top of page

47. Bölüm

  • Yazarın fotoğrafı: rubeyyka
    rubeyyka
  • 26 Kas 2025
  • 16 dakikada okunur

Aile kavramını anlamlandırmak adına attığım en büyük adım, sevdiğim adama yeniden güvenmek olmuştu. Beraber çıktığımız bu yolculukta, henüz yanımızda olmayan, ama zamanı geldiğinde küçük adımlarıyla bizimle beraber yol alacak minik bir canlının varlığını öğrenmek ve onu sabırsızlıkla beklerken bizi seçtiğini bilmek, tüm hislerimi karmakarışık hale getirmişti.

Çünkü bebeğimiz bizi sonunda seçmişti.

Üstelik kendisiyle değil, haberiyle bile hayatımızı ilk dakikadan renklendirmesi ne de güzeldi. Kaç kişi bedeninde filizlenen bebeğinin varlığını eşinden öğrenirdi ki?

Hiç şüphesiz dün gece yaşananlar ömrüm boyunca bende tatlı bir anı olarak kalacakken Alpay Emir için durum çok daha farklıydı.

O, bebeğini benden de önce öğrenerek babalığa epey erken başlamıştı. Ve en güzeli, bu ona fazlasıyla yakışmıştı. Üstelik şimdiden bebeğinin babacı olacağına inanmıştı.

Dün geceden bu yana kaçıncıydı bu bilmiyordum ancak elim yeniden ve yeniden karnıma yerleşti istemsizce. Karnıma değil, karnımı kapayan büyük bir elin üzerine demek çok daha doğruydu. Çünkü sahibi yerini çoktan doldurmuştu.

Bu defa farklıydı her zaman yaptığı bu hareketin hissiyatı. Tenime değil de bebeğine dokunuyordu sanki. Güzel bebeğine değil, kendi bebeğine...

Huzur içinde başımı göğsüne yasladığım adama sığındım yeniden. Gözlerim yanıyor, ara ara uykum geliyordu ama bir türlü olmuyordu işte. Uyku girmiyordu gözüme. Bedenime dolanan kolların arasında huzur buluyordum sadece.

Uykusuz geçirdiğim çok gece olmuştu. Sabahına çıkmak istemediğim, uyuyup da uyanmamayı dilediğim... Ama bu defa başkaydı işte. Bambaşka...

Kıpırdanıp durdukça "Uyu artık yavrum," diyordu benden farksız olan adam. "Dinlenmeniz gerekmez mi artık?"

Şimdiden çoğul olmuştuk iyi mi? Uyumanız gerek, yemeniz gerek, içmeniz gerek, rahat mısınız, istediğiniz bir şey var mı...

Var, canım. Birazcık uyumak!

Bebeğimin daha şimdiden peşinden getirdiği uykusuz geceden elbette şikayetçi değildim. Sadece heyecandan uyuyamamak, kolları arasında olduğum adamla gece boyunca şaşkına dönmüş halimizle öylece gülümseyip anın tadını çıkarmak dengemizi bozmuştu.

Geceyi zar zor sabah etmiştik.

O mükemmel andan sonra dakikalar geçtikçe güldüm, ağladım, gecelerce onunla sevişmemişim ve bir bebek sahibi olmayı beklememişim gibi şaşkınlıkla yerimde duramayıp oradan oraya gidip geldim de anca geçmişti zaman.

Büyüklüğü gözümü korkutan evimiz kibrit kutusu kadar oldu gözümde de sığamayıp taştım göğsümden fışkıran heyecanlı kalp atışlarımla.

Limon'a kardeşi olacağını bizzat ben haber verdim mesela. Öyle bir yoldan çıkmışlıktı yani bu.

Şimdiyse saçlarımın arasına konan öpücükle mayıştım kaldım. "Güzelliğim benim." Boynuma yerleşmek isteyen çenesiyle gözlerim kapandı ama yerimde duramadım. "Hadi bak uyu biraz, lütfen."

"Öleceğim heyecandan!"

"Son iki saat yirmi üç dakika..." diye fısıldayan adama döndüm sıkı kolları arasında. "Asla geçmiyor zaman, biliyorum ama uyumalısınız. Ne olurdu sanki gece de kabul etselerdi kontrolü Defne? İçim içime sığmıyor resmen." dedi bana katılarak.

Gece boyunca kadın doğum uzmanı aramak elbette akıl kârı değildi. Zaten bizim de akıllı olduğumuz pek söylenemezdi.

Yatakta dönünce onunla burun buruna gelmek, güzel gözlerine erişmek daha da mutlu etti beni. "Alpay Emir," dedim tıpkı onun gibi benim de içim içime sığmazken. "İyi ki seçti bizi değil mi?"

Bazı sorular cevapları için değil, o sorunun karşı tarafta oluşturduğu hissiyatı gözlemlemek için sorulurdu ve cevabı duymasan da olurdu.

Ama ben hem hissiyatını gözlemlemeyi hem de cevabını duymayı istiyordum.

Bu yüzden de ağzım kulaklarıma varırken "Bebeğimiz yani," diye eklemede bulundum sanki o bilmiyormuş gibi. Bir elimle bebeğimi diğeriyle de canım adamımın yanağını sevdim ona olan sevgim içimden taşarken. "Bebeğimiz iyi ki seçti bizi." Dilim de gönlüm de sürekli seslice tekrar etmek istiyordu bunu. "Hiç keşke dedirtmeyeceğim ona bizi seçtiği için."

Alnıma konan dudakların hemen ardından "İyi ki seçti, güzel bebeğim." diyerek içtenlikle çıkan sesi daha da mayışmama neden oldu. "Bebeğim, güzel bebeğimi seçti." dedi gülümser gibi çıkan ses tonuyla.

Baktı ki benim gözlerim yine doluyor, çoşkun bir duygu seline kapılıp gidiyorum, anında işe koyuldu ve "Ama beni de seçmiş oldu yani, unutmayalım bunu olur mu?" dedi hiç huyu olmayan bir alınganlıkla. "Sürekli ikiniz varmış gibi konuşman ve beni dışlaman kaçmıyor gözümden yavrum ona göre. Yapım aşamasındaki emeğimi hiçe sayma bari."

Edepsizliğine gözlerimi devirmekle kaldım. Tabi bir de cidden alınıyor mu diye sorgulamaya başladım. "Bebeğimle şimdiden harika bir takım olduysak demekki..." deyip hava atmaktan da geri durmadım. "Söylemiştim öncesinde. Ben ve o, sana günleri dar etmek için neler yapacağız neler."

"Ne yaparsanız kabulüm. Sanki bilmiyormuşsun gibi... Bununla mı korkutmaya çalışıyorsun beni?" Saatler önce deliren adam gitmişti belliki. "Tamam tamam, seni de unutmayız." dedim sevimlilikle. "Kıskanma hemen babası..."

Lunaparkta yaptıkları ve aşırı tepkileri gözlerimin önüne geldikçe, baba oluyorum ben nidalarıyla herkesin içinde teşekkürünü de tepelere çıkan sevinçlerini de benim üzerimde gösterince aslında yeni yeni geliyorduk kendimize.

Biz anne ve baba olmuştuk değil mi?

Parıldayan gözlerle bakan adama biraz suçluluk biraz da utangaçlıkla "Ben aslında henüz bir şey hissetmiyorum ama..." diye başladığım cümlem Alpay Emir'in güzel bakışlarıyla duraksadı.

Ne diyeceğimi anlamış olmalı ki "Bu senin anne olduğunu ortadan kaldırmıyor." cümlesi ne kadar yüreklendirebilirse o kadar yüreklendim güven dolu hissiyatla. "Güzel bebeğim dünyalar güzeli bir anne olduğunu neden kabul edemiyor hâlâ?"

Başımı onaylarcasına sallayıp "Evet, anne oldum ben." dedim dolmaya hazır gözlerimi kırpıştırıp ona kendimi kanıtlamak ister gibi. "Onu hayatımda istediğim andan beri kalbimde hissedip durdum zaten sevgilim. Bir zahmet karnımda hissetmemi de istiyorsa azıcık daha büyüsün, belli etsin kendini. Söz veriyorum harika bir anne olacağım zaten. Ama birazcık büyümesi lazım, hatta büyümeden önce iyice oluşması lazım."

Usulca saçlarımı okşamaya devam ederken farkındalıkla "Sahiden anne oldun," dedi ve iç geçir gibi nefesini bıraktı sessiz gülüşüyle beraber. "Söz vermesen de hiç şüphem yok biliyor musun?" sorusuna karşılık öylece bakakaldım. "Senin mükemmel bir anne olacağını zaten biliyorum Defne ama daha ilk dakikadan bu kadar aklımı başımdan alman, heyecanıma heyecan katman olacak şey değil."

Parmak uçlarım istemsizce güzel yüzünden saçlarına ilerlediğinde teninde kayboldu dokunuşlarım. "Sen de baba oldun..." dedim belki de hayatının en güzel gerçeğini dile getirerek. "Eşim olmanı yeni yeni idrak ederken şimdi bir de bebeğimin babası oldun. İkisi birleşince öyle güzel öyle farklı bir his oluşuyor ki içimde, sana olan hislerimi taşıyamayacak gibi hissediyorum sevgilim."

Üzerime eğilip dudaklarıma ulaştığında aramızdaki eli pijamamın içine sızdı ve çıplak belime dolandı. "Taşıyorsun ya," dedi dudakları dudaklarımla buluşup aklımı bulandırdıktan hemen sonra. Yeniden karnımda dolanan parmakları mest ediyordu beni. Tenimi mi yoksa bebeğini mi seviyordu bilemediğim o anda "İşte tam da burada." dedi yüreğime kastı varmışçasına. Eminim ki bebeğim de şimdiden bunları hissetseydi babasına aşık olabilirdi tıpkı benim gibi. "Bu taşıdığın can birbirimize olan hislerin en güzel karşılığı değil de ne güzel bebeğim, söylesene."

...

İçeri çağrılmayı beklediğim o anda uslu uslu oturmuş beklerken Alpay Emir'in stresle önümde bir sağa bir sola giderek başımı döndürmesi ne zaman son bulurdu bilemiyordum. Saatini gösterdi ve "Nerede bu doktor?" dedi sanki erken gelmemişiz gibi. "Saat kaç oldu!"

Tekrar önümden geçecekti ki uzanıp elini tutup durdurdum. "Başım döndü, lütfen otur artık sevgilim." dedim ama o bunu kendinden değil bebeğinden bildi. "Başın mı dönüyor?" dedi telaşla. "Normal mi bu? Çağırayım mı birilerini? İnelim istersen hemen acile."

"İyiyim! Gel ve otur rica ediyorum..." Ricamı emir bildi, dibimde bitti.

Anında yanıma geçip otururken "Son günlerdeki yorgunlukların, kasık ağrıların ve halsizliklerin hamileliktenmiş demek öyle mi?" dedi ama ben gülüp başımı iki yana salladım. "Şu an senin sağa sola dolanmandan bahsediyorum!" dedim bıkkınlıkla. "Bebeğime suç atmadan önce kendine mi baksan birazcık? Sen şimdiden böyleysen..."

"Bebeğimle tanışmak istiyorum bir an önce," dedi ellerimi elleri arasına aldı ve sıcacık bir öpücük bıraktı tenime. "Heyecanımı nasıl dizginleyeceğimi bilmiyorum ki yavrum. Seni de strese sokuyorum, biliyorum ama yemin ederim bile isteye yapmıyorum hiçbir şeyi."

"Baba adaylarının annelerden daha çok telaşa kapılması her zaman mutlu eder beni," diyerek konuşmamıza dahil olan orta yaşlı kadınla beraber daha da heyecanlandım. "Nerede heyecanlı bir baba görsem hemcinslerimin ne kadar çok sevildiğiyle mutluluk duyarım."

Birkaç dakika sonra daha yakından tanışacaktık siması tanıdık doktorumuz sayesinde bebeğimle.

"Dünyaya getirilen her yeni canlının sevgi dolu bir ailede büyümesi, mesleğimin en güzel getirisi."

İçeri geçtiğimde ve hazırlanmam için yalnız kaldığımda kulağım onlardaydı.

Alpay Emir Büşra sayesinde dün tanıştığı ve günün ilk dakikalarında zorla bizi kabul ettirdiği kadınla selamlaşıp biraz da sitemle daha erken gelmesini beklediğini bildirdiği sırada aldığı soruyla duraksadı. "Yoksa beklenmedik miydi eşinizin gebeliği?"

Doktorumuzun narinlikle sorduğu soru beni gülümsetti. Beklenmedik değildi ama bizim mucizemizdi sanki. Bilmediğim bir yolda şimdiden destekçim, küçük arkadaşım olmuştu miniğim.

Canım adamımsa daha kısık bir sesle "Ansızın gelmedi, habersiz değildi ama elim kolum bağlandı sanki." diyordu dopdolu bir sesle. "Haklısınız. Tepkilerimin eşimi etkilediğini görebiliyorum ama engel olamıyorum kendime. Sonuçta ilk defa baba oluyorum ve sevdiğim kadının bedeninde yeşeren bebeğimi şimdiden sabırsızlıkla bekliyorum. Geceden bu yana onu göreceğim ânı bekliyorum. Zaman geçtikçe de hiçbir yere sığamıyorum."

"Öyleyse daha fazla bekletmeyelim sizi... Eşiniz de hazırsa tanışalım bu şanslı bebekle."

Hazır olduğumu bildirdiğim an sanki zaman akmayı durdurmuştu. "Çok ama çok hazırım."

Titreyen ellerim onun güçlü elleri arasında yer bulsa da karnımda hissettiğim jelin ıslaklığı ve bebeğimi ekrana aktaracak cihazın o baskısıyla istemsizce tuttum nefesimi. Pür dikkat ekrana baktığımda dilim damağım kurudu.

"Hani nerede?"

Alpay'ın soruna ben de bir cevap bekliyordum sabırsızlıkla.

Sağa, sola, karnımın her bir yanına uğrayan cihazın hareketi sonunda yavaşlayınca umutsuzca baktım ekrana.

Kadının "Tahmin ettiğim gibi." diye mırıldanması ve siyah beyaz ultrason görüntüsünü asla bir yerde durdurmaması Alpay ile birbirimize bakmamıza neden oldu sonrasında.

"Kan değerlerinizi incelemiştim. Obstetrik takip için henüz çok erken... βHCG değerinize göre hamileliğinizin 4. veya 5. haftasında olmanız nedeniyle ultrasonda kese göremiyorum." diye açıklamaya başlayan kadın benim de tahminimi alarak gebeliğimin vaktini kesinleştirmek istedi.

"Yani? Ne anlama geliyor bu? Kötü bir şeyden mi bahsediyorsunuz?"

Alpay'ın gergin ses tonuyla benim de durgunlaşmamla modumuzu yükseltmek için daha fazla neşe saçan bir ses tonu kullandı bizi merakta bırakan kadın: "Babasının bu kadar aceleci olmasına gerek olmadığını gösteriyor bebeğiniz," dedi ultrasonu karnımdan çekerken. "O kadar yeni ve küçük ki böyle göremeyiz onu. Sizi hepten merakta bırakmak istiyor gibi düşünebiliriz."

Peş peşe sorular sorma sırası bendeydi. "Madem çok küçük, ne zaman göreceğiz onu? Ayrıca benim ağrılarım da oluyordu zaman zaman. Bir zararı var mı ona bunların...?"

Kasıklarımdaki krampların ve ara ara gerçekleşen kanamaların bebeğimin yerleşmesi sebebiyle olduğunu, kan testiyle hamileliğimin kesinleştiğini ama miniğimizin gerçekten de çok minik olduğu için onun oluşumunu bile zar zor görebileceğimizi anlattı uzun uzadıya.

Bulunduğumuz haftada vajinal ultrasonografide gebelik kesesinin anca görünebileceğini söylediği an ne gerekiyorsa yapılmasını istiyordum. Onu görmek için can atıyordum. Muayene sırasındaki sıkılmalarım da kasılmalarım da hiç görünmedi gözüme o an.

Ekranda küçücük bir siyahlıkla beraber bebeğimin o küçücük kesede gelişip büyüyeceğini öğrendiğimde sanki daha da ciddileşmişti tüm olanlar. Sıfırdan bir insan yetiştirmek ne de büyük bir sorumluluktu. Dakikalar sonra elimde küçük bir fotoğrafıyla baş başa kaldığımda daha da büyümüş hissetmiştim kendimi.

"Buraya sığacak kadar küçük mü yani şimdi?" Parmağım ultrason görüntüsünde dolandı durdu. "Aklım mantığım almıyor Alpay Emir... Nasıl koruyup büyüteceğiz onu? Baksana minicik."

Sözlerimle beraber dolan gözlerime anlam veremiyordum ama doktorumun "2 mm boyutuyla şimdiden anne ve babasının gönlünü çaldığına göre pek de küçük sayılmaz öyle değil mi?" demesi daha da mutlu etti beni.

Cihazdaki görüntü tamamen kesildiğinde ve kasıklarımdaki sızı son bulduğunda rahat bir nefes almamla toparlanmam peş peşe gerçekleşti. Alpay'sa hala elindeki bebeğini incelemekteydi.

Dakikalar sonra fark ettim, saçlarımı okşayıp oturduğum yerde önümde diz çöken adama da bulaşmıştı üzerimdeki sakinlik. "Düşündüğümden daha küçükmüş," dedi fısıltıyla. "Koruyup kollayacağız, hayatı öğreteceğiz."

"Biz büyüteceğiz..." Sanki yüksek sesle konuşsam onu korkutacak, ani hareket etsem telaşlandıracakmışım gibiydi. "Bebeğimizin pirinç tanesi kadar olması çok garip değil mi?"

"Neden garip olsun?" dedi yatıştırıcı bir tonda. "Beni de korkutuyor bu kadar küçük olması büyüyecek sonuçta. Bence o büyütecek hatta bizi. " Yüzüme konan öpücükle içim ısındı sanki. "Gün geçtikçe büyümesine şahit olup günbegün ona yol göstereceğiz. Birlikte yapacağız bunu. Tıpkı aylar önce kurduğumuz hayallerdeki gibi."

Anlamıyordu beni. "Onu demiyorum!" dedim burnumu çekip omuzlarımı silkelerken. "Ben bir daha nasıl pirinç pilavı yiyeceğim?" Beni abimlerden kaçırıp pilavcıya götürdüğünde ne de mutlu mutlu yemiştim oysa."Hangi insan bakınca bebeğini gördüğü bir şeyi midesine indirir ki? Canilik olur bu!"

Erkeksi gülüşüyle beraber ona kötü kötü baktığımda ayaklanıp çenesini kaşıdı gülüşünü saklama isteğiyle.

Yapmasındı öyle.

Gözüme epey çekici geliyor ona sinirlenmemi engelliyordu.

"Yemeyiz yavrum, tamam. Buna mı sıkacaksın canını?" dedi ama bu defa da "Hamileyim ben! Canım çeker, yemezsem bebeğim çok üzülür." diye sızlanmama şaşırdı. "Almayalım bir daha evimize pirinç falan!"

"Tamam Defne..." dedi çare arar gibi. "Ben yemem en azından, olur mu? Almayız, canın çekince çıkar yeriz gönlünce."Ayaklanıp odadan çıktığımızda "Seni çok seviyorum," dedim bu çözümü üretmesiyle. "Bak ne de güzel buldun çareyi. Babalık bence çok yakıştı sana. Harikasın sen, harika!"

"Pirince bakınca bebeğimi göreceğimi düşünmüyorum ama için böyle rahat edecekse, benden bunu istiyorsan yemem n'olacak..." dediğini duymadığımı sanıyorsa yanılıyordu.

Çünkü sıra, pirinç tanesi kadar olan bebeğini bir pirince baktığında bile anımsayamayacak olmasına atacağım tribe gelmişti. Canım kocama Allah şimdiden sabırlar versindi.

...

"Bensiz mi gittiniz sahiden ağabey? Gerçekten mi Defne kuşum? Bu mu yani bana verdiğiniz değer? Ben bir amca olarak önemsenmeyecek miyim bu ailede? Demeyecek mi bu çocuk ileride, anne-baba amcam neden beni görmeye gelmedi, diye!"

Melih'in tüm oyunculuk ödüllerini almasına ramak kala Alpay girdi araya. "Ya bi siktir git," dedi sonunda. "Susam kadar çocuk kalkıp bunu soracak değil ya sana! Senin gibi amcası olacağını bilse bize bile küsecek belki bak, o derece vahim durum. Ayrıca ne anlatıyorsun lan sen. Ne işin var oğlum senin bizle doktor kontrolünde. Geldiğimize geleceğimize pişman ettin. Daha sokağın başında kesili mi önümüz, eve saklasaydın kendini."

"Senin ne işin vardı o zaman orada?" dedi ısrarla. "Sabahın köründe haber vermeden gitmişsiniz koşa koşa! Kaçmıyor ya çocuk. Ben de görmek istiyordum, hakkım değil miydi benim?"

Güldü. Gülüşü aslında büyük bir küfürdü.

Başını iki yana sallarken "Senin ne işin vardı diyor bana ya!" dedi inanamazmış gibi.

Melih ikna olmayınca uzunca bir süre kardeşine baktı ters ters. "Babası olduğum için olabilir mi güzel kardeşim?" diye sordu ciddiyetle. "Gerçekten soruyorum bak. Defne'nin çocuğunun babası olmam senin için bir şey ifade ediyor mu eşimle doktora gitmem konusunda?"

"Amca oluyorum işte bu durumda ben de. Bir fark göremiyorum. Bu gidişle amca değil dayı olacağım da neyse!""Özür dilerim ya valla eşeklik ettim karımı ve çocuğumu doktora götürürken sana haber vermediğim için. Aklıma tüküreyim işte ne yaparsın. Affet Melih..."

Bunu beklemeyen Melih gururla "Tamam o kadar da şey değil..." dedi omuzlarını dikleştirip. "Dayısı değil amcası olmaya devam ederim üzülme. Bir dahakine artık beraber gideriz olur biter—"

"Andavala bak! Hala ne diyor! Oğlum sen şaka mısın lan? Bela mısın benim başıma?" Sabrı kalmamış, son demlerini sakinlikle oynamaya başlayan adamın gözleri bana döndüğünde sessizlikle akıttığım yaşlarımı görünce dondu kaldı. "Ne oldu?" dedi telaş içinde. "İyi misin Defne? Yavrum ne oldu söylesene?"

Ne yanlarında yürürken uslulukla minik minik kemirdiğim elimdeki simite bakabildim ne de boğazıma dizilen lokmayı yutabildim.

Alpay'ın elindeki bir poşet dolusu simit ve poğaça da aşırı korkunç geldi o an gözlerime. Evdekilere de kızdım yanımdaki adama da. Afiyetle yiyeceklerdi değil mi bir de bunları?

"Susamlı ama bunlar..." dedim içli içli. "Susamlı Alpay ama bu." dedim ona hatırlatma isteğiyle. "Yedim ben bunu... Sense diyorsunki bebeğim susam kadar!" Titreyen dudaklarıma ıslanan yanaklarıma dokundu telaşla. "Câni miyim ben, sen söyle?"

Alpay Emir'in telaşla saçlarına ulaşan boştaki eli şimdi de gerginlikle alnını sıktı. Sonrasındaysa gözlerini ovaladı. "Pirinç meselesini yeni aşmışken yok susam falan..." dedi kendi kendine. "Demedim yavrum ben öyle bir şey!" dedi ikna etmek ister gibi. "Ye sen bak simidini, hadi. Yok yavrum, demedim ben öyle bir şey."

Gelirken arabada pirinçten bezdirmiştim ne de olsa adamı.

Elindeki anahtarla şaşkın bir vaziyette bizi izleyen Melih dondu kaldı. "Ne pirinci ne susamı?" dedi anlayamayarak. "Sen niye ağladın ya şimdi?"

Alpay "Senin yüzünden!" dedi öfkeyle. "Bok vardı sinirlerimi zıplatacak. Kızın dengesi şaştı."

"Özür dilerim Defne kuşum..." diyen Melih idi bu defa. "Ne oldu niye üzüldün anlamadım ama... Ben bensiz gittiniz diye kızdım öyle. Yoksa senlik bir durum yok yani. Ne hata varsa bu herifte."

"Bak hala... Ona ağlamıyor!" Kolunun altına aldığı bedenimi sardı sarmaladı canım adamım. "Asıl ben özür dilerim güzel bebeğim." dedi üzüntüyle. "Bebeğimin küçüklüğünü nasıl ifade edeceğimi bilemedim o an."

Islak kirpiklerim ve yanaklarım bu defa gülümsemekle hareketlendi. "Şaka yaptım ya!" dedim simidimden kocaman bir ısırık alırken. "İki dakikada şekilden şekile girdiniz." Gülüşlerim arttıkça iki adamın da şaşkınlığı çoğaldı. "Telaşınızı görmeniz lazımdı ama var ya..." Güldüm, iki büklüm oldum. "Ben bundan sonra buldum eğlencemi."

"Siz karı koca sıyırmışsınız."

Melih bizi ardında bırakıp içeri girdi iflah olmayacağımı bilerek.

"Almanya'ya gelip amca olarak yeğenime göz kulak olmam gerektiğini bir defa daha hatırlattınız ya bana, eyvallah."

"Sahiden mi Defne?" Biraz kızgınlık biraz da kırgınlıkla bakan adama gülümsedim masum masum. "Sabahtan beri kaçıncı bu? Eğleniyor musun gerçekten? Hoşlanıyor musun telaşa düşmemden, endişelenmemden? Bunun şakası nasıl eğlendirebiliyor ya seni?"

Evet hem de çok diyecektim ki sessiz kalmam gerektiğini anladım. Kafa dağıtmak, çocukça davranmak hoşuma gitmişti kısa bir anlığına.

"Şaka yapmıştım ama," dedim yine de gönlünü almak için uzanıp yanağını öperek. "Mutlu olman lazım aşkım baksana bebeğin birdi iki oldu. Küçüğü gelip yaramazlık yapana dek bu görevi ben üstlendim şimdilik."

Ne yumuşadı ne de sevecenliğime aldandı. Gıcık adam yüzüme bile bakmadı.

"Bilmiyorum sanki ben senin yaramazlıklarını," dedi aksi bir ifadeyle. "Bir de bunu kullan şimdi, iyice deli et beni. Aferin."

Eve girip Melih'in, internete düşen videomuzu bizimkilere izletmesiyle ailemize küçük bir bebeğin katılacağını öncesinde öğrenen büyüklerimizin tebriklerini kabul ettik.

Bu sırada bile benimle muhattap olmayan adama sırnaşmanın derdindeydim. O ise baba olmanın verdiği mutlulukla ayrı bir sevinçle sohbet ediyordu babasıyla.

Melih ile bir köşede dedikodu yaparken "Anneciğim," diye gizliden gizliye yanıma yaklaşan kadınla Alpay Emir'in dikkatini çekmeye son verdim.

"Konuşalım mı az seninle?" dedi beni bir köşeye çekti. "Bir şey mi oldu kızım?" dedi biraz üzüntüyle. "Aranız mı bozuk sizin? Geldiniz geleli bir garipsiniz. Hiç alışık değilim ben sizi böyle görmeye."

Alpay Emir'in beni köşe bucak sıkıştırıp annemlere rezil etmemesinden bahsediyordu galiba. Biliyordu oğlunun sapıklığını şimdi uslu uslu durmasından şüphelenmişti işte.

Hem çekiniyor hem de sormak için içi içini yiyordu geldiğimizden bu yana biliyordum. "Biraz çocukluk ettim," dedim her zamanki halimi bildiğinden. "Alpay da bugün epey uğraştı benimle. Onu gereksiz yere endişelendirmeme bozuldu haklı olarak. Önemli bir şey değil yani."

"İki canlı kadına bozulunur muymuş canım hiç?" dedi kullandığım kelimelere ayak uydurmaya çabalayarak. "Siz şunun şurasında daha evleneli ne oldu? Bilmiyor muyum ben sanki oğlumu? Tutturdu çocuk da çocuk diye...Çeldi aklını değil mi? Dedim ama ben ona. Kızın üstüne gitme bak dedim. Zamanı gelince kaç tane istiyorsanız yaparsınız... Daha ilk ayınızdan... Tövbe tövbe! Çeksin dursun o vakit nazını. Sen demiyor muydun ben okulumu okuyacağım diye? Diyemedin mi ilkinden çoluk çocuk istemediğini? Biz evlenip doğurun da torun sevelim dediğimizde ağzımıza tıkıştırıyordunuz lafı. Kocana söz geçiremedin mi?"

Kızardım kaldım olduğum yerde. Şimdi tam olarak o öyle değil Serapçığım, demek istesem de utandığımla kaldım yeniden. "Yok anne," dedim içime kaçan sesimle. "Ben de istiyordum aslında..."

O laflar sen kocamın annesi olmadan önceydi diyemedim tabi.

Sorgular bakışları daha da utanmamı sağladı. "Bakma öyle anne vallahi doğruyu söylüyorum ya." dedim ısrarla. Ben, düşündüğünü bilmek öyle rahatlattı ki içimi. Kocamı annesine karşı korumaya çalışıyordum resmen. Biliyordu oğlunun ne olduğunu neticede. Ayrıca epey sevindim bizim Alpay Emir ile ufak bir tartışmamızda bile kimin tarafında olacağını öğrenmeme.

Gönlüme öyle bir ferahlık çöktü ki gerçekleri söyleyiverdim düşünmeden. "Sen plansız bir hamilelik yaşayıp yaşamadığımı öğrenmek isteyip beni annemle kıyaslıyor olabilirsin ama ..." dediğimde benden daha çok utandığını hissettim karşımdaki kadının.

Arkadaşının yaşadıklarını yakından bilen biri olarak yüreği ayrı bir dayanamazdı belki de bu duruma. Yakalanmış olmanın verdiği pişmanlık mıydı bu gözlerini kaçırışı peki? "Ne Alpay Emir ilgisiz ve isteklerimi önemsemeyen bir eş ne de ben ondan düşüncelerimi saklayan biriyim." dedim tüm içtenliğimle. "Düşe kalka da olsa, zorlansak da mutluyuz biz bu durumdan."

"Yok kızım ben ondan demedim—" dese de sözlerinde hiçbir art niyet hissetmemiştim zaten. "Benim sizin gibi büyük endişelerim yok." dedim içini rahatlatma isteğiyle. "Dünya'nın öbür ucuna da gitsem, bilinmezlikle karşılaşacağımı da bilsem Alpay yanımda olacak ya, bunu biliyorum ya, işte o noktada kayboluyor tüm endişelerim. Siz şimdi gidecekler mi, orada bir başlarına yapabilecekler mi diye düşünüp duruyorsunuzdur. Bunların hiçbiri benim aklıma bile gelmiyor. Çünkü biliyorum ki eşim her an yanımda."

"Ne güzel olmuşsunuz siz." dedi en ufak kötülüğün bizden uzak olmasını istemediğini hissettirerek. "Sanki öncesinde kanlı bıçaklı değilmişsiniz gibi, bize az çektirmemişsiniz gibi ne de güzel sevdiniz birbirinizi."

Bizi en başından beri dinlediğine adım kadar emin olduğum adam ansızın daldı lafa. "Senin gelinin marifetleriydi hep o kavgalar," dedi suçu bana atarak. "Benim Defne'yle geçinemiyorum diye adım çıkmıştı da bir tek canım çıkmamıştı. Asıl benimle geçinmek istemeyen o değilmiş gibi tüm suçlamalar bana kalmıştı."

"Hah!" Gülüşümle havalanan kaşlarım onca lafıma cevap vermeyip bu konuşmaya atlayan adamaydı. "Benim marifetim öyle mi?" dedim şaşkınlıkla. "Seninle normal iki kelime bile edilmiyordu asıl. Patlamaya hazır bomba gibi dolanıyordun sürekli ortalıkta. Gerçi şimdi de pek farkın yok ya..."

"Kimin yüzünden acaba?"

İnanamazmış gibi "Çocuklar..." diyen Nihat babamı ne Alpay ne de ben duydum o an. Annem de dahil olmuştu da bize mi gülüyorlardı onlar? "Bırak, bırak onlar böyle anlaşıyor." diyerek gülen kadın inşallah az önce, artık annem olduğu için sevindiğim kadın değildir.

Alpay'sa "Yalan mı ya," dedi bana doğru dönüp eskileri kurcalamaya hevesliymişçesine diklenerek. "Ne zaman selam sabah versem hep bir terslemeceler hep bir diklenmeler... İki kelime et de sesini duyayım diye çabalarken hep kapı duvar! Şimdi suç niye benim üzerime kalıyor onu anlayamadım."

"Şaka gibisin gerçekten! Selam sabahtan bahsettiğin şey herhalde senin; Sabah yolda görünce, günaydın Defne Hanım! Ne bu süs boya okula değil de podyuma herhalde... demelerin. Dur bak bir de şey var. Heh! Nereye gidiyorsun, bırakayım istersen deyip gideceğim yerleri öğrendikten sonra vazgeçmelerin... Senin yüzünden kaç kere geç kalıp arkadaşlarıma rezil olmuştum hatırlatma istersen."

"Kusura bakma sevdiğim kadını elin heriflerine kendi ayaklarımla götürecek kadar geniş bir adam olamadım hiçbir zaman."

"Arkadaşlarım diyorum, arkadaşlarım!"

Çıt çıt ses duydum da anlamlandıramadım. "Geldim, kaçmaz bu..."

Sonrasındaysa "Kanka bu bir ara seni kandırdı da yanlış mekana götürdü bak onu unutma," dedi de anca aklıma geldi pis inşaatçı kocamın bana yaptığı fenalıklardan biri daha. "Biz arkadaşlarla dağıtacaktık abim getirmemişti seni hani. Yürü oradan, hiçbir haklılığı yok orada."

Haklılığı olamazdı tabi hiçbir kavgada. Ayrıca... Bir dakika! Ne demek yanlış mekan? Hani iptal edilmişti o gece de ben yalnız kalmayayım diye takılmıştı benle?

"Lan nasıl yok!" diye yükseldi sesi. "İçip götü başı dağıtacağınız ortamda sana mı güvenip bırakacaktım Defne'yi?"Sanki tüm sinirim stresim gitmişti iki dakikada. Daha sakin bir tonlamayla "Ne yanlış mekanı?" dedim anlamaya çabalayarak. "Neyden bahsediyorsunuz siz?"

"Ooo! Büyük eğlence var şimdi!" diyordu Melih de neşeyle.

İçime dokunan yumuşacık sesiyle "Yok yavrum bir şey, zevzeklik ediyor işte." diyen canım adamımdı.

Bir hareketlilik oldu ama çıt çıt sesi gelmeye devam etti. Büyük ihtimalle annemle babam bizi yalnız bırakmış, bunlarla mı uğraşacağız bu yaştan sonra diyerek kendi halimize terk etmişlerdi. Haklılardı. Torun sevecekleri yaşta hala bizim didişmelerimizi çekiyorlardı.

"Gitmesenize yahu büyük eğlence var," dedi Melih yeniden. Böylelikle düşüncelerim doğrulandı.

Umursamayıp "Son defa soruyorum!" dedim gözlerini gözlerimden ayırmayan adamıma. "Bir cevap bekliyorum senden. Bak bebeğim var artık benim, öyle bir soruyu elli defa sordurup yorma beni. Vallahi dar ederim sana saatleri."

"Bundan iki yıl öncesine git kanka sen," dedi Melih hem konuşup hem de çıt çıt yapmaya devam ederek. Sanırım geldiği andan beri çekirdek çitliyor, kavgamızı izliyordu. "Hani biz lisedekilerle buluşacaktık da son anda hepsinin bir işi çıkmıştı güya... Batu vardı sana yürüyen, ne hikmetse çocuk yok olmuştu birden— "

"Üç saniyen var Melih defolup gitmen için!"

"Asıl senin üç saniyen var bana olup biteni anlatmak için!" dedim kollarımı göğsümde bağlayıp sabırsızlıkla dökülmesini bekleyerek. "Hamileyim ben. Neden umursamıyorsunuz beni?"

"Kız hatırlasana liseler arası yarışmada tanıştığımız grubu. Onlarla çıkacağımız gece—"

"Karım hamileyim diyor duymuyor musun? Ne bulandırıyorsun aklını saçmasapan şeylerle." Melih artık cevaben ne dediyse Alpay yeniden yükseldi sinirle. "Gel tokatlayacağım iki tane, öyle defol git." dedi hareketlenerek. "Gel gel.Gelsene oğlum buraya! Kaldırma bak beni!"

Melih ağabeyinin dayağından kaçmak için kalkıp gitti mi bilmiyorum ama ben bahsettiği güne çoktan dalıp gittim. Ya da gittim sandım. Çünkü canım adamım tarafından anında dağıldı eskilere giden aklım.

"Yavrum ne gerek var şimdi eskileri açıp tadımızı bozmaya," dedi ama benden duyduğu "Bizim tadımız zaten bozuktu!" cevabını hiç beklemiyordu. "On saattir trip atıyorsun bana iki dakika çaresizliğinizden keyif aldım diye. Hamileyim diyorum kimse dinlemiyor beni. Hiç takmadın yaptığım onca şeyi."

"Yemin ederim ablam sekiz aydır karnı burnunda dolanıyor, 3 bilemedin 4 defa anca demiştir hamileyim diye. İki günlük bebeyle elli defa hamileyim deyip illallah ettiriyor."

"Sabah amcasıyım ben, ben de göreceğim diye ağlayıp duruyordun ama? Fotoğrafını bile göstermeyeyim de gör gününü."

Koştur koştur yanıma gelip oturduğum büyük koltukta dibime yerleşti. "Fotoğrafı mı var?" dedi epey masumane bir ifadeyle. "Hani bakayım, nerede?"

Alpay Emir anında cüzdanındaki görseli çıkarıp bir diğer yanıma geçti titreyen elleriyle. "Burada," dedi mutlulukla. "Doğana kadar sana yüzünü gösteresim yok ama acıdım haline."

"Nerede şimdi bu?" Bana baktı beklentiyle. O küçük noktayı gösterdiğimde "Göbek adı Melih olur değil mi?" dedi heyecanla.

Alpay ile aynı anda "Allah korusun!" dediğimize güldüm ama onun bozulduğunu da anlayınca "Kız olacak belki, amcası. Şimdiden söz mü vereyim sana?" dedim tatlılıkla.

Ağabeyine "Zaman birlik zamanı." diyen adama baktım merakla. "Ezgi'yi bizden kaçırıp nasıl kız takımı kurdularsa, sıra bizde. Hatta bak," deyip telefonunu tutuşturdu elime. "Bunlar yeğenim için bulduğum isimler." Bir yanda kız isimleri varken bir yanda da erkek isimleri vardı ama erkekler çoğunluktaydı. "Bak buradaki yıldızlılar Melih ile uyumlu olanlar." deyince bastım kahkahayı.

"Bu benden de manyak çıktı," diye kulağıma fısıldayan canım adamımın koluna vurdum susması için. "Bir de çocuğumun ismini buna koyduracakmışım gibi gitmiş ne hazırlamış."

Melih ciddiyetle bizi ikna etmeye çabalarken geçti gitti zaman. Aileyle beraber geçirilen vaktin değeri asıl şimdi anlamlıydı benim için. Çünkü bebeğimizin mutluluğuyla, yeni bir ülkede başka bir yaşamın mahmurluğuyla uyku öncesi dinlenilen masalların hazzıydı yaşadığımız bu birkaç gün.Geçip gitmişti ama bizi bazı sonlara yaklaştırıp yeni başlangıçlara getirmişti. Üzülmüyordum. Kendi ailemi kurup gidiyordum. Vedaları sevmediğim için sevdiklerimle geçirdiğim günleri topluyordum. Biliyordum ki karnımda bebeğim, yanımda canım adamım varken şu an bineceğim araç beni çok uzaklara değil, kuracağım yeni yuvama bırakacaktı.

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


  • Instagram
  • Whatsapp Kanal
  • Spotify
  • Pinterest
  • wattpad

© 2026 Rubeyyka. Tüm Hakları Saklıdır.

bottom of page