top of page

46. Bölüm

  • Yazarın fotoğrafı: rubeyyka
    rubeyyka
  • 26 Kas 2025
  • 26 dakikada okunur

Alışveriş yapmanın üzerimdeki dehşetengiz etkisine inanamıyordum. Ne az önce yanından ayrıldığım psikiyatristim beni bu kadar rahatlatabiliyordu ne de zaman zaman Alpay Emir'e yaptığım delirtici gıcıklıklar. İki üç poşet kıyafetin, birkaç topuklu ayakkabının hayatımdaki yeni varlığı inanılmaz rahatlatıcıydı.

Mağaza mağaza dolanıp dünyanın en önemli işini yapıyormuşçasına yeni sezon parçalarını toplamak cebime zarar verdiği kadar, mental sağlığımı da sağlamlaştırıyordu tabi. Neyse ki yarım saate oradayım deyip tamı tamına kırk yedi dakika boyunca beni bekleten harika bir kocam vardı da bu alışverişin faturalarının sahibi belliydi. Böylelikle mental sağlığımın getirisi olan cebime zarar verme olayını haberi olmadan canım adamım kendi üstelenmişti.

Kendisinin canım olduğuna bir şüphem yoktu ama oturduğum masaya yaklaşan adamıma hiç de samimi olmayan bir gülümsemeyle bakıyor olmam belli ki onu rahatsız ediyordu. Ve evet kafeye girdiği anda birkaç bakışı üzerine çekişi beni de rahatsız eden bir konuydu.

Masamıza yaklaştığında dahi ayaklanmadığımda bozuntuya vermeden yanıma geldi ve sadece birkaç saat önce aynı yatakta kucak kucağa uyanmamışız gibi özlem giderme isteğiyle derince öptü saçlarımdan. "Güzelim," dedi içli içli. "Özür dilerim." Bu hareketi fazlasıyla hoşuma gitmişti. Yine de "Boşuna gelmeseydin sevgilim," demeden duramadım. "Tahmin edersin ki ben de şimdi kalkacaktım."

Gülüşümün aksine epey sahici olan tepkili ses tonumdan hoşlanmadığı bariz ortadaydı. Şimdi kalkacaktım lafıysa tamamen palavraydı. Önce midem tıka basa dolmalıydı.

Yapma der gibi baktı. "Yavrum, söyledim. Kaza vardı, yol kapalıydı dedim." diye kendini bir defa daha açıkladı. "Sana yetişemeyince yanına gelmeden hastaneye uğrayacağımı da söyledim. Uslu uslu kocanı beklemek yerine alışveriş merkezinde gezmeseydin beraber halletmiştik şimdiye tüm işleri."

Yüzümden bir an olsun ayrılmayan bakışları kısacık bir süre yanımdaki ve etrafımdaki paketlere kayınca belli belirsiz bir tebessüm geçti dudaklarından. "Ben alacaktım zaten gönlünü ama sen benden önce halletmişsin o işi." dedi içimi ısıtan bir tavırla. "Karımın bu huyunu fazlasıyla seviyorum."

Alpay Emir gelmeden sadece birkaç dakika önce getirilen kahvaltılıkları silip süpürmek için can atıyor olsam da alınganlıkla arkama yaslandım. "Ben anlamam," dedim bakışlarımı ondan çekip dışarıya odaklandığım sırada. "Senin ayılıp bayıldığın şirketinin sağlık taraması zırvalamaları yüzünden ne kadar süredir hastanedeydim biliyor musun? Elli tüp kan aldılar ya yok alerjisiydi yok bilmem ne toleransıydı..." 

Bunların birçoğu Almanya'ya gidiş sebepli sağlık sigortası uğraşı olsa da tüm suçu Alpay'a atmak gibi güzel bir alışkanlığım vardı.

"Üstelik hastalıkta sağlıkta sözünü vereli bir ay anca olmuşken ilk fırsatta hastanede yalnız kaldığımı görmek..." Başımı olumsuzca salladım ve çatalıma sarılıp kocama değil, önümdeki atıştırmalık tabağına aşkla baktım. "Evleneli bir ay oldu ama sen çok çabuk değiştin..." Masumane bir tavırla "Bu yaptığını hiç unutmayacağım Alpay Emir." diyerek onun vicdanıyla oynamaktan da geri durmadım.

Karşımda elinin kolunun bağlanması hoşuma gidiyordu ve ben bunu kullanmaktan geri duramıyordum. Bir yandan olumsuzlukla cık cıklarken bir yandan da açlığımın getirisi olan hırçınlığımla uğraşıyordum.

Tepkilerimi şaşkınlıkla izleyen eşimse haberim olmadan nelere sebep olmuşum ikilemindeymişçesine kendine gelmeye çabalıyordu.

"Güzel bebeğim," diyerek beni yumuşatmaya çabalıyorsa doğru yoldaydı. Uzanıp yanağımı okşadığında kedi gibi avucuna mayışmak istesem de sadece kendim için söylediğim kızartmamdan ona da verdim. Böylelikle onu affettiğimi anlayabilirdi.

"Bugünkü atışmamızı sonlandırıyorum, tamam." dedim daha fazla dayanamayarak. Zaten o bana güzel güzel bakınca tek bir kelime etmesine bile gerek kalmıyordu.

"Ama hatırlat ben sonra bu bekletmenin tribine devam edeyim."

Güldü ve "Sanırım bugün atıştığın tek kişi ben değilim," dedi o da yemek yemeye başlayıp benim oburluk düşüncemi yarıda keserek. "Hastanede bana arkadaşın eşlik etti ama biraz fazla garipti tepkileri. Büşra ile tartıştınız mı?"

Sarışın, güzel ve başarılı bir arkadaşımın adını duyduğumda ne kadar mutlu olmam gerekirse o kadar huzursuz hissettim kendimi. "Alpay Emir ya..." dedim dert yanma isteğiyle. "Bazen tam bir aptal sarışın olabiliyor bu kız. Benden çıkaramadığı acısını senden çıkarmış belli ki. Bir de kan man alırken deşer şimdi bu beni deyip başkasının yapmasını istiyorum dediğimde kesin sana sakladı tüm kinini. Sana da söyledi mi o iğrenç fikrini?"

Arkadaşımı fazlasıyla seviyor olmam yeri geldiğinde ona olan düşüncelerimi saklayacağım anlamına asla gelmiyordu. Bir an önce sarsılmalı ve kendine gelmeliydi ancak bu ne zaman olurdu bilinmezdi.

Ve evet kesinlikle ama kesinlikle evlilik çok güzeldi çünkü canım kocamla arkadaşlarımın dedikodusunu yapmak aşırı zevkliydi.

Benden böyle bir serzeniş beklemeyen canım adamım kısılan güzel gözleriyle dikkat kesildi. "Bir şey mi söylemesi gerekiyordu?" dediği sırada çok büyük ihtimalle aralarında geçen konuşmaları hatırlamaya çalışıyordu.

"Hanımefendi Faruk'a evlenme teklif edecekmiş!" dedim dan diye. Böyle saçma bir fikri asla uzatmanın anlamı yoktu. "İnanabiliyor musun gidip kendisi edecekmiş teklifi! Bekleyemezmiş daha fazla."

Kızartma tabağındaki patateslerin sarı oluşu bile bana Büşra'yı hatırlattığı an yemeye son verdim, Alpay'ın önündeki böreklere yöneldim ve bir cevap alamayınca biricik eşime baktım.

Düşüncelere dalmış bir halde dalgın dalgın bakarken "Ne varki bunda?" dedi neye takıldığımı anlamaya çalışarak. "Aylardır beraber değiller mi zaten bunlar? Kimin evlenelim dediği ne fark eder? Gitsin etsin teklifini istiyorsa. Evlilikten güzel ne var? Beklemeleri hata zaten."

Elbette evlilikten güzeli yoktu ama böyle anlar geriye dönülüp bakıldığında çok fazla anlam barındırıyordu. Üstelik bu basit bir yemek teklifi falan da değildi, evlilikten bahsediyorduk!

Eşimin benimle aynı düşüncede olmayışına bozularak "Ama sevgilim," dedim yüzüm düşerken. "Ya Faruk şu an için evlilik düşünmüyorsa ve Büşra olumsuz bir cevap alırsa? Hem çok hevesliydi hem de uzun zamandır bunu karşıdan beklemenin verdiği bir kırılganlık vardı konuşmasında. Çok istiyorsa belli ettirmeli ama asla gidip kendi teklif etmemeli. Bunu Faruk'tan beklemeli Üstelik... Kesinlikle gidip erkek arkadaşına evlilik teklifi etmesini istemiyorum. Olamaz öyle bir şey. O Faruk gelip en güzel sürprizi hazırlamak zorunda benim arkadaşıma."

Keskin yüz hatlarını yumuşatan ince bir tebessümle "Bunu sen mi diyorsun?" diyen adamın gülüşüne takılı kaldım birkaç dakika. "Bana gelen senken üstelik." Masanın üzerindeki ellerimizi birleştiren ve sıkı sıkıya sevgisini hissettiren adamın gözlerine dahi yansıyordu tüm hissiyatı.

"Kimse bunun için beklememeli." dedi başını olumsuzlukla hareket ettirirken. "Ya ilk adımı atmalı ya da o adımı atmaya engel olan her ne versa yakıp yıkmalı."

Sözlerine geçmişin pişmanlığını yansıtmaktan hiç bıkmıyordu. Günümüzde yaşadığımız anların keyfini çıkarırken geçmişe takılı kalmamak uğruna unutup gitmek istesek de yaşanmışları ve yaşanamayanları, Alpay her fırsatta kendisine çeviriyordu o paslı okları. Yaralarını kazımaktan da, kanamaktan da çekinmiyordu her defasında.

"Bak biz evlendik," dediği sırada sıcacık dudaklarıyla temas eden tenim karıncalandı. "Sen karşıma geçip hesap sormasaydın benden, sevdiğini söyleyip sınırlarını alacağın cevaba göre çizeceğini vurmasaydın yüzüme, ben senin kadar mertçe davranabilir miydim, ne zaman cesaret ederdim ya da gerçekten tüm hislerimi tamamen gömer miydim kalbime... İnan bunun bir cevabı yok bende Defne."

Dışarıda oluşumuzdan mı, bakışlarındaki yoğunluktan mı yoksa sevgisini göstermekten asla geri kaçmamasından mı bilmiyorum ama farklı bir hisle kaplandım ansızın. Utanmak da değildi bu çekinmek de. Sadece ona gidenin ben olması farklı hissettirmişti birdenbire. Seven sevdiğine söyleseydi sevdiğini ama evlenme teklifi etmemeliydi.

İncelen sesim, cilveye davetiye çıkaran hareketlerimle "Ama aynı şey değil ki bunlar kocacığım," diye inkarda bulunmam onun daha da keyiflenmesine neden oldu. "Bak bazı şeyler özeldir anlıyor musun? Olması gerektiği gibi olmalıdır yani. Büşra'ya da söyledim ama daha da sinir oldu bana, asla dinlemiyor. Kaç kadın var ki bu tarz özel anların tam tersini yaşayan? Ne farklılık sevdasıymış ya."

Konuyu uzatmak istemeyerek "Bana hava hoş," diyen adam büründüğü ciddiyet dikkatimi çekti. "Benden isteyeceği bir şey olursa seve seve yaparım yardımımı." dedi işbirlikçisini savunarak. "Dese ki al getir Faruk'u basacağım nikahı, tutar getiririm. Az yardımı dokunmadı bize."

Eşini fazlasıyla iyi tanıyan güzeller güzeli bir kadın olarak arkama yaslandım ve karşımdaki şovcuyu uzun uzadıya inceledim.

Göz kırpıp sorarcasına hareket ettirdiği başıyla beni benden alırken "Alpay Emir sen daha çok, yardımdan ziyade benim arkadaşlarımı evlendirmeye çalışıyor olabilir misin acaba?" dedim geçenlerde Melih'in bile artık evlenmesi gerektiğini savunması aklıma gelince. "Milletin iyiliğinden çok etrafımdaki bekar sayısını azaltmaya çabalıyormuşsun gibi hissediyorum."

Kalkmaya hazırlanırken "Bekar falan değil yavrum, bunların hepsi tehlike tehlike." dedi yakalanmasını umursamadan kendini savunmaya geçerek. "Sizin hovardalıklarınız beni genç yaşımda kalpten götürmeden önlemimi almaya çabalıyorum işte. "

Oyalanmadan kalkmamız gerektiğini bildiğim için ben de onun gibi ayaklandığımda dayanamayıp yanında bittim ve sıkıca sarıldım geldiği an yapmadığım şeyi gerçekleştirerek. "Bunlar senin etrafındaki tehlikeler için de geçerli biliyorsun değil mi?" diye fısıldadım kulağına, bir yandan da gömleğinin yakasını düzeltirken. Bu aslında bu adam benim sinyali de veriyor olabilirdi etraftaki herkese.

Yaptığım şeyin farkına varması, hoşuna gitmesiyle beraber bana ayak uydurması inanılmaz farklı bir hazdı. Evlilik denen şey bazı hissiyatları daha da harlamamalıydı. Özellikle bu kıskançlıksa ve sevdiğim adam her an midemdeki kelebeklerin çırpınışlarını kasıklarımda da duyumsamama neden olunca, o hariç herkese pençelerimi çıkarma ve sınırlarımı duyurma isteği oluşuyordu her defasında. Gerçi onun da benden aşağı kalır yanı yoktu ya, hadi neyse.

Ayrılmaz bir ikili olmanın verdiği şevkle el ele kafeden çıkarken "Şirkete mi döneceksin?" dedim alacağım cevaptan kaçınarak. Elindeki alışveriş torbalarını işaret ettim bakışlarımla, koluna sarılıp yanağımı omzuna yaslarken. "Aslında benimle evimize gelirsen sana güzel bir defile sergileyebilirim."

Sessizlikle dile getirdiğim sözlerim onda kısa ve derin bir gülüşe neden oldu. Kısılan gözleri ve kıvrılan dudaklarıyla iç geçirtecek şekilde karşılık verdiğinde istediğini yaptırmaya çabalayan ve tüm kozlarını ortaya koyan biri olarak dudak büktüm, ellerimi çenemin altında birleştirdim ve mırıldanarak uzata uzata "Lütfen..." dedim onun asla hayır diyemeyeceği bir tonlamayla. "Evimize gidelim ve doyasıya vakit geçirelim sevgilim." Kendiliğinden oluşan o serseri gülüş ifadesi bana cevabımı vermişti ve sevindirmişti ama ondan duymak istiyordum. "Kırmayacaksın güzel bebeğini, değil mi?"

Araca ulaştığımızda arka kapıyı açtı ve paketleri sıralarken "Mızmızlanıyorsun ama sonra, yavrum." dedi pek de sahici olmayan bir memnuniyetsizlikle. Bense bu tepkiyi değil onun gelmesini bekliyordum yanıbaşında.

"Ne!?" dedim yüksek bir tonlamayla. "Neye mızmızlanıyormuşum pardon?"

Cevap vermek için aralanan dudaklarından çıkan sözcükleri tahmin edemediğim için "Tamam git koş işine ya, hiç bahane üretme yok mızmızlanıyormuşsun yok laf ediyormuşsun..." diye sızlandım şaşkınlık dolu hüznümle. "Sanki kendin dememişsin gibi izin aldığını..."

Arka kapıyı kapattığında ve bakışları benden önce açık otoparkta dolandığında çatılan kaşlarımla bakıyordum ona. Gülümsüyordu. Hem de beni alt edeceği bir ifadeyle yapıyordu bunu. Alt dudağını ısırmamalıydı mesela gülüşünü gizlemek için.

Yanından ayrılıp öne geçmek isterken "Vazgeçtim ya," dedim duruşumu düzeltip saçlarımı savurarak. Onunla vakit geçirip sevişme isteğim devam ederken yine de "Git sen işine," dediğimde kolunu belime dolayarak gitmeme engel oldu. "İzin aldığın gün bile git işe tamam mı? Pis inşaatçı!"

Göğsüne yaslanan sırtımla kolları arasında ona döndüm ve aramızda tek nefeslik mesafe olan adama ayağımdaki topuklular sayesinde daha yakınken "Hiç şirinlik yapmayacağım kalman için." dedim netlikle.

Güneşin ışıldattığı gözleri kısa bir an dudaklarıma kaydığında "Mızmızlanıyormuşum ya müstahak sana," diye devam ettim çocuksu bir tavırla. "Öpüşmeyeceğim de seninle, böyle bomboş git işine. Yok uğurlama falan. Masa başında tüm gün ahlanıp vahlanıp dur karımı sabahtan beri üzüyorum hiç iyi bir koca değilim diye!"

Attığı adımla ben de bir adım gerilerken az önce kapattığı kapıyla arasındaydım artık. Boynuma meyillenen yüzüyle kalp atışlarım atağa geçerken yutkundum derince. Sert omzuna tutunan ince parmaklarım titredi heyecandan.

Esrarengiz bir tonlamayla sessizce "Sen de biliyorsun kalacağımı." diye kulağıma fısıldayışı ve boynuma dağılan sıcak nefesiyle göğsüm havalanırken "Mızmızlanmıyor musun güzelliğine dayanamayıp seni soyduğum için defilelerin her defasında kısa sürdüğü için?" diye devam etti bel oyuntuma tutunan iri eli aklımı başımdan aldığı sırada. "Ama hemen sonrasında uzun uzadıya yaptığımız yorumlamada hakkını veriyoruz değil mi birkaç kumaş parçasının teninde nasıl durduğunun?"

Yorumluyorduk... Uzun uzadıya...

Güzel oluyordu beş dakikada kendi çabalarımla giyindiğim şeylerin onun tarafından tek hamlede bedenimden uzaklaştırılması...

Kulağımın ardından boynuma dek bıraktığı ufak öpücüklerle nefesim düzensizleşirken "Sen çok ama çok kötü bir adamsın!" dedim fısıldamayla. "Ne şimdi bu yaptığın!?"

Omzumdan kayan çantamın zincirini umursamadan kollarımı kaldırıp boynuna doladım ve bana bakmasını sağladım. Onunla artık burun burunaydım. Dönüp çıplak koluma bastırdığı dudaklarıyla gülümserken bile onun kötü bir adam olduğunu düşünüyordum hala.

"Senin tarafından nefret ediliyorum, zaman zaman nezdinde şerefsiz de oluyorum ve yeri gelince yataktan kovulmakla tehdit ediliyorum..." Saydıkça binbir ifade geçti gözlerinden. Daha var da dua et şimdilik bunlar geliyor aklıma der gibiydi ifadesi. "Şimdi de kötü adam oldum öyle mi?" dedi dudakları dudaklarıma temas halindeyken. Öpse bu kadar etkilemezdi yakınlığı da yakıcılığı da.

Usulca başımı aşağı yukarı hareket ettirdim sadece.  Tıpkı benim gibi o da memnuniyetle pekala der gibi hareketlendirdi başını. "Peki bu kötü adam..." diye devam etti aldığı cevabımla. "Kolları arasındaki kadınının isteğini yerine getirir mi getirmez mi?"

Bulunduğumuz alan tenha da olsa, araba bizi gizlese de ve canım adamımın bedeni beni abluka altına alsa da uzakta gördüğüm herhangi birinin varlığı utanmama neden olurken gülme isteğim küçük bir kıkırtıyla benden ayrıldı ve kollarım sarılı olduğu boyundan ayrılıp tutunmaktan fazlasıyla zevk aldığı omuzlara konumlandı.

Omzumu silkip "Bilemiyorum," dedim onun karşı koyamayacağı bir ifadeyle alttan alttan bakarken. "Ama sana bir haberim var..." Bir sır verir gibi yaklaşarak, fısıltıyla "Biz evliyiz biliyorsun değil mi?" dedim şartlar ve koşullar izin verse hemen burada arsızca tüm arzumuza yenik düşecekmişçesine birbirimize istekle baktığımız gözlerin sahibine. "İnanamayacaksın ama evimiz de var bizim Alpay Emir."

Asıl inanamayan benmişçesine harika bir oyunbozanlıkla dile getirdiğim ve mimikten mimiğe girdiğim hallerime iki yana salladığı başıyla, karısının iflah olmayacağımı fark ederek gülmesi içimi şenlendirdi. "Böyle gizli saklı otopark köşelerinde beni sıkıştıracağına evimize gidip uslu uslu sevişsek ya sevgilim?" dedim tatlılıkla. "Evliliğimiz sence de böyle maceralara atılmamız için henüz çok yeni değil mi? Ne gerek var tehlikeli atraksiyonlara?"

Olay çevirmek ve düşüncelerini gizlemek dalında bir ödül verilseydi şayet, evrendeki kimseye bırakmazdım hiçbir ödül tanesini. Yani onunla yıldızların altında, korunaksızca yoldan çıkan ve tüm akli dengesini kaybedip harika bir deneyim yaşamamışçasına şimdi uslu olmayı savunmak bunun için yeterliydi.

Az önce kıvılcımlar saçan tüm bakışmalarımız şimdi gülüşlerimizi ağırlıyordu ve kasıklarımı kavuran ağır havanın kısa süreliğine de olsa ortadan kalkması işime geliyordu. "Şimdi doğruca evimize gidip bu kötü adamın isteğimi gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceğini gösterir misin bana?" dedim arabayla arasından çıkıp yanağına sulu bir öpücük bıraktıktan sonra yerime geçmek için ondan uzaklaşırken. "Çünkü bu defa, aldığım hiçbir şeyi senin kötü emellerine heba etmeyeceğim." Elbiselerin ya da geceliklerin akıbeti birkaç dakika sonra yerle bir olmamalıydı. Ya da olmalıydı. Ne de olsa bu yüzden faturalar onun kazancınaydı.

Eğlenerek ve önümüzdeki süreci düşleyerek geçirdiğimiz yolculuk son bulduğunda arabadan inmemle şaşkınlıkla Alpay'a dönmem bir oldu.

"Seninki şimdiye kapıda bitmeli, sesiyle her yeri inletmeliydi!" dedim Limon'un Alpay Emir'e olan ilgisini içten içe kıskanırken. "Gün geçtikçe bırakıyor peşini galiba."

"Oyuna dalmıştır," diyerek küçük tüylü bebeğini savunan adama baktım kötü kötü. "Bu saatte gelmeme alışık değil, sesi duyduysa bile umursamamıştır."

Gözlerimi devirip kapıya ilerledim ama ne onun alaylı bakışlarından ne de erkeksi kahkahasından kurtulabildim. "Eşimin beni bir köpekten kıskanması aşırı ağırıma gidiyor," dedi gülmeme neden olacak tavrıyla. "Yakında görüş saati de koyarsın sen bize."

"Sessiz ol," dedim inatla benimle dalga geçerken. "Seni Limon'a kaptırmaya niyetim yok. Şimdi görse seni, asla giremeyeceksiniz içeri. Yok oyun oynayalım yok koşuşturalım... Unutulan yine ben olacağım."

Belime sarılan kol tarafından geniş gövdesine çekilirken boynuma değen dudaklarla gülüp "Yapma," dedim hiç de dediğimi yapmasını istemeyerek. İnatla öpücüklerini devam ettiren adamın kolları arasından kahkahalarla çıkmaya çalışırken "Yavaş lan, aile var!" bağrışmasıyla korkuyla irkildim ve Alpay'a sığındım sıkı sıkıya.

Pis bir gülüş ve imalı bakışlarla, kalkıp inen kaşlarla karşılaştığımda sesin sahibini de yeni idrak edebiliyordum. "Korkma kız," diyordu bir de sevecenlikle. Alpay'ın küfrünü ise duyamamıştım.

"Baktım sizin beni fark edeceğiniz yok, sizin niyet de bozulmuş... Uyarayım dedim siz iyice yoldan çıkmadan. Evlenince daha beter oldunuz ha, ne terbiye kalmış ne edep adap..."

"Siktir lan oradan," söylemiyle homurdanan ve en az benim kadar şaşıran adam da kardeşine kötü kötü baktığında Melih'in yüzündeki serseri gülüş de sönüyordu yavaş yavaş. Küfretmedi ama bakışları en ağır küfürden bile beterdi. "Ne işin var senin burada?" diyen abisine hiç bozulmadan cevap verecekti ki arka bahçeden koşarak gelen ikiliyle hepimizin dikkati oraya çevrildi: Ezgi ve bizim tüy yumağı.

Kahkahalarına karışan çığlığıyla "Melih! Melih! Yiyecek bu beni!" diyerek koşuşturan Ezgi, Limon'dan kaçarken, bahçe girişinde öylece duran bizi fark etti ve yüzünde oluşan geniş gülümsemeyle bu defa da bize doğru geldi. "Defne!" Limon duru muydu hiç? Aynı gülümseme onda da oluşurken havlamaları arttı ve doğruca Alpay'a fırladı.

Merakla "Neler oluyor?" diye fısıldayan adama döndüm dalgınlığımın verdiği utançla. Kollarını açarak koşan miniğimi kucaklayıp kalktığımda Ezgi'nin boğarcasına sarılışı arasında  "Unutmuşum," dedim Alpay'a, ne tepki vereceğini bilmeyerek. "Annemleri çağırmıştım götüreceğimiz eşyaları toparlamak için. Çıkmış aklımdan sevgilim. Hastaneden hemen sonra döneriz demiştim ama..." Kendimi epey suçlu hissettim oyalanıp gezmiş olduğumdan. Neyse ki ne olur ne olmaz belki geç kalırız diyerek verdiğim anahtarı  hatırlayınca Melih'e döndüm yeniden. "Çok oldu mu siz geleli?" dedim telaşla. Çok ayıp olmuştu, çok.

Melih telaşımı görünce "Yok be," dedi rahatlatma isteğiyle. "Yeni geldik zaten. Bizimkiler eve girmek istemedi siz gelmeden. Hava da güzel olunca, bu Şerro herkesi kendisine oyuncak yapınca hızlıca geçti o birkaç dakika."

Alpay'la küçük bir aile olmuştuk nikahlanınca. Lakin bu ailenin böyle güzel düşüncelere sahip olması, beni her daim her olayda daha çok kendilerine bağlamaları hisslerimi uçsuz bucaksız kılıyordu kendilerine karşı.

Omzuma sarılan kolla yeniden yanımdaki adama döndüm. "Sıkma canını," diyordu içtenlikle. "Ararlardı geç kalsak da. Aklından çıkmış olması çok normal değil mi yavrum? Son günlerde sürüsüyle şeyle uğraşıyorsun."

Sonra da kardeşine döndü yeniden. Ağır ağır "Gel al bunları," dedi elindeki paketleri uzatıp. "Bir işe yara bari, al koy içeri. Sonra da dön arabadakileri taşı."

Laf etse de poşetleri almak için yaklaşırken "Uşağınız mıyım ben sizin?" diyerek sızlanmasına karşılık canım kocam sorar gibi, sıkıyorsa başka bir şey söyle der gibi "Evet?" demişti ve o sırada ben de gıcıklıkla karışık gülerek "Evet!" deyiverdim.

Melih'i arkamızda bıraktık misafirlerimizin yanına geçebilmek adına. Bu sırada yanağıma bırakılan ıslak öpücüklerin sahibini sevdim doya doya. "Çok mu özledin sen beni?" dedim cevabını bilsem de. Birkaç gün görmeyince bile böyle özlemden delirirken günler sonra aramıza girecek mesafeleri düşündükçe dolmaya başlayan gözlerimde bir sızı hissettim.

"Çok çok çok özledim!" dedi ağız dolusu. Üzerine bir de üzüntüyle "Neden artık bize gelmiyorsun?" deyince ipler koptu bende. "Ben senlen uyumayı çok istiyorum ama hiç gelmiyorsun ki bize!"

Gönlünü alma isteğiyle "Annenden izin alalım bugün, bizde kal da beraber uyuyalım." dediğim sırada bahçe takımına kurulmuş, koyu sohbete tutuşmuş iki kadın da bizi görünce ayaklandı. Kısa süreli selamlaşmalar, kendimi affettirmek adına şirinlikler yapmalar derken vakit geçip gitmişti edilen sohbetlerle beraber.

Büyük bir aile kurma hayaliyle yaşadığımız evimizden ayrılma düşüncesi zaman zaman beni de, eşyalarımızı toplamada yardım eden Serap annemi de üzüp hüzünlendirse de hiç şüphesiz en çok Alpay Emir'in, Melih'in ve Ezgi'nin gülüşmeleri, bağrışmaları ve benden gizli gizli eve soktuklarını sandıkları Limon'un minik havlamalarıyla huzurla dolmuştu.

"Çocuk gibiler," diyen kadına döndüm ayırdığım ayakkabı dağının arasından çıkarken. "Kurulmuşlar televizyonun karşısına oyun oynuyorlar kavga dövüş. Kızımı da alet etmişler. Birbirlerine attıkları golleri kabullenemeyince Ezgi'ye soruyorlar kim kazandı, sence golü kim attı diye. Ve tahmin et kızım her defasında kimi seçiyor?"

Aşağıda gerçekleşenleri az çok tahmin edebildiğimden doğumuna son iki ay kalan bebeğimi sevdim annesinin karnı üzerinden. "Canım kocam kazanıyor o zaman?" dediğimde bile hiçbir şüphem yoktu.

Haklı olduğum için olumluca salladığı başıyla onlarla vakit geçirme isteğim arttıkça arttı.

"Pis cadaloz! İlk günden beri gözü var kocamda ya!" Biliyordum ki nasıl benim aklımı alıyorsa Ezgi de Alpay'a asla karşı koyamıyor, bir tek onun sözünü dinleyip sadece onu sayıyordu. "Kızın kocama aşık ve sürekli onu tutuyor. Bu yüzden Melih de çıldırıyor ve o hırslandıkça Alpay oyunu daha çok ciddiye alıyor."

Nefes nefese kalınca "Sen neden bir in bir çık yapıp kendini yoruyorsun?" diye söylendim düşüncesizliğime kızarak. Hiçbir iş yaptırmıyorduk ama yine de bir işin ucundan tutmanın derdindeydi hareket oluyor bana da diyerek bizi kandırırken.

"Zaten sen niye annemin peşine takılıp geldin ben onu da anlamadım." dememin amacı çok başkaydı ama o alınganlığa vurarak "O ne demek ya! İstenmiyor muyum ben artık?" demekle susturdu beni. "Görümcelik tarafım mı tutsun istiyorsun?"

Serap annemin yardımıyla az çok toparladığım odanın dağınık tarafına kısa bir bakış atıp Emel ablanın koluna girdim. "Öyle demedim canım aa," dedim beni yanlış anlamayacağını bilerek. "Yani sen bu halinle yardım etmek istiyorsun ama ben sen bir şeye dokun istemiyorum. Otur ve rahatına bak hayatım. Melih ve Alpay'ı seve seve kullan diyorum ama sen kardeşlerine kıyamıyorsun ki. Canın niye abuk subuk bir şey çekmiyor mesela şu an? Ya da niye ben ve bebeğim oyun oynamanızı istemiyoruz deyip bizimkilerin keyfini bozmuyorsun?"

Düşüncelerimi dehşetle dinleyen kadın merdivenlerden inerken "Ben korkuyorum ama artık," deyince daha sıkı tuttum kolundan ama o gülüp "Senden ve düşüncelerinden." diye bir açıklamada bulundu. "Demek ki bu durumda sen olsan ben kardeşlerimi senin gazabından korumak durumunda kalacağım."

Hamilelik dokuz aylık bir süreç olabilirdi ancak bence bu dokuz ayı doya doya kullanmak ve tatlı anılar bırakmak en güzel tarafı olmalıydı.

Kendimi onun yerine koydum çok kısa bir süre. Bebeğimiz bizi seçmiş ve artık benim bedenimdeki yerini almış hayaline kapıldım elimde olmadan. Babasına, amcasına ve hatta dayısına yaşatacağım koşuşturmalar geldi geçti gözlerimin önünden. Sonra onlardan çok uzakta olacağımız gerçeği çarptı suratıma.

Dolan gözlerim canımı sıkarken hissettiğim karın ağrısıyla kendime gelmeye çabaladım. İki büklüm halim yanımdaki kadını bu defa sahiden korkutmuş olmalı ki telaşla "İyi misin? Ne oldu birden?" sorusuna karşılık gülmeye çalıştım. "Bugün çok yoruldum." dedim tek nefeste. "Ara ara kramp giriyor böyle ayakta kalınca." Bir de sabahtan bu yana bir ağlaşıp bir güldüğümüz için bedenimin dengesi de şaşmıştı doğrusu.

Karnıma bastırdığım elim ve bizi ne zaman seçeceğini merak ettiğim bebeğimin henüz burada olmayışı canımı sıktı. Kasıklarımda ve karnımda hissettiğim ağrı regl olacağım gerçeğini hatırlatınca üzüntümü gizleme çabaladım.

"İyiyim ama kızın bu gece bizimle kalırsa çok daha iyi olacakmışım," dedim bağrış çağrışın yankılandığı odanın önünde durduğumuzda. "Gözüm gibi bakacağım, söz veriyorum. Hiç kızdırmayacağım ve onu krallar gibi ağırlayacağım..."

Benim ikna etme çabama gülerken "İşte bu yüzden hayır." dedi. Neden hayır dediğini anlayamamıştım doğrusu. "Gözün gibi bakıp her istediğini yapıyorsun çünkü Defne!" dedi bilmiş bilmiş. "Ezgi sizi parmağınızda oynatıyor siz de sevginizden deliye dönüp nasıl şımarttığınızı asla anlayamıyorsunuz. Zaten sen de söyledin bak. Yorulmuşsunuz bugün hastanede. Yorar sizi o, kalmasa daha iyi bu yüzden."

"Bir şey olmaz," dedim ama bunun da anneliği tutunca tam tutuyordu yani. "Çocuğunu çok özlersen karnında bir tane daha var zaten. Onu seversin Ezgi gelene dek. Hem Ezgi de istiyor bizde kalmayı. Kızının düşüncelerini önemseyen bir annesin sen. İzin verirsin bu yüzden. Hayır zaten izin veresen de kalacak bizde de. Ben yine de medenice izin isteyeyim dedim." Öyle bir sen ciddi misin bakışı attı ki o an ağzımı açıp tek kelime edemedim ama bence gayet de haklıydım.

"Bana bak! Alacağım şimdi ayağımın altına, çekil lan kızın önünden. Manipüle etme çocuğu."

Alpay Emir'in yüksek sesiyle irkildiğimde Emel abla mutfağa gideceğini söyledi ve ben de dayanamayarak oyun oynadıkları odaya girdim.

Gördüğüm görüntü öyle yer etti ki zihnimde, ne dağıttıklarına kızabildim ne de tatlılıklarına doyabildim.

Melih televizyonun önünde dizleri üzerinde ayaklanmış elindeki oyun konsolunu sinirden dişlememek için zor duruyordu. Dağılan saçları ve sinirden kızaran yüzüyle "Allah belamı versin gol ya! Bu defa gol." dedi abisine karşı. "Kör müsün nesin! Kaçıncı bu? Oynamıyorum ben."

İçeri girdiğimi fark eden canım adamım, kardeşinin delirmesinden fazlasıyla zevk alırken rahatça oturuyordu. Ezgi ise odanın içinde asla rahat durmuyor, bu koca iki adamın atışmasını dinliyordu kıkır kıkır. Limon'sa yere uzanan perdenin ardında kendince oyun oynasa da minik kuyruğu perdenin üstünde kalmıştı.

Göz göze geldiğimizde genişçe gülüp göz kırpan adamımla ne yalan söyleyeyim benim de keyfim yerine geldi. "Ne ağladın be, ne ağladın!" diyerek daha da gıcıklaştığı bir gerçekken havalandırdığı kolu bana yer açtığını gösteriyordu.

Benden ayrılan güzel gözleri Ezgi'yi buldu ve sırıta sırıta "Sen söyle bebeğim," dedi Melih'e nispet yapar gibi. Açıkçası bebeğim kelimesini böyle içten dile getirmesi hiç hoş değildi. "Sen kesin görmüşsündür prensesim. Kim atmıştı topu kaleye?"

Bu soruya gelecek cevabı bizden daha iyi bilen Melih, odanın en uzak köşesine nasıl fırlatıldığını asla anlayamayacağım minderi yüzüne kapatıp çığlık attı. "Sana hadi gel kapışalım diyen ağzıma sıçayım!" dedi saf öfkeyle, serserice gülen abisine karşı. "Aklıma sokayım aklıma!"

Melih'in sözlerini duymazlıktan geldik hepimiz. Alpay Emir'in benim için açtığı yere sığınıp göğsüne sokulduğumda neşesi gittikçe artıyordu. Şakağıma bastırılan dudaklardan hemen sonra ben altüst olmuş skora bakarken "Söyle dayıcığım, hadi." diyerek cevabını bekliyordu.

Alpay Emir perdenin altından çıkıp ayaklarına sırnaşan Limon'la olduğu yerde huzursuzlukla kıpırdanıp bana belli etmeden televizyon battaniyesini kenardan almaya çabaladı. "Gördüm, gördüm..." dedim üstten üstten. "Bu sıcakta hayvanın üzerini örtüp saklamaya çalışma hiç."

"Ezgi isteyince—" diye başladığı cümlesini çenesinden öperek susturdum ve "Sorun yok," dedim tebessümle. "Yavaş yavaş alışacağım sanırım. Sen almasan da bu Şerro gizli gizli eve girmenin bir yolunu buluyor zaten." Burnumun üzerine bırakılan buseyle daha çok sırnaştım. Onun asıl bebeği bendim, bunun farkına vardım.

Ezgi'nin odanın içinde koşturarak dolanması son buldu ve sanki gerçek bir hakemmiş gibi televizyondaki tekrar görüntüsünü dikkatle izledi. Küçük parmağıyla kaleye topu fırlatan oyuncuyu gösterdi ve "Bak bu attı topu." dedi sanki biz görmüyormuşuz gibi. "Üstündeki kıyafet de lacivert renkli. Yaniii... Alpaycığımın takımında!" deyip sevinçle arkasını döndüğünde başım sevdiğim adamın omzunda, elim onu kışkırtma isteğiyle sert karnında dururken Ezgi bana odaklandı. Melih de yine de bir umut küçücük kızın ağzından çıkacak birkaç kelimeye muhtaçtı.

O an anladım ki oyun çoktan amacından sapmıştı. Bizi yan yana gören Ezgi'nin havadaki minik kaşları önce düzleşti sonra da derince çatıldı. Beni görmeyi beklemiyordu belli ki. Ya da dayısının kolları arasında olmam ona göre hiç hoş değildi.

"Gol falan değil!" dedi minik burnu memnuniyetsizlikle kırışırken. "Şakacıktan öyle söyledim! Bak adam böyle yapıyor!" dedi tombul kollarını havaya kaldırıp çarpı işareti yaparak. "Yani olmamış bu. Gol mol değilmiş bak adama o da değil diyor!"

Yerden ayaklandığı gibi Ezgi'yi kucaklayıp havaya kaldıran ve deli gibi nidalarda bulunan Melih, abisinin bozulan ifadesine dönüp dönüp bakıyor, keyiften dörtköşe oluyordu.

Koskoca canım adamımın kırgınlıkla "Nasıl ya?" diye sorması, şaşkınlığın getirisiyle birkaç saniye bocalaması ona karşı yumuş yumuş olmama neden olurken, Ezgi'nin nispet yapar gibi bize bakıp Melih'e sırnaşması ve ona sarılıp, öpüp "Oley! Biz kazandık işte, gördünüz mü?" demesi Alpay'ı şoktan şoka uğratıyordu.

"Lan nasıl gol mol değil?" dedi tekrardan Ezgi'nin sözlerinde takılı kalmış gibi. Onaylanma ihtiyacıyla yanıp tutuştuğu belime sarılı kolunun enseme çıkması ve yüzümü yüzüne çevirmesinden, beklentiyle bakmasından belli oluyordu. "Nasıl oldu da sattı bu beni iki dakikada?"

"Olsun be Alpaycım Emircim," dedim dudak büküp haline üzülürken. "Maçta kaybettin ama aşkta kazandın gördün mü? Karını yanında tutma uğruna yardakçını kaybettin... Hanımcılıktan böyle devam et aslanım benim."

Uslanmaz tarafım kötü kötü gülerken yanından kalkmak için hareketlendim ve yanağına kondurduğum derin öpücüğün peşinden kulağına yaklaştım. "Kıskandığında ne derece tehlikeli bir canlıya dönüştüğünü tattığın kız benim eserim. Yerinde olsam ayağımı ona göre denk alırım."

Masumane bir gülüş sonrası onları yeniden yalnız bıraktığımda annem ve ablamla mutfakta vakit geçirdik bir süre. Ezgi'nin abur cubur depomuzu patlatmasından Alpay Emir'in Melih'e Limon'un kurabiyelerinden yedirmeye çalışmasına dek kahkahalar yankılandı durdu evimizin her bir yanında.

Yemek hazırlarken, canım adamım olmayan Alpay Emir'in Serap anneye "Aç bırakıyor bu kız bizi. Bekarken sarmalar, baklavalar havada uçuşuyordu ama şimdi? Nerede antin kuntin şey var gidiyor onları pişiriyor." diye şakayla karışık beni ispiyonlaması bu gece değil koltukta, bahçede çimlerin üzerinde yatmak istediği anlamına geliyordu.

Neyse ki "Sen yap o zaman oğlum, mideniz bayram etsin." diyerek benden yana çıkan canım kadın, oğlunun gıcıklıklarına noktayı koymuştu.

Sonrasıysa epey karmaşıktı.

Planlanmayan davetler her zaman beklenenden daha iyi gerçekleşirdi benim nezdimde. Şimdi de öyle olmuştu işte. Bir telefonla toplanabilen ailelerin varlığı farklı bir huzur kaynağıydı. Bu yüzdendir ki büyük yemek masası ilk defa küçücük gelmişti gözüme. Annem, babam, abim, Feyza, Cengiz ağabey ve Nihat babam da gelince tamamlanmıştık işte.

Alpay'ın yüzünde daha önce görmediğime yemin edebileceğim ayrı bir şevk vardı mesela. Hayalini gerçekleştirebilmiş bir adamın mutluluğunun dışavurumuydu bu.

Yemekler yenmişti, sohbetler edilip zaman zaman gidişimiz yeniden gündeme gelmişti ve kahkahalarımız hüzünlü gülüşlere evrilmişti.

Zorlanacağımıza dair açılan en ufak konuda bile Alpay Emir'in şüphe duymadan beni savunarak arkamda durması ona olan duygularımı yetersiz kılıyordu.

Ama ne vardı ki Emel ablanın asla var olmayan aşerme isteği ansızın baş göstermişti de hemen yanımda bitmişti.

Su içmek için girdiğim mutfakta peşimden sessizce gelen kadın aklımı almıştı "Evde hiç dondurma var mı?" diye gizli saklı konuşması. İlkte anlayamamıştım ama yeni düşmüştü köşeli jetonum. Güldüm ve pıtı pıtı adımlayıp karnını sevdim. "Benim bebeğim dondurma mı istemiş yoksa? Şimdi dayısına söyleriz hemen gidip alır gelir," dedim ama anında "Olmaz öyle şey." diyen kadınla duraksadım. "Yoksa istemeyelim şimdi, ayıp olur."

"Ne demek olmaz öyle şey?" Çekingenlik miydi üzerindeki yoksa utangaçlık mı bilmiyorum ama Alpay'ın veya Cengiz ağabeyin kalkıp sırf bunun için gitmelerini evdekilere ayıp olacak düşüncesiyle isteğini gizli tutmak istemesi sinirimi bozuyordu. "Saçmalıyorsun bence şu an."

Birkaç dakika boyunca yok olur, yok olmaz derdine düşünce en sonunda dayanamayıp "Neyli dondurma istiyor canın?" dedim ısrarla. "O kadar uzadı ki bu mesele vallahi artık benim de canım çekti bak," dedim doğruları söyleyerek. "Yapışacağım kocamın yakasına, canım acayip dondurma çekti diyeceğim ve sana özellikle almaması için onu uyaracağım."

Önce derin derin yutkundu sonra da mutlulukla "Çilekli," dedi ve ben o an nasıl baktıysam "Ne? Ne oldu?" diye kendini korumaya almaya çalıştı.

"Ya Allah aşkına!" dedim teessüf ederek. "Aşere aşere gittin dümdüz çilekli dondurma mı aşerdin? İnsan bi' badem sütünden yapılmış orman meyveli bir şey ister ya. Ne bileyip gider karamelize kestaneli falan ister. Çilekli ne?"

"Sen cidden korkutuyorsun ama beni." dedi saatler öncesini anımsatarak.

"Şaka şaka," dedim hiç de şaka değilken. Sadece görümcemin gözünde canavar bir gelin olmak istemedim o an. "Ben öyle aklıma gelenleri söylüyorum sadece canım. Hiç yapar mıyım öyle şeyler?"

"İyi bari," dedi sevecenlikle. "İki üç seneye kardeşime çektireceğini biliyorum ama inanayım bari sözlerine."

İki üç seneden kastı eminim ki şu an bir bebek düşünmediğimiz yanılgısındandı. Bence bu bebek konusu başarısız olduğumuzu belli eden regl sürecinden sonra bir daha açılmalıydı.

Geçiştirmek adına "Söylüyorum o zaman Alpay'a," dedim ondan uzaklaşırken. "Senin yüzünden bu denli dondurma isteyeceğimi düşünmezdim hiç."

Koştur koştur annesine sarılmak için gelen Ezgi'nin bizi duymasıyla "Dondurma mı yiyeceğiz?" diye şakıması ve hemen akabinde asla geri çeviremeyeceğimiz bir istekle "Büyük parka da gidecek miyiz? Hani buraya gelirken görmüştük ya anne, böyle kocamandı. Gidelim. Lütfen, lütfen..." diye bizi sıkıştırması günün sonunda isteğini gerçekleştireceğimizin kanıtıydı. Çünkü aklına o parka gitmeyi koymuşsa hiçbirimize rahat vermeyeceği aşikardı.

Ezgi'nin ağzından lunaparka gitmek istediğini düşürmeden sağda solda dolanması bizimkilerin erken kalkmasına ve bizim park maceramızın anında başlamasına neden olurken abimin, Emel ablaların ve bizim çift olarak bir arada olup Melih'in moralinin bozulması hiç şüphesiz gecenin en eğlenceli kısmıydı.

"Gel kız buraya," diyerek, babasının elini tutan ve etraftaki rengarenk oyuncaklara heyecanla bakan Ezgi'yi kendisine çekti. "Sen bu akşam lazımsın bana." dedi etrafta gözüne kestirmek için birkaç kişiyi çoktan aramaya başlarken.

"Seni sevmek isteyen kızlara sakın çıkarma tırmıklarını bak bozulmasın aramız." diye tembihlemesi sinirlerimi bozarken parmakları parmaklarıma dolaşan adama yanaştım iyice. "Sen biliyorsundur," dedim sessizlikle. "Melih biriyle tanışmıştı internetten. Kendisini saklıyordu ama kız. Bizimki de epey kaptırmıştı kendisini ama unuttu galiba,  şimdi yeniden sahalarda gibi?"

"Bunun ne haltlar yediği belli mi ki?" dedi kardeşinin iflah olmayacağını bildiği için. "Çocuk gibi, eğlence arıyor kendisine. Paranoyak oldu bir ara kim olabilir, tanıdığım bildiğim biri mi, beni oyuna mı getiriyor diye. Sonra da bastı engeli galiba, anlattı bir ara bir şeyler ama."

Bana değil ona anlatması kaşlarımın şaşkınlıkla havalanmasına neden olurken yarım bir gülüş sergiledi. "Şerefsiz falan ama seviyorum bu iti," dedi küçük bir baş hareketiyle kardeşini gösterdiği sırada. "Baktım takmış kafaya, sahiden üzülüyor çektim konuştum. Ayrıca neyin kafasında onu da anlamış değilim. Bir gün fena tongaya gelecek haberi yok."

Geçenlerde bu düşünce bende de peyda olunca dedektifliğe merak salan tarafımı susturamamıştım doğrusu. Bulaşmıştım bir şeylere de eşime bunu nasıl açıklardım bilemedim. Uzata uzata "Alpay..." dedim itiraf edeceklerimin öncesinde kendimi tatlı göstermeye çabalayarak. "Ben sana bir şey söyleyeceğim aslında. Daha doğrusu soracağım."

"Dinliyorum yavrum, söyle." diyen adama bakmadan önce etrafı süzdüm kısa bir süre. Atlıkarıncaya binen Ezgi ile ilgilenen Melih'teydi gözlerim. Abim ve Feyza da bizim gibi sohbet edip yürürken Emel abla, koca göbeği ve Cengiz ağabey yavaş yavaş geliyorlardı arkamızdan.

Melih'in arkasından iş çevirmiş gibi hissedince kendimi, "Ben birtakım belalara bulaştım galiba." dedim suçlulukla.

Canım adamımsa kızmadı, şaşırmadı. Yine de "Onu zaten anladım," dedi sert tavrını gizlemeden. "Peki ya ben kimin belası olacağım, anlat da onu anlamaya çalışayım."

İşte böyle olunca benim Alpay'ım da Alpay'ım tavrım devreye giriyordu ve ben canım adamımın üzerine atlayıp bu adamın kocam olduğunu hatırlaya hatırlaya sevmek istiyordum onu. "Ya..." dedim başımı omzuna yaslayıp koluna sarılırken. "Canım kocam benim."

Hiç de yumuşamadı. Bariton sesi "Dökül Defne." sözcüğüyle doldurdu kulaklarımı.

"Şimdi şöyle ki," diye başladığım cümlemi nasıl devam ettireceğimi bilemediğimde Alpay'ın dik bakışlarını yumuşatma isteğiyle "Biliyorsun ki biz Melih'le tahin ve pekmez, bal ve kaymak ya da peynir ve zeytin neyse öyle mükemmel bir ikiliyiz."

Sözlerimin anlamsızlığına takılmadan "Acıktın mı sen?" diye ilgiyle soran adama hayır demeyi çok isterdim ama onu cevapsız bıraktım. Acıkmıştım. "Dinle beni bir ya, hemen konuşma."

Güldü ve "Ee," dedi devam etmemi ister gibi. "Bu durumda ben de ekmek falan mı oluyorum? Ne saçma bir giriş yavrum bu böyle."

"Sen gerçekten bu akşam bahçede yatmak istiyorsun bak," dedim ona kötü kötü bakarken. Dudaklarını birbirine mıhlayarak gülüşüne son vermeye çalıştı ve devam etmemi istedi bedenimi göğsüne çekilip sarmaş dolaş bir halde.

"Ben sadece üstün stalk yöntemlerimle Melih'i kimin oyaladığını bulmak istedim." Bulamayıp bir de Melih'ten gizli iş çevirdiğim için kötü hissediyordum. Son günlerde bunu içimde tutmak ve ne yapacağıma karar verememek beni epey zorlarken Melih'in yüzüne bakıp ondan bir şeyler gizliyor olmak ağrıma gidiyordu. "O kıza Melih'in haberi olmadan gizli gizli yazdım." dedim çekinerek. "Kim olduğunu öğrenmek ve neden bizden gizlendiğini bilmek istedim. Aslında kim olduğunu buldum gibi de sanki."

"Ne olur başımızın ağrıyacağı bir mesele olmadığını söyle bana." dedi bıkmış gibi. "Ben bu herifin götünü toplamaktan bıktım usandım. Gider ayak sıkmasın canımı."

"Yok, öyle bir şey değil." dedim ama kendimi de kötü hissettim işin ucu bana dokunduğu için. "Ben ilk olarak bizim hastanedeki kızlardan şüphelenmiştim ama orası temiz çıktı sevgilim. Sonra Suzan geldi aklıma," dedim çalışanına karşı böyle düşündüğüm için acaba bir şey der mi diye tepkisine bakarak. "Şirkete ilk geldiğimde fazla ilgiliydi. Zaten merakını ve ilgisini kendi de ele vermişti. Sonrasında ara ara karşılaştığımızda hep etrafımdaydı."

Baktım Alpay Emir sinirlenecek devamını dinlemeden, anında "Ama onu tanıdıkça ve vakit geçirdikçe o olmayacağını anladım. Zaten kız senin gözüne girebilmek ve takdirini kazanabilmek için dört dönüyor. Böyle bir şeyi yapmaya cesaret dahi edemez. Düşündüm taşındım... Hatta Selin'in ağzını bile aradım ama o da değil."

Üzerime sinen yorgunluk ve etrafın parıltısı epey halsiz hissettirirken "Esma olabilir mi sence Alpay Emir?" dedim üzüntüyle. "Yazım dili falan o gibi geldi bana. Ne bileyim öyle hissettim yani. Ama emin olmadan kıza da bir şey diyemem tabi."

Kaşları şaşkınlıkla havalanan adama baktım utançla. "Yani eğer oysa ve Melih'le oynuyorsa gerçekten çok üzülürüm."

Emin olamadı ama yine de "Sanmam güzelim," dedi az çok kuzenimin nasıl biri olduğunu bilerek. "Hayır zaten sana ne Defne?" derken bizi bekleyen abimlere baktı kısa bir süre. "Saçma sapan işlere ayıracak vaktimiz mi var bizim? Ne halleri varsa görsünler, aklı olan kullanır neticede. Esma ya da bir başkası, ne fark eder?"

Böyle söylüyordu ama o da kardeşine kıyamıyordu biliyordum. Yine de daha fazla uzatmak istemedim ve "Tamam, karışmayacağım bir şeye." dedim uslu uslu. "Biliyorum, yoksa suç benim üzerime kalacak eğer düşündüğüm gibiyse bile."

Benden bu denli hızlı bir vazgeçiş beklemiyordu. Ondandı bu kısılan gözler ve gerçek düşüncelerimi görmek isteyen bakışlar. "Gerçekten ya," dedim kendimi inandırmak adına. "Vallahi bak. Kurcalamayacağım hiçbir şeyi."

İnanmaz gibi olduğunda kötü kötü bakan ben oldum. "Öyleyse aferin güzel bebeğime." dedi belimdeki eli hareketlenip sırtımı okşarken. "Hep böyle kocanın sözünü dinle."

Bundan bile kendine nasıl bir pay çıkarmış olabilirdi asla anlayamamıştım. "Oldu canım, başka?"

Keyfi yerine gelmiş olmalı ki şöyle bir süzdü ifademi, dudaklarımda takılı kalan gözlerini zar zor çekti. "Başka şeyler de var elbet ama şu an ne yeri ne de zamanı," dedi kısık bir sesle.

Boynuma dokunan dudaklarıyla huylanınca geri çekilmek istedim, izin vermedi. Açıkçası bizimkilerin yanına yaklaşmışken "Gerçi bana kalsa zamanın ve mekanın pek de önemi yok ama—" demesini beklemediğimden "Yuh!" serzenişi firar edince dudaklarımdan dikkatler de üzerimize toplandı.

"Ne oldu?" diye soran abime gülümsedim ve "Hiç..." demekle yetindim. Alpay'sa "Sana ne kardeşim karı koca arasındaki muhabbetten?" diyerek abime her fırsatta bizim evli olduğumuzu söyleme ihtiyacı duyuyordu. "Karımla konuştuğum şeyden sana ne yani?"

"Ya git işine," deyip bununla mı uğraşacağım havası yayan abimle Alpay Emir onu sinirlendirmenin mutluluğunu yaşıyordu. Abimse "Bu da kapmış gül gibi kardeşimi tek vasfıyla hava atmaya çalışıyor, karım da karım..." diyerek söyleniyordu anca. "Utanmasa alnına yazdıracak kocasıyım diye."

Onların dalaşmaları arasında çoğunlukla ben ve Ezgi olmak üzere epey eğlenip oyuncaktan oyuncağa koşarken dondurmalarımıza da kavuşmuştuk sonunda.

Elbisemin eteğini çekerek "Ben balon istiyorum!" diye seslenip sesini duyurmaya çalışan bebeğime döndüğümde hepimizin dikkati, yaşlarından başlarından utanmadan ördek vurmaya çalışarak peluş oyuncak kazanmaya çalışan bizimkilerdeydi.

Abim, Cengiz ağabey, Melih ve Alpay... Dördü de birbiri ile kapışma içerisinde, tuttukları silahla hedef ördeğini vurmak ve Ezgi'nin az önce yalvar yakar istediği oyuncağı almanın derdindeydiler ancak bilmiyordular ki Ezgi'nin hevesi çoktan geçmiş, artık balon daha cazip gelmişti.

Peş peşe devirdiği ördeklerle "Hey gidi hey... Askerlik günlerim geldi aklıma. Hiç paslanmamışım be..." diye hava atan Melih ile beraber, abim "Siktir lan oradan," diye yükseldi alaycı bir gülüşle. Cengiz ağabey de "Oğlum sen mutfakçı değil miydin? Ne tüfeği ne silahı..." deyince Alpay Emir sessiz kalmadı. "Eline aldığın tek silah bıçaktı, sıktığın palavraya bak amına koyayım duyan da bir şey sanacak. Oynadığın siktiriboktan oyunlar olmasa nah devirirdin o hedefleri."

Sahiden de önde gidiyordu ve gittikçe böbürleniyordu. "Kardeşim devirdim mi devirdim, siz ona bakın." diyordu ya bir de boş havalarına hiç gelinmiyordu.

Ezgi'nin balon için kıvranmaları artınca karşımdaki savaş alanına bakmaya son verdim ve ilerledim ama Alpay'ın anında "Nereye?" seslenişiyle yeniden onlara yöneldim. Radar vardı bu adamda. Adı da Defne radarıydı hatta on metre uzaklaşınca uyarı veriyordu bence.

Ezgi ile el ele tutuşumuzu gösterdim ve "Sizsiz alemlere akacağız, çok sıkıcısınız." dedim alayla.

Sahiden de bir cevap beklediğini görünce gözlerimi devirdim. "Balon alacağız Alpay Emir, kaçmayacağız bir yere merak etme."

Fazlasıyla komik olduğunu düşündüğüm mükemmel şakama hiç gülmeyince öpücük attım. "Ezgi istemiyor artık oradaki oyuncakları ama ben istiyorum bak ona göre." dedim sevecenlikle. "Beş dakikaya döneceğiz ve eğer oradaki büyük fili kazanamazsan fena bozuşuruz."

"O iş bende," dedi epey yoldan çıkarıcı bakışlarıyla bedenimi süzerken. "Şüphen olmasın. Biliyorsun karımın isteklerini gerçekleştirmek gibi harika huylarım var." Sabah yaşayamadıklarımıza atıfta bulunmuyora ben de bir şey bilmiyordum. Bu adamın edepsizliği aşıyordu artık beni.

Elime sarılı olan minik parmaklarla beraber kocaman balon bulutunu takip ederek sonunda istediğimiz lokasyona ulaşabildiğimizde tıpkı ben de Ezgi gibi büyülenmişçesine bakıyordum binbir figüre.

"Buyur abla, hangisini vereyim?"

"Ben henüz karar veremedim ama," deyip Ezgi'ye döndüm onun kararını merak ederek. "Sen hangisini istiyorsun?"

Kendime de alacağıma mı şaşırmıştı yaşça epey küçük bulduğum çocuk yoksa bunca çeşidin arasında istediğimi bulamadığımı mı düşünmüştü bimiyorum ama Ezgi'nin izlediği filmlerdeki bir prensesi göstermesi ve anında istediğine kavuşması çok çabuk olmuştu. Bense hala onu mu alsam bunu mu alsamın derdindeydim.

Kararsızlığımdan bunalan çocuk da "Abla bak şunu vereyim mi?" diye tek tek beğendirmeye çabalıyordu.

"Tamam, verdim kararımı." dedim en sonunda istemeye istemeye. Başım dönüyordu artık ona buna bakmaktan. "Şuradaki pembe flamingoyu istiyorum. Bir de şuradaki arabalıyı." Ezgi'ye alıp onun pipili kardeşine almamak olmazdı değil mi?

Üç balonumuzun olup sadece iki bebeğimizin olması beni bu kadar üzmemeliydi.

Çantamı aralayıp cüzdanımı çıkardığım sırada telefonumun ekranı yanıp sönüyordu. Ezgi'nin sabırsızlıkla beni beklemeden gitmek istemesi onun kaybolacak düşüncesiyle telaşa sokarken öyle hızlı ödeme yapıp yeniden elinden tutmuştum ki o sıra ne gelen aramanın kimden olduğuna bakabildim ne de fazlasıyla yüksek sesli bir ortam olduğundan geri dönüş yapmayı düşündüm. Alpay'sa eğer kaçmamıştık, geri dönecektik. Başkasıysa da bekleyebilirdi. Kaçmıyorduk ya bir yere, dönerdik elbet aramalarına.

Geldiğimiz yoldan geri döndüğümüz sırada Ezgi ile sohbet edip gülüyor ve etrafımızdaki insanları çekiştiriyorduk eğlene eğlene.

Ancak o sırada tam da karşımda hızla bize doğru gelen adamın anlamlandıramadığım ifadesiyle bizi arar gibi sağa sola bakışı yüreğimin korkuyla dolmasına neden oldu. Türlü türlü senaryolar geldi geçti.

Tam da karşı karşıya geldiğimizde ise yeri delen adımları duraksadı. Birkaç dakika sonra elinde tuttuğu peluş oyuncağı havaya kaldırdığında tarifsiz bir ifade vardı çehresinde.

Sevdasının kuvveti de böyle baktırmamıştı, pişmanlıklarının hüznü de.

Ama sevdiğim adamın bana koşuşundaki aceleciliği ya da bakışlarını bile titreten yorumlanamaz ifadesi ne içindi anlayamıyordum asla.

"Kazandım." dedi tarazlı sesiyle. Elini ayağını nereye koyamayacağını bilemez gibi temkinli temkinli geldi durdu karşımda. Baktı, baktı, baktı. O an sanki tüm evren susmuştu da bir tek onun yankısı vardı etrafımda. "Bebeğim için," dedi sessiz gülüşüyle.

Bense "Biliyordum." dedim mutlulukla. "Güzel bebeğin için." Onun benim için yapamayacağı hiçbir şey yoktu ki biliyordum bunu.

"Yanlışın var." Rengarenk ışıkların vurduğu yeşil gözleri yavaş yavaş nemleniyor muydu yoksa ben tüm bu olanları kafamda mı kuruyordum bilmiyorum ama "Hayır, güzel bebeğimin bebeği için." sözlerini beklemiyordum.

Ben ondan ne bu cümleleri ne de nefessizliğe neden olan bu yoğun bakışları hiç beklemiyordum.

"Ne?" diyebildim sadece. "Ne bebeği?"

Her zaman her fırsatta bedenimi saran iri kolları şimdi yine ansızın beni sarıp sarmalamıştı. Bu defa başkaydı. Bu defa gerçekten çok başkaydı. İçine katmaya çalışma tabirini gerçekleştirmek istercesine sıkıcaydı.

Eşsiz gülüşü kulaklarımı doldururken boyun girintimde hissettiğim ıslaklıklar bir otel odasına götürdü beni önce. Benden af dileyişi, çaresizliği ve pişmanlığı geldi gözlerimin önüne.

Ama bugün, bu anın yaşanmasıyla onun yerini bu aldı sanki. O adamın gözyaşı yeniden tenimdeydi ancak bu defa sebebi neydi?

Ağladı ağlayacak bir ifadeyle "Beni korkutuyorsun." dedim sessizlikle. "Neden böyle davranıyorsun?"

Sarılışına bir son vermezken kulağıma değen sıcak nefesi tüm korkuma rağmen güvende olduğumu hissettirdi. Ancak "İnanılmaz bir şey Defne bu." dedi içi içine sığamaz bir halde geri çekilip kollarımdan tutarken. "Benim seninle yaşadığım ne varsa unutulmaz ama... Bu çok başka. Kaç adama nasip olur ki karısına hamile olduğunu söylemek."

İdrak yeteneğimin olmadığını düşünmeye başladığım dakikalarda şaşkınlıkla dondum kaldım. "Nasıl yani?" dedim tutuklukla. "Sen... Sen hamile miymişsin?"

Duyduğum birkaç kıkırtıyla etrafın ve yaşanılanların farkına varmaya başladığımda kuruyan dilim damağım konuşamamama neden oldu.

Alpay Emir ise gülüşüne gülüş katarken o da kendine gelmiş gibiydi. "Cümlemi düzeltmeliyim." dedi ıslanan kirpiklerini öpme hissiyatı uyandıran içtenliğiyle. "Bazı anların özel olduğunu ve olması gerektiği gibi yaşanmasını savunan karıma arkadaşından bir mesaj varmış: "Dünya'da kaç kadın hamile olduğunu eşinden öğrenebilir ki?" diyerek verdi bu haberi. Ve sana tıpkı böyle iletmemi istedi. Az önce Büşra aramasa ve verdiğin kan testiyle öğrendiği gerçeği senin bu ilki tatmanı planlayarak bana ulaştırmasa, bu eşsiz duyguyu böyle tatmayacaktık belki de Defne." dedi acele acele kelimelerini harcayarak.

Öptü yetmedi, sarıldı yetmedi heyecanını asla dizginleyemedi. "Önüne dünyaları sersem yetmeyecek biliyorum, inan şu an ne yapacağımı kestiremiyorum ama teşekkür ederim." dedi defalarca yüzüme bastırdığı dudaklarıyla.

Kendimi gösterdim yanlışı olmaması için. "Ben mi hamileymişim yani?" dedim pek de emin olamayarak.

Başını salladı, yıkıldı sandığım düşüncelerim şahlandı. Yavaş yavaş yüzüme yayılan kanla beraber tepkilerimin de geri geldiğini hissederken daha yüksek sesle sordum bu soruyu: "Bebeğinin bebeği burada mı yani? Seçmiş mi bizi sahiden?"

Karnıma bastırdığım ellerim tir tir titriyordu. Üç balon, iki bebek yoktu yani öyle mi? Sözcüklerim boğazıma takılıyordu ve gözlerim sulanarak görüşümü kapatıyordu. Ama ben yine de Alpay'ın başını sallamalarını ve mutlulukla sırıtmalarını görebiliyordum. Karnıma kapanan iri eli elimi de örterken "Burada," dedik aynı anda. Ne bizi tebrik edenleri görebildik o an ne de sevincimize ortak olan insanların alkışlarını. Biz bizeydik. Bizi seçtiği için memnuniyetimizi ve mutluluğumuzu nasıl dile getireceğimizi bilemediğimiz bebeğimizin varlığıyla bir aradaydık; o an ve her zaman onun varlığına duyacağımız minnettarlıkla.

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


  • Instagram
  • Whatsapp Kanal
  • Spotify
  • Pinterest
  • wattpad

© 2026 Rubeyyka. Tüm Hakları Saklıdır.

bottom of page