma bile gelmeyen Elif'in gece Emel ablalarda kalacağını söylemişti. Nihat amcanın çay aşkından ötürü Serap teyze söylense de hep beraber oturma odasında oturmuş çay içiyorduk. Daha doğrusu Nihat amcayla Emir bir şeyler hakkında konuşurken biz de Serap teyzeyle televizyona dalmıştık.

Dakikalar birbirini kovalarken benim de yorgunluktan ötürü uykum geliyor gözlerim yanmaya başlıyordu. Alpay Emir'in ''Çık benim odama, yat istersen.'' demesiyle ona döndüğümde Nihat amca elindeki çay bardağıyla ilgileniyor Serap teyze ise ''Uykun geldiyse çık kızım.'' diye ona destek çıkıyordu.

Utancımı saklamak adına ''Yok, gelirler bizimkiler şimdi.'' diye hemen savunmaya geçmiş duvardaki saate bakmıştım. Yani gelirlerdi inşallah bir saate falan.

Alpay Emir utandığımı ya da çekindiğimi anlamış sözleriyle değil gözleriyle ısrara geçmişti. Serap teyze ise ''Çık kızım yukarı sen. Sizinkiler geç gelir. Gelse bile kalabalık dönerler. Kal, yarın gidersin.'' demişti.

Konuyu daha fazla uzatmamak adına utana sıkıla kabul ettiğimde Serap teyze ''Hadi çık sen, çekinme yavrum.'' dedikten hemen sonra uyarır gibi Emir'e dönmüş ''Sen de burada yatarsın.'' diye tembihlemişti onu.

Ne de olsa tanıyordu oğlunu. Ben yukarda olsam onun utanmadan yukarı çıkacağını bilecek kadar hem de. Emir ise edepsiz gibi ne yok dedi ne de tamam. Cevap vermesi için kıvrandığımdaysa ağzının içinden gevelemişti ''Yatarım.'' diye. Serap teyze kanmıştı ama benden kaçmamıştı. Nerede yatarsın Alpay Emir?

Şu utangaçlığı üzerimden atamadığım için kendimi kötü hissediyordum. ''Allah rahatlık versin.'' deyip kalktığımda Serap teyze de ayıklanmış bir ihtiyacım olup olmadığını sormuştu.

Kaçar gibi onu cevapladıktan sonra koşar adım yukarı çıkıp kendimi odaya atmam bir olmuştu.

Benim adım da Defne'yse Alpay Emir bu gece onu bağlasalar bile bu odaya gelecek benimle uyuyacaktı. Bunu biliyor olmak heyecanlandırırken bir yanımda 'kilitle kız kapıyı kalsın dışarıda' diye gaz veriyordu.

Yatağın içine kurulmadan önce telefonumu da alıp öyle girmiştim onun yatağına. Yastığa başımı koyduğum gibi onun kokusunu solumak öyle güzel hissettirmişti ki sanki her şeyin gerçek olduğunun kanıtıydı böyle detaylar.

Az önce uykudan kapanan gözlerim şu an kapanamazken telefonuma gelen mesajla son zamanlarda fazlasıyla gülen yüzüm yine aynı şekle bürünmüştü.

A. Emir: Uyuma

A. Emir: 5 dakika sonra ara beni bilgisayarda işim var diye geleceğim

A. Emir: Ulan şu yaptığıma bak

Bu hallerine gülerken klavyenin üzerinde hızlıca gezindi parmaklarım.

Defne: Aynen Serap teyze de izin verecekti

A. Emir: Şu an beni ırz düşmanı olarak gördüğüne eminim

Bence de öyle demek istesem de demedim. Bu hallerine gülmekten başka bir cevap da vermedim. Gözlerim kapanırken zar zor açık tutmaya çalışıp aramıştım onu.

Erken aramamdan ötürü bir şey der miydi bilmiyorum ama ikinci çalışta açmıştı telefonu. Ben ne diyecek diye merakla beklerken onun Almanca konuşmaya başlaması yüzümü düşürmüştü. E ben senin ne saçmalayacağını dinlemek istiyordum ama.

''Ne söylediysen gelince söyle bak ben merak ederim.'' deyip onu yanıtlasam da sanki benimle konuşuyormuş gibi devam ediyordu. ''İnşallah düzgün şeyler söylüyorsundur.''

Birkaç şey daha dedikten sonra yanındakilere bir şeyler söylediğini duymuştum ama telefonun mikrofonunu eliyle kapamıştı sanırım çok boğuk geliyordu ses.

Telefonu kapatmasıyla ben de kapatmış kenara koymuştum. Yorganın içinde iyice mayışırken kapının sesini duymamla açtım kapanan gözlerimi. Yanıma gelip uzanacağını düşünürken o yanıma oturmuş saçlarımı öpüp ''Uyu sen yavrum, birkaç saate yanında olurum.'' demişti. Huysuzca ''Şimdi niye geldin o zaman gideceksen?'' dediğimde ayaklanmıştı bile. ''Bana sorun yok, şimdi de kalayım yanında ama yarın sen bakamayacaksın bizimkilerin suratına.'' dediğinde ona hak vermeden edemedim. Yapardı, sonra da beni rezil ederdi.

Aşağı indikten sonra ben gözlerimi kapatıp onun kokusuyla huzurla uykuya dalmışken aradan ne kadar vakit geçti bilmediğim bir süreçte uykumun arasında bir bedenin yanıma uzanıp beni göğsüne çekmesiyle huzur bulduğumum kokunun kaynağına yüzümü saklayıp ona sıkı sıkı sarıldıktan sonra kaldığım yerden devam etmiştim uyumaya. Onun ara ara mırıltılarını, bana birkaç şey dediğini duyarken idrak edemiyordum bile neler dediğini.

...

Annem gece boyu nasıl da arayıp 'hadi eve gel' demediğini anlamadığım sırada patatesleri soyup bana uzatan kadın bu düşüncemi duymuş gibi aydınlatmıştı beni. Beni yukarı yolladıktan hemen sonra annemin huyunu bildiğinden arayıp burada kalacağımı haber vermiş anneme Serap teyze. Annemin ısrarına karşılık ise buranın yabancı evi mi olduğunu sorup tepkisini belli etmiş.

Uyku arasında Emir'in gelip benimle uyuduğunu hatırlarken sabah uyandığımda koca yatakta yalnız başıma uyanmıştım. Üstelik iki adet yastık bulunan yatakta uyuduğumda tek yastık olması Emir'in sırf yastığını almak için bile geldiğini düşündürtmüştü bana.

Sabah dokuz gibi uyanmışken erken uyanan Serap teyzeye ayıp olmaması adına banyoya uğradıktan hemen sonra hızlıca aşağı inmiştim. Mutfakta kahvaltı hazırlayan kadın beni görünce sonunda gülümsemiş rahat uyuyup uyumadığımı sormuştu.

Uyandığın gibi Emir'in yerinde olup olmadığını kontrol ettiğine o kadar emindim ki bunu nasıl kanıtlayabilirdim bilmiyordum.

Cengiz abinin dün gece gittiğini evdekilerin de yalnız kaldığını söylediğinde beraber kahvaltı yapalım istemişti. Ben uyandığım gibi eve gitme taraftarı olsam da buna izin vermemişti. Dün gitmesem bile bugün Feyzalarla beraber kuaföre gidecek olmam beni geriyorken bir de geç gidecek olmam eklenince işin ucuna nasıl toparlarım bilemiyordum.

Henüz kimse uyanmamışken neredeyse her şey hazır olmuştu. Dünden beri bir şey yememiş olmamdan ötürü hazırladığımız sırada ağzıma attıklarıma Serap teyze bir şey demezken bu hallerime gülmekten başka bir şey yapmıyordu. Misafir odasındaki büyük yemek masasına kahvaltılıkları yerleştirirken bir yandan da elimdeki su bardağından su yudumlarken Serap teyze ''Ben Melih ile bizimkini uyandırayım sen de Alpay'ı uyandır kızım anca uyanırlar.'' demesine şaşırırken sanki bundan vazgeçecekmiş gibi anında elimdeki bardağı masaya bırakmış ''Uyandırayım tabi.'' demiştim.

Keşke biraz yavaş bıraksaydın o bardağı Defne. Daha çok kadının kafasına fırlatırmış gibi koydun da...

Kapısı aralık olan oturma odasına girip arkamdan kapıyı kapatırken Alpay Emir'in başının altında ve kolunun altında iki farklı yastık görünce şaşırmıştım doğrusu. Yanına yaklaşıp onu uyandıracağı sırada bana geçen gün dediklerini hatırlayınca bu sefer onun istediği gibi olsun istedim. Ne de olsa onun asker arkadaşı değildim.

Yüz üstü yattığından dolayı tek yanağıyla idare etmek zorunda kalmak üzmüştü beni. Üzerine doğru eğilim elimi saçlarının arasına bıraktığımda hafif hareketlenmişti ama devam etmişti kaldığı yerden uyumaya. Adını fısıltı şeklinde söylerken bir yandan da yanağına küçük küçük öpücükler bırakırken şu an tek korkum odanın kapısının birden açılmasıydı.

Yani Defne yapacağın yerde yapmıyorsun burada yaptığın şeylere bak.

Saçlarının arasındaki elim yavaşça yanağına doğru inerken yavaş yavaş uykusunun açıldığını görebiliyordum. Çünkü homurdanmak yerine daha sakin tepkiler veriyordu.

''Sevgilim, hadi uyan.''

Yüzünde oluşan gülümseme beni de gülümsetirken yanağına kocaman bastırmıştım dudaklarımı. ''Hadi, kalk artık.''

Yüzünü bana doğru çevirip tek gözünü açtığında ona gülümsemiş ve uyanmasını beklemiştim ama bu öküz bana sırtını dönüp ''İşine gelince sevgilim hadi uyan oldu... Vay be...'' demişti uykulu, boğazdan gelen sesiyle. ''Şikâyet ettiğimden değil yani böyle uyandırman?''

Şaşkınlıkla aralanan gözlerim ve dudaklarım sinirle kapanmış kolunun altındaki yastığı çekip oturduğum yerden hışımla kalkmıştım. ''Ne işine gelmesi ya, işime değil içimden geldiğimden böyle uyandırıyorum ama sana hiçbir şey yaramıyor. Bir de sırtını döndün.'' deyip elimdeki yastıkla ona vurduğum sırada tekrardan bana dönüp elimdeki yastığı çekmeye çalışmıştı.

Oynuyordu resmen benimle!

Birkaç defa vurduğum yastığı elimden aldığında ''Yavrum senin sinirlenmen, yoldan çıkman birkaç saniyeye bakıyor ben nasıl eğlenmeyeyim şimdi seninle?'' deyip gülmüştü.

''Sen var ya, bundan sonra rüyanda görürsün böyle uyandırmayı. Duydun mu beni? Rüyalarında uyandırırım artık seni böyle.''

''Rüyalarımdaki gibi uyandırırsın o zaman sen de beni.''

Kollarını başının altına almış bana aşağıdan bakarken pis pis sırıtıp böyle demesine ne şaşırmıştım ne de karşılık vermiştim.

Pis sapık Allah bilir neler görüyordu da böyle imalı imalı konuşuyordu.

Ona sen 'iflah olmazsın' bakışları atarken uyanmasından ötürü görevimi yaptığımdan çıkacaktım odadan.

Ona söylene söylene odadan çıktığımda koridorda Melih ile karşılaşmıştık. Birbirimize günaydın dediğimiz sırada kapının çalmasıyla kapıya bakmaya gitmişken Serap teyze içeriden Emeller geldi diye haber vermişti. Onları karşıladığım sırada Ezgi beni burada görmeyi beklemiyorken çocuğu kat kat giydirmelerinden dolayı yine kendimi tutamayıp bu haline güldüğümde basmıştı çığlığı.

Herkes kendine gelmiş vakit geçmişken kahvaltı masasına geçmeden önce annemin aramasını yanıtlamış abimin gitmesini benim sonradan geleceğimi söylemiştim. Alpay Emir ya da Melih bırakırdı bir zahmet kuaföre. Salonun kuaförüyle anlaştıklarından bir de oraya gitmek vardı...

Sessiz başlayan kahvaltı Ezgi'nin sesiyle şenlenirken benimle Melih'in tartışmasıyla devam ediyordu. İkimiz de yumurtanın beyazını yemezken inadına ortadaki tabakta bulunan haşlanmış yumurtaların benim tarafımda olanların sarılarını yiyor bana beyazları kalıyordu. En sonunda dayanamayıp ''Şunları önünden yesene.'' dememin ardından masanın altından bacağına vuracaktım ki yanlışlıkla karşımda oturan biricik sevgilimin bacağına vurmuştum.

Melih bunu anlayınca inadına devam etmişti buna. Bizi gören Ezgi ise bize uymuş beyazlarını yememişti. Bir de bunun üzerine Emel abladan azar işitirken iyice seslenmişti sofra. Sessiz duran Elif'e Emel abla bize katılması adına bunun normal hallerimiz olduğunu söyleyince o da gülmeden edememişti bu halimize.

Alpay Emir çalan telefonuyla masadan kalkınca ''Abimi de arayan arayana, ben anlamıyorum ki bu ev mi yapıyor evlere mi gidiyo-'' deyince bakışlarım anında onu bulmuştu. Nihat amca ise yapmaya çalıştığı şeyden hiç hoşlanmamış Melih'i uyardıktan sonra çay bardağını alıp kalkmıştı masadan.

Elimdeki çikolatalı bıçağı ekmeğe sürdükten sonra yanımda oturan Ezgi'nin yanına koymuş değil Melih'i masadaki ekmeği bile kesmeyecek bu bıçağı ona doğrultup ''Doğru konuş!'' diye uyarmıştım onu.

Aklı sıra beni gaza getirecekti. Tamam, saatli saatsiz arıyorlardı sevgilimi ama bu benden önce de böyleydi sonuçta. Adamı işten arıyorlarsa ben ne yapacaktım?

''Doğru konuştuğum için sinirleniyorsun zaten şu an.''

Masada Serap teyze de Nihat amcayla kalkınca rahatça ona yaklaşmış devam etmiştim. ''Doğru konuşalım öyle mi?'' deyip sırıttığımda hafiften korku okunmaya başlamıştı gözlerinde. Alpay Emir gelsin de arabasını gizli gizli alıp kenarını çizdiğinde bir de başka arabalara suç attığını bilsin canım kankam, Melih'im benim.

''Mesela biricik abin birkaç yıl önce arabasında durduk yere oluşan çiz-''

''Yemedin içmedin bu günü mü bekledin kızım sen? Bu nasıl bir kin?''

Emel ablayla Elif konuşmalarımızı anlamazken elindeki telefonla içeri geri giren Alpay Emir yerine yerleştiğinde Melih'e de cevap verememiştim.

''Kin değil ki bu. Öyle aklıma geliverdi birden. Yani aklıma yeni yeni şeyler sokacaksan eskilerini atmam gerekiyor ki yenisine yer açılsın değil mi?''

Emir önündeki patates kızartmasından yerken ikimize bakıp ''Siz yine neyi konuşuyorsunuz gizli gizli?'' diye sormuştu.

Melih konuyu değiştirmek adına ''Senin ne kadar şanslı olduğundan bahsediyorduk.'' deyip bana gülünce ben de ona tebessüm etmiştim. Biz de böyleydik işte itişip kakışıyorduk ama seviyorduk birbirimizi. Şimdi de abisiyle birlikte olmamdan ötürü onun ne kadar şanslı olduğunu söyleyip benim gönlümü almaya çalışıyordu.

''Ne şansı ya...'' deyip nazlı nazlı sırıtırken Alpay Emir'e bakıyordum. Melih ise ''Yok yok, cidden çok şanslı adamdır benim abim.'' deyip iyice şımartıyordu beni. Tamam yahu söylemeyeceğim abine arabayı senin çizdirdiğini, yalakalığa gerek yok yani.

Biraz daha sırıtırsam çenem ağrıyacağından ötürü önümdeki çaydan bir yudum aldığımda Melih'in ''Ben sanayide kel, göbekli amcalarla çalışırken şu adamın şirkette manken gibi hatunlarla çalışması büyük şan-'' demesiyle burnuma kadar kaçıp beni öksürten çayla kesilmişti sözü.

Alpay Emir sertçe ''Melih!'' diye onu uyarırken Emel abla basmıştı kahkahayı. Aynı zamanda da ağzımdan dökülen çay için peçete vermeye çalışıyordu.

Emir'in ''Bozdurma benim ağzımı sofrada saçma saçma konuşma.'' demesine karşılık Melih ölüme gider gibi hızlıca ilerliyor ''En sevdiğim yengem doğru konuş deyince tutamadım kendimi.'' demişti gülerek.

En sevdiğim yengem, derken?

Yüzümü silip Melih manyağına döndüğümde gözlerimde ne gördü bilmiyorum ama hissettiği korkuyu fark edebiliyordum. Samimiyetsizce gülümseyip ''Aa madem doğruları konuşuyoruz, ben de söyleyeyim bir şeyler.'' dediğim sırada Melih elini uzatarak tabağıma birkaç börek koymuş ''Canım yengem, nasıl da şakadan anlıyor. Tam abime göresin.'' diye saçmalamaya başlamıştı.

Alpay Emir'e baktığımda önündekilerle ilgileniyor bize zar zor katlanmaya çalışıyordu. Ona hitaben ''Hayatım,'' dediğimde gözleri benimle buluşmuş ama ona ilk defa böyle hitap etmeme karşılık o gözler en güzel tonuna evrilip öyle karşılık vermişti bana.

Alpay Emir sen böyle bakınca da kardeşinin sana attığı kazıkları söyleyesim gelmiyor ki benim.

''Hatırlıyor musun? Bir iki yıl önce ne hikmetse senin duran arabanı biri boydan boya bir güzel çizmişti. ''

Arabasına gereğinden fazla değer veren biri değildi Alpay Emir ama o zamanlar fazlasıyla sinirlendiğini hatırlıyordum. Bu konuyu neden şimdi açtığımı merakla beklerken ''Melih buldu diye biliyorum ben o kişiyi? Söylememiş miydi sana?'' demeden de duramamıştım.

...

Sabahtan akşama tüm vakit beş dakikaymış gibi geçerken ne diye şu bir saat bir türlü geçmek bilmiyordu?

Sabah kahvaltı masasındaki konuşmalarımızın sonucu olay felakete dönerken Alpay Emir'in ve Melih'in tartışmasından kaçmak adına eve ışınlanmış annemin tüm söylemlerine karşı direnebildiğim kadar direnip Esma ile birlikte düğün salonuyla anlaşmalı olan kuaföre sonradan giderken Alpay Emir'e de tripliydim bu süreçte. Onun nasıl bir yerde çalıştığını bilmediğim gibi kimlerle de olduğunu bilmiyordum ama yine de Melih'in sözlerinden etkilenmem önyargıyla yaklaşmama sebep olmuştu.

Esma, Ömer ile konuşmaya başladığını anlatırken bir yandan da dün akşamki kavga meselesini soruyordu ama tam olarak ben de hâkim değildim ki olaya. Sadece yanındayken bana mesaj attığını söylemişti. Sonrasında telefonuma baktığımda attığı mesajı görmemle direkt engellemiştim numarasını zaten.

Feyza ise belki de üzerindeki stresten ötürü dün neden orada olmadığımın üzerinde bile durmamıştı. Sadece iyi miyim değil miyim onu sormuştu.

Kuaförde kaldığımız uzun süreçte onun birkaç arkadaşıyla konuştuğumuzda birbirimize ısınsak da bu pek ileriye gitmedi.

Abim ise benim hasta olmadığımı, Alpay Emir ile gitmemin sebebini biliyordu.

Az önce Feyza ile salonun içinde çekinecekleri birkaç fotoğraf için gitmeden önce yanıma gelmiş ''Bak bunun ne kadar saldırgan ve kavgacı bir tip olduğunu görüyorsun, olur da ayrılacaksan ben abin olarak her koşulda senin yanındayım.'' demişti.

Tabi bunu sanki evliymişim de beş çocuğumla ortada kalmışım gibi söylemesi ayrı bir saçmalıktı.

''Bak daha nikâhın kıyılmasına saatler var, eğer olur da son dakikaya kadar akıllanırsan bana söylemen yeterli düğünün iptali için.'' dediğim sırada bu dediklerime sinirlenmekle gülmek arası gidip gelmiş en sonunda da gitmişti yanımdan.

Üzerimdeki elbise beni sıcacık tutarken göğüs aramdaki uzun dekoltenin herhangi bir hareketimde açılıp kaymaması için birkaç çözüm arıyorduk. Sonunda bir şekilde ayarlayabildiğimde ayakkabılarımı da giyince tam anlamıyla hazırlanmıştım. Gelin odasında oturmuş kızlarla sohbet ederken Alpay Emir'in buralarda bir yerde olduğunu bilmem ama attığı birkaç mesaja yine de cevap vermemem onun beni merak etmesini istememden başka bir sebepten değildi.

Dün öyle hızlı geçmişti ki benim için görüp görmediğim kişileri Esma'ya sorup orada olup olmadıklarını soruyordum. Sevda ve Aylin'i merak ediyordum üstelik. İkisiyle de anlaşabilmişken onlarla ilerleteceğim arkadaşlığı sırf benim yüzümden engellemek istemiyordum. Güya Aylin ile görüşecek onların buraya taşınmasına yardımcı olacaktım ama nerede? Sorunlar gelince öyle üst üste geliyordu ki neyi nasıl yapacağını bilemiyordu insan.

Feyza'nın arkadaşlarından biri yanımıza gelip ''Kızlar, siz yemek yiyecek misiniz? Ona göre sayı vereceğim içeriye.'' deyince yerdeki bakışlarım onu bulmuştu. ''Ben yemeyeceğim bir şey.'' derken Esma da yiyeceğini söyleyince kız da benim de yemem gerektiğini düğün başlarsa aç kalacağımı falan söyleyip duruyordu.

Canım hiçbir şey istemezken ''Misafirlerle beraber yerim ben.'' deyip onu gönderirken Büşra'nın ne olur ne olmaz diye istediği konumu gönderip telefonumu oturduğum koltuğun kenarına koymuştum.

''Misafirler de gelmeye başlar yarım saate.''

Esma'nın söylediklerine mırıltılarla cevap verirken en sonunda dayanamamış ''Defne sen iyi misin? Buradasın ama değil gibisin sanki.'' demişti.

Cidden de buradaydım ama değil gibiydim.

Hazırlanmaya başladığım andan beri bir hüzün vardı üzerimde. Abimin gerçekten de evleniyor olması farklı geliyordu işte. Üstelik onunla bu haldeyken evleniyor olması sebepsizce ağlatacak gibi oluyordu beni. Daha farklı hayal etmek mi bu kadar yaralıyordu yoksa burada misafirmişim gibi hissetmek mi?

Dolan gözlerimin akmaması için kendimi zorlarken yüzümdeki varla yok arası olan makyajın bozulması umurumda bile değildi. Ben keyifsiz olduğumdan ötürü hafif bir makyaj isterken Esma aksine bunun fazlasıyla beni daha hoş gösterdiğini savunup duruyordu. ''Yok bir şey ya, öyle yoruldum biraz oraya buraya koşturmaktan.''

Ben kırgınlıklarımı yorgunluklarımın ardına saklarken o da kabullendi bu durumu. Hemen sonra da ''Ömer hemen buradaymış bizimkilere gözükmeden ben bir bakayım olur mu?'' deyip ayaklanmıştı yanımdan. Aileler az önce gelmiş içerde erkenden misafir ağırlamayı beklerken yanlarına da gitmek istemediğimden burada öylece duruyordum işte. ''Tamam, ben buradayım.''

Birkaç dakika geçtiğinde Esma'nın da yemeği gelince onu aramış açmayınca da bana da hareket olması adına kalkıp koridora çıkmıştım. Ayağımdaki topuklulara bir de elbiseye dikkat ede ede yürümeye çalışmamdan ötürü başımı yerden kaldıramazken adımın söylenilmesiyle sesin geldiği yöne döndüğümde seslenen kişinin abim olduğunu ve Esma'yla Ömer'i de camın önünde gülüşerek konuşurken görmüştüm.

Abime adımlamadan önce ikilinin yanına gidip yemek yiyeceklerse içeride onları beklediğini söylemiş ardından da abimin yanına gitmiştim.

Yanında kimsenin olmamasına şaşırırken bu şaşkınlığımın boşuna olduğunu yanına gidince anlamıştım. İçlerinde tek tanıdık olan sadece Alpay Emir'in olduğu dört beş kişilik grup biraz ileride dururken abimin yanına gittiğimde onlar da bu tarafa dönmüştü.

Onlara bakarken yakalanmamak adına anında abime döndüğümde Feyza da yanımızdan geçip gelin odasına gidiyordu. Üzerinde Kahraman amcanın özel olarak diktiği damatlığın ceketinin iç cebinden bir kutu verdiğinde sorgusuzca elime almış bunun ne olduğunu söylemesini bekliyordum. ''Anneme verirsin bunları, az önce bakındım bulamadım. Bilezikler var içinde.'' demişti.

Abimi böyle görmek o kadar farklı hissettiriyordu ki... Eve döndüğümde odasını boş bulacak olmak, garipti işte. Üstelik Kahraman amcanın yıllardır yaptığı şey ilk defa gözüme bu kadar anlamlı gelmişti. Kendi çocuğu olmadığından sebep mahallenin delikanlılarına bir sözü vardı. O ölmeden önce kim evlenirse damatlığını o dikecekti. Üstelik abimden duyduğuma göre 'olur da ben ölecek olursam da önceden diktiğim gençlerinkini giyin bedeniniz olursa' deyip kendince şakaya vurarak istekte bulunuyormuş.

''Tamam, veririm.''

Başka bir şey diyecek mi diye beklerken sol yanıma gün geçtikçe daha çok kurulan adam sağ yanımda belirmiş kolunu belime sararken abime doğru hafifçe eğilip dişleri arasından ''O orospu çocuğu arkadaşlarından birinin bile gözü bir kere daha değsin sevdiğim kadının üzerine... Düğünmüş davetmiş dinlemem. Ben anlayacakları dilden uyarımı yaptım. Olur da dinlemezler... Ben de dinlemem.'' demişti.

Onun bu sert halini beklemediğim için şaşırsam da herhangi bir kargaşanın yaşanmaması adına elimi göğsüne koyup bana bakmasını sağlamıştım. ''Sakin ol biraz n'olur.'' Abim ise onun bu tavrına alışıkmış gibi ''Alpay!'' diye uyarmıştı sadece onu. ''Laf ettiğin arkadaşlarım senden daha güvenilir.''

Kendince Alpay Emir ile ilişkime laf atarken yaptığı ima da göz ardı edilemeyecek kadar belliydi.

Alpay Emir abimden bunu beklemezken yanımdaki bedenini doğrultmuş buz gibi bir tonda ''Senin için güvenilir arkadaş üç beş adamın yanında gördüğü kadını 'Bu güzellik bizimkinin kardeşi miydi' diye ortaya konu yapıyorsa, olmaz olsun öyle güvenilirlik. Senin hatırına elimi kaldırmadım ama bir daha göreyim, duyayım güvenilir arkadaşlarına karşı kaldıracağım şey elim olmaz.'' demişti beni kendine çekmeden önce.

Normalde olsa aman biri görecek deyip günümü mahvedecekken ağzımı bile açmayıp ona ayak uydurmuştum.

Abim duyduklarıyla sarsılırken o da beklemiyordu böyle bir şey. Onun beklemediği Alpay Emir'in tavrı değil o arkadaşlarının böyle bir şey demesiydi sanırım. Hatta Emir'in duyduklarına karşılık bir şey yapmamasına da şaşırmış olabilirdi. Belki de öyle bir şey dedi ki elini kaldırmasına bile gerek kalmadı.

Belimdeki eliyle beni de hareket ettirdiğinde abim hiçbir şey söylememişti. İçeri doğru adımladığımızda belimdeki kolunu çekmesini istediğimi elimi koyarak belli ettiğimde hiçbir şey demeden çekmiş ''Şunu kime vereceksen ver, konuşacağız.'' demişti.

İçeri girdiğimiz sırada iki tarafın da birinci dereceden yakınları haricinde kimse yoktu birkaç dakikaya zaten insanlar yavaştan gelmeye başlardı diye düşünüyordum. Annemin yanına gidip elimdeki kutuyu verdiğimde babaannemle her ne konuşuyorsa umursamamıştı bile beni. Ben de fırsattan istifade hızlıca yanından ayrılmış kapının yanında elleri cebinde tüm yakışıklılığıyla beni bekleyen adama doğru ilerlemiştim.

Onu çoğu kez takım elbise içinde görmüşken şu anki hali bir başkaydı. Siyah takımın içinde fit vücudu ben buradayım derken sanırım takmaktan hoşlanmadığı kravat yine boynunda değildi. Bembeyaz gömleğinin açık iki düğmesi güzel boynunu sunarken yüzündeki sert ifade az önceki yaşanılanlardan ötürüydü. İçim gide gide yanına ulaştığımda gözünü bir kere bile benden ayırmamış sadece vücudumdaki tek açıklık olan göğüs arama hoşnutsuz bir bakış atıp yüzüme çıkarmıştı bakışlarını.

Yanına gittiğimde elini tutmak için uzattığında bir an paniklemiştim. Yani onca kişinin olduğu yerde bunu yapmak üstelik bizimkilerin bize baktığını da hissediyorken çekinmiştim. Çekincemi görüp elini çekmektense koluna girmem için kolunu uzattığında bu durumdan hoşlanmadığını seslice bıraktığı nefesle belli ederken gün boyu attığım tribi bir kenara koyup sakin bir sesle ''Kızgın mısın sen bana?'' diye sorduğumda salonun geniş kapısından çıkmıştık.

''Şerefsizin teki yüzünden sana niye kızayım yavrum ben!''

Kızmıyorum diyordu ama sesi tüm kötü duyguları barındırıyordu. Kızgınlığı bana değildi, biliyordum ama böyle düşünmeme de tepkiliydi şu an.

Benim küçük adımlarımdan dolayı yavaş yavaş ilerlerken yanımda nereye gittiğimizi de merak ediyordum. Konuşacağız demişti ama ne hakkında konuşacağımızı da söylememişti. Zaten üzerimdeki hüzün beni farklı duygulara çekiyordu bir de onun yanında olmak iyice mırıl mırıl konuşup göğsüne sığınmam gerektiğini hatırlatıyordu. ''Ne konuşacaktın benimle?''

Soruma cevap vermemiş biraz ilerideki kapılı kapıyı kolumdan çıktıktan sonra fazla bir kuvvet uygulamadan rahatça açmış kış bahçesi gibi düzenlenmiş oturma alanına girmemizi sağlamıştı.

Kimsenin olmaması büyük bir sessizliğin olmasına sebebiyet verirken adımlarımızın yankılanması alanın hem geniş hem de yüksek tavana sahip olmasından dolayıydı. Boydan camlara sahip olsa da hem alttan hem de üstten ısıtıcılar ve onları saklamak adına üzerine asılmış yapay beyaz çiçeklerle fazlasıyla güzel bir ortam sunarken dışarıdan da pek bir şey gözükmesine izin vermiyordu. Alpay Emir'in kapıyı geri kapatması bir nevi gören girmesin diyeydi.

Etrafı incelemeye devam ettiğim sırada yanıma geldiğini ayakkabısının zeminle temasından anlarken ''Ya, burası ne kadar güzelmiş.'' deyip ona döndüğünde az öncene nazaran yüzündeki sertlik yok gibiydi.

Hiçbir şey dememeye devam edip yanıma ulaştığında kollarını belime dolamasıyla kollarım boynunu bulmuş ona sıkıca sarılmıştı. Boynuma elbisenin izin verdiği sürece yüzünü yerleştirirken burnunu boynumda gezdirmesi huylanmama neden olmuştu. Huylandığımı hissettiğim an kesmişti zaten bunu.

Dudaklarını bastırmıştı onun yerine. ''Güzelliğine güzellik katman aklımı başımdan alıyor.'' Boynumdan yüzünü çekmediği için sesi boğuk çıkarken üzerimdeki durgunluğu atmak niyetiyle onu boynumdan uzaklaştırmıştım.

Boynundaki kollarımı çekip ellerimi omzuna yerleştirirken gömleğinin yakasını düzeltir gibi yaptığım sırada ''Size siyah takım, beyaz gömlek yasaklanmalı Alpay Bey.'' dediğimde beklediğim tepkiyi vermemiş bana gözlerinin içi parlayarak bakmıştı. Oysa ben böyle söylememe karşılık sen de şunları şunları giyme diye sıralar sanmıştım.

''Biliyorum güzelliğimden gözlerini alamıyorsun ama bir şeyler mi söylesen sevgilim?''

Yoksa ben burada kendi kendime konuşuyormuşum gibi olacaktı da...

''Şirkettekiler...'' diye söze başlayınca Melih'in dedikleri yankılandı ve tekrardan kulaklarıma ulaştı. Cidden mi Alpay Emir? ''Sadece onlar Alpay Bey deyince, bunu senden duymak farklı geldi.'' demişti. Ona her defasında Emir ya da Alpay Emir dememin belli bir sebebi yoktu aslında sadece Alpay ismi nedense bana çok soğuk geliyordu.

Yakasındaki ellerim durmuş kollarına düşmüştü. ''Sabah Melih'in dediklerinden sonra emin misin bunu konu etmeye?'' dediğimde ani değişen ruh halim onu hafifçe gülümsetmişti. ''Kıskanılmak hoşuma gitti sanırım.'' dediği sırada hâlâ ayakta olduğumuzdan elimden tutmuş ilerimizde bulunan beyaz ve bordo minderleri olan bahçe takımına ilerletmişti bizi.

''Benim hiç hoşuma gitmedi ama az önce.''

Cidden de hoşuma gitmemişti. Alpay Emir kıskanmıyordu ki. Kıskanacağını anladığı an o kişiyi yok etmeye çalışıyordu. Yoksa benim de hoşuma giderdi sanırım kıskanılmak.

Bilekliğimin takılı olduğu elimi eline hapsedip başparmağı bileğimi okşarken ara ara nabzımda duruyor sonra tekrar devam ediyordu bu olay. Az önceki durum hakkında konuşmak istemediği belliyken konuyu değiştirmek adına onu denemek için ''Melih doğruyu mu söylüyor? Manken gibiler mi gerçekten de?'' diye temkinli bir seste sorduğumda evet de dese hayır da dese iki cevaba da delirecektim şurada.

''Ben ne bileyim yavrum, bakmış ki görmüş it herif.''

''Gözün benden başkasını görmüyor yani, ondan mı?''

İlgilenmiyormuş gibi sormama karşılık yüzümü incelemiş ''Bakarsam gözlerimi oyacak bir kadına sevdalıyım, ondan.'' demişti mimiksiz yüzü ve keyifli sesiyle.

Onun öyle bir adam olmadığının verdiği rahatlıkla saçma tribime son vermişken resmen kendi kendime başlayıp kendim son vermiştim bu duruma. Yanağına bastırdığım dudaklarımı geri çektiğimde ''Çok seviyorum seni.'' demiştim. Bunu dile getirmek o an zorunluluk gibi gelmişti birden bire.

''Biliyorum,'' demişti içli içli. ''Bu güzel kadın da bilsin ki her gün her an şükür sebebim olmuşken aklına başka şeyler getirmesin.'' diye de devam etmişti sözlerine.

''Biraz daha burada kalırsak başka şeyleri de bilmesini isteyeceğim o yüzden, kalk gidiyoruz.'' demişti birden. Onun bu aceleci hallerine gülerken yardımıyla kalkmıştım.

Ciddi sesiyle ''Herkes buradayken bu gün birlikte olduğumuzu bilmeyen kalsın istemiyorum.'' demişti.

Ne yapacaksın Alpay Emir herkesin ortasında tutup öpecek misin, diye sorup bunu yapmasını sağlamayacaktım elbette. Hiçbir şey demeden onun yanında kapıya ilerlerken bir an telefonumu almadığımı düşünsem de annemin yanına bıraktığımı hatırlamıştım.

Dışarı çıktığımızda elimi tutmuş bu sefer onu engellememi dinlememişti bile. İçeriden sesler gelmeye başlayıp kişiler çoğalırken garip bir utangaçlık vardı üzerimde.

Az önce yanımdaki gülen halleri gitmiş yüzü yine kapı duvar olmuştu. Onun bu halini bir yanım 'bak gülüşleri bir tek sana' deyip beni mutlu ederken bir yanım da 'neden böyle bir savunma mekanizması oluşturuyor ki kendine' diye sorgulamadan edemiyordu.

Tok sesiyle ''Sana iki seçenek sunacağım.'' dediğinde gözlerimi içeri giren konuklardan almış ona yöneltmiştim. ''Ne seçeneği?''

Büyük kapıdan içeri gireceğimiz an elimi elinden çekmek istediğimde buna izin vermedi. ''O el oradan ayrılmayacak, hele de böyle bir sebepten.'' dediğinde sesindeki sertlik ısrar etmemi engellemişti. Bizimkilerin olduğu tarafa bakmamaya çalıştığımda oraya doğru ilerlememiz bunu engelleyemiyordu.

Bizimkilerin yanına ilerlediğimizde annemler Allah'tan bir şey demeden kapıya misafirlere hoş geldiniz demeye giderken biz de babaannemlerin hemen yanındaki masaya geçmiştik. ''Yılbaşı için sana sormadan iki ayrı plan yaptım. İkisinden biri illaki olacak.'' demesiyle onun böyle demesine gülmeden edememiştim. ''Yalnız bu pek de seçmek olmuyor, sevgilim.''

''Yılbaşı gelmeden kar yağdı, senin yılın hani güzel geçecek ya. Bense senden alacağım cevaba göre karar vereceğim buna. Bu cevabı alabilmem içinse iki plandan birini yapmalıyız.'' dediğinde merakla dinliyordum onu. O ise benimle konuşuyordu ama gözleri bende değil etraftaydı. Yapmaya çalıştığı şeyse tam olarak 'şerefsiz aramaktı'. Birbirimize doğru oturduğumuz ve biraz da ses olduğundan iyi duymamız için yakın otururken kulağıma doğru konuşması sıcak nefesini hissetmemi sağlıyor beni heyecanlandırıyordu.

Onunla beraber yeni yıla girme fikri bile beni cezbederken seçenekler pek de umurumda olmamıştı şu an.

Tatlı tatlı ''Seninle olduktan sonra bana fark etmez ki,'' dememe karşılık başını çevirip bana döndüğünde ''Şurada olmayacaktık var ya...'' deyip sinirle dönmüştü önüne. Üstelik yanımda küfretme dememe karşılık yine ediyor ama kısık sesle söylüyordu. Yine de onu duyduğumu söylese miydim?

''Sınıyor, sınadığıyla da kalmıyor irademi si-''

''Duyuyorum seni!''

Huysuzca bana dönmüş ''İyi halt ediyorsun.'' demişti.

Bakışları kapıya döndüğünde Serap teyzelerin geldiğini görmüştüm. O da görmüş olacak ki gür sesiyle seçeneklerimi sunmuş hangi seçeneği seçersem seçeyim ikisinde de iki farklı şeyle karşılaşacağımı, ona göre yol alacağımızı söylemişti.

''Ya evimizde ilk yılbaşına beraber gireriz ya da Uludağ'a gider eğleniriz. Karar senin.''

...

''Melih, sen kendini öldürtecek misin ben anlamıyorum ki seni!''

''Defne haklı vallahi Melih, madem kızdan hoşlandın git numarasını falan iste. Ne diye illaki dans edeyim kıskansın falan diyorsun. Sanki sevgilin. ''

''Esma, sen gel o zaman. İki sallanır otururuz bak.'' Melih'in bir milyonuncu ısrarına da göz devirdiğimizde artık bunalmıştık.

Kız tarafından birini beğenmiş önce bana onu Feyza'ya sormamı istemiş ardından sabahki kavgamızı unutmuş gibi sırnaşıp durmuştu istediğini yapayım diye.

''Kızım hadi ya.''

Hâlâ onunla dans etmemizi isterken anlatamıyordum galiba ona. Bizim aileleri ne sanıyordu ki? Tamam iyiydik hoştuk yakındık da düğünde dans etmeyi hoş karşılamazlardı yoksa benlik sıkıntı değildi yani. Üstelik ben de hiç anlamam yani düğünlerde sanki dans etmek zorunluymuş gibi illaki birinin onu kaldırmasını bekleyenleri. Değil Melih, abim bile bir kere olsun kaldırmamıştır beni dansa.

''Sen nasıl bir düşünce yapısına sahipsin çocuk? Biz dans edince kız da gelip yakana yapışacak onu alma beni al mı diyecek?''

Bıkkınlıkla söylediklerime karşı Esma gülerken o, yanımdaki sandalyesinden sertçe kalkmış ''Yarın öbür gün 'Melih ben abinle oynaşmak için şuraya gideceğim beni idare et, dersin ama.'' dediğinde ağzım şaşkınlıkla açılmış masadaki yarısı içilmiş su şişesini alıp koluna vurmuştum. ''Nasıl konuşuyorsun sen be, defol git kimle dans ediyorsan et. Uğraşma bizimle.''

Bizden ona yardım çıkmayacağını anlayınca yanımızdan sonunda gitmişti.

Düğün başlayalı, herkes salona doluşalı saatler geçmişken oyunlar oynanmaya devam ediyor herkes bir arada eğleniyordu. Ara ara kalkan kuzenlerim beni de zorla kaldırmaya çalışsalar da hiçbirine kalmak istememişken yengem ayıp oluyor bak dün de yoktun ortalıkta deyip zorla beni bilmediğim bir halayın ortasına atıvermişlerdi. İlk ve son oyunum olmuştu düğündeki. Oynamayı, eğlenmeyi elbette seviyordum ama bu kadar yabancı gözün önünde olup oynamak pek hoş gördüğüm bir şey değildi.

Abimlerin içeri girmesinden sonra ettikleri dansın hemen ardından halay şarkısı çalmış öyle de devam etmişken benim canım arkadaşım Melih bizi kraliyet ailesinden sanıyor olmalıydı ki edilecek dans için kendine eş aradığı yetmiyormuş gibi bir de beğendiği kızı kıskandırmak için istiyordu bunu. Salak, kız da bunu beğendiyse belki dans ettiği kızı sevgilisi sanıp vazgeçecekti konuşmaktan. Düşünemiyordu işte bunu.

Biz bir masada Elif, Sevda, Aylin, Esma ve Büşra ile otururken Alpay Emir, Büşra'nın yanında gördüğü Faruk ile sinirlenmiş ardından abimin hastaneden tanıdığı arkadaşlarını da görünce iyice dellenmişti. Daha sonra odama geldiği günden bu yana hoşlanmadığı adamın Büşra ile ilgilendiğini öğrenince durulmuştu.

Hastanedekilerin abimin arkadaşı olmasının yanında Alpay Emir'in de proje dolayısıyla yönetimden tanıştığı birkaç kişi olunca ayrı bir masaya geçmiş erkekler olarak orada oturmuşlardı.

Ara ara onlar da oyuna eşlik etmek için kalktıklarında Sevda ile Aylin de bizimleyken onlarla konuşmuş düğün sonrası bir araya gelmek için sözleşmiştik.

Annemin ara sıra beni çağırıp birileriyle tanıştırması, selamlaştırması beni yorarken iyice halsiz hissetmeye başlamıştım kendimi.

Alpay Emir her ne kadar abime tepkili olsa da hem dediği gibi yanımdan ayrılmamış hem de onu yalnız bırakmamıştı.

Asiye teyzelerin ise düğüne gelmemiş olmaları gözümden kaçmamıştı. Annem için şu an bu göze batan bir durum olmasa da düğün sonrası konuşulunca illaki konusu geçecekti.

Konargöçer yaşadığım düğün salonunda bir ara yanımda Alpay Emir'in olmadığı zaman annemlerin ortalıkta olmamasında Serap teyzelerin masaya oturduğumda birkaç kişi gelmiş Alpay Emir ile aramızdakileri sorunca bana gerek kalmadan Serap teyze tepkisini belli ederek cevap vermiş onları susturmuştu.

Beni çileden çıkartan şey ise kınada görmediğim Sumru'nun şu an buraya doğru gelmesi ve bana samimiyetsizce gülümsemesi olmuştu. Onun gelme sebebini anlayamazken bana değil yanımdaki Elif'e adımlaması acaba bunlar eskiden arkadaş mıydı, düşüncesini doğurmuştu. Elif lütfen öyle olmasın bak seviyorum seni iyi kızsın hoş kızsın ama yapma bunu.

''Elif, mahalleye geri dönmüşsün?''

Elif de onu görüp ayağa kalkarken huysuzlanmadan edemedim. Büşra ona anlattıklarımdan ötürü sanırım Sumru olduğunu anlarken diğerleri de pek memnun değildi bu durumdan. Sevgilimi hayali sevgilisi sanan birine iyi davranamayacaktım, kimse de kusura bakmasaydı artık.

''Döndüm de siz taşınmamış mıydınız? Yoksa siz de mi?'' diye sorup konuşurlarken biraz gerilerde oturmamız seslerini duymamı sağlıyordu.

Birbirleriyle konuştukları sıra 'gidin az ötede konuşun' diyemeyeceğimden yerimden kalkmıştım. Nereye gideceğimi de bilemeyince bana soru dolu gözlerle bakan kızlara ''Ezgi'yi alıp geleceğim.'' demiş Serap teyzelerin masaya doğru ilerlemiştim. Ayağımdaki topuklular çoğu spor ayakkabımdan çok daha rahatken öyle mutlu hissediyordum ki yarın ayaklarımın acımayacağının garantisiyle gülücükler saçasım vardı etrafa.

Masada sakince oturan Ezgi beni görünce ayaklanmış kucağıma gelmek istemişti. Onu kucağıma almak topuklu ayakkabılar ve uzun elbise sebebiyle korkuturken buna gerek kalkmadan Alpay Emir yanımda belirmiş bana kollarını uzatan yeğenini kucağına almıştı.

Az önce onun da abimin yanında oyun oynarken görmek zaten ona olan bakışlarımı değiştirirken bir de üzerindeki ceketi çıkarıp kollarını katlaması onunla yalnız kalma isteğimi arttırıyordu. Onun kucağındaki Ezgi ona değil bana uzanıp sarılınca ''Kıymet bilme tamam mı kızım? Seni kucağıma ben alayım sen git Defne'ye sarıl!'' diye sahte bir kızgınlıkla söylendiğinde onun bu hallerine hayranlıkla bakıyordum.

''Siz bir yere mi gidecektiniz?''

''Ezgi'yi alıp kızların yanına gidecektim...'' dediğim sırada Sumru'nun masaya oturmuş olduğunu görünce şaştım kaldım. Büşra bir an önce yanına dönmemi isteyen bakışlar atarken onu görmemişti bile gözlerim. ''Ama gerek yok şimdi gitmeye falan.'' dediğimde omuzumun üzerinden arkama baktığında kolunu tutup ''Ya bakmasana.'' diye çemkirmeden de edememiştim. Ne gerek vardı o kadının seni böyle görmesine? ''Hem sen terli değil misin? Giysene ceketini üzerine.'' dediğim sırada kızgınlıkla Ezgi'yi kucağıma aldığımda o da dünden razıymış gibi kollarını boynuma dolamıştı.

Şu an onların masanın yanında böyle olmamız asla beni utandırmamış üstelik Sumru'nun görmüş olması için daha da çok burada kalmamı sağlıyordu. Emel ablanın bize bakıp Serap teyzeye bir şeyler dediğini gördüğüm an başlamıştı yanaklarımın kızarmaya başlaması. Alpay Emir ise hiçbir şekilde laf etmemiş ceketini üzerine geçirmek için kollarını düzeltmeye başlamıştı.

Sumru'nun gitmediğini görmemle Emel ablanın yanına oturmamdan sonra beraber burada durmamızın üzerimden dakikalar geçmişti ki sırf Büşra'yı yalnız bırakmamak adına geri dönmüştüm. Allah'tan Sumru ve Elif buralarda değildi. Elif'in Sumru ile konuşmasına laf edecek yaşı çoktan geçmiştim üstelik. Ne o öyle küs olduğum arkadaşımla konuşursan seninle arkadaşlık yapmam der gibi...

Saatler geçip gidiyorken yemekler yenmiş takı töreni de fazlasıyla ilerlemişti. Bense yine oradan oraya gidiyordum. Bizimkilerin Emir ile sık sık yakınlıkta olmama karşın bir şey söylememeleri için de bilerek onların masaya uğramam umarım çok da göze batmıyordur.

Ezgi, Büşra ve ben bir ara dışarıya hava almaya çıktığımızda Alpay Emir'in gereksiz kızgınlığından sebep sinirliydim ona. Her neye sinirlendiyse bize denk gelmiş hareket etmemden ötürü açılan önüme laf etmişti.

Onunla zaten iki saat gülüşsek üçüncü saatimiz elimizde patlıyordu. Üstelik Ezgi'nin üşümemesi için onu içeri geri götürüp Büşra'nın yanına geldiğimde Kahraman amcayla yan yana onu sigara içerken görmüş konuşmalarını merakla dinlemiştim. Yani baya dinlemiştim çünkü gayet de bizim hakkımızda konuşuyorlardı.

Üstelik Alpay Emir'i sigara içerken izlemek bu durumdan hiç hoşlanmasam da fazlasıyla göz alıcı duruyordu.

Baştaki konular beni ilgilendirmezken Kahraman amca ona ''Dermanını bulmuşsun, gülüyor yüzün.'' dediğinde vereceği cevabı merakla beklerken sessizliğe bürünmesi üzmüştü beni. Bahsettiği şeyin ben olduğunu ben bile anlamışken o anlamamış mıydı yoksa? Aradan kısa bir vakit geçmiş sonra da ''O bana hiçbir zaman dert olmadı ki dermanımı buldum diyeyim.'' demişti dertli dertli.

Tüm kızgınlığım da haliyle uçup gitmişti. Bundan sebepti demek ona, ben bu yükle yapamam dediğimde ona olan sevgimi yük olarak görmeme karşın bana kırılması.

Kahraman amca boştaki elini Emir'in sırtına koyup ''Senin damatlığı hazırlamaya başlayayım mı?'' diye sorması burada da mı evlilik konusu ya diye beni bunaltırken duyduğum şeyler beni buralardan alıp bambaşka dünyalara götürmüştü.

''Diktin ya damatlığımı, kullanmadım mı ben o hakkımı?'' diye masumca sormasına karşılık Kahraman amca seslice gülmüş ''O, o kızı aklına koyup ben onunla evleneceğim diye bana gelmeneydi. Şimdikiyse onun kalbinde yer etmene.'' deyip ''Üstelik sığmazsın olum sen ona, unut artık onu senden hallice zayıf birine ayarlarız onu.'' demişti.

Duyduklarımın hissettirdiği yoğun duygularla Büşra'yı da alıp içeri geçtiğimde oturmaktan başka bir şey yapmıyordum. Ara sıra edilen ısrarlara gelemeyip sesimi yükseltirken kimse de daha fazla ısrar etmiyordu. Buradaki konu Feyza ya da abim değildi. Tanımadığım onca insan arasında oynamak istemiyordum sadece.

Dakikalar geçip gitmeye devam ederken hiç beklemediğim bir şey olmuş duygusal bir şarkı çalmaya başladığı sırada birkaç kişi dans etmeye çıkarken burada bile iş konuşan Alpay Emir ise masadan kalkıp bana doğru adımlamaya başlamıştı.

Bugün herkes öğrenecekten kastı inşallah benimle dans edip bunu herkese göstermeye çalışmak değildi. Lütfen olmasındı yani. Ben dans edecektim bir de onunla edecektim, evde baş başayken yapsaydık bunu olmaz mıydı?

Yanıma gelip karşımdaki sandalyenin sırt kısmına ellerini koyduğunda direkt ''Hayır.'' derken dilinin ucuyla dudaklarını nemlendirip başını ahsete aheste sallayıp ''Evet yavrum demişti.''

Şu an yanımızda herhangi bir büyük olmadığına dua ederken bu onun pek de umurunda değildi.

''Alpay Emir, saçmalamasan mı?'' diye sorsam bile ona gülümsüyor sanki normal bir şey söylüyormuşum gibi devam ediyordum.

O ise keyfini bozmadan dikleşmiş yanıma gelip elimi tuttuktan sonra kaldırmıştı beni yerimden. Deliydi. Cidden deliydi yani. Zaten herkese her şeye karşı ergen bir velet gibi hareket ediyordu bir de böyle ayakları yere sağlam basıp asla geri adım atmaması kendiyle beraber bu yolda beni de ilerletmesi bizi fazlasıyla hızlı ilerletiyordu.

O kadar utanıyordum ki şu an kimseye bakamıyordum. Üstelik bizi el ele tam da ortada gören çoğu kişide değil şu an bizi fark eden abimdeydi bakışlarım. Ellerimizdeki bakışları yüzüme tırmanacağı an ona değil Alpay Emir'e dönmüş asabice ''Abim öldürecek gibi bakıyor.'' diye söylenmeden duramamıştım.

Bir başımızaymışız gibi hareket edip bedenimi bedenine çektiğinde daha fazla ne kadar utanabilirim ki derken hep daha da fazlasını yapıyordu. Ellerini belime ve sırtıma koyduğunda benim de ellerim mecburi olarak onun geniş omuzlarını bulmuştu. ''Sikimde bile değil.''

Ettiği küfürle yüzüm buruşurken ''Serap teyze senin ağzına acı biber sürmedi mi hiç ne bu edepsizlik ya!?'' diye söylenmeme karşılık şarkının ritmiyle yavaşça hareket ediyordu bedenimiz. Cidden sevgililerin dans ederken bunu konuştuğuna emin miydik? Yani bizde mi bir anormallik vardı?

''Bir tek senin yanında edepsizliğim tutuyorsa demek ki''

Onun verdiği cevaba göz devirdikten sonra etrafıma bakayım demiştim ki ''Eğer etrafına bakarsan kollarımdan çıkmak isteyeceksin ve ben buna müsaade etmeyeceğim.'' dedikten sonra yüzünü yüzüme yaklaştırmış ''O yüzden güzelim, gözün benden başkasını görmesin.'' demişti.

Gözlerinden kaçırmak istediğim gözlerim etrafa da bakamayınca boynunda sabitlendi.

Ona tepkimi belli ederken omuzlarındaki ellerim hafifçe sıkılaşıp bollaşıyordu. ''Babam eve almayacak beni senin yüzünden.''

Ben adamı uyarmak adına böyle yaparken o sanki ona masaj yapıyormuşum gibi küstahça bir de ''Enseme doğru yaparsan daha iyi olur yavrum.'' demişti.

Bu halleri artık sinirlerimi bozarken dengesizce gülmüş ''Sinirimi bozuyorsun Alpay Emir.'' deyip aynı zamanda da isteğini yerine getirip ellerimi ensesine ve saç diplerine götürmüştüm.

Yüzüne gülerken gözlerim ateş saçıyor elimin altındaki ensesini de masaj yapar gibi sıkıp bırakıyordum. Rahatladığı her halinden belliyken kendisini elime daha çok yerleştirmeye çalışır gibi hareket ettirmişti hafifçe. ''Alpay Emir cidden şu an yaptığımız şeyin farkındasın değil mi?''

''Sağa doğru yapsana biraz.''

E ama sen baya baya gel beni yumrukla diyorsun. Okşar gibi masaj yapmak şöyle dursun tırnaklarımı ensesine geçirdiğim gibi edepsizce küfür savurmuş ''Defne!'' diye de uyarmıştı beni. Kızgınlıkla ''Asıl şu an beni baştan çıkarmaya çalışan biri olarak görünüyor olman senin kapı önüne konmana sebep ama korkma benim yatağımda yerin hazır.'' diye söylenmesi sonlara doğru beni rahatlatıp alay etmeye evrilmişti.

''O zaman sen de şöyle yapıp durma. Herkesin ortasında dans etmek ne-''

Alpay Emir'in omuzuna biri çarpınca dengemiz sarsılmıştı ama Emir belimden sıkı sıkıya tutunca hiçbir sorun olmamıştı. ''Sen beni düğün günümde katil mi edeceksin ulan!''

Abimin Emir'in omuzuna bilerek çarptığını söylememe gerek bile yokken Alpay Emir hiçbir şey olmamış gibi benimle beraber bedenini hareket ettirmeye devam ediyordu.

''Duydum ki düğün bitmeden ikimizden biri katil olacakmış, ben de sevdiğim kadınla dans edeyim dedim.''

Gözlerimin içine baka baka konuşurken söylediği şeyler abimeydi. Abimin yüzü az önceden beri oynamaktan mı kızarmıştı yoksa sinirden mi bilmiyordum ama Feyza'nın homurdanmalarını bile duymuyordu.

''Ayrıca yanlış anlama... Öleceğimden değil öldüreceğimden ediyorum dansımı, çünkü senin çok güvendiğin o pezevenk arkadaşlarından biri damat odasında kırılan burnunu düzeltmeye çalışıyor.''


İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


  • Instagram
  • Whatsapp Kanal
  • Spotify
  • Pinterest
  • wattpad

© 2026 Rubeyyka. Tüm Hakları Saklıdır.

bottom of page