25. Bölüm
- rubeyyka

- 26 Kas 2025
- 71 dakikada okunur
Bölümde cinsel içerik mevcuttur.
Üzerimdeki sersemlik devam ederken Alpay Emir şaşkınlığımdan yararlanarak sağ yüzük parmağıma geçişmişti bile yüzüğü. Parmağıma tam olan yüzükten gözlerimi zar zor alıp gözleriyle buluşturmuşken yüzünde daha önce hiç görmediğim içten, ince bir gülümseme vardı.
Elimdeki yabancı cisme bakıp tekrar ona bakarken benim de yüzümde yavaş yavaş bir gülümseme oluştuğunu hissettim. ''Şimdi, sen bana evlenmemizi mi teklif ediyorsun?'' diye mutluluk ve şaşkınlıkla sorduğum soruya karşılık başını hafifçe yana eğdi ve bilmiyorum der gibi büktü dudaklarını.
''Yani, teklif değil de... Daha çok hadi evlenelim dediğimin simgesi gibi düşün.''
Bu dediklerine seslice gülerken ne yapacağımı, ne diyeceğimi bilemediğim için hareketlenip kollarımı sarmıştım boynuna. Ona uzandığım sırada aramızda katladığı bacağı olması sebebiyle uzak kalırken yaramın acıması bile umurumda olmamıştı. O yaranın acısını unutturan, mutlulukların daha belirgin olduğundandı bu umursamazlığım.
Adı üzerinde yaraydı. Açılır, acır, kapanır, gerçekliği için izi aranır.
Bu evreler şu an öyle anlamsızdı ki düşünmek istemiyordum. Ben düşünmek istemiyordum ama beni düşünen adam bunu düşünmüş beni kucağına çekmişti bile aramızdaki mesafeyi kapatarak. Bacakları üzerinde oturur haldeyken kendimi geri çektiğimde tek diyebildiğim yüzüğü, yüzüğümü gösterip ''Ama bu çok güzel,'' idi.
Ellerim yüzünü kavrarken benden başka hiçbir şeye bakmasını istemiyordum. ''Evimiz, yüzüğüm... Her şey o kadar güzel ki. Ne diyeceğimi bile bilmiyorum.''
Şu yarım saattir yaşadığım mutluluk öyle büyük bir haz veriyordu ki hissettiğim sevinci nasıl belli edeceğimi, göstereceğimi bilemiyordum. Üstelik sulu gözlülüğüm tutmuş gibi geldiğimiz andan beri devamlı gözlerimin yaşlarla dolması da tüm dengemi altüst etmişti.
Dudağımı yanağına kocaman bastırırken ellerim de boynuyla çene kemiklerindeydi. Az önce benden kaçar gibi çıkıp gitmesini bile sineye çekmişken şimdi tutuşumun sıkı olması sanki gitmemesi içindi.
Sesim, duyduğum sevinçten ötürü yüksek çıkarken güldüğümden sebep de parça parça çıkmıştı söylediklerim. ''Aşığım ben sana... Hem de var ya o kadar çok aşığım ki ağlayacağım şimdi daha fazla olamıyorum diye.''
Az önceki elini ayağını nereye koyacağını bilemeyen Alpay Emir gitmiş her zamanki kendinden emin, adını duruşuna meyletmiş adam geri gelmişti. Bacaklarımdaki eli baskısını arttırırken küstahça ''Biliyorum,'' dedi. Sonra da çeneme dudaklarını bastırırken ''Ben de,'' deyip az önce öptüğü yerin biraz daha yanını öptü. İçli içli ''Aşığım,'' derken dudağımın kenarına da küçük bir öpücük kondurduğunda ''Sana.'' deyip bıraktı öpmeyi.
Şu an bile aklım onun beni öpmesindeyken az önce kendini çekmesi kırmıştı işte hevesimi.
İyi ki öyle dedi çünkü böylelikle benim de aklım yerine geldi. Bana benimle evlenir misin, dememişti ki. Resmen emrivakiliğini konuşturup zorla kabul ettirmişti. Elbette değil sormasına, bir yüzük alıp bunu dile getirmesine bile gerek yoktu benim için.
Onunla bir olmayı isteyecek kadar onu severken gidip de başkasıyla evlenecek halim yoktu.
Sadece kendimce doğru zamanı bekliyordum onunla beraber bu yükü omuzlayabilmek için. Üstelik bu adam her defasında evlilik düşüncesini empoze etmeye çalışırken şimdi bunu düşünüp böyle bir şey yapması bile beklediğim bir şey değildi.
Hem... Bizim bir evimiz vardı ve biz şu an bu evde böyle güzel bir an yaşıyorduk. Bu evde yaşamak için, bu evi yuvaya çevirebilmek için de o büyük adımı atmamız gerektiğini söylemeye çalışıyor, bunu yapabilmem için de kendince çabalıyordu. Evimizdeki ilk gün yüzümüzden eksik olmayan gülüşlerin bir ömür devam etmesi için her şeyi yapabilecek güçte hissediyordum kendimi. Ne evlilikten ne de getireceği sorumluluklarda korkum vardı şu an. Hadi gidip evlenelim dese paşa paşa gidecektim istediği yere.
''Parmağındaki şu soğukluk tenime değiyor ya, bu benim için ne denli büyük bir şükür sebebi anlatamam. Değil her gün, her dakika bunu düşünmesem, şükretmesem elimden kayıp gidecekmişsin gibi.''
Elimi eline alıp avucuma değil de biraz daha kenarına, yüzüğün de oldu parmağıma doğru dudaklarını bastırırken tek bir damla akmıştı gözlerimden. Sonrası da peş peşe düşüvermeye başlamıştı.
Kollarım tekrardan boynuna sıkı sıkı sarılırken yüzünü boynuma, saçlarımın arasına gömmesiyle daha da duygusallaşmıştım. Kısık sesle ''Niye böyle hissediyorum ki?'' deyip sızlanırken ağlamaya devam etmeme bir şey demedi. Belki de rahatlamamı istedi. ''Bu his çok fazla, çok güzel...'' Bir eli belimde biri sırtımdayken onun yaydığı huzur, hissettirdiği güven öyle kuvvetliydi ki saatlerce böyle kalmak istedim. ''Senin bana bir bakışın bile dünyanın en mükemmel kadını gibi hissettirirken bunlar çok ama çok fazla.''
Eli sırtımda hareket ederken boynumdaki saçlarımdan çekti dudaklarını. Tok sesi kulaklarıma ulaşırken tekrardan bastırdı aynı yere dudaklarını. ''Keşke olsa ama değil.'' Kendini de geri çekince açılan kollarım omuzunda kaldı. Elleri yüzüme ulaşıp gözyaşlarımı silerken ''Tamam, mutluluktan aksın dedik de bu kadar da değil.'' dedi kızgın bir sesle. Kızgınlığı güldürürken ''Canım yanıyor her defasında sen böyle olunca.'' dedi. Azarlar gibi konuşarak beni kendime getirmeye çalıştığını anlamış ve ona ayak uydurmuştum.
Böyle bir anda burnumu çekmek istemezdim ama bunu da yapmak zorundaydım. Akan burnumu çekip onun ellerini itelerken silmiştim gözlerimi. ''Ağlamıyorum ki kendi akıyor.'' deyip hareketlendiğimde bırakmayınca ''Yüzümü yıkayacağım.'' diyerek açıklama yapmamla kucağından inmeme izin vermişti.
Soğuk suyla yüzümü yıkamalı, birazcık yalnız kalmalı ve kendime gelmeliydim.
Banyoya adımladığım sırada o da ayaklanmış üzerindeki gömleği çıkararak giyinme alanına girmişti. Elbette gömleği çıkaran ben olmayı isterdim ama bu saatten sonra da buna adım atacak cesaretim yoktu.
Aynanın karşısına geçtiğim sırada kızaran burnum ve yanaklarımdan daha çok parmağımdaki yüzük çekiyordu dikkatimi. İçim içime sığmıyor ayaklarım da yere basmıyordu. Kalbimin de bedenimin de zaten ona ait olduğunu hissederken parmağımda onun yüzüğünü taşımak bir farklı geliyordu işte.
Daha fazla oyalanmamak ve içerideki canım adamı yalnız bırakmamak için hızlıca elimi yüzümü yıkarken Alpay Emir'in rastgele kenara koyduğu kolyelerimin birbirine karışmış olması bile sıkamadı canımı. Yani başka zaman olsa şunun için bile çoktan kavga etmiş olabilirdik.
Odaya geri dönerken banyo kapısının aralık olmasından ötürü herhangi bir ses oluşmadığından camdan dışarı bakan canım adam geldiğimi hissetmemişti. Açıkçası benim de işime gelmişti. Arkası dönükken ona adımladığımı hissetti ve döndü. Kollarımı beline sararken yanağım omzuyla göğsü arasında kendine yer buldu. Üzerindeki kalın ve siyah kapüşonlu sweatshirtün yumuşak yüzeyi yanağımı okşarken iyice sıkılaştırmıştım kollarımı.
''Artık sorabilir miyim sorularımı?''
Mırıldanır gibi çıkan sesimle aynı zamanda göğsü havalanırken derin bir nefes aldı. ''İyi bile dayandın,'' dedi normal bir ses tonuyla. ''Açıkçası sürekli bir şeyler soracağını ve beni telaşlandıracağını düşünmüştüm.''
Kendimi geri çekerken elini tuttum ve yatağa doğru ilerledim. ''Ben de anlamadım ki nasıl sustuğumu. Galiba o sıralarda dilim tutuldu. Artık dayanamıyorum işte, sevgilim. Öyle çok soru var ki zihnimde hepsi gidecek ve ben yine hiçbir şey soramayacağım diye korkuyorum. Artık not alacağım merak ettiğim her şeyi.''
Tek nefeste konuşmam yorarken yatağa geçip oturdum. Alpay Emir de isteğimi anlamış gibi karşıma geçip sırtını yatak başlığına dayayarak uzattı bacaklarını. ''Bir dahakine öyle yaparsın,'' dedi gülerek. Hemen yanına bacaklarımı dizlerimden büküp üzerine oturmuşken ''Gel kucağıma,'' dedi ve kolunu belime uzatıp kendine doğru çekecekti ki buna ''Hayır,'' diyerek engel oldum.
Fazla yakınlığa gerek yoktu. En azından olmamalıydı. Çünkü ben birazcık kendimi tutamamaktan korkuyordum.
''Sana yakın olunca aklım karışıyor, iyiyim ben böyle.''
Gizleyip saklamadan bunu dile getirmem onu güldürürken ısrar etmedi. O da biliyordu ki kucağına oturursam bizim için pek de iyi şeyler olmazdı.
Başını hafifçe eğerek onayladı ve ''Peki,'' dedi. Kollarını göğsünde birleştirirken sırtını yatağın başlığına dayadı ve ''Hazırım sorularını cevaplamaya.'' diye belirtti.
Aslında öyle çok şey vardı ki öğrenmek istediğim. Mesela hastane konusunu ikimiz de aramızda kapamışken merak ediyordum olanları, tepkilerini, hissettiklerini. Melih'e rahatça yokluğumdan korkup korkmadığını bile sorarken ona soramamak, çekinmek farklı hissettiriyordu. Ya da bu ev meselesi... Ev değil evimiz.
Evimiz ne zamandan beri vardı mesela, evet ben orada gördüğüm zaman çok beğenmiştim ama o zamandan beri varsa, bu biraz fazlaydı. Bizim aramızda herhangi bir ilişki yokken böyle bir şey yapmış olması gerçekten de normal değildi.
Başka başka konularda daha birçok sorum vardı ona. Ama birden bire aklıma düşen şeyle kaşlarım çatıldı aniden. Bugün günümüzü mahveden o konu...
''Kimdi o kadın?''
''Ne?''
Yüzümün düşmesiyle onun da yüzü değişirken sorumla da iyice sinirli bir yüz ifadesine bürünmüştü. Sesi de sertleşirken asabi bir halle ''Ne kadını Defne?'' diye sordu. Güleyim bari. Böyle olunca da elim kolum rahat durmuyordu ki. Elim boşlukta hareket ederken başladım saymaya. ''Bugün telefonda bahsettiğin hani... Yok yemekleri çok güzelmiş de yok gidince yermişiz de. Buraya gelmeyecektik değil mi? Ben laf edince gitmekten vazgeçtin gideceğimiz yere.'' Söylediğim her sözle yüzü gevşerken pis pis sırıtıyordu bir de. Bu hali iyice sinirimi bozarken bana doğru eğildi ve daha sert bir tutuşla kolumdan çekerek kucağına gelmemi sağladı. Engel olmaya çabalasam da hiçbir şekilde bırakmadı. ''Bak cevap vermemek için şöyle şeyler yapıyorsun ya, seni öldüresim geliyor her defasında.''
''Saçmaladım orada.'' dedi hareket etmemi engellemek istediği için suyuma giderken. ''Buraya gelecektik yavrum yine. Sonuçta burada yemek yapacaksın, ondan öyle demiştim de ben ne dediğimi biliyor muydum sanki o an. Kendi kafama sıktım üstelik.'' derken kollarını belime sardı. ''Koca iki gün hasret kaldım ama yüzümüze bile bakılmadı.'' dedi burnumun ucunda küçük bir buse kondururken.
Ellerim göğsünü bulurken ''Ben miydim yani o güzel yemek yapıyor falan dediğin?'' diye yumuşamıştım bile. Çünkü hemen tak diye oturmuştu söylediği şey zihnime. Başka bir ihtimal yokmuş gibi ''Öyle.'' dedi ve devam etti. ''Daha önce gittim ama yemeklerini orada yemedim de demiştim üstelik.''
Ay Alpay Emir aklım çıkmıştı yani sen de...
''Yaparım tabi,'' diye ince bir sesle konuşurken omuzlarım da hafiften çökmüştü duyduklarımın güzelliğiyle. ''Sen ne istiyorsan yaparım hem de.'' dediğim sırada bacakları üzerindeyken ona daha da yaklaşacaktım ki herhangi bir yakınlaşmayı başlatan olmak istemediğim için ''Uzanacağım,'' deyip yanına kıvrılıvermiştim bacakları üzerinden kalkıp.
''Sen öyle kadın falan deyince aklıma neler geldi neler. Yani hiç hoş değildi.''
Bir şey demesine izin vermeden tekrardan konuşurken göğsüne yatmamı sağladı. ''Burası... Ne zamandır var. Yani inanılır gibi değil. Ben o kâğıtları göreli birkaç yıl olmuştur.''
Yanlış hatırlamıyorsam hemen hemen 3-4 yıl önceye denk geliyordu bu yaşanılan şey.
Eli saçlarımdayken konuşmaya başlamıştı dingin bir ses tonuyla. ''O zamanlar daha bitmemişti proje ama inşaata başlanmıştı da aynı zamanda. Sitenin kaba inşaatı biteli bir buçuk yıl oluyor. Ablam senin sorularını bana taşırken sürekli beğendiğini söylediğini dile getirince de aklımdaydı aslında buradan bir ev bakmak. Sonuçta beğendiysen güzeldir yani. Ama yine de böyle bir şeye kalkışmak istemiyordum doğrusu.''
Saçlarımın arasındaki eli kısa bir ara durdu. Aklına gelen şey sanırım komik bir şeydi çünkü güldü ve ''Bu arada...'' dedi tekrardan saçımı parmağına dolamaya başladığında. ''Geçmiş olsun yavrum. İki ev arkamızda Feritler oturuyor.''
Ferit diye bahsettiği kimdi hatırlayamamıştım. Hafifçe doğrulup yüzüne bakarken merakla ''O kim?'' diye sormuştum. Kim olduğunu sormama şaşırmış gibiydi. ''Çok konuştuğu için laf etmiştin, Güliz'e.'' dedi alay etmekten çok tanımama yardımcı olmaya çalışarak. ''Ferit de onun eşi, hatırladın mı? Zaten beraberken de evi ağzından kaçıracak sandım.'' deyip gülerken kalkmıştım göğsünden. Tanıştığımız arkadaşlarından bahsediyordu ve daha yeni anlıyordum. ''Aa şimdi hatırlardım. Sana bakıp benim için bundan sonra zaten sık sık görüşürüz gibi bir şey söylemişti. Bu yüzden miydi yani?''
''Öyle, zaten onlar burayı almasa pek yanaşmıyordum almak için. Bir kere mahalleye uzak kalıyor,'' deyince benim gülen suratım yine sirke satmaya başlamıştı bile. ''Şu suratının değişmesi tek söze bakıyor anasını satayım. Bir şey mi dedim?'' dedi tepkisini göstererek. Tekrar göğsüne yatırırken ''Yemekte de tepkini merak ettiğim için açayım dedim konusunu oturup ağlamadığın kaldı.'' dedi ciddiyetle. ''Senin hiçbir zaman ailelere yakın olmak istemediğini biliyordum ama merak etmiştim fikrini bana söyleyip söylemeyeceğini. Defne, bana daha o an söylemeliydin istemediğini ve aklında farklı bir fikir olduğunu.''
''Serap teyze, Emel ablaya sizin apartmandaki dairelerden biri için konuştuğunu söyledi. Sen de daha önce hiç konusunu açmayınca... Yani biz hiç konuşmamıştık ki böyle ciddi bir konuyu. Ne bileyim işte. Bir garip hissettim. Elbette seninle olduktan sonra her yerde yaşarım... Hem sen ailenle bir arada olmayı seviyorsun sonuçta, nasıl diyecektim ki istemiyorum diye?''
Söylediklerime, daha çok ona fikrimi söylemediğime sinirlenmiş olsa da şu an gizlemeden saklamadan düşüncelerimi söylediğimden dolayı bir şey söylemiyordu. Yerimde rahat duramayıp kalkarken bu kadar hareketli olmama bir şey demedi, şimdilik. Yanında bağdaş kurup oturmuşken o da uzanmaya devam ediyordu. Kolunu belime sardı ve aramızdaki o kısacık mesafeyi de beni kendine çekerek sıfırladı. Boştaki eli kucağımdaki elime giderken ''Tanımışsın beni.'' dedi alayla ve parmaklarını parmaklarıma geçirirken devam etti daha ciddi bir ses tonuyla.
''Ailemle bir arada olmayı seviyorum, uzak kalmaktan hoşlanmıyorum ama kaçırdığın bir nokta var. Benim ailem bu saatten sonra sensin.''
Sarf ettiği cümleler kulaklarımdan önce kalbime ulaştığından fazlasıyla hareketliydi sol göğsümün altı. Bayram günü, kapısına dayandığı evden şeker değil de para almış bir çocuk kadar sevinçli olduğumdan kıpır kıpırdı içim. Solum kıpırdanırken soluğum kapanıyor gibi bir histi bu.
Eriyip gidiyordum bu kollar arasında. ''Yaa...'' diye miyavlayıp ona doğru eğilirken ıslak bir öpücük kondurmuştum yanağına. Yüzüne dökülen saçlarım sakallarına takılırken bu görüntü daha da farklı hissettirmişti. Yani ben de isterdim rahatça ona sırnaşmayı, öpüp koklamayı ama bu saatten sonra biraz zordu açıkçası.
Bu tepkime gülerken ''Ayrıca yok ben seninle nerede olsa yaşarmışım falan...'' deyip dilini damağına vurdu ve olumsuz bir ses çıkardı. ''Yemezler küçük hanım.'' dedi. ''Baktım dediğim evi alsaydım suratıma bile bakmazdın.'' diye devam ederken bana inanması için azıcık şımararak ''Yaa niye inanmıyorsun ki, sevgilim? Doğruyu söylüyorum.'' diye diretmiştim elimi koluna koyarak ama güldü sadece. ''Ben seninle her yerde yaşarım... Ama işte bazı yerler hariç.''
Şımarmama karşı gülerken ''Neyse güzelim,'' dedi konuyu uzatmamak için. ''Sen burayı beğendiysen, sorun yok.''
Beğenmek mi? Alpay Emir buranın güzelliğini ve beğenmiş olmamı sana nasıl anlatabilirim inan bilmiyorum. ''Beğendim, çok beğendim ama biraz büyük değil mi Alpay Emir? Yani iki kişiyiz, bizim için çok ama çok büyük bir ev burası. Tüm odaları kullanmamızın imkânı bile yok. Ki bazı odalara girmedik bile. Şuraya baksana, burası bile kocamanmış.'' Söylediklerimi doğrulamak ister gibi odayı, odayı değil odamızı tekrar incelerken bir kere daha kalpler fışkıran gözlerim her bir ayrıntıya dokunmuş, bir kere daha bu adama âşık olmuştu.
''Bugün iki kişi oluruz yarın üç.'' deyince ona dönmüştüm. Göz kırpıp başını sallayarak ne var bunda der gibi bakmıştı. Yüzünde silik bir tebessüm varken ''Bakmışsın birkaç seneye dört, beş... Bu çok da büyük bir sorun değil bence.'' diye devam etti.
Bahsettiği konunun açılmaması için bakışlarımı odanın içine doğru kaçırdığımda sesli bir nefes aldı sadece. Kaçtığımı anladı, kovalamadı. O da farkındaydı bence bu konuyu konuşmamız için çok ama çok erken olduğunun. Onun küçük çocuklara karşı nasıl ilgili olduğunu da biliyor olmak garip hissettirmişti. Değil çocuğu, evlenmeyi bile doğru dürüst hayal etmemiş biri olarak garipti bu konuları düşünüyor olmak.
Üstelik ben öyle kız arkadaşlarıyla bile bir arada olup böyle şeyler konuşmamışken şimdi sevdiğim adamla geleceğimiz hakkında konuşmak biraz utandırıyordu.
Defne... Bu, yüzüğü bile sana sormadan taktı parmağına. Ya çocuğu da sormadan şey yaparsa... Hem utanıyorum ne demek? Çocuğu yapma aşamasında utanma, gel burada konuşurken utan.
Güzel anların katili, normal halimin faili olan iç sesimi zar zor sustururken mest olmuş bir şekilde ''Aklım almıyor hâlâ. Burası bizim mi şimdi?'' diye heyecanla konuşmama karşı bir şey demedi. Tekrar ona döndüğümde sadece tepkilerimi izliyordu. Boştaki elim yanağına, sakallarına giderken parmak uçlarım yanağını okşar gibiydi. ''Peki, ne zamandır burası böyle, yani gelip kaldığını söylemiştin...'' Öyle güzel baktı ki yanağındaki elimi saçlarının arasına sızdırmıştım.
Sanırım benim için sevdiğimi belli etmek dokunmaktan geçiyordu. Süslü sözler, güzel şarkılar ya da anlamlı hediyelerle değil de sanki sevdiğime temas halindeyken bunu belli edebiliyormuşum gibi hissediyordum.
Şimdi, avucumu kaşındıran yumuşak saçlarını okşuyor olmak benim nezdimde sana aşığım demekti belki de. Öpüp koklamak; sana seni sevdiğimi söyleyemiyorum, söylesem de eksik kalacak biliyorum, bu yüzden de tenimin sıcaklığını tenine armağan ediyorum demekti. Bedeninin bedenime karışmasını istemek ise ruhum sana karışmak istiyor, ancak böyle seni sevdiğimi sana gösterebilirim, diğer türlüsünü bilmiyorum ki sevgilim dememin başka bir şekliydi.
Ona öyle dalıp gitmişken ''Alalı bir yılı geçmiştir,'' dedi pek ilgilenmeyen bir sesle. Hayal dünyasından çıkıp gerçek hayata adım atarken alalı demesiyle biraz tedirgin olmuştum açıkçası. Bulunduğu muhitten bile belliyken evin değeri... Çok fazla olmalıydı. Tamam, iyi kazanıyordu. Maddi açıdan bir sıkıntısı olmayabilirdi ama böyle bir şeyin masrafını omuzlaması... Fazlaydı. Bu konulardan bahsedersem hoşlanmayacağını, hatta tersleyeceğini bildiğimden en sonra bırakmıştım bu konuyu.
Gerçi benim sonradan bu konuyu açmama bile gerek kalmadı.
''Yani biraz ani gelişti. Planlı değildi açıkçası. Ne bende ne de Ferit'te bu evleri alacak bir bütçe vardı. Şirket, çalışanlarına kolaylık sağlıyor böyle durumlarda. Herhangi bir alımda hem ödemede hem ücrette yardımcı oluyorlar. Bunu kullanan çok oluyor. Ferit de beraber alırsak daha uyguna geleceğinden hesap kitap yapınca birden gelişti işte. Sen şimdi osuydu busuydu takacaksın. O yüzden söylüyorum bunları. İnan seninle şu para pul mevzularını konuşmak hiç hoşuma gitmiyor.'' dedi gerçekten de hoşuna gitmediğini belli ederek.
Oysa bunda herhangi bir problem yoktu ki. Eğer gerçekten de bir aile olacaksak bunları konuşmak zorundaydık. Evimizi ilgilendiren şeyleri nasıl ki beraber yapmak zorundaydık herhangi bir masrafı da beraber karşılamalıydık bence. Böyle düşünmemin tek sebebi bir işimin olmasıydı. Kazanıp biriktirdiğimi ailemiz için harcamayacaktık da ne için harcayacaktık ki?
Hani o parayla gezip dolaşacak çeşit çeşit gecelik alacaktık? Yalan söyleme Defne. Sen koca parası yemek için dünyaya geldin. Kendi paranı da sonra harcarsın artık. Dua edelim de Alpay Emir terfi falan alsın. Hem... Acaba Almanya'da olduğu süreçte maaşını hangi birimle alıyordu? Euro ise hemen ilk çalışma gününde evlenebilirsiniz bence.
Parmaklarım saçları arasında hareketlenirken ben de yarı yatar hale gelmiştim yanında yavaşça. Gittikçe kayarak başını yastığa yaslamışken ben de yanında dirseğimden destek alarak hem oturur hem yatar pozisyondaydım işte. Saçlarını okşadıkça gözleri kapanırken bir kolunu başının altına koydu. ''Birkaç ay boş kaldı burası. O sıra hiç uğramadım.'' dediğinde duraksamıştım. ''Niye ki?'' Yahu zaten sormasam adam konuşacak belli ki, ne diye atlıyorsam. Sadece birden meraklanmıştım.
''Feritler yerleşirken yardım için uğradım birkaç defa siteye, hiçbirinde evin kapısından giremedim.'' dediğinde sesindeki tınıdan az çok sezmiştim durumu. ''Tamam, hep bir umudum vardı ama... Bu bambaşkaydı, Defne. Evin var, evim dediğin yere huzur getirecek kadın hayatında değil. Olmadığı gibi olacak mı belli değil. Aklıma bile getirmediğim, düşünmek istemediğim gerçek tokat gibi çarpıyordu her defasında suratıma şu kapıya geldikçe.'' Bana değil de kendi kendine konuşur gibiydi ve sırf devam etsin diye nefes bile almıyordum. Durmasın, anlatsın istiyordum her şeyi.
''Nasıl oldu hatırlamıyorum, bir gün işten çıkınca kapıda buldum kendimi. Girdim içeri, koca evde bir başıma nefes alamadım. Bomboş ev bile bazen bunaltıyormuş insanı. Bahçeye çıktım, sabaha kadar oturdum. Sonrasında yattım, uzandım. Koca bahçedeki çimler çivi oldu sırtıma batı, hâlbuki ben o güne dek en rahat uykumu çekmiştim. Başımın altında yastık değil katladığım ceketim vardı ama inan bana en konforlu yastıktan çok daha rahattı.''
Göğsü havalanırken gözleri açıldı ama bana dönmedi. Tavana dikti, birkaç saniye öyle kaldı. Bomboş tavana öyle dolu dolu baktı ki bu durumda kendimi suçlamaktan başka bir şey yapamadım.
Ağır ağır yutkundu, âdemelması yavaşça hareketlendi. Göğsü bir kere daha havalandı. İçine çektiği havayı bile rahatça geri veremedi. Durgunlaşan sesiyle o günleri sanki tekrardan yaşıyormuş gibiydi. ''Ben bahçedeydim, sen evinde. Oysa benim için o gece ikimiz de bu evin içindeydik.'' dediğinde hafifçe çevirdi başını, gözlerim hariç yüzümün her bir noktasında dolaştırdı kederle parıldayan koyu yeşil gözlerini. ''Zaten o günden sonra da yandaki odayı düzenlemeye başladım. Artık gelip gitmek daha kolay olmuştu çünkü artık sen de buradaydın.''
Hareketlenip yanına uzanırken karnının üzerinden beline uzanmıştı kolum. Böyle olunca da beni kabul etti, kolunu belimden geçirip sıkı sıkı sararken içmediğim ilaçtan ötürü ağrıyan karnım umurumda bile değildi.
Dudaklarımı boynuna bastırırken sessizce ''Özür dilerim,'' demiştim sanki bir işe yarayacakmış gibi. ''Benimle olmayı isteyip de bana kavuşamadığın günler kadar yanında olup dibinden hiç ayrılmayacağım.'' diye fısıldarken çene kemiğine konmuştu dudaklarım. ''Hiç kurtulamayacaksın benden. Hiç bırakmayacağım seni.''
Başımı omuzuyla boynu arasına yerleştirirken ağaca sarılan koala gibi sarılmaya çabalıyordum ona. Bu halime tebessüm etmesi bile bana yeter de artardı bile. Bacaklarımı bacakları arasına alırken onu da rahatından etmiştim gerçi. Buna hiç laf etmedi ve saçlarımdan öptü derince.
''Kendini kötü hisset diye anlatmıyorum yavrum bunları. Sordun söylüyorum. Eğer böyle durgunlaşacaksan...''
Aceleyle ''Tamam tamam, yok bir şeyim.'' derken bile birçok şeyim vardı. Canlı tutmaya çalıştığım sesimle ''Bugün gerçekten de başını ağrıtacağım dedim ya sevgilim, sen bence beni bahane ediyorsun bak. Durgunlaştığım falan yok benim. Daha neler soracağım neler.'' diye devam ettiğimde dudaklarımı kocaman kocaman bastırdım yanağına.
Sonlara doğru sesimde yeniden neşe kırıntıları oluşunca sanki bu mümkünmüş gibi daha çok göğsüne çekmişti beni. Bedenimin yarısı yanında diğer yarısı da üzerindeyken bacaklarımı bacakları arasına hapsetmesi kıpırdamamı engellemişti.
''E ama bir şey soracağım,'' diye konuşmam biraz saçma olmuştu ama ikimiz de bozuntuya vermemiştik. ''Buradan kimsenin haberi yok mu şimdi? Yani o zaman niye Nihat amca sana ev bak dedi ki? Alpay Emir, Serap teyze bilmiyor değil mi? Bir de biraz hevesli hevesli konuştu Emel ablayla biliyor musun? Ya kızarsa bize?''
Herhangi birinin verebileceği tepkileri düşünürken hareketlenip kalkacaktım ki hem bacaklarını hem de belimdeki elini sıkılaştırmıştı. Tok sesiyle beni durdururken ''Sorunu soruyorsun cevabı almadan uçuyorsun.'' diye kızmıştı durduk yerde. ''Dur durduğun yerde bacaklarına da dikkat et benim sabrımı sınama.'' diye söylenmesi dudaklarımı bükmeme sebep olmuştu.
Sesimi kalınlaştırmaya çabalayarak ''Benimle oynama, Defne. Sabrımı sınama, Defne.'' diye kısık sesimle onu taklit ettiğimde sırtımdaki eli ensemi buldu ve saçlarımla beraber ensemden tutarak hafifçe uzaklaştırıp yüzüne bakmamı sağladı.
''Koparacağım senin o dilini.'' diye tehdit etti beni.
Adama bak... Yiğidim ne bu haller; sanki sokaktaki kediyi kaldırıyorsun ensesinde böyle tutup, diyemedim tabi. Yemedi yani. Yoksa çiğ çiğ yerdi beni. Zaten böyle bakmaya devam ederse de yiyecek gibiydi.
Az önceki halimizden sıyrıldığımıza mutlu olurken çemkirir gibiydi sesim. ''Ay sana da bir şey denmiyor. Al bak duruyorum işte.'' deyip hiç hareket etmeden durmaya çalıştım göstermek için ama dayanamayınca kalkmak için hareketlendim. Kolları arasından çıkamayınca da karnına koyduğum elimden destek alarak kalkmaya çalışırken ''Hatta kalkacağım sana dokunmayacağı-'' dokunmayacağım, diyemeden içine çektiği karnıyla ''Gör,'' dedi yüksek sesle başını yastığa bastırırken. Sonra da homurdanmaya başladı. ''Allah'ım ne olur gör, bak. Ben de insanım, yapamıyorum değil yaptırmıyor. Eli kolu rahat durmuyor.'' diye ağzının içinden söylenmeye başlayınca ne yalan söyleyeyim ben bir korkmadım değil. Duyamıyordum da kimle ne konuştuğunu.
Bu sefer de omuzuna bastırıp bedenimi bedeni üzerinden kaldırırken merakla ''Ne oldu? Niye kendi kendine konuşuyorsun?'' diye sormuştum ama bacaklarımı vermiyordu ki rahatça dengemi kurabileyim. Saçlarım omuzlarımdan onun yüzüne doğru dökülürken huylandı sanırım bundan. Çünkü çatılan kaşlarıyla kısık sesle edepsizce bir küfür savurup başını diğer yana çevirmişti gözlerini kapatıp. Öpüp koklarken hatta bazen oynarken iyiydi şimdi yüzüne düşünce mi kötüydü? Bir şeyler daha derken kaşlarım çatılmıştı.
''Bak soruma da cevap vermedin, ne diyorsun öyle fısır fısır?''
Bir elim omuzuna bastırıp destek alırken diğeri hemen başının yanındaydı ve ben tek elimi kaldırıp saçlarımı diğer omuzuma alacakken dengemin bozulmasıyla üzerine düştüğümde bedeninin aniden kasıldığını hissetmiştim.
Ağır mıydım yani ben? Bu kadar mı ağırdım da birden korkar gibi bedeni tepki vermişti.
Aşk olsun Alpay Emir...
''Yeter!'' diye sesini yükselttiği an tekrar kalkacaktım ki sırtımdaki elini belime indirip karnıma denk gelen kasıklarına bastırdığında dank etmişti her şey. ''İrade namına bir sik bırakmıyorsun. Ben de insanım!'' diye kızgınlıkla bakarken bu sefer gerçekten kötü hissetmiştim kendimi. ''Dur duraktan anlamıyor musun kızım sen!''
Kıpırdanıp durma demelerine rağmen uslu durmazken bir de iyice sırnaşıp durdum adama. Durmuştum işte şimdi. ''Ben...'' deyip duraklarken ne diyeceğimi bile kestiremiyordum. Ellerim boynunu bulurken kendimi geri çekmeye çabaladığımda tek bir hamleyle az önceki halimizden bizi kurtarıp daha tehlikeli bir hale soktu.
Sırtım yatakla temas halindeyken ellerim de telaşla göğsüne ulaşmıştı. ''Tamam,'' dedim az çok gözlerindeki o tehlikeli bakışları yakaladığımda. ''Söz uslu duracağım, dokunmayacağım hatta konuşmayacağım.'' diye sıralarken umursamadı bile dediklerimi. Ağırlığını biraz daha verip üzerimde yer edinirken kasıklarıma baskı uygulamaya başlayan erkekliği gözlerimi utançla kapamama neden oldu.
Aramızda bir şey geçmesini istemediğini anlamayacak kadar salak değildim. Eğer isteseydi Alpay Emir şu eve ayak bastığımız ilk andan beri beni gaza getirmek için elinden gelen her şeyi yapar beni de bir güzel yoldan çıkarırdı ama değil dokunmak laflarını bile dokundurtmuyordu. Bu yüzden de ikidir onu zorlayanın ben olması kendimi kötü hissettiriyordu. Üstelik bu sefer isteyerek de değildi bu.
İçime kaçan sesimle ''Tamam,'' diye devam ederken tekrardan göğsünden itelemiştim. Yüzünü yaklaştırmasıyla boynumu yan tarafa çevirmemle burnunu dayamıştı boynuma. ''Bilerek yapmadım bir şey.'' Ben bilerek yapmadım ama o şu an bilerek yapıyordu. Bacaklarımın arasına yerleştirdiği bedenini hareketlendirince onu daha sert itmeme karşılık başımın yanındaki elini kaldırıp bileklerimden yakalamıştı. Çekmeme karşılık bir de başımın üzerinde sabitleyince gözlerim kocam açılmıştı. Resmen hareketsiz hale getirmeye çabalıyordu.
''Söz uslu duracağım, bıraksana beni.''
''Düşünme diyorum... Yanında ama dokunamazsın, şimdi olmaz, başka şeylere odaklan diyorum ama sen öyle bir zorluyorsun ki beni,'' diye baskın bir tonda boynuma doğru konuşurken sözlerindeki baskılı ses tonu bu durumdan gerçekten de hoşlanmadığının kanıtıydı.
Küskün bir sesle ''İstemediğini biliyo-'' diye konuşmama karşılık boynumdan çıkardı yüzünü. Dudaklarını sertçe dudaklarıma bastırıp geri çekildi. ''Ulan ne istememesi,'' diye hiddetlenirken korkmuyor değildim onun ani değişiminden. Farkında değildi ama ağırlığını üzerime veriyor, onu daha net hissetmemi sağlıyordu.
''Ne istememesi Defne!''
Kaburgalarıma baskı yapan geniş göğsü son birkaç dakikadır gittikçe daha da ağrı hissetmeme neden olan yaramı ezerken dişlerimi sıkmış bunu umursamamaya çalışmıştım. Bileklerimi çekiştirmeye çabaladığımda tek isteğim onu üzerimden çekmekti. Ama buna izin vermeyip daha sıkı tutarken alnını alnıma yasladı ve daha sakin bir tonla ''Duramam,'' dedi. Kasıklarını onun için yanıp tutuşmaya başlayan o yere yavaşça sürterken daha boğuk bir sesle ''Burası senin için her defasında böyleyken başlarsam kendimi durduramam.'' diye devam etti. ''Bir kere bedenine kavuşsam, sana karışsam bundan sonra asla durmam.''
Cesaret, bu odaya girdiğimiz ilk andan beri bedenimi sarıp sarmalamışken onun tarafından reddedildiğimi hissettiğim andan beri çırılçıplak, savunmasız bir şekilde bırakmıştı beni.
Bu sözleri o az önceki, sevgilisi ile tek bir beden olup bütünleşmek isteyen kadın duymuş olsaydı, 'Durmanı istemiyorum ki.' deyip daha fazlası için harekete geçecekken kolları arasında hapsolmuş o kız çocuğu bir an önce üzerinden kalkması için dua ediyordu. Çünkü ilk defa korkuyu hissediyordu.
Alnını alnımdan çekerken dudakları dudaklarımı değil çenemi bulmuştu. Kısa bir öpücük bırakmasının ardından daha kısık bir sesle ''Durmamam, ileri gitmemem için hiçbir bahanem yok burada.'' dediğinde hak veriyordum ona aslında.
Dudakları yavaşça boynuma oradan da gerdanıma inerken bedenimi yan çevirmek için hareketlendim ama buna izin vermedi. İzin vermediği gibi de kasıklarıma daha çok baskı uygulayarak yatakta sabit kalmamı sağladı. ''Burada yalnızken, bu yatakta sana adını bile unutturarak istediğini vermek varken siktiğimin iradesinden başka kendimi durdurabileceğim hiçbir bahanem yok.''
Boynuma bıraktığı ıslak öpücüklere ek bileğimi bırakmadığı gibi daha çok sıkmaya başlamışken diğer eli de bacağımda dolanmaya başlamıştı. Hızlanan nefesime ek üzerinde hissettiği baskıdansa sözlerinin tonu sebebiyle ona olan isteğim katlanırken resmen inlememek için dudaklarım birbirine yapışmıştı büyük bir kuvvetle.
''Tenini sevip sana karışmak için gün sayarken nefsime söz geçirememekten korkuyorum.''
Normalde, başlayacağım senin nefsine, diye bağırıp çağıracak sonra da üzerindeki adamın dudaklarına yapışacak olan Defne şimdi neredeydi?
''Bu evde, bu yatakta... Ama şimdi değil.'' demeye devam ediyordu kendini frenlemeye çalıştığı bir sesle. Fısıltı halinde çıkan sesi kasıklarımdaki karmaşayı daha da harlarken sözleri de bir o kadar dindirmek ister gibiydi. ''Ben sana karım demeden seni kadınım yapmam.'' Benden çok kendini inandırmaya çalışıyordu bu sözlerine. Çünkü o da ben de biliyorduk ki bu bizim için çok da mümkün değildi.
Yüzünü geri çekip boynuma doğru ilerlemişken burnunu sürttü boydan boya, sonra da her kelimesi arasında ufak ufak öpücükler kondurmaya başladı. ''Yapmam ama'' deyip derince yutkunmasının ardından sinirle çıkmıştı sözleri dudaklarından. ''Güzelliğin başımı döndürdükçe bu öyle zor ki...'' Kendimi ilk defa öyle bir kasmıştım ki kasıklarımı ona havalandırmamak için zihnimde büyük bir savaş vardı. Ve ben ilk defa irademle tanışmıştım. İsteğimi değil yapmam gerekeni yapıyordum ve bu çok garip bir histi.
Kendini güçlükle üzerimden çekip yanıma bırakırken yüzüne bakamıyordum bile. Uzandığım yerde kalmıştım öylece.
''Soru mu soruyorsun, bir şeyler mi anlatıyorsun... Hatta hesap mı dürüyorsun bilmiyorum. Ne yapacaksan yap yoksa ben tükürdüğümü yalayacağım.''
Elinin yüzüne kapandığını anlamam için ona bakmama gerek yoktu. Zihnini dağıtmaya ihtiyacı olduğunun farkındayken aklıma gelen ilk şey onu bu odadan göndermekti. Kısılan sesimle ''Yemek...'' derken hızlıca yalamıştım dudaklarımı. Sen de başka şeyler düşün, Defne. ''Yemek yiyecek miyiz?'' diye sormam ilaçlarımı alabilmek içindi.
Durumun saçmalığını ikimiz de yadırgamamıştık. Çünkü buna hakkımız yoktu.
Yutkunup sırtımı yataktan ayırırken yaramın acısına odaklanmaya çabaladım. Ağrı kesici içmediğim, kremi sürmediğim için acısı başlamıştı. İlaçtan nefret ederdim ama başka çarem de yoktu ki. ''İlaçlarımı içeceğim de acıktım. Var mı burada bir şeyler?'' deyip ayaklandım. Mutfağı gezerken dolapları açıp bakmak aklıma gelmemişti bile. Değil yiyecek bir şey herhangi bir eşya var mıydı acaba? Burada kaldığı zamanlar ne yapıyordu eğer eşya yoksa?
''Yiyecek bir şeyler söyleyeyim, yarın da bir şeyler alalım. Dolabı doldurmak çıkmış aklımdan.'' deyip o da ayaklanırken telefonu almıştı bile eline. Resmen ikimiz de bile isteye aramıza mesafe sokmaya çabalıyorduk.
''İlaçlarım valizdeydi, getirir misin?''
Ben de hepten ayağa kalkmış saçlarımı düzeltirken yüzüme bile bakmadan ''Tamam, güzelim.'' dedi ve çıktı odadan.
Alpay Emir odadan çıktı, zihnimden az önce olanları geçici olarak silmeye çabaladım ve eski halimize dönmeye çalıştım. Elbette dediklerini umursamıyordum ama en azından şimdilik benim de cesaretimi toplamaya ihtiyacım vardı. Tamam, şimdi evlenelim desem bir iki ay sürerdi bence. Peki ben onu bir iki ay bekler miydim? Yoo. Bugün değilse başka zaman...
Banyoya girdim, saçlarımı toplayacak bir şeyler aradım, bulamadım. Elimi yüzümü yıkadım. Kıyafetlere doğru gidip merakla neler var diye baktım ama bu daha çok aklımı karıştırdı. Birkaç parça gündelik kıyafet varken geneli daha çok iç çamaşırı, pijama, gecelik tarzı şeylerdi. Yani Alpay Emir... Burada bunca hazırlık var ve sen bana diyorsun ki biz evlenene kadar sen benim sevgilim değil silah arkadaşımsın.
Hani savaşmayıp sevişiyorduk?
Geçen birkaç dakikada, zihnimdeki arsızı kovaladığım sırada odaya geri döndüm. Alpay Emir de benim gibi oyalanıyordu büyük ihtimalle başka bir odada.
Aradan birkaç dakika daha geçti, elindeki küçük bavulla canım adam içeri girdi. ''Ne yemek istediğini sormadım ama pizza istersin diye düşündüm.'' dediği sırada yatağın üzerine koyacaktı ki içeri, pufun üstüne koymasını istemiştim.
Bıraktığı valizi açarken gülerek ''Sence bana fark eder mi?'' diye sormam onu da tebessüm ettirmişti.
İki haptan önce ağrı kesici ve iz kalmaması için abimin getirdiği kremi çıkarıp henüz incelemediğim ve üzerindeki camdan, ilk çekmecesinin boş olduğunu gördüğüm adanın üzerine bırakırken Alpay Emir de yeni fark ettiğim elindeki sigara paketinden bir dal çıkarıp cebinden çakmağını çıkarıyordu. Arabaya gittiği an onları da almış olması ne kadar kaşlarımı çatmama neden olsa da son zamanlarda az içmesi gözümden kaçmamıştı.
Dikkatimi çeken ama incelemek için sabahı beklediğim balkonun kapısına elini atmışken aklına bir şey gelmiş olmalıydı ki durup bana doğru döndüğünü hissettim. ''Yavrum,'' deyip ona dönmemi beklediği an içeri doğru ilerledim. ''Sana söylemedim ama yarın sabahtan çıkalım, dışarıda kahvaltımızı ettikten sonra uğrayacağımız birkaç yer var. Evin birkaç parçasını yarın halledelim. En azından sen seçeceğin şeyleri seç ki gerisi kendiliğinden gelsin.'' dediğinde birazcık aceleye geldiğini düşünsem de onaylamıştım onu. Belli ki kendince planlamıştı yapacağımız şeyleri.
Balkona çıkıp sigarasını içtiği sırada kremlerden birini alıp yaraya bakmamaya çabalayarak kremi sürmüşken aklıma ilk zamanlar şu yara ve hastane konusundan kaçmama laf eden Alpay Emir'in şu an benden farksız olmaması geldi. Ne olursa olsun bu konuyu konuşmalıydık. Hala kendini suçladığını görebilecek kadar tanıyordum sevdiğim adamı. Üstelik o gün bizimkilerin ona takındığı tavrın da sebebini merak ediyordum. Tahminlerime göre de bu tavır ne benim yaralanmamdı ne de benim zarar görmem.
...
Aradan dakikalar geçmiş aramızdaki yapay buzları eritip bizi yakacak herhangi bir temasa karşı ikimiz de mesafemizi korurken onun çalışma odasında sohbet ederek yemeğimizi yiyorduk. Ezgi'den ve birkaç yaramazlığından bahsettiğimiz konu kapanırken ben de doyduğumu hissetmiştim.
Kendime ait soruları sonraya bırakırken günlerce aklımı kurcalayan o konuyu artık sormak istiyordum.
Uzun koltuğun bir ucunda o bir ucunda ben oturmuş birbirimize dönmüştük. ''Alpay Emir...'' deyip elimdeki pizza dilimini tekrardan önümdeki kutuya koyarken ''Söyle, güzelim.'' demişti.
Tereddüt yaşasam da devam ettim. ''Sen bu konuyu açmamdan, ilgilenip bir şeyler sormamdan hiç hoşlanmıyorsun. Biliyorum ama...'' dediğimde hafifçe kıpırdanmıştım yerimde. ''Yine de merak ediyorum...''
Çekincemi anladığı sırada yüreklendirmek ister gibi ''Seni dinliyorum,'' deyip devam etmemi istedi elindeki parçayı bırakırken.
''Elif ne zaman gidecek? Yani gidecek derken... Erkek arkadaşı vardı ya hani. Askerliği de bitmiş olmalı. Gelmeyecek mi?''
Sorduğum soruya karşılık herhangi bir tepki vermezken devam ettim. ''Yaralanmamdan onu sorumlu tutmuyorum ya da onun burada olmasından rahatsız olduğum için sormuyorum bunu. Yani direkt ne zaman gidecek diye sormam biraz saçma oldu farkındayım. Sadece... Sence de garip değil mi?''
O gün hastanede Sumru bir şey demese de imada bulunması bile beni düşünmeye itiyordu. Elif yabancı değildi evet ama sonuçta yakınımız da değildi ki? Yok muydu bu kızın akrabası? Hep burada mı kalacaktı?
Kuşkulu bir ses tonuyla ''Yavrum sizin aranızda bir şey mi oldu?'' diye sormasıyla şaşırmıştım.
''Hayır, niye ki?''
''Annem de sordu geçen, elinden gelse biraz daha kalsın diyecek kadın çekti beni kenara uzatmadan aynı şekilde söyleyince bir şey mi oldu merak ettim.'' deyince şimdi ben de meraklanmıştım. Serap teyze hastanede de Elif'e soğuktu aslında biraz. Böyle olunca da Sumru'nun hastane odasında ima ettiği şey zihnimi hep meşgul ediyordu.
Konuşmamız bu kadarmış gibi önündeki dilimi ağzına attığı sırada yine de herhangi bir kuşkusu kalmasın diye gülümseyerek konuşmaya devam ettim.
''Hayır, hiçbir şey olmadı. Hatta Elif'e çok ısındım ama biraz soğuk biri...'' diye devam ettiğimde önündeki biten kutuyu kenara koyup diğerini açarken yamuk bir gülüşle ''Sana denen şeyi senin bir başkasına diyeceğini düşünmemiştim,'' demesi kötü niyetle söylemediğini bilsem de biraz kırıcı gelmişti. Hiçbir zaman soğuk biri olduğumu düşünmemiştim. Yani en azından böyle anılmak istemezdim. Herkesle samimi olmamam herkesle anlaşamam beni soğuk biri olarak anılmama sebep olmamalı diye düşünüyordum ama bu duruma da alışmıştım. Bunu söylediği sırada yüzüme bakmıyor olması işime gelmişti. Çünkü düşen yüzümü gördüğü an herhangi bir kötü niyetle söylemediğini savunacaktı ki zaten de öyleydi. Bu yüzden de durmadım üzerinde.
''Sen benim bir başkasının evinde günlerce kalmama müsaade eder miydin?''
Sorduğum soruya anlam veremezken kısılan yeşil gözleri gözlerimi bulmuştu. Konuşmasına izin vermeden devam ettim hemen. ''Allah korusun. Olur da başıma böyle bir şey gelseydi... Tanımadığım etmediğim sadece birkaç defa mahallede karşılaştığım adamın teki bana kol kanat gerecek... Ve sen de bir kenarda izleyecek misin beni?''
Elindeki dilimi kutuya geri koyarken bunu düşünmüş olmalıydı ki saldırgan bir halle ''Ne saçmalıyorsun Defne sen?'' diye sesini yükseltmişti. Düşüncesi bile onu çıldırtırken buna asla izin vermeyeceğini de biliyordum elbette.
''Aklıma soktuğun şeye bak!''
Kendi kendine söylendiği sırada yavaşça önümdeki ıslak mendillerden birini aldım ve oyalanmak adına aheste aheste ellerimi siliyordum. Böyle bir tepki alınca daha da işkillenmiştim doğrusu. Dudaklarım büzülmüş dikkatim elimde hatta en çok da parmağımdaki yüzükteyken tebessüm etmemek için zor tuttum kendimi. ''Daha geldiği ilk an bir haftaya sevgilisi askerden gelecek ve gidecek dememiş miydiniz, sevgilim?'' deyip ona baktığımda kaçan keyfinden ötürü çatılı kaşlarıyla az öce yayılmış halinin aksına saldırgan bir tavırla diklenerek oturuyordu. ''Geçen haftalarda Emel ablalardayken konuşmuştu erkek arkadaşıyla... Sevgilisiyle ayrıldı barıştı ben anlamam. Eğer seviyorsa sevdiği kızı bir başkasına emanet bırakmaz diye düşünüyorum. Madem sevmiyor, ayrıldılar ya da gelmeyecek... O zaman Elif ya da sen... Neyi bekliyorsun? Bak beni yanlış anlamanı istemiyorum, bakışlarından anladığım kadarıyla da basit bir kıskançlık ya da istememe durumu olarak karşılıyorsun bu sözlerimi ama-'' diye sakinliğimi koruyarak devam ederken normal bir ses tonuyla ''Ne alaka güzelim?'' diye beni bölerken bitirmeme izin vermesini istedim ve devam ettim.
''Diğer evde kalacak dedin, düğündü hastaneydi derken kız neredeyse üç haftadır burada... Hadi Cengiz ağabey bir evde bir değil... Şimdi Emel ablalarda kalıyor ama zaten biliyorsun onlarınkileri de... Allah bilir kayınvalidesi ne laf edecektir kadına. Hem birinin bir yerde bu kadar rahat kalması da işkillendiriyor artık beni anlatabiliyor muyum?''
Sözümü dinlemiş içimdekileri boşaltmamı beklerken ben de bu kadar dolu olduğumu fark etmenin şaşkınlığını yaşıyordum. Asıl korkumun Elif olmadığını o an anladım. Benim laf söz ettiğim burada kalması bile değilmiş aslında.
Elimdeki ıslak mendili çekiştirirken ''Ya Alpay Emir... Ben bıçaklandım.'' diye bunu dile getirmek bile sesimi titretmişti. ''Ben değil de sana bir şey olsaydı? O zaman ne yapacaktım?''
Hareketlenip oturduğu yerden kalkarken yanıma geldi ve ellerine dikkat ederek kolları arasına aldı bedenimi. Alnım göğsüne yaslandı. ''Onun yüzünden oldu demiyorum... Ama-'' sesim kısılırken başımın üstünde çenesini hissettim. Kısık sesiyle ''Senden çok benim canım yanıyor.'' dediğini duydum. ''Bir başkasına el uzatayım dedim kendi canımı koruyamadım.'' diye acı çeker gibi fısıldaması daha çok acıttı canımı. Ben böyle düşünmesi için açmamıştım ki bu konuyu. Korkuyordum işte bir şey olacak diye. Ya birkaç güne yine bırakırsalar o adamları. Babası ya da o evlendi dediği adam. Ya daha kötü bir şey yaparlarsa...
Yaşaran gözlerim kirpiklerimi ıslatırken güç almak ister gibi bacağını bulmuştu elim. Sesimin titremesi devam ederken dudaklarımdan dökülen kelimeleri duyup duymadığını bile bilmiyordum. ''Sana bir şey olacak diye çok korkuyorum.''
Havalanan göğsüyle alnım hareketlenince çekildim kolları arasından. ''Yağlı dudaklarımı saçlarına bastırayım da döv beni istiyorum ama elin ağır... Birkaç defa nasiplenmiştim.'' deyip beni güldürmeye çabalamasını bile umursamadan devam ettim akan birkaç gözyaşını umursamadan. ''Onu suçlamıyorum ama bunu yapan da yoldan geçen rastgele biri değildi ki. Babasıydı. Ya sonra da bir şey yaparsa sana..?''
Beni göğsünden uzaklaştırıp yüzüme bakarken ''Sana söz veriyorum halledeceğim,'' dedi bundan asla kuşku duymamı istemediğini belli ederek. ''Biliyorum. Uzadı bu iş ama misafire de hadi eyvallah herkes kendi yoluna da denmez ki be güzelim.''
Elif'in bize, onlara misafirliği çoktan çıkmıştı. Bir evde üç günden çok kalan insanın misafir hükmü olmadığı gibi bu kız da zaten güle eğlene gezip dolaşmaya, misafirliğe gelmemişti ki.
''Yine de onu her gördüğünde aklına o an gelecekse, sen o acıyı tekrar tekrar yaşayacaksan bir şekilde diğer eve götürürüm. Görmezsin, konusu geçmez. Duymazsın.''
Konuşma ilerledikçe aslında onun burada kalmaya başlamasından ne kadar rahatsız olmaya başladığımın bile yeni yeni farkına varıyordum. Yüzümde ince bir gülümseme oluşurken ''Ben bunu mu diyorum?'' diye sordum bezginlikle. Niye böyle hissediyordum ki? Az önceki durgun halim terk ederken beni onun yerine bambaşka duygular yerleşmişti bile. ''Tamam, gördünüz ettiniz. Yardım etmek istiyorsunuz ama yok mu bu kızın başka tanıdığı?'' diye küskünce sormama karşılık neden birden bire böyle bir tavır aldığımı düşünüyor olmalıydı.
''Defne başka bir şey mi var?'' diye temkinli bir şekilde sordu yeniden. ''Yavrum, sen değil miydin bu kızı getirin, bir şey olmasın diyen? Şimdi ne oldu da gitmesini istiyorsun?''
''Sumru ile konuştum.'' dediğim an çatılmıştı kaşları. ''Hastaneye gelmişti ve beni düşünmeye itecek birkaç şey söyledi oldu mu? Onun sözüne inanacak değilim. Ama bu, söylediklerini kulak ardı edeceğim anlamına da gelmiyor. Ben gitsin demiyorum ki. Sadece bu meselenin senin sorumluluğundan çıkmasını istiyorum. Yine kalsın mahallede. Yine gitmesin bir türlü göremediğimiz sevgilisiyle bir yere ama senin himayendeymiş gibi olmasını istemiyorum. Geçmiş olsuna gelen tüm komşuların ağzında iki şey vardı Alpay Emir. Biri geçmiş olsun bir diğeri Elif'in burada olma sebebi ve niye sizde ya da Emel abla da kaldığı.'' O kadar emindim ki aslında düğün sırasında bizim birlikteliğimizi öğrenmeselerdi şu an Elif'in adı yine ve yine Emir ile bambaşka şekilde anılacaktı. Ve bunu düşündükçe benim kanım kaynıyordu.
Gittikçe tavrımın daha başka hallere büründüğünü gören Alpay Emir ise yapıcı olmaya çabalayarak ''Söz veriyorum,'' dedi. ''Döndüğümüz gibi ilgileneceğim. Hatta sana sonra söyleyecektim ama yılbaşı akşamında Feritlere yemeğe davetliyiz. Çağatay da orada olacak ve konuşacağım. En azından kızın güvenliğinden emin olduğumuz an gerekirse mahallede kendi düzenini kurması için yardımcı oluruz. Olay bizden çıkar. Senin de gönlün rahat olur. Olur mu güzelim?''
Onca şey söylememe karşı olumsuz hiçbir şey demedi. Demediği gibi de bahsettiğim şeyler hakkında yorum bile yapmadı. Bu durum moralimi bozarken bugün yaşadığım mutluluğu bozmak istemedim. Bu düşünceler için Alpay Emir ile aramız bozmak istemediğim için de öylece başımı salladım sadece.
Sessizliği misafir edip yemeğimizi yemişken kaçan keyfimizi geri getirmeye çabalayarak resmen birbirimizle uğraşa uğraşa etrafı toparlamıştık. Hem gülüp hem sinirlendiğimiz bir süreç olsa da neşemizin yerine gelmiş olması büyük bir şeydi bizim için. Tüm ihtiyaçlarımızı gidermenin ardından vaktin de geç olmasıyla girmiştik yatağa. Yani ilaçlarımı içtikten sonra benim mızmızlanmam sonucu çekiştire çekiştire sorularıma deva etmek için yatağa itelemiştim ve bu yaptığıma edepsizliğiyle çanak bile tutamıyordu.
Üstelik banyoda geçirdiğim süre boyunca parmağımdaki yüzük eski neşemi yerine getirdiğinde daha ilk günden banyoyu bu kadar çok kullanmam garip hissettirmişti. Yatakta bunu düşündüğüm sırada da Alpay Emir kolunu başımın altından geçirdi ve iyice kendine çekmişti bedenimi. Başımı omuzuna koyduğum sırada ''Senin son soru kaynadı gitti.'' dedi dalga geçerek.
Anında ''Yoo. Sen bitti mi sanıyorsun ki? Yeni başlıyoruz yeni. Gece boyu uyutmayacağım seni.'' diye konuşmam kısa bir an sessizlik oluşturdu.
Defne, öyle şeyler söylemesen mi? Ben biraz garip hissediyorum da öyle olunca...
''Öyle şeyler söylüyorsun ki vereceğim cevap çıkmaza sokacak ikimizi de o yüzden uslu dur.''
Haklıydı bu yüzden de yerimde hareketlenip kıpırdandım ve burayı ailesinin bilip bilmediğini tekrar ettim. Cevabımı almak da uzun sürmedi.
''Bizimkilerden bir tek Melih biliyor. Aldıktan birkaç hafta sonra öğrenmişti.'' diye cevaplarken ben sormadan devam etti sormak istediğim başka bir soruya cevap olarak. ''Birkaç ay önce yavaştan diğer odaları da düzenlemeye heveslenmiştim ama ne bileyim şirketten iç mimarlardan biriyle anlaşsam, eşyaları falan alsam sanki bu durumdan hoşlanmazmışsın gibi geldi. Sonuçta senin evin, bir başkasının zevkine göre bir şeyler yapmasını saçma bulursun diye düşündüm.''
Öyle çok detaylı düşünüyordu ki her defasında daha fazla âşık olmamak elde değildi. Şu an eğilip onu öpmemek bile öyle eziyetliydi ki benim için zar zor duruyordum olduğum yerde.
Dudaklarım büzülürken ''Sen harika bir adamsın ve ben çok şanslıyım.'' deyip boynuna sığınırken sürekli hareket ediyor olmama karşı güler gibi vermişti nefesini. Başımı boynundan çıkarıp göğsüne saklanırken boynumdaki kolunu sırtıma uzattı ''Yavrum, sen niye rahat değilsin?'' dedi gülüşlerinin arasında. ''Sürekli kıpırdanıyorsun.''
''Bilmiyorum ki,'' dedim çocuksu bir heyecanla. ''Koşup zıplayasım var sürekli, mutluluğumu nasıl atacağımı bilemiyorum.''
Dudaklarını alnıma bastırırken konuşan yine ve yine ben oldum. ''Melih bir kere bile olsun böyle bir imada bulunmadı biliyor musun? Ne önce ne de birlikteliğimizden sonra. Yani yapsa... Hatırlarım diye düşünüyorum ama yok. Hiç konusu geçmedi.''
''Evi almaya karar verdiğimde karşı çıktı.'' dedi sırtımda elini gezdirip saçlarımı okşarken. Başım yastıkta değil onun göğsündeydi ve sert göğsüne rağmen fazlasıyla yerim rahattı. Üstelik yaram da asla sızlayıp acımıyordu. Bu da rahatça hareket edebileceğimi gösteriyordu. Yine ve yine kıpırdanmıştım ama buna bir şey demedi. ''Seni takıntı haline getirdiğimi falan söyleyip adam akıllı konuşmuştu. Melih yani bu... Adam dünyaya itlik yapmaya gelmiş gelip de benimle ciddi ciddi konuşunca buna ne oluyor demedim değil.'' dedi düz bir sesle. Onun böyle söylemesine gülmüştüm.
''Defne, sen benim için takıntı falan olmadın hiçbir zaman.'' dedi sanki bunu ona ben ima etmişim gibi. ''Bir arada büyüdük, bir vakte kadar hep yan yanaydık ve ben o zamanlar şu an hissettiğim herhangi bir duyguyu hissetmiyordum bile. Sen büyüdükçe güzelleştin. Ben, sen güzelleştikçe de sana karşı asabileştim.'' diye ciddi ciddi konuşurken ''Ne yani, ben önceden güzel değil miydim?'' diye yükselmişti sesim. ''Alpay Emir ben hep güzeldim! Ama... Sen beni o zamanlar güzel bulmuyor muydun?'' diye cırlamıştım resmen adama.
Ani ruh hali değişimin beni bugün fazlasıyla yormuştu.
Kolunda duran sağ elimi kaldırıp aramıza sokarken ''Valla çıkarırım yüzüğü, ne demek sonradan güzelleştin ya.'' diye söylenmeye devam etmiştim ama bundan hiç hoşlanmadı. ''Şakası bile hoş değil, Defne! Bunu bir daha böyle bir şeye malzeme etmeni istemiyorum.'' dedi bariton bir sesle. Elimi kavrayıp kendi eliyle beraber göğsünün üzerine koydu. Böyle olunca da ben de duraksamıştım tabi.
İncelen sesimle ''Ama haksız mıyım?'' diye söylendiğimde tekrardan göğsüne yerleşmiştim bile. Dudakları başımın üzerinde yer edinirken ''Haksızsın tabi,'' dedi bir de.
''Ne ben senin güzelliğine vuruldum ne de seni çirkin buldum. Sen büyüdükçe sana olan duygularım değişti. Bunun farkında bile değildim üstelik. Fark ettiğim an zaten uzaklaşmaya çabaladım.'' dediği sırada bana tam da ters yapmaya başladığı günleri hatırlamaya başladım. Ona tam ihtiyacım olduğu zamanlar... Lise son. Üniversite sınavına hazırlanırken yapamadığım soruları bile soracak kimse yoktu etrafımda. Tamam, ben de öyle ders çalışan biri değildim ama ödevleri falan sanki uğraşmışım da yapamamışım gibi abimle Melih'e az sormuyordum. Tabi onlar da iki sorudan sonra bırakıyorlardı.
''Bahsettiğin zamanlar ben üniversiteye başlayacağım zamanlar mı? O zamanlar bana çok ters davranıyordun.'' Dudaklarım küskünce büzülmüştü. Sesim de istemeden küskünce çıkmıştı. ''Yani seninle yine itişip kakışıyorduk ama sonra hep gönlümü alıyordun bir şekilde. Zaten siz üçünüz de hep böyleydiniz ama sen kırmamaya hep alttan almaya çabalıyordun beni. Ne zaman Almanya'ya gittin geldin. O zaman bozuldu her şey.''
Elim yanağını bulurken içine çektiği nefesle başım hareket etmişti. Parmaklarım yanağıyla çenesi arasındayken yüzüne bakmaya çabaladım ama dönmedi bana. Tavana bakmaya devam etti. Belki de kapalıydı gözleri, bilemiyorum. Sesi de durgundu. ''Belli bir vakti olmadığını söylemiştim ama evet o zamanlar kafam çok karışıktı.''
''Ben sana aslında baya baya hayrandım biliyor musun? Etrafımda üç erkekle büyümüştüm ve başka da arkadaşım yoktu. Hem küçükken üçünüz de beni yanınızda istemeseniz bile beni prenses gibi hissettiriyordunuz.'' dediğimde ''Öyle değil miymişsin?'' dedi gıcıklığını konuşturarak. ''Bak işte yine,'' deyip ona bakmak için hareketlendiğimde başını geri çekip güzel gözlerini görmemi sağladı. ''Biliyorum abim de Melih de seviyor beni ama başka arkadaş bunca satıyorlardı hep. Ben de sevgili buldum ya bakmayacağım artık Melih'in suratına.'' dediğimde erkeksi kahkahası duyuldu odamızda.
''Defne,'' dedi adımı uzatarak. ''Kalıbımı basarım... Sen beni satarsın Melih'i bırakmazsın.'' dedi az önce güldüğünü belli eden sesiyle. Üstelik söylediği şeyden asla gocunmamıştı.
Ben de bu söylediğine kıkırdarken nazlı nazlı ''Sen kardeşini mi kıskanıyorsun sevgilini mi? Ben pek anlayamadım bak?'' deyip tekrardan boynuna sarılmıştım. Şimdi elim de boynuyla ensesi arasındaydı. Üzerindekinin yakasından sırtına doğru azıcık süzülmüştü parmaklarımı.
Üzerimizde belimde duran ince yorganı sırtıma kadar çekti. Hayran olduğum sesiyle ''Ne seni, ne onu.'' dedi gerçekliğinden şüphe uyandırmayan bir şekilde. ''Aranızdaki bağın kuvvetini görecek kadar tanıyorum sadece ikinizi.'' dedi. ''Yalan yok... Birbirinize olan bağlılığınız ağrıma gidiyor, sinirime dokunuyordu evet ama hiçbir zaman bu kıskanacağım bir şey olmadı. Aksine sizin bu kadar yakın olmanız birbirinize bağlı olmanız hep hoşuma gitti.''
O an merak ettim işte. Melih ile benim hakkımda ne zaman konuşmuştu mesela. Nasıl söylemişti ona beni sevdiğini. Ya da söylemiş miydi yoksa Melih mi anlamıştı.
Burnumu boynuna dayarken kokusuyla mayışıp kalmıştım kolları arasında. Çocuksu bir sesle ''Aramızda kalsın aslında ben pek sevmiyorum onu.'' dememe karşı kokumu içine çekerek öptü saçlarımı. ''Melih senin için benimle takıldığını söyledi biliyor musun? Pis çocuk resmen çıkar ilişkisi için bana katlanıyormuş.'' deyip onu ağabeyine şikâyet ederken kapamıştım gözlerimi. Şimdi burada son nefesini vereceksin deseler asla çıkmazdı sesim. ''Sen de para veriyormuşsun bir de... Alpay Emir bana versen ben sana hakkımda bilgi verirdim ki. Niye ona sundun bu teklifi? Altın olmuş kaç lira... Para değil bir kolye bir bilekliğe bile tamamdım ben.''
''Ulan,'' dedi keyifli sesiyle sanki sitem eder gibi. ''Kardeş dediğim şerefsizin sana öttüğüne mi söveyim, kollarımdaki kadının bana bu teklifi sunduğuna mı?''
''Olsun hayatım, bundan sonra öğrenmek istediğin bir şey olur... Sana sinirlenirim, çekip giderim açmam telefonunu falan kap bi kolye, küpe... Kimle, nerede, ne zaman, ne yapmışım ben sana her şeyi söylerim. He ama aynısından bir tane de Ezgi'ye lütfen. Senin o cadı yeğenin bırakmıyor sonra benimkileri.''
Ben kendimi kaptırmış giderken saçlarımı aştı eli ensemle boynum arasına girdi. ''Uykun gelince şöyle dilin çözülüyor ya...'' derken sesi kısıktı birazcık. ''Seni uyutasım gelmiyor. Al sabaha kadar dinle.''
Böyle deyince de yüzümde şapşal bir gülümseme oluştu ama bunu görmediği için fark etmedi. Sonra birden bire kaldırdı beni göğsünden şimdi sırtı yatakta olan benken korkmuştum birden böyle yapmasına. ''Pozisyondan pozisyona geçeceğimiz günler gelene kadar uyku için hareket ettireceğim seni.'' diye arsızca konuşunca gözlerim birden bire limon sıkılmış gibi aniden kocaman açılmıştı. ''Oha!'' diye sesimi yükseltirken şaşkınlığımdan yararlandı ve yorganı havalandırarak sırt üstü yatmamı sağladıktan sonra başını göğsüme koymuştu üzerime uzanarak. O kadar hızlıydı ki ne yaptığını bile sormaya fırsat olmadan sıkıca sarmıştı belimden ve omuzumdan kollarını geçirerek.
''Şerefsizim buranın böyle rahat olacağını önceden bilseydim buradan ayrılmazdım.'' dediği sırada sağ yanağını sol mememin üzerine yaslamış sağ kolunu da sol kolumun altından geçirip boynuma sarmıştı. ''Başka şeyleri de bilsem şu an ağzım boş olmazdı ama aklımı sikeyim boş boş konuştum az önce.'' deyip iyice sardı bedenimi.
Şok içindeydim ve bunu fark ettiği için her anımdan yararlanıyordu. Soru sorar gibi ''Yavrum,'' deyip bir cevap beklediğinde saf saf ''Hı?'' demiştim sadece. ''Açayım mı birkaç düğmeni?''
Ne düğmesi diye düşündüğüm sırada başını hafifçe kaldırıp yüzüme baktı alttan. İki yanımda bomboş duran ellerimden biri geniş sırtına bir diğeri ensesinden saçlarını bulurken bakışları, yediği çikolatadan ötürü dişi ağrısa bile hâlâ çikolata istemeye devam eden çocuk kadar istekli ama bir o kadar da korkar gibiydi.
Bakışlarının yoğunluğu altında derince yutkunurken dudağımı dişlemiş saniyelik olarak düşünmüştüm olacakları. ''Sana dokunmayacağım, sadece koynunda uyuyayım istiyorum. İzin ver rahatça uyuyayım.'' derken hafifçe diretmişti. Tamam diyeceğim halde ''Burnum düğmeye denk geliyor, rahatsız oluyorum.'' diye çocuk kandırır gibi devam etmesi sinirlerimi bozmuştu. Ve garip bir gülüş firar etti dudaklarımdan.
Onun kalkmaması için sırtındaki elim aramıza girip hiç açmadığım düğmelerin iki tanesini açarken gözleri oraya kayar gibi olsa da ''Bakma,'' diye uyarmamı umursamamıştı. ''Aynen.'' deyip gülerken ben de gülmüştüm salak gibi.
Düğmeleri açsam bile üst üste gelen kumaş parçalarını iki yana çekiştirdi ve göğüs olduğuma kadar açıkta bıraktıktan sonra yanağını tekrardan aynı yere koydu. Böylece burnu da tenime temas ediyordu.
Tenime batan sakalları bana derin bir iç çektirtirken birden başını iyice yerleştirmesi sonucu dişlemiştim dudaklarımı. O tatlı sızı garip bir şekilde hoşuma gidiyordu. Dudaklarını açıkta kalan göğsümün üzerinde hissettiğimde kısık bir sesle ''Yemin ederim kendi kendimi ehlileştiriyormuşum gibi hissediyorum,'' dedi tüm samimiyetiyle. ''Üstelik sütyenin de beyaz galiba yine de bakmamaya çabalıyorum.'' diye konuştuğunda kıpkırmızı kesilmişti yanaklarım. Neyse ki sadece aradan gördüğü için böyle diyordu. ''Konuşursan eğer,'' deyip yutkunduğum sırada ne diyeceğimi düşündüm. ''Gidip yan odada uyursun.''
''Hep öyle oldu,'' dedi tok sesiyle. ''Burada kaldığım süreçte hep çalışma odasındaydım, ama bu günden sonra asla. Bu yatağa seninle girdim, sensiz de çıkmam. Bunu unutmasan iyi edersin.''
Söylediği şeylere düşmüş kalkamazken omuzları üzerinde birleşti kollarım. Ona sarılırken kısık sesle birkaç şey dediğini duydum ama anlayamadım. Sonrasında ise ''Nikâhıma aldığım günün gecesi seni boş bırakırsam namerdim.'' diye kızgınca söylemesine utanmak yerine istemsizce kahkaha atarken zar zor durdurdum kendimi. Düzgünce düşünüp dediğini idrak ettiğim an kızarıp bozarmayla ''Sussana,'' diye kızmıştım ama takmadı bile beni. Neyse ki utana sıkıla ''İstemiyorum öyle konuşmanı.'' demem işe yaramıştı.
Daha ciddi bir tonlamayla ''Eve gidince konuşacağım bizimkilerle. Bu ayın başı gibi gideceğim, geldiğim gibi de söz nişan her neyse halledelim.'' deyince ben de birazcık duraksamıştım. Uzatmanın anlamı yoktu ki. Hem hemen anında evlenecek de değildik sonuçta. En azında birlikteliğimizi resmiyetle duyurmamız bizim için daha iyi olacaktı. O ilk andaki gibi korkmuyordum da üstelik evlilikten şimdi her şey o kadar olağan geliyordu ki... Sanırım sadece şu an beni duraksatan şey ailem olacaktı. Ağabeyimin düğünü yeni olmuşken hadi ben evleniyorum deyip onları maddi açıdan zorlamak niyetinde de değildim açıkçası.
Saçlarını okşadığım sırada çekinerek ''Tamam.'' dememe şaşırdı sanırım. Başını kaldırıp yüzüme bakarken ona bakmak için hafifçe başımı eğdiğimde dua ediyordum gıdım çıkmasın diye. ''Ama önce bizimkilerle konuşmak istiyorum.'' dediğimde başını biraz daha kaldıracaktı ki buna engel olmuştum. Çenesi göğüs aramdayken ''Yok ben evlenmem, demeyeceksin yani?'' deyip kaşlarını kaldırırken onun bu şapşal haline tebessüm etmiştim. Kafamı olumsuzca sallayınca serserice bir gülüş peyda oldu dudaklarında. Yerine geri yerleşirken onunla konuşmak istediğim bir başka konuya geldi sıra.
''Alpay Emir, farkında mısın bilmiyorum ki bence bunu bilerek yapıyorsun...'' diye başladığımda dudaklarını bastırmıştı sütyenden taşan göğsüme. ''Bizimkilere biraz fazla dikleniyorsun ve bu durum beni zora sokuyor.'' Kendinden emin sesiyle ''Ben olması gerektiği gibi davranıyorum,'' deyip bir bacağımı iki bacağı arasına hapsedip rahat bir pozisyona geçmişti. Usulca bıraktığım nefesim onun başını hareket ettirirken belime iyice sardı kolunu. ''Seni seviyorlar ve saygı duyuyorlar. Sen de bunu bilip bal gibi de kullanıyorsun. Abime yaptığın imalar beni onun gözünde nasıl bir duruma sokuyor tahmin edebiliyor musun?'' diye kırgın bir sesle konuşmama karşılık sustu.
O susunca da ben devam ettim. ''Benim onlara gösteremediğim tepkiyi senin göstermeye çalıştığının, beni onlara karşı korumak için çabaladığının farkındayım sevgilim. Ama onlar da benim ailem. Ve takdir edersin ki bizimkiler öyle çok da medeni insanlar değiller. Seninle burada yalnız olmak bile benim için çok başka ve sen bizimkilere resmen bunu belli etmeye çalışıyorsun. Arkamda olduğunu, bana destek verdiğini görebiliyorum ama bu kadar rahat olma sözlerinde onlara karşı, lütfen. Kendimi kötü hissediyorum ve sen bunu umursamıyormuşsun gibi hissediyorum.'' dediğim sırada burnunu göğüs oluğuma dayadı.
''Kokun zihnimi dinlendirirken başka bir yerlerimi coşturuyor,'' dedi ona değil de şu karşımdaki duvara konuşmuşum gibi. ''Ayrıca görmedim sanma, beyaz giyinmişsin. Kırmızının teninde nasıl durduğunu merak ediyorum. Ama beyazın nasıl durduğuna da bakamıyorum çünkü çenemi sıkmaktan dişim kırılacak. İrademin son demlerindeyim.''
Senin iradene sıçayım, cidden derdin bu mu, diye bağırsam ayıp olur muydu? Şu tavrı ne kadar sinir bozucuydu farkında değil miydi?
Kırgın bir sesle ''Kalk üzerimden,'' deyip sırtındaki kollarımı çözerken sanki onu kaldıracakmışım gibi daha çok sarıldı. ''Alpay kalk üzerimden uyuyacağım.'' Yenilmişlikle, uzandığım yerde bile omuzlarım çökerken kalkmasını bekliyordum. Dediğim onca şeyin farkındaydı ve işine gelmediği için konuşmak istemiyordu.
''Onların sana olan tavırları sinirlerimi bozuyor ve elimde olmadan böyle tepki gösteriyorum.'' dedi niye böyle davrandığımı bilirmiş gibi. ''Annen babana bir şey demiyorum, diyemiyorum ama Giray'ın sana olan tavrı dokunuyor, Defne. Kendi her boku yiyen herifin tekiyken sana son dönemle öyle saçma davranıyor ki onu boğmamak için zor tutuyorum kendimi. Şimdi bana yok öyle yok şöyle deme boşuna. Kimin ne düşündüğünü takmıyorum bir yerime.''
Tavrı öyle netti ki ne dersem diyeyim değiştirmeyecekti. Bununla uğraşacak gücüm de yoktu şu an için.
Birkaç dakikalık sessizlik yaşanırken kolunun tekini çözüp elimi alıp sırtına koydu. Gür sesiyle ''Elin buradan ayrılmayacak.'' diye beni uyarırken tekrar sardı bedenimi. Yüzünü göğüslerime saklarken boğuk çıkmıştı sesi. ''Ne olursa olsun çekmeyeceksin elini.''
Başını göğsümde hareket ettirirken ara ara sıklaşan sıcak nefesini hissetsem de öyle sıkıyordum ki kendimi onun tepkilerini hissetmemek için bedenim ağrımıştı resmen. Yanağını iyice yerleştirmek için hareket ettirirken uyarılan göğüs uçlarımın hareketlendiğini bile hissetmek fena halde kızarmama neden oluyordu. ''Rahat dur artık, Sen hareket ettikçe sinirim bozuluyor.'' diye bu sefer sinirlenen ben olurken ''Sinirin bozulmuyor yavrum,'' dedi kısık sesle. ''Seni arzuladığım gibi benim için yanıyorsun ve bu seni zorluyor.'' diye açık açık konuşması şaşırtmıştı.
Ağlar gibi çıkan sesimle ''Ya sana ne oldu?'' diye sormuştum zar zor. ''Beni dinlemiyorsun, dinlemediğin gibi sapık gibi konuşuyorsun. Ve inan bana bu sinirimi bozuyor. Uslu uslu yatmayacaksan kalk üzerimden.''
Uykulu halimle iyice asabi hissederken daha çok damarıma basmak ister gibiydi hareketleri. ''Rüyanda görürsün onu.'' diye diklendiği sırada bıkkınlıkla vermiştim nefesimi. ''Bir çatı altında olduğumuz sürece beni buradan hiçbir kuvvet ayıramaz.'' diye devam etti asabi haliyle.
''İki dakikada ne oldu, neyin var bilmiyorum ama uğraşamayacağım seninle. Uykum var benim.'' Gerçekten sinirlenmeye başladığımı anlamış gibi cevap vermezken keşke bir iyi geceler deseydi diye düşünmüştüm ama o an çocuk gibi asabileşmesinin sebebi ortaya çıkmıştı.
Kısık ama tok sesiyle ''Defne,'' diye fısıldarken ağzımın içinden mırıltı çıkarmıştım sadece devam etmesi için. Allah bilir yine ne diyecekti.
Ciğerlerine doldurduğu hava kaburgalarıma ve karnıma baskı uygularken yaramın, aslında sürdüğüm krem sayesinde uyuştuğu için acımadığı geldi aklıma.
Mayışmış bir halde ''Kalbin çok güzel atıyor,'' dedi. Dudaklarını tenimde hissettim, gözlerim sıkı sıkı kapanırken sıkıca sarılmıştım. ''Öyle güzel atıyor ki bir daha bu sesi duyamayacağım diye çok korktum.''
Duyduğum şeyle dudaklarım aralanırken bunu beklemediğim için şaşırmıştım aslında. Alpay Emir'in yalnız olduğumuz her an, ara ara ufak bir çocuk gibi davranıyor olması hoşuma gidiyordu ama bu... Biraz değişik hissettirmişti.
Üzerindeki durgunluğu çabucak atarken gür sesiyle ''Her aklıma geldiğinde yaptığın şeye öyle büyük bir nefretle doluyorum ki sana öfkemi yansıtacağım diye ödüm patlıyor.'' diye gerçekten de böyle hissettiğini belli ediyordu. ''Kendime mi kızayım sana mı? Ulan önüme atlamak ne! Ya sana bir şey olsaydı?'' dediği sırada resmen canımı acıtmak ister gibi sıkmıştı belimdeki kolunu. Üstelik bunu yaptığının farkında bile değildi. Kızgınlığını belli ederken bahsettiği öfkesi tam olarak buydu sanırım. ''Buradasın, kollarımdasın, kulağımda kalbinin sesi... Ama aklım almıyor aklım! Defne bunların hiçbiri olmasaydı...'' kalın sesi gittikçe yükselirken üzerimden kalkacaktı ki sıkı sıkı sarılarak engel olmuştum buna.
Başının üzerine dudaklarımı bastırıp yanağımı yaslamıştım. ''Sakinleş biraz,'' Ensesine sarılı kollarım kalkmasına engel olurken saçlarını okşamaya devam ettim. ''İyiyim, sevgilim.'' Sesimin pürüzlü çıkmasına odaklanamadan devam ediyordum konuşmaya. ''Ben de korktum, hâlâ korkuyorum.'' Sanki bundan bahsettiğimiz an yaram daha fazla acımaya başlıyordu ama bu tamamen sahteydi, biliyordum. ''Ama geçti. Ve ben bir daha hiç açılmasın istiyorum bu konu. Senin bana öyle bakmanı hatırlamak istemiyorum. Ne olur sen de beni öyle hatırlama olur mu?''
Derince aldığı birkaç nefesle beni dinlerken bir şey diyecek gibi olduysa da saçlarından ensesine oradan da hafifçe sırtına sızan ellerim susturmuştu onu. Teninin sıcaklığı zaten mayıştırtırken bir de böyle huzursuz konuların açılması iyice uyuma ve uyandığında her şeyi unutma isteği uyandırıyordu. Ayrıca bu konu benim için kapansa da onun için kapanmamış gibiydi.
...
Habersizce koynuna çeken huzurlu uykudan öyle huzursuzca uyanmıştım ki kendime gelemiyordum bile. Duyduğum telefon sesi hem yakından hem de bir o kadar uzaktan nasıl geliyordu anlamış değildim.
''Emir...''
Mırıltı gibi çıkan sesimle canım adama seslenmem bile işe yaramamıştı. Şu sesi ne olur sustursundu. ''Ya,'' diye inler gibi çıkan sesimle yerimde hareket ettiğimde gece uyurkenki halimden çok daha başka bir haldeydim. Telefon sesi daha da şiddetlenir gibi başımı ağrıtırken daha dik bir sesle ''Emir!'' diye seslenmeme karşı altımdaki yatak hareketlenir gibi olmuştu. ''Sikeceğim şimdi telefonunu,'' diye duyduğum homurdanmayla havalanırken bu sefer de diğer tarafa doğru yatar gibiydim. Nasıl yani? Kafam allak bullak olmuşken niye böyle bir şey olduğunu anlamak istediğimde zar zor açılan gözümle yattığım şeyin yatak değil Alpay Emir'in sırtı olduğunu geçen birkaç saniyede anlayabilmiştim.
Adamın üzerine çıkmışsın, Defne? Siz dün koyun koyuna yatmıyor muydunuz ne bu haliniz?
Alpay Emir yüz üstü yatıp koluna benim yastığımı almışken ben de adamın sırtındaydım cidden de. Bunu umursamadım çünkü uykum vardı. Telefon sesi kısa bir an sussa da tekrar çalınca artık sabrım kalmamış gibi olduğum rahat yere iyice sırnaştım ve tarazlı sesimle kulağına doğru ''Sustur şunu,'' diye fısıldamıştım bu sefer. Ama bunu umursamadı ve elini arkasına atıp bacağıma koydu. Bu sırada devam eden sese tahammülüm kalmazken ''Alpay, kapat şunu.'' diye çemkirmeme karşı aniden yan dönüp komodine kolunu uzatmasıyla sırtından yatağa kaymıştım. Yumuşak yatağa düşmüş olsam da ''Yavaş be'' diye söylenmeden duramamıştım. Buna takılmamıştı bile. O değil ben de takılmamıştım zaten.
Ağzının içinden ''Zırlayıp durun amına koyayım sizle mi uğraşacağım,'' dediğini duymuştum ama ne anlama geldiğini bile idrak edememiştim çünkü sanki hiç uyumamışım gibi uykum vardı. Sahi saat kaçtı? Ben açar da konuşur diye düşünürken sanırım tamamen kapamıştı telefonunu.
Ona arkamı dönmüş yastığını da başımın altına rastgele çekmişken onun ne yapacağını umursamamıştım. Yatağın diğer ucunda yorganı üzerime çekip tekrar uyumaya çalışacaktım ki gelip arkamdan sarıldı ve kolumun altından karnıma uzanan eli çok ama çok tehlikeli bir yakınlıkta karnımla kasığım arasında kendine yer edindi. Bu da yetmezmiş gibi bastırıp kendine çekti bedenimi.
Elinin üzerine elimi koyup onu oradan çekmeme izin vermeden uykulu, boğuk sesiyle ''Dur şurada,'' deyip uyarmıştı. ''Sinirimi senden çıkaracağım şimdi, kımıldanıp durma.''
Uykusunu alamadığı zamanlar ne kadar saldırgan olduğunu biliyor olduğumdan ve sırf uykumun açılmaması için susmuş, sırtımı göğsüne yasladıktan sonra yeniden kapamıştım gözlerimi. Tek isteğim sadece uyumaktı.
...
Gözlerimizi ikinci defa güne daha sakin bir şekilde açarken gün resmen öğleni geçiyordu. Üstelik öyle yüzümde parmağını gezdirmeli, uyurken çok güzelsin demeli romantik bir uyanma da değildi bu. Zaten ne romantiği Allah aşkına, koca yatakta gece uyumuş muyuz meydan muhaberesi mi yapmışız belli değil. Benim bağrım açılmış saçlarım dağılmışken onun da benden altta kalır yanı yoktu. Üzerimizdeki yorgan da yarısı yerde yarısı uçtaydı zaten.
Bir de yatak keyfi bile yapamadan Alpay Emir'in çok işimiz var sızlanmaları yüzünden en acilinden hazırlanıp çıkmıştık yola. Yani öğlen on ikiye kadar uyursak olacağı da buydu zaten. Hem gündüz gözüyle evimizi bile gezememiştim ki. Tutturmuştu hadi Defne, işimiz var Defne, bir an önce halledelim Defne, çabuk hazırlan Defne, sonraya kalmasın Defne...
Defne kadar başına taş düşsün söylenmelerimi söylemiyorum bile.
Yol kenarında bulunan kafede güzelce kahvaltımızı yaptıktan hemen sonra da bir alışveriş merkezinde bulunan yapı marketine girmiştik zaten. Kahvaltıda konuştuğumuz tek konu ise ev için yapacaklarımızken yine ve yine çalıştığı şirketin bu konularda onlara hak tanımasını kullanmış anlaşmalı olduğu mobilya mağazalarının kataloglarını aldığını ama beğenmezsek başka yerlere de bakabileceğimizi söylemişti. Çalıştığı firmanın onlara tanıdığı hakları övdüğüm sırada da tek söylediği şey ''İt gibi çalıştırıyorlar, yapacaklar tabi.'' idi. Sabah arayıp rahatsız ettiklerine de ayrı bir sinirliydi gerçi. Sanki karşılığını fazla fazla vermiyorlarmış gibi... Sahi 'Alpay Emir Almanya'da olduğun sürece maaşını nasıl alacaksın şunu da bir konuşsak mı?' dememek için de zor tutmuştum kendimi.
İşin eğlencesi bir yana onun burada olmadığı zaman buna nasıl dayanacaktım hiç bilmiyordum. Elbette hep yan yana dip dibe olacak değildik ama dedim ya şimdi her şey çok daha farklıydı. Hem saat farkımız çok muydu acaba? Belki akşamları görüntülü konuşurduk. Evet, Defne. Hem yanımızda da olmayacak ya ekranın diğer tarafından çıldırtırdık onu. Sonra da canımıza okusundu tabi, oldu.
''Önceliğimiz aşağıdaki oturma odası olsun, gelip giderken rahat ederiz.'' deyince dikkatimi çeken renkli renkli inşaat malzemelerinden yanımda, elindeki şeyi inceleyen adama dönmüştüm. ''Hafta sonları işten fırsat buldukça gelip hallederiz.'' diye devam ettiği sırada biraz daha yanaşmış çekinerek de olsa ''Bizimkilerin haberleri olacak mı peki?'' diye sormuştum. Sadece annemler değil onunkiler de bu evden haberdar olsa asla buraya bir başımıza girip çıkmamızı hoş karşılamazlardı.
''Senin rahat etmeni istiyorum,'' dedi elindeki büyük yapıştırıcı gibi şeyi yanımızdaki arabaya koyarken. Sonrada bana odaklanmıştı zaten. ''Ama babamın haberi olur güzelim. Yoksa ev için ısrar ederler, zaten bir şey dememek için lafta gittim konuştum adam da ev için sonuçta benden bir cevap bekleyecektir. Oyalamanın âlemi yok milleti.''
Epeydir buradaydık ve artık gitmek istiyordum. Bu yüzden de bir yandan hareketlenip öyle konuşmaya başlamıştım. ''Sen bilirsin tabi ama öğrendikleri zaman hoş karşılamayacaklarını tahmin ediyorsundur diye düşünüyorum.''
''Başka alternatifleri yok güzelim, senin derdin buraya gelip gitmemize laf edeceklerini düşünmense hallederim, '' dedi kısa bir an tornavidaların olduğu bölümü inceleyerek. ''Çalışma odasında kurulmamış bir dolap ve orta sehpa var,'' deyip birkaçını inceledikten sonra toplu halde olanlardan birini alıp arabaya atmıştı.
Ellerim giydiğim kapüşonlu eşofmanımın üzerine giyindiğim ceketin ceplerindeyken yanında usluca yürüyordum bu sırada. ''Gidip geleceğiz, düzenlemeydi ilgilenmeydi derken git gel yapmaktansa gerekirse gece burada da kalacağız,'' diye olacakları sıralıyordu sanki bunlar çok normal şeylermiş gibi. Sonra konunun uzadığını düşünmüş olmalı ki ''Sen takma yavrum bunları kafana, halledeceğim ben. Aklın da kalmasın kimin ne diyeceğinde. Gerekirse her şey bittikten sonra duyururuz ama dediğim gibi şu ev meselesi için babamla konuşacağım.'' dedi. Sonra yüzündeki sinsi gülümsemeyle döndü ve ''Ya da Melih'i düşünerek alması için ikna ederiz,'' dedi tepkimi bekler gibi. Melih'in buna nasıl bir tepki vereceğini bilemediğim için gülmüştüm sadece. Onun evlenmek, ev almak gibi fikirleri olduğunu düşünmüyordum.
Saatlerce bakınıp dolaştığımız yerden birçok şey alırken Alpay Emir'in aşağıdaki oturma odası olarak kullanacağımız oda için önceden yazıp çizdiği plana göre aldığı malzemeleri arabaya bırakmasını bekliyordum. Alışveriş merkezinden çıktığım an şok olmuş gibiydim. Saat iki gibi girdiğimiz yerden akşamın karanlığında çıkarken şaşmış kalmıştım.
''Ne ara akşam oldu ya?'' diye serzenişte bulunduğum sırada Alpay Emir de arabanın kapısını kapatmıştı. ''Sağa sola bakarken geçmiş zaman.'' diye yanıtladı ve arabayı kilitleyip tekrardan yanıma gelirken kolunun altına almıştı bedenimi. İkimizin de üzerinde eşofman tarzı şeylerin olması garip ve rahat hissettirmişti. Onu genelde resmi bir halde görünce bu hali tuhaf geliyordu. Sanki her zaman yaptığımız bir şeymiş gibi onunla böyle beraber olmak benim de rahat hissetmemi sağlıyordu üstelik. Kendimi rahat ve bir o kadar da hür hissediyordum kısaca.
Omuzumdan sarkıttığı elini tutarken yılbaşı alışverişinde olan herkesin yarattığı kalabalık da bunaltmıştı beni. İçeri girmek için otoparkın çıkışına doğru adımlarken ayaklarım geri geri basıyordu. O kalabalığa girmek istemiyordum ama eve de bir şeyler almamız, bu yüzden de markete girmemiz gerekiyordu. Her defasında dışarıdan yiyecek değildik, en azından akşam için karnımızı doyuracak yemek yapacak kadar bir şeyler almalıydık.
Hayır bir de Alpay Emir gün gelir bunu benim önüme dökerdi yani, sen bana yemek yapmadın da yok hep dışardan yedik de ohoo diye.
Adımlarımı yavaşlattığımı fark ettiği an sorgu dolu bakışlarla bakarak eğmişti başını. ''Alpay Emir, ben çok yoruldum. Şimdilik atıştırmalık bir şeyler alsak, yarın halletsek mutfağı?'' diye sorarken şapkasını çıkarmış masum masum bakan çizmeli kedi gibi hissediyordum kendimi. Bunu dememi beklemiyordu ki şaşırmıştı. ''Bana uyar yavrum da,'' deyip yüzüme daha dikkatli bakmaya başlamıştı. ''Ağrın falan mı var, bir şey mi oldu?'' diye sorup sanki ağrımı bakışıyla anlayacakmış gibi bedenimi süzmüştü beni kolunun altından çıkartırken.
Onun bu aceleci haline tebessüm ederken ''Hayır,'' demiştim uysal bir tonda. Aslında uzun süre yattıktan sonra ilk defa bu kadar ayakta kalıyordum ve bu biraz beni yormuştu. Ağrım olmasa da sanki canım yanacakmış gibi hissediyordum. ''Hayır, sadece hep yattım ya şimdi de böyle ayakta olunca çabuk yoruldum.'' Bu sırada bunu düşünememiş olmasına sinirlenirken çatmıştı kaşlarını. ''Baştan niye söylemiyorsun ki?'' diye söylenmişti.
Arabaya geri yönelirken ''Sen böyle sürekli çatıyorsun ya kaşlarını hem çok yakışıklı oluyorsun hem de endişelendiriyorsun beni.'' demiştim iyi olduğumu anlamasını sağlayarak. ''Yüzün kırış kırış olacak bak birkaç yıla. Bu akşam uyumadan önce sana da maske yapalım mı, rahatlatır cildini.'' Kapımı açmış yerime yerleşmem için elimi bırakmışken bir şey dememişti sözlerime karşılık.
Yolculuğumuz başlamış eve doğru giderken aslında hiç aç hissetmiyordum kendimi. Ama Alpay Emir öyle düşünmüyor olmalı ki eve girmeden önce yemeğimizi dışarda yemeği alışverişi de yarın yapmamızı teklif etmişti. Böyle olunca da malzeme alıp evde yemek yapana kadar daha da çok acıkacağından onun için iyi olur diye düşünmüştüm.
Kaç gündür elime almadığım telefonumla şu sırada ilgilenirken Alpay Emir de birkaç telefon görüşmesi yapıyordu.
Arayıp soranımın olmaması benim için olağan bir durumken Büşra'ya teşekkürlerimi ve mutluluğumu belirten bir mesaj atmıştım. Evlilik teklifi tahminimde şaşırması aklıma gelince o tiksinerek baktığım ama şu an yapmak için can attığım pozu vermiş, ekrana öpücük atarken göz kırpıp parmağımdaki yüzüğü göstermiştim ve Alpay Emir kulağındaki kulaklığı çıkardığı sırada bu halimi görüp şok olmuştu. Onun tepkisine kahkaha atarken ''Büşra'ya atacağım.'' deyip göndermiştim fotoğrafı. Ne zaman görür de ne zaman cevap verir bilemediğim için başka da işim olmadığından kapamıştım telefonumu.
...
İçeri girdiğimiz andan beri Alpay Emir, mutfak ve oda için aldığımız onca malzemeyi sesini çıkarmadan taşımışken benim sadece yürümekten dolayı yorulduğumu sürekli dile getirip kendimi sırt üstü yatağa atmam Alpay Emir'i bezdirmişti doğrusu.
Üzerimdeki ceketi bile çıkarmadan kendimi yatağa attığımda canım sevgilim de soyunuyordu. Ama ben kalkıp serserilik bile yapamıyordum. Niye? Çünkü neymiş iradesi bozulurmuş.
''Ya içerisi sıcacıkmış bari azıcık azalt şunun ısısını. Yandım vallahi.'' diye söylenmiştim kollarımla bacaklarımı açmış yatakta yayılırken. Saat epey geç olmuştu doğrusu. Bu saate kadar dışarda olmak çok fazla yormuştu. Bir de sıcak eklenince mayışıp kalmıştım. Keşke Alpay Emir soyup pijamalarımı giymeme yardım etseydi. Çünkü elimi kaldıracak halim yoktu. Ama maazallah, iradesine bir zeval gelirdi falan...
Altındaki eşofmanın ceplerini makyaj masasının üzerine boşaltırken ''Defne,'' dedi bıkkınlığını dile getirerek. ''Yavrum kalk çıkar şu ceketini, mayışıp kaldın. İlaçlarını da içmedin zaten. Ağrım yok deyip duruyorsun ama inan beni geçiştirdiğini düşünüyorum artık.'' dedi birkaç fişi ve cüzdanını da telefonunun yanına koyarken.
''Of ya,'' deyip kalkmıştım uzandığım yerden. Oturur hale geldiğimde üzerimdeki uyuşuklukla çıkardım ceketimi. ''İnsanın kendi evinde bile rahat yok.'' diye mızmızlandığım sırada bunu ne kadar çabuk kabullendiğimi fark ettim.
Bizim evimizdi sonuçta tabi ki kabullenecektim.
Alpay Emir bunu söylememin ardından yanıma gelip dudaklarını alnıma bastırmıştı. ''Ne demek rahat yok,'' deyip geri çekilirken gülmüştü halime. ''Sana en çok burada rahat var.''
''Aynen, az önce kalk Defne diyen de babamdı zaten.''
Kalkıp üzerimi çıkarmak ve rahatça pijamalarımı giyinmek için ileri doğru ilerlediğim sırada Alpay Emir de terlediğini kısa bir duş alacağını söylüyordu.
Şey dese miydim acaba; kapıyı da kilitle hayatım, malum senin iraden var ama benim yok...
İçimdeki Defne'yi tokatlamak isterken bir de arsız gibi şeyler getiriyordu aklıma.
Üstelik beni gaza getirdikçe de bende Alpay Emir'in sınırlarını zorlama isteği doğuruyordu.
İnceldiği yerden kopsun deyip dün giyindiğim pijamaların yerine askıda asılı olan geceliklere yönelmiştim. Aralarında en masumane duran siyah renkli ve diğerlerine göre biraz daha uzun olanı aldığımda Alpay Emir'in de hızlıca çıkacağını hesap ederek önünü ardını düşünmeden soyunmaya başlamıştım. Geceliği sütyensiz giyinmeye cesaret edemezken kendiliğinden göğüs pedi olduğuna bu kadar sevineceğimi düşünememiştim doğrusu.
Üzerimdeki her şeyi çıkarıp sadece alt iç çamaşırımla kalırken dizlerimin birazcık üzerinde biten siyah saten ip askılı ve sadece göğüs kısmında ince bir şerit halinde danteli olan geceliği üzerime geçirirken birden çıplak kalmanın verdiği his garip hissettirmişti. Çıkardıklarımı görünmeyecek şekilde dolaba geri koyarken üzerime de sabahlığı giyindikten sonra telefonumu da alıp çıkmıştım odadan.
Öyle hızlı hareket etmiştim ki sanki az sonra ona görünmeyecekmişim gibi aceleci davranıyordum. Üstelik bir aynaya ve son olarak nasıl göründüğümü bilmeye ihtiyacım vardı. Bu kattaki banyoya girerken dudaklarımı stresten paramparça ediyordum dişlerimin arasında. Telefonumu tezgâha bırakmış buz kesmiş ellerimle yanaklarımı avuçlamışken derin birkaç nefes alıp elimi yüzümü yıkadım önce. Bu kadar heyecanlanmanın bence bir önemi olmamalıydı. Sonuçta yanında böyle olmam bizim için sorun teşkil etmemeliydi değil mi? Yoksa niye bunlar burada vardı ki?
Sabah tarasam da akşama yeniden karışan saçlarımı parmaklarımla taradıktan sonra havalandırıp omuzlarımdan salarken sanki her zamanki durummuş gibi de düzeltmiştim üzerimi. Geceliğin yırtmacı iki yandan kalçamdan itibaren başlıyordu ama üzerimdeki sabahlık bunun sorun olmasını engelliyordu.
Oyalanmadan içeri, çalışma odasına geçerken oyalanmak adına koltuğa rahatça geçmiş Büşra'nın cevap verip vermediğine bakmıştım.
Attığı mesajlar yüzümü güldürmüştü doğrusu. Birkaç gülücük ve şeytan emojisinin yanı sıra şaşkınlığını dile getiren kelimeler... 'Şimdi arayıp rahatsız etmiyorum, müsait olunca ara.' Yazdığı mesaja sırıttığım sırada sırtımı koltuğun başlığına dayamış bacaklarımı da karnıma çekip sağıma yaslanmıştım.
Sonrasında ise Alpay Emir'i bekleyene kadar bir iki dakikalığına Büşra ile konuşma düşüncesi makul gelmişti ve ayaklanıp camdan dışarıya bakmaya başlamıştım. Numarasının üzerine basıp arayacaktım ki geçiştirir gibi arayıp konuşmak da doğru olmaz diye düşünmüştüm. Öyle camın önünde dikilmiş telefonla uğraşmaya dalmışken birden belime dolanan kollarla korkmuştum doğrusu.
Alpay Emir'in dudakları boynumu keşfe çıkmışken nemli saçları yanağımı ve boynumu ıslatmıştı bile. Derince bastırdığı dudaklarını çekip çenesini omuzuma yaslarken kısık sesle ''Birileri beni mi bekliyordu?'' diye sordu.
Aklım yerinden çıkıp gitmişken onla bugün ilk defa temas halindeydik ve etrafa buram buram yayılan ferah kokusu nasıl olur da gün içinde kendine hâkim olabildin Defne, diye sorgulatıyordu.
İnce bir sesle ''Hayır,'' deyip kolları arasında ona döndüm. Bir elimde telefonumla beraber ellerim göğsünü bulmuşken elimdeki telefonu alıp kanepeye koydu. Alt dudağını dişleyip omuzlarımda ve göğüslerimde gözlerini gezdirirken bundan utanmıyor olmak an itibari ile hoşuma gitmeye başlamıştı.
Belimden tutup iyice kendine doğru çekerken kollarına tutunmuştu ellerim. İki parmağıyla önümü kapatan saçlarımı sırtıma dökülmesini sağlarken ''Ben sana beni sınama demedim mi?'' dedi normal bir şey soruyormuş gibi.
Küskünce omuzumu silkip ''Dedin, zaten ben de öyle yapıyorum.'' dememe karşılık dudakları kıvrıldı. ''Benim güzel bebeğim,'' demesinin ardından dudaklarını yavaşça bastırdı dudaklarıma. Öpüşü fazlasıyla kısa sürerken geri çekildiğinde ben gözlerimi açsam da o açmamış alnını alnıma dayamıştı. Fısıltı halinde ''Sana her dokunduğumda aslında tenine ne kadar hasret olduğumu anlıyorum,'' demesiyle ellerim kollarından omuzlarına çıkmıştı. Daha baskın bir tonda ''Ama yine de sabretmeye çaba gösteriyorum.'' demesine karşılık kendimi geri çekmiş çenesine bastırmıştım dudaklarımı. Çekinerek de olsa ''Niye yapıyorsun ki bunu bize?'' diye sormam onun gözlerini açmasına hafifçe gülümsemesine neden olmuştu. ''Niye böyle şartlandırıyorsun ki kendini?''
Belimdeki elinden biri kalçama doğru yol alıp kasıklarına bastırdı bedenimi. ''Sen böyle istekle geliyorsun ya bana, burası senin isteğini gerçekleştirmek için her defasında deli oluyor.'' Yüzünü boynuma eğip burnunu gezdirdi tüy gibi. ''İkimizden birinin olacakları düşünmesi gerekiyor,'' dedi boğuk çıkan sesiyle. ''Ve bu kadın tüm yükü bana bırakıp kendi rahatına bakıyor.'' diye devam etti güler gibi. ''Olur da sonrasında böyle olmazsan, benden kaçarsan asıl işte o zaman ben yapacağımı bilirim.'' Boynuma ıslak bir öpücük bırakıp yüzünü geri çekerken saf bir merakla dolup taşmıştım.
Boynundaki ellerim yüzünü buldu. Parmaklarım sakalları arasında gezindi bir iki defa, dudaklarım büzülmüştü alacağım cevaptan. Evet, biliyorum olay isteyip istememek değildi ama onun bu tavrını zihnim sanki beni, bedenimi istemiyormuş gibi algılıyordu. Bu da kırıyordu beni. Hangi kadın isterdi ki karşısındaki erkeğin kendini geri çekmesini?
''Hiç mi istemiyorsun beni?''
Sorduğum sorunun içeriğiyle soruş şeklim o kadar zıttı ki sesimin bu kadar masum ve fısıldar gibi çıkması beni bile şaşırtmıştı. Alpay Emir kapadı gözlerini, alt dudağını dişleri arasında ezdikten sonra bir elini yüzüme çıkarıp başparmağını boydan boya hafifçe gezdirdi dudaklarımda. Gözleri öyle bir renkti ki sanki içinde her şeyi barındırdığını göstermek ister gibi ama bunu göstermeyeceğini de söyler gibi kararmıştı.
''Sen benim imtihanım mısın, diyeceğim... Ama senden bana imtihan değil olsa olsa armağan olur.''
Öyle içli içli söyledi ki kelimelerini hissettiğim yoğun duygu bedenimi harekete geçirmekten çok ruhuma sesleniyordu. 'Seni istemediğini düşündüğün adam bu mu, Defne?' diyordu her defasında bir yanım. Adam ruhuna dokunuyor bedenine varsın dokunmasın bunu mu sorun ediyorsun gerçekten de, diye azarlıyordu beni.
Parmağı dudağıma baskı yapar gibi oldu. Yüzünü öyle dikkatli inceliyordum ki şu an kendi iç hesaplaşmasını verdiğini bile görebiliyordum. Gitti geldi, ölçtü biçti ama bir karara varamadı.
Parmak uçlarımda yükselip dudaklarına yöneldiğimde hiç engel olmadı. Aksine ilk adımını atması için yüreklendirilmiş bir çocuk gibi diğer adımlarını kendi atmaya bile başlamıştı. Üzerimdeki cahil cesareti öyle yoğundu ki dudaklarıma hükmetmeye başladığı an yaptığım şeyi yeni yeni fark ediyor gibiydim.
Yanağımdaki eli boynuma inip tamamen kavrarken diğer eli aramıza girip sabahlığın kuşağını çekiştirmişti. Belimde gevşediğini hissettiğim sabahlık iki yana açılırken omuzlarımdan itelemişti bile. Karşısında sadece gecelikle kaldığım an derinleşen öpüşüne son verdi ve bakışları omuzlarımdan gerdanımda dolandı uzun süre.
Ağzını açıp bir şey diyecekti ki her an geri gelecek olan utancımın korkusuyla dudaklarına uzanırken çekinerek ''Konuşmasan olmaz mı?'' diye sorup dudaklarına ulaşmamla kısa bir karşılık verdi. Sorduğum soruya dudakları kıvrılırken hiç zorlanmadan kucağına tırmanmamı sağlayıp bacaklarımı beline sarmama yardımcı oldu.
Bacaklarımın çıplaklığı dikkatini çekerken bir eli kalçamda diğeri de baldırımdaydı. Kollarım ensesinde birbirine tutunurken dokunuşları yakıyordu bedenimi. ''Sus, konuşma diyorsun ama... Anlamıyorum,'' dedi yakınır gibi. ''Güzelliğin ahraz olmamı sağlarken aynı zamanda nasıl oluyor da aynı dili çözebiliyor?''
Yanımızdaki koltuğa ilerleyip oturmamızı sağlarken aldığım iltifatla az da olsa heyecanım dizginlemişti. Kucağına yerleşirken ellerim omuzlarını kavradı. Dudaklarım mutlulukla kıvrılırken şımarıkça başımı omuzuma eğmiştim. ''Bilmiyorum ki,'' dedim çocuksu bir hevesle. ''Var işte öyle maharetlerim.''
Bu tavrıma keyifli bir kahkaha atarken bacağımı okşamıştı boydan boya. Kalçamdaki eli beni kasıklarına bastırırken dudakları da açıkta kalan göğüslerime yönelmişti. ''Başka var mı maharetlerin?'' dedi arsız bir tonda. O an aslında konuşmazsam daha çok utanacağımı bildiğimden buna devam ettim. Meğer canım adama boşu boşuna sus demişim.
''Var sanırım,'' deyip dudaklarımı ısırmıştım. ''Var ama... Erkek arkadaşım fırsat vermiyor ki.'' Burnunu göğüs oluğuma dayayıp orada nefeslendiği sırada duyduklarıyla aynı anda hafifçe dişlerini geçirdi açıktaki sağ göğsüme. Bunu beklemediğim için yüzümdeki gülümseme silinirken acıyalı sızlanmıştım. Kasıkları üzerinde kendimi geri kaydırıp ''Alpay ya...'' sızlanmama karşılık dişlerini sıkmıştı.
''Senin o erkek arkadaşının aklını sikeyim,'' dedi sanki kendine değil de yedi sülale yabancıya küfür edermiş gibi. ''Onda akıl olsa irade mirade diye zırvalamazdı,'' diye devam etti homurdanarak.
Ellerim omuzlarından boynuna gidip hafifçe sıkarken konuşmaya başlamıştım. ''Ben de öyle düşünüyorum biliyor musun? Yani benim gibi birini nasıl geri çevirebiliyor hiç anlamış değilim. Bende bir sorun olduğunu düşü-'' düşünmüyorum bile dememe izin vermemişti.
Bacağımı sıkan eli yanaklarımı bulup iki yandan sıkarken yüzünü yüzüme sabitledi. ''Sen baksana bana,'' dedi agresif bir halle. ''Zaten aklımla değil başka bir yerimle düşünüyorum senin yüzünden, bir de beni gaza getirip kendine yazık etme,'' dedi. Ardından da iki yandan büzülen dudaklarımı öpmeye başladı beklemediğim bir hoyratlıkla.
Sırf söylediklerine gıcık olduğum için dudaklarını ısırarak öpmeye başlamamla birden ayaklanmıştı ve ben sıkı sıkı tutunmuş, düşmemeyi dilemiştim. ''Sen böyle beni kışkırtmaya devam et, tamam mı?'' dedi hiddetlenerek. ''Az sonra acısını çıkartmayacakmışım gibi hareket etmeye devam et'' deyip gözdağı vermek ister gibi sıkmıştı kalçamı. ''Devam et ki ben de boşuna üzülmeyeyim, kızın canını yakacağım diye.''
Tırnaklarımı ensesine batırdığım sırada cidden ben de sinirlenmeye başlamıştım şu tavrından. ''Beni geri püskürtmeye çalışma artık.'' dediğim sırada yatak odasına girmişti. Lambayı açmamasına içten içe sevinirken koridorun sarı ışığı içeriye süzülüyordu. ''Sen onun için biraz geç kaldın küçük hanım,'' dediği sırada çenemden itibaren öpmeye başlamıştı. Ara ara inadıma yapar gibi açıkta kalan tenime sakallarını sürterken içimdeki o kendini göstermek isteyen kadın beni çok zorluyordu.
Yatağa adımlayıp sırtımı yumuşak yatakla buluştururken hiç zaman kaybetmeden üzerimdeki yerini almıştı ama ona dokunmama engel olan kalın üstü sinirimi bozuyordu. Bunu fark ettiği an ensesinden tutup çıkardı ve kenara attı. Ellerim kollarını bulurken sessizlik anlaşması yapmış gibiydi bedenlerimiz. Sıklaşan nefes seslerinden başka bir şey duyulmazken Alpay Emir'in eli bacağımın üzerini buldu ve yavaş yavaş yukarı doğru çıkmaya başladı.
Dudakları da göğüslerime ulaşmışken ''Defne,'' diye baskın bir tonda adımı söyleme ihtiyacı hissetmişti. ''Geceliğini,'' deyip eli ip askıların sınırında dolandı. ''Çıkarırsam...'' dediği sırada tek parmağına takmış omuzumdan kaydırmıştı bile isteye. Göğsüm biraz daha açılırken deli gibi bir heyecan basmıştı, utanç da yeni yeni kendini göstermeye başlıyordu. Elimi kaldırıp göğüslerimin üzerine kapamak ve daha fazla açmamasını isteyecektim ama ''Eğer çıkarırsam benden durmamı bekleme. Başlarsam bitirmeden çıkarmam seni bu yataktan.'' gür sesini duymamla ne heyecan ne de utançla baş başa kalmıştım. Tamamen korkuyla tanışan bedenim kendini korumak ister gibi kapamak istiyordu.
Diğer askımı da indirmeye başladığı an göğsüm hızla havalanıyordu. Tamamen kendiliğinde gelişen bir şey oldu ve o geceliğin askıları bu sefer indiren ben oldum. Korkuyorum deyip korkuya koşan da ben olduğum gibi.
İki parmağını yan yana getirip kemikli kısmını göğüslerimin açıkta kalan kabarık yerlerinde gezdirirken ''Bu yaptığın, beni öldürmekten başka bir şey değil.'' dedi fısıltı halinde. Sonrasında da hiç yolunu kaybetmeden göğüslerime yönelmişti. Onun çıplak sırtına dokunan ellerim sıcaklığını hissederken sürüne sürüne omuzlarına gelmişti tekrardan.
Dudaklarının bıraktığı öpücüğün hemen ardında göğsümün üst kısmında dilini hissetmemle tırnaklarım batmıştı bile sırtına. Üstelik bedenimle oluşmasını sağladığı tek ıslaklık o da değildi.
''Alpay,'' deyip sürekli adını söyleme isteğim devam ederken geceliği çekiştirdi ve tek göğsümün tamamen açık kalmasını sağladı. Ben utanmıyorum falan diye palavra atıyormuşum meğer. Hızla kolum aramıza girip kendini kapatırken bu sefer dudaklarıma çıkardı yüzünü. Yatakla arama soktuğu eli belimden tutup yatakta daha yukarı çıkmamı sağladı. Böyle olunca da gecelik artık hiçbir yerimi kapatmıyor belimde kumaş parçası olarak yer ediniyordu.
Diğer eli bacaklarımı aralarken koca bedenini bacaklarımın arasına sığdırmıştı. Gecelik belimde toplanmış öyle boş bir çember gibi bedenimi sarmışken ''Bu saatten sonra utanacağın en son kişi bile değilim,'' dedi dudaklarıma küçük bir öpücük kondurup yanağıma doğru yol alırken. Sağ bacağımdan yukarı doğru çıkan elli içe doğru ilerlemeye başlayınca 'şu an sana dokunmam, benim iradem var' falan desin istiyordum. Utançla ''Emir,'' deyip bacaklarımı hareket ettirmeye çabaladığımda buna inat yapar gibi eli delirtici bir yavaşlıkta oraya doğru ilerledi.
Çamaşırın sınırlarında dolaşan eli çamaşırın üzerinden kadınlığıma temas ettiği an sesim ağlar gibi çıkmıştı resmen.
''Yapma,''
Bedenim ilk defa orada bir yabancıyı ağırlarken ruhum da onun yabancı olmadığını hatta oraların asıl sahibi o olduğunu bilir gibi ona itaat etmek istiyordu.
Sıcak nefesini boynuma verdiği sırada gözlerim kapanmış başım da yan dönmüştü onu görmek istemez gibi. Oysa zihnim daha fazlasını istiyordu. Elinin baskısını azıcık artırıp oraya dokunduğunda çıkan derin inleme sesim onun konuşmasına karıştı.
''Gerçekten istediğini bilmesem bırakırım,'' dedi korkumu da utangaçlığımı da almak ister gibi. Parmakları çok hafif bir baskıyla orayı okşarken bacaklarımı kapatmak ve elini oraya hapsetmek istiyordum. ''Zor olur, ama bırakırım.'' diye güvence verirken bile bunu yapmak istemez gibiydi. ''Ama bırakasım yok,'' dedi açık açık. Kendini hafifçe geri çekerken göğüslerimi kapatan kolumun üzerine ufak bir öpücük bıraktı. ''Ben bu gece kadınımı doyurmadan bu yataktan çıkarmak istemiyorum.''
Sözleriyle heyecanım katbekat artarken bacaklarımın arasındaki yangın da harlandıkça harlanıyordu. Göğüslerimi kapatan kolumun bileğini narince tutup çekerken ona engel olamadım bile. Gözleri önünde çırılçıplaktım ve bu garip bir histi. Duygularımı, duyularımı çırılçıplak gören tek adam oyken hep öyle olmasını arzuladım.
Dudaklarımı birbirine bastırmış bir şey demesini beklediğim sırada çıplak göğüslerime büyülenmiş gibi bakıyor olması hoşuma gitmişti. Benden, bedenimden etkilendiğini bilmek üstelik buna şahit olmak çok daha fazlasına sebep olma isteği doğuruyordu.
Bakışları yüzümü bulurken dudağının bir tarafı kıvrılmıştı bile. ''Çok güzelsin,'' deyip yüzümün her zerresini yavaşça öptü. Eli göğsümün altında kaburgamda dururken onun büyük avucuna sığan göğsümle omurgam hareketlenmişti.
Sıcak avucuyla ilk temasını gerçekleştiren göğüs ucum kendini belli ederken dudakları yüzümden göğsüme inmişti. Küçük küçük bıraktığı öpücükler nefesimi keserken tam ucunda hissettiğim diliyle adı ağzımdan çığlığımla beraber firar etmişti. Birden bire hissettiğim ıslaklık korkutmuştu işte. Aslında hissettiğim şeyin korku olmadığını ama henüz bir adı a olmadığından korku diye adlandırdığımı fark etmiştim.
''Alpay- Emir! Ah.''
Sesimi yükseltmemle kasıklarını hissetmemi sağlayarak kendini bacak arama bastırdı. Onu hissetmemi sağladı. ''Sesin, az sonra daha çok çıkacak. Ve ben keyifle dinleyeceğim.'' diye normal bir şeyden bahseder gibi konuşmasına karşı bir şey diyemedim.
Az önce diliyle iyice dikleşmesine sebep olduğu göğüs ucumda dişlerini hissetmemle aniden geri çekmiştim kendimi.
''Bunu yapma n'olur!''
''Tamam,'' dedi benim aksime sakin bir tonla. Tekrar yüzüme sabitledi yüzünü. Dudaklarımı yavaş yavaş öptü onu öpmeme, dudaklarıyla oyalanmama izin verdi. Ellerim emanet gibi duruyordu omuzlarında, ellerimi bile kullanmaya çekiniyor gibiydim. Eli elimi sırtına kaydırmamı sağlarken ''Şimdi,'' dedi tekrardan bacağımı okşarken. ''Çamaşırını çıkarıp'' dediği sırada parmağını kanca gibi geçirmişti bir yanımdan çamaşırıma. Aşağı doğru çekiştirip kendini de geri çekmişti. ''Benim için kendini hazırlayan yuvamla tanışacağım.''
Söylediği şeylerle yüzüm buruşurken bu ne iğrenmemden dolayıydı ne de başka bir şeyden tamamen çekiniyordum işte. Konuşmasaydı da sadece yapsaydı olmaz mıydı?
''Öyle söyleme,''
Bedenimin üzerinden kalkarken fısıltı gibi çıkan sesime karşılık güler gibi bıraktı soluğunu. ''Sana çok daha sansürsüz hallerini duyurmadan önce kendimi frenlemeye çalışıyorum sadece.'' dedi.
Konuşuyordu çünkü zihnimi dağıtmamı istiyordu. Konuşmasını istemiyordum çünkü yaptığımız şeyin farkına varmamı sağlıyordu.
Yüzümdeki kararmış gözleri göğüslerime düştüğü an hızlıca sarılmıştı kollarım bedenime yeniden. Bu halime gülerken dudağını yalaması utandırmaya başlamıştı. Dizlerini iki yanımda sabitlemişken eğildi ve bacağımın üzerini öptü önce. Sonra kasıklarımda ve karnımda dolanan bakışları etrafı morarmış ve yavaştan toparlanmaya başlamış o yarada dondu kaldı.
Gülen yüzünün düştüğünü fark etmemle buna devam etmeyeceği korkusu ve yine kendinde suç bulacağı düşüncesiyle ''Oraya bakmanı da istemiyorum,'' deyip dikkatini dağıtmaya çabaladım. Eli saçlarına gidip zaten dağınık olan saçını önce düzeltmiş sonra da tekrar dağıtmıştı. Kaçan keyfini nasıl geri yerine getirecektim bilmiyorum ama o an düşünmeden konuşmam bizi bambaşka hayallere götürmüştü.
''Karnıma öyle kötü kötü bakma, krem kullanıyorum iz kalmaması için.''
Eğilim dudaklarını yaranın yanına tam karnıma bastırdı hiç zaman kaybetmeden. ''Benim derdim iz değil ki yavrum,'' dedi bozulmuş sesiyle. ''Bunu her gördüğünde aklına gelecek izleri nasıl sileceğim?'' Oysa oraya baktığında benim değil onun aklında izler oluşuyordu. ''Buna nasıl merhem olacağım?''
Hemen göğüslerimin altında toplanan geceliği göğüslerime çekeceğim ve kollarımı serbest bırakacağım sırada tekrar daha çok baskıyla bastırdı dudaklarını. Bu öpüşü az önceki gibi de değildi üstelik. Çok daha farklıydı. Belimi iki yandan kavrayan elleri de çok ama çok kısa bir an titrer gibi olmuştu.
''Defne,'' Adımı öyle bir söyledi ki o an ne istese yapmaya hazırdım. ''Bir gün burada benden bir parça yetişmesine izin verirsin değil mi?''
Duyduğum şeyin duygusallığı öyle işledi ki yüreğime bu adamın gelecekte çocuklarımın babası olacağı sanki bunu demesiyle yüklenmişti zihnime. Fısıltı halindeki sesi bir çığ yaşanmasına sebep oldu. Topladığı her şeyi kalbime doldurdu. Kalbimdeki yeri hep ebediyken parmağımda hep ama hep onun yüzüğü, karnımda da onun çocuğu olacaktı. Bu fikri kabul etmeyen zihnim yüreğime sözünü geçirememiş bir an önce de bunun yaşanması için dualar etmişti.
Oysa eskiler ne der bilirdim. Ama o an bilemedim.
Mutluyken söz, kızgınken karar, kırgınken ise cevap verilmemeliymiş. Verilirse ise sonuçlarına bir ömür katlanılmalıymış.
Mutluydum, benden ne istese sözünü verecek kıvamdaydım. Karnımı öptükten hemen sonra uzanıp alnıma bastırdı dudaklarını. Kolumu kavrayan eli varlığını belli etmek ister gibi orayı hafifçe sıkarken ''Bir gün benden olan senden doğarsa, işte o gün yapamayacağım hiçbir şey olmaz sizin için.'' demişti.
Daha şimdiden geleceğin teminatını veriyordu. Öyle mutluydum ki bu halde olmaktan, tüm utancım tüm çekingenliğim... Hepsi toz olup uçmuş, içi boş balon olmuş sönmüştü.
Açılan kollarım boynuna sarılırken onu kendime doğru çekmem şaşırtmıştı onu. Tekrardan bacaklarımın arasına yerleşirken daha da heybet kazanan erkekliğini az önce dokunduğu, ona ait olan o yere bastırmıştı. Onu kendime çekip alt dudağını dudaklarımın arasında misafir ederken dudaklarından kopmuş, inlememi saklamamıştım. Aramıza giren eli bu sefer çamaşırın içine sızmıştı ve bu dokunuşu bedenimi titretmeye yetmişti.
Hareketleri hoyratlaşmışken parmakları da baskısını arttırmış kadınlığımı boydan boya okşamaya başlamıştı. Hissettiğim ıslaklığı onun da hissediyor olması hatta ona temas ediyor olması gözlerimi dolduruyordu ve bu tamamen daha fazlasını istemektendi.
Öpmeye, okşamaya devam ettiği an nefes nefese kaldığım, inlemelerimin sıklaştığı sırada koluna tutunmuş alnımı çıplak omuzuna yaslamıştım.
''Yapma, ne olur,'' deyip diğer elim aramıza girmiş onun bileğine dokunmuşken kendini geri çekti ve elini karnıma koyup sırtımın yatağa yaslanmasını sağladı. Üzerimden kalkıp uca, bacaklarıma doğru geri çekilirken yapacağı şeyi anladığım sırada dizlerimi araladığı ellerine karşı gelmek amacıyla bacaklarımı kapamaya çalışmıştım ama buna izin vermedi.
Oraya yöneldiği sırada tek iç çeken de ben değildim üstelik. Zaten o andan sonrası öyle kavurucu geçti ki eriyip giderken yatağa karışacağım diye korkmuştum.
İki yandan çamaşırımı tutup yavaşça bacaklarımdan çekerken dudaklarımı birbirine zımbalamış, gözlerimi de sıkı sıkı kapatmıştım.
''Beyaz yakışmış,''
Boğuk sesi kulaklarıma ulaştı ama kendimi öyle kasıyordum ki hiçbir şey diyemiyordum. ''Bir dahakine de diğer renkleri görelim.'' dedi ve çıkardığı çamaşırla anında kapatmıştım bacaklarımı. ''İstediğini yapıp susuyorum,'' dediği sırada dizim birazcık üzerine bastırmıştı dudaklarını. ''Şimdi sen de benim isteğimi yap, arala bacaklarını.''
Bir eli baldırımdayken resmen bir yanım utançtan kıvranıyor bir yanım da istediklerini vermek istiyordu. Derince aldığım nefes sonrası ona isteğini verirken dudaklarında hafif bir gülüş oluşmuştu.
Dizimden itibaren bacağımın iç tarafını öpe öpe oraya doğru ilerlerken omuzlarını bulan ellerim orayı yaralamaya başlamıştı bile. Sıcak nefesi oraya gelirken bu his içimi gıdıklıyordu. Hızlanan soluklarımın arasında ''Alpay Emir'' deyip onu kendime çekmek için omuzunu sıkıca tutarken fısıltı halinde ''Susuyorum ama bunun acısını çıkarırım,'' dedi ve dudaklarını bastırdı oraya.
Bu hareketiyle gözlerim sıkıca kapanırken belim de hareketlenmişti. Dudaklarımdan derin bir inilti firar ederken bacağımdaki elinin sıkılaştığını ve sıcak nefesini tam da kadınlığımın tepesinde hissetmem karnımın hızlıca inip kalkmasına neden oluyordu. Dilini hissettiğim an gözlerim yaşla dolarken hissettiğim duygu o kadar yoğundu ki daha fazlasına dayanacakmışım gibi hissedemiyordum.
Ağlar gibi çıkan sesimle ona ''Yapma,'' diye yalvarmam resmen daha fazlasını istediğimi söylemişim gibi hareketlendirmişti.
Kendine yer açmak için bacağımı omuzundan sırtına bırakırken saçlarına tutunan parmaklarım titrer haldeydi. Kısa bir an kendini geri çekerken iniltilerim kendimi kasmalarım son buldu. Hırıltılı sesiyle ''Burası bana böyle kasılırken yalvarsan da bırakmam,'' demesi rahatlatmak çok korkutuyordu, farkında değil miydi?
Onu omuzlarından itip daha net ama daha ağlamaklı bir sesle ''İstemiyorum,'' derken üzerime yükselip dudaklarıma yapışmış uyarır gibi de az önce dudaklarının talan ettiği kadınlığımı parmakları okşamaya başlamıştı. Parmağını bastırdığı nokta gözlerimi yerinden oynatırken çığlık atar gibi bir ses çıkarmama ek boynuma oradan da göğüslerime inmişti dudaklarını. Ellerim sırtında onun yaşattığı hazzın acısını onun bedenine tırnaklarım bırakırken kabalaşan sesiyle ''İstemediğin için mi parmaklarımı bile içine almak için uğraşıyorsun?'' diye asabi bir halle sorması sinirimi bozuyordu. Kasıklarım benden habersiz kendini eline bastırırken artık hissettiğim şey korkudan çok daha başka şeylerdi.
Tırnaklarım ensesini bulmuş orayı tahriş ederken başım da yastığa gömülmüştü. İnlemekten boğuklaşan sesimi duydu mu bilmiyorum ama ''Dudağını, elini değil...'' deyip korka korka ''Seni istiyorum orada.'' demem çok ama çok kısa bir an onu duraklatmıştı.
Dudaklarını çekip göğüs ucumu ağzına almasıyla ''Emir,'' diye adını bağırmam hoşuna gidermiş gibi bırakmak yerine bu sefer de diliyle ucunu sağa sola yatırmaya başladı.
Bacaklarımı kapatıp elini orada hapsetmem onu inletirken bacağımda onun iyice irileşen erkekliğini boydan boya hissetmek ona doğru elimin gitmesini istiyordu.
Dudaklarını kulağıma dayadığı sırada hırıltılı sesi, sıcak nefesi ve kadınlığımın üzerindeki eli sıcaklığımı harlıyor eline bulaşan zevk sularımı yaydıkça yayıyordu ve ben artık daha fazla dayanamayacakmışım gibi hissediyordum kendimi. Bu his bambaşkaydı ve ne yapmam gerektiğini nasıl hareket etmem gerektiğini kestiremiyordum. ''Şimdi,'' deyip bir parmağını içime doğru hareketlendirdiğinde kendimi yukarı doğru çekmiş koluna batırdığım tırnaklarımla devam etmemesi için hareketlenmiştim. ''Burada elim değil...'' diye devam edeceği sırada kendisini geri çekmeye çalışan bedenim bu sefer de ona doğru hareketlenmeye çabalıyordu.
Konuşmasına izin vermeden saçlarından tutup dudaklarımızı birleştirirken araladığım bacaklarımın arasından elini çıkarıp eşofmanın ipine götürdüğünü hissettim. Karnıma değen parmaklarıyla karnım içe doğru çekilirken kendini kısa bir mesafe geri çekmiş eşofmanıyla beraber boxerını da bacaklarından indirmişti. Ona asla bakmazken bacağımla kasıklarım arasında hissettiğim uzvu gözlerimi kapamama ona sıkıca sarılıp yüzümü omuzuna saklamama neden oldu. Bu hareketime kısık bir sesle gülerken ''Bakmayacak mısın?'' dedi alayla. ''Bakmanı, bakıp da korkmanı isterdim.'' dediği sırada eli aramızda kendi erkekliğinin üzerindeydi. Ona sarılıyor olmam onun hareketini engellerken kısık bir sesle ''Sussana,'' diye uyarmıştım onu.
Birkaç defa kıyafetlerinin üzerinden onu hissetsem de şimdi aramızda hiçbir engel olmaması, bacağımla kasığım arasında onun kabarmış ve kazandığı boyutla korkmama sebep olan erkekliği ona kavuşmamı aynı zamanda da kaçmamı istetiyordu.
Onu kabul etmek için hazırda bekleyen kadınlığım gittikçe daha çok kasılırken kendimi sıkmaktan başka bir şey yapamıyordum. Onu tam da oramda hissettiğimde boynuna daha sıkı sarılırken dudaklarım da omuzuna dayanmış haldeydi. Kendini ıslaklığıma karıştırdığını hissettiğimde erkekliğinin seğirdiğini hissetmiştim. ''Defne,'' dediği sırada kolunu belimden geçirmiş kendine sıkı sıkı bastırmıştı bedenimi ''Off...'' deyip ardından inlerken onun sesini duymak daha çok utandırıyordu. ''Amına koyayım, susturdun!'' deyip sesini yükselttiğinde hiç beklemeden ''Yakıyorsun ama yanmaya korkuyorsun,'' deyip kasıklarını bastırmıştı.
''Bu ürkek kızı değil o istekli kadını istiyorum,'' dedi açık açık. Kendini birkaç kez sürterken inlemelerimi duymaması için omuzuna kapatmıştım dudaklarımı. Sıcak tenini girişimde hissettiğim an gözlerim dolmuş gözlerim de kısıkça açılmıştı.
Beline sarılan bacaklarıma elini götürüp gevşetirken araladı bacaklarımı. Kendini biraz daha iterken kesikli bir nefes verdiğini duydum. ''Ben bu haldeyken istemiyorum diye zırvalarsan seni pataklarım,'' dedi. Dedikleri ne kadar sinirimi bozsa da deyiş şekli azıcık güldürmüştü yüzümü. Amacının beni rahatlatmak olduğu da belliydi. ''O pataklama da pek masum olmaz.''
Belim hareketlenip ona doğru kalkmaya çabalarken bu hareketime karşı boynuma öpücükler kondurmaya devam etti. Toplanan geceliği de tek hamlede çıkarıp attı. ''Korkuyorum,'' dedim çekinerek kendimi biraz boynundan çekip yatağa bastırarak. ''Acımasından...''
''Sikeceğim şimdi acısını da incitmesini de'' diye sesini yükselttiği sırada kendine hâkim olmaya çabalar gibi derin nefesler alıp birazcık daha onu hissetmemi sağladı. Başını kaldırıp alnımı öperken nefesini bıraktı. ''Özür dilerim,'' dedi. ''Canını yakarsam da sen beni pataklarsın olur mu?''
Küçük bir çocuğu avutur gibi konuşması gözlerimdeki yaşlarla ona gülümsememi sağladı. Karanlıkta gördü mü bilmiyorum ama ben onun o güzel gözlerinin parıldadığını hatta alnındaki kabaran damarı ama en çok da yüzündeki huzuru görebilmiştim.
Hareketlenmesiyle inlemem ardından dudaklarıma kapanması aynı anda oldu. Kendini yavaşça içime doğru hareket ettirdiğini hissettiğim an istemeden de olsa bacaklarımı kapamaya çalıştığımda göğüslerim göğsüne değiyordu. ''Kasma kendini.'' dedi dudaklarımı bırakıp. Bacağımı aralayıp o ince engeli aştığı sırada hissettiğim acı ne korkmamı gerektirecek kadar çok ne de hiç yok diyebileceğim kadar hafifti. Yine de gözümden yaş getirmişti.
İçimde hissettiğim dolulukla dişlerim onun omuzunu bulurken boğuk iniltisi ulaştı kulaklarıma. ''Sıcacık kadınlığın nasıl yakıyor, gör'' dedi hareketsiz durmaya çabalarken. Sadece kısa bir an durdu öyle. Sırtındaki elim okşar gibi beline inerken alnını yatağa yaslamıştı. ''Daha beni almadın bile ama ben...'' diye devam ettiği sırada kendimi ona yükseltmeye çabalamıştım. Daha fazlasını hissetmek istiyordum ve onun bunu sağlaması gerekiyordu.
Kendini hareket ettirdiği sırada kadınlığım duvarları onun için hareketlendi ve bu his beni buradan alıp başka diyarlara götürdü. Kendimi sıktığım sırada onu daha çok hissederken dişlerini çenemde hissettim ''Kasma kendini,'' deyip hırıltılı sesiyle konuştuğu sırada ona itaat etmek istedim ama isteklerimle yaptıklarım ne yazık ki aynı olmadı.
''Defne!'' deyip kendini geri çekerken ''Çok darsın,'' diye kızdı bu benim suçummuş gibi. ''Bir de sen zorlaştırma işimi,'' diye konuşuyordu ama neye konuşuyordu unutmuştum bile.
Dudaklarım dudaklarını bulup onu sustururken ellerim de çıplak bedenini keşfe çıkmış gibiydi. Kendini daha sert bir şekilde içime iterken öyle çok hissettim ki onu içimde, attığım çığlığa karşı ''Beni zorlama,'' dedi. ''Kendini kasma, beni orada hapsetme!''
Oysa o kendini konuşurken de hareket ederken de daha çok kasıyor gibiydi. Kadınlığımın üzerinde elini hissettiğim sırada ''Alpay...'' diye inlememe karşın orayı okşadıktan sonra bacağımı sıkıp beline sabitledi. ''Aşığım, bundan ötesi yok dedim.'' dedi ve içimde kendine yer aça aça, yavaş yavaş gidip gelmeye devam etti. Başım dönüyor, olduğum yerden düşecek gibi hissediyordum ama hiçbiri olmuyordu. ''Bundan da ötesi yokmuş,'' deyip dudaklarıma sağlam bir öpücük kondurdu ve alnı alnıma dayadı.
Onu hissediyor olmak, tamamlandığımı hissediyor olmam inletmekten, defalarca adını söyleyip ona kendimi itelemekten çok daha fazlasını yapmamı istetiyordu. ''Kendine köpek ettiğin yetmiyormuş gibi,'' deyip biraz daha hızlandı ve bu canımı yaktı. ''Bir de isteklerine köle ettin.''
Zorlandığı halde canımın acısını hissetmezmiş gibi devam etti gidip gelmelerine. Ve öyle bir yoğunluk hissettim ki bu his bacaklarımı kapatmaya zorluyordu. Bunu yaptığımda ise başımın yanına dayadığı elini yatak başlığına sertçe kavrayıp başını geriye atarak bana öfkelenmesine neden oldu. ''Sikeyim, yapma şunu. Duvarlarını daraltma.''
Kendini daha hızla çarpmaya başladığında bir elim beline diğeri de nemlenen göğsüne dayanmıştı. Başım yastığa gömülürken sürekli ona kalkıyordu belim. ''Sığamıyorum, kapama bacaklarını.''
Hareketleriyle nefesim kesilirken başımı kaldırıp göğsüne ufacık bir öpücük bırakmamla saçlarıma bastırmıştı dudaklarını. Bilerek yapmıyordum, onu öfkelendirmek de istemiyordum. ''İsteyerek yapmıyorum ki.''
Kısıkça çıkan sesime karşılık kendini yavaşlattı. 'Of...'' diye zevkle inlerken alnıma bastırmıştı dudaklarını. ''Sana yükselttiğim sesimi si-'' diye devam ettiği sırada utançla dudaklarını kendime çekmiş onu susturmuştum. Hoyratlığına ara vermiş dudaklarımı yumuşakça öpmeye başlamışken onun hareketlerine eşik etmeye başlamıştım utana sıkıla.
Ona eşlik ettiğimi hissettiği an bir eli göğsümü bulup yoğurdu avucunda. Göğüs ucumu iki parmağı arasına alıp çekiştirirken acıyla inlemiş adını söylemiştim defalarca.
Hızını artırdığı sırada hissettiğim hisler de yoğunlaşırken zorladığı kadınlığımın duvarlarında onun seğirdiğini hissettim. Boğazım acıyordu artık bağırmalarımdan durması için adını söylemelerimden. ''Yan odayı boşa kendime almadım,'' dedi yüzünü boynuma gömmeden önce.
Isırdı, emdi defalarca öptü.
Belindeki bacağım yatağa kayarken ayaklarım saatlerce yürümüşüm gibi güçten düşmüştü. Ensemden belime doğru bir ürperti hissettiğim o an daha da hızlandı içimde. Hareketleri asabileşmiş sözleri de bir miktar edepsizleşmişti. Kısık sesle söylediği şeyleri değil idrak etmek duyamıyordum bile.
Bedenimin titremeye başladığını hissettiğim an belimdeki eli bacağımı buldu. Sırtındaki ellerim korkuyla ona daha çok yapışırken ''Yaktığın yetmiyormuş gibi'' deyip daha hızlı çarpmıştı bedenini bedenime. ''Bir de sırtımı...'' diye devam ediyordu ki bu sefer gerçekten de ben yapmıyordum kadınlığımdaki kasılmaları.
''Alpay,'' deyip yüzümü boynuna saklamaya çalıştığımda eli bacağımı buldu. Kulağıma doğru ''Şşt...'' diye fısıldarken ''Rahatla bebeğim,'' diye devam etti dudaklarını boynumdan yanağıma doğru küçük öpücüklerle ilerletirken. ''Karışacaksın şimdi bana.'' dedi boğuk sesiyle. İçine çektiği derin nefesle eşzamanlı daha sert davrandı. ''Ben de sana.''
Yaşadığım sarsıntılar bedenimde miydi yoksa içimde mi idrak edemiyordum çünkü zihnim altüst olmuştu. Defalarca yutkunsam susuz, defalarca nefes alsam soluksuzmuşum gibi hissettim.
Alpay Emir, kendini geri çektiği sırada içimin bomboş olduğunu hissettim ama bu çok kısa sürdü. Kendini çok daha kuvvetli bir şekilde ilerletirken geriye doğru kayar gibi olmamla kadınlığımdan ayrılmaya hazırlanan sıvılarım vücudumu durmadan hareketlendirirken titreyen bacaklarım da iki yanda güçsüzce aralandı. ''İstediğini alıyorsun'' dedi tarzlı sesiyle. ''Hadi yavrum,'' deyip daha hızlı hareket ederken gücüm çekilirmiş gibi kadınlığımdan sızmaya başlayan sıvılarla sıkı sıkı tutunmuştum bedenine.
Titremeye devam ettiğim sırada hırıltılı seslerini duyduğumda parmaklarının izi çıkacak derecede sıktığı bacağımı biraz daha aralayıp daha sert çaptı kendini içime. Canım yanıyordu ama bu his öyle bir şeydi ki buna bile katlanabilirmişim gibi geldi.
Sarsılmalarım durulur gibi olduğu sırada içimi ısıtan şey çektiğim nefes değil onun seğirip duvarlarımı zorlayan erkekliğinden akan sıvılar oldu.
Utançla kapanan gözlerim onu da kendimi çekmem ve yüzümü göğsüne kapamamla devam ederken dolan gözlerim şaşkına çevirmişti bedenimi.
Durulan bedenim şimdi de onu bekler gibi havalanırken Alpay Emir'in dediği şeyleri duyamayacak kadar uğulduyordu kulaklarım.
Sıcak eli boynuma temas etti. Yatakla ensem arasındaki eli orayı okşarken göğsünü çekti üzerimden. İçimdeki varlığı öylece dururken hareket ettirmedi kendini ama bacaklarımda hissettiğim sıcaklık az önce yaşadığımız anları bir bir önüme seriyordu.
''Bak bana,'' diye fısıldarken bile sesi az önceki hallerinden dolayı farklı çıkmıştı. Başımı olumsuzca salladığım sırada gözlerimden taşan birkaç yaş iki yanımdan kulaklarıma doğru aktığında bu ne acıdandı ne de olumsuzluk barındıran kötü duygulardan.
Kendini geri çektiğini ve üzerime ağırlığını verdiğini hissettim. Çıplak ve sıcak göğsü göğüslerimi ezdi. Ensemdeki eli yanağımı kavrayıp başparmağı gözümün altında gezindi.
''Yavrum,'' dedi içli içli. Korka korka ''Niye ağlıyorsun ki?'' diye sorduğunu duydum kısık bir sesle. Onu duymamla ve yanlış anlamaya başladığını hissetmemle kıvrıldı dudaklarım. ''Çünkü çok mutluyum,'' dedim hemencecik. Çığlık atmaktan kısılan sesim bir de boğuklaşmıştı. Yaşlarla dolu gözlerim onun kararan yeşillerine bakarken ellerim yanaklarını buldu, sakallarını sevdi.
''Çünkü sevgilisinin sözünü dinleyen bir erkeğim var.''
Benden bu sözleri beklemediği, bunun için gözyaşı akıttığımı beklemediği öyle aşikârdı ki yüzündeki o mutluluğun ve şaşkınlığın verdiği şapşallığa ömrümü bile verebilirdim.
''Sana ölürüm,'' deyip dudaklarını alnıma bastırırken omzuna dokunmuştu dudaklarım. ''Erkeğin ömrünü ömrüne vermeye hazır,'' dedi alnımdan aldığı dudaklarını dudaklarıma bırakırken.
''Defne,'' deyip yüzüme derin derin bakarken bedenime temas eden çıplak bedenini duyumsamamaya çabalıyordum. Bir eli başımın yanında bedenine destekken diğeri parmaklarını gezdirdi yüzümde.
''Ben nasıl göstereceğim sana seni çok sevdiğimi?''
Utancından kaçmaya çabalayan Defne büzdü dudaklarını. Düşünür gibi yapıp gözlerini kaçırdı bu karanlıkta bile görebildiği gözlerden. ''Ben söylüyorum,'' dedi çocuksu bir tavırla. ''Bence sen de söyle.''
Alpay Emir bu tavrıma erkeksi bir kıkırtı bırakırken ''Çok seviyorum,'' dedi içi gide gide. ''Bu küçük şımarığın bıkmayacağını bilsem her dakika fısıldarım kulağına.'' Başparmağı kaşımın kenarında durdu. Kulağımın altına uzanan parmakları teninin sıcaklığını saçlarıma sundu. Dudaklarında dilini hızlıca gezdirip ilkte beni taklit ederek şu sözleri söyledi.
'' 'Yeter artık, anladık seviyorsun. Ne bu ya sürekli vır vır vır.' demeyeceğini bilsem sana yemin ederim susmam.''
Duyduklarımla utanıp sıkılırken onun gülüşüne kahkaham karıştı, daha nicesine şahit olacak odamızın duvarlarına katıldı ve tekrar kulaklarımızda ulaştı.
''Ben öyle biri miyim ya,'' diye nazlanırken çıplaklığımızı unutmuş gibiydik. Bedenimizin, sohbetimizin sıcaklığı ısıtıyordu bizi. ''Öyle birisin tabi.'' dedi yüzündeki tebessümle. ''İyi ki de öylesin.'' diye ekledi arkasından.
Yüzüme öyle detaylı bakıyordu ki onunla az önce büyük bir günaha bulaştığımdan değil bana böyle içimi görüyormuş gibi bakmasından utandım.
Gözlerimi yumup elimi rastgele yüzüne kapadığımda ''Öyle bakmasan?'' diye fısıltıyla sorduğum soruya alnını alnıma yaslayıp ''Nasıl bakıyormuşum?'' dedi.
''Çok ama çok güzel bakıyorsun.'' Elimi aldım, sırtından saçlarına karıştı. ''Ama yine de öyle bakma, utanıyorum.'' Saçlarını sevdiğim sırada alnından yanıma kaydırdı başını. Bedenine destek verdiği elini yatakla arama sokup kolunu bedenime sararken yüzünü terlemiş boynuma gömdü. Bedenin tüm ağırlığı üzerimdeydi. Bacaklarını bacaklarıma doladı. ''Utansan da,'' dedi boynumu öptü. ''Sıkılsan da,'' dedi yanağımı öptü. ''Sana,'' dedi diğer yanağımı öptü. ''Bir ömür,'' deyip burnumun ucuna dokundurdu dudaklarını. Yaptığı şeyle dudaklarım kocaman kıvrılırken ''Böyle bakacağım,'' deyip alnıma bastırdı dudaklarını.
Belimdeki koluna tutunan elim onun iri kolunu sıkarken küskün bir tonda ''Ama dudağımı unuttun,'' dedim dayanamadığım için sonradan gülerek. ''Orası üzüldü şimdi, niye unuttun ki onu?''
Dudağıma baktı, gözlerime geri döndü ama yine de öpmedi dudaklarımı. ''Bak ama küserler,'' deyip kaşlarımı kaldırdığımda kendini gülmemek için zor tuttuğunu anladım. ''Şimdi küsecekler ama...'' diye devam ettim ama yok, aman öpeyim de küsmesinler demedi. Öpmedi de. Öylece seyretti yüzümü.
''Bak küsüyorlar,'' deyip son defa konuştuğumda dudaklarını birbirine bastırıp gülmesini gizledi. E ama ben sinirlenmeye başlıyordum. Çatılan kaşlarımla yüzüne baktığımda bile pas vermedi.
Kolumdaki elini ensesine götürüp onu kendime çekmiş dudaklarını öpmüştüm. Öpüşüme karşılık vermektense gür bir kahkaha atarken ben de geri çekmiştim kendimi. Bozulmuştum sanırım biraz.
''Küsmezler,'' dedi gülüşleri arasında. O böyle gülüyordu ya gözümün önüne o somurtkan, yüz vermeyen, yanında iki gülünce üçüncüsüne laf edecek mi acaba diye korktuğum adamla yakından uzaktan alakası olmaması yakıyordu canımı. O zamanlar ben mi sebep oluyordum onun o hallerine?
''Sen tanımıyorsun daha,'' deyip sertçe bastırmıştı dudaklarını dudaklarıma. ''Sen küssen onlar küsemezler bana.''
...
Ben ne yapmıştım?
Defne, sen ne yaptın?
Atlasa mıydım? İkinci kattan atlasam ölmezdim ki...
Banyoda küvette mi boğulsaydım mutfakta gazla mı?
Allah kahretmesin ki dün başka yerlerimde hissettiğim har şu an yüzüme toplanmıştı. Ve kasıklarımdaki sızı boynumdaki sıcak nefes beni her anlamda mahvediyordu.
Gece, onun kollarında mayışmışken üzerimize çektiği yorgandan önce üzerime geçirdiği kendi üstünü, bedenimi bedeniyle ısıtıp uyumamı sağladığını hatırlıyordum. Duyan da adamın sana sarhoşken saldırdığını falan sanacak...
Gözlerim yeni güne açılmıştı açılmasına ama zihnim... Zihnim yaşadığım şeyleri yok saymak istiyordu çünkü öyle çok utanıyordum ki adımı sanımı her şeyimi unutmuşum gibi hissediyordum.
Üstelik Alpay Emir hemen yanımda bana taraf yüzükoyun bir şekilde yatıyordu. Korka korka kıpırdandığım an sanki anlamış gibi hareketlenmesiyle sıkıca kapamıştım gözlerimi ama beklediğim gibi olmadı. Önce bir gözümü ardından bir gözümü açtığımda diğer tarafa doğru döndüğünü görmemle şaşkınlıkla aralanmıştı dudaklarım. Pis adam daha ilk günümüzde sırtını dönmüştü bana. Üstelik sırtı...
Az önce korkuyla kapanan gözlerim şimdi utançla kapandı. Pürüzsüz teni kıpkırmızıydı. Kıpkırmızı ve kabarıklıklarla doluydu. Ve bunu yapan kişiyi bir miktar tanıyor olmam ona karşı hafif öfkeyle dolmama neden olmuştu. Sevdiğim adamın sırtını bu hale getirdiği sırada aklı neredeydi acaba o kızın?
O kız deyince de sinirle dolmuştum birden bire.
Daha fazla saçmalamaya mahal vermeden kendi evimde kendi odamda kendi yatağımdan yanımdaki adama yakalanacağım korkusuyla pıtı pıtı çıktım yataktan.
Hiçbir şey düşünmemeye çaba göstererek üzerimdeki kalçamı kapatan sweatshirtle hızlıca giyinme alanına girmiş elerim titreye titreye siyah çamaşır takımını hemen yanda duran kalın eşofman takımını alıp banyoya girmiştim ve bu sırada Alpay Emir asla hareketlenmedi, nerede bu kız demedi. Hani bu yataktan bensiz çıkmanı istemiyorumlar falan fistan...
Sen de daha belanı mı arıyorsun Defne, anlamıyorum ki.
Banyoya girdiğim an sessizce kapıyı kilitlemiş duyduğum utançtan ötürü aynaya bile bakmadan önünden geçmiştim. Üzerimdekini çıkarıp suyun altına girerken bedenime bile bakmaya utanıyordum.
Oyalanmadan, düşünmeden ılık suyun altında bedenimi temizlerken sadece suyun sesine odaklanmıştım. Başka hiçbir şeyi düşünmediğim sırada zaten hem karnımdaki hem kasığımdaki ağrı pek de düşünmeme izin vermiyordu.
Aradan geçen sürede bedenimi incelemeden liflemeye çabalarken kapı çalmıştı ve sanki bir yabancı girecekmiş korkusuyla ödüm patlamıştı. Alpay Emir'in gür sesiyle ''Güzelim,'' dediğini duydum. Duymamış gibi suyu açtım ve yıkanmaya devam ettim. Tekrar seslendi mi bu sefer gerçekten duymadım.
Birkaç dakika daha geçti. İşim bitti saçlarımın suyunu sıktım, bedenimi asılı olan beyaz bornozla kuruladım ve saçlarıma havlu sarıp kenara koyduğum kıyafetlerimi giymeye başladım. O sırada onun daha agresif sesini duydum.
''Defne!'' deyip kapıyı açmak için kolu indirdiğinde ise önce sessizlik oluşmuş ''Lan bu siktiğim ne şimdi,'' diye yükseltmişti sesini.
Yanlış mı anlıyordu ondan kaçmamı? Ben sadece utandığım için birazcık kendime zaman tanımaya çalışıyordum.
''Komodine para da bıraksaydın tam olsaydı amına koyayım,'' diye öfkeyle solumaya devam ettiğinde şaştım kaldım. Bu sefer güler gibi çıkmıştı sesi. ''Raconu bu, bu işin,'' dedi dediğinin nereye gittiğini bilmeden.
Sırf onu yalnız bırakıp yanından çıktığım için miydi bu öfkesi? Söylediklerinden sonra aklıma gelen bir başka şeyle beynimden vurulmuşa döndüm.
Üzerime geçirdiğim çamaşırlarıma ek hırsla ama en çok da korka korka üzerimi giyinmeye devam ederken ben de kapının diğer tarafına sesimi duyurmak için bağırmaya başlamıştım.
''Hayvan herif,'' diye çemkirirken duyduğum sinirle ''Sen nereden biliyorsun böyle şeyleri?'' diye bağırmıştım sesim titreye titreye. Saçımdaki havluyu çekip yere atarken kapıya iyice yaklaşmış sanki ona vuruyormuşum gibi kapıya elimi birazcık sinirle vurmama ek arkasındaki geri zekâlı adamla dalaşmaya devam etmiştim. ''Vurma elini kolunu!'' diye uyarmasına yavaştan dolmaya başlayan gözlerimle sinirle gülümsemiştim.
''Şerefsiz miyim lan ben,'' diye öyle bir yükseltti ki sesini, korkuyla bir adım geriye gitmiştim. ''Ne ima ediyorsun kızım sen? Ben uçkuruna düşkün, iki kuruş paraya onun bunun altına yatan kadını koynuma alacak kadar alçak biri miyim senin gözünde?''
''Sen dedin,'' dedim sesim titreyerek. ''Sen dedin öyle para koyulur falan diye!''
''Ben dün gece sevdiğim kadının ruhuna kavuştum,'' dedi gür sesiyle. ''Uyanıyorum yanımda yok, bakıyorum banyoda. Eyvallah. Ama duyduğun halde...'' diye sesini yükseltmeye başladığında buradan çıkmaya niyetim yoktu. O da kaptırmıştı kendini diğer taraftan konuşuyordu. ''Duyduğun halde takmamak, sözüme cevap vermemek ne Defne?''
''Duymadım,'' dedim normal bir sesle kapının arkasında ondan saklanmaya devam ederek. Kapı kolunu bir kere daha indirdi. ''Aç şu kapıyı,'' dedi. ''Aklım çıktı cevap vermeyince... Biliyorum, pişman olmazsın.'' dedi daha yapıcı bir sesle sonrasında ise sanki onu onaylamamı ister gibi tekrardan ''Sen benden pişman olmazsın,'' dedi. ''Ama yavrum, sen öyle cevap vermeyince...''
''Utanıyorum,'' dedim çekinerek. ''Çok utanıyorum...''
''Hadi aç kapıyı güzelim,''
Şu an ölsem yüzüne bakamazdım. Biraz, çok az yalnız kalmaya kendi kendime kalmaya ihtiyacım vardı. Ben dün kendimi ona teslim etmiştim. Böyle hissediyordum işte. Ona teslim olmuştum ve bu teslimiyet benim için çok özeldi.
Alnımı kapıya yasladım. Kısık bir sesle ''Birazcık,'' demiştim. ''Birazcık yalnız kalayım... N'olur. Çok utanıyorum.''
Kısa bir an ses gelmedi. Ne düşündü neyi hesapladı bilmiyorum ama beni anlamış gibiydi. ''On dakika,'' dedi bastıra bastıra. ''Banyoya giriyorum, on dakika sonra odaya geldiğimde kadınımı karşımda görmek istiyorum.''
Söylediği şeyle yanaklarım ateş topuna dönerken alt dudağımın içi ağzımın içine kıvrılıvermişti. Onu çok ama çok seviyordum. Çok ama çok âşıktım bunlara ek birazcık da nefret ediyordum ama o da anlasındı yani utanıyordum ne yapsaydım?
Mesela bundan sonra ilişkimize sadece sesle devam edebilirdik. Böyle kapılı kapılar olur, telefon olur, mesajlaşma falan...
Bariton bir sesle ''Duydun mu?'' deyip kendime getirmişti beni. ''On dakika sonra bana kapı ardından seslenecek olursan bir daha zor görürüsün evde kapı yüzü.''
''Tamam,'' dedim hemencecik. ''Alpay Emir...'' diye seslendiğimde asabi bir tonla ''Ne var?'' dedi.
''Hızlı hızlı yıkanma tamam mı? Sen şey yapmayı seviyorsun ya... Böyle hesap kitap... Burası kaç metreymiş yok burada-''
''On dakika Defne,'' deyip susturmuştu beni.
Sensin o 'Ön dökökö Döfnö!'
...
Saçlarımı kurutup taradıktan sonra çıkmıştım banyodan. Kasıklarımdaki sızı canımı yakıyordu ve bunun nasıl geçeceğini bilmiyordum. Yaraya da kremleri sürdükten sonra karnımdaki sızının dindiğini fark etmiştim. Bir diğer fark ettiğim şey ise yatağın üzerinde nevresim takımı olmamasıydı. Alpay Emir çıkarmış olmalıydı ki başka da bir seçeneğimiz yoktu zaten. Yine ve yine düşünmemeye çaba göstererek kurbanlık koyun gibi sıramı bekliyor oradan oraya adımlıyordum odanın içinde ama onun banyodan çıkıp odaya çıplak bir şekilde gelme düşüncesi anında beni bu odadan çıkarmıştı.
Ayağımdaki kalın çoraplar sayesinde yerdeki soğukluğu hissetmezken mutfağa girmiş etrafı incelemeye başlamıştım. Cam bir kapı bahçeye açılıyordu fakat kilitliydi. Bu yüzden de evimizin bahçesine sadece camın ardından bakabiliyordum. Sonrasında mutfak dolaplarını incelemiş neyin nerede olduğuna merakla baktığım sırada duyduğum ayak sesleri derince yutkunmama neden olmuştu.
''Bizim kaçak da buradaymış,''
Alpay Emir'in keyifli sesi mutfakta yankılanırken dün geceki sesleri, sözleri yansıdı kulaklarımda.
Beni daha fazla yanlış anlamasını asla istemiyordum. Ona yavaşça dönerken yine de yüzüne bakmamış, bakamamıştım. Üzerine geçirdiği siyah renkteki boğazlı kazağındaydı bakışlarım. Elinde de ceketi vardı. Tamamen hazırlanıp öyle inmişti.
Bana doğru adımlayıp kolunu belime sararken başımın üzerine derin bir öpücük kondurmuştu. ''O gecenin sabahına böyle uyanmak istemezdim,'' dedi bundan hiç hoşlanmadığını belli ederek. Elim göğsündeyken istemeden derin bir iç çekmiştim. ''Güzelim,'' dedi kendini geri çekerken. Tutuşum emanet gibi olduğundan rahatça geri çekilip çenemi tutmuş yüzüne bakmamı sağlamıştı.
O an onun elalarının ardından kendini belli eden koyu yeşil gözleriyle göz göze gelmek, çetin geçen zemherinin ardından hasretle beklenen sımsıcak bahara kavuşmak kadar huzurla doldurmuştu içimi.
''Durup da susuyorsam senin için,'' dedi sanki günlerce görmemiş gibi büyük bir özlemle yüzüme bakarken. ''Ama hoşlanmıyorum. Utanma diyeceğim, dediğimle kalacak. Biliyorum.''
Dudaklarını alnıma bastırdı. ''Gideyim, eve bir şeyler alayım. Sen de o sırada yaşa utancını.'' deyip güldü hafifçe. Ben ise sadece gözlerine odaklanmıştım. ''Geldiğimde... Üzerime atlayacakmış gibi bakan kadını görmeyi istiyorum. Böyle benden kaçıp saklanmaya hevesleneni değil.''
Gözlerimi gözlerinden kaçırıp yanaklarımı havayla doldurmuştum. Havayı usulca verip tamam, diyecektim ki Alpay Emir tek eliyle iki yanağımı bastırmış dudaklarımı patlatıp havanın garip bir sesle ağzımdan çıkmasını sağlamıştı. Onun bu haline gülerken o da benim şaşırmama gülmüştü. ''Tamam, git artık.'' demiştim kolundan iteleyerek.
Sanki benim itelememle gidiyormuş gibi yapıp kapıya doğru ilerledi ben de sırtındaki elimi çekmiş evden çıkmasını bekliyordum. Ayrıca tamamen siyah giyinmişti ve efsane gözüküyordu ama bunu düşünmemek çok daha iyiydi.
Kapıyı açıp çıkmadan önce dönmüş hiç sağa sola lafı çevirmeden aklımdaki o konuyu açmıştı. ''Utanacaksın ama'' deyip eli yanağımı buldu. ''Canın yanıyor mu?'' Yutkunup gözlerimi boynunda sabitlemişken çekinerek ''Biraz,'' demiştim sadece. Başını aşağı yukarı hareket ettirdiğini gördüm. ''Eczaneye de uğrayacağım,'' dedi ılıman bir sesle. Öyle deyince de anında gözlerim hareketlenip onu bulmuştu.
Söyleyeceği şeyleri nasıl söyleyeceğini bilemez gibiydi bakışları. Diliyle dudaklarını nemlendirip kısık bir sesle ''Bende can bulup sende canlanacak her nefes başım gözüm üstüne.'' dedi. ''Ama seni, isteklerini düşünmek zorundayım,'' diye devam etti. ''Hemen evlenmeyi istemezken bir bebeği hiç istemezsin diye düşünüyorum.'' dedi düz bir sesle.
Ona bir şey dememe müsaade etmeden kendinden emin sesiyle ''Ben bugünden sonra beklemem, Defne.'' dedi. ''Olması gerektiği gibi olur... Ama o düğün en yakın zamanda olur.'' diye devam etti aksini istemezmiş gibi. Yine ağzımı açıp bir şey diyeceğim sırada izin vermedi ve ''Sorarım, neyi önerirlerse alırım. Sen de hangisini istiyorsan kullanırsın. Ağrın için de bir şeyler isterim.'' deyip sadece olumlu mırıltılarımı dinleyip çıktı gitti.
Aradan yarım saat geçti ki ben, dün yaşanılan o anları tekrar tekrar zihnimde izlemiş, yüzümü yastığa bastırıp mutluluk çığlıkları atmıştım. Sonra da sanki hiçbir şey olmamış gibi Alpay Emir'i aramış onunla bir anlaşma yapabileceğimizi, benimle asla dün hakkında konuşmamasını ve bunun karşılığında onunla yeniden iki dostmuşuz gibi olabileceğimizi söylemiştim.
Cidden ben ne demişim?
Buna karşılık beni alaya alarak söylediği şey şuydu; ''Seni sadece yarım saat yalnız bıraktım ama senin kafan uçmuş. Ben seni bir ömür bir daha yalnız bırakmam, sen bana lazımsın. Özellikle de geceleri.'' Ben mi? Ben ise birazcık sesimi yükseltmiş eve geldiğinde de devam ederse gerçekten yüzüne bakmayacağımı falan söyleyip kapatmıştım.
İnsan sevgilisine senin kafan uçmuş der miydi?
Neyse ki almasını istediğim birkaç şeyi de sonradan eklememle aramız tatlıya bağlanmıştı. En azından benim için öyleydi. İşi serseriliğe atarsam belki birazcık kurtarmış olurdum diye düşünüyordum.
...
Çalışma odasında oturmuş telefonla uğraşırken Alpay Emir'in sesini duymuştum. Yerimden doğrulup aşağı inmek için derince bir nefes almış yüzümü de bir güzel sıvazlamıştım... Utanılacak hiçbir şey yoktu. Bu yaşadığımız şey gayet normaldi...
Keşke cidden böyle düşünebilsen, Defne.
Aşağı inip Alpay Emir'in tezgâha koyduğu poşetlere bakarken o da ceketini çıkarıyordu. Yanına minik adımlarla gittiğim sırada ona adımladığımı gördü, güldü.
Kollarımı beline sarıp yanağımı omuzuna yasladım. ''Anlaştık değil mi?'' diye sessizce sorduğumda kollarını belime sardı. Bir eli belimden kalçama doğru hareketlendiğinde ''Bilemiyorum,'' dedi oyunbozan çocuklar gibi. ''Karşılığında alacağıma bağlı.'' deyip kalçamı sıkarken yanağını yanağıma yaslayıp boynumu öptü.
Göğsüne vurup geri çekilirken ''Zaten bende hata,'' diye söyleniyordum. ''Kimden ne bekliyorsam...'' deyip kollarımı göğsümde birleştirmiş ona kızgınca bakıp ''Bugün bize sen kahvaltı hazırlayacaksın biliyorsun değil mi?'' diye sormuştum cevabını bildiğim halde. Oysa o başka bir cevap verdi. ''Hazırlamam, hazırlarız,'' deyip yanaştı ve hızlıca bastırdı dudaklarını dudaklarıma. Kısa bir an her şey değişecek gibi olsa da olmadı. ''Yo,'' demiştim şımarıkça. ''Sen hazırlayacaksın, ben de paşa paşa oturup seni izleyeceğim,''
Tek kaşını kaldırdı, tavrımı anlamaya çalıştı. Kaçış yöntemim olduğunu anladığı an da bozmadı. Kaşlarını kaldırıp dudaklarını büzerken ''Yok ya,'' dedi sanki onun kahvaltı hazırlama olasılığı yokmuş gibi. Kalçasını ada tezgâha yasladı. Başını iki yana sallayıp ''Hayırdır küçük hanım?'' dedi keyifle. ''Siz öyle her istediğinizi yapacağız falan mı sanıyorsunuz...''
Böyle bana katlanıp uyum sağlıyordu ya, gidip bu canım adamın yanaklarını mıncırasım geliyordu. Bir de başımı omuzuma yaslayıp ellerimi kalbimin üzerine koyduktan sonra ''Ya...'' diye miyavlamak.
Omuzlarımı dikleştirerek ''Sanmıyorum, zaten öyle,'' dedim minnoşluğumu bir köşede bırakıp.
Başka bir zaman sinirleneceği şu tavrıma gözlerini kısmış gülerken içi gide gide bakıyordu ya asıl benim içim gidiyordu onun bu haline. ''Seni var ya,'' deyip alt dudağını dişlerken göğsünü hareketlendirecek kadar derin bir nefes çekmişti içine. ''Şimdi, burada.''
Beni ne Alpay Emir, deyip şimdi sormak vardı da... Bu duruma azıcık alışmalıydım sadece.
''Şu anlaşma meselesi,'' dedi dikkatimi dağıtarak. Karşıma gelip yüzüme düşen saçlarımı kulağımın arkasına iliştirirken ''Benim de bir önerim var,'' dedi hiçbir arsızlık barındırmadan. ''Neymiş?'' deyip merakla beklemiştim önerisini.
Dudakları sinsice bir yandan kıvrıldı. ''Gönlünce olsun, dün geceden bahsetmeyelim.'' dedi. ''Ben seni utandırmayacağım,'' derken bile bakışlarıyla yanaklarımı kızartıyordu. ''Sen de utanmayacak, rahatça bir gün geçireceksin.'' dediği sırada yüzümde bir gülümseme oluşmuştu. Buna ihtiyacım vardı. Yoksa Alpay Emir akşama kadar kedinin fareyle oynadığı gibi oynardı benimle. Bu koca evde bu yaşımızda köşe kapmaca oynar dururduk yoksa.
''Tamam,'' dedim heyecanla. ''Kabul ediyorum ama sözünde duracaksın değil mi? Hiç şey yapmayacaksın.''
Bu halime gülerken dilini damağına vurup olumsuzca bir ses çıkardı. ''Hiç şey yapmayacağım.'' dedi. Sonra da ''Ve olur da gün sonuna kadar yapmazsam karşılığında bu kadına daha çok utanacağı şeyler yaşatacağım,'' dedi edepsizce.
Gözlerim açılmış dudaklarım ne diyeceğini bilemez gibi kıpırdanmışken biraz daha yaklaşıp geri geri gitmeme sonunda da tezgâha yaslanmama sebep olmuştu. ''He olur da kendimi tutamam, seni utandırırım... Sen kazanmış olursun. Bu sefer de senin yararına olacak bir şeyler yapmış oluruz. Gün boyu dokunmam, akşam...'' dedi ellerini iki yanımdan uzatıp yüzünü yüzüme eşitlerken. ''Teorikte harikasın ama pratikte çalışmamız gerek, sevgilim.''
Domates gibi kızardığıma emin olduğum şu sıralarda elim kolum bağlanmış gibiydi. Göğsünden itip onu kendimden uzaklaştırırken kahkaha atmıştı şu halime. ''Bu ne ya!'' diye ağlar gibi çıkan sesimle sanki benden kaçıyor gibi uzaklaşmıştı bir de. Kenara koyduğu ceketine yüzüne doğru fırlatırken ''Anlaşmayı kabul etmiştim,'' dedim ve bunu kabullenmeme şaşırdı. ''Ama ben kazandım çünkü sen şey yaptın. Ve ödülü de ben koyacağım. Ödülüm de beni asla ama asla utandırmaman. Bir de dediğin gibi dokunmaman.''
...
Mutfak tezgâhında oturmuş yanımdaki canım adamın takındığı sinirli yüz ifadesiyle kahvaltı hazırlamasını izliyordum. Kaşları çatılı olsa bile şu hali öyle hoş gözüküyordu ki...
Neyse Defne adam seni utandırmıyor, dokunmuyor, sen de kendini utandırma.
Çocuk gibi bağrışa çağrışa itişmelerimizle vakit öğleyi bulmuştu bile. Bir de dediklerime uyup beni utandırmamak için normal davranırken trip atar gibi ısrarlarım sonucu kabul etmişti şu kahvaltı işini.
Alpay Emir, bir şey demek istemese de bana tepkili olduğunu göstermekten asla çekinmiyordu tabi bu sırada. Açıkçası, evimizde yapacağımız ilk kahvaltıyı onun hazırlamasını istemiş olmam bence hiçbir sorun teşkil etmiyordu. Ama durum onun için pek öyle değil gibiydi. Yine de bunu görmüyormuşum gibi devam ettim tezgâhta oturup onu izlemeye.
Doğrayıp tabağa koyduğu kaşarlardan birini yüzüme bakmadan bana doğru uzatırken, bile isteye parmağını ısırarak almıştım ağzıma peyniri. Çatık kaşlarıyla önündeki peynir tabağından bakışlarını kaldırıp benim sinsice sırıtmama karşı bıkkınlıkla nefesini vermiş ağzına gelen şeyleri diyemediği için de başını sol omuzuna doğru yatırıp ağzının içinden bir şeyler demişti. Daha çok sabır dileniyor gibiydi. Az önce olanlardan ötürü de bir şey diyemiyordu zavallım. Bense bu durumu kullanmaktan hiç çekinmiyordum. Nazlanmak işime geliyordu.
''Ne koyacağım şimdi bunun içine?''
Hazırladığı kahvaltılıkları tezgâhın kenarına doğru itelerken krep hamurunu hazırlamak için az önce verdiğim kabı önüne çekmişti. Yanımdaki yumurta kutusundan yumurta çıkarıp yuvarlanmaması için bacağımın yanına koyarken küçük un paketini de önüne koymuştum. Sütü göremeyince ''Sütü dolaba koymuştum, onu da getirir misin?'' dememe ise birazcık sinirlendi.
Alt dudağını ağzına yuvarlarken sesli bir nefes verdi ve yüzüme baktı sonunda. Ben bunun acısını çok fena çıkarırım, der gibi bakarken bir şey demeden baskılı bir tonla ''Getireyim.'' dedi. ''Şimdi sütü. Sonra da seni.'' diye de devam etti imalı bir sesle. Başlamıştı yine. Utandırmak yoktu şimdi de imalar vardı. Bence sabahki gibi olmamı istemiyorsan sus, Alpay Emir. Oysa az önce bu konuda anlaştığımızı düşünüyordum. Yani anlaşmasak şu an burada yan yana olmazdık zaten.
Panikle ve biraz da kızarıp bozarmayla arkasından ''Yemin ederim gider banyoya kitlerim kendimi bak.'' dememle arkasını dönmeden ve kızgınlığını saklamadan, hiddetlenerek ''Defne!'' dedi sabahı hatırlayarak. ''Kilitleyeceğim ben seni başka bir yere.'' dedi edepsizliklerine devam edip birkaç dakika önce doldurduğumuz buzdolabının içinden süt şişesini çıkarırken. Geri dönüp cam şişeyi az önce koyduğum eşyaların yanına büyük bir ses çıkmasına sebep olarak koydu.
Kafama fırlatsaydın?
Defne sen de adamın kafasına fırlattın ya az önce, sussan mı?
Sahi, fırlattığım ceketin fermuarı alnına gelmiş orası da hafifçe kızarmıştı.
''Ulan yaptırdığın işe bak,'' diye söylenmesiyle birazcık geri çekilmeyi düşünüyordum artık.
Tatlı tatlı konuşmaya başlamıştım ''Ama sevgilim, ne yapayım...'' diye başlayarak. Öyle çok ısrar etmiştim ki sen hazırla diye... ''Bak ben değil, Serap teyze söylemişti hem. O yüzden yani bu ısrarım.''
Emel abla, Cengiz ağabeyin bazen ona yardım etmediğinden yakınırken, Serap teyze de kızıyordu ona. En başından alıştırdın adamı kolaya, işine gelmiyor sana yardım etmek, diyordu hep. Haklıydı vallahi. En baştan nasıl alıştırırsan öyle olurdu. Yani Alpaycım Emircim baştan alışman için yapıyorum bunları bir de seni böyle izlemek fazla eğlenceli, diyemedim.
''Baştan nasıl alıştırırsan öyle gider, demişti. O yüzden evimizdeki ilk kahvaltımızı sen hazırla istiyorum sadece.'' diyerek suyuna gittiğimi düşünüyordum. Zaten gevşeyen yüzü de bence bunu gösteriyordu.
Elindeki kabı bırakırken bir adım kenara gelip ellerini bacaklarıma koydu ve üstten üstten bakmaya başladı sabrı kalmamış gibi.
O an iyi ki üzerimde kalın kalın eşofman var dedim yani, gecelikler iyi ki yalan olmuştu. Zaten bir daha onun yanında giyer miydim?
Bilemiyordum.
Bacaklarımı sıkan elleriyle işimiz yaştı yoksa öbür türlü. Ya da yaş olsa mıydı işimiz?
Hem elinin sıcaklığını hissederdik, Defne. Hani hissetmiştik ya gece de...
Şu sesimin geri geleceğine sevineceğimi söyleseler oturur ağlardım. Yavaştan utancımın geçtiğine de inanabiliyordum sonunda.
Uzak durma kararıma karşı gelmiş yüzünü yüzüme yaklaştırmışken, elleri de baldırlarıma doğru çıkıyordu. ''Baştan nasıl alıştırırsan öyle mi oluyormuş?'' dedi alacağı cevabı ilgiyle beklerken. Biraz daha yaklaşıp bacaklarımın arasına girerken bakışları altında yutkunmaktan başka bir şey yapamıyordum. Bak yanımızda yenecek onca yemek var onlara mı öyle baksaydın, sevgilim?
Tezgâhta biraz geride oturacağıma şükredeceğimi söyleseler ne gülerdim he. Defne, adam burada ceylan görmüş aslan gibi avlanmaya hazırlanıyor senin derdini seveyim. Ellerim omuzlarını bulurken ''Hıhım.'' demiştim uslu uslu başımı da sallayarak.
Yapacağım en ufak farklı ima çıkmaza sokacaktı bizi. Sonuçta bunu isteyen benken yine ve yine adamın kollarına giden ben olmak istemiyordum.
Oysa karşımdaki adam hiç de uslu falan durmuyordu.
Eli eşofmanımın ipine giderken yüzündeki o anlık gülümsemeyle ''İyi oldu öğrendiğim,'' dedi çözdüğü uzun ipi parmağına doladıktan sonra birazcık kendine doğru çekerken. ''Madem nasıl alıştırırsak öyle gidecek...'' dediği sırada bende akıl falan kalmamıştı doğrusu. Kalmadı değil yoktu zaten. Şimdi bir de yaklaşıyordu ya iyice... Yokluğu da belli oluyordu yani.
Yokluğu belli olan da aklımdı, yanlış anlaşılmayayım şimdi. ''Sen bi' gelsene benimle yukarı. Alıştırayım seni.'' dediği sırada donmuş zihnim bu sıcaklıkla çözülmeye başlamıştı.
Neredeydi utanç? Neredeydi yok bana dokunma, yok beni utandırma naraları?
Elleri kalçama ulaşmış bedenimi kaldıracaktı ki kollarını iteleyip engel olmuştum ama yanlış anlamaması için de gülümsemiştim. ''Yok öyle şeylere alışmak falan,'' deyip inmiştim tezgahtan. ''Ben...'' deyip yutkunmuş ona arkamı dönüp açıktaki salamdan bir tane ağzıma atmıştım. ''Merak ediyordum sadece, denedim güzel bir şeymiş yani... Ama bu kadarcık.'' diye normal bir şeyden konuşmaya devam ettiğimde kaçtığımı anladığı için devam etmedi.
Arkama geldi ensemden öptü. Öne doğru eğilmemle alnını sırtıma yasladığı sırada telefonu çalmıştı. Telefonu ise önümde, tezgâhta, tabakların yanında duruyordu.
Tezgâhtaki telefonun ekranında gördüğüm isim şaşkınlıkla gözlerimin açılmasına sebep olur sebepsiz yere canımı sıkarken asıl anlamlandıramadığım şey bu numaranın bu telefonda niye kayıtlı olduğuydu.
Hadi bir şekilde ulaşması gerekliydi... Ama bu arama niyeydi? Üstelik bir de görüntülü arama olması iyice ne hissedeceğimi şaşırtırken Alpay Emir'in hareketlenip çenesini omuzuma koymasıyla ''Elif?'' dedim sorarak.
Şaşırmadı. Ne alaka şimdi bu kız, demedi.
Bozulan sesimle ''Görüntülü arıyor bu, ne alaka şimdi?'' diyen ben olmuştum. Kolu karnıma sarıldı bedenin yarısını bedenime yaslayıp aramayı sanki kırk yıllık arkadaşına açıyormuş gibi, normal bir şekilde açmak ister gibi uzandı telefona dudaklarını yanağıma bastırdığı sırada. ''Ezgi aratıyor birkaç defadır,'' dedi sanki şu an şu durum normalmiş gibi. ''Alıştırdın onu da görüntülü aramaya her aklına esince konuşmak istiyor, kime olsa aratıyor.'' dedi gülerek. Ben de güldüm. Ezgi, ölse Elif'e Alpay Emir'i aratmazdı. O, hoşlanmadığı kişi ağzında kuş tutsa bu yaşında dönüp de bakmazdı ve Elif'ten hoşlanmadığını hem söylüyor hem de belli ediyordu.
Kaşlarım çatılmış tükürüğüm boğazıma takılıp kalmışken bunu benim biliyor olup da Alpay Emir'in göz ardı etmesi hiç hoşuma gitmemişti.
Tezgâhta duran telefonu biraz uca çekti ikimizin kafası yan yanayken aramayı yanıtladı. Ve ben sanki gördüğüm görüntü içime doğmuş gibi yeniden sadece gülümsedim. Elif, bu havada üzerindeki ince ip askılı siyah atletle güler gibi bir ifadeyle ekrana bakıyordu. Oysa ekranda bizi gördüğü an bozulduğu öyle barizdi ki...
Yutkundum. Sadece yutkundum. Çünkü boğazıma takılan bir şeyler olduğunu hissettim.
Dişlerim birbirine kenetlenmiş aklımdan bin bir türlü şey geçerken Alpay Emir'in bu durumu nasıl karşıladığına bakmak bile istemediğimden yüzümü yana çevirip de ona bakmadım bile.
Elif, ''Ezgi... Ablacım.'' diye içeri doğru seslendi ince bir sesle. Sonra telefonu hafifçe yukarı çekip sadece boynundan itibaren görmemizi sağladı. ''Ezgi ara diye tutturunca rahatsız ettik sizi,'' dedi gereksiz bir samimiyetle. ''Gel bak açtılar canım telefonu.'' diye tekrar seslendi.
Ezgi beni şaşırtarak telefona koştu ve bizi görünce çocuksu heyecanıyla ''Aaa, Defne.'' dedi adımı uzatarak. Alpay Emir, ''Dayım,'' deyip gülümserken benim anlamadığım Ezgi'nin arkasında hâlâ Elif'in bu konuşmada olmasıydı.
Zihnimin beni ele geçirmeye başladığı sırada ellerimin titremeye başlamasını umursamadan ''Bebeğim,'' dedim Ezgi'nin dikkatini çekerek.
Ezgi beni hissederdi. Niyetimi, o küçük yaşında hisseder ve bana yardımcı olurdu.
Yalancı bir üzüntüyle ''Hani anlaşmıştık ama'' dedim. Herhangi bir konuda anlaşmadığımız için şaşırdı. ''Unuttum ki,'' dedi dudaklarını büzüp. ''Anlaşmış mıydık?'' derken öyle komik salladı ki kafasını bu kelimeyi doğru düzgün söyleyememesine güldüm, Alpay Emir yanağını başıma yaslayıp nefesini verdi onun bu görüntüsüne, Elif şen bir kahkaha attı. Haliyle benim de yavaştan sinirlerim bozulmaya başladı.
Yine de ''Evet,'' dedim yapay bir heyecanla. Alpay Emir, Ezgi ile böyle konuşmama her zaman hayrandı. Bana tersken de benden nefret ettiğini sandığım zamanlarda da şimdi de. Şimdi de öyleydi ve karnımdaki eli orayı okşadı.
Alpay Emir'in Almanya'da olduğu dönemlerin birinde Ezgi'nin aramak için tutturmasına karşın Emel abla, her istediğinde büyük dayını arayamayız o işte oluyor, demişti. Buna istinaden de ''Annen sana demişti ya,'' dedim uzatarak. ''Büyük dayın bize çikolata getirmeye gittiğinde onu aramayacaktık, aramak için ısrar etmeyecektik...'' dediğim sırada bakışlarım Ezgi'de değil hemen arkasında Ezgi'yi kucağına alıp ona telefon tutan Elif'teydi. Alpay Emir ise bana dönmüş ne yapmaya çalıştığımı anlamak istiyor gibi bakıyordu.
Ezgi her çocuk gibi bunca lafıma karşı sıkıldı ve ''Siz çikolata getirmeye mi gittiniz?'' dedi saf bir coşkuyla.
''Hıhım,'' dedim kafamı sallayarak. Alpay Emir ise karnımdaki elini belime çekip sıktı orayı. Onun dokunuşlarına öyle hissizdim ki an itibariyle. ''Ama sen niye ısrar edip rahatsız ettin ki Elif ablanı,'' diye sorduğumda ise Ezgi'den önce Elif atlayıp ''Ne rahatsızlığı Defne,'' dedi hastanede yüzüme bakmaya tenezzül etmeyen kız burada yüzüme gülerken. ''Asıl biz rahatsız ettik galiba sizi...'' diye çekinerek devam etti.
Hiç saklamadan gülümseyerek ''Evet, rahatsız ettiniz.'' demem şaşırtmıştı onu. ''Ama sorun değil. Sonuçta Ezgi istemiş...'' Derin bir nefes aldığımda Alpay Emir hafifçe geri çekilmişti. ''Ezgi de lafımızı dinler bir daha ısrar etmez, ara diye tutturmaz, Elif ablasını rahatsız etmez değil mi bebeğim?'' diye ona baktığımda kocaman gözlerini telefona yaklaştırmıştı.
Tam da o sırada ona tepki gösterdiğimi anlamış bozulmuş bir sesle ''Yok,'' dedi. Çıkaramadığı harflerle de ''Aramayız.'' demişti masum masum ve o an ben mahvolmuştum. Hâlbuki onun değil Elif'in arttığını falan düşünmüştüm salak gibi.
Sonrasında üzülmeme bile değmeden, Ezgi sonradan aklına gelmiş gibi heyecanla ''Ben demedim ki.'' dedi. ''Annem markete gitti.'' diye sesini yükseltti, sanki ona bir şey alacağı için mutluymuş gibiydi. An bir üzüntüyle ''Ama hâlâ gelmedi, çok sıkıldım.'' dediği sırada Elif de kıpırdanmıştı zaten yerinde. Bilmiş bir edayla kaşlarını çatarken ''Elif dayını arayalım, dedi. Dayım işte olsaydı öyle demezdi.'' dedi bana bu sebepten ona tepki gösterdiğim için sinirlenerek ve hızlı hızlı konuşarak. Sonra ise haklı ve ona tepki göstermeme sinirli olduğunu belli ederek.
''Hem o dedi bana dayını arayalım, diye.'' deyip Elif'i gösterdi. ''Zaten dayımla konuşmuştu ki az önce bana niye kızıyorsun?''






Yorumlar