44. Bölüm
- rubeyyka

- 26 Kas 2025
- 22 dakikada okunur
Küçükken hayaller dünyasına dalarak oynadığım evcilik oyunlarını hatırladım ansızın. Etrafımdaki üç erkeğe ve beni içlerine çekmek isteyerek oynadıkları o kaba saba oyunlara inat, bez bebeklerime yaptığım çay ikramları geldi aklıma.
Annemden azar yeme pahasına evdeki saksılardan gizli saklı kopardığım yaprakları parçalayarak yaptığım sebze yemekleri, o saksıdan eşelediğim topraktan yaptığım çikolatalı kurabiyeler...
Ama daldığım bu düş yolculuğunda beni en çok içine çeken, yanımdaki adamın günün sonunda ağlaya sızlaya 'Bebeklerim yaptığım yemekleri hiç sevmediler. Yemeklerini yemiyorlar ve ben çok üzülüyorum.' demelerime kıyamayıp hazırladığım her şeyi afiyetle yer gibi yapmalarıydı.
Ve ben de ne olursa olsun ne yaşanırsa yaşansın günün sonunda hep benimle olan bu adamla kurduğum oyunda her an bir arada olmak isterdim.
Önce büyüdüm, sonra da mutluluğun sadece oyunlarda ve kendi kurduğum diyarlarda olmadığının farkına vardım büyülü bir zamanda.
O büyülü an; canım adamımın, yumruğum boyutundaki yüreğimi kendisine saraylar bilmesiydi.
Her bir zerresiyle gelmiş, hiç beklemediğim bir anda kendisini konuk ettiğimi sanmama bile izin vermeden yer edinmişti.
Ve şimdi, o adam benim eşimdi.
Beni daldığım noktadan koparan da onun eşi benzeri olmayan sesiydi.
"Biraz uyumak ister misin?" dedi yumuşak bir tonda. "Gözlerini kapatmamak için verdiğin savaşın farkındayım, yapma bunu kendine."
Ona dönmüş, araba koltuğunda uzanır bir halde otururken başımı olumsuzca salladım. "Uyursam, uyanabileceğimden şüpheliyim. Ve ben uyumamam gerektiğini düşünüyorum." Yüzünde yavaştan oluşan o serseri gülüş beni de güldürdü. "Ve bunu bence ikimiz de istemeyiz."
Günün yorgunluğu üzerime çöreklenmişti ama yol boyu onu yalnız bırakmak istemiyordum. Şehirden uzakta, baş başa geçireceğimiz birkaç gün boyunca ona doyarak zaten dinleneceğimi düşünüyordum.
Yüzüme uzanan eli, tenimi sevdi. "Bir saatlik yolumuz kaldı. Uyuman, senin yararına olur." derken kullandığı ses tonu, bakışlarındaki yoğunlukla birleşince yorgunluğuma yorgunluk katacağını ispatlıyordu. "Gece boyunca daha fazla yorulacağından şüphen olmasın. Ve ben teklifimi öncesinde sunduğum için, senin yoruldum mızmızlanmalarını duymamayı tercih edeceğim." Bu yüzden de köprüden önceki son çıkış olarak uyarmayı ihmal etmiyordu.
Oturduğum yerden doğrulurken kucağımdaki eline tutundum. Parmakları parmaklarımı sardığında "İyiyim," demekle yetindim. "Bugünü hiç unutamayacağım. Çok güzeldi... Tüm bu yorgunluğa değdi."
Elimin üzerine bastırdığı dudakları klimanın soğuk havasına tezat bir şekilde sımsıcaktı. "Bugünü özel kılan sensin," dedi mümkünmüş gibi gönlümdeki yerini daha da büyütürken. "Defne ben bugünün binbir versiyonunu kurdum durdum kafamda aylarca. Ama hiçbiri bu denli muhteşem değildi."
İnanmaz gibi "Ya..." dedim aklıma gelen ayrıntılarla. "Eminim ki ilk dansımızda yaptığın o muhteşem konuşmayı da öncesinde kafanda kurup durmuştun."
Gür kahkahası bende tebessüm isteği oluştururken ona sahiden inanamıyormuşçasına baktım. "Yavrum o pek öyle değil ya," dedi gülmeleri arasında. "Ben daha çok o anları faaliyete dökerek kuruyordum kafamda— Ne dedim ben şimdi!" Vurduğum kolunu kendisine doğru çekti hızla.
"Ben seninle romantik romantik dans ederken gece üzerimde denemek istediğin pozisyonlar hakkında benimle konuştun!"
Sesim elimde olmadan yükseldi ve o anlar zihnime doldukça yanaklarıma kanlar hücum etti. "Daha kötüsü onca insanın ortasında utanmalarımı bile göz ardı ettin."
"Şu ilk dans sırasında ne konuşulduğunu merak eden sendin ve bilmeni isterim ki ben de ilk defa evleniyorum... Tahminlerimi söyledim sadece. Bak ne güzel artık biliyoruz. Sadece bunu gerçekleştirmek kaldı."
"Sana inanmıyorum," dedim ince, tiz bir sesle. "Peki sürekli gelinliğimi kendin çıkarmak istemene ne demeli? Birine rezil olacağız diye aklım çıktı. O kadar bunaldım ki bir ara, dayanamayıp çıkaracak ve başka bir elbise giyecektim."
Tabi her hareketim sonrası sesleri artık gelmeyen altınlarımı düşündükçe acaba yola çıkmadan önce hepsini bizimkilere bırakmak kötü bir fikir miydi diye düşünmeden de edemedim. "Üstelik bileziklerimi de şimdiden özledim."
Beklenmedik gülüşü arabanın içini doldurdu ve yüzü yeniden bana döndü.
Büzülen dudaklarıma, omzuma doğru eğilen başıma, gelinliğimin açıkta bıraktığı gerdanıma ve dağılan saçlarıma baktı uzun uzun.
"Çeksek mi arabayı sağa?"
Sorusuyla benim de gülüşüm büyürken "Saçmalama," dedim elimi uzatıp çenesine dokunarak yola bakmasını sağladıktan sonra. "Uslu uslu yap şoförlüğünü ve bir an önce beni rahat bir yatağa kavuştur. Yorgunluktan öleceğim. Rahat bir nefes almak istiyorum sadece."
"Herkes rahat bir nefes alacağı yere kavuşacaksa bu işin sonunda, ben tamamım." dedi hızını arttırırken. "Özleminden delirirken rahatlığı falan siktir edeceğim yoksa şimdi."
Oysa ben de biliyordum yumuşacık yataklardansa onun kollarının arasında rahat bir nefes alacağımı, yaşadığımı anlayacağımı.
Araç birkaç dakika sonra küçük, yazlık bir evin önünde durduğunda etrafı aydınlatan tek şey arabanın farlarıydı.
Alpay çoktan araçtan inmiş, benim tarafıma gelmişti. Araladığı kapıyla tekrar topuklu ayakkabılarımı giyinmeye yeltenecektim ki buna izin vermedi. Bedenimi kendine çekti. Bense kendimi ona bırakıp "O halde başlasın balayı," dedim heyecanla.
"Daha sonra istediğin yerde istediğin sürede evliliğimizi ballandırabiliriz," dedi hafif bir tebessümle. "Böyle bir balayı istediğini düşünmüyorum ama, şartlar..."
Almanya'dan yeni döndüğü için şehir dışına çıkacak kadar vaktimiz olmadığını biliyordum. Bu nedenle bana karşı mahcupluk duyduğunu da. Ama bunu istemiyordum.
O benim tüm ısrarlarıma karşın her şey olması gerektiği gibi olmalı diyerek burayı ayarladığını da düğünümüzden ayrılmadan sadece birkaç dakika önce öğrenmek, bunu düşünmeden geçmediğini bilmek beni fazlasıyla mutlu etmişti.
Ellerim yanaklarına kapandığında ufak bir buse kondurdum dudaklarına. "Her şeyi bu kadar ince düşünüp çabalaman beni mest ediyor."
Düşüncelerimi olduğu gibi yansıtıyor olmam onu mutlu ediyordu, görebiliyordum. "Sen, tüm bu koşuşturmalar sonrası ufak bir tatili hak ettiğimizi söylesen bile ben seninle evimizde olmayı da hiçbir şeye değişmezdim, sevgilim."
Çıplak ayaklarım ayakkabı giyinmemek için ağlarken bedenimi kucağına aldı ve arabadan çıkardı. "Evimizde benden kaçacağın birçok alan bulunuyor," dedi evin girişine doğru ilerlerken.
Bense kollarımı onun boynuna dolayıp göğsüne sığındım. Madem inşaatçılıktan taşımacılığa geçmişti, o halde beni istediği yere götürebilirdi. "İki kişiye düşen ortalama metrekare ne kadar az olursa seni arayıp bulmam da o kadar kolay olur." Bu sözleri onunla ilk gecemizin sabahında ondan kaçmama karşılık değilse ben de hiçbir şey bilmiyorum. "Sabah oda oda gezip seni aramaktansa tek bir odaya hapsetme fikri daha cazip geldi."
Düşüncemi doğrular gibi konuşmasına karşı seslice güldüm. "İnşaatçılığın bu kadarı!"
İçeri girdiğimizde herhangi bir eşyamızın burada olup olmadığını soracaktım ki kenarda duran iki küçük valiz ve üzerindeki notla ikimiz de duraksadık. "Sanırım Alpaycım Emircim taşıma hizmeti de burada son bulmalı."
Boşluğundan yararlanarak kucağından indim ve ikiye katlı kâğıdı merakla elime aldım. Hemen arkamdaki bedeni ondan uzaklaşmama izin vermeden sardı bedenimi.
Omzuma yerleşen çenesi ve karnıma kapanan eli nefesimi hızlandırırken yazan cümleleri okudum onun da duyabileceği bir sesle: "Mutluluklar! Güzel vakit geçirmenizi ve hep çok mutlu olmanızı diliyoruz. Ve döndüğünüzde bize en acilinden yeğen haberi verebilmeniz için sizi birkaç günlüğüne azad ediyoruz. Ayrıca Defne düğün pastanıza 'İyi Ki Doğdun İnşaatçılar Kralı' yazdırmamıza izin vermediği için dolabınıza küçük bir pasta bırakmalarını rica ettik. Afiyetle yiyin. Ne zaman dönecekseniz de haber verin, sizin şu evin bahçesinde bi' mangal partisi verelim."
Bel oyuntuma yerleşen elleri tenimden ayrılmadan önce "İt herif," dedi sesli bir soluk bırakırken. Güldüğü, hatta hoşuna gittiği tepkisinden belliydi. "Burada bile rahat vermiyor."
Bu el yazısını tanıyordum. "Cümleler Melih'e ait ancak bunu Esma yazmış," dedim elimdeki kâğıdı kenara bırakıp ona dönerken.
Herhangi bir isim eklememiş olsalar da onları gayet iyi tanıyorduk. Hatta son cümleyi Esma'nın yazmaktan vazgeçip üzerini çizmesi ve sonrasında Melih'in yeniden eklemesi kabak gibi ortadaydı.
Ellerimi omzuna yerleştirdiğimde "Düğün boyunca doğum gününü kutlamamaları için benden sayısız tehdit almış olabilirler." dedim kısık bir sesle.
Belime dolanan kollarına tutundum sonrasında. "Çünkü kocamın doğum gününü ilk ben kutlamak istedim."
Benden duyduğu sıfat onu memnun ediyordu. Her duyduğunda sanki imkansızı başarmış gibi gururlanıyor, bir daha duyma şansı yokmuşçasına anı yaşıyordu.
"Şimdi, artık kocam olduğuna göre... Yeni yaşını ve başladığımız yeni yaşamı doyasıya kutlayabiliriz."
"Dolu dolu yaşadığım ama senden mahrum kaldığım koskoca 29 yıl..." derken her şeyin farkına yeni yeni varıyor gibiydi. "Bugün, hayat bana hem yeni yaşımı hem de yanı başımdan bir an olsun ayırmayacağım sevdiğim kadını bahşetti."
Onu sevmenin, beni sevmelerinin hiç ucu bucağı olmayacaktı. Kaç yıl geçerse geçsin, tıpkı şimdi baktığı gibi aşkla, tutkuyla, zaman zaman öfkeyle hatta bazen istemeden de olsa kırgınlıkla bakacaktı, biliyordum.
Ancak şüphe duymadığım tek şey birbirimize karşı ne hissedersek hissedelim duygularımızın altında hiçbir zaman sahtecilik olmayacağıydı.
Bir ayna gibi birbirimizi yansıtacak, kırmaktan korktuğumuz cam gibi yine birbirimize sunacaktık kendimizi.
"Doğum günleri senin için ne ifade ediyor, bilmiyorum." dedim çekingen bir ifadeyle. "Ama senin doğum günün benim için uzun süredir birçok şey ifade ediyor."
Gözlerimi gözlerinden kaçırdığım an elimi sıkıca tuttu ve ondan çekiniyor olmamı tebessümle karşılayarak bizi içeriye doğru ilerletti: "Öyle mi? Ne gibi anlamlarmış bunlar?" dedi sanki bilmiyormuş gibi.
Bu geceye özel olarak hazırlandığı her halinden belli olan yatak odasına girdiğimizde birbirine kenetlenen ellerimizi hiç bozmadık.
Sanki gizli bir anlaşmaya mutabık kalmak zorundaymışçasına aramızdaki tüm çekimi inkâr ederek masumane duygularla bakıyorduk birbirimize.
"26 Temmuz... Önceden sadece dünyaya gelişinin günüydü. Oysa şimdi benim dünyama gelişinin günü."
"Ben hala bana doğum günü hediyesi almakla uğraşmamak için bugünü evlilik tarihimiz yaptığın fikrindeyim," dedi sinir bozucu bir gülümsemeyle. "Çünkü yıllar önce bana acımasızca 'Ee? Bugün doğum gününse ne olmuş yani? Senin için, günler öncesinden yaptığım programı bozup evde oturayım ve seninle birkaç mum mu üfleyeyim?' diyen kadının doğum günüm için tüm programını bozup benimle evlenecek olması fazla uçuk bir hayaldi."
Eşler birbirinin utanç dolu anlarını saklamazlar mıydı? Şimdi nereden çıkmıştı bu maziyi dökme planları?
Pişmanlık duyduğum sırada "Öyle söyleme," dedim parmak uçlarımda yükselip ensesindeki ellerim saçları arasında dolanırken. Çenesini, hatta yavaş yavaş dudağına yol alan tenini öptüm küçük küçük. "Biz birbirimizi kırdığımız her yerden yeniden yeşermeye söz verdik unuttun mu?"
Çenemden tuttu ve dudaklarımızı birleştirdi. Öpüşünü derinleştireceğini anladığım an geri çekildim ve tatlı tatlı gülümsedim. "Beni saniyeler içinde soyup bu gelinlikten bir an önce kurtarmazsan ilk işim seni yarın bu evden kovmak olur." Tehditvari söylemlerimle eş zamanlı olarak ona arkamı döndüm.
Ancak o sırtımdaki düğümle uğraşmak yerine saçlarımı avucunda toplayıp açığa çıkardığı boynumu öpmekle meşguldü. "Sanırım şu an değil de sabah kovacak olmanın tek nedeni gece boyunca bazı konularda bana ihtiyaç duyuyor olman."
Tenimi karıncalandıran, kasıklarımdaki kıvılcımları harlayan ve gözlerimi kapamama neden olan ses tonu zaten haklı olduğunu göstermiyor muydu?
Çıplak kolumdan omzuma oradan da sırtıma ulaşan parmak uçları hiç olmadığım kadar heyecanlandırıyordu beni.
Kısa bir süre oyalandı ve duraksadı.
Öfkeli bir "Siktir!" söylemiyle yeniden araladım gözlerimi. "Yavrum sen bunu bana imtihan olsun diye mi böyle seçtin?" dedi sırtımdaki narin dokunuşları az da olsa hoyratlaşırken. "Kaç düğüm var lan burada?"
Biliyordum işte buna sinirleneceğini. "Bilmem ki," dedim dudak bükerek. "Hediye paketi gibi gezdirdin beni bütün gün bu gelinlikle, şimdi uğraş dur işte."
Sıcak nefesini tam sırtımda hissettiğimde ne yapmak istediğini anlamıştım aslında. Dişleri kısa bir an tenime değdiğinde, sonrasında ise o ince ip bollaştığında kesinleşti düşüncelerim. "Sakın," dedim yüksek bir sesle. "Sakın gelinliğime dokunma!" Ama geç kalmıştım. "Hayır ya!"
Keskin dişleriyle kopardığı ipi hızla gevşetirken sırtımı boydan boya açık bıraktı. "Geç kaldın," dedi esrarengiz bir tonlamayla. "Onu sana dokunmama engel olmadan önce düşünmeliydin."
Arkası açılan ve üzerimden düşmek üzere olan gelinliği tenimde daha fazla tutmadım. Göğsümdeki tutuşumu bıraktığımda ayaklarımın ucuna düşen gelinliğim tenimin çıplaklığını ortaya çıkardı.
"Bu kadar güzel olman, mümkünmüş gibi olur olmadık her an dengemi bozman hiç normal değil. Seni öyle çok özledim ki dokunmaya kıyamadığım teninde akıl almayacak şeyler gerçekleştirmemek için kendimi zor tutuyorum." Tam arkamda duran bedeni beni kendine çevirdi.
"Olur olmadık zamanda değil aslında," dedim gözlerim kısılırken. Belime yerleşen iri eli bedenlerimizi bir bütün haline getirdi ve ben yeninde onu, benim için yerinde duramayan uzvunu kasıklarımda hissettim. "Dengen tam da olması gereken anda bozulmuş olmalı." dedim başımı geriye atıp boynuma uzanan dudaklarına yer açarken. "Eşimle aynı hisleri paylaşıyor olmam ne büyük şans."
"Eşin..." dedi büyülenmiş gibi. "Güzel karım benim."
Elleri üzerimdeki beyaz jartiyer takımını yokluyorken parmaklarım üzerindeki beyaz gömleğinden içeri süzüldü ve tenini sevdikçe her bir kasının nasıl kasıldığını inceledim.
"Eşit şartlarda savaşmamız gerekiyor," dediğimde ben de onu soymaya çoktan başlamıştım.
O ise güldü sadece. Belimden tutup bedenimi havaya kaldırdığında bacaklarımı beline doladım.
Yönü yatağa doğruydu ancak dudakları daha aceleciydi ve şimdiden dudaklarımla dans ediyordu.
Öpüşünü derinleştirmesine yeniden izin vermeden geri çekildim ama o "Savaşmayıp sevişeceğimiz anlara geldiğimizi hissediyorum karıcığım, sen de hissediyor musun?" dedi belimdeki eli kalçama doğru inerken.
Gömleğini üzerinden tamamen çıkardım ve çıplak omuzlarında, sevdiğim boynunda gezindi dudaklarım.
Sırtım yatakla buluştuğunda kasıklarımdaki alevi hissedebiliyormuş gibiydi. Belki de bendeki ateşi söndürmek yerine daha da alevlendirmeyi kendine görev edinmişti.
Her şeyi ağırdan aldığını, anın tanıdı çıkarmak için kendini zorladığını fark ettiğimde aklımdan geçen binbir sinsi düşünceye yenilmiştim.
"Alpay..." İnlemelerim arasında adını söylediğimde gözleri gözlerime kenetlendi.
Kemerine uzanan parmaklarım hiç rahat durmuyor onu pantolonu üzeriden ara ara yokluyordu ve bu onu çıldırtıyordu. "Şimdiye çoktan beni kendimden geçirmen gerekmiyor muydu?"
Şehvetle söylenmeme karşılık yüzünde oluşan o ince gülüş bendeki oyunların onda çoktan şekillendiğini kanıtlıyordu.
Bacağımdaki parmakları kasıklarıma ulaştığında ıslanan kadınlığıma dokundu ve ben yeniden kasıldım. "Şimdiden kendinden geçmediğini mi düşünüyorsun?"
Boynumdan göğüslerime yol alan dudakları karnımdan kasıklarıma ulaştığında daha fazla dayanabileceğimi sanmıyordum. Tenimden ayırdığı çamaşırımı öylece kenara atarken uzanıp saçlarına dokundum o beni başka dünyalara bambaşka yöntemlerle ulaştırırken.
Şu meşhur kelebekler önce karnımda sonra da kasıklarımda kanat çırptı. Rengarenk kanatları kıvılcımlarımı harladı ve defalarca onun adını haykırmamı sağladı.
Yüzünde silik bir gülüşle üzerime yükseldiğinde o da ben de üzerimizdeki tüm fazlalıklardan kurtulmuş, aramızdaki tüm engelleri ortadan kaldırmıştık.
Onu girişimde hissettiğimde inlememi dudaklarıma kapanarak yok etti. Ellerini ellerime kenetleyen, tutuşu da öpüşü de asla ayrılmayacağımızı söyleyen bu adam daha ilk dakikadan beni de yok etmişti.
Kalçalarım benden izinsiz onun için havalanırken duvarlarımı zorlayan erkekliği artık içimdeydi.
Başım yastığa düştüğünde, gözlerim huzurla kapandığında ve bu eşsiz tadı aylar sonra yeniden tattığımda beni dikkatle izlediğini biliyordum. Gülerek bıraktığı sıcak nefesi, kıvrılan dudaklarının boynumdaki izi ve çoktan birbirine alışan bedenlerimizin hareketi... Her şey çok ama çok güzeldi.
Yeniden beni boş bıraktığında ve şimdi de yanağım yatakla buluştuğunda hemen sırtıma uzanan bedeniyle elimi geriye attım ve kolumu arkamdaki ensesine doladım.
Alnı omzuma dayanmış inlemeleri kulağıma ulaşmışken verdiği zevk bambaşka bir boyuta eriştiğinde "Sözünde duracağını düşünmemiştim." dedim tatlı bir gülümsemeyle. "Şu denemek istediğin pozisyonlar... Sahiden bu gece hepsini gerçekleştirecek miyiz?"
Kollarımdaki tutuşu gevşedi ve ritmi yavaşladı. Yanağımda hissettiğim dudakları gülümsememi sağladı. "Sanmam," dedi hırıltılı nefes nefese kalmış sesiyle. "Bugün başka."
Neyden bahsettiğini anlayabiliyordum. Bugün gerçekten başkaydı. Dokunuşu, öpüşü, bedenimdeki hakimiyeti... Diğer günlerin aksine başka bir şey var gibiydi.
"Kıyamıyorum," dedi zar zor, ikimiz de bir sona yaklaşırken. "Dokunmaya da öpmelere de doyamıyorum ama aynı zamanda da kıyamıyorum ulan bu gece."
Birbirimizi olabildiğince geciktirmek farklı bir sızı bırakmıştı bedenimde. Kabuk bağlamış yarayı kaşımak gibi acılı, iyileşmeye başlayan o alanı yeniden deşmek gibi haz vericiydi.
Son defa benden uzaklaştığında artık yüz yüze, göz gözeydik.
Daha da hassaslaşan o noktada parmakları da devreye girince gecenin sonu olmayan, ilk sayılabilecek en güzel anını yaşadık; birbirimize karıştık.
Terli alnına dağılan birkaç tutam saçında dolanan parmaklarım göğsüme yasladığı başı üzerinde duraksadı. Çünkü bu doyumsuz adam istifini hiç bozmadan göğsümü dudakları arasına aldı. İç içe geçmiş bedenlerimizi ayırmadan yeni bir birliktelik istediğini bu denli göstermesi bana iç çektirdi.
Bunu anlamış olmalı ki "Karıma kıyamıyor oluşum iyi mi hötü mü karar veremiyorum," dedi puslu sesiyle. "İçimdeki canavara söz geçiremiyorum. Kollarımın arasındaki ceylanı ürkütmemem gerektiğini biliyorum ama dayanamıyorum. İlk dakikadan seni tamamen tüketmeyi ve şu yorgun bakışlarını daha da katlamayı istemiyorum."
Yuvasından çıkıp kendini yanıma bıraktığında, bedenimi sarıp sarmaladığında ve bana zaman tanıdığında avcısına vurulan bir ceylanın aptallığı peyda oldu üzerimde.
"Seninle evli olmak çok güzelmiş," dedim sadece saatlerdir kocam olan canım adamıma. Alnıma bastırdığı dudaklarıyla gözlerim kapandı. Ruhu ruhuma bulaştı ve sözleri bence şimdiden evrene ulaştı: "Umarım bunu karımdan 30 yıl sonra da duyabilecek kadar şanslı bir adam olurum."
Bacaklarımın arasındaki boşluklukla kaşlarım çatılır gibi oldu ama geriye kalan vaktimizin çok olduğunu ve bugün ikimizin de durmaya hiç niyeti olmadığını biliyordum. Bu yüzden de olabildiğince kendimi rahatlattım.
"Bugün 30 yaşına basan bir adamın bundan 30 sene sonrası için dilekte bulunuyor olması ne hoş tesadüf." Takılacağı noktayı bildiğim için dudaklarımı birbirine bastırdım ve gülüşümü saklamak amacıyla gözlerimi gözlerinden kaçırdım.
Sırtımı okşayan eli duraksadı önce. Sonra da kavisli kaşları çatıldı ve bakışları kısıldı. "Bir dakika, bir dakika!" dedi erkeksi tonlamasıyla. "Sen benim yaşıma bir imada mı bulunuyorsun?"
Anlamazlığa vurarak "Yoo..." dedim masumane bir tavırla. "Yoksa sen takılıyor musun bu tarz şeylere?"
Gitti geldi düşünceleri ama sert tavrından da ödün vermedi. "Ne alaka?" dedi bakışmamızı kesip beni yeniden göğsüne çekerken. "Senin düşündüğün gibi 30 olmuyor, onu söyleyecektim ben." derken düşünceliydi sesi. "29 yeni bitiyor ya 29 sayılıyorum yani."
Yersen.
Omzumu silktim ve "Tamam işte hayatım," dedim sert göğsünde dolandırdığım parmaklarımla kendimce oyunlar oynayarak. "29 bitince 30 başlıyor. Yanlışın var, şu an 30 oluyorsun."
"Defne!" Sıkıntılı bir soluk bıraktı saçlarımın arasına. "Ben az önce karıma kıyamıyorum mu, demiştim?" dedi kaba sesiyle. "Fikrim değişiyor." Çıplak kalçamı avuçlayıp beni kendine bastırdığında "Seni altıma alasım ve nefes aldırmayasım geliyor." diye devam ediyordu tehdidine.
"Tahmin edebiliyorum," dedim bacaklarımın arasındaki iri bacağına sıcacık kasığımı yaslayarak. "Güzelliğim karşısında zor tabi." Elim, göğsünden karnına oradan da kasığına ilerliyordu yaramazlıkla. "23'ünü yeni bitirmiş, güzeller güzeli taş gibi bir karın var." Varla yok arası bir dokunuşla yeniden sertleşmeye başlayan erkekliğini okşadığımda belimdeki kolu sıkılaştı ve nefesi tekledi. "Benim için her an bu halde gelirken nefes aldırmak istemiyor oluşun sence de çok normal değil mi?"
Kalkıp kucağına oturuşum ve onu ansızın kabul edişim "Siktir, yavaş!" diye haykırmasına neden olsa da ben hiç de uslu durmak istemiyordum. "Sen aklını mı kaçırdın?" diye kızdı bir de üstelik. Sonrasındaysa acımı almak ister gibi kalçamdan enseme sürüne sürüne çıkan eli tüm sızımı aldı götürdü.
Üzerinde yükselen bedenim ona yaklaşınca karnıma sıkıca bastırdı dudaklarını. "Sen kaşındın," dedi iki yanımdan kavradığı belimi okşarken. "Ben 35'ime kadar burada benden 4 tanesini yeşertmeyi düşünüyordum." Kıvrık, uzun, gür kirpikleri arasındaki alttan bakışları öyle zehirliydi ki istediği her şeyi anında elde edebilirdi. "Madem 29 değil 30... Desene vaktimiz az... Elimizi, belimizi çabuk tutmalıyız öyleyse."
İri iri açılan gözlerim ve şaşkınlık dolu ifademle dudaklarını ıslattı ve ben doğru anlayıp anlamadığımı bile soramadan başını hafifçe onaylar gibi salladı. "Senin de dediğin gibi," dedi bedenimi zorlanmadan hareket ettirip içimdeki sertliğini koruyarak. "Taş gibi karım olunca, genlerimizin gücünü genç yaşta kullanmadan olmaz diye düşündüm. Yaparsın Defne, biliyorum ben seni. Gencecik yaşta mis gibi anne de olursun kariyerini de yaparsın."
"Bu senin bana kıyamıyor oluşunsa eğer... Diğer halini düşünemiyorum bile." Saçlarımdaki okşayışı ise beni mayıştırdı. "Ama yine de... Bana karşı sert olmanı seviyorum," dedim utanç duymadan mırıltılı çıkan sesimle. "Ve beni gaza getirişinin farkındayım."
Göğsüne tutunup kendimi hareket ettirdiğimde hissettiğim dolulukla fazlasıyla memnundum. Eğilip dudaklarına küçük bir öpücük kondurduğumda yamuk bir gülüş vardı dudaklarında. "Yine de aramıza giren onca zamana rağmen dokunuşlarındaki naiiflik daha çok cezbetti beni." demekten kendimi alıkoyamadım. "Ve bu bebek muhabbeti asla burada bitmedi!"
Ama Alpay bu andan sonra ne kıyamıyorum demelerini tutmuştu ne de benim sızlanmalarımı duymuştu.
Kucağında başladığımız birliktelik odanın her bir köşesinde devam ederken ilk defa bu kadar birleşip ilk defa bu denli doyamamıştık birbirimize.
Sınırlarımız ilk defa bu kadar net kalkmış, ilk defa bu gece doyumsuzluğun verdiği sınırsızlığı yaşamıştık.
Bu yüzden de şu an asla gözlerimi aralayamıyor, uykuyu bırakıp kendimi onun sesine veremiyordum.
"Hadi," diyordu uzaktan gelen sesi. "Uyandırmasam uyanacağın yok yavrum saat kaç oldu." Üstelik iri elleri de bacaklarımdaymış gibi hissediyordum hala. Dünden sonra onun varlığını hayallerde bile hissetmemek saçmalık olurdu zaten. "Hadi yavrum artık uyan. Akşam oldu..." Bacaklarımı okşayan ellerini çekmesi gerekliydi.
Çok ama çok uzaktan gelen sesi evet çok güzeldi ama şu an uyku çok çok daha cezbediciydi. Üstelik bedenimde hissettiğim bu hafif temaslar öyle güzeldi ki beklediğinin aksine uykumu derinleştirirdi.
Hareketlenip diğer tarafa döndüm ve başımın altındaki yastığa sarıldım sıkı sıkıya. Kokusunu soludum uslanmazlıkla.
Değil yastığım, yanağımı yasladığım parmak uçlarım bile resmen o kokuyordu.
Üzerim hatırladığım gibi çıplak değildi, belli ki onun tarafından temizlenmiş yine onun tarafından giydirilmiştim.
Dönüşümün ardından kasıklarıma düşen ince sızıyla hafifçe inlediğimde o acıyı dindiren hafif bir dokunuş hissettim bacaklarımın arasında. "Alpay..." Bu defaki inleyişim sızının yerini alan zevkin nedeniyle çıkmıştı dudaklarımın arasından. "Uykum var. Lütfen yapma."
Hemen arkamdaki bedeninin yatağıma iliştiğini hissettim. Yüzümü kapatan saçlarım düzeldi önce. Sonra da kulağıma fısıldayışını, boynuma bıraktığı nefesini duyumsadım yüzümdeki hafif tebessümle. "Bir şey yapmıyorum," dedi uslu uslu. "Eşimin uyanmasını kolaylaştırıyorum."
Üzerimden kamyon değil Alpay Emir geçmişti ve bu bana kısa bir an acaba kamyon mu geçseydi dedirtmişti. Çünkü toparlanmamız daha kolay olabilirdi.
Mutluluk sarhoşluğuna büründüm ve fısıltıyla "Ay doğru biz evlendik," dedim yaşadığım anlık farkındalıkla. "Baya baya kocam yaptım ben seni. Gerçekten de eşinim ben senin."
Kısık sesli gülüşü beni kendime getirdi. Ayak bileğimdeki eli gevşedi ve bedenimin üzerine eğdi bedenini tamamen yanıma bıraktı.
O küçücük arada benimle yatağın bitimi arasında koca bedeni yer bulamayınca neredeyse üzerimdeydi. Ona dönmek, sarılmak, defalarca öpmek istiyordum ama kolumu kaldıracak hali kendimde bulamıyordum.
"Son defa uyarıyorum, hadi." dedi kolunu karnımın altından geçirip beni kendisine çevirirken. Gözlerim kapalıydı, kolumun altından göğsüme uzanan koluyla sırtım onun sert gövdesine yaslıydı. Huzur tam da buydu bence biraz da böyle uyumalıydım.
"Gözüme iki gram uyku ya girdi ya girmedi. Koynunda soluksuzca uyumam gerekirken gözümü kırpamadım seni izlemekten. Öyle güzel uyuyordun ki bir süre sonra dokunuşlarımdan, sürekli seni sarmalayan kollarımdan uyanacaksın diye korkup sabahtan kalktım ve karıma kahvaltı hazırladım. Ama gel gör ki saat üçe geliyor ve benim uykucu karım anca benim zorlamamla uyanıyor."
Başımı geriye yasladım ve omzuna sığındım. "Birazcık da böyle uyuyayım, n'olur." diye sızlandım göğsümün üzerindeki iri koluna sarılarak. "Acayip uykum var. Yarın sabaha kahvaltımız hazırmış bak. Hadi gel uyuyalım."
Beni taklit ederek "Benim de acayip sana ihtiyacım var," dedi kulağıma doğru. "Birkaç dakika içinde kendine gelmezsen alacağım seni kucağıma, gireceğim buz gibi havuza ve çıkmayacağım saatlerce içinden."
Yutkundum ve titreyen kirpiklerimi araladım zar zor.
Nereden çıkmayacağını söylemişti lakin ben havuzdan bahsettiğini düşünmediğimden güvenemedim.
"Günaydın," dedim tatlılıkla. Dönüp kucağına yerleştim ve yanağını öptüm uykulu uykulu. "Tünaydın..." Sonra dönüp diğer yanağını öptüm ıslaklık bırakarak. "Ve iyi geceleer!" deyip kendimi geriye doğru bıraktığımda kollarım iki yana açılmış bedenim yatağın tam ortasına dağılmıştı. "Yarın sabah görüşürüz kocacığım."
Güldü bu halime; iç çekişi, "Benden günah gitti." değişi ve eğilip bedenimi kucaklaması beni kendime tam anlamıyla getirmiş sayılırdı.
Yatak odasından çıkmasına izin vermeden "Uyandım, uyandım!" dedim panikle. "Çok uyandım hem de, tamam yok havuz falan." Kollarımı boynuna dolayıp sıkı sıkı sarıldım, öptüm. "Bu defa gerçekten günaydın canım adamım."
Bir gözüm aralık diğeri yarım yamalak açık derken karşısında iğrenç durduğumu düşünerek onu uyandığıma ikna ettim ve kendimi odadaki banyoya attım.
Aynaya baktığımda ise... Harika görünüyordum.
Temizlenmiştim, misler gibi giydirilmiştim ve dünkü akan makyajım da dahil olmak üzere her şeyden arındırılmıştım.
Saçlarım kurutulmuş ve taranmış, hatta yanlış düşünmüyorsam beden losyonum bile es geçilmemişti.
Bakım ürünlerimin yerleştirildiği tezgahta hayatımdaki adamın varlığına minnet duyarak buz gibi suyla kendime gelip üzerimdeki geceliğime baktım.
Hiçbir yerimi kapatmayan geceliğime... Değil Alpay'ın karşısında, kendi başıma bile giyinmeye utanacağım kadar yoldan çıkarıcı duran geceliğime... Benim olduğunu asla düşünmediğim geceliğe!
Alelacele odaya girdiğimde yerde duran valizlerimize koştum. Uyuduğum sırada eşyalarımızı yerleştirmesine sevinemedim bile.
Bana ait olduğunu düşündüğüm valizin içinde tek bir tane adam akıllı kıyafet olmaz mıydı? Kim tarafından hazırlandığı değil de hangi emeller uğruna hazırlandığı aşikardı.
TEŞHİRCİLİK!
"Esma!" Dişlerimin arasından soluğumla eş zamanlı olarak dökülen ismi şehre döndüğüm an boğazlamak istiyordum. "Yok artık!" Valizin kenarındaki pembe tüylerle bakışlarım korkuyla kısıldı. "Tüylü kelepçe ne be! Kafayı mı yedi bu kız?"
Üzerimdeki tülden geceliğin üzerine siyah renkli uzun sabahlığı geçirip doğruca odadan çıktım.
Sakin olmalı, anın tadını yaşamalıydım. Şu an için tek korkum Alpay'ın o saçmasapan şeyi görmüş olma ihtimaliydi.
Mutfağa girdiğim an güzel kokular karşıladı beni.
Canım adamım siyah şortuyla, beyaz tişörtüyle beni benden alırken ocağın başında bir şeyler yapıyordu. Doğruca yanına vardım ve kolumu beline dolayıp başımı koluna yasladım.
Bahçeye kurulan sofrayı görmemle midemin sesi de yükseldikçe yükseldi. "Tüm bunları?" dedim sorar gibi. "Sen yapmış olmazsın!"
"Mutfaktaki marifetlerim yataktaki kadar derin değil," dedi şakağıma derin bir öpücük bırakırken. "Birçok şey önceden hazırlanmış ve dolaba konmuş. Bana sadece ısıtmak ve masayı kurmak düştü."
"Yaa," diye miyavladım elimde olmadan. "Hatırlıyor musun, evimizde bize kahvaltı hazırladığında sana bir şey söylemiştim?"
Devam etmemi ister gibi derin derin baktığında parmak uçlarımda yükselip küçük bir öpücük çaldım hırpalanan dudaklarından. Ve elime aldığım ısıtılmış böreklerle bahçeye ilerlediğimde peşimdeydi.
"Hem yatakta hem de mutfakta iyi olduğunu kanıtladığını, artık kocam olmaya hak kazandığını..." O anlar zihnine düşmüş gibi güldü ve tamamlandığını düşündüğü masayla geçip oturdu beni de yanına almak isteyerek. "Yanılmamışım!"
Gülümseyişine dalmadan önce masaya baktım. "Ama atladığın bir şey var," dedim onun oturmasını ve kalkmamasını sağlayıp doğruca mutfağa girerek. "Bekle beni, hemen geliyorum."
Dolaptaki yaş pastayı aldım ve paketin yanına ne kadar mum konduysa hepsini pastaya sıraladım. Yanan mumlarla beraber yanına geri geldiğimde şaşkın gözlerle bakıyordu bana.
"Evliliğimizin ilk hatırlatmasını yapıyorum," dedim genişçe gülümseyerek. "Geceden kalan kutlama pastalarımız ertesi günün kahvaltı masasında kendine yer bulmalı. Pastanın tamamı olsun, sona kalan ve unutulan ufacık bir dilim olsun hiç fark etmez..."
Tam önüne koyduğum pastaya baktım mutlulukla. Küçükken her doğum günü pastalarındaki o mum ortakçısı bendim işte. Şimdi sevdiğim adamın ömrüm boyunca doğum günü mumlarını üflemeye hakkım vardı artık.
Şirinlikle "30 tane mumumuz yok ama," dedim aralık bacakları arasına girip kucağına otururken. Saçlarına öpücük kondurdum ve geri çekildim. "Zaten onca mumu da nasıl bulalım, nasıl yakalım..." Karşılığındaysa sabahlığımın üzerinden kolumu ısırdı bu adam. "Tamam tamam," dedim kıkırdayarak. "29 tane olsaydı bari."
"Gelmişsin kendine, iyi oldu bu. Boşuna üzmeyeyim kendimi yedin bitirdin kızı, diye."
Bense omuz silkip devam ettim: "Sen yine de yaşınca mum varmışçasına dileğini dile sevgilim. Söndürmekteki ortakçın benim bundan sonra ömrüm el verdiğince. Senin doğum günün olabilir ama ne de olsa artık bizim evlilik tarihimiz. Kutlamalar ortak bundan sonra."
Belime dolanan eli karnımı sevdi her bir sözümle ve ışıl ışıl gözlerle dinledi beni. "Rötarlı kutluyoruz ama doğum günün kutlu olsun canım adamım." dedim dolu dolu gözlerle. "Bundan sonra aldığın her yaşında, geride kalacak yıllarımız için teşekkürler edeceğim sana. Sen her 26 Temmuz gününde yeni bir yaş alırken, biz, her 26 Temmuz gecesinde, beraber geçireceğimiz yaşanmışlıklarımızı ardımızda bırakıp yenilerinin peşine düşeceği."
Birkaç defa ufak ufak öptük birbirimizi ve beraber üfledik yanan alevleri.
Alpay'sa bu defa bana bakıp dileğim gerçekleşti demedi.
Aksine ayrı bir heyecan ve apayrı bir istekle gözlerini kapayıp içinden geçirdi isteğini.
Güzeller güzeli masaya sonunda oturduğumda "Sonunda pasta yiyebileceğim," dedim çocuksu bir heyecanla. "Gelinliğin içinde millete güzel gözükeceğim diye ağzıma sağlıksız tek lokma sürmedim aylarca. E biliyorsun benim sağlıklı şeylere alerjim var. Aç kaldım anlayacağın. Vakit doyma vakti!"
Ancak karşımdaki adamdan "Önce kahvaltı!," uyarısı heyecanla kalkan çatalımı duraksattı. "Birkaç lokma yediğini göreceğim yavrum önce. Kendini aç bırakmanı da sonra konuşacağız." Servise hazırladığım pastayı önümden alıp kendi tarafına bıraktı yaşadığım hüznü fark etmeden. "Sonra dilediğince yersin pastanı."
Kesin benim dilimimde inşaatçı yazısının yarısını var diye kıskanmıştı. Yoksa niye kendisine alsındı.
Uzandım ancak o elimi tutarak buna engel oldu. "Verir misin pastamı?" dedim çıkışarak.
"Önce kahvaltı..." dedi ve kendisi afiyetle ondan bundan şundan yemeye başladı.
Bir de kendi yemesi yetmiyormuş gibi beni beslemeye kalktı.
Tatlılıkla, birçok laf oyunlarıyla pastayı unutturup doyurdu sahiden karnımı.
Ama ben asla unutmazdım. Sıra pastadaydı.
Yan yana duran pasta tabaklarımıza dalmışken az önce önümden aldığı tabağı uzatacaktı ki "Alpay Emir," dedim gizli saklı bir olayı zorlukla çözmüş edasıyla. "Neden senin dilimin benimkinden daha büyük?"
Elindeki çayı masaya bıraktı ve "Ne?" dedi anlam veremeyerek.
Kendimi ele vereceğimin farkında olmadan "Son yarım saattir defalarca ölçtüm biçtim buradan sevgilim," dedim iki parmağımla önce gözlerimi sonra da yanında duran iki tabağı göstererek. "Sağdaki senin olan ve benim dilimimden daha büyük baksana." Yine de doğum günü çocuğu olduğunu hatırlayarak "Yani sen sevmiyorsun ya böyle yaş pasta falan," dedim toparlama isteğiyle. "Ondan dolayı dedim. Yoksa tabiki istediğini alabilirsin."
İçten bir gülüş ve sonrasında önüme konan iki tabak...
Biz Allah'tan Alpay'ın kocaman dilimli pastasını istedik ama karşımızdaki adam bize kocaman iki dilim pastayı da vermişti. Baya baya bize aşıktı. Yoksa kim kime bunu yapardı?
Utanmamalısın, utanmamalısın, kocan o senin, utanmamalısın.
Islattığı dudakları gülümsemesini gizlemek içindi, biliyordum. "Servisi sen yaptın ya güzelim," dedi beni pek de utandırmak istemez gibi. "Karnını güzelce doyurduğumuza göre, ikisini de yiyebilirsin bence."
"Yok olmaz öyle," dedim yemek sonrası çöken yorgunlukla. Ama onun dilimini önüme çekmekten de geri durmadım. Diğerini de "Zaten bunda İnş yazıyor bak," diyerek ona ittim. "İnşaatçı olarak bunu yemek sana düşüyor."
İçeride koca bir pastanın devamı duruyorken onunkine göz koymuş olmak hiç normal değildi ancak koca bir çatal dolusu çikolatalı-çilekli pastayı ağzıma hapsettiğimde zevkle inledim. "Bu... Çok güzel!"
Birkaç çatal daha sonrası gözlerimi araladığımda karşımdaki adam aralık dudakları ve kısılmış gözleriyle inceliyordu beni.
Ups!
Yakalanmıştık.
Dudaklarımın etrafına bulaşan kremaları yalayıp tatlı tatlı gülümsedim kendime gelerek.
Dünden beri aklımdan çıkmayan pastaya sonunda ulaşmak ne yalan söyleyeyim her anlamda çok iyi gelmişti. Üstelik depoladığımız enerji Alpay'ın da işine yarayacaktı, bunu bilmiyor muydu?
"Bu kendinde geçişlerini," dedi iç çekerek. "...ve beni deli gibi tahrik eden zevkle inlemelerini sana yemeklerin de yaşatıyor olması kendimi hıyar gibi hissetmeme neden oldu şu an."
Ciddiyetle söylediği kelimeleri seslice gülmeme ve onu gözümde tatlı mı tatlı büyük bir dilim yaş pasta gibi canlanmasına neden olmuştu.
"Kıskanmadığın bir pasta kalmıştı, o da oldu." dedim oturduğum yerden kalkıp onun kolları arasına girerken. "Hıyar falan ayıp oluyor şimdi. Demez misin kocam hakkında öyle şeyler."
Dokunmadığı pastasından aldığım ufak lokmayı dudaklarına götürdüğümde sorgusuzca araladı ağzını. "Dene bak, anlayacaksın neden bu kadar sevdiğimi," dedim bana inanması için başımı omzuma eğerken. "Gerçekten çok güzel tadı. Daha önce bu kadar güzel bir şey yememişsindir bence."
Ufacık lokmayı dağ etti, çiğnedikçe çiğnedi ağır ağır.
Bu bekleyişte kucağından kalkmama ondan uzaklaşmama müsade etmedi.
Bense pastanın üzerindeki büyük çilekleri yemekle meşguldüm onu beklerken. İştahım çok fazla açılmıştı.
"Sanmam," dedi en sonunda merakımı gizleyemediğimde onu sabırsızlıkla beklediğimi bildiği için. "Daha önce bu kadar güzel bir tadı tatmadığımı düşünüyorsun muhtemelen ama teninden aldığım tadın yanında bu hiçbir şey."
"Ya..." derken kaşlarım havalandı, yüzümden eksik olmayan gülüşlerim yeniden canlandı. "Demek benim daha tatlı olduğumu düşünüyorsun."
Bedeniyle geri ittiği sandalyeden tek hamlede benimle beraber kalktı ve içeriye adımladı. "İstediğin gibi bir karşılaştırma yapabilmem için seni de yeniden tatmam gerekiyor." dedi benim aksime daha keskin bir ifadeyle. "Cevabım hazır ancak sağlamasını yapsam iyi olacak."
Tabi o an ona hayır diyemeyeceğimi bildiğimden, istemediğimi söylesem de sahici gelmeyeceğinden bir şey diyemedim; sağlamasını yapmak istediği anların tadını çıkarmakla kaldım.
...
Kucağımdaki dondurma dolu kâseyi yarılamak üzereydim, Alpay Emir beline doladığı havluyla bedenini sergilediği sırada saçlarını kurulayarak yanıma geldiğinde.
Hava kararmış, günün sıcaklığı azalmıştı bahçede oturup onun yokluğunda telefonumla ilgilenirken.
Aynı çatı altında iki gün geçirmiştik şimdiye tek.
Tek yaptığımız tavşanları aratmayacak derecede mekân ve zaman fark etmeksizin çiftleşmek, bir daha birbirimizin olamayacakmışçasına dip dibe vakit geçirmekti.
Ama artık dış dünya ile bağlanma vaktiydi. Bu yüzden de düğünümüzden bu yana gelen mesajlar, paylaşılan fotoğraflar ve tebrik yorumlarına ayrılan zaman da onun banyoda olduğu ana kalmıştı.
Melih'in düğün sonunda herkesi sollayarak yakaladığı buketimi hiç tanımadığı kızlara kur yaparak hediye etmeye çalışmaları sonrası sosyal medyasına eklediği tanıdık isimlerle göz devirdim. Geçtiğimiz iki ay boyunca ara sıra o isimsiz kızla hala konuştuğunu, her ne kadar takmıyorum dese de merakından öldüğünü biliyordum.
Ve ben de o işe el atmak için sabırsızlanıyordum. Normal hayatımıza geri döndüğüm ilk an Melih ile bunu konuşacaktık.
Bana doğru gelen adam göz doyurucu iri bedenini yanıma bıraktığında Melih'ten gelen onlarca mesaja bakamadan telefonumu kapattım. Oysa konunun önemli olduğundan bahsetmişti ama şu an yanımdaki adamdan daha önemli değildi.
Bileğime sarılan parmakları ağzıma götürmek üzere olduğum dondurma dolu kaşığı kendi dudaklarına çevirdi. "Bu dondurma için miydi öncesinde bensiz banyoya kaçışın, beni yalnız bırakışın?"
Burnu boynumda, yanağımda, saçlarımda dolanınca kıkırdadım az önce durulmamız hakkında konuşmamışız gibi yeniden yan yana olduğumuzu fark edince.
Mis gibi kokan ıslak saçları arasına dalan parmaklarım ensesinde son buldu. Çenemi omzuna yasladım bağdaş kurduğum çıplak bacaklarımın duruşunu bozup onun bacakları üzerine uzatırken.
"Pek sayılmaz," dedim fısıltıyla. "Herkesin düğünümüzü konuştuğunu duyunca merakıma yenik düşüp telefonuma koştum. Ama senin içeride bensiz duşta oluşun bende hararet yapınca sen yerine bu dondurmada bulmak istedim sanırım çareyi. Sen o harareti alırken beni fazlasıyla yoruyorsun çünkü."
İkinci kaşığı da benim ellerimi kullanarak ağzına aldığında "Yanıma gelmeni ve bana eşlik etmeni tercih ederdim, biliyorsun değil mi?" dedi dudaklarını ıslatıp buz gibi dondurmayı eriterek.
Daldığımı fark ettiğinde kıskanç bir çocuk gibi kâseyi kendi kucağıma çektim. Ama o da yüzümü yüzüne çekti, çenemdeki parmakları yardımıyla. Dudakları dudaklarımın üzerinde kıpırdadığında güzel gözlerine odaklandım kararlılıkla.
Öpmüyor, temasıyla beni yoldan çıkarıyordu; o yola hiç giresi olmayan bana nasıl davranacağını bilerek. "Biliyorum kocacığım," dedim gözlerimi kırpıştırarak. "Ama o kadar ara vermiyoruz ki artık rüyamda bile seninle sevişiyormuş gibi hissetmek aklımı bulandırıyor, sen de beni anlıyorsun değil mi?"
Gür kahkahası bahçede yankılandığında başını geriye atışına, hareketlenen boğazına ve yutkunmasıyla ortaya çıkan âdemelmasına baktım uzun uzadıya.
Bundan aylar önce, mutfak tezgahının üzerinde onunla burun buruna olduğum anda, boynundaki çıkıntıdan bile tahrik olacak kadar ona çekildiğimi hissettiğimde ve bana söylediği sözler zihnime iliştiğinde o an anlayamadığım ama şu an fazlasıyla anımsadığım hisler geldi yerleşti yüreğime.
Titrek bir sesle "Neden böyle oluyor?" diyerek iç çektim. Dudaklarına yerleşen ince bir gülüşle izliyordu beni. "Defalarca yaptık!" dedim ona da kendime de uslanmayan hislerime de kızarak. "Dünden bu yana saatlerce, her yerde, dur durak bilmeden yaptık! Doymamız lazım, durmamız lazım ama... Olmuyor!"
Yüzüme dökülen nemli saçlarımı kulağımın ardına sıkıştırdı ve esrarengiz bir sesle "Ne yaptık?" diye sordu sanki ne yaptığımızı bilmezmiş gibi. Yanağımı seven eline yerleşti başım.
Şu an tam da onun dediği gibi güzel mi güzel bebeği gibiydim. Gözlerimi kaçırdım ve çatılan kaşlarımla devam ettim. "Bu defa kararlıyım, seni değil dondurmamı yiyeceğim." dedim kenara bıraktığım kâseyi yeniden kucağıma alıp ondan birazcık uzaklaşarak.
"Hararetini alacaksa..." dedi yayıldığı yerden doğrulup belindeki havluyu tutarak. "Ve seni yormayacaksa ye bakalım yiyebildiğin kadar." Alaylı gülüşü ardından göz kırpışına ve çekici sırtını dönüp içeriye üzerini giyinmeye gidişine baktım aralanan dudaklarımla. "Ben dondurma hakkımı akşam senin teninde yiyerek kullanmak istiyorum."
Dayanamayıp ben de kalktım ve hemen peşinden odaya daldım ama asla tükürdüğümü yalamayacaktım.
Yapılı bacaklarından geçirdiği çamaşırını giyinirken omzunun ardından bana bakmasıyla bakışlarımı kaçırdım. "Terledim," dedim dalgalı saçlarımı ensemde toplayıp masadaki tokalardan birini aldıktan sonra geceliğimi çıkarıp sadece alt çamaşırımla kalırken. "Üzerimi değiştireceğim. Hava çok sıcak."
Yersen.
"Dondurma fikri pek işe yaramamış gibi yavrum. Almamış hararetini." Uzun bacaklarından şortunu da geçirirken gözlerini çekemedi üzerimden. "Sosu falan eksikse demek ki."
"Canım üzerimi değiştirmek istedi," dedim üste çıkmak isteyerek.
Yoğrulmaktan dolgunlaşan çıplak göğüslerime iç çekerek bakıp önüne döndü. "Nasıl istersen güzelim," dedi sonrasında sesli bir yutkunuşla. Ama sıcak basınca yüzüme doğru salladığım ellerimi görünce sinir bozuculuğa devam etti: "Yetmediyse eğer bi' kap daha dondurma getireyim ben sana."
"Başlayacağım dondurmana ya," diye homurdandım valizden adamakıllı bir şey bulmak için eğilirken. Ama o koskoca odada başka yer yokmuşçasına bedenime temas ederek geçti yanımdan. Aynanın karşısında beni izlediğini biliyordum. Bu yüzden de ona bakamıyordum.
Az önce terledim diyen, incecik geceliği bir çırpıda çıkaran ben değilmişim gibi sabah giyindiği, benim tarafımdan bir köşeye atılan tişörtünü alıp geçirdim üzerime.
Belli belirsiz bir ritimle çaldığı ıslığı son buldu ona baktığımda. "Avucumu doldurmayan çamaşırlarındansa bana ait şu bez parçalarının içinde daha çekici olmanı nasıl açıklayacaksın?" dedi ifadesiz bakışları tenimi arşınlarken. "Oysa tam tersi olması gerekmez mi?"
Küçük adımlarla yanına ulaştığımda sırtına bastırdım sıcak dudaklarımı. Hararetimi dondurmalar değil, o almalıydı. "Bilmem ki," dedim dudaklarım büzülürken. "İçinde kendimi daha önce hiç hissetmediğim kadar güzel bulduğum tüm çamaşırlarım iki dakika bile kalmıyor sen yanımdayken. Bunun cevabını sen vereceksin, ben değil."
İki yana kıvrılan dudakları istediğini elde eden adamın zaferini selamlıyordu sanki. "Benden almak istediğin cevaplar sözlü olmuyor genelde," dediği sırada tişörtün içine sızan parmakları çıplak tenimle bütünleşmiş, çoktan kendine yollar çizmişti. "Kabul ediyorsan, kendi yöntemlerimle verebilirim istediğin cevapları."
Gözlerimin içine yoğun isteklerle bakan adamıma karşı gelemediğim ve gelmek de istemediğim için başımı sallayarak vermiştim almak istediği onayı.
Dudaklarımızın arasında milimler kala, tenimi yakan elleri bir zamanlar ona yasaklı saydığım aralıklara ulaştığında şu akşam kullanmak istediği dondurma hakkını şu an ister miydi acaba diye düşünüp duruyor, kendime söz geçiremiyordum.
Yeniden çırılçıplak kaldığımızda, tenimde dolanan dilinin ıslaklığı kurumaya bile fırsat bulmadan defalarca bir sona ulaştığımızda ve soluklarımız birbirine karıştığında gülmelere de doyamıyorduk, birbirimize doyamadığımız gibi.
"Benim sana bir şey söylemem gerek..." dedim mırıl mırıl bir sesle.
Yatakta onun kolları arasında yorgunluktan bayılır gibi bir halde yaşamaya çalışırken karnımı kapayan eline tutundum ve yüzümü ona döndüm.
"Dinliyorum, yavrum." dedi diyeceğim şeyin ne denli ciddi olup olmadığını çözmek ister gibi dikkatle mimiklerimi incelemeye çalışırken.
Bense stresle dudaklarımı dişlemiş, bir an bunu onunla nasıl paylaşacağımı bilemeyip onun güzel gözleri hariç her yeri incelemiştim.
Heyecandan ölecektim. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi nefessizdim.
Üzerimizi kapayan ince çarşafı umursamadan hareketlenip daha da göğsüne sığındım. "Böyle devam edersek," dedim karnımın üzerindeki elinin dışını okşayarak.
Yutkundum sonra defalarca. Birçok duygu geldi geçti anında her bir bakışmamızda. "Yani günün her anı kendimizi böyle yatakta bulursak... Ki bulmadığımız tek bir an bile olmadı."
Onun kaşları havalanırken benim omuzlarım çöktü, heyecanım dilime vurdu, cümlelerimi susturdu.
"Çok beklemeyiz değil mi?" diye sordum cevabını bildiğim halde. "Sen korunmazken... Ve ben zaten korunmayı bırakmışken..." dedim heyecandan iyice yok olmaya başlayan sesimle. "Sence bebeğimiz bizi çok bekletir mi, sevgilim?"

Yorumlar