27. Bölüm
- rubeyyka

- 26 Kas 2025
- 50 dakikada okunur
Bölümde cinsel içerik mevcuttur.
Maran Marangöz - Bana Sen🎧
Emel ablanın telefonun diğer ucunda sarf ettiği sözleri duyduğum ilk an aklıma olur olmadık şeyler gelirken gözlerim kendiliğinden kapanmış, aklımı toparlamaya çalışmıştım. Ne hissetmem gerektiğinden tutun da ne demem gerektiğine kadar aklım çorba olmuşken muharebe meydanında bir başıma darbe üstüne darbe yemişim de sonlarımı oynuyormuşum gibi dayandıkça dayanmaya çabalıyordum.
Ne yazıktı ki artık günümün mahvolmasını bırakın, belki de geriye dönünce en mutlu anlarım olarak zihnimde yer etmesini istediğim şeyleri yaşadığım şu günleri zihnimden silip atmak isteyecek kadar dolmuştum artık. Ama anlamıştım. Bazı şeyler bazı insanlara haramdı. Tıpkı mutluluğun da bana haram olduğu gibi.
Bir gün daha kendi hayatımda kendi yaşamım izlenmeye değer bir şeyin olmadığını düşündüğüm bu filmdeki yan karaktermişçesine rolünü oynuyor, başkaları için ara ara kamera önüne çıkıp geri yerime dönüyordum.
Kuruyan dudaklarımı dilimin ucuyla nemlendirirken gözlerim de yavaşça geri açılmış, keşke böyle bir güne hiç açılmasaydım, diye yakarmıştı. Cama doğru dönük olan yüzümü Alpay Emir'in göğsüne sabitlemişken hem telefondaki kadına hem de karşımda sinirle soluyan adama tezat bir sakinlikle konuştum. Aralarında bir şey yok değil mi, sorusuna karşılık ''Yok.'' desem de kuruyan boğazım sesimin düzgünce çıkmasına bile izin vermemişti.
Hafifçe öksürüp sesimi geri getirmeye çabalarken Elif'in adıyla beraber geçen konuya bile şaşıramadan ''Yok abla öyle bir şey. Melih ile elbette konuşmadık ama için rahat olsun. Onunla alakalı bir durum değil bu.'' diye yanıtladım onu.
Gözlerimi, elleri kumaş pantolonunun cebinde bedeniyle ben yıkılmam der gibi dimdik duran adamın yüzüne diktiğimde sözlerime karşılık yüzünde oluşan o anlık gevşemeyle şaşmış kalmıştım. O da mı Emel abla gibi düşünmüştü? Üstelik sorun Melih değil de Elif olmalıydı değil mi? Oysa biz ne kadar da rahattık şu olay karşısında. Sanki daha bugün Melih'e sen hallet dediğini unutmuş gibi kardeşinden şüpheleniyordu bir de.
O an anlamıştım ki Alpay Emir kendi hariç herkese her şeyi yapabilir gözüyle bakıyordu. Onu gerçekten de yeni yeni tanıyordum.
''Bugün Emir söyledi Melih'e Elif ile konuşmasını.'' Alpay Emir'e bakarak söylemem bunu onun da hatırlamasını istediğimdendi. ''Ondan gelip almıştır. Düşündüğün gibi bir şey yok yani. İçin rahat olsun.'' dedim ama ne kadar etkiliydi bilmiyordum. ''Tabi böyle bir durum karşısında ne kadar rahat olabileceksek...''
Emel ablanın rahatlar gibi kurduğu birkaç cümleye karşılık yüzüm bu sefer de yere eğilmişti. ''Korktum,'' dedi bunu saklamadan. ''Aklıma neler neler geldi Defne. Hayır bir de bizimkiler az daha şu kız yüzünden birbirlerine girecekti hatırlasana... Melih'in sözleri kulaklarımda çınladı.''
''Hatırlıyorum,'' dedim sessizce. ''Ama Melih ile konuşmuştuk biz bu konu hakkında. O an öylesine söylediği sözlerden dolayıydı olanlar.'' Yüzüme düşen saçlarımın sağladığı karanlık hoşuma giderken asıl meseleyi burada konuşmanın doğru olmadığını bildiğim halde değinmeden duramamıştım.
Daha kısık bir ses kullandığım sırada içime çektiğim hava bile ciğerlerimi rahatlatamıyordu. ''Şu hamilelik testi...'' diye başlamıştım konuşmaya ama ne diyeceğimi de bilmiyordum ki. ''Artık hiçbir şeye şaşırasım gelmiyor ama... Neyin nesi bu, yeni mi fark ettin?'' Yani ne denirdi ki...
Emel abla benim aksime fazlasıyla şaşırmış olmalı ki telaşlı bir sesle ''Bilmiyorum,'' dedi. ''İnan hiçbir şey bilmiyorum ablacım. Böyle bir şeye ne denir ne yapılır..? Görünce aklım çıktı. Kaç yaşında kız, bunu sormaya hakkım var mı onu da kestiremiyorum ama kaç zamandır burada, evimde. Böyle bir şey olsa fark etmez miyiz? Fark etmeyi geçtim artık kimle ne yapıyor ne ediyor anlamıyorum. Evden ara ara çıkıyordu arkadaşlarıyla görüşmek, mahalledeki kızlarla buluşmak için ama... Sevgilim askerde dedi, e o zaman böyle hamilelik şüphesi varsa ve yeniyse... Allah muhafaza aklıma kötü kötü şeyler geliyor. Günahı kendi boynuna ama benim evimdeyken, adı benim ailemle bir geçerken olacak şey değil bu. Her şeyi geçtim bu kız bekâr. Bir duyulsa böyle bir şey... Olan bize olacak. Kaç zamandır kimin evinde kimin himayesinde olduğu sanki bilinmiyormuş gibi. Bizim başımız ağrıyacak diye korkuyorum.''
Kısa bir soluklanma arası verdikten sonra daha rahat bir şekilde konuşmuştu. ''İşin eğrisi doğrusu ne bilmediğimden bir şey de diyemiyorum. Hamile mi değil mi belli değilken... Defne benim içim hiç rahat değil.''
Benim de değildi.
Ferit'in Alpay Emir'e seslendiğini duyduğumda başımı kaldırmıştım yerden. Bizi bekliyorlardı. Alpay Emir, ona elini kaldırırken beklenenin aksine yüzüme buruk bir gülümseme konmuştu. Çağırdıkları ve bize baktıkları için normal tutmaya çabaladığım bir sesle ''Abla, bunu yarın konuşalım mı? Biz de gelmiş oluruz zaten yarına kadar. Yüz yüze konuşur bir şekilde halletmeye çalışırız konuyu.'' dediğimde sanki Alpay Emir ile beraber olduğum aklına yeni gelirmiş gibi istemsizce çıktığını anladığım şaşkınlık nidasını duydum.
''Ayy. Defne...'' dedi gerçekten de duyduğu hayıflanmayla. ''Bu saatte bunun için rahatsız ettim sizi ama aklım çıktı. Ne yapacağımı kime soracağımı bilemedim. Özür dilerim güzelim. Meşgul ettim sizi de.''
Yutkunup Alpay Emir'in yüzüne baktığımda yüzündeki ifadeleri anlayamamıştım. Yüzüme düşen saçlarımı arkaya itelerken gülümsediğimin belli olduğu sesimle ''Yok, yok.'' demiştim kendisini kötü hissetmemesi adına. ''Ne özür dilemesi abla?''
Bozan zaten bozmuştu her şeyi. Onluk bir durum yoktu neticede. ''Rahatsız olunacak bir durum yok yani. Dediğim gibi yarın gelince konuşuruz, pek müsait bir ortamda değiliz de.'' dediğimde içimden, gerçi neyi konuşacaksak, diye geçirmeyi de ihmal etmemiştim.
İkidir yarın döneceğimizi söylüyordum ve bu sefer Alpay Emir'e baktığımdan ötürü buna nasıl bir tepki verdiğini sonunda görebilmiştim. Çatılmış kaşları, kısılmış ve ateş savuran yeşil gözleri, kasılan çenesi ve gerilmiş vücuduyla hiç de hoş bir karşılık sunmuyordu. Aksine bunun olmayacağını göstermek ister gibiydi duruşu.
Emel ablayla görüşürüz tarzında birkaç cümle daha kurarken Elif'in yapmaya çalıştığı şeyden haberinin olmadığından sebep onun haline üzüldüğünü bile anlayabiliyordum. Yarın bu konuyu onunla yüz yüze konuşacağımdan dolayı yaşadığımız şeyden bahsetmemiştim bile. Ki Emel abla bırak evlilik öncesi hamile kalmayı yaşanan ilişkiye bile fazlasıyla tepki gösterebilecek biriyken o kız için de bu düşündükleri, ona üzülmeleri de geçerli miydi bilemiyordum.
Kapanan telefonu kulağımdan çekip Alpay Emir'e uzattığımda bile isteye elimi tutarak telefonunu almasını göz ardı etmiştim. Kardeşinden değil de arkadaşımdan böyle bir durumda şüphelenmesine bozulurken ona biraz daha yaklaşmış kısık sesle konuşurken kırgınca çıkmıştı sözlerim. ''Sen bugün demedin mi Melih'e hallet diye? Niye şimdi sanki o böyle bir şey yapacak biriymiş gibi şüpheleniyorsun ondan?''
Elif'in yaptığı, yapmaya çabaladığı şeyler hakkında bir şey demek, büyük konuşmak, hatta yorumda bulunmak istemiyordum ama aklım o kadar karışmıştı ki bunları dile getirip kurtulmaya da ihtiyacım vardı.
Madem o kız böyle hamilelikten şüphelenecek bir ilişki yaşamıştı niye şu an o kişiyle beraber değildi de bir başka çatı altında korunmaya çabalıyordu?
Erkek arkadaşı ile olduğunu düşünmüyordum, gerçi adam burada mı başka bir yerde mi bilmiyordum bile. Bir de adam madem yeni tezkeresini almıştı bunlar ne ara buluşmuştu, hadi buluştular niye sevgilisini de alıp gitmiyordu hayatımızdan?
Zihnimde dönüp dolaşan, dönüp dolaştıkça da alaboraya sebep olan her bir durum çığlık çığlığa bağırmama neden olacak kadar beni yorarken bu yorgunluğun beni ayağa kalkamayacak duruma getirmesinden de korkuyordum.
Alpay Emir, olduğu yerden küçük bir adım atarak aramızda hiç mesafe kalmamasını sağlarken telefonunu cebine koyup diğer elini belimle buluşturmuştu. ''Şüphelenmedim.'' dedi bakışlarının ve duruşunun aksine az önce kullandığım tonda sakince. ''Hiç hoşlanmadığım şeyler oluyor ve ne yapacağımı kestirmiyorum.'' dediği sırada bakışları bu durumdan hiç memnun olmadığını gösterir gibiydi. ''Keyfinin bozulmasına dayanamıyorum.''
Ara ara bizi izlediklerine emin olduğum insanları karşısında bu durumda olmaktan hoşlanmıyordum. Yüzümdeki tebessümle ''Bir zahmet şüphelenme zaten.'' diye söylenmem onu da hafifçe güldürmüştü.
Nefesimi bırakıp ''Şu kızı gönder bize yeter.'' dedim büyük bir istekle. Üstelik az önce gülmesine daha çok sinir olurken kendimi tutamamıştım. Sinir olduğum şey gülmesi değil bu güzel adamın gülüşünden öpmek istememeydi. ''Ben artık rahatça nefes almak istiyorum. Ne olursa olsun halledin artık.'' deyip hareketlendim.
Belimdeki elinin üzerine elimi koyup onu oradan çekmiş, ama elini de bırakmamıştım. Sabah tenime değmesini istemediğim eli şu an asla bırakmak istemiyordum.
İçeriye doğru ilerleyeceğimi anladığı an elimi daha sıkı tuttu. Ellerimiz birbirine kenetlenmişken ''Bak gördün mü?'' demiştim kısık bir sesle. ''Birdiler büyük ihtimalle iki kişi olacaklar. Sen de hâlâ yok sevgilisini bulayım yok halledeyim diye düşün. Adam belki de kızın ne mal olduğunu bildiğinden istemiyor onu...'' diye normal bir şekilde düşüncelerimi onunla paylaşırken küçük adımlarla da ilerliyordum oturma alanına doğru. ''Biri böyle bir şeyi bir duysa olacakların farkındasın değil mi?'' deyip kızgın bir sesle söylendiğimde söylediklerime karşın elimi sıkmış, kendi büyük eli içinde yok edermiş gibi kavramıştı elimi.
Elinin sıcaklığını hissetmek bile farklı hissettiriyordu. Niye aramız açıktı ki? Oysa ben sarılmak, öpmek istiyordum. ''Ne biçim konuşuyorsun yavrum.'' diye bir de beni uyarıyordu. ''Daha ne olup olmadığı bile belli değil.'' Bu durum karşısında benden beklemiyordu sanırım böyle konuşmayı.
Ben de beklemiyordum ama ne yapsaydım? Daha ne kadar kendime hâkim olsaydım? Benim yerimde bir başkası olsa daha net ve daha sert bir tepkiyle bile karşılaşacakken benim anlayışla yaklaşmaya çalışmamı görmüyor muydu?
Oturup gülüşen gruba yaklaştığımız sırada Alpay Emir'in elini bıraktım. O da elini gevşetmiş ama bırakmamıştı. Böyle olunca onu bırakan ben olurken kızların yanına geri oturmuştum bile.
Güliz'in ilgiyle ''Bir sorun yok değil mi?'' diye sormasına karşın vereceğim iki farklı cevap oluştu dilimin ucunda. Bir değil birçok sorun var yerine, belli belirsiz bir tebessümle ''Hayır, yok.'' deyip başımı olumsuzca salladım. Annesinin kucağında mayışan bebeğe dönmüştüm. Yanaklarını sıksam kızar mıydı annesi? Tekrar Güliz'in bakışlarına döndüğümde ise ''Yani, birkaç ufak meseleyle uğraşıyoruz sadece.'' diye eklemiştim.
Buna karşılık harfleri uzatarak ''Tabi,'' dedi Burcu içten gülümsemesiyle beraber. ''E teklifler edilmiş, yüzük takılmış... Sizin telaşınız başlar şimdi. Seninkini azıcık tanıyorsam asla beklemez, seni de bekletmez. Böyle olunca da büyük ihtimalle koşuşturup duracaksınız etrafa.''
Ben Cem'in bana bakıp dil çıkardıktan sonra annesinin göğsüne sığınmasını izlerken Güliz de ona katılmıştı. ''Sahi,'' dedi saatlerdir beklediği konunun açılmasının verdiği büyük sevinçle.
Gözleriyle üst üste attığım bacağımın üzerinde duran elimi, yüzüğümü işaret etmişti. Merakla yerine kıpırdandı ve ''Önce evi mi öğrendin evliliği mi?'' diye sormuş cevabımı bile beklemeden ''Ay inşallah Alpay odunluk yapıp elinden tuttuktan sonra seni götürüp sana seçtirmemiştir şu güzelliği.'' demiştin. ''İnan bekliyorum yani ondan. Al seç de hadi gidelim demesini.'' deyip güldü. Sonra daha kısık sesle devam etti. ''Onun yerine ben artık dayanamıyordum ne zaman öğreneceksin de bir arada olacağız diye... İyi oldu iyi.''
Bu iki kadının samimiyeti ve mutlulukları beni de içine çekerken olanları unutmak adına onlara ayak uydurmuştum. Duyduğum utancı iteleyip gülmemi de bastırarak ''Yok, öyle olmadı.'' dedim yüzümdeki ince tebessümle. ''En azından bana seçtirmedi ama ben seçsem yine bunu seçerdim kesin.'' dedim gerçek düşüncelerimi dile getirerek.
Önüne ne kadar seçenek konmuştu bilmiyorum ama benim zevkime hâkim olup böyle zarif bir yüzüğü seçmiş olması bile daha çok hoşuma gitmişti. ''Önce evi öğrendim.'' dedim çekinerek. ''Ben de beklemiyordum açıkçası Alpay'dan böyle bir şeyi...'' Konuşmasa mıydık bunları? Yanaklarım yanmaya başlamıştı da... Yani bize özel kalsaydı da sanki sadece yüzüğüme bakıp evlenecek bunlar tamam deyip irdelemeseler miydi bu işi?
Onu yanıtlamamdan hemen sonra Burcu göz kırpmıştı. ''Aklın varsa önce bekârlığın keyfini çıkar,'' dedi evlenip çocuk yapmış ve bu durumdan hayli mutlu olduğunu belli eden kadın. ''O nikâh defterine imzanı attığın an yanındaki adama yeni bir sürüm geliyor bak ona göre. Yüzüğü taktın tamam ama imza için daha zaman gerekli diye düşün. Kim olursa olsun bu böyle aklında bulunsun canım.'' dedi arkadaşından çok kardeşine abla tavsiyesinde bulunur gibi. Onun bu söylemine seslice gülmüştüm doğrusu. Benim de kısa süre önceye kadar böyle düşünüyor olmam garipti. ''İş ciddiye bindiği gibi gerisi çorap söküğü gibi ilerliyor çünkü. Bir bakmışsın evlisin bir bakmışsın karnın burnunda.'' deyip oğlunu gösterdi. Dediklerinde ne kadar ciddiyse yüzü de bir o kadar mutlu ve keyifliydi.
Sözlerine bakan evliliğe tövbe edecekken yüzüne bakan bu birlikteliğe şükredecek gibiydi.
''Ben de öyle düşünüyordum aslında.'' dediğimde Alpay Emir'in şu an beni duyuyor olmasını çok isterdim ama onlara bakmadığım için ne tarafa baktığını göremesem de gür sesleriyle bizi bastırıyor, açıkçası pek de bizi umursamayıp dinlemiyor gibiydiler.
''Hemen evlenmek gibi bir düşüncem yoktu ama düşüncelerim değişiyor sanırım, bilemiyorum ki.'' deyip omzumu silkmiştim yavaşça. ''Bir an evlilik çok korkutucu geliyor, bir an da dünyanın en güzel şeyiymiş gibi... Artık korkmuyorum en azından. Böyle bir durumda tek başıma değil bir arada olacağımızı yeni yeni kavrıyorum sanırım.''
Güliz, bize katılmadığını açık bir şekilde ifade ederken bizim de böyle düşünüyor olmamıza biraz çıkışmıştı. ''Hiç dinleme boşuna onu,'' dedi bana bakıp Burcu'dan bahsederek. ''Hayır bir de kucağında çocukla ettiği lafa bak. Evliliğin keyfini yaşıyor gelmiş sana evlenme diyor.''
Burcu'ya sahte bir sitemle konuştuğunda Cem bu sefer de Güliz'e dil çıkarmıştı sanki annesine laf edildiğini anlamış gibi. Bir kere öpseydim bir şey olur muydu? Dudağımı büzseydim de o da bana kıyamayıp kucağımda uslu uslu durur muydu?
Sanki Ezgi'den başka bebeği kucağıma alamazmışım bir başka çocuğu sevemezmişim gibi geliyordu nedense.
Cem'in bu haline hepimiz gülerken Güliz, sanki bir sır verecekmiş gibi bana doğru dönmüştü. ''İnsanın kendi evi gibi yok biliyor musun?'' dedi olmadığını kanıtlamak ister gibi. ''Tahmin edebiliyorum evlilik hakkındaki düşüncelerinizi... Açıkçası ben sizin evlilik için düşündüğünüzü bekârlık için düşünüyorum.'' deyip önümüzdeki sehpada bulunun atıştırmalıklardan aldı. Elini uzatmasa bunların buraya konduğunu bile fark edemeyecektim. ''Önceden olsa...'' dediği sırada elini havada sallamıştı. Onun konuşurken bu kadar hareketli olması fazla dikkat dağıtıyordu. ''Mesela bir şey yapmak istesem, bir yere gidecek olsam anneme ayrı babama ayrı hesap veriyor, verdiğim hesap yetmiyormuş gibi bir de sürekli rahatsız ediliyordum. Neredesin, bindin mi, indin mi, geliyor musun... Artık sadece Ferit'i arayıp nerede olacağımı söylüyorum. O da hoşlanmadığı bir durum olursa gitmemi istemediğini söylüyor. Ya da beraber de gidebiliriz, sonra bir şeyler yapabiliriz diye öneride bulunuyor.''
Yemekte içtiği şarap yetmemiş olacak ki atıştırmalıkların yanındaki dolu kadehi almıştı eline. ''E aynı şey benim tarafımdan onun için de geçerli olduğundan kabul ediyorum. İnan insanın bir şeyleri sevdiğiyle beraber yapması çok daha güzel. Üstelik kendi evinde kendi kurallarınla yaşıyorsun ve kim ne derse desin çok daha özgürsün. Yani öyle sizin düşündüğünüz gibi önce bekâr takılayım sonra evleneyimlik bir durum yok.''
Anlattıklarıyla kendi hayatım gözümün önüne gelirken şu an bile daha rahat olduğumu fark ettim. Annem, başka zaman olsa aramalarıyla bunaltacakken şu an Alpay Emir ile olduğumu bildiğinden rahatsız bile etmiyordu. Tabi bir de sanırım bizi yalnız değil de arkadaş ortamında birileriyle bir arada sanıyor olduğundandı bu rahatlığı, bilemiyordum.
Açıkçası bu benim için olağanüstü bir durumdu. Böyle düşününce de üzülmüştüm birdenbire.
Benim için her anlamıyla öyle özel ve güzeldi ki bu birkaç gün. Ne olursa olsun böyle hatırlamak istemiyordum işte. Sanırım kızgınlığım da önünü alamadığım kırgınlığım da bundan sebepti.
Azıcık da olsa yüzümün asıldığını hissettiğim gibi anda kalmaya çabaladım.
Güliz'in dediklerine karşılık Burcu yüzünü asmış, anında bana dönmüştü. ''Bak görüyor musun?'' dedi şikâyetçi bir sesle. ''Bunların ikisi,'' dediğinde parmağıyla da Güliz ve Ferit'i kastederek devam etti Cem'i diğer koluyla sıkı sıkı tutarken. ''Sabah, akşam, evde, işte... Hep yan yanalar, bu yüzden de birbirlerine ayrı zamanlar ayırıp ayrı ayrı vakit geçirebiliyorlar. Bizde öyle değil ki! Cenk nereye biz oraya...'' diye devam ediyordu ama Güliz buna müsaade etmedi.
Onca içmesine rağmen sarhoşluk belirtisi göstermezken ''Dost musun düşman mısın?'' diye sesini yükseltmişti azıcık. ''Kızı olumsuz etkilemesene.'' diye sahte bir kızgınlık sunmuştu. ''Komşumu kaçıracaksın. Şurada bir an önce taşınsınlar diye bir adak adamadığım kaldı.''
Burcu, huysuzlanmaya başlayan oğlu ile beraber ayağa kalkmadan önce kahkaha atmıştı bu söylenenlere. Ben de onun böyle düşünüyor olmasına mutlu oluyordum. Onunla anlaşmış olmak zaten güzelken bir de yakınımda anlaştığım birinin olacak olması mutlu ediyordu daha şimdiden.
Açıkçası olay benden çıkmış, ikisi arasında beni ikna edebilme durumuna gelmişti şu kısa sürede. Onları bir yandan da şaşkınlıkla izliyordum aslında. Aralarındaki samimiyet ve arkadaşlık imrenilecek türdendi. Sadece Güliz ve Burcu için değil hemen yanımızda ayrı bir dünyada kendi aralarında sohbet eden beyler için de geçerliydi bu. Hiç olmadığım kadar mutluydum onların yanında. Kalabalığı, arkadaşlarla yapılan beraberce yapılan etkinlikleri sevdiğim pek söylenemezdi ama kendimi ilk defa rahat hissediyordum daha yeni tanıştığım insanların yanında.
Burcu, ''Şimdi anlaşıldı senin amacın.'' dediği sırada merakla Alpay Emir'e dönmüştüm. Onu özlediğimi fark ettim. Bugün yaşanılan şey ağır geliyordu benim için evet ama... Yine de özlüyordum işte.
Onunla tartışmış olmak, aramızdaki bu soğukluk hepsi bir araya gelip canımı sıkıyorken bir de yakın zamanda gidecek olması bir yanımda burukluk oluşmasına sebep oluyordu. Gidecek ve haftalarca gelmeyecekti. Daha önceleri de gittiğinde hayatındaydım, hayatımdaydı ama hayatım olmamıştı. Bu bambaşkaymış. Önceden giderdi, görüşürüz, derdim ve benim için olay kapanırdı. Ama şimdi... Şimdi nasıl olacaktı? Yine görüşürüz diyecektim ama bu defa yolunu da gözleyecektim. Gönlüm de gözüm de onu beklerken aklım da onunla beraber gidecekti sanırım. Nerede, ne yapıyor, ne zaman gelecek gibi keyif kaçıran onca soruyla boğuşacakken şimdi yanımdaydı ve ben bunun keyfini çıkarmak yerine ona gönül koyuyordum. Bu yaptığım şımarıklık değildi değil mi? Yanımdaydı ama aramızda mesafeler vardı. Böyle hissediyordum. Yanımdaydı ve ben yanımda olduğu halde onu özlüyordum. Gittiğinde ne yapacaktım peki?
Bakışları karşıda, bir eli yanağında sakallarını sıvazlarken dalgınca yanındakileri dinliyor, ara ara bir şeyler söyleyerek konuşmaya katılıyordu. Çok saçmaydı. İnsan sevdiği adamın oturuşundan, o bedenin böyle sergilenir gibi kendinden emin duruşundan bile etkileniyor olması çok ama çok saçmaydı. Birinin sadece duruşundan bile etkilenip insanın nefesini kesmesi daha da saçmaydı üstelik. İstemsizce dilim dudaklarımı ıslatırken aptal gibi hissediyordum kendimi.
Sakinleşsen mi birazcık Defne? Hani yalnız değilsiniz ya, ondan yani.
Bedenen oradayken aklının başka bir yerde olduğu bariz belliydi. Umarım beni düşünüyor, yaptığın şeyden pişmanlık duyuyorsundur Alpaycım Emircim. Çünkü başka türlü kendini nasıl affettirirsin bilemiyorum. Kendini bir an önce affettirmeli, beni de bu eziyetten kurtarmalıydı.
Ona baktığımı hissettiği gibi başını bana doğru çevirdi. Göz göze geldiğimiz an sanki ona bakarken yakalanmam suçmuş gibi anında çevirmiştim başımı. Aptal. Bu yaptığım şeyin saçmalığına sonradan varsam da halime gizlice gülmekle kalmıştım. Birden paniklemiştim işte. Hayır, bakarken yakalansan ne yakalanmasan ne, adamdan niye utanıyorsun şimdi?
Neyse ki aradan geçen birkaç dakikada toparlayabilmiştim kendimi. Burcu, Cem'i uyutmak için giderken, Güliz de bir şeyler anlatmaya devam ediyordu. ''Kafede seni gördüğümde şaşırmıştım.'' dedi Güliz. ''Hiç düşündüğüm gibi değildin.'' dedikten hemen sonra ''Bu iyi anlamda tabi... '' diye açıkladı kendini. ''Daha küçük ve daha çocuksuydu aklımdaki Defne. Öyle kalmıştın aklımda.''
Söylediğinde şaşırdım. Kaşlarım havalanırken onca kişinin içinde Burcu ile sadece benim meyve suyu içmemizi komik bulurken elimdeki bardağı önümdeki sehpaya bıraktım.
Ona merakla baktığımı görünce keyifle arkasına yaslandı. ''Öyle kalmış ilk gördüğüm halinle...'' Beni daha önce görmüş müydü yani? Şaşkınlığımı daha fazla bekletmeden, saklamadan ''Neden öyle düşünüyordun?'' diye sormuştum. Bu fikre nereden vardığını merak ediyordum doğrusu. ''Yani daha önce görüşmüş müydük? Ben sizleri ilk defa o gün kafede gördüğümü düşünüyorum çünkü.''
Alpay Emir'in birkaç defa iş arkadaşlarının onlara yemeğe geldiğini annemin Serap teyze ile konuşmalarından anımsıyordum. Hatta çoğu zaman ben bile yardıma gidiyordum ama hiçbir zaman karşılaşmamış kimin gelip kimin gittiğini bile görmemiştim. Bu sırada mahallede bile karşılaşmış ya da tanışmış olabileceğimizi düşündüm ama imkânı yoktu. Olsa hatırlardım. En azından Güliz'i ve fazlasıyla konuştuğunu... ''Zihnimi zorluyorum ama...'' dedim hâlâ bir cevap alamayınca. ''Beni ilk olarak o gün kafede gördüğünü düşünüyorum.''
Kısa bir an erkeklere baksa da onların gerçekten de bizi unutup kendi aralarında eğlendiğini görünce hem bozulmuş hem de işine gelmiş gibi birden öne doğru eğilmiş söyleyeceği şeyler için yaklaşmıştı.
Onun bir şeyler anlatırken kendinden geçmesi fazlasıyla kendini kaptırıyor olması şaşırtıyordu. Kim böyle aşkla konuşabilirdi ki? ''Alpay'ın yeğeni ile beraber olduğun fotoğrafı görünce aklımda öyle kalmıştı.'' dedi kısa bir an beni incelerken. Bakışlarındaki dikkat farklı hissettirdi. ''Ama maşallah...'' deyip güldüğünde utanmıştım.
Güliz, bizim Ezgi ile beraber olan herhangi bir fotoğrafımızı nerede, ne zaman gördü diye düşünmek için yarışa giren beyin hücrelerime acımış olmalı ki beni bu durumdan kurtarıp devam etti sözlerine. ''Gerçi o fotoğrafı daha ilk gördüğümde ısrarla sormuştum adını, yaşını, kim olduğunu ne zaman bizimle tanıştıracağını, ne zaman tanıştığınızı ama...'' deyip devirmişti gözlerini. ''Seninki anca hayt huytla geçiştirdi beni. Hayır Ferit bile onca lafıma karşılık sırf susayım diye bazı şeyleri söylüyor ama... Yok.'' dedi üzüntüyle. ''Seninkindeki inat inat değil ki!'' diye devam etti huysuzlanarak. ''Neymiş zamanı gelince tanışırmışız. Hayır, her sorduğumda zamanı gelince diye diye koskoca 1 yıl oyaladı zaten. Meğer daha kendi için zamanı gelmemiş.'' dedi kıkırdayarak. ''Adam daha kendi konuşmamış ki bizimle seni konuştursun.''
Sözlerinden sonra seslice gülmesi güldürmüştü beni. Duyduklarımla da iyice mutlu olmuştum. Açıkçası hem her şeyi öğrenmek istiyor hem de utanıyordum. Bizim fotoğrafımızı kim sayesinde nasıl görmüştü mesela? Hangi fotoğraftı, nasıl çıkmıştım... En önemlisi de tüm bunlar nasıl bir süreçte konuşuldu.
''Neyse ki sonunda buradasın. Bundan sonra da bir aradayız zaten.'' Bakışlarından kaçmak isterken eğilip bardağımı almadan önce önüme düşen saçlarımı omzumdan geriye atmıştım. Sıcak mı olmuştu burası?
Merakla Güliz'e kısa bir bakışla karşılık verdim. Sanki özlerime uzun uzun baksa düşündüğüm her şeyi duyacakmış gibi endişeleniyordum. Duyduğum utançla sessizce ''Bu fotoğraf meselesinden haberim yoktu.'' dediğimde zaten haberimin olmamasını tahmin ediyor gibiydi bakışları. Bu yüzden de heyecanla konuşmaya başlamıştı.
''Alpay'ın yeğenini görmüştüm daha önce, adı Ezgi'ydi değil mi?'' diye sorduğunda onaylamıştım onu. ''Ezgi ile yanak yanağa olduğunuz bir fotoğraf. Ay ikiniz de öyle tatlısın ki anlatamam.'' dedi yüzündeki gülümsemeyi büyütürken. Konuşurken ellerini kollarını kullanması, heyecanını belli etmesi benden daha büyük olduğunu tahmin ettiğim kadına tatlılık katıyordu.
''Saçlarınız aynıydı. İki yandan iki küçük topuz yapmış bir de kameraya öpücük atmışsınız. Yani Alpay'ı da tanıyoruz sonuçta masasına koyduğuna göre var bir şeyler, belli ama... Sonuçta görmek istediği yeğeni olsa tek olurdu değil mi?'' dedi sanki büyük bir sırrı çözmüş gibi. ''Zaten odasına birkaç şey için girince zar zor görüyorum. Seninki anca bize üstlük taslıyor çünkü. Hayır Allah'tan ekiplerimiz farklı...'' deyip Alpay Emir'e doğru kızgınca bakmıştı. ''O olmamış, şu olmamış diye diye nevrimizi döndürüyor seninki. Aman neyse canım...'' dedi gereksiz ayrıntıya girdiğini fark ederek. ''Bir gün masadaki çerçeveyi fark edince göz ucuyla bakayım dedim anında gördü baktığımı. Biliyorsun zaten onun o asabi hallerini... Ama inan onu herhangi bir işle uğraşırken görmek istemezsin daha çekilmez ve despot herifin teki oluveriyor. Ben de gözüm o çerçevede olunca pek dinleyemedim onu. Bir de benim suçummuş gibi beni azarlayıp durdu. Hayır kardeşim niye koyuyorsun o zaman onu oraya değil mi, dağılıyor dikkatim. İzin ver iki dakika bakayım, sonra yine ne diyeceksen de ama yok... Çerçeveyi kaldırmak yerine beni kovdu odasından.'' dedi sanki o günden beri canım adama bilenmiş gibi.
Ay Defne... Ben Alpay'ın kendine ait bir odası olduğunu bilmiyordum. Gidelim mi bir gün oraya. Yani orada onunla olup kaçamaklar yapma-
Aklıma gelen görüntülerle durduk yere öksürmemle benden daha çok telaşlandı karşımdaki kadın. İş miydi yani bu? Yok oda fantezisi yok oturuşundan etkilendim... Ayıp denen şeyden hiç mi nasiplenmemişti bu kız?
Fantezi falan sen de iyi biliyorsun böyle şeyleri. Oysa ben ağzımı bile açmamıştım, Defneciğim.
Birkaç yudum aldığım içecekle az çok kendime gelirken cidden fazlasıyla sıcaklamaya başlamıştım. Bazı haddini bilmez düşünceleri kovalarken aynı zamanda da duyduklarımla içim gidiyordu.
Bunu daha önce niye öğrenemediğime yandım. Alpay Emir, adının geçtiğini duyduğu gibi seslenirken ikimiz de ona dönmüştük. Yüzündeki sabit ifadeye ters bir şekilde kızgın sesiyle konuşmadan önce Güliz'e bakmıştı. ''Evine çağırdığın misafirin dedikodusunu mu yapıyorsun?'' dedi bu durumu ayıplarmış gibi
Onun hakkında konuştuğumuzu adını duyduğu gibi anlamış olmalıydı zaten. ''Almışsın yanına sevgilimi şimdi de onun mu başını şişiriyorsun?''
Ferit, ayaklanmış ve önlerindeki biten bardakları doldurmak için kenarda duran şişeye uzanırken Alpay Emir'i uyarmıştı karısına karışmaması için. ''Ne karışıyorsun kardeşim karıma,'' demişti Güliz'e bakmadan önce. Oysa o da Güliz'e gülünce aynı Alpay Emir gibi düşündüğünü bakışlarından anlayabiliyordum. Karısının birazcık kendini kaptırarak konuştuğuna o da katılıyor olmalıydı.
Güliz ''Yemedik sevgilini.'' diye homurdandı ama kimse onu umursamadı. Umursanmayınca da kurtarıcısı olan eşine baktı. Birbirlerine sevgiyle bakan çiftten gözlerimi ayırdığımda Alpay Emir bana bakarken çekmemiştim gözlerimi gözlerinden. Daha doğrusu çekememiştim. Özledim demiştim ya az önce... O söz ne de basit kalıyormuş hissettiğim şeyin yanında. Ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın boynuna sarılmak, kucağına sığınmak ve kolları arasında kaybolmak istiyordum.
Saatler önce bana dokunmasından bile hoşlanmazken şimdi bu kadar yoğun hisler beslemek fazlasıyla garipti. Gerçi kalbimin ritmini bir bakışıyla değiştirebilen adamın böyle hissettirebiliyor olmasına şaşırmamam gerekliydi.
Yine de dayanamıyordum işte. Aklım, dedikleri ve yaptıklarını gözümün önüne getirirken bir daha yüzüne bile bakma derken, kalbim de tenim de bambaşka diyordu.
Alpay Emir eğlenmemi ister gibi göz kırptıktan sonra önüne konan bardağı yudumlamış Ferit'e bakıp ''Sustur o zaman karını,'' demişti dudaklarındaki belli belirsiz gülümsemeyle. ''Bizim başımızı şişiriyor tamam ama benim sevgilimin ne suçu var?''
Onların çocuk gibi dalaşmasını gülerek izlerken diğerleri de sanki bu durum onlar için normalmiş gibi devam ediyorlardı aralarında konuşmaya. Kocaman adamların kendi aralarında eğlenerek konuşmalarına dalmışken Tuncay birden ayağa kalkınca hepimiz ona bakmıştık.
Kolundaki saate baktıktan sonra ''Ben kaçıyorum,'' dedi ufak bir adım atıp oturduğu yerden uzaklaşırken. ''Aile ortamınıza yeterince katlandım. Allah hayırlı etsin yeni yılınızı ama sizin gibi içi geçmiş değilim ben.''
Onun bu serseri tavrına sinirlenmek istemiştim ama en az Melih kadar yaramaz bir çocuğa benziyordu sadece. ''Burada böyle yetmişlik dede nine gibi tombala da atın isterseniz. He ama gelmek isterseniz de benimle gecelere akabilirsiniz. Zira şu an tam olarak onu yapacağım.'' dedi hepimizde gözlerini gezdirerek. Ona nasıl bakıyordum bilmiyorum ama anında çekmişti gözlerini.
İçeri az önce giren Burcu ayaktaki adama ayıplar gözle baktıktan sonra dilini damağına vurup birkaç olumsuz ses çıkarmıştı. ''Yanımızda yapma bari ya,'' dedi tiksinerek. ''Hayır kocamla arkadaşlığınızı devam ettirmeniz yetmiyormuş gibi bir de sana iyice bilenmeme neden oluyorsun. Aile ortamından güzeli mi var? Bir de içleri geçmiş diyor, terbiyesiz.''
Çağatay da sonradan kalkınca bu sefer de ona dönmüştü bakışlar. Daha ağır bir ifadeyle başını hafifçe sağa eğip arkadaşını göstermişti. ''Şimdi yeni yıla girince sizin yanınızda tek kalacağımızdan,'' dedikten sonra yanındaki adama döndü tamamen. ''E biz de bununla öpüşüp sarılamayacağımızdan bize müsaade.'' dedi yüzündeki içten gülümsemeyle. ''Bunun gibi kötü düşüncelerim yok ama ben de kalkayım artık.''
İnsanların yaşayışları ve yaşamları hakkında yorum yapmayı kendimde hak olarak görmezken sevdiğim adamın çevresinde Tuncay gibi biri olmasından hoşlandığımı söyleyemezdim. O gün dediği şeyden sonra hele...
Onu tanımıyordum. Birinin sadece adını bilmek ne yazık ki onu tanıdığımız anlamına gelmiyordu ama ne yazık ki onun hakkında oluşan düşüncelerim hiç de olumlu yönde değildi. Kadınlarla olan münasebeti beni ilgilendirmezken Alpay Emir'in böyle biriyle arkadaşlık etmesi de hoş değildi işte. Üstelik Allah bilir kendi aralarında ne tür muhabbetleri vardı bu konu hakkında. Ama yine de arkadaşlıklarını kuvvetli tutan bir bağları vardı ki hala bir aradaydılar.
Güliz, geldiğimizden beri ev sahipliğini fazlasıyla ciddiye alıp her birimizle özenle ilgilenirken bu iki adamın sözlerinden sonra sanırım aralarındaki samimiyete güvenerek ''Sizin niyetiniz baştan belliymiş de neyse,'' demişti alınmış gibi. ''Ne mal olduğunuzu biliyoruz maalesef,'' dediği sırada eliyle yolu göstermiş ''Kapı şu tarafta.'' demişti. ''Yazıklar olsun...''
Ben, dudağımı ağzımın içinde yuvarlayıp gözlerim açılmış eğlenerek onları izlerken ''Bir zahmet çıkınca da çekin kapıyı.'' dedi ağzının içinden.
Bu sözleri duyan ikili üzülmek şöyle dursun dünden razılarmış gibi hareketlendiler. Alpay Emir de ayaklanınca kısa bir an ne oluyoruz ya şimdi deyip meraklanmıştım. Yani yürek mi yedin yiğidim diye ayaklanıp kısa bir an onu paralamak bile istemiş olabilirdim ki kalkıp diğer tarafıma oturmuş bedenimi kolunun altına alıp sırtımı göğsüne yaslanmıştı. Ben de erimiştim işte...
Saçlarıma kondurduğu küçük buseyle beraber iyice yumuşarken Tuncay ve Çağatay'ın 'kovuyor bir de, şuna bak aaa' tarzı yapay üzüntüleri kulağıma ilişti.
Omzumun üzerinden Alpay Emir'e bakmıştım. Omzumdan inen ve belime dolanan eli karnımın üzerinde durduğunda diğerleri konuşmaya devam ediyordu. Şakağıma dudaklarını bastırdıktan sonra ''İstersen kalkalım biz de,'' demişti yüzümü incelerken. Az önce onunla evde yalnız kalmamak için burada kalmayı isterken şimdi de onunla yalnız olmayı diliyordum. En azından sarılmayı, böyle bir durumda kalmamak adına son defa konuşmayı ve kaldığımız yerden devam etmeyi. Ancak şimdi yeni yıla girmemize birkaç dakika kalmışken biz kalkıyoruz, demek ayıp olurdu diye düşünüyordum. Öyle yeni yıl kutlamak için bir arada değildik bunu anlayabiliyordum ancak yine de kalkmamız güzel olmazdı.
Ben, kendi içimde bunları düşünürken Alpay Emir de sanki eve gitmeyi istememeye devam ettiğimi düşünmüş olmalı ki ''Çıkıp bir yerlere de gidebiliriz.'' dedi diğer eli ile elimi kavrayıp bacağına koyarken. Onun baldırında duran elimle içime çektiğim hava göğsümü hareketlendirmişti. Sınanmak ne de kötüymüş oysa. Derin nefesler almak işe yarar mıydı?
Omzum onun göğsündeyken buranın huzurunu bile özlemiştim. Yanlış geliyordu bir başkası yüzünden aramıza soğukluk girmesi. Sabahki ben ile şu anki ben arasında dağlar kadar fark vardı. Ona yine ve yine sinirliydim ancak sinirim bambaşkaydı. Onun bana dokunmasını bile istemeyecek kadar kendimi kaptırmış olmam, buna sebep olmasıydı üzüldüğüm şey.
Hem... Bu saatte nereye gidebilirdik ki? Eve gitsek de olurdu benim için. En azından burada beraber yeni yılı kutlar ardından evimize geçebilirdik. Bizim bir evimiz vardı ne de olsa. Bizimdi. İkimizin yuvasıydı orası. Ne olursa olsun ne yaşanırsa yaşansın oraya dönmek istememem hiç hoş değildi. Gün sonunda bize sığınak olan yer yine o ev olmalıydı.
Olduğum yere iyice yerleştiğimde ona az önceye nazaran daha yakın davranmamdan hoşnut kaldığını saklamıyordu. Biraz daha ona döndüğümde fazlasıyla yakındık. ''Gidersek nereye gideceğiz peki?'' diye sessizce sorduğumda bakışları anında dudaklarıma düşmüştü.
Tuncay ve Çağatay'ın ayaküstü konuşmaları bitmiş olacak ki bize de seslenerek ellerini kaldırıp gittiklerini söylediler. Böyle birden seslenince de bulunduğumuz yakınlıktan çekinmiştim. Kendimi kaptırmış gibiydim oysa. Sanki kimse yokmuş gibiydi. Zaten Alpay Emir olunca başka kimse olmayıveriyordu çevremde. Böyle bir etkinin altında kalmak kalbime zarardı. Ama gelgelelim bunu ona anlatmak çok daha büyük bir ziyandı.
Alpay Emir, istifini bozmadan başıyla onları selamlarken ben de ''Görüşürüz,'' dedim Çağatay'a bakarak. Tuncay ile görüşmek istediğimi hiç düşünmüyordum. Onun da bakışlarının daha çekingen olduğunu görebiliyordum.
Alpay Emir anında geri bana dönmüş güzel gözleriyle yüzümü dikkatle incelerken daha kısık bir sesle ''Şimdi tüm mekânlar kalabalıktır ama buluruz bir yer.'' demişti. O tarz eğlenebileceğimiz bir yerlere gitmemizi teklif ediyordu yani öyle mi? İstemiyorum ama yan cebime koyabilirsin, diyen Defne'yi dinleyerek bedenine birazcık daha sığınmış düşünür gibi büzmüştüm dudaklarımı. ''Şimdi biz de gidersek ayıp olur. Başka bir zaman gidelim ama. Yani öyle kabul etmedi benim de işime geldi hesabı yapma hiç bana çünkü ben de bir gece sabahlara kadar eğlenmek istiyorum.''
Bu halime karşı dudağının kenarı kıvrılırken ''Şansını kaybettin,'' dedi damarıma basmak ister gibi. ''Aklımı kaybetmedim daha.'' deyip göğsünü hareketlendirecek kadar derin nefes aldı. ''Tahmin edebiliyorum senin ne kılıkla gelmek isteyeceğini, öyle olunca da geliyorlar bana Defne.'' dedi sanki ben ona hadi gidelim demişim gibi. Allah'ın dengesizi!
Karnımdan bastırıp iyice göğsüne yaslanmamı sağlarken ''Bir defalığına sordum sen de kabul etmedin.'' dediğinde bu umursamaz haliyle şaştım kaldım. ''Ayrıca benim de işime geldi.'' Bacağındaki elimi sıkmıştım. ''Oldu canım başka?'' dediğimde baldırındaki elimi gevşetmemle onun sesli nefes vermesi aynı anda oldu. Onu böyle görünce de şu an bu sözlerine sinirlenmek yerine gülüp geçmiştim sadece elimin altındaki baldırını tekrardan sıkarken. Elimin üzerine kapattığı elinin kasıldığını hissetmek hoşuma gitmişti işte. Kısa bir an nerede olduğumuzu unutmuş gibi kendi aramızda konuşurken diğerlerine döndüğümde onlar da bizden farksızdı. Herkes kendi halindeydi ve ben bu durumdan hayli mutlu oldum.
''O eline sahip çık!'' dedi keskin ama kısık sesiyle. ''Evde kaçacak yer arıyorsun şurada yaptığına bak!''
Alpay Emir'in nefesini verdiği sırada söylediği sözlere karşılık hiçbir şey söylememiştim. İşime gelmemişti doğrusu. İster çıkardım ister çıkmazdım ona neydi ki? O bana dokunurken bana soruyor muydu? Yoo.
Yeni yıla, yeni umutlara hatta yeni yılda hissedeceğimiz, hissettireceğimiz onlarca duyguya dakikalar kala yabansı olduğum bir haz sarmıştı bedenimi. Sevdiğim adamın kollarında yeni bir yıla girecekken parmağımda yeni bir hayata başlayacağımızın simgesi olan yüzük vardı. İyisiyle kötüsüyle bir şekilde ilerlemeye çabalıyorduk ve ne olursa olsun ne yaşanırsa yaşansın dönüp baktığımda bir bakışıyla bunun büyük bir sorun olmaktan çıkmasını istiyordum. Kırgınlığım hâlâ devam ederken bunu yine ve yine görmezden gelenin ben olması da kötü hissettiriyor gibiydi ama düşünmek istemiyordum. Tek istediğim keyif almak ve mutlu olmaktı.
''Sana hâlâ kırgınım,'' dedim ince bir sesle nazlanarak. ''Ama birkaç gün sonra gideceksin... Bir de yeni yıla gireceğiz...'' dediğimde başımı omzuyla boynu arasına yaslamıştım. Burnuma ilişen kokusuyla gözlerimi kapatmak istemekten çok evimize gitmek istiyordum. Evimize gitseydik de ben de evime, yani yanımdaki adama kavuşabilseydim. ''Yeni yıla seninle küs girmek istemiyorum. Sanırım sen Almanya'ya gittiğinde devam edeceğim bu duruma. Benden uzakta olursan çok daha kararlı olabilir duruşum. Sen yanımdayken sana pek küs kalamıyorum da.''
İçen oydu da sarhoş olan niye bendim?
Ben, bu adamın her defasında düşüncelerine, duruşuna, merhametine ve daha nice güzel şeylerine hayranken onun ilişkimizde bencilce davranıyor olması daha şimdiden yıpratıyordu beni. Asabiyeti, siniri, öfkesi ya da daha nice hoşlanmadığım özelliği... Bir şekilde, sırf onda diye gözüme hoş gözükürken bana olan güvensizliğini hissedebiliyor olmak, kendine ayrı bana ayrı düşünüyor olmasını bilmek en önemlisi de bu düşüncesini nasıl değiştireceğimi bilememek beni korkutuyordu.
Kendime haksızlık ettiğimin farkındaydım.
Anneme, babama, ağabeyime hatta başka başka kişilere bile bir şekilde katlanıp laf etmeyerek kendime eziyet etmiş olmamın sonradan farkına varıyor ama yine olsa şimdi yine nasıl davranacağımı kestiremiyordum. Onlara bile katlanırken değil eviyle yuvam olması, göğsüyle mabedim olan adamın yaptığı birkaç şeyi düzeltmesini ve eski halimize geri dönmeyi diliyordum. Diliyordum ama bekleyemiyor yine ona yanaşan ben oluyordum.
''Hem... Beni çok özlersen belki aklın başına gelir. Sen orada yalnız kalıp hep beni düşünürken ben de burada günümü gün edeceğim. Aramalarına bile dönmeyeceğim.''
Hiçbir şey demeyecektim. Bu tartışmaya neden olan kişi ve konu hakkında şimdilik hiçbir şey demeyecek şu anki huzurumuzu asla bozmayacaktım. Evlerimize döndüğümüzde her zamanki hayatımıza geri dönecek, ben uzaklara giden sevgilimi özlemle bekleyecek ve her akşam onu rahatsız edip çıldırtacaktım.
Aramalarına dönmeyeceğim diyordum ama o da ben de biliyorduk ki bu imkânsızdı. Kavga edeceksek de benim şımarıklıklarım ve yaramazlıklarım yüzünden edecektik. Bir başkası yüzünden değil. He bir de Almanya'dan geldiğinde Ezgi'ye benden çok çikolata getirmesi yüzünden kavga edebilirdik. Ne de olsa o cadı bilekliğimde olduğu gibi parmağımdaki yüzüğüm için de illaki küsecekti bana.
''Hımm,'' diye bir ses çıkardı çenesini başıma yaslamadan önce. ''Eminsin yani benim seni özleyeceğime, yalnız kalıp hasretinden öleceğime.'' Sesi içime işliyordu. ''İstersen emin olmayayım?'' demiştim kısa süren büyük bir kıskançlıkla yeniden elimi bacağına bastırarak. Üstelik bu sefer kasığına çok daha yakındı.
Bu seferki soluğu sinirlice ondan ayrılırken ''Sen bekle,'' dedi dişlerinin arasından. ''Göreceğim ben seni az sonra.'' Duyduğum utançla hemen kendime çekidüzen vermiş aynı az önceki gibi uysalca devam etmiştim bir şey olmamış gibi.
''Bir daha seni kendimden uzaklaştırmamı istememe neden olacak kadar sakın sinirlendirme beni.'' dediğimde bacağında duran elimin üzerindeki eliyle parmaklarımızı birbirine dolayıp sıktı elimi. ''Asla,'' dedi tok bir sesle.
''Bir daha damarıma basma, Defne.'' diye baskınca konuşmasıyla kapamıştım gözlerimi çok kısa bir an. ''Yanlış bir şey yapacağım, diyeceğim diye aklım çıkıyor.'' dedi hayıflanarak. Zaten demişti. Çok yanlış bir şeyler demişti ama bunu burada konuşmayacaktık. Bana güvenmesi gerektiğini öğrenmeliydi. Benim nezdimde dediği şeylerin tek karşılığı bana güvenmiyor olmasıydı. Kendine, duygularına ne kadar hâkimse benim ona olan sadakatime de inanmalıydı.
Omzuna düşen başımı kaldırmıştım. Karnımdaki elinin üzerine elimi koydum ve onu oradan çektim. Elinin orada olması çok farklı hissettiriyordu işte. Sanki şeymişim gibi... Aklıma gelenlerle gözlerimi kırpmıştım. Aklım çıkıyordu herhangi bir ilişki sonrası o ufacık hapı içmem de istenmeyen bir gebelik yaşarım diye. Hastaneye döndüğüm gibi daha kalıcı çözümler için randevu alıp doktorla görüşmem benim için çok daha iyi olacaktı. Bunu Alpay Emir ile paylaşmalı mıydım kestiremiyordum.
Ona dönüp yüzüne doğru ''Üstelik elime koluma sahip çıkıyorum, asıl sen sahip çık eline koluna.'' demiştim az önce söylediği şeye yeni cevap vererek. Aramızda fazlasıyla az mesafe bulunurken başını eğse dudakları dudaklarıma değecek gibiydi. Etkisinden kurtulmak amacıyla yutkunmuş başımı yan tarafa çevirmiştim. Alpay Emir'in hareketlenmesiyle bedenim de hareket ederken ona bakmıştım anlamsız gözlerle. Benim kaçmamın aksine sanki aramızda mesafe varmış gibi iyice kendine çekmişti beni. Biraz abartmaya başlamıştık artık. Tamam, kimse bakmıyordu etmiyordu ama kendine bir hâkim mi olsaydı.
İnatlaşır gibi ondan uzaklaşmaya çalıştığımda Güliz'in sesiyle durulduk. Oturduğu yerden kalkıp neşeyle ''Çok az kaldı.'' dedi aynı zamanda duvardaki büyük aynalı saate bakarken. Bize döndü ve ''Öpüşüp koklaşacaksanız evinize, lütfen.'' dediğinde ben kıpkırmızı kesildim. Alpay Emir benim kıvranır halde olmamı umursamıyordu bile. ''Orası seni ilgilendirmez,'' dedi asabi bir tavırla. ''Geleceksiniz diye tutturmasan evimizde olacaktık zaten.'' dediğinde susması için yalvaracaktım resmen.
Benim utanmalarıma rağmen burada bulunan kimse bu tarz bir şeyi sorun etmezken geçen kısa sürede aslında şu an burada bulunan herkes sanki öylesine bu zamanı bekliyormuş gibiydi. Yani değil ondan geriye saymak yeni yıla girmemizin bile bir farkı olmadığını düşünüyorlardı. Tuncay azıcık haklı mıydı ne. İçleri bile geçmiş olabilirdi bu yaşlıların... Tabi buna ben de dâhilken her şey birden bire gerçekleşmişti
Normal bir şekilde sohbete devam ederken duyulan havai fişek sesleriyle beraber yeni yılı başlatmıştık bile. Burcu, eşinin kolları arasındayken oğlunun bu sesler yüzünden kalkabilecek olmasına söyleniyor, Güliz de Ferit ile yan yana sevgiyle oturmaya devam ediyordu. Bu sırada zihnimin tek kavrayabildiği şey Alpay Emir'in dudaklarıma bıraktığı kısa ama sıcacık olan öpüşüydü. Sadece dudaklarını bastırıp geri çekilirken bunun ikimize de yetmediğini ne yazık ki birbirimize istemeden de olsa belli ediyorduk.
...
Alpay Emir'in kapıyı açmasını bekliyordum evimize girebilmek için. Yarım saatten fazla, bir saatten az bir süre daha bir arada dururken ayrılmıştık bizi fazlasıyla güzel ağırlayan çiftin evinde.
Alpay Emir kapıyı açıp içeri girmemi bekledi. Üzerimi anında çıkarıp saçlarımı omzumda sıkıştırmış ayakkabılarımı çıkarmak için eğilmiştim. Az önce elimden aldığı ceketimle beraber üstlerimizi arkamdaki dolaba yerleştirirken ''Yarın birkaç ölçü için birileri gelecek,'' dedi dolabın kapağını kapattıktan sonra belimi tutup ayakkabılarımı çıkarmam için destek vererek. ''Anlayacağın yarın hiçbir yere gitmiyoruz.'' deyip direkt engellemişti Emel ablaya söylediğim olasılığı. Zaten şu an gitmek de istemiyordum ki. Benim o fikrim değişeli çok olmuştu. ''Herhangi biri gelmese de gitmeyeceğiz bir yere.''
Koluna tutunup diğer ayakkabımı da çıkardığımda kaşlarımı kaldırarak bakmıştım yüzüne. ''Sence de biraz aceleci davranmıyor musun ev için? Yani hemen birilerini çağırman ya da yapılacak şeyleri ayarlamaya çalışman...'' Sanki ev tamamlandığı gibi anında burada yaşamaya başlayacaktık. Zaten herhangi bir eksiği de yoktu ki evin eşyalar haricinde.
İnce koridorda ilerlemeye başladım yukarı çıkmak ve üzerimdeki elbiseden kurtulmak için. ''Bir iki haftaya gideceğim yavrum,'' dedi dedikleriyle üzerken. ''Daha biletler ayarlanmadı ama buradayken ne yapılacaksa halledeyim, dönene kadar bitmiş olsun çoğu şey.''
Arkamdan geliyorken kısa bir an ona baktığımda bileğindeki düğmeyle uğraştığını gördüm. ''Sen şuna senin evlilikten caymandan korkuyorum desene'' dediğimde güldü, büyük birkaç adım atıp yanıma geldikten sonra eğilip kollarını bacaklarımdan geçirdi ve kucağına aldı. Bu hareketine sessizce gülmüştüm sadece. Kollarım direkt boynuna dolandığında bu durumdan fazlasıyla memnundum ama yine de ağzımın içinden konuşmaktan kendimi geri alamadım. ''Hemen iki gülümseyip yüz verdik diye barıştık mı yani?'' dedim huysuzlanarak. ''Ne bu samimiyet şimdi?''
Hiç zorlanmadan koridor boyunca ilerledi. Burnu şakağımdan yanağıma oradan da boynuma inerken huylanmıştım. ''Küsmüştün yani...'' dedi sorar gibi. ''Ayrıca daha samimi bir halde değiliz.'' deyip boynuma bastırdı dudaklarını. ''Öyle olmuştu hatırlarsan,'' dediğimde kendimi çekmektense boynuma bastırdığı dudakları rahatça hareket etsin diye ona boynumu sunmuştum. Küçük öpücükleriyle bedenim gevşerken çok ama çok mutluydum. Benim iki defa inip çıkmamla nefes nefese kaldığım merdivenleri kucağında beni tutup bir de benimle ilgilenerek çıkmasına rağmen nefes nefese bile kalmamıştı.
''Hatırlamıyorum.'' dedi diklenir gibi konuşarak. Boynumu geriye çektiğimde huysuzlandı. Parmaklarım gömleğinin yakasından içeri, ensesine sızarken onu kışkırtmak ister gibi bastırmıştım tırnaklarımı. ''Sen hatırlamıyorsun ama ben sabahki halimizi hatırlıyorum. Hem de hiç istemediğim halde.'' Merdivenleri tamamladığı sırada karanlık koridorda temkinli bir şekilde ilerleyip yatak odasına girmişti.
İçeri girdiğimizde hâlâ kucağından indirmediğinde kolumu uzatmış ışığı yakmıştım. Şu halimize gülesim geliyordu ama ciddiyeti de bozmak istemiyordum.
Odanın içine, yatağa doğru ilerlediğinde ''Artık bıraksanız mı beyefendi?'' dedim gülerek. ''İşimi gördünüz, çekilebilirsiniz artık.'' dediğimde duraksadı.
Onu sadece şu merdivenler için bile kullanabilirdim bundan sonra.
Bedenimi beklediğim gibi yatağın üzerine bırakmadı. Aksine biraz daha kendine çekip dizlerimin arkasındaki elini bazı yanıcı ve yakıcı olayları fitillemek ister gibi büyük bir istekle elbisenin içine doğru, baldırımı sıkarak ilerletti. ''Karşılıklı işimiz görülecekse bu sefer yatağa değil banyoya geçelim.'' dedi boynumu öpmeden önce boğuk bir sesle.
Bir de orayı mı deneseydiniz, Defne? Yatak rahattı. Onu denemiştiniz ne de olsa daha önce.
Hızla yutkunup ''Hiçbir yere geçmiyoruz.'' dedim kararsızlığımı saklamak için büyük bir çaba sarf ederek. Dedim ama sesim, ne bekliyorsun geçsene banyoya, der gibi istekli çıkmıştı. Böyle olunca da anlamaması için hiç bozuntuya vermeden kucağından inmek için hareket ettiğimde izin verdi. Şaşırdım hemen kabullenip beni yere bırakmasına.
Hani banyoya geçecektik?
Ben de tek giderdim.
Ayaklarım yerle buluştuğu gibi banyoya tek başıma girmeye niyetleniyordum ki dönmeme izin vermeden tutmuştu kolumdan. Ona döndüğümde dudaklarını bastırdı dudaklarıma. Gözlerim anında kapanıp bedenim onun için kendini çoktan harlamaya başlamışken öpüşündeki yoğunluğa ek dokunuşları öyle baş döndürücüydü ki artık düşünemiyordum bile bazı şeyleri. Bedenimin verdiği tepkileri anlayamıyordum. Niyeydi böyle büyük bir istek?
Küçücük bir kıvılcımın göğe yükselmeye çalışan harlı bir ateşe dönüşmesi benim dünden yanmaya hazır olmamdan mıydı yoksa bu adamın hiç acımadan yakmak istemesinden mi kaynaklanıyordu?
Bir elim omzuna çıkıp destek alırken diğeri karnına yerleşmişti. Karnındaki elim gömleğini kavramaya çalışıp kendine hâkim olmaya çabalarken dudağımı emmesiyle zar zor kendimi hafifçe geri çekebilmiştim. Yüzünde değil de göğsünde dolaşmaya başlayan bakışlarıma dayanamamış çenemden tutup yüzüne bakmamı sağlamıştı. ''Emin misin?'' dedi sadece öpüşüyle darmaduman eden canım adam. ''Hâlâ hiçbir yere geçmiyor muyuz?'' derken alaycı bir ton kullanması sanırım onu büyük bir istekle öpmüş olmamaydı.
Elimi karnından kışkırtıcı bir yavaşlıkla göğsüne çıkardığımda iteceğimi anlamış gibi uzaklaşmama izin vermeden alnını alnıma yasladı. ''Beni itersen bu defa gerçekten pataklarım.'' dedi o andaki o sözlerini hatırlatıp beni utandırmak ister gibi. Oysa zaten tavrımdan onu istediğim belli olurken nazlandığımı düşünüyor olmalıydı. Yani pek de yanlış düşünmüyordu doğrusu.
Söylese miydik Defne o tarz pataklanmaları merakla beklediğimizi? Zaten tribimizi de küslüğümüzü de erteledik, şimdi de erteleyelim ne olacak sanki.
Derince nefeslenmiş azıcık geri çekilip yanağına kısa bir öpücük kondurmuştum parmak uçlarımda havalanırken. ''İtmiyorum bak,'' deyip usulca ufak bir adım atarak geri çekildim. ''Sadece geri çekiliyorum.''
Sözlerime ve tavrıma karşılık isteksizce güldü sadece. Boynunu ağır ağır sağa sola eğip kendini rahatlatmaya çabaladı ama anında aramızdaki mesafeyi de kapadı. Sakin kalmaya çabalayarak ''Aynı şey.'' dedi hırçın bir halde. Kolunu belime dolayıp iyice kendine yaslarken diğer eli saçlarımın arasından enseme ulaşmış orayı okşamıştı. Ya ensemde elinin sıcaklığını seviyordum ve bundan haberim olmadığı için hep bunu yapıyordu ya da hep bunu yaptığı için bu hareketini sevdiğimi düşünüyordum.
Başımı kaldırmış yüzüne bakıyordum ancak birazcık hareket etse dudakları dudaklarıma değecek gibiydi. ''Dokunuşun zaten çıkmaza sokarken uluorta yerde bir dahakine elini koyduğun yere dikkat et,'' dedi kısık sesiyle. Gülizlerde tamamen düşünmeden yaptığım o harekete karşılıktı bu tavrı. Hani orada duruşu, oturuşu demiştim ya... Ona sesini de ekleyebilir miyiz rica etsem? Bana bir şeyler oluyor da...
Yutkunarak kendimi sakinleştirmeye çabalarken eli, elbisenin fermuarına değdiği an az önce okşadığı ensemden bel boşluğuma kadar anlık bir titreme hissetmiştim. Ellerim gömleğinin sarıp sarmaladığı kollarını kavramışken fermuarı yavaşça değil beni o yavaş yolda hızlandırmak ister gibi aheste aheste aşağı indiriyordu.
Bu sırada gözlerini gözlerimden bir an bile ayırmazken yüzüme düşen saçlarımı bile umursamamış, gecenin aksine aya düşman olmuş da bu vakitte güneşi dost bilmiş gibi ışıldayan gözleri içimi ısıtıyordu.
Günün her vakti, her günün her anı bir başka bakar mıydı bu gözler? Bakıyordu işte. Bambaşka ama bir başka bakıyordu her defasında. Bir tek bana baksındı.
Bir başkasına böyle parıldayacak, böyle bakacaksa bir daha bana bile böyle bakamayacak hale getirmesini de iyi bilirdim.
Aralanan dudaklarımla beraber kuruyan dilim damağım yüzünden ihtiyaçla yutkunmuştum yeniden. Eli çıplak tenime değdi, elbiseyle bedenim arasında belli belirsiz bir dokunuşla gezindi. ''Benim gözüm senden başkasını görmezken,'' dediği sırada tüy gibi bir öpücük bırakmıştı dudaklarıma. ''Sanki mümkünmüş gibi bunu düşünüyorsun ya bir de... Delireceğim.''
Ellerim kollarından omuzlarına oradan da yakasına geldi. Artık gözlerine değil boynuna bakıyordum. Aldığım nefesle göğüslerim havalanırken elbisenin bir tarafını omuzumu açıkta bırakacak şekilde çekiştirdi arkadan.
Hazır konu açılmışken başımı hafifçe sağa sola sallamış dudaklarımı da küskünce büzüm üzüntümü dile getirmiştim. ''Benden beklediklerinle kendi yaptıkların çok farklı... Bana bunları diyorsun, ama sen?''
Küskünce çıkmasına engel olamadığım sesimle beraber o küçük düğmeyi ait olduğu yuvadan çıkarmıştım. Ona bakmadan, bir şeylerle uğraşarak konuşmak işime geliyordu.
Elini tenime sürterek belime doğru biraz daha ilerlettiğinde elbisemin bedenimden ayrılmasını istemiyordum çünkü karşısında sutyensiz kalmak için biraz erkendi işte... ''Benden istediklerini kendin de yapmadığın sürece ben de seni sürekli iterim anladın mı beni?'' Yüzüne bakmamaya devam ediyordum. Kapalı olan ikinci düğmesini de açarken zaten açık olan önü daha da açılıp göğsü meydana çıkmıştı.
''Öyle değil o,'' dedi ahkâm keser gibi. Elleri de sırtımda dolanıyordu. Tehditkâr bir tavırla ''Beni, kendinle sınamak gibi bir hataya düşmeyeceğini ümit ediyorum.'' deyip tenimi avcunun içinde sıkıştırmıştı. ''Benim sen tarafım devreye girince her şey başka.'' dediğinde günler önce söylediği sözler düştü zihnime. Yine aynısını yapıp yine bu konuda uyardı. ''Beni sen için kendinle karşı karşıya getirme Defne.''
Onu duymazlıktan gelip açıkta kalan göğsüne dudaklarımı bastırdığımda ciğerlerine doldurduğu havayla havalandı göğsü de dudaklarım da. Kendimi geri çektiğimde elbisenin diğer omzunu da aşağı indirdi ancak uzun kollu olması sebebiyle beklediği gibi olmamış, çıkmamıştı bedenimden. Sadece göğüslerimin dolgun kısmı daha belirgin olmuştu böylece. Sütyen takmamış olmama sevinemedi bu yüzden.
Kucağında olmak istiyordum. Böyle dikilmek bana göre değildi ki. Kollarımı bedeninden çekip elbisenin dar eteğini yukarı çekiştirip kollarımı boynuna sardığımda benden daha çok sevindi. İsteğimi anladığı gibi kucağına aldı, yatağın ucuna oturup gömleğini yavaşça açmama yeniden izin verdi.
Elleri kalçamdayken ''Yapamıyorum,'' dedi sağ göğsümün açıkta kalan kısmına dudaklarını bastırdığı sırada. ''Sana değen her gözü yerinden çıkarasım geliyor.'' diye durduk yere sesini yükselttiğinde yanağına çıkan elimle yüzlerimizi eşitledim onu göğsümden çekip.
Anlaması gerekiyordu artık. O öyle düşünüyordu da ben başka mı düşünüyordum sanki. ''Sana neyse bana da aynı şey.'' dediğimde bile bakışlarım ilk defa kararlılığını koruyordu. ''Sen, aklına getirdiğin ihtimallerle bile çıldırırken ben yaşanan şeylerle sakin kalabiliyorsam eğer sana olan güvenimden.'' dediğimde sanki sülalesine küfretmişim gibi baktı birdenbire. ''Ya sen de bunu yapacaksın ya da bana olunca etrafı yakıp yıkmayacaksın, duydun mu beni?''
Duruşundan, elinin altındaki kalçamı sıkışından bile sinirlendiğini anlarken hazır böyle sakince konuşabiliyor olmamızdan yararlanıp devam ettim yine de.
''Hiç bana bunun güvenle alakası yok deme.'' dediğimde çenesi hareketlenince ağzını açmamak için kendini sıkıyor gibiydi. Bu sözlerim bile onun hiddetlenecek olmasına olanak sağlarken omuzlarım yorgunlukla çökmüştü.
Dudaklarımı hızlıca dilimin ucuyla nemlendirmiş kucağına kendimi iyice yerleştirip onu daha rahat hissetmiştim.
''Sana güvenmediğimi söyleyip durma.'' dedi sinirini bastırıp keyifsizce. O da sabahki halimizden sonra o anlara dönmemizi istemiyor gibiydi.
Sözlerimi umursamayıp yeniden göğüslerime başını eğdiğinde saçları arasına giren parmaklarım o saçları oradan çekip onu uzaklaştırırken hiç düşünmemişti bile canının acıyıp acımayacağını. Sözleriyle canımı acıtırken ona müstahaktı.
''Alpay Emir!'' diye uyarmış olmam bile ortamı anında soğuturken daha uysal bir sesle ''Bundan sonra çok daha başka düşünüyorum.'' dedim ellerimi yanaklarına koyup. ''Hiçbir huzursuzluk istemiyorum artık. Buna hakkım yok mu?''
''Hiç yaşanmasın, keyfini hiç bozmasın isterdim.'' dedi yanaklarındaki ellerimle beraber çenemi öperken. ''Zamanı geri alamam. Ama unuttururum.'' dediğinde keyifsizce güldüm.
"Hele bir unut...'' dediğimde yeniden öptü aynı yeri. Ellerim yanağından boynuna indiğinde iki elim de boynuna sarılmıştı hafifçe. Onu boğasım geliyordu. ''Sen bugünü unut bak ne oluyor!'' diye kısık sesle onu uyarmam hoşuna gitmiş gibi kalçamdan tutup iyice bastırdı kendine. Tok sesiyle ''Unutmayacağım, unutturacağım.'' deyip kelime oyunlarıyla uğraşırken burnu yanağımdan boynuma doğru ilerledi. Dudakları saçlarımın arasına karışıp kulağıma doğru ilerlerken ''Tıpkı adını unutturduğum gibi.'' dedi büyük bir günaha davet eden sesiyle.
İtaatkâr bir şekilde ''Sevgilim,'' dediğimde bu yaklaşımım sonrası kalçam hizasında toplanan elbiseyi çekiştirip belimde topladı iyice ve kalçamı açıkta bıraktı. Eli etimi sıkarken kasıklarına sürtünen kadınlığımda bir şeyler olmaya başlamıştı bile.
Saçlarını çekmiş olmamın acısını çıkarmak ister gibiydi tutuşu. ''Bu konu bugün burada kapanacak.'' dedim bunu istediğimi belli ederek. ''Ben, bir başkası yüzünden seninle kötü olmak istemiyorum. Üstelik senin bu bencilliğini çekmeyi hiç ama hiç istemiyorum.''
''Yapan da yapmaya çalıştığı da umurumda değil,'' dedi kaba bir sesle. Omuzlarına ne ara çıktığını hatırlamadığım ellerimi tutup gömleğinin üzerine geri bırakınca kaldığım yerden devam ettim açmaya.
Az önce parmaklarım üzerinde dolanıyordu ama açmamışım bile. Öylece oyalanmışım sadece. ''Değil mi?'' diye diklendiğimde ''Defne!'' dedi ama anında devam ettim. ''Sana yetiyor mu bu?'' dediğimde bu durumdan sıkılmış gibiydi. ''Eğer bugünkü sözlerinden sonra bile burada, senin kucağındaysam seni sevdiğim, yanındayken bile seni özlediğim için.'' Gömleğini çekiştirip pantolonunun arasından çıkardıktan sonra tamamen açtığım gömleğini omuzlarından indirip kollarından çekiştirmiştim. ''Sinirlenince gözün dönüyor, ağzından çıkanları kulaklarının duyduğunu bile düşünmüyorum.''
Çatık kaşlarla ona baktığım sırada iri eli, uzun parmakları boynumu kavrayıp kendine çekmişti. Dudaklarını dudaklarıma bastırdığı sırada öpmeye devam edecek diye heveslenmiştim ki alt dudağımı dişleri arasında sıkıştırıp çekmesiyle acı içinde inlemiştim.
Bariton sesiyle ''Sen kime ne anlatıyorsun?'' dedi belime doladığı kolunu sıklaştırıp dik dik bakarken. Gür bir sesle ''Dudaklarından çıkıp aklımı siken her kelimen bir bir aklımda!'' diye devam etti ve ben o böyle yüksek sesle konuştukça kucağında küçücük kalmak istedim.
Yanağımı kavrayan eliyle başparmağı dudağımın üzerinde dolandı. ''Aklıma soktuğun şeyle sinir sistemim sikildi benim!'' diye sesini yeniden yükselttiğinde yine en başa dönmüşüz gibi hissettim kendimi.
Oflamıştım sadece. Bu tavrına karşı seslice oflamış hemen sonrasında ''Asıl ben kime ne diyorum!'' diye söylenmiştim. ''Ne dersem diyeyim bir kulağından girip birinden çıkacak mı senin? Ancak kendi isteklerini kendi düşüncelerini dinleyip anla sen.''
Kucağından kalkmak istediğimde izin vermeyip yüzümden öptü ıslak ıslak. ''Öldürmek istiyorum seni!'' diye sebepsizce yükseltmiştim sesimi. Ellerim omuzlarını bulup sıkmıştı. Tahriş olan teninin acıması umurumda bile değildi. ''Hem gıcıksın hem de acayip sinir bozucusun.''
"Öldürüyorsun zaten." Dinlemiyordu ki beni. İşine gelmeyince asla ama asla dinlemiyor, kendi bildiğini okuyordu. ''Öyleysem öyleyim,'' dedi sanki böyle demem hoşuna gitmiş gibi davranarak. Kucağında kıpırdandığımda dudaklarını dişlemişti.
"Öpmeye sevmeye gelince ohoo ama şurada iki kelime edemiyoruz seninle.'' Garip bir şekilde tartışıyorduk ama çok da ciddi bir tartışma değil gibiydi bu. Yüzüme kondurduğu öpüşlerinden kaçmak için boynuna kollarımı sıkıca dolamış başımı yaslamıştım omzuna. Uzaklaşmama izin vermiyorsa ben de yakınlaşır, yine de engel olurdum ona. Olurdum olmasına ama bu sefer de durmamış omzumda dolanmıştı dudakları.
''Niye böyle yapıyorsun ki...'' diye mırıldandım ama o sadece açıkta kalan sırtımı okşadı yavaşça. ''Kapansın bu konu,'' dedi kısık bir sesle. ''Fazla uzadı.''
Kollarımı gevşetip kucağından kalkacağım sırada önce huysuzlandı ama ''Her tartışmamızda benden kaçmana izin verirsem sittin sene kavuşamayız biz,'' deyip açtı kolunu.
Elbiseyi düzeltmeye çalışarak ''Her tartışmamızda değil,'' dedim diklenmeyle. Az önceki yerim öyle rahattı ki çekip gitmek istemiyor ama aynı zamanda hemen kendimi koyvermek de istemiyordum. ''Sadece senin haksız olduğun tartışmalarımızda!'' diye devam ettiğimde uyarır gibi tuttu kolumu ve kendine, bacakları arasına çekti. ''Mesele haklı haksız değil.'' dedi kolumu okşayıp oturduğu yerden yüzüme bakarak. ''Uzamasın istiyorum. Sil at zihninden.'' deyip kestirip attı konuyu.
Kolumu çektim ama elinden tutup onu de kaldırdıktan sonra peşimden banyoya sürükledim. Şaşırdığını hissedebiliyordum. ''Niye küvet bu banyoda değil de diğerinde var.'' deyip elimle banyoyu gösterip aklımda olan o soruyu sonunda sorabilmiştim.
Alt dudağını dişleyip güldü sinirlendiğim şeyin saçmalığına. ''Sen yazıp çizmiyor musun bunları? Niye böyle burası? Hayır ben belki sevgilimle orada-'' dediğimde ani bir şekilde belimden tutup sırtımı duvara yasladıktan sonra dudaklarımı öpmeye başlamıştı.
Kısa, çok kısa bir an karşılık versem de kendini geri çekip üzerimdeki elbiseyi bir çırpıda çıkarıp yere attı. ''Onu da sonra deneriz.'' dedi sapıkça bedenimi süzerken. Bari onları ben mi yapıyorum, diye söylenseydi ya.
Hissettiğim utançla yeniden kollarım göğüslerime kapanacaktı ki buna izin vermemişti. ''Gerek var mı sence?'' dedi bileklerimden tutup yeniden arkamdaki soğuk duvara yaslamadan önce ellerimi başımın üzerinde tutarak.
Çıplak bedenimin hissettiği soğuklukla kısa bir an çığlık atıp bedeniyle duvar arasından çıkmaya çabaladığımda asla izin vermedi.
Sırtım buz gibi duvardaydı. ''Manyak mısın?'' demiştim titrek bir sesle. Aksine duvardan kurtulmak için ona yaklaşmaya çabalamamdan hoşnut oluyordu. ''Öyleyim.'' dediği sırada diğer elini göğsüme götürmüştü.
Dudaklarını dudaklarıma yaklaştırıp ''Her türlü kıvranman hoşuma gidiyor.'' diye serseri bir tavırla gülünce istemsizce kıvrılmıştı dudaklarım.
Onun bu eğlenen hallerine karşılık da kıskançlık duymuştum aynı zamanda. Utanmak ya da anın keyfini kaçırmak istemiyordum. İsteğinin aksine zar zor kıvranmadan durmuş dudaklarına biraz daha yükselip gözlerimi gözlerinden çekmeden ''Bıraksana ellerimi.'' deyip fısıldamıştım sadece.
Ben bile bu tavrıma şaşırmış, içimdeki azgın Defne'yi bile şaşırtmışken Alpay Emir sanki bunu bekliyormuş gibi bakıyordu sadece. Daha çok isteğine kavuşmuş, beklediği olmuş gibi gülümseyerek bakıyordu.
Dudaklarını dudaklarıma bastırdığında gevşeyen elinden ellerimi kurtarıp doğruca boynuna dolamıştım kollarımı. Kolunu belime dolayıp soğukluktan kurtarırken yeniden kucağına almış derin öpüşüne kısa bir ara verip gülerek nefeslenmemizi sağlamıştı. Bacaklarım beline, kollarım da boynuna sıkı sıkı dolanmışken kendini geri çekip göğüslerime öpücükler bırakmaya başladı.
Onun soluk seslerine karışan inlemelerimle kendimi kasıklarına itelemem ve onu hissetmeye çabalamam onu daha saldırgan bir hale getiriyorken kucağından indirip hemen aynanın karşısında arkama geçmesi ve kendimi bu halde görüyor olmam utandırmıştı. Neyse ki önüme düşen saçlarım göğüslerimi az çok saklıyordu.
Gözlerimi kapatıp Alpay Emir'in göğüslerimin altına doladığı çıplak koluna tutunurken kulağıma doğru ''Kapama güzel gözlerini.'' deyip öptü çene kemiğimi. ''Bak kendine.''
Diğer eli çamaşırımın içine sızıp onun için hareketlenen o yere doğru gittiğinde tırnaklarım koluna sağlanmış içime çektiğim karnımla beraber kendimi de geriye çektiğimde arkamdaki adamın göğsüne daha çok sokulmuştum.
''Emir...''
Bacaklarımı birbirine bastırıp oraya ulaşmasına engel olurken hiç zorlanmadan bacaklarımı aralayıp avcunu oraya kapattı. Boynuma gömdüğü yüzüyle, bıraktığı sıcak nefesiyle ve kalçamın üzerinde hissettiğim gittikçe irileşip sertleşmeye başlayan erkekliğiyle bambaşka dünyalarda dolanıyordum. Birkaç parmağını kıpırdatıp kadınlığıma sürttüğünde başım arkaya onun omzuna düşmüş defalarca inlememe neden olmuştu.
''Burası böyle sıcakken,'' dediğinde parmak uçlarımda havalanıp elinden kurtulmaya çabalıyordum. ''Sen kollarımın arasında böyleyken,'' deyip iyice kasıklarına bastırdığında ''Burası senin için nasıl delirmesin?'' diye sordu sanki cevabı bendeymiş gibi. ''Hadi bebeğim aç gözlerini.''
İsteğimle değil onun isteğiyle anında açılan gözlerim aynanın karşısındaki tek bir beden olmak için birbirini hazırlayan kendinden geçmiş insanların üzerinde durduğunda Alpay Emir bir elini göğsüme kapatıp avcunda onunla ilgilenmeye başlamış aynı zamanda da kadınlığımı gittikçe daha da hız kazanarak okşamaya devam etmişti. Hissettiğim ıslaklıkla beraber artık kaçmak yerine kendimi onun eline ve arkamdaki erkekliğine bastırırken kolundaki elim de arkamda duran boynuna dolanıp omzumun üzerinden dudaklarına ulaşmak için büyük bir çabaya girmişti.
Dudaklarının hoyratlığı yetmezmiş gibi işin içine dillerimiz de girince artık çok daha karanlık çok da karmaşık bir yoldaymışız gibi geliyordu bulunduğumuz yer.
Dudaklarını ara ara çekmesi bile hiç hoşuma gitmezken arkamdan tamamen çekilip aynı zamanda da elini çekmesi birden bire boşluğa düşmüşüm gibi hissettirmişti. Elinden şekeri alınan küçük bir çocuk gibi ağlamama az kalmışken üzerindeki fazlalıklardan kurtulmak için çekildiğini gördüğümde ise yüzümde daha şımarıkça bir gülüş peyda olmuştu.
Ayakta duramayacakmış gibi halsiz hissettiren bacaklarım yüzünden önümdeki lavabodan destek alıp soluklanırken Alpay Emir'in arkamda sadece boxerıyla kalmasına tekrardan kapatmıştı gözlerimi.
''Yok öyle kaçmak,'' dedi tok sesiyle. Öne doğru eğilen vücuduma eğilip ensemle sırtım arasına dudaklarını bastırdıktan sonra bedenimi çevirip kalçamın arkamdaki mermere dayanmasını sağladı. ''Sen de tanışacaksın.'' deyip yüzüme sinsice sırıtırken çatmıştım kaşlarımı.
Elimi kavrayıp eliyle beraber kasıklarına götürdüğünde hem deli gibi onu görmeyi, daha fazla hissetmeyi istiyor hem de çekiniyordum. Dudaklarım şişip hassaslaşmışken bir de kendi dişlerim arasında harap olması canımı yakıyordu bu sırada.
O kabarıklığın üzerine elimi götürdüğü sırada ulaşmadan ani bir şekilde elimi çekmiş boynuna sarılıp dudaklarını öpmüştüm. Utanmayla, çekinmeyle uğraşmak istemiyordum ki ben. Öyle bir şey gerçekleşirse yüzüne bile bakamazdım.
Dudaklarına kısacık bastırdığımda dudaklarımı, homurdandı ama onu dinlemedim bile. Belime yerleştirdiği elleriyle orayı sıkarken diğer eli çamaşırımı çekiştirip bacaklarımdan düşmesini sağlamıştı.
Onun yönlendirmelerine uyuyor ne yapıyorsa ona eşlik etmeye çabalıyordum. Aradan geçen o kısa sürede bedenimle ilgilenirken hissettiğim yoğun duygunun esiri olmuştum.
Kalçamda onun benim için o hale gelen uzvunu hissetmek bile yeterince tatmin ederken kulağıma fısıldadığı sözler, o sözlerin hırçınlığıyla çelişen aşk dolu dokunuşları beni de benliğimi de yerle bir ediyordu.
Bacağımı kavrayıp kendine yer edinmesi, zaten onu istediğimi ondan saklamazken bir de sırf kendini tatmin etmek için çıldırtmak ister gibi kıvrandırması insanı deli ediyordu.
Sertliğiyle korkutan erkekliğini ıslaklığıma karıştırıp onu içinde hapsetmek için kasılan kadınlığımın girişine dayayıp geri çekilmesiyle ''Emir...'' diye söylendim kesik kesik soluduğum havayla nefesimi zar zor içime çekerken.
''Hadi!'' dediğim sırada dudakları boynumla sevişiyor göğsümdeki eli de hassaslaşan göğüslerimi yoğurup duruyordu.
Kalçamı onu içimde hapsedebilmek için ona doğru iterken kulağıma doğru fısıldayarak ''Kendin yerleştirebilirsin,'' dedi büyük bir ihtimalle ona dokunmamış olmamdan ötürü buna muhtaç etmeye çabalayarak.
Kıvranan, bunu isteyen ben değilmişim gibi ''Hayır,'' demiştim asabiyetle. Bunu diyeceğimi bilirmiş gibi bacağımı aralayıp kendini yavaşça yerine yerleştirmesiyle gözlerim hissettiğim yoğunlukla yaşarmıştı. Kulaklarım kısa bir süre onun sözlerini duymaktansa uğultu duyarken kendini geri çekip yeniden daha sert bir şekilde içimi doldurmasıyla duvarların içine hapsedilen çığlığımla arkamdaki adam sadistçe keyiflenmişti.
''Kendinden ittiğin gecenin her sonu böyle bitecek.'' diye hırıltılı sesiyle konuşup kendini içimde hareketlendirmesi başımın öne doğru meyillenmesine neden oldu. Bir elim önümdeki mermer tezgâhtan bir elim onun bedenimi saran kolundan destek alırken bacağımı tutan eli orayı kavradıkça kendine daha çok yer açmak için yavaş yavaş kaldırıyordu bacağımı her defasında.
Kendini geri çekip yeniden içimde yer ettiğinde adını defalarca söylemem, seslerimizin birbirine karışması ikimize de yetmemişti.
Elim ihtiyaçla göğsümün üzerindeki eline gidip onu oradan zar zor çekti. Kalçamı hareketlendirmemle ona yardımcı olmaya çabalarken omzumun üzerinden ona dönüp dudaklarını istediğimi belli etmemle az önce doldurduğu yerden tamamen ayrıldı ve bedenimi kucağına aldığı gibi açtığı ılık suyun altına girdi.
Hissettiğim soğuklukla bedenine sığınmaya çabaladığımda başımın üzerini öptüğünü hissettim. ''Böyle ol.'' dedi az önceki hareketinden ötürü boğuklaşan sesiyle. ''Kaçıp sığınacağın tek yer burası olsun.'' dediğinde bedenimi sarıp göğsüne bastırdı.
Kollarımı boynuna sardım bacaklarımı beline sıkı sıkı sararken. ''Sana bağlı,'' deyip şımarıkça konuşmamla eli kadınlığımı buldu ve orayı kışkırtıcı bir yavaşlıkta okşadı. Keskin bir nefes alıp yeniden içimde yer edindiğinde ''Duyamadım?'' dedi sessizce.
Hareket etmesi, şişkin erkekliğiyle duvarlarımı zorlayıp bedenimin yaşayabileceği en güzel hazzı tattırması için kalçamı kasıklarına doğru ittirdiğimde ''Neyi-'' deyip konuşacaktım ki sırtımı duvara yaslamış kendini iyice itmişti. ''Ah- Neyi duyamadın sevgilim?'' diye anında yoldan dönmeme güler gibi nefesini vermişti.
Kasıklarımdaki yangın ne onun orada gidip gelmesiyle diniyordu ne de üzerimizden akan ılık suyla. Aksine bu ikisi de daha çok zorluyordu beni.
Dudaklarımı boynuna bastırdım ufak ufak. Tırnaklarım omuzları ve sırtını talan etmek için karıncalanırken suyun da değmesiyle kızarıklığı belli olan tahriş olmuş teni üzmüştü birdenbire. Oraları yaralamayı değil öpüp tüm yaralarını geçirmeyi diliyordum.
İri eli kalçamı kavrayıp kendine bastırdığında kabaran damarlarını bile hissedebildiğim erkekliği tamamen içimde yer etmişti ve bu doluluk hissi aklımı başımdan alıyordu. "Ah- Emir!" Kendini tamamen geri çekip aynı hızda ittiğinde ve buna birkaç defa devam etmesiyle boynunda gezinen dudaklarımın artık oraya masumca öpücüklerden çok yarın uyandığımızda sebep olacağı birçok izi yapmaya başlamıştı bile. Dişlerimin arasına aldığım derisini çekiştirdiğimde ''Sikeyim...'' diye yükseltti sesini. ''İçindeyim zaten, ne bu hep daha fazlasını isteme arzusu.'' dediğinde onun kadar düzgün cümleler kuramayacak kıvamdaydım.
Belindeki bir bacağım dizlerime yerleşen güçsüzlükle açılırken bedeninden kaymama izin vermemiş sıkı sıkı tutup ayaklarımın yere sağlam basmasına destek olmuştu.
Boynundan çekilen dudaklarımı boş bırakmayıp dudaklarıyla tamamladığı sırada bacaklarımın arasındaki sızıyla kasılmıştım olduğum yerde. İnlemelerime ek acı dolu bir sesle adını söylemem onun hareketlerini yavaşlatmasına neden oldu.
Daha önce yaşattığı o histen çok daha yoğun çok daha güzeliyle tanışmışken kendini olduğu yerden çekti ve aynı yere elini yerleştirip daha yavaş bir şekilde okşamaya başladı. ''Alpay Emir-'' Titremeye başlayan bacaklarımla beraber gözlerim başımdan aşağı akan suyla usulca kapanmış onun sebep olduğu yangının sönmesine yardımcı olacak o sıvı kadınlığımdan akmak için hazırlanmaya başlamıştı.
Koluna tutunup "Daha hızlı..." diye söylendiğimi çok sonra fark ettim.
Tedirginliğimi söküp atmak ister gibi hafif hafif öptü dudağımı, yüzümü. Canımın yandığını hissettim. Kasıklarım zevkten değil acıdan kasılıyordu ve bu hissettiğim zevki perdeliyordu.
Koluna tutunduğum canım adam bunu anlamış gibi alnını alnıma dayadı. ''Kaptırdım kendimi.'' Başımı arkamdaki duvara yaslayıp yüzümü üzerimizden akan suya çevirip rahatlamaya çabaladım. Alnı çenemdeydi. Ürpermiş gibi titremeler gerçekleşen bedenimden akan sıvılar bacaklarımın arasındaki ele bulaşırken ''Güzelliğin akıl mı bırakıyor amına koyayım...'' diye bana söylenmişti bu sefer de.
Hissettiğim rahatlamanın yüzümde oluşturduğu tebessümle yüzüne bakarken birbirine bastırdığım bacaklarımın arasından elini çekip gözlerini gözlerimden ayırmadan dudakları arasına aldı parmaklarını.
İğrenç bulacağımı düşündüğüm bu görüntü yaşadığım hissin son bulmasına izin vermeden kesilen nefesimin yerine gelmesiyle karşımdaki adamın bedenine ulaşmıştı yeniden. Yüzümdeki sırıtmayla dudaklarına uzanmıştım hiç beklemeden.
Yetmiyordu.
Buna engel olmaya çabaladı. ''Canın acıyor, zorlama beni.'' diye söylendi ama kalçamdaki eli, karnına uzanıp kendi tenimde de hissettiğim ve boşalmamak için neredeyse kendini zorlayan iri erkekliği söylediklerine zıt bir şekilde zonkluyordu.
''Zorlamıyorum ki...'' dedim göğsünü okşarken. ''Başladığın işi bitirmek için çabalıyorum sadece.'' Onun da rahatlamaya ihtiyacı vardı ve sırf şu an beni zorlamamak için sabreder gibi durmaya çabalamasını görebiliyordum ama değil erkekliği, kolları, boynu ve alnındaki irileşen damarlar bile rahatlamaya ihtiyacı olduğunu söylüyordu.
Söylüyordu ama bir yanım da onu süründürmek istiyordu. Gözlerimin içine ihtiyaçla bakarken yüzü de duruşu da canımı acıtmak istemediğini bu yüzden oradan uzaklaşmam gerektiğini söylüyordu. İlkine oranla çok daha can yakıcıydı halleri ancak sevdiğim adam için katlanamayacağım hiçbir şey yoktu. Üstelik bundan duyduğum haz bambaşkaydı. Onun neden olduğu acıyı yine onun için yaşayabilecek gibi hissediyordum kendimi.
Göğsündeki bir elim alnını bulup uzayan ve ıslandığı için daha da uzun olup alnına dağılan saçlarını iteledi yüzünü okşar gibi. Uyarır gibi ''Yavrum,'' dediğinde şirince sırıtıp ''Hım?'' demiştim.
Hoşuma gidiyordu izin vereceksen ver vermeyeceksen de siktir git beni yalnız bırak, der gibi bakması.
Kahkaha atmamak için zor tutuyordum kendimi.
Eli aramıza girip erkekliğini kavradı ve boydan boya okşadı boş bırakmak istemez gibi. Bakmamak onu görmemek için bir defa bile indirmedim bakışlarımı. Onunla tanışmamız çok daha başka olmalıydı.
Elim karnından kasığına doğru tırnaklarımı sürterek indiğinde karnını içine çekmiş hırıltılı bir sesle ''Yolun sonunda ağlayan sen olursun.'' demişti o yola koşarak girmemi ister gibi. Şişkin alt dudağını düzgünce sıralanan dişleri arasına hırsla almış başını arkaya atıp güzel boynunu gözlerimin önüne sermişti yarıda kalmış olmanın verdiği acıyla.
Yüzünü okşayıp tapılası bedeninden süzülen su damlalarına bile kıskançlık duymama neden oluyordu. Belirginleşen âdemelmasına uzanıp oraya derin bir buse kondurduğumda kendini okşayan eli de gittikçe hızlanıyordu. Kapanan gözlerinin ardında zihninde oluşan görüntüler az önceki hallerimizden başka şeyler değildi sanırım.
Tırnaklarım adonisinin üzerinde durdu. Daha da aşağılara ineceğine heveslenmiş olmalı ki elimin durmasıyla anında yüzüme baktı çatık kaşlarıyla. Onu umursamayıp daha da bastırmıştım tırnaklarımı. ''Orası benim için öyleyken işini elinle görmene izin mi vereceğim bir de...'' deyip adonisini okşadım ve bu onu fazlasıyla sinirlendirmişti.
Benim eğlenir halime karşın saldırgan bir tavırla bedenimi ters çevirdi ve duvara yasladı. Onu bulunması gereken yere, tenime ve ruhuma yeniden kabul ederken hissettiğim acıyı da Alpay Emir'in ''Seni düşünen aklımı sikeyim.'' diye söylenmesine ek başıma neler geleceğini kestiremediğim için rahatça bıraktığım sesli kahkahalarla aynı anda karşıladım.
...
Yanağıma dokunan tüy gibi şey de ne diye düşünüp huylanarak yerimde kıpırdandığımda bacaklarımın arasındaki keskin acıyla sızlanmıştım uykunun koynundan yorucu gecenin sabahına düşerken.
Sızlanmalarımın arasında Alpay Emir'in boynumdaki yüzü, üzerimdeki bacağı ve avcunun içindeki acıyan göğsümle hareketlenmem bile yasaktı. Yüzümü çevirdiğimde yanağıma, yüzüme değen saçlarının kokusu güzel bir günaydın bahşederken sadece saatler önce sebep olduğu acılar ona kızgınlıkla dolmama neden oluyordu ama konuşmaya da hakkım yoktu. Buna tamamen ben sebep olmuştum. İyi ki de olmuştum. Onun o asi tavırları için her şeyi yapabilecekmişim gibi hissediyordum.
Gece aynı zamanda bizim için de biterken banyodan çıkmadan önce sadece uyandığımda karşılaşacağım ağrıdan korktuğum için sürdüğüm krem işe yaramış gibiydi. Hissettiğim acı beklediğimden bile azdı.
Canım adamın yapılı bedeni altında uyuşan bedenime hala ihtiyacım olduğu için onu uyandırmamaya çabalayarak çıkmaya çalıştım ama buna izin vermedi. Göğsüme kapanan eli kolumun altından sırtıma kayıp iyice kendine çekti kalkmamam için ama boynuma dudaklarını sıkıca bastırıp ''Günaydın bebeğim.'' dedi. Zaten uyanıl mıydı yani?
Yüzümdeki içten gülümsemeyle gözlerim kapandı ve başım yastığa daha çok gömüldü. ''Bebeğin miyim gerçekten?'' Elim saçlarının arasına karıştı. Boynuma basılı duran dudaklarının kıvrıldığını hissedebiliyordum. ''Bilmem, öyle misin'' dedi yüzünü boynumdan çekerken.
Sırıtan yüzümle yüzüne bakmış kısık ve uykusunu alamamış gibi kızaran yeşil gözlerine gözlerimi kocaman açıp baktım. ''Öyleyim tabi.'' Ona birazcık dönüp yanağına koydum elimi. ''Sadece bebeğin değil, güzel bebeğinim.'' deyip yanağını öptüm.
Güzel bebeğim demesi hep hoşuma gidiyordu. Hem güzeliydim hem de bebeği. Her şeyi de olabilirdim tabi.
''Formunuzdasınız Defne Hanım,'' dedi gülümsememe karşılık verip yeniden boynumu öperken. Üzerimdeki pijamanın yakasının açık olması işine geliyordu. Eli, tenimi ve açıkta kalan göğüslerimi okşuyordu. ''Hem de hiç olmadığım kadar.'' diye cıvıldarken bedeninin altında iyice hareketlenip yan dönmeye çabaladım. ''Ve hiç bozulmasın istiyorum.'' diye fısıldadığımda alnımdan öpüp kolları arasına aldı bedenimi.
Göğsü havalanırken ''Ne durumdasın peki?'' diye sordu ilgiyle, elini pijamamın üzerinden bacaklarımın arasına sızdırırken buna engel olmak istedim.
Üzerimdeki şımarıklığı ve umursamazlığı göndermeden dudaklarımı büzdüm. ''Önce umurumda değil ne halde olduğun keyfime bakayım güzelce seveyim, sonra nasılsın, canın yanıyor mu? İyi taktikmiş bu.'' dediğimde gözlerinin içi gülerek izliyordu hallerimi.
''Bende daha ne taktikler var.'' dedi göz kırpıp başını yastığa bastırırken. ''Korkma diye yavaştan ilerliyorum.''
Tamam, utanmamak için dalgaya vuruyor ve kendime hâkim olmaya çabalıyordum çünkü bu durumdan onun sıkılmasını istemiyordum ama daha fazla da devam edebilecekmişim gibi hissetmiyordum kendimi. Üstelik yanaklarımın kıpkırmızı olmasını da yeni uyanmış olmamıza yormasını istiyordum. Zaten utandığımın farkında olması ve dile getirmiyor olması kolları arasından kaçıp kendimi banyoya kapatmamam içindi.
Gerçi artık oradan da nasıl kaçacaksam...
Yüzüne istekle baktım. "Alpay Emir..." Baktım ama onun bakışları her an üzerime çıkacakmış gibi derin ve tehlikeliydi. Yan duran bedenlerimizle yüzüne kocaman gözlerle bakıp boynundaki elim avcuyla sevdi orayı. "Çok aşıksın değil mi bana?"
Bunu beklemiyordu. Dudağının bir kenarı hafifçe kıvrıldı ve yüzünü yakalştırıp burnumdan öptü. "Çok hiçbir zaman bu kadar az kalmamıştı.""Yaa..." diye mırıldanıp göğsüne kapandığımda güldü. "Bizim cadının izlediği bir film vardı," dedi kalçamdaki elini sıkarken. "Oradaki küçük balık gibi bakıyorsun iki güzel söz duyunca."
Başımı kaldırıp dalga geçip geçmediğine baktım lakin alaydan uzaktı bakışları.
"Balık mı? Sensin be balık" dediğimde güldü. Onun yoğun bakışları altında gözlerimi kaçırmış arkasına baktıktan kısa bir süre sonra kollarımı boynuna dolayıp ''Ben dün çok ama çok güzel şeyler öğrendim.'' dedim gözlerimi kısarak.
Konuşsun ve bana o boğuk sesini sunsun istiyordum. Devam etmemi ister gibi okşadı bacağımı. Gülümsemem büyüdü. Bu anın kötü bir şeylerle bozulabilecek olma korkusu da hemen peşinden geldi.
''Masanda fotoğrafım varmış,'' deyip canım adamın boynuna kollarımı daha sıkı dolamış, benden kurtuluşu olmadığını anlamasını istemiştim. Öğrendiğim, duyduğum şeylerle yüzüm de yüreğim de baharı karşılayan, rengârenk çiçeklerine kavuşan kurumuş ağaçlar gibi can bulmuştu birdenbire.
''Bakıp bakıp ağlıyormuşsun... Güzelliğimi gördükçe mızmızlanıyormuşsun niye bu kız beni sevmiyor, çirkin miyim ben, diye.'' Yüzümdeki kocaman gülümsemeyle bakıyordum parıldayan gözlerine. Her zamanki gibi abartıyor olmama karşı bir şey dememişti bu sefer. Gülmüş, gülüşüyle beraber nice güzel günler vadetmişti. Yüzünü yüzüme yaklaştırıp ''Öyle mi yapıyormuşum?'' dedi kısık bir sesle. Belimde kenetlenmiş kollarını sırtıma çıkarıp iyice çekti bedenimi kendine doğru. İki ayrı bedenin nasıl bir bütün olduğunu göstermek ister gibiydi sıkı tutuşu. Gözlerimi kapamış başımı sallayarak hemen onaylamıştım onu.
''Gözden ırak olan gönülden de ırak olur derler.'' derken alnıma bastırmıştı sıcacık dudaklarını. ''Oysa ben, kendimce tüm ihtimalleri sıfıra çekmeye çabalıyordum o fotoğrafla... Ağladığımı, mızmızlandığımı hiç hatırlamıyorum sevgilim.'' deyip sorgular gibi baktı yüzüme. ''Sen... Beni kendinle karıştırıyor olabilir misin?''
Haklıydı. Niye beni sevmiyor, çirkin miyim ben deyip ağlayan da mızmızlanan da bendim zamanında. Ama şu an burnum düşse eğilim almazdım. ''Tabii ki hayır.'' dedim kendimden emin bir şekilde. ''Hem... Allah aşkına Alpay Emir koya koya o fotoğrafımızı mı koydun.'' Yani gören ne düşünecekti kim bilir. ''Ben sana başka fotoğraf atayım onlardan biri koy olur mu hayatım?'' Kabul etmesi için küçücük öpmüştüm dudaklarını. ''Sonra bakan, gören demesin aa bu çocuklar kim diye.''
Sıkı sıkı dolanmış kollarını keyifsizce açıp sırt üstü yattı. Eliyle yüzünü kapatıp ovalarken ''Kim görecek kızım fotoğrafını!'' diye diklendi birdenbire. ''Sen atmak istiyorsan yine at bana fotoğrafını ama iyi ettin de söyledin.'' dedi kalkmadan önce. ''O fotoğrafı da kaldırayım. Yok mu senin sokakta oynayıp yüzünün gözünün toz toprak olduğu fotoğraflar. Ver onlardan birini eve gidince. Bitsin gitsin bu mesele.''
...
Bacaklarımdaki yüksek bel siyah, rahat taytın üzerine hemen belimde biten bebek mavisi sweatshirti giydim ve kara bulutlarla kaplı gökyüzüne camın diğer tarafından umutsuzca bakıp aşağıda beni bekleyen ve kahvaltı hazırlayacağını söyleyen canım adamın yanına inmek için telefonumu da alıp çıktım odadan.
Fazla fazla hissettiğim huzur ve mutlulukla sevdiğine değil de sahneye çıkan biri gibi elimdeki telefondan şarkı açmış ve hissettiğim yorgunlukla sızıyı unutmak ister gibi bedenimi hafifçe kıvırarak dans ediyormuşum gibi iniyordum merdivenlerden.
Rastgele topladığım topuzdan birkaç tel yüzüme düşse de umursamadım. Alpay Emir sadece açık saçık geceliklerle değil üzerimdeki günlük şeylerle de güzel ve çekici olduğumu görmeli.
Allah bu kendini beğenmişliğine zeval vermesin, Defne. Amin canım. Hepimizinkine.
Telefonu mikrofon gibi dudaklarıma tutmuş çok da güzel olmayan sesimle eşlik ederek güzel kokuların geldiği o mekâna giriş yapmıştım.
Alpay Emir omzuna attığı havluyla beraber sese döndü ve halime, deli falan ama seviyoruz işte, der gibi bakıp dudaklarını diliyle ıslattı. Bir adam mutfağa bu kadar yakışmamalıydı. Çünkü banyodan sonraki yer burası gibi duruy-
Defne... Söylesene sevgiline bir daha kendi yapmasın, bize söylesin biz yapalım öyle dudak nenlendirmeyi falan.
Etrafımda dönüp kolumu ona uzatım. Şarkının nakaratına eşlik ettiğimde gülümseyip bedenimi açlıkla süzdü. Kollarını göğsünde bağlamasıyla bedeni belirginleşti ve bana bir şeyler oldu. ''Beni de sar, beni de sev, beni de öp.'' Kalçasını arkasına yaslayıp büyük bir keyifle hareketlerimi izliyordu.
Şarkının ritmiyle hem gülüp hem de olduğum yerde salınırken ''Leyla'ya Mecnun, Ferhat'a Şirin, Bana sen...'' dedikten sonra öpücük attığımda seslice güldü başını olumsuzca sallayıp.
Küçük adımlarla ona ilerleyip omuzlarımı da hareket ettirerek şarkının ritmine eşlik ediyordum. ''Bir ilan astım dünyaya, satılık kalbim var bedava...'' Elimi kalbime götürüp devam ettim. ''Biraz yaralı ama sevebilir mi acaba...'' Alt dudağını dişleri arasına alıp öylece izliyordu hareketlerimi.
Devam edecektim ki malum uygulamada o malum uygulamanın reklamıyla güzelim şarkı birden bire durmuş ve sadece benim cırtlak sesim duyulmuştu ve o an Alpay Emir'i ilk defa bu kadar sesli gülerken görmüştüm.
Allah kahretsindi.
Utanmak yerine onun böyle gülmesine neden olmanın verdiği mutlulukla gidip kocaman sarılmış kulağımı göğsüne yaslamıştım.
''Sonları saymazsak nasıldı performansım? Harikaydım değil mi? Çok güzeldim, gözlerini benden alamadın ve yeniden aşık oldun değil mi?"
''Harikaydın,'' dedi açıkta kalan belimi okşayarak. ''Böyle ihtişamlı bir görsel şölen beklemiyordum.'' Başımın üzerine dudaklarını bastırdığında burnuma gelen o muhteşem koku canım adamın değil ocaktaki kreplerin kokusuydu. "Ama ince sesini sadece malum zamanlarda duymak tercihim." dediğinde omzuna vurup arkasına baktım kocaman olan gözlerimle.
Ocaktan aldığım gözlerimi ona çevirdiğimde ''Ben senin ağabeyin gibi davarın teki miyim?'' dedi tek kaşını kaldırarak. ''Seni şaşırtmış olmak hoşuma gitti ama kendi başımın çaresine bakacak kadar işimi görüyorum.'' dedi sanki bunu açıklamaya ihtiyacı varmış gibi. Oysa benim şaşırdığım konu bambaşkaydı.
Şey... Abin gibi değil de senin gibi de diyebilirsin sevgilim. Çünkü... Bilmeni istemem ama ben asla krepleri ince ince yapamıyorum, demek gibi bir hataya asla düşmedim.
Hele bir evlenelim, seni nikâhlı kocam yapayım sonra öğrenirsin artık bu karanlık taraflarımı da. Ne de olsa bir kere ikna edebildim, zar zor evlendik deyip boşamazsın da beni. Öyle yaşar gideriz artık.
Ayrıca gerek öğrencilikte gerek iş hayatında sürekli dışarıda bir başına olduğunu biliyordum elbette. Bu da kendi işini kendi görmesini bir şekilde ona öğretmiş olmalıydı. O olmasa bile Serap teyzenin nasıl evlatlar yetiştirdiğini biliyor olmam onun yapacağı hiçbir şeye şaşırmamam gerektiğini gösteriyordu.
Kolunun altından başımı uzatıp tabaktaki güzelliğin köşesini kopardım ve ağzıma attım dayanamayn aç, haylaz çocuklar gibi.
Tadı, inceliği ve kıvamı... ''Imm'' deyip tadını hissederken eli kavradığı kalçamı sıkmıştı. ''Dikkat edelim bence tepkilerimize.'' dedi uyarır gibi. ''Gözünden gelen yaşları hatırlatmak istemiyorum çünkü.'' diye kulağıma fısıldadığında boğazımda kalan şeyle öksürmüştüm aniden. Olmuştu değil mi öyle şeyler?
Bu adam hakkında öğrendiğim bir başka şey ise kendini kaybettiğinde asla karşısındakine acımamasıydı.
Hemen geri çekilip donattığı mutfak masasına ilerledim. Kahvaltı masalarımızın konusu olan tek şey yine ve yine evken bu sefer de Alpay Emir o gelmeden tüm mobilyaları seçmemi ve o burada yokken gidilecek tüm yerlere Melih ile gitmemi onu tek bırakmamamı tembihlemişti.
Ağzıma kadar tıka basa doyduğum masadan kalkamayacak kadar şiştiğimde Alpay Emir'in kalkıp kenarda duran sigara paketinden sigara çıkarıp dudakları arasına koymasıyla ince bir sesle ''Ne yapıyorsun ya?'' diye seslendim ve bunu beklemediği için bir şey oldu sanıp anında bana döndü.
''Evimde sigara içilmesini asla istemiyorum.'' deyip ayaklandığımda anlamsız gözlerle bakıyordu. Bahçe kapısını gösterdim gözlerimle. ''Tam olarak şurada kendinizi zehirleyip geri dönebilirsin beyefendi.'' deyip ona yaklaştığımda sabır dilenir gibi eğdi başını. "Ben içiyorum, size batıyor." dedi huysuzlanarak.
''Annem bir sen iki! Derdiniz ne kızım sizin?'' Dudaklarındaki yanmayan sigarayı baş ve işaret parmağıyla tutup geri çekerken de etkilenmezsin be Defne... Siz yine de tutun kollarımdan...
''Benim bir derdim yok sevgilim.'' deyip ellerimi göğsüne koyduğumda sanki dokunmasam adamın onu sevdiğimden şüpheye düşecekmiş gibi hissediyor olmama güldüm sadece. Sevgilim değil miydi hep dokunurdum kime neydi ki?
Hava yağacak gibiydi ve belliydi ki dışarısı soğuktu. Bahçe duvarını kaplayan uzun ağaçlar rüzgâr dolayısıyla sallanıyorlardı. ''Tabi içmemen de bir seçenek,'' dediğimde çattı kaşlarını. ''Alkol sigara... Bunlar çok zararlı bak.'' dediğimde alayla baktı yüzüme. ''Sen de ne takarsın ya sağlıklı yaşama,'' dedi umursamadan.
Ne demişti şimdi? Spora başlamamı ve zayıflamamı mı ima etmişti yoksa.
Kaşları çatılan ben oldum bu sefer. Soğuğu, üşüyeceğini umursamadan ''Hadi canım hadi.'' deyip itelediğimde daha önceden kapının üzerine taktığı anahtarla açtı kapıyı. Aklıma gelen şeyle arkasından sırıtırken kapıyı üzerine örtmeden önce ''Sevgilim,'' dedim bakması için ancak biraz asabiydi bakışları.
Havadan öpücük gönderip ''Harikasın.'' diye ince bir sesle cıvıldadım başımı omzuma yaslayarak. Bunun altında bir şey olduğunu anında sezdi ve malını bilirmiş gibi dikkatle baktı yüzüme. ''Hem yatakta hem mutfakta... Artık fazlasıyla eminim senden. Kocam olmaya hak kazandığını düşünüyorum.''
Parmağımdaki yüzükle zaten ona bu hakkı vermişken bu çocuksu tavrıma içi gider gibi baktı. ''Geç içeri, yoksa göstereceğim başka nerelerde harika olduğumu.'' deyip başıyla içeriyi gösterdiğinde gülüp kapamıştım kapıyı.
Alpay Emir sigarasını içtiği sırada mutfağı toparlamış ve kendime kahve yapıp telefonumu elime almıştım. Canım adam da yanıma gelmiş kucağındaki defter kalemle hem ev için birileriyle konuşup not alıyor hem de gitmeden önce halletmesi gereken birkaç işi çalışma arkadaşlarını arayarak planlamaya çalışıyordu.
Onu rahatsız etmemek adına uslu uslu oturup ben de gelen maillere ve yarın işe başladığımda nelerle kimlerle ilgileneceğime bakıyordum. Saat öğlen ikiye gelirken Emel ablanın mesajıyla duraksadım.
Emel Abla: Bugün dönüyor musunuz güzelim?
Ona dün, bugün geleceğimizi hatta onlara uğrayıp konuşacağımızı söylemişken şimdi bizi bekliyor olması kötü olmuştu.
''Emel ablayla konuşacağım.'' deyip oturduğum yerden ayaklandım. Alpay Emir karşısındaki adama cevap vermeden önce bana bakmıştı sadece. Çalışma odasından çıkıp yatak odasına girdim.
Emel abla bizi arkadaşlarımızla otelde ya da bir yerde sanırken böyle yatak odasında görse kesin sorguya çekecekti beni. Üstelik birlikte olduğum adam kardeşi de olsa, beni koruma isteğiyle akıl vereceğini de ne yazık ki biliyordum. Ne yazık ki biraz temkinli ve tutucu biriydi. Yine de Ezgi'nin ben gibi bir minnoşu varken annesini de büyüdüğünde halledebilirdi.
O kız şu an orada mıydı, bilmiyordum. Yine de sırf Ezgi'ye daha sonra arayacağıma söz verdiğim için görüntülü arayıp yatağın üstüne oturduktan sonra yanıtlamalarını bekledim. Ne de olsa bugün onu ve onun sorunlarını yok sayım canım adamla anın keyfini yaşamak istiyordum.
''Küstüm sana!''
Ezgi, telefonun diğer ucundan yüzüme bakmadan bağırarak konuşurken düşündüm. Madem küsmüştü o zaman daha çok küssündü.
Telefonu diğer elime verip yüzük parmağımdaki yüzüğümü kameraya kaldırdım. Çocuksu bir kıskançlığa bürünerek ''Bak büyük dayın bana ne aldı.'' deyip onu takmadan konuşmamla iri gözleri açılmış daha da irileşmişti.
Biz iki kız birbirimize alınan şeyleri bir miktar kıskanıyor olabilirdik...
Bozulan sesi ve ekrana bakmazken aniden dönüp bakması güldürmüştü beni.
Yaşasın kötülük. Öyle sadece benim etrafımda pervane olsunlar sadece bana çalışsınlar... Eskide kaldı bunlar Ezgi Hanım. Artık o ailede ben de vardım ve senin papucun biraz dama atılacaktı.
Artık sadece Defne değil, bir tanecik en mükemmel güzelliğe sahip dünyanın en göz alıcı kadını canımın ciğerimin köşesi yengem Defne, diyeceksin bana.
Yüzü anında ağlamaklı bir hale bürünürken ''Aaa,'' dedi üzüntüyle ancak Ezgi'nin tepkisinden hemen sonra Emel abla da girdi görüş açıma. ''Bakayım, dayısı ablasına ne aldı da kızım bu kadar üzüldü.'' dedi gülerek ancak elimi gördüğünde aynı tepkiyi o da verdi.
"Defne..."
Bu hallerine kahkaha atarken Alpay Emir de girdi içeri ve yatağa oturdu ancak ekrana girmedi.
"Kaptım kız, kardeşini. Artık benim."
''Nasıl ya?'' dedi Emel abla hem şaşırıp hem bozularak. Sırtım yatak başlığına yaslıyken bacaklarımı uzatmış bu iki şaşkını keyifle izliyordum. ''Benim niye haberim yok da şimdi öğreniyorum?'' diye devam etti ancak bu sefer de ben bozuldum. ''E söylüyorum ya abla.'' dediğimde ''Ay Defne ben onu mu diyorum.'' dedi benim bozulmamı saçma bularak. ''Kardeşim olacak o adamdan bahsediyorum. Sen bi' dur.'' dedi ciddi ciddi. ''Sen şu an gelinsin ben senden mi öğrenecektim yani kardeşimin evleneceğini.''
Ağzım şaşkınlıkla açıldı ve sesim yükseldi. ''Pardon?'' Kaşlarım da anında çatılmıştı ve Alpay Emir Bey halinden pek memnun bizi dinliyor, tepkilerimi izliyordu.
Ne demek gelinsindi, onun kardeşi bendim damat olan Alpay Emir'di. Öyle olması lazımdı yani. Olmak zorundaydı. Vallahi evlenmezdim öbür türlü. İşim gücüm yoktu bir de görümce tribi mi çekecektim?
Konuş ablanla, benim ablam olsun yoksa çıkarıyorum bak yüzüğü Alpay Emir, diye bir bakış varsa şu an bu adama tam olarak öyle bakıyordum.
Alpay Emir, havada tuttuğum telefon sayesinde görünmeden yatağa uzandı ve başını karnımla kasığım arasına koyup kolunu bacaklarımın üzerine attı. Dudaklarını ise ince taytın sardığı karnıma bastırdı.
''Senin hem bilekliğin var hem yüzüğün.'' dedi Ezgi annesini umursamadan gözleri dolu dolu. ''Banane, ben de istiyorum. Senin çok var benim yok.'' diye ağlamaklı küskün bir sesle konuştuğunda anında pişman olmuştum.
Böyle mırın kırın değil salya sümük ağlaması lazımdı çünkü. Keşke daha da abartarak söyleseydim.
Her şey bir yana kesin Alpay Emir'i görene, ona nazlanana kadar herkese zehir edecekti günlerini. Bu huyu birazcık benim yüzümden olabilirdi ama bu pek de mühim değildi. Tabi bana uygulamadığı sürece.
Alpay Emir, başını çevirdi ve görünmese de sesini duymalarını saymaksızın olağan bir tonda ''Bu iki cadının takısına, tokasına yetişmeye didinmekten ev geçindiremeyeceğim kesin.'' dedi söylediklerinin aksine keyifle. "Ne süsleri bitiyor ne istekleri."
Alpay Emir'in sesini duyan Emel abla ise ''Nerede o?'' dedi önce. ''Sesi var kendi yok, çevir şuna telefonu.'' Sonra da cevabımı beklemeden ''Sen baksana bana Emir.'' diye söylendi. ''Ablanım ben senin, burada eşek başı mıyım ben? Niye benim haberim olmuyor hiç böyle bir şey yapacağından?''
Ezgi, normalde olsa ağlayıp zırlayacakken annesinin bana doğru söylenmesinden çekinmiş olmalı ki kollarındaki renkli, tahta boncuklu bilekliklerini bana göstermek ister gibi kollarını göğsüne bağlamış yan yan bakıyordu ekrana.
Tamam kanka en güzel takılar sende desem anında düzelecekti morali ama demedim. Kardeş vasfım değişiyordu şu an, bir dk. Telefonu annesine kaptırmış olmasına da küsmüş olabilirdi, bilemiyordum sonuçta.
Alpay Emir, baldırımın kalın yerine elini yerleştirip sıkıp bırakırken ''Ablamdan önce annemin kızısın,'' dedi alayla ablasına hitaben. ''Söyleyecektim sana, sonra bir bakmışım Defne yok.'' deyip kısa bir an incecik taytın üzerinde bacağımı ısırdı. Ne yapıyordu bu Allah aşkına?
''Defne bu.'' dedi sanki ben yokmuşum gibi dedikodumu yaparak. ''Yüzük işini benden değil sizden öğrense ülkeyi bile terk edebilirdi.''
Abartmasan mı hayatım?
Abartsan mı Alpay Emir? Defne için ülke değişimi az gibi geldi de bana.
Emel ablanın yere bakarak konuşsa da telefonu yüzüne tutmasına gülmek istiyordum ancak kucağımdaki adamın sözleriyle anında yüzüne bakmıştım. Bacaklarımın üzerine doğru uzanıyor olmasından ötürü sırtı tam da elimin altındayken uyarmak niyetiyle hafifçe vurmuştum ve buna karşılık bacağımı sıkmıştı.
''O ne demek şimdi,'' dedi Emel abla ekrana bakarak. ''Senin evlenmek istememe düşüncen benim kardeşim için de mi geçerli?'' dediğinde cidden ağlayana kadar gülecektim artık. ''Yok,'' dedim alayla. Gülüp ''Kişiye göre değişiyor benim evlilik fikirlerim çünkü.'' dediğimde amacım saçmalığına vurgu yapmaktı ancak Alpay Emir elinin altındaki bacağımı daha sert sıkmış ''Defne!'' diye bir güzel azarlamıştı.
Canımı yakması yetmiyormuş gibi bir de şu söylediğimi ciddiye alıyordu ya... Vallahi bir şey demeyecektim artık. Kendi kafasında kurup yazsın, hayalindeki adamları dövüp rahatlasındı. Böyle ömür mü geçerdi ya?
Alpay Emir çekildi ve kalkıp kolunu omzumdan attıktan sonra ekrana doğru döndü. Emel abla gözlerini kısmış aklına yeni gelmiş gibi ''Neredesiniz siz?'' dedi sorgulayıcı bakışları altında.
Alpay Emir'e kalsa evde olduğumuzu söyleyecekken henüz evden kimsenin haberi olsun istemiyordum. Normalde olsa Emel ablayla bunu paylaşmak için can atıyor olurdum lakin Alpay Emir haklıydı. Su götürmez bir gerçek vardı ki o da Emel ablanın sırf Alpay Emir'in evlenmesini dört gözle bekleyen tüm akrabalarına en ince ayrıntısına kadar anlatacak olması ve işin sonunda benim başımın ağrıyacak olmasıydı. En azından evin düzenlemeleri bitene kadar pek de bilinsin istemiyordum.
Bizimkiler büyük curcuna çıkaracaktı orası aşikârdı. En olmadı ev düzüyorsun ama bizim haberimiz yok diyeceklerdi ki ailemden hiçbir destek istemiyor olmam ne kadar da acıydı. Bu güne dek biriktirdiğim maaşım bana yeterdi şimdilik. Bir dokunup bin ah işiteceğime her şeyi kendim hallederdim daha iyiydi.
Alpay Emir ikilemde kaldığımı anlamış gibi anında devreye girip ''Konum da atayım mı?'' dedi ağırlığını belli ederek.
Emel abla çekinerek bakarken pis Ezgi ise dudaklarını büzüp ''Dayı...'' demişti Alpay Emir'i alt etmek isteyen bir sesle. Canım adamın yakasına yapışıp ne olur kanma onun timsah gözyaşlarına, demek ve bu aramayı sonlandırmak istiyordum. ''Artık en çok Defne'yi mi seviyorsun? Beni sevmiyor musun?''
Mesela en çok yerine en tok demesini nasıl ciddiye alabilirdim ki?
"Ayy" Emel abla birden panikle kalkınca ben buradan korktum. ''Anladığım kadarıyla gelmiyorsunuz bugün,'' dedi tek nefeste. ''Ocakta süt kaynıyor taştı sizin yüzünüzden!'' deyip sesi de gittikçe kısılırken elimi göğsüme koymuştum. Aklım çıkmıştı birden bir şey oldu diye.
Alpay Emir göğsüme koyduğum elimi eline aldı. Avcumu öptükten sonra ''Hayır dayım, o nereden çıktı?'' dedi.
Pardon da bir öpücükle ben de izin verecektim hemen değil mi? Ekrana doğru birazcık yaklaşıp ''Yalan söylüyor dayın,'' dedim kıskançlıkla. ''En çok beni seviyor.'' deyip ona dönmüş yanağına bastırmıştım dudaklarımı ancak Ezgi'nin daha çok üzüldüğünü görünce ''Yavrum,'' diye uyarmış ''Bu Defne de hep kıskanıyor seni.'' demişti Ezgi'ye bakıp. "Senin gibi güzel ve tatlı bi' kız olmak istiyor ama olamıyor işte."
Ezgi de benim saf kızım anında ''Gerçekten mi?'' demişti gülümseyerek.
Ezgi... Seni daha böyle çok üzerler yengecim... Yengesinin mistik topaz taşlı 24 ayar altın kolyesi... Yengen olmayan diğer Defne'den hiç mi bir şey öğrenemedin bilekliği kopasıca?
Üstelik... Ben? Ben mi kıskanıyordum? Güleyim bari.
''Gerçekten güzelim.'' dedi ve kalbimi kırdı eskiden çok, artık biraz sevdiğim canım adam değil sadece adam. ''Bana hep niye en çok Ezgi'yi seviyorsun, beni niye sevmiyorsun, deyip ağlıyor.''
Ezgi cadalozu bu sözleri duyup gülmüştü, gıdısıyla beraber ekrana üstten üstten bakarken. Büyük bir ihtimalle bacaklarına koymuştu telefonu, üstelik ona kaç defa demiştim öyle konuşursa güzel çıkmayacağını ama beni dinleyen kim.
Ezgi süzülen bakışlarıyla bana bakıp ''Hem dayım bana da yüzük almıştı.'' dedi nispet yapar gibi kaşlarını kaldırıp dudaklarını büzerek. ''Hani sen de çok sevmiştin ya.'' deyip nispet yaptığı kişiden onay istedi. Ben bu kıza gerçekten hiçbir şey öğretememişim. Düşmandan onay mı istenirdi ya böyle mi öğrettim ben sana böyle mi alt edeceksin karşındakini?
''Yo,'' demiştim omzumu kırarak. Alpay Emir ise gülümsüyordu bu tavrıma ama yeğeninin de üzülmesine içi gidiyordu. Ekrandan yüzündeki tüm duygular okunuyordu. ''Yalan söylemiştim hiç de güzel değildi.'' dediğimde ''Dayı bak,'' dedi açığımı yakalamış gibi. ''Yalan söylemiş. Yalan kötü bir şey. Sevme onu, yalan söylemiş.'' İşte şimdi gururla gülümseyebilirdim. Verdiğim taktikler işe yaramıştı ama konuşmalarının kayması ve harfleri çıkaramaması nedeniyle gıcık değil tatlı oluyordu, bu da istemediğimiz bir haldi. Büyüdükçe düzelecekti artık.
Biz onun bu haline gülerken Alpay Emir de omzumdaki kolunu sırtımdan belime indirip karnımın üzerine kapadı. Resmen bedenimi üzerine doğru çekiyordu.
Her şey bir yana, Alpay Emir umarım her defasında elini karnıma kapatıp zihninde ritüeller gerçekleştirerek hamile kalmama ve bunu psikolojik olarak bana da aşılamaya çabalamıyorsundur.
Başımı, omzuna yaslayıp gözlerimi kapatmış ve Ezgi'nin sinir olmalarını keyifle hissetmeye çalışmıştım. Oysa o cadı damarıma basmıştı.
"Uydurma ya." deyip güldüğümde beni yanlış anlamıştı. "Sensin yalancı."
''Uyudum ki dayımla.'' dedi. Anlayamamıştım ama sanırım başını omzuna koyup gözlerime kapatmama diyordu bunu. Ya da uydurmayı mı uyuma gibi bir şey anlamıştı?
Kaşlarını kaldırıp ''Ben anneannemlere gidince büyük dayımla uyuyorum hep.'' demişti mutlulukla. Ne dediğini anladım ancak bu sefer de niye böyle dediğini anlayamadım. Hem hızlı konuşmuştu hem de henüz onca kelime söylemesine rağmen çıkaramadığı onca harf vardı. Alpay Emir, keyifle gülüp "Laflara bak" demişti ağzının içinden.
''Ama senle uyumaz benlen uyur.'' dediğinde düşmüştü bende jeton. "Beni daha çok seviyor benle uyur senle uyumaz. Çünkü sen büyüksün."
Düşen, jetonum değil kafama taş olsaydı da şuncacık çocuğun gazına gelmeseydim.
Gözünü seveyim hemen atlama, Defne.
Onu alt edecek olmanın sevinci vardı yüzümde, "Benle de uyudu akıllım,'' dedim kendimi kaptırarak. "Neyini kıskaacağım senin?"
''Ne!'' dedi şaşkınca. Kısa kollarını kendine sarıp ''Böyle yapıp mı uyudu?'' diye sordu gözlerini belerterek ve bense salak gibi başımı salladım. Hareketlenmesiyle bacaklarındaki telefon yana kaydı.
Başımı salladım sallamasına ancak birazdan ipin ucunda sallanan da ben olacaktım. Asıl jeton daha yeni düşüyordu da.
Ağzı kocaman açıldı ve yeniden ''Ne!'' dedi bu sefer bağırarak. ''Hi! Çok ayıp!'' deyip küçük ellerini ağzına kapatmasıyla Alpay Emir seslice nefesini vermiş ''Yavrum, ne yapıyorsun?'' demişti bıkkınca.
Fena faka basmıştım. Şuncacık çocuğun tuzağına düşmüştüm ya, daha ne diyeydim de başımı nerelere vuraydım diye başlayacaktım kafamı duvarlara vurmaya. Bir de çocuktan al haberi diye bir bok vardı değil mi? Allah bilir neler neler isteyecekti bu durumdan kimseye bahsetmemek için.
Bahsetmezdi değil mi? Beni, bizi iki çikolataya satmazdı değil mi? Yapmazsın değil mi benim güzel minik tırtılım?
Emel abla Ezgi'nin bağırmasından ötürü gelmiş olmalıydı ki sesi duyuldu. ''Ne oldu annecim?'' dedi telaşla.
Canım bebeğim, bir tanecik Ezgi'm annesini umursamadan ''Büyükler öyle sarılıp yatmaz,'' dedi iyice telefona eğilip bilmiş bilmiş. ''Çok ayıp! Sadece anneyle babalar öyle yatar. Siz anne baba değilsiniz ki. ''

Yorumlar