45. Bölüm
- rubeyyka

- 26 Kas 2025
- 16 dakikada okunur
Akşamın serinliğinde, evimizin güzel bahçesinde, sevdiğim adamın yolunu gözlüyordum dakikalardır. Üstelik o yolun bir an önce bitmesini dileyen sadece ben de değildim.
Gün geçtikçe büyüyen ve beklediğimizden daha çabuk hareketlenen Limon, sağa sola koşuşturuyor, onun arabasının sesini duymayı ve Alpay'ı kapıda karşılamayı sabırsızlıkla bekliyordu.
Bense bilgisayar başında, onsuz boğazımdan geçmeyen lokmalarla saatlerdir çalışıyordum. Hastaneden ayrıldığımdan bu yana internet üzerinden koşuşturduğum tüm işler balayı sebebiyle birikmiş, dağ olup tüm günlerimi yiyip bitirmişti.
Asla bitmesin istediğimiz minik tatilimiz 4 gündür bitmişti ancak sanki üzerinden aylar geçmişti. O gün bugündür Alpay Emir de ben de rahat bir nefes alamamıştık doğrusu.
Ama yine de ne olursa olsun kendi evimizde kendi düzenimizde geçirdiğimiz bu 4 günü hiçbir şeye değişmem, değişemem.
Tüm yorgunluklarımız gecenin sonunda birbirimizin kollarında son bulunca hiçbir şeyi görmüyordu gözlerim. Onunla aynı yastığa baş koymak, güne kollarında başlamak ve yorucu bir günün ardından onun dizlerinde uyuya kalmak...
Fark ettim de... Kesinlikle bir an önce gelmeli, ona olan özlemimi dindirmeliydi.
Çok mu içten istemiştim bu dileği yoksa vakti mi sihirli bir ana denk gelmişti bilmiyordum lakin Limon'un havlayışları, kendi ekseni etrafında deli danalar gibi çırpınışları benim de yüzümü gülümsetti.
"Şımarma bu kadar Limon görünümlü Şerro! Kocamı benden daha fazla özlemiş olamazsın."
Onun bu hareketleri, beklediğimiz kişinin geldiğinin göstergesiydi.
Bahçe görüşünü engelleyen uzun kapıya koşunca "Adamımı benden önce kucaklayamazsın!" diye söylendim, üzerine oturduğum için uyuşan bacaklarımı umursamadan ayaklanırken. Çıplak ayaklarımı gıdıklayan çimlerin varlığını yok saymaya çalışıp bedenimi esnetmeye çabaladım, tutulan boynum ve omuzlarımı okşayarak.
Arabasının sesi duraksadı ve sadece birkaç dakika sonra karşımızdaydı. Kolunun altına sıkıştırdığı bilgisayarı ve birkaç büyük kâğıt yığınıyla bahçe kapısını araladığında Limon benden önce fırladı ve ona şirinlikler yapmaya başladı.
Ben eksik kalır mıydım? Anında adımlarımı hızlandırdım.
Yorgun çehresine yayılan o güzel gülümsemeyi ilk ben kapmalıydım.
Ben geldim, güzel bebeğim! demesine, beni evin herhangi bir odasında aramasına gerek kalmayan günlerden birinde olduğumuz için göz göze geldiğimiz ilk an yorgun bir tebessümle selamladı bizi:"İyi akşamlar canım ailem."
Kocamın tüm yorgunluğuna rağmen aşırı yakışıklı ve çok daha aşırı ofofof be adam'lık oluşu gözlerimi kamaştırdığı için tebessümünü yakından görmeli, belki de dudaklarımı dudaklarına bırakarak gülüşünü tenimde hissetmeliydim.
Limon'un başını okşayıp gülerek ve bu ilgiye sevinerek onun heyecanlı havlamalarını durdururken ona adımlayan ayaklarım yarı yolda duraksadı çünkü onun daha büyük ve daha hızlı adımları bizi birbirimize ulaştırmıştı.
"Hoş geldin sevgilim..." Kollarımı beline dolayıp başımı göğsüne yasladım; hızlanan kalp atışlarını duyabilmek ve eğer hızlanmadıysa bana olan aşkının durup durmadığını anlayabilmek için.
Bunu daha önce de yapmıştım. Gülmesi için; onu evimizde karşıladığım ilk gün bunu ona söylediğimde, beklemediğim bir ciddiyetle Bir daha bunu sakın yapma, demişti bana. Değil seni görünce, sadece düşününce bile hızlanan bu atışlar, hızı duraksayınca değil tamamen durunca da sevdamın son bulmayacağını bilmiyor musun? diye ufak, tatlı bir azar yemiştim. Yine de vazgeçememiştim.
"Hoş buldum yavrum ama..." Sarılışıma dağınıkça topladığım saçlarıma bastırdığı dudaklarıyla son verdiğimde "Kapılarda karşılanmak nasıl bu kadar iyi hissettirebilir?" diye sordu bana, sanki cevabı bendeymiş gibi. "Sabah evden çıktığımdan bu yana kafam sikilmiş gibiydi, ancak şimdi... Dönüp dolaşıp kendimi bulduğum yer evim olunca, sonunda boğulacağımı sandığım o noktada karımın kollarında yeniden nefes alınca nasıl da anlamsızlaşıyor her şey."
"Alpay..."
Geri çekildiğimdeyse dudaklarıma bıraktığı ufacık buse gülüşümü genişletti. "Bana çok fena âşık olduğun için olabilir diye tahmin ediyorum ama sen yine bunu bi' araştır bence kocacığım."
Aklıma sonradan gelmiş bir fikirle parmağımı şıklatıp işaret parmağımla onu gösterdim. "Ya da sadece birkaç günde tamamen karına benzedin ve rahatına düşkün biri oluverdin. Çalışmak seni bunalttı ve tembellik yapabilmek için evini özledin."
Kısa bir an anlıma dayanan alnıyla iç geçirdi ve "Ne kadar özlediğimi tahmin bile edemezsin." dedi fısıltı gibi çıkan sesiyle.
"Hiç olmadı ama böyle. Tüh! Ben de sana benzedim şu birkaç günde. Popom ağrıyor artık masa başında oturup çalışmaktan. Biz en iyisi daha mütevazı bir yaşam seçip bırakalım işi gücü. Bakarım ben sana bana aldığın takılarla."
Keyifli gülüşüyle neşelendiğimde bedenimi kolunun altına alarak eve ilerledi. "Şu kapıyı ne zaman açsam, ardında sen ve bana ansızın gelişlerin..." dedi şükreder gibi. "Tüm gün, günüm bitse de şu anı bir an önce yine yeniden yaşayabilsem, diye diye tüketiyorum tüm saatlerimi."
Bilmiyor muydu ansızın olmadığını, onun için daha o gelmeden heyecanlandığımı?
"Ben yine de karıma benzediğim konusunu bir düşüneyim en iyisi."
Kolunun altından ona göre küçücük paftalardan birini çekip kucağıma aldığımda, eşi olarak eve kadar yardımcı olmak istedim.
Bu, bana göre kocaman olan parçayı almak, eminim ki onun yükünü hafifletmemişti ancak bakışları... Bakışları benim için gerçekten yeterliydi. O gözler tarifsiz duygular barındırıyordu; bu, onun gerçekten mutlu olduğunu gösteriyordu.
Limon'dan Şerro'luğa geçen oğlu an itibariyle peşimize takılıp şebeklikler yapmaya başlayınca eğilip bizi takip eden Limon'u sevdi yeniden. "Tamam oğlum," dedi eğlenerek. "Sıra sana da gelecek, bekle biraz."
Önüme döndüğümde şakağıma bastırdığı dudaklarıyla heyecanla "Aç mısın?" dedim, aç olduğunu ve sanki evde dünyanın en güzel yemeği varmışçasına iştahla akşamı beklediğini bilmiyormuş gibi yaparak.
"Bugün evrenin ve evimizin en mükemmel şefi," Kendimi gösterdim eğer bu bilgiye sahip değilse öğrenmesi adına. "Defne Şef, yani ben, güzel bebeğin ve biricik eşin... Mutfakta harikalar yarattı! Haberiniz var mı?"
Kendimi gösterişime, bu kadar emin konuşuma karşılık şaşkınlık ve memnuniyet ifadelerini görünce gaza geldim. "Hazır mısın yaptığım güzellikleri tatmaya?" dedim koluna girip onu evimize doğru çekiştirerek.
"Alpay Emir o kadar güzel oldular ki off yani. Ama bu defa izlediğim yemek videolarının yorumlarını da okudum. Geçen seferki gibi öyle tutarsız ölçüler de değil üstelik. Bence çok beğeneceksin. Yani bir diyetisyen olarak hiç tasvip etmiyorum yaptığım yağlı ağır yemekleri ama... Aramızda kalırsa kariyerim açısından iyi olur gibi."
İştahla dudakları arasına yuvarladığı alt dudağı, inanamazmış gibi başını iki yana sallayışı ve "Tatmak için aşırı sabırsızım." demesine ek, ilgiyle kısılan gözleri bence aşırı iştah kabartıcıydı.
Benim hevesim ve çocuksu sevincim de böylelikle ortaya çıkıyordu anında. Ben de biliyordum elbette yaptıklarımın yıllardır evlerimizde yediğimiz o leziz anne yemeklerinin yerini tutmayacağını ama deniyordum en azından, yetmez miydi?
"Tamam o zaman," dedim içeri girdiğimiz anda. "Sen üzerini değiştir. Ben de yemekleri koyayım. Bahçeye hazırlıyorum sofrayı. Parmaklarını yiyeceksin, parmaklarını! Parmaklarını değil yaptıklarımı yemen ilk tercihim tabi—"
Kucağımdaki ruloyu kolları arasına bırakıp Alpay'ı yukarı göndermeye uğraşırken ansızın eğildi ve yanağımı kopardı.
Evet koparmıştı çünkü bu asla ısırmak olamazdı.
Isırmak bu kadar can yakmamalıydı!
"Sen böyle anlatmaya devam edeceksen yemekleri değil seni yiyeceğim zaten." dedi, ben bağırıp geri çekilirken. "Bu kadar tatlı olmasan mı?"
"Manyak herif!" diye soludum şaşkınlık ve kızgınlıkla. "Kaç defa dedim sana şöyle yapma!"
Elim koparmak istediği yanağımdayken gram pişmanlık yoktu bakışlarında.
Aksine yoldan çıkarıcı bir tavırla gülümsedi ve yukarı yöneldi. Arkasını dönmeden önce göz kırparken "Yaptıklarını yiyeyim, sonrasında yapanı da yeriz..." dedi utandırıcı bir tavırla bedenimi süzerek.
Tamam abartmaya çok da gerek yoktu. Koparmasa bile yanağımdan ufak bir lokma almış sayılırdı ısırığıyla. Yukarı çıktığında arkasında aptal bir sırıtışla yerimde kaldığımı fark edince kendime gelmek adına silkelendim ve doğruca mutfağa geçtim.
Saatlerin hasretini dökeceğimiz masayı süsleyecek yemekleri sevgiyle, hiç sönmesi istediğim bir istekle yapıyor olmak ve bunu sevdiğim adama sunmak, karşılığında ondan güzel sözler duymak fazlasıyla mutluluk vericiydi.
Çok değil, sadece birkaç dakika sonra ince askılı üstümün çıplak bıraktığı omzuma öpücük konunca ve karnımın üzerine bir el kapanınca mırıldandığım şarkıya son verip arkamdaki bedene yasladım sırtımı.
"Ne güzel kokular geliyor öyle."
Isıttığım yemeği, karıştırdığım tencereyi unuttum gitti o sırada. Gözlerim kapanır gibi olurken, başım arkamdaki omzuna yaslanırken göğsümün altına uzanan koluna sarıldım sıkıca.
"Yaptığın basit bir eylemi bile bu kadar inanılmaz kılman normal mi?" Omzumdan boynuma çıkan yatıştırma etkili dudakları, karnımı okşayan parmakları ve tenden süzülen saten hissiyatı uyandıran fısıltısı... "Değil!" dedi kendi sorusuna benden bir cevap alamayınca. "Varlığınla aydınlatmadığın, elin değdiğinde güzelleştiremediğin bir şeye daha denk gelmedim."
Bu adam bozmuş bizimle kafayı. Aşık belli. Hem de öyle böyle değil...
Acaba karısı olduğumu ansızın hatırlatsaydım da eli ayağı birbirine mi dolaşsaydı. Kısık sesli bir kıkırtıyla neşelenirken "Denk gelemezsin zaten," dedim kolları arasında dönüp boynuna sarılınca. "Öyle de eşsiz güzellikte biriyim yani. Yok eşim de benzerim de. Bir taneyim, bir tane."
Gülümsedi. İç çekti. Bakışları parıldadı.
Bu da demek oluyordu ki bu adam sadece aşık değil, çok ama çok aşıktı.
Yüzümde dolanan koyu yeşil gözleri yanağımda bir an durdu ve istemsizce kapandı kendine olan sitemiyle. "Ulan..." Az önce ısırdığı yerin kızardığını tahmin etmek hiç zor değildi. Kanmayacaktım ama bu kendine olan sitemine.
Isırıyor, kızardığını görüyor, üzülüyor ama sonra yine ve yine yapıyordu. Bazı anlarda şerroluğunu konuşturmaktan vazgeçemiyordu.
Bakışlarıyla da bunu doğruladığında ince bir tebessümle yanağımdan öptü ve derin bakışları, sabit yüz hatları altında "Bilmez miyim?" dedi. O kızarıklığın yerini parmakları aldığında yavru kedi gibi mayıştım avcunda. "Bu eşsiz güzellikten bir tane olunca..." diye devam ediyordu ki güzel sözlerine, bu sözleri "...bastım nikahı, karım yaptım. Böyle fırsatları kaçırmamak lazım." diyerek bitirmesiyle özündeki o kaba saba adamın onu dürttüğünü anladım ve başımı iki yana sallayıp güldüm elimde olmadan.
Belimdeki eli tutuşunu sıklaştırdı, daha sıkı sarıldı. "Bu eşsiz ve benzersiz güzelliği bir an önce çoğaltma isteğimin nedenini artık daha net anladığını düşünüyorum."
Ya, anlamaz mıydım? Kesinlikle benim eşsiz ve tek olmamdandı. Kesin, kesin. Baba olmak gibi canından çok istediği bir hayali yoktu sanki de tek derdi benim eşsiz güzelliğimi eşsiz olmaktan kurtarmaktı.
Burnumun üzerine konan öpücükle gülümsedim. "İnandım, inandım." dedim ensesindeki kısa saçlarla oynarken. Tamam ağlama inandım, şovcu eşsiz güzellik çoğaltıcı şerro Alpay Emir Koçarslan, diyebilseydim keşke. Diğer yanağımdan da olmak istemediğim için uslu uslu durdum yerimde.
Çok değil, birkaç gün önce ona korunmadığımı söylediğimde ne denli sevindiğini, anlık bir parıldamanın orman barındıran gözlerinde nasıl sonsuz kıvılcımlar başlattığını anbean görmüştüm.
Ama o, o kısa sürede bile analitik bir düşünceyle, kurduğum cümledeki tüm olasılıkları, ileride karşılaşabileceği olumsuzlukları hesaplayıp öyle konuşmuştu benimle.
Ona o gün hissettiğim tüm yoğun duygularla, sanki biri kulağıma anne olmam gerektiği esrarengiz bir olayla fısıldanmışçasına verdiğim anlık kararla bebeğimizin bizi bu gidişle çok bekletip bekletmeyeceğini sorduğumda, almak istediğim cevap belliydi: Bebeğimiz bizi çok bekletmemeli, bir an önce ailemizdeki yerine geçmeliydi.
Ancak Alpay Emir öyle güzel bir adamdı ki o an tüm sevincini bir köşeye bırakıp benim bu kararı alışımla, fikrimin nasıl oluştuğuyla ilgilenmişti.
Bu kadar erken anne olmak istememi kendisinin beni etkilediğini düşünerek engellemek istemişti. Kendi isteğini yine ve yine geriye ötelemişti.
Hiç bekletmesin istiyorum Defne demişti gözlerini gözlerimden alamadan. Bir an önce gelsin de onunla beraber adımlayalım tüm bu güzel yolları.
Heyecandan ne yapacağını ne cümleler kuracağını şaşırmıştı. Karnıma bastırdığı sayısız öpücüklerle beni dakikalar boyunca güldürmüş, gıdıklanmamı bile umursamadan henüz olmayan bebeğini sever gibi davranmıştı.
Ama bu sözlerinin üzerinden çok geçmeden Bekletmesin, ama annesini korkutacak kadar da çabuk gelmesin demişti çekinerek. Lütfen çok bekletmesin ama sen de biliyorsun ki henüz her şey çok yeni. Evlendik, yeni düzen kurduk ama bir aya şehir değil ülke değiştiriyoruz. Kursa gidip geliyorsun, hastaneyi bıraktın, okul işleriyle uğraşıyorsun, evden çalışmaya devam ediyorsun. Bunlar hiç kolay şeyler değil. Ben seninle, bu azminle inanılmaz gurur duyuyorum. Bir bebeğimiz olduğunda her şey bir yana ona harika bir anne olacağını da biliyorum. Sadece... Eminim ki sen de düşünüyorsun bunları her an. Ben, benim seni etkilememle böyle bir kararı hemen vermenden korkuyorum. Biliyorum sen de artık istiyorsun bebeğimizin olmasını ama zamanlamamız... Senin için çok erken. Sen de bunun farkındasın değil mi?
Haklı mıydı? Evet. Beni etkilediği doğru muydu? Kısmen. Gerçekten de bebek için çok mu erkendi? Hayır.
Ben kararımı vermiştim neticesinde. İstiyordum o bebeği. Ona olabileceğim en iyi anne olabilmeyi, onunla büyümeyi, onunla keşfetmeyi ve tüm bu zorluklarla onunla baş etmeyi. Üstelik bizim Alpay Emir gibi bir yol gösterenimiz, elimizden tutup desteğini her an göstermekten asla çekinmeyen bir adamımız vardı. Bu yüzden bunlar bize hiç sorun olmazdı.
O bizi çok bekletmesindi, bize yeterdi.
Bir de babasının deyimiyle annesini korkutacak kadar erken gelmese de iyi olurdu yani.
Biz onu istediğimizde mi bize gelecekti yoksa kendi zamanını mı bekleyecekti bilmiyordum. Bunu öğrenmek için tek çare beklemekti.
Sofradaki eksiklerin Alpay tarafından tamamlanmasıyla geçip oturduğumuz masada, karşımdaki adamın tepkilerini kaçırmamak adına dikkatle bakıyordum ona.
Tatlı bir tınıyla "Bugün nereye uçuyoruz?" diye sordu masadaki atıştırmalıklara baktığı anda. "İtalya?"
"Bilemedin," dedim mutlulukla. Tabağına servis yaptığım yemekleri inceliyordu o sırada. "Birkaç hamur görünce neden hemen İtalya diyorsun ki! Bugün, Fransa'ya uğruyoruz hayatım. Ama bu yolculukta yemeklerimiz birazcık Türk dokunuşlarına uğramış olabilir."
Çatalının ucuyla incelediği baget ekmeğin üzerindeki karışımı anlamaya çalışırken internetteki abidik gubidik isimleri aklımda tutamadığımdan o söylemeden ben uyarmak zorunda hissettim kendimi. "Bakma öyle! Menemenimsi bir karışım olduğunun ben de farkındayım. Ama görüntü olarak tariftekine birebir benzedi bence. Hem önemli olan tadı... Daha ana yemek var. Bak onda fazlasıyla iddialıyım. Hadi denesene sevgilim."
Gülüşünü bastırmak için çaba sarfederken "Yavrum direkt menemen olarak yeseydik ya o zaman," önerisinde bulundu benim aksime fazlasıyla büyük kestiği lokmayı ağzına götürürken. "Gerek var mıydı Fransa'ya uğramamıza, dün yaşadığımız Meksika macerasından sonra..."
Aman hatırlatmasa ölürdü yani dün akşamki yemeklerin tam bir facia olduğunu.
Kullandığım baharatların çok ama çok az kullanılması gerektiğini, yoksa geceyi hastanede geçirmek zorunda kalacağımızı bana kimse söylememişti.
Neyse ki Alpay tattığı anda sorduğu sorularla bunun farkına varmış yemekleri yememize bile müsaade etmeyip işin sonunda kırdığı birkaç yumurtayla akşamın bir saatinde kahvaltılıklarla karnımızı doyurmak durumunda kalmıştık.
"Dünü unutuyoruz sevgilim," dedim elimdeki servis tabağında bulunan başlangıçları tabağına bırakıp yanağına ufak bir öpücük kondurduktan sonra yerime geçerken. "Öyle bir şey hiç yaşanmadı, sen yanlış hatırlıyorsun."
Dudaklarına gizli bir fermuar çekerek teslim olmuş gibi kaldırdı ellerini. "Ben sadece kendini yormaman gerektiğini ve klasik yemeklerle de doyabileceğimizi hatırlatmak isterim." dedi hemen sonrasında. Ama bakışlarındaki merak ve sofraya atığı kaçamak bakışlar bana iyi ki dedirttiği için onu dinlemiyordum.
"Öyle mi?" dedim cevabını bildiğim soruyu sorarak. "Bakalım bugünkü yemekten sonra da aynı şeyi söyleyebilecek misin?" Kalktım ve mutfağa adımladım. "'ın tadına baktığında ve benimle evlendiğin için mutluluktan ağladığında ben soracağım sana, gerek var mıydı gidip gitmememize, diye."
"Hadi canım," dedi şaşkınlıkla. "Chateaubriand ? Yaptın mı sahiden?" Bense onu şaşırtmış olmanın verdiği zevkle yemeği fırından aldım ve servis etmeye başladım. "Birazcık ev usulü oldu ama yapıp yapamadığıma tattıktan sonra karar ver istersen Alpaycığım Emirciğim."
"Yani yavrum dün akşamki gibi kıracağın iki yumurtaya da tamamım ben ama açıkçası günlerdir başka başka mutfaklarla karşılaşmak... Şaşırtıyorsun beni." Konuşmasının hemen ardından onu asıl şaşırtan, tattığı yemekten memnun kalmış olmasıydı. Kaşları havalandı, keyifle yemeğin içeriğini anlamaya çalıştı ve en sonunda birkaç parça daha ağzına ulaştı.
Çok öncesinde gezme amacıyla gittiği Fransa'da tattığını ve fazlasıyla beğendiği bir tat olduğunu bildiğim için ayrıca merak ediyordum düşüncelerini. Ona dair bir bilginin seneler öncesine dayansa da zihnimdeki yerini koruması, şu an benim de ona en az onun kadar âşık olduğum anlamına mı geliyordu?
"Farklı bir şey var bunun içinde." dedi tabağını kısa sürede neredeyse yarılamışken. "Fransa'da da çokça yedim ama bunda farklı bir tat var. Sosu daha keskin, öne çıkan bir şeyler var."
"Dedim ya bizimkisi biraz ev usulü."
"Enfes olmuş, enfes!" dedi memnuniyetle gülümseyip göz kırparken. "Ellerine sağlık güzelliğim."
"Çünkü ben yaptım," dedim yine de havalara girerek. "Elbette apayrı bir tat olacak. Sevgimi kattım ya içine ondandır muhtemelen."
Masadaki elime uzanıp avuçladığında ve gülüşleri arasında dudaklarıyla buluşturduğunda "Ondan hiç şüphem yok zaten." dedi tat konusunda ciddi olduğunu göstererek. "Ama ben yine de her gün kendini yorarak neden böyle masalar kurduğunu merak ediyorum."
Şimdi hayatım şöyle ki senin biricik karın pilav yapsa kıvamını tutturamıyor, normal ev yemeklerinde tarife uyamıyor, kısa bir süre de olsa yalnız yaşadığı için ya hazır gıda tüketiyordu ya da antin kuntin tarifler bulup deneyerek zaman geçiriyordu; demek istemediğim için "Hoşuma gidiyor farklı şeyler denemek," diyerek geçiştirdim. "Zaten kısa süreceğini sen de biliyorsun, şu an evdeyim ve zamanım bol. Almanya'dayken her gün dışardan yememek için dua etsek iyi olur."
İçten içe duyduğum telaşı anlamış olmalı ki güven aşılayan bir tavırla "Merak etme, her şey yoluna girdiğinde gelişlerim bu kadar geç olmayacak. Sıkma canını, beraber hallederiz." dedi, yardımcı konusunu açıp yeniden sürtüşme yaşamamamız için.
Alpay'ın Almanya'ya gittiği zamanlarda kullanması için şirket tarafından verilen ev bizim için fazlasıyla yeterliydi. En azından fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla bize yeterdi. Bu evi kapatmayacak oluşumuz ve her fırsatta kendimizi burada bulacak olmamız bu ayrılığın veda kısmını daha kolay atlatacağımızı gösteriyordu. Ancak yine de özlemin önüne geçilmiyordu.
Masadan ayrıldığımızda ve mutfakta köşe kapmaca oynarmışçasına eğlenerek etrafı topladığımızda bizi ayıran Limon'un çırpınışlarıydı. Babasını benden çalışı ve ben geriye kalan şeyleri hallederken onların oyunlar oynaması şimdilik haklarıydı.
Üstü başı toz toprak olan bir adama sarılmayacak olduğumu bahane ederek canım adamımı banyoya göndermiş olmam bence harika bir fikirdi.
Çünkü şimdi yatağın üzerinde oturmuş telefonla uğraşırken onun banyodan çıkışını ve bize görsel şölen yaşatmasını bekliyordum.
Aralanan kapıyla bakışlarım onu bulduğunda elindeki küçük havluyla saçlarını kuruluyordu. Belinde emaneten duran havluyla ise gülüşüm büyürken beni burada görmeyi beklemediği kesindi ancak bakışlarım onda kaçamamıştı. Beni öpmesi gereken dudaklarının arasından firar eden ıslık bakışlarımızın denk düşmesiyle kesildi. Gülüşü serseri bir hal alınca gözlerimi kaçırdım ama o utandırmaktan vazgeçmedi. "Girseydin yavrum içeri," dedi yavaş yavaş yatağa yaklaşırken. "Burada bekleyerek vakit kaybetmezdik."
Yatak odamızın her yerinde dolanan bakışlarım yeniden onun güzel gözleriyle buluştuğunda o çoktan benim karşıma gelmişti bile. Dizlerimin üzerinde yatağın sonuna, onun karşısına geldim. Yayılan kokusu ve iri bedeninden süzülen birkaç damlayla iç çekerken "Ne biçim sözler bunlar?" dedim hiç tasvip etmeyerek. Ona dokunmak için uyuşan parmaklarımı hareket ettirip ıslak omzuna dokundum. "Hatırlatmak isterim ki burası benim de odam. Sanki seni bekliyormuşum gibi... A-aa!"
Belime yerleşen eliyle bedenim bedenine çekildiğinde omzundaki kollarım boynuna tamamen dolandı. Kaşları havalandı güzel gözleri dikkat kesildi. "Ben de sanmıştım ki bu kadın bilerek her akşam Limon'u bahane ederek beni banyoya gönderiyor ve burada karşılıyor."
Gözlerimi istemsizce kaçırışım inkâr olanağımı elimden almıştı. "Denk geliyordur sevgilim," dedim yine de geri adım atmayarak. "Ayrıca... Kocam değil misin? Dediğin gibi olsa bile gayet de izleyebilirim seni."
Islak saçları arasına giren parmaklarımla gözleri kapanır gibi olunca yutkundu. Gözlerimin önüne serilen boynundaki hareketlenme bacaklarımın arasında farklı bir etkiye sahip olunca dudaklarıma konan küçücük öpücükle bile kendimi ona karşı hazır hissettim.
Derinden gelen "Bilemiyorum," sözüyle uslu durmak nedir bilmeyen ellerim ensesinden omzuna oradan da göğsüne kaydı. "Yatakta benden utanmadığından her haltı rahatça yediğim karım, onu dikizlediğimde beni sapık ilan edince kendisi de yapmaz sanmışımdır belki. Malum sonrasında her suç benim üzerime kalıyor."
Karnından adonisine doğru inen parmaklarımla dokunduğumda gerim gerim gerilen kaslarına baktım iştahla. Olumsuzlukla cık cıkladım. "Çok fena ayıp etmişim..."
İçten içe güldüğünü sarsılan göğsünden anladığımda belindeki havluya dokunuşumla iki elimi tek eliyle yakaladı. "Ben bu bakışları biliyorum," dedi üstünlük taslar gibi. "Yaramaz bir bebeğin oyuncağı olmayacağım bu defa."
Tek eğlenen ben de değildim üstelik, niye bozmuştu ki şimdi planımı? "Hadi ya," dedim omuzlarım çökerken. Dizlerimin üzerinde durmaya son verip bacaklarımın üzerine oturdum üzüntüyle. "Çok mu belli ediyordum seninle sevişmeyip aşağıya kaçacağımı." Uzanıp göz hizamdaki karnıyla göğsü arasına ufacık bir öpücük kondurdum.
Toplu saçlarıma uzanan eli ona bakmamı sağladı. "Havlumu düşürüp aşağıya kaçmaktan ne gibi bir zevk duyuyorsun henüz anlamış değilim ama—" dediği sırada tatlı tatlı gülümsedim. "Sevişmek isteyip sevişmemek için kendini zorladığın belli oluyor diyelim daha çok." dedi eylemi gerçekleştirirken değil de duyarken utanmamı kullanarak gözlerimin içine baka baka.
"Senin o surat ifadeni görmek aşırı komik oluyor çünkü. Ama bu sefer hemen aşağıya inmeliyiz. Şakasız." dedim içime kaçan sesimle. "Kurcalamamız gereken çok güzel şeyler var. Ben aslında sena acele et demek için gelmiştim buraya."
Meraklı bakışlarından faydalanarak ayaklandım ve yanağına bastırdım dudaklarımı. "Düğünden önce sizin bağ evindeki fotoğraf kutusunu çalmıştım da..." dedim kocamı da suç ortağım yaparak. "Ay lütfen biz içinden kendimize ayıracakları seçmeden annemlere söylemeyelim Alpay Emir. Melih gelir kapıya dayanır öğrendiği an. Günlerdir meraktan ölüyorum, o yüzden vakit kaybetmememiz gerekiyor. Fark edecekler de soracaklar diye aklım çıkıyor."
Bedenimi yeniden kolları arasına alırken "Fotoğrafların kaçacağını düşünmüyorsun değil mi?" diye fısıldadı yoldan çıkarma isteğiyle. "Bahanen biraz havada kaldı sanki?"
Elini kalçamda hissettiğimde "Hayır ama kocamın da kaçmadığını biliyorum," dedim hızlı hızlı. Bedeninden destek alarak yataktan indim ve parmak uçlarımda doğrulup öpüşüne yeniden karşılık verdim. "Belki..." dedim içim kıpır kıpırken. "Şu fotoğrafları ayırdıktan sonra ilgilenebiliriz birbirimizle. Uyursak falan uyandırmak yok ama."
Bakışlarındaki kararlığı ve bedenimden ayrılmayan kollarını göz ardı edemedim. "Bu defa kaçamayacağım değil mi elinden?" diye sordum istemem de yan cebime koy hesabı. Ne evet dedi ne de hayır. Sadece başıyla onayladı. Zaten birbirimizde kaybolup yolumuzu bulamadığım o uzunca dakikalar da ondan sonra başladı.
...
Etrafa yayılan fotoğraf karelerinin ortasında oturduğumuz sırada başım yanımdaki adamın omzundaydı. Dünyanın en rahat ve en güvenlikli alanı kesinlikle burasıydı.
Nemli saçlarımın arasında dolanan parmaklarıyla iyice mayıştığımı hissederken "Ezgi aylar önce benden saçlarını örmemi istemişti." demesiyle baktığım fotoğrafı yerine bıraktım. Sessizlikle dile getirdiği sözlere karşılık ona döndüğümde bakışlarından ne hissettiğini anlayamadım. "O an o küçük cadının isteğini yerine getiremediğim için kendimi kötü hissetmiştim."
Bebeğimden küçük cadı diye bahsediyor olmasını duymazlıktan gelerek "Onun bonus kafası örmeye gelmiyor zaten sevgilim. İki dakika sonra çözüyor saçlarını. Hiç üzülmene gerek yok yani." dedim ama onun üzüldüğü nokta tam olarak neydi onu kestiremedim. Herkesin her isteğini anında yerine getiremezdi neticede. Buna bu kadar üzülmemeliydi.
Uzanıp yanağına ıslak bir öpücük bıraktım. "Sen hiç üzülme," dedim tatlı tatlı. İnce tişörtü ona dokunmamı engellese de göğsüne koydum elimi. "Ben öğretirim sana. Zaten öğrenmen gerekiyor en yakın zamanda. Ben olmayan kızıma babasını överken saçlarını öremez çünkü baban saç örmeyi bilmiyor diyemem Alpay Emir. Yapamam yani bunu. Öğrenmen lazım, başka çaremiz yok"
İfadesi şaşkın bir hal aldı. "Kızımız mı?" diye fısıldadı.
Başımı olumluca sallayıp elini karnıma bastırdım. "Bence bugün oldu bu iş."
Sözlerimle şaşkınlığını üzerinden atarken "Ansızın bahsetme şöyle," dedi kızar gibi. "Kalbime inecek bir gün." Karnımdaki elini bedenimi okşarken dudakları şakağıma ulaştı. "Ayrıca bu bilgi nereden geldi şimdi. Ne kadar eminsin bebeğimizin kız olacağına."
Onunla hayallere dalmak öyle keyifliydi ki kendimi tutamadım ve bedenimi kolları arasına bırakıp yarı uzanır yarı oturur pozisyonda ona sığınarak devam ettim. "Hissediyorum," dedim karnımın üzerindeki elini okşayarak. "Güzeller güzeli, tıpkı annesi gibi bir bebeğim olacak." Gözlerim yerdeki fotoğraflara, oradaki altın sarısı saçlı çocuğa ilişti. "Üstelik babasının küçüklüğündeki gibi sapsarı saçları, kocaman koyu koyu yemyeşil gözleri olsun istiyorum."
Kısacık bir süre arkamdaki bedenden ses gelmeyince başımı geriye doğru uzattım. "Yoksa sen kızımız olmasını istemiyor musun?"
Üzüntüyle mırıldanır gibi çıkan sesime kıyamamış olmalı ki alnıma değen dudakları titredi. "İstemez olur muyum hiç?" dedi anında. Dedi demesine ama sesindeki şüphe içime kurt düşürdü. "Neden sevinmedin o halde? Laf arasında erkek çocuk lafı geçince ağzın kulaklarına varıyor ama."
Birden celallenmemi doğru bulmamıştı. Bu yüzden sesi de sözleri de ciddiyete bulandı. "Böyle düşünmediğimi sen de ben de biliyoruz. Senin bana bahsettiğin rüyayı yaşamak istiyorum ben. Gözlerindeki mutluluğu, o anlardaki sevincini sahiden görmek istiyorum. Sen bana oğlumuz olduğunu söylediğin ilk an benim aklıma gelen şeylerden biri, babamın aslan oğlum söylemleriyle beni büyütüp her an bana destek olduğu gibi ben de kendi bebeğimi babamdan gördüğüm sevgiyle büyütmek istedim."
İnsan kaç yaşında olursa olsun sevdiğinin yanında çocuklaşınca omzumu silkmeyi ve "Sarı kafa olduğun için baban sana aslan oğlum diyordur kesin, çok gaza gelmeseydin." diye gıcıklık yapmayı olağan karşıladım. Nihat amcanın Alpay Emir sevgisini bilmesem ben bile inanacaktım.
Tepkime gülüp beni yeniden kucağına çekerken "Az önce kızımın da sarı kafa olmasını isteyen sen değil miydin?" diye sordu açığımı bularak. "Allah'tan yaşıt değilmişiz de sen o hallerimi görmemişsin Defne var ya. Kesin o zaman da deli ederdin beni."
"Bana ters yapmak için kızımızı kızım diye sahiplendiğini görmedim sanma Alpay Emir," dedim ince bir sesle. "Sen aslan oğlum diye sevmek, onu babanın seni büyüttüğü gibi büyütmek için pipili bir bebek isteyebilirsin ama annesinin minik civcivi bu sözlerini duysa çok kırılırdı benden söylemesi."
Bu muhabbete daha fazla dayanamadığını belli ederek bedenimi kolları arasına aldı ve durmaksızın boynuma dudaklarını bastırdı. Huylandığım ve güldüğüm dakikalarda durması için deli gibi çırpındım ama o durmadı. "Civcivmiş," dedi ben hala çırpınırken. "Utanmasan analar hisseder ayağına şimdiden kızım olacağını söyleyeceksin bana. Ama bu defa yanılıyorsun. Babalar hissetmez, direkt bilir. Benden sana söylemesi. Babasının aslanı sana merhaba dediğinde hatırla bu sözlerimi."
Üzerime çıkıp bacaklarımın üzerinde dizlerinden destek alarak tepemde dikildiği sırada bel boşluğumu gıdıklayan parmakları son buldu. Yüzüme kapanan saçlarımı kendisi düzeltirken kötü kötü baktım ona. Canı oyun istediği her an biz bu hale gelmemeliydik. "Bizim bebek yapmamıza gerek yok ki," dedim soluklanmalarım arasında. "Senden ala çocuk mu var bu evde?"
Sesi "Ne, ne, ne..." diye yükseldiği anda iyice kaşındığımı fark etmişti. "Yalan mı ya!" diye sızlandım bacaklarının arasında. "Ne yapacağım ben sana benzeyen yaramaz pipili bir bebeği? Doğuracağım prensesler gibi bir kız, sabah akşam gezip duracağız orada burada."
Farkına varmadan kendimizi kaptırdığımız bu konunun sonu gelmeyince "Ben Emel'e sordum," dedi, sözlerimi ciddiye alarak. "Pek inanmam ben böyle şeylere ama o da dedi, rüyalar doğru çıkıyormuş bak bu tarz olaylarla."
Bileklerimdeki parmakları gevşeyince kollarına tutundum ve güldüm kahkahalarla. "Ya hayatım, vazgeç bu sevdadan," dedim kendimden emin bir şekilde. "Ablan da rüyasında erkek gördü ama ben adım kadar eminim karnında ikinci Ezgi'yi taşıdığına. Söylemiyor henüz bize cinsiyetini ama biliyorum ben, hissediyorum; kız."
Dakikalar önce kana kana öptüğüm dudakları şimdi beni alt etmenin verdiği zevkle kıvrılırken üzerime eğildi. "Ben de diyorum karım neden geldiğim an dünyaları başıma yıkmadı... Meğer haberi yokmuş."
Gözleri çakmak çakmak ışıldarken küçük haylaz bir çocuğun afacanlığı vardı üzerinde.
Uzandığım yerden doğrulmak isterken "Ne oldu?" diye sordum merakla. Ama o bedenimi asla bırakmıyor, anın tadını çıkarıyordu. "Neyden haberim yokmuş acaba benim?"
"Bugün Ezgi aradı ve o sırada ablam dayanamayıp ağzından kaçırdı." Ezgi'ye olan özlemimden delirirken beni değil de kocamı aramış olmasını hazmetmek için zamana ihtiyacım vardı. Alpay'sa şu an yarattığı gerilim yüzünden beni kalpten götürecekti.
"Ee..." dedim devam etmesi ve bir an önce bana da söylemesi için. "Yani ben eminim kız olduğundan ama bir de senden duyayım istiyorum." Yalan söylüyorum, pipili bir bebeğin yeğenimiz de olsa hayatımıza girmesinden deli gibi korkuyorum.
"Senin aldığın elbiseler, incikli boncuklu şeyler rafa kalkacak yavrum." dedi göz kırpıp üzerimden kalkarken. "Artık mahallede bir ihtiyaç sahibi bulur dağıtırsınız bol bol. Tıpkı ablamın da rüyasında gördüğü gibi, erkekmiş."
"NE!" İncecik bir çığlık sesiyle yankılanan evimiz Alpay Emir'in gözlerini kısmasına sebep oldu. Kulaklarının çınladığı ve bundan memnun olmadığı yüzünden belli oluyordu. "Ne demek erkek Alpay Emir ya..."
Emel ablanın karnında bir prenses değil de kocaman bir canavar olduğunu öğrenmem hiç iyi olmamıştı. Sağlıkla gelmesi tabii önemliydi ama yine de... Elini uzatıp kalkmama yardımcı olurken bozulmuş da olsam belli etmedim. Dağılan saçlarımı düzelttim ve ona pas vermedim. "Hiç gerek yok bence aldığım güzellikleri dağıtmaya. Madem onun canavarı olacak, ben bizim civcivimiz için saklarım onları."
Geri adım atmadığımı fark ettiği an içten bir tebessümle ve büyük bir kabullenişle "Tamam Defne," dedi kendisini koltuğa bırakarak. "Zaten ikisi de olacak, önce hangisinin geldiğinin bir önemi yok benim için." Küçük adımlarla yanına ulaştığımda kolunun altına yerleştim. "Civcivimiz olsun," dedim sessizce. "Sana dünyayı dar edelim. Hiç korkma sen, öğreteceğim ben sana saç nasıl örülür, nasıl misafircilik oynanır..."
İçim kıpır kıpır oluyordu her an. Onunla dünyanın en alakasız konusunu bile saatlerce tartışmak keyif verirken şimdi olmayan bebeğimiz için dakikalardır konuşmak bambaşkaydı işte.
Yeniden saçlarımın arasında kaybolan parmaklarıyla yorgunluğum arttı. Yeri kaplayan fotoğraflara bakacak gücüm de eski anılara dalacak mecalim de kalmamıştı. "Sen de bana aslanımız için öğretirsin bir şeyler," diye mırıldandım uyku çöken gözlerimi açık tutmaya çabalayarak. "Ama top falan oynarsanız çıkarsınız bahçede Limon'la oynarsınız bak. Annen senin için küçükken çok yaramazdı demişti Alpay Emir. Sana çekmesin sakın."
Güldüğünü havalanan göğsünden anladığımda gülüşünün sesinden mahrum kalmak istememiştim. "Civcivim sana benzeyecekse aslanım da bana benzesin, güzel bebeğim." dedi, kaderimizi hesaba katmadan kurduğumuz hayallerle vaktimizi harcarken. "Sen kızımla birlik olup bana acımayacağından bahsederken ben oğlumla öylece duracak mıyım sanki?"

Yorumlar