49. Bölüm
- rubeyyka

- 26 Kas 2025
- 20 dakikada okunur
Hamileyseniz ve koca göbeğinizle enstitü koridorlarında egoist profesörlerin peşinden koşuyorsanız gerçekten de naneyi yemişsinizdir.
Ve işin kötü yanıysa fazlasıyla yorulduğunuz halde halinizden memnunsanız, üzgünüm ama nanenin yanında kafayı da yemişsiniz demektir.
Hatta ve hatta zamanın ne kadar çabuk geçeceğini, bu anları mumla arayacağınızı söyleyenlere korkuyla bakmak yerine başınıza gelecek her şeyi seve seve kabul edeceğinizi düşünüyorsanız tam anlamıyla bitmişsiniz de denebilir.
Bu düşüncelerinize şaşıran insanların bilmediği şey ise harika bir eşe sahip olduğunuzdur. Onu tanıdıklarında ise böyle bir eşe sahip olduğunuz için daha çok şaşıracaklardır. Bu yüzden de her defasında iç geçirerek sizi anacaklardır.
Tıpkı şimdi olduğu gibi.
"Besin analizlerinizin istatiksel verilerini iki gün içinde raporlamanızı istiyorum. Sunumlarınıza eklemeyi de unutmayın."
Bayan Fried'ın son dakika kilitlediği işin verdiği üzüntüyle omuzlarım çökse de hemen evime gitmek istediğim için eşyalarımı toparlamaya başladım. Yorgundum. Bebeğim son birkaç saattir asla rahat vermiyordu ve bence onu durduracak tek şey babasına kavuşmasıydı.
"Eşin dakikalardır seni bekliyor. Ne kadar şanslısın." söylemleriyle başımı çantamdan kaldırdığımda selamlaşmaktan öteye gitmeyen ancak her durumda yardım etmekten çekinmeyen garip bir arkadaşlık içinde bulunduğum kadının dışarıya dalan gözleriyle karşılaştım. "Fazla romantik... Ne zaman denk gelsek hep seni almaya geldiğini görüyorum."
Daldığı noktaya baktığımda beni bekleyen bir Alpay'la karşılaştım ve saatler sonra belki de ilk defa bu kadar içten gülümsedim.
"Eski sevgilimin benden ayrılma bahanesi bir keresinde onu beni alması için aramamdı." dedi inanamıyormuş gibi."Üstelik okulda falan da değildim. Hastanedeydim! Benim için bu tatlı manzaranın ne kadar anlamlı olduğunu anlayabiliyor musun?"
Sitemine karşılık ne diyeceğimi bilemedim. İnsanın ona değer veren, her koşulda seven ve hep yanında olsun isteyeceği biriyle ömrünü birleştirmesi kadar değerli bir şey var mıydı bilemiyordum.
Elim bebeğime gitti. Neticede babası sadece beni değil onu da bekliyordu ve ne kadar sevildiğini bilmeliydi.
"Gerçi siz evlisiniz. Aynı eve gidiyorsunuz. Belki de bu yüzden onu için sorun olmuyordur..."
O kendi kendini telkin etmeye çalışırken ben içimden hiç de öyle olmadığını geçirmekle meşguldüm.
Biz evlenmeden önce de bu hep böyleydi, hatta üniversitede, birbirimize olan hislerimiz netlik kazanmadan önce bile hep beklerdi demek yerine "Bizimle ilgilenmeyi seviyor, onun için sıradan bir şey bu." deyip omuz silkmekle yetindim. "En kısa sürede sana değer veren, sevgini hak eden biriyle karşılaşmanı diliyorum. Şimdi gitmem gerekiyor."
Canım adamımı daha fazla bekletmemek adına hızlı hızlı indim aşağıya.
Bahçeye çıktığımda, onunla bakışlarımız karşılaştığında ve bizi sıkıca saracak kollarına doğru koştuğumda yavaş ve dikkatli olmam konusundaki milyonuncu makalesini okuyordu. Canım adamım Alpay Emir Koçarslan biraz fazla abartıyordu ve bu yüzden bile tribi hak ediyordu.
Belime sarılan kollarına tutundum sıkıca. "Kime diyorum yavrum ben?" Sağa sola savrulan bedenim ve aramızda pestil olan bebeğimle halimizden memnunduk vallahi biz.
Saçlarıma kondurduğu derin öpücüğünden sonra "Öldüreceksiniz beni!" diye homurdandı durdu. "Ya ayağın takılsa, başın dönse? Yavaş ve dikkatli olmandan başka ne istiyorum ben senden? Daha da inat eder gibi yerinde durmuyorsun."
Üzerimize dönen bakışları umursamadan kollarımı boynuna doladım "Ama ne yapayım kocacığım?" dedim tatlı tatlı. "Çok özledik seni. Dayanamadık."
Hoşuna gitti, belli etmek istemedi ve iç çekti. "Sen benden önce beni delirtmeyi özlemişsindir de hadi neyse." diyen adamın dudaklarına kısacık bir öpücük bıraktım.
"Alpaycım Emircim haklı olmandan hiç hoşlanmıyorum biliyor musun?" Kısılı gözlerime, büzülen dudaklarıma ve bilmiş tavrıma baktı şöyle birkaç dakika. "Sabahtan beri ders dinlemekten kafamız şişti, oradan oraya gitmekten ayaklarımıza kara sular indi—"
Bakışları değişen adamıma irileşen gözlerimle cevap vermeye çalıştım. "Hayır!" dedim ani bir yükselişle. "Hayır bakma öyle sevgilim. Şaka maiyetinde dedim. Çok iyiyiz, harikayız, mükemmeliz. Vallahi bak. Abartıyorum, bilmiyor musun sen beni?"
Sorgular gibi havalanan kaşlarıyla şirince gülümsedim. "Birazcık yorulduk ama iyiyiz, gerçekten."
Belimle karnım arasında duran eli bebeğini sardığında derin bir nefes bıraktım. Konuşurken bile yoruluyordum ve nefes almakta ara ara zorlanıyordum. Gerçekten rahatlaması için yanağına derin bir buse kondurdum. "Ufak birkaç kasılma haricinde bugün bizim için çok güzeldi." Sıra rapor vermekteydi: "Midem bulanmadı, başım dönmedi ve en önemlisi bebeğin annesini dinledi, hapisanesinden kaçmaya çalışır gibi davranmadı. Bugün onunla aramız çok iyiydi."
Eğilip bir öpücük de bebeğimizi verdi. "Aslanım benim," diye mırıldandı. "Aferin sana." Parmaklarımızı kenetleyip arabaya yöneldi.
O az önce aslanım mı demişti yoksa eceline mi susamıştı? İyiye yorup fısıltısını yanlış anladığımı düşündüm ama içgüdüsel anne tarafım devreye girince bunu da beceremedim.
O, yaptığı şeyi hiç fark etmeden devam etti. "Dünkü konuşma işe yaramış demekki." dedi karizmatikliğini gözüme soka soka göz kırptıktan sonra biliyoruz yavrum bu işleri bakışı atarak. "Sana demiştim. Benim bebeğim babasının sözünü dinler."
Emniyet kemerimizi bile ilgiyle kendisi ayarlayıp taktıktan sonra o da yanımızdaki yerini alınca "Aynen canım ya..." dedim dalgasına. "15 haftalık bebişkom da babasının geceleri gizli gizli ona ciddiyetle, anneni yorduğunu bir daha duymayacağım, nutukları sayesinde bu halde." Babasını dinleyerek artık bana iyi davranıyorsa sevinmemek elde değildi.
Bedenimdeki çeyrek dünyayı okşayıp gülümserken "Ayrıca," diye yükseldi sesim. "Kaçıncıya konuşacağız bunu inan hatırlamıyorum ama geceleri onunla konuşurken aslanım dediğini duyuyorum." dedim büyük bir sitemle. "Az önce de yaptın bak bunu. Ben elimde olmadan onu kızım diye sevdiğimde sen alttan alttan yok gelişimiydi yok psikolojisiydi şusuydu busuydu deyip cinsiyetini öğrenmeden öyle hitap etmemem gerektiğini savunuyorsun. Ama sen? İçime doğdu diyorsun ama ben bu savunmayı yapınca hiç bilimsel gelmiyor sana."
"Bugün bu sorun ortadan kalkıyor," dedi kendinden emin bir şekilde. "Ayrıca sen geceleri uyumayıp bizi mi dinliyorsun?"
Sırf senin onunla olan konuşmalarını dinleyebilmek için uykularımla savaşıyorum desem ne olurdu ki?
Yine de bunu her gece yapmaktan vazgeçer korkusuyla "Birkaç defa uyku uyanıklık arasında denk geldim." diye geçiştirdim. "Alpay Emir... Onunla konuşurken çok başkaydın." deyiverdim. "Tedirginliğin, huzurlu hallerin..." Onun titreyen parmaklarını tenimde hissedişimi hatırlayarak iç geçirdim. Beni uyandırmamaya çabalayarak pijamalarımı sıyırışını, dudaklarını karnımda dolaştırmasını düşündüm tek tek. "Bir de sen ona o daha dünyaya gelmeden nasıl güzel ve büyük bir ailesi olacağını heyecanla anlatınca, doğmamış bebeğime varolmayan kardeşlerinden bahsedince merak ettim başka geceler neler hakkında konuşacağınızı. Ara sırada da olsa gizlice dinlemiş olabilirim belki sizi."
Güzel yüreğine, saklayamadığı sevgisine yeniden ve yeniden vuruldum.
"Öyle konu konuyu açınca..." dedi kısa bir bakış sonrası güzel gözlerini yeniden yola kaçırarak. "Sarıyor muhabbet. Hiç anlamadım o konulara nasıl geldiğimizi."
"Ha bir de cevap alıyorsun?" diye şaşırdım haliyle. "Bak ya... Ben onunla iki kelime konuşmak istesem karşılığında ya mide bulantısı ya da baş dönmesiyle karşılaşıyorum." Aralarındaki bağı düşündükçe az biraz sesim titredi: "Alpay Emir bu çocuk gerçekten daha şimdiden babacı olabilir mi? Bak ben ablanın günahını çok aldım ama iyi niyetliydim hepsinde vallahi. Ezgi geliyor aklıma sürekli. Cengiz ağabeye aşkından annesini görmüyordu gözü, ne dalga geçiyordum kadınla. Ya bizim bebeğimiz de onun gibi olursa..."
"Bu geceki muhabbet belli oldu." dedi öpülesi dudaklarına yerleşen yamuk bir gülüş ve yüzümü güldürme çabasıyla. "Senin ne kadar kıskanç ve oyunbozan olduğunu anlatacağım ona. Bilsin güzel annesinin huylarını, ona göre davransın. Böylelikle senin sözlerine de cevap verecektir seve seve. Senin gibi bir güzelliğe zaten kayıtsız kalamayacağı için baba kontenjanından sevdirmeye çalışıyorum ben de işte kendimi. Boşa takılıyorsun böyle şeylere. Bebeğimin en az senin kadar sevgi dolu biri olacağından hiç şüphem yok. O bize katıldığında ikimize de yetecektir bence."
Hormonlarımın tavan yaptığı, ağlamaya yer aradığım her anda iş miydi şimdi bu dedikleri. "Alpay ya..." diye miyavlamak da uzanıp onu öpücüklerimle boğmak da istemsizdi. "Benzeyecek mi gerçekten bana? Ona da güzel bebeğim diyeceksin değil mi?" Yaşaran gözlerime, belki de belirginleşen yanaklarıma ve kızaran dudaklarıma baktı doyasıya. Git gide dolgunlaşan göğüslerime de kaymış olabilirdi bakışları, güvenemiyordum kocama.
"Senin kadar güzel ve âşık olabileceğim bir kızım olursa elbet, annesinin hitabını da alacaktır muhtemelen. Bu durumda karımın nazını ve kıskançlığını düşünerek hareket etmeye çalışacağım ama."
Damlalar kirpiklerimi ıslatıp yanaklarımdan süzüldüğünde canım adamım peçete uzatmakla meşguldü bana. Ağlamalarıma alışmıştı ne de olsa.
Şefkat dolu dudaklarını saçlarımda hissettiğimde "Canınız bir şey istiyor mu?" dedi boştaki elini karnıma yerleştirip bizi severek. "Çoğunlukla meyve aşeriliyormuş ve mevsimi de göze alarak o an erişilmesi zor olan herhangi bir meyvenin zihinde canlanması daha olağanmış. Bu nedenle çevredeki tüm manavlara mevsimi olmayan meyve sebze bulunup bulunmadığını soruşturdum. Dersen ki dolapta dursun belki canım çeker, alalım şimdi—"
Geçtiğimiz caddeleri az çok tanır gibi olduğumda ultra uçuk sözlerine odaklanmak adına onu dinlemeye çabaladım ama yapamadım. Daha dikkatli inceledim etrafı. "İnanamıyorum," dedim anladığımdaysa. "Alpay Emir bu böyle sürekli çatkapı yapabileceğimiz bir şey değil biliyorsun değil mi? Sen her kafana estiğinde doktor kapısına dayanıp ben bebeğimi görmek, onun sesini yeniden duymak istiyorum diyemezsin."
Kendinden emin bir şekilde baktı şaşkın yüzüme. O tek kaşı kalktı ya havaya azıcık da olsa, asla anlamayacaktı sözlerimi. "Şu an doktoruna gittiğimize göre, bu söylediklerini diyebiliyorum anlamına geliyor değil mi?"
"Randevumuza daha var—"
"Ben arayıp sabah aldım senin için randevu, merak etme baskın yapmıyorum." dedi bu konudaki taviz vermeyen haline sinir olduğumu bilmezmiş gibi. "Biz bu doktoru bunun için bulmadık mı zaten? Bekleyemem ben buradaki yönetmeliğin saçmalıklarını. Çocuğumu istediğim an göremeyeceksem, doktor sizi sık sık kontrol etmeyecekse ne anlamı var bu muayenehanelerin?"
Sağlığımızla ilgili bir problem olmaması nedeniyle buradaki prosedürlere göre uzun aralıklarla muayene olacağımızı, ultrasona daha uzun aralıklarla gireceğimizi öğrenince Türk bir doktor aramakta bulmuştu çareyi.
Onun bu heyecanı da birazcık bebeğinin nazlanmasınaydı. Göstermiyordu cinsiyetini, deli ediyordu babasını.
Her defasında ikimiz de cinsiyetinin önemsiz olduğunu dile getirip bebeğimizin sağlıklı olması için elimizden gelenin en iyisini yapıyorduk ancak aramızda tatlı bir atışmaya dönmüştü bu durum. Bir de bir şeyler almak istediğimizde takılıyorduk bir noktada. Öğrenmeliydik artık.
Onun coşkusunu, ilgisini, bize olan düşkünlüğünü düşününce daha ılımlı bir halde "Bebeğim cinsiyetini göstermediği için bize küsmediğin kaldı bir tek." dedim şakasına. "Annesine çekmiş işte benim minik canavarım, nazlı bir bebek seni bekliyor."
Birazcık da aileye yeni katılan başka bir canlı yüzünden bu aceleci hallerimiz. Ben ve Ezgi mi yoksa Melih, Alpay ve Sarp grubu mu kazanacak öğrenmemiz gerekiyordu. Ya eşitlenecektik ya da erkek takımına yenilecektik.
Alpay Emir ise geceleri gizli gizli manipüle ediyordu bebeğimi resmen. Neden bizi bekletiyorsun bak sana daha oda yapacağız, güzel şeyler alacağız, bir de annenle aramızda küçük bir iddia meselesi oluştu, diyordu.
"Belki bebeğimizin cinsiyetini de öğrenmiş oluruz." deyip avucuma bir öpücük kondurdu. "Böylelikle civcivimiz mi oluyor aslanımız mı öğreniriz artık, kötü mü?"
Güldüm bu hallerine. "Değil elbette sevgilim," dedim bebeğiyle beraber gelen içine sığmayan heyecanını paylaşarak. "Şu iddia meselesini de duydum ama bak ben. Madem böyle bir durum var... Hangimizin içine doğan doğruysa diğerimiz ne alacak ne yapacak belirlememiz lazım. Ben şimdiden söylüyorum, kızım olursa ve haklı çıkan ben olursam ki ben haklı çıkacağım, geçen gün pırlantalı zümrüt bir gerdanlık beğendim. Artık kaç karat olacağı sana kalmış, onu istiyorum."
Can alıcı bir bakış yerleşti gözlerine. Dudak kıvrımları öyle yavaşlıkla öyle bir yakıcılıkla çıktı ki ortaya, oluşan tebessümü, epey tehlikeli(!) fikirlerim var, diye bağırıyordu resmen.
Arabayı park ettikten sonra durdurdu ve tamamen bana döndü olduğu yerde. Ellerim ellerinde gittikçe sıcakladı. Dokunuşunda bile hissedebildim tutkusunu, doyumsuzluğunu.
"Civcivimiz oluyorsa aslanımız için, aslanımız oluyorsa da civcivimiz için başlarız çalışmalara." dedi sanki bahsettiği o çalışmalara bir son vermiş gibi. "Kardeşlerin arasında çok yaş farkı olmamalı diyor bilim insanları. Bilim diyor yavrum bunu ben demiyorum bakma öyle. Çocuklarımızın sağlığı ve gelişimi için diyorum."
Yakınlaştığımız her an karnımdaki minik canavar hem cüssesiyle hem de bedenimde bıraktığı etkilerle kendini belli ederken ne de güzel huysuzlanıyordu, evlendik evleneli kaç ay oldu ben daha karıma dokunamıyorum adam akıllı, diye. Şimdi o anları hiç yaşamamış gibi biri doğmadan diğerini istiyordu benden.
"Tek bir çocukla benimle sevişemiyorken ikinciyle elimi bile tutamazsın gibime geliyor Alpay Emir. Açıkçası o gerdanlıktansa kocamı daha çok istiyorum, o yüzden sen bir düşün bunu. Ve birinciyi görmeden ikinciye pek de umutlanma."
Arabadan inip onu uçan aklıyla bir arada bıraktığımda şaşkın gözlerle bakıyordu bana. Zaman kaybetmeden yanımdaki yerini aldı ve "Defne," dedi zar zor. "Bu sıpa doğduğunda devam etmeyecek değil mi senin bulantıların, beni istemeyişlerin... Ben daha fazla sabredemiyorum çünkü sana dokunamamaya. Sabahları karımı bile öpemiyorum doyasıya, bu normal mi sence?"
"Sıpa deme bebeğime!"
"Sen önce cevap versene bana."
Korku dolu bakışlarla ciddi ciddi bir cevap bekliyordu ya benden, seve seve verirdim istediği o cevabı.
"Bulantılarım devam etmeyecek," dedim muayenehaneye girmeden önce. "Senin deyişinle seninle olmak istemeyişlerim de olmayacak elbette." Gözle görünen bariz bir rahatlama hissettiğinde devam ettim sözlerime. Gerçekleri bilmeye hakkı vardı bence. "Ancak peşimizde koşturan küçük bir canavarla pek de rahat hareket edemeyeceğiz bence. Hatırlasana Ezgi'yi. Beraber yatmak isteyecek, her an ikimizden birinin yakasını asla bırakmayacak ve aklından geçirdiğin o zaman diliminde ise, geceleri yani, ağlayışlarıyla bölecek belki de bizi."
"Gelip geçer ama bunlar," derken sesindeki soru tınısına kahkahalar atmak istedim. "Büyüyecek sonuçta günü geldiğinde. Rahat verecek yani değil mi?"
O kendisini ikinci çocuk bilinmezliğiyle büyük bir girdaba sokadursun ben de onun bu halleriyle eğlenip gülebileyim düşüncesine kapıldığımda çoktan içeri girmiş, büyük buluşma için yerimizi almıştık.
Gelişimimizi takip etmek adına göbek çevrem ölçüldüğünde doktorum bana ne kadar nazik davranıyorsa Alpay'a da bir o kadar keskin bakışlar atıyordu ve bence laflarını dokundurmaktan da geri durmuyordu.
"Geçen hafta da sizi ağırladığımızı düşünürsek o günden bugüne her şey yolunda görünüyor." dedi kırklı yaşlarının sonunda olduğunu düşündüğüm kadın.
Alpay Emir ise memnun bir halde "Karımın sağlığı yerindeyse sıra bebeğimizi görmekte," dedi meydan okur gibi. "Siz de artık bize çocuğun cinsiyetini söyleyebilirseniz eğer..."
Bilge halleriyle bana yol göstermesini ve her ayrıntıyı seve seve aktarmasını seviyordum doktorumun. Ancak Alpay Emir bugün de öğrenemezsek bebeğimizin cinsiyetini, başka bir doktora gitmek isteyecek gibi duruyordu.
"Genellikle sağlıklı gebelikleri dörder haftalık aralıklarla takibe alıyoruz ancak siz her hafta gelerek büyük bir istisna sağlıyorsunuz bize. Tahmin edersiniz ki 15. haftanızda yanılmalar olabileceği gibi bebeğin kendisini göstermediği de oluyor."
"Bu defa benim de isteğim vardı," dedim kocama doğrultulan cümlelerle. "Cinsiyetini öğrenmek için şansımızı bugün deneyelim dedik." Alpay Emir'e ne kadar laf edersem edeyim minicik ekranda bebeğimi görecek olmak beni de heyecanlanıyordu. "Haftaya Türkiye'ye gideceğiz." dedim Alpay'ın tepkisini umursamadan. "Öncesinde öğrenirsek ailelerimize sürpriz yapmak istiyoruz."
Alpay Emir'e baktığımda gözleri üzerimdeydi ama hoşnut olmadığı bir şeyler olduğu kesindi. Gitmekte geç bile kalmışken ve bu durum ondan kaynaklıyken şimdi neden böyle yapıyordu anlayamıyordum.
Konuşmuştuk bunu. Tartışmıştık da hatta ara ara. Dört ay boyunca sevdiklerimizden uzakta olmak tahmin ettiğimden daha kolay geçmişti evet ama ben artık dayanamıyordum ve üstelik Emel ablanın doğumunda olamasam da şu an yanında olmayı çok istiyordum.
Sarp'ı öpüp koklamak, Ezgi'nin ablalık kıskançlıklarına şahit olmak ve attıkları fotoğraflardaki o kalabalık ailenin içinde yer almayı diliyordum. Alpay Emir'in her defasında ayağına dolanan iş meseleleri canımı sıkıyordu ve o bunu anlamakta zorlanıyordu. Bizim kalkıp buraya gelme amacımız işinin hafifleyecek olmasıyken her şey daha da katlandıkça katlanıyordu.
Şimdiyse gidecek olmamızdan kesin bir dille bahsettiğim için de bakışlarıyla bile rahatsızlığını dile getiriyordu.
Ben dalmışken "Doğru pozisyonda yakalayabilirsek görmemiz mümkün." diyen kadın açıkta bıraktığım tenimle ilgilendi. "NUB'a göre baktığımda bir tahminim var ama iyice emin olmak en iyisi. Bebeğin yaptığı açıya ve görüntü kesitine göre bir sonuca varmak tam anlamıyla sonuca götürmüyor."
Cihazın soğuğu karnımda dolandığında ve görüntü elde etmek için sağa sola dolandırdığında karşımdaki görüntüyle defalarca görmemişim gibi doldu gözlerim. Sıkı sıkı elimi tutan adamın gözleriyse ışıl ışıldı.
Bizim mucizemiz işte tam da buradaydı.
"Çok güzelsin..." Fısıldayışım, ekranda ona dokunmak isteyişlerim hiç son bulmuyordu. Henüz oluşmamış yüz hatlarında durduğunda "Şu an olmasa da güzelleşeceksin," demek durumunda kaldım. Çirkindi bebeğim. Alpay da doktor da güldü bana.
Saçlarımı okşayan iri elle öyle huzurlu hissettim ki kendimi belki de az önce eşime haksızlık ettiğimi bile itiraf edebilirdim. Benim ailem buradaydı işte. Eşim ve bebeğim.
"Bu... Ayakları mı?"
Alpay'ın ilgiyle sorduğu o küçük soru doktorun yüzünü güldürdü. "Evet," dedi içten bir tebessümle. Cihazı hareket ettirip başka bir noktaya odaklandı. "Bakın parmakları da belli oluyor." Ekran üzerindeki ölçümlerini de yapıyordu ara ara. Gelişimini, süreci detaylıca inceliyordu.
"Geçen dinlediğimiz sesi yeniden duyabilir miyiz peki?"
An itibariyle dinlettiği o mükemmel ritim ise sanki benim kalbimle aynı tempoda atıyordu. Babası ise defalarca yapmamış gibi telefonuna kaydediyordu bebeğinin kalp atışlarını.
"Labium majuslar ve klitorisi de görebilirsem kesin haberi vereceğim— " Bebeğimin bacaklarının arasına alttan görüntü sağlayan doktorumuz kendi kendisine bizim anlayamadığımız sözcüklerle mırıldanırken biz en güzel filmin en güzel sahnesine takılı kalmış gibiydik.
"Ben çirkin desem şimdiye paralamıştın beni," diye fısıldayan Alpay Emir'e karşı omuz silktim. "Anneyim ben," dedim usul usul. "Bebeğime sadece ben öyle diyebilirim."
Doktorumuzsa bizi duyduğunu dile getirmekten hiç çekinmeden "Üstelik o bir kız annesi," dedi ikimizi de şoka uğratarak. "Belli ki büyüdükçe güzelliğini annesinden alacak."
İşte o an durdu sanki dünya. Kız annesi tabiri yaktı geçti genzimi. Hayallerimizi gerçekleştireceğiz düşüncesiyle çıktığımız yolda kendi yaşayamadıklarımı yaşatacaktım kızıma.
Bunun düşüncesiyle bir bebeğe annelik yapma gücünü bulmuştum kendimde. Yaşayamadıklarımı yaşatacak, kendi yaralarımı onunla sarmak yerine onda hiç yara açmamaya özen gösterecektim tüm varlığımla.
Üç harflik bir kelime nasıl olur da dünyamın şenlenmesine yeterdi anlayamamıştım ama içten içe sanki bu anı yaşayacağımı hep hissetmiştim. Korkunç kötülüklere ev sahipliği yapan dünyamıza gözlerini korka korka açacak masum bir bebeğin sonsuz rehberiydim. Kız annesiydim.
Sanki yeniden ve yeniden defalarca bunun dile getirilmesini istediğimi belli etmiyormuşum gibi şaşkınlığımı üzerimden atamadan kahkahalarla neşe saçarak "Kız mı?" sorusunu yineledim durdum. "İnanamıyorum sevgilim, duydun mu? Kızımız olacak!"
Yanımdaki adamın ifadesi öyle güzeldi ki sanki onun da içten içe istediği gerçekleşmişti. "Hiç bu kadar şanslı olacağımı düşünmemiştim," dedi alnıma bastırdığı dudaklarının sıcaklığı yüreğime işlerken. "Önce seninle, sonra da senden gelenle ödüllendireceğimi kestiremezdim. Şimdiyse... Kızım olacak! Şaka gibi."
Benden farksızdı. Gülüşleri hiç durmadı. Kapadı gözlerini, duyduklarına inanamazmış gibi başını hafifçe iki yana sallayıp gülüşünü, dudaklarını birbirine bastırarak gizlemeye çabaladı. Kısık bir sesle "Kızım," dedi dolu dolu. Ağzında nasıl durduğunu denedi belki de. "Bu, senden bir tane daha demek."
Kucağında bebeğinin nasıl güzel duracağını, hayatındaki bütün güzellikleri kaplayacağını bilerek "Bizim kızımız." dedi yeniden. Kıyamadı karnıma dokunmaya. İncitmekten mi çekindi, zihnindeki evrende mi kayboldu bilemedim.
Şu an için bildiğim tek şey kızı için dünyaları yakıp yıkabilecek, onun için her şeyi yeniden inşa etmekten asla çekinmeyecek bir baba gibi duruyor olmasıydı. Alpay Emir hayalini kurmaktan bile çekindiği o anın içindeydi.
Eğilip dudaklarıma yerleşen şükran dolu dudaklarla gözlerim kapandı. "Teşekkür ederim," dedi defalarca. Yaşanacak tüm benzersiz anlar o karanlıktan şerit şerit aktı gitti.
Toparlanmam için bizi az önce yalnız bırakan doktorla ayaklanıp Alpay'ın kolları arasındaki yerimi aldım. "Artık bir değil iki güzel bebeğin var," dedim hızla atan kalbine avucumu yaslayıp güzel gözlerinin parıltısına odaklanarak. "Bence sana kız babası olmak çok yakışacak, canım adamım."
"Sana yanına değil, yarınına yakışmak istiyorum dediğim günü hatırlıyor musun?" diye sordu yanağımı okşayan parmakları saçlarıma uzanarak. Bahsettiği günü hatırlıyordum. Unutmam mümkün değildi ki zaten. O gün parmağımda yer bulan yüzük bedenime geçirilen kelepçe gibi hissetmek yerine ruhumu serbest bırakacak, o kilidi açacak anahtar olmuştu sanki. "İşte şimdi, belki de daha çok çeki düzen vermem gerekiyor kendime." diye devam etti. "Sebep olacağım bir gülüşe, yaşamına yakışmam gereken bir civcive sahip olmak adına... Şimdi daha başka bir adam olmam gerekiyor."
Erkek bebek istemesini kendisine oyun arkadaşı aramasına yorduğum anları hatırladım. Oysa Alpay Emir küçük bir kız çocuğunun kırılganlığından, narinliğinden ve ona layık bir baba olamamaktan korkuyordu. Şimdiyse bütün korkularını kovmuştu. Bilmeliydi ki bu düşüncesi bile bana onun harika bir baba olacağını söylüyordu.
"Sen zaten bambaşka bir adam oldun," dedim tüm samimiyetimle. "Bizim için çabaladın ve gerçekten zoru başardın. Bana harika bir eş oldun. Şimdi sıra kızımızda."
...
"Sen gelmiyor musun?"
Alpay Emir eve girmedi. Şakağıma bastırdığı dudaklarıyla gideceği belliyken sarılmasına karşılık verdim. Okul, hastane, yemek, ev alışverişi derken saat yine de daha erkendi. Belli ki şirkete gidecekti. "Biraz işim var, onları halledip döneceğim." dedi son yirmi dakikadır ara ara mesaj düşen telefonunu söylenerek cebinden çıkarırken.
Tam gidiyordu ki "Alpay," dedim hiç de sırası olmadığını bilerek. "Gelince konuşalım olur mu?"
Anlamadığını belli eden bakışlarıyla duraksadım. Onu zora soktuğumun farkında olsam da engel olamadım kendime. "Gitme meselesini," diye açıkladım kendimi. "Kesinleştirelim tarihi." Bu konuda sorun çıkaran, ısrarcı olan taraf olmak istemiyordum ama artık dayanamıyordum.
Gülümsedi, bakışlarıyla güven verdi. "Halledeceğim merak etme." dedi bu defa gerçekten hallolmuş gibi hissettirerek. "Geldiğimde konuşmamıza gerek kalmayacak."
O da farkındaydı aslında her şeyin. Kendinden ödün vererek, bütün anını benimle geçirerek özlemimi dinginleştirmeye çabalıyor, bulduğu her fırsatta küçük gezintiler ayarlayarak aklımı dağıtıyordu.
"Çok bekletme bizi." Eli karnımı kapladı, dudakları boynuma kapandı. Telefonu yine titredi ve bu defa eli cebine gitti. "Akşama size sürprizim var." dedi göz kırpıp uzaklaşırken. Ben tam da ağzımı açıp ona sayısız soru soracakken parmağı havalandı, gözleri iri iri açıldı. "Akşama dedim, Defne. İkiniz de uslu duruyorsunuz, beni bekliyorsunuz." Sıkı tembihi üzerine dudaklarım büzülse de el salladım sadece. Tam da o sırada çaldı telefonu. Melih'ti arayan. Canım adamımın ettiği küfürden belliydi. Kendisi kardeşini epey severdi.
"Ne var oğlum?" dedi sonrasında. Artık Melih ne dediyse "Patlamadın ya, ne deli dana sikmiş gibi titretip duruyorsun?" diye söylendi. Zaten sonra da bindi arabaya gitti.
Derin bir rahatlama hissiyle onu yolcu ettiğimde Limon'un havlayışlarıyla girdim içeri. "Biz geldik!" diye seslendim ama oyununu bırakıp da gelmedi bile yanıma. Oysa şimdi Alpay olsaydı yanımda, çoktan atlamıştı bile kucağına.
Gelmedi yanıma ama bense kıyamadım ona. Onun için aldığımız kurabiyelerin paketini açtım. "Sen çok yaramaz bir çocuk olmaya başladın Şerro." Paketlerin hışırtısını duyduğu an yanıma bitti. Nefes nefeseydi. Dili dışarıda, gözleri parıltılar içinde kurabiyesini açmamı bekliyordu. Renkli paketi öyle güzeldi ki benim bile canım çekmişti. Odadan koşup gelirken çıkan sese bakılırsa bir şeyleri yıkıp dökmüştü de hatta.
Büyümüştü...
Onu tamirhanede gördüğüm ilk an, titreyen küçük bedeniyle bile hayatta kalma çabası, annesinin onu istemeyişiyle hissettiğim yakınlık aramızda farklı bir bağ oluşturmuştu. Şimdiyse küçük oğluşum kocaman olmuştu. Girdiği sepete sığamayışı, evin içinde koşuştururken bir şeyleri yıkışı ve hatta ben uzanırken karnıma dayamaya çabaladığı ayaklarının artık uzun geliyor olması bir gün bebeğimin de tıpkı onun gibi hızlıca büyüyeceğini hatırlattı.
Eğilip kurabiyesini verdim yeme isteği uyandıran kokuyu duyumsamamaya çalışarak. Yumuşak sarı tüylerini sevdiğim sırada ağladığımın farkında bile değildim. "Ayyy Şerro!" dedim dizlerimin üzerinde durmaya bir son verip yere otururken. "Niye böyle oluyor bana ya?"
Sanki cevap verebilecekmiş gibi bekledim birkaç dakika. Ama o şerroluğunu yapıp kurabiyesini yalamaya devam etti. Utanmasam bir ısırık alabilir miyim diye soracaktım da Alpay'ın gazabından korkuyordum.
"Tadı güzel mi?" dedim burnumu çekerken. "Kokusu güzeldi de ondan soruyorum."
Başını kaldırdı, belki de ağladığımı anladı ve gövdeme yaslanıp hem kendisini sevdirdi hem yemeğini yedi.
"Kardeşin kız olacak bu arada." dedim bu defa. Sevinçle gözyaşlarımı sildim. "Baban kızıyordu ya aldığımız elbiselere, tokalara... Bak sonra üzüleceksin diyordu hani. Gerçi kafayı bozmuş çocukla. Sonra da kalsın, cinsiyeti uymazsa zaten illaki kız olur yapacaklarımızdan biri, ona hazır olur diyordu ya... Kurtuldun Limoncuğum, ondan anlatıyorum bunları sana. Kızımın tokalarını sende denediğim için... Eğer oğlum olursa boşa gitmesin diye sende kullanırdım çünkü ben onları. Sen de kurtuldun diye söylüyorum."
Üzerimdeki ceketi, boynumdaki çantayı bile çıkarmadan yere çöküp konuşabileceğim tek kişiyle sohbete dalınca telefonumun sesi de epey yakınımdan geliyordu.
Çantamda zar zor bulduğum cihazdan annemin sesini duyduğumda daha da kötü hissettim kendimi. "Kızım," diyordu dolu dolu. "Nasılsın?" Çok özlemiştim. Ne telefonda konuşmakla geçiyordu özlemim ne de bütün beraber olan anılarımızı yeniden düşününce.
İçten ve biraz da hüzünlüce gelen "Anneciğim," sözü daha da çıkmaza soktu her şeyi. "Duyuyor musun sesimi? Alo." Sanırım abime seslendi sonra. "Oğlum baksana şuna, internet mi kapandı yoksa?" Babamın da sesini duydum. "Belki okuldadır," diyordu kızgın bir şekilde. "Ya da uyuyorsa uyandırmayın şimdi. Önce yazın bakayım müsait miymiş."
Yüzüm güldü, telaşları hoşuma gitti. "Duyuyorum," dedim oturduğum yerden zorla kalkıp derin derin soluklanarak. Ağlamak da bir yere kadardı. Zaten ne ara başlıyor nasıl bitiyor anlayamıyordum.
"Duyuyorum sizi," dedim yeniden. "Asıl siz duymuyorsunuz beni. Aranızda konuşmayı bırakıp bana odaklanır mısınız?"
Babamın "Yavrum, iyi misin? Nasılsın?" deyişiyle annemin "Defne'm... Ne yapıyorsun güzel kızım?" cümleleri birbirine karıştı.
Daha yeni ağlamıştım, ağlayamazdım.
"İyiyim," dedim odaya çıkıp üzerimdekilerden kurtulurken. "İyiyiz yani, doktordan geldik şimdi. Güzel gidiyor her şey."
"Senin o kocan niye itlik yapıp canı isteyince yeğenimin fotoğrafını atıyor istemeyince yasak koyuyor?" diyen ağabeyim önce babamdan sonra da benden azar işitti. Kocama öyle diyemezdi. Alpay ise ağabeyime bebeğimi göstermeyip onu deli ediyordu sürekli. Madem görmek, bu anlarına şahit olmak istiyor, önce hakedecek diyordu. Ya da erkek olsun istediği bebeği dayısına benzeyecek korkusuyla ağabeyime şimdiden bileniyordu.
"Ama Defne," dedi sonra usluca. "Geçen bir ses attı yemin ederim hala kulaklarımda. Ne güzel atıyor onun kalbi öyle. Özledim kızım ya. Kokun burnumda tütüyor resmen. Keşke artık gelseniz de—" diye devam ediyordu ki annem girdi devreye.
Biliyordu dönme konusundaki hassasiyetimi, onları deli gibi özlediğimi. Anlıyordu artık beni. Belki de seviyordu da artık. Çünkü anne olacağımı öğrendikten sonra tadabildim onun anneliğini. "Torunum nasılmış? Öğrendin mi cinsiyetini?" diyerek değiştirdi konuyu. "Bak yeni yelek başlayacağım, şimdiye ördüklerim hep dümdüz Defne. Pembeli mavili çok güzel örnekler buldum. Baban da geçen gün bir torba dolusu oyuncak, öteberi almış... İnsanın içi gidiyor bakmaya."
Annem üzülmeyeyim diye değiştirdi konuyu ama daha çok dağladı içimi. Bebeğim öyle şanslıydı ki daha şimdiden tüm ailesi onun için yapıyordu her şeyi.
"Bugün öğrendik," dedim ama öyle gönülden söyledim ki bunu ağabeyim "AHA KESİN KIZ!" deyiverdi. "Ya erkek olsa Defne şimdiye iki göz iki çeşmeydi." diye devam etti ama sesi şaka yaptığını bariz belli etti.
"Aşk olsun!" dedim alınarak. Eminim ki görmeseler de tahmin edebiliyorlardı omuz silktiğimi, nazlandığımı. "Gelince söyleyeceğim. Size sürpriz olsun istiyorum. Öğrendiğinizdeki tepkilerinizi görmek istiyorum."
Babamın bize kızması, sağlığını düşünün yavrum önce demeleri, ağabeyimin benim için kesin parti falan da yapar bu ondan söylemiyor, dümdüz söylese incileri dökülecek çünkü diyerek gıcıklıklarına devam etmesi derken annemin çokça şunu ye, bunu iç ona dikkat et bunu ihmal etme sözleriyle geldi geçti dakikalar. Zaman zaman güldüm, arada bir ağlar gibi oldum ama epey kendimdeydim ailem sayesinde.
Feyza'nın sesi hiç duyulmayınca, konusu da geçmeyince yenik düştüm merakıma. "Feyza nerede?" dedim ilk fırsatta. "O nasıl? Konuşamadık bayadır?"
Önce bir sessizlik oldu, sonra da abim girdi devreye. "Evde o," dedi pek de güven vermeyen bir sesle. "Ben annemlerdeyim. Rahatsız biraz, gelmedi."
Tam da şimdi annem gelininden dert yansaydı belki inanırdım dediklerine. Ya da babam Feyza'ya arka çıkıp kız gelmek istememişse istememiştir ne diye suçlar gibi konuşuyorsun karının arkasından diye abime fırça çekseydi her şey normal der geçerdim. Normal demedim ama geçtim. Belki de benimle paylaşmak istememiştir derdini dedim, üzüldüğümü gizledim.
Sonrasında konuşulan şeylere de kendimi pek veremedim. Birkaç dedikodu sonrasında midemin kazınmasıyla ayrıldım onlardan. Ayrıca eşim gelecek, yemek yapmam gerekiyor bahanesinin arkasına saklanıp Alpay Emir'in gelince yapacağı enfes yemekleri düşünmek yapılan dedikodulardan çok daha iştah kabartıcıydı.
Sahiden de podyuma çıkar gibi okula gitmemiş gibi düz bir tişört ve eşofman altıyla aşağı indiğimde gözlerim salonun ortasındaki koca pilates topundayı. Büyük çikolata kavanozun kaşıklamakla, bedenimi rahatlatmak arasında gidip geldim. Bulduğum çareyse epey orta yolluydu.
Elimdeki çikolatalı ekmek dilimiyle salonun ortasında pilates topu üzerinde minik esnemelerle televizyon izliyordum. Almanca çizgi film izliyor olmam yetmiyormuş gibi en heyecanlı yerinde anahtar sesiyle irkildim. "Yavaş ol lan," diyordu Alpay Emir kısık bir sesle. " Ses geliyor deme bana! Bak bazen uyuyor öyle televizyon karşısında salak saçma şeylerle uyandırma."
"Oof!" dedi başka bir ses. "Ne kıymetli karın var ya! Uyuyorsa da uyansın." Duyduğum sesle olduğum yerde kalakaldım. "Üç gün" dedin, "Beş gün" dedin..." diye bağırdı sonra aynı ses. "Aylar oldu, gelmedin!" diye devam etti şarkı söyler gibi. Hatta sanırım söylediği gerçekti. Söylediği şarkıysa epey manidardı. "Geçen cuma gelecektin. Haftalardır gelmedin."
"Senin söyleyeceğin şarkıya da sana da... Ahmet Kaya mezarında ters döndü senin yüzünden."
Alpay Emir Melih'e kızıyordu!
"Vazgeçtim ben siktir git evine. Yeter bu kadar tantana."
Şlaap sesi geldi. Ve birazcık da acılı bir yakarış: "Ensem çürüdü. Vurma artık. Sevecek misin dövecek misin bir karar ver!" ALPAY EMİR GALİBA MELİH'İ DÖVÜYORDU.
"Düz ilerleyeceksin, düz!" diyordu canım adamım. "Ben senin yer yön bilgini sikeyim. Televizyon sesini de mi duymuyorsun? Oraya doğru yol al. Elleme sağı solu. Dokunma bak ona Defne çok seviyor o vazoyu."
"Seviyor demek bunu. Düşürsem kırsam mesela... Boşar gelir mi seni? Ona göre— Kurban olayım vurma artık! ELİN KOLUN DOLU HALA AYAĞINDA GÖTÜMÜ DELME PEŞİNDESİN. Defne!"
Heyecandan düşer gibi oldum ama toparlandım, ayağa fırladım. "Melih?" dedim belli belirsiz bir sesle. "Sen misin?"
Ya rüyaysa tüm bu olanlar korkusu gelecekti ki yüreğime gerçekten oydu!
"Niye gelemedin? Kocanı bırakıp neden gelmedin?" diye değiştirdi şarkının sözlerini. "Gece belli, işin var. Karnın burnunda, anladık zaten. Gündüz niye gelmedin?"
Şarkının sözleri uymayan melodiyle git gide daha da değişirken çıktı karşıma. "Kız sen baya şişko olmuşsun ya!" demesini bile umursamadan ağzım kulaklarımda odanın bir ucundan onun kollarına uçtum resmen.
"YA MELİİİİH!" Boynuna öyle sıkı doladım ki kollarımı ruhu bile çıkamazdı bedeninden. Ya da öyle sıkı dolamıştım ki kollarımı, ruhu çıkacaktı bedeninden. "Sen nasıl geldin buraya?"
"Ben de buradayım..." Alpay Emir kollarını dolamış, yaslandığı kapı eşiğinden bize bakıyordu. "Ben de geldim. Ve ben de karımı özledim."
Şoka girmiştim sanırım. Asla gülmem durmuyor, heyecandan kalbim deli gibi atıyordu.
Melih'i kolundan çekip hemen yanımızdaki koltuğa çektim. Kol kola diz dize oturuyor olmamız Alpay'ın gülüp bize başını olumsuzca sallamasına neden oldu.
"Neden haber vermedin ki geleceğini?" diye Melih'i soru bombardımanına tuttuğumda Alpay Emir geldi, beni öptü ve üzerini değiştireceğini söyledi.
"Sence söylesem abim yaşatır mıydı beni?" dedi dedikodu yapar gibi. Kolunu omzuma doladı o da. "Karıma sürpriz yapacağım dedi birkaç gün önce, sonra bir bakmışım buradayım. Baktım sizin geleceğiniz yok, geleyim dedim ben de ne yapayım."
Bu gelme gitme meselesi öyle çok geldi geçti ki gün içinde son birkaç dakikadır karnımda ve kasıklarımda hissettiğim kasılmalar ani duygu değişimlerimdendi sanırım.
Sarıldık, konuştuk güldük eğlendik derken Alpay da katıldı bize.
"Bu pilates topu hayırdır?" diyen Melih ise şebekliğini konuşturdu ve ayaklanıp aldı topu. Tişörtünün arasına sıkıştırmaya çabaladığı topla deli gibi kahkaha atıyordum. Durmadı yerinde beni de yanına aldı. "Yakıştı bana da ha." diyordu aynada kendine bakıp. "Bu yarım dünya halinle güzel olmuşsun falan da... Benim de giderim varmış yani."
Sanırım o da mutluluktan ne yapacağını bilmiyordu ve saçmalıyordu. Ama ben güldükçe kasılmalarım da artıyordu ve Alpay Emir'in ona sataşmalarından fırsat bulup da bunu dile getiremiyordum bile.
"Aaaa!" dedi aklına yeni gelen bir şeyin telaşıyla. "Annem valizime bir tane bile don atlet koymadı hep yemekle doldurdu bak." Sonra Alpay Emir'e döndü ve "Valizdekileri çıkar da yiyelim be aslanım," dedi bana güvenerek. Beni kolunun altına almıştı ve karınlarımız birbirine çarpıyordu. Alpay Emir ona bir şey fırlatamazdı. "Annem o sarmalardan, baklavalardan bir tane bile sürdürtmedi ağzıma. Yemezsem gerçekten şişeceğim."
"Ben seni şişireceğim de..." Alpay'ın bize iyi davranan tarafı devrede olduğu için homurdanarak çıkardı her şeyi. Ağzım sulandı tüm yapılanlarla. Ama hissettiğim ağrı hiç rahat vermiyordu ve beni korkutuyordu.
Sonra yanına Melih'i çağırdı ve ona yaptırdı her şeyi. O da özlemişti. Mutfakta birbirlerine sataşa sataşa hareket ediyorlardı. Bense birazcık rahatlama isteğiyle derin derin nefesler alıyordum ancak hiçbir işe yaramıyordu.
"Alpay..." diye seslendim ama duyan olmadı. "Melih?" dedim duymadı.
Oturduğum koltuktan kalkamadım ama onlar geliyordu belli ki. Melih Alpay'a "50 dolar vereyim sen de tak şu topu," diyordu yalvararak. "Sende nasıl duruyor aşırı merak ettim. Anı olsun diye fotoğraf çekeriz."
"Ben sana 500 dolar vereyim sen artık kapat şu çeneni, ne dersin?" dedi daha kısık bir sesle. "Kıza, bugün olanları söylememek için maymun ettin kendini. Altüstü birkaç günlüğüne kapayacaksın ağzını, bahsetmeyeceksin Giray'dan. Zaten zor bir süreç geçiriyor, daha fazla üzülsün istemi— DEFNE!"
Alpay Emir'in korku dolu bağrışı duyduğum son şeydi. Gücümü toplayıp ayaklandığımda kasıklarımın arasında hissettiğim ıslaklık yüreğimi yerinden çıkacakmış gibi korkuyla attırdı. Dönen başımı düşerken çarpmamı engelleyen şey ise Alpay'dı.
...
Gözlerimi açtığımda ve bilincim az çok yerine ulaştığında ilk işim olduğum yerde toparlanıp bebeğime bakmak oldu. Sanırım bu korku ve koruma içgüdüsü kendime daha çok zarar vermeme neden oldu. Açılan damar yolu canımı acıttı.
"Uyandı," diyen Melih'ti.
Gözlerimi tamamen açtığımda ve etrafıma baktığımda berbat bir halde gördüğüm adam ise Alpay Emir. Başucumda oturuyordu.
Bana gülümsedi. Her şey yolunda dermişçesine baktı gözlerime. "Nasıl hissediyorsun?"
"Ne oldu?" dedim korkuyla.
"Bayıldın birden." dedi Melih korkuyla. "Benim yüzümden galiba. Ani ruh hali değişimi mi neymiş! Atak gibi bir şey—"
"Çok ağrım vardı..." diye açıkladım kendimi. "Çok, çok fazla..."
Elleri arasındaki elimi öpen adama karşı baktım yeniden. "Birden başım döndü... Neden oldu anlamadım. Neden böyle oldu Alpay? Kasıklarım da acıyordu."
Gözyaşlarım gün içinde kaçıncı defa akıyordu bilmiyordum. Hem korkuyordum hem de odadaki iki adamın da sakinliği nedeniyle kendimi güvende hissediyordum.
Alpay Emir yorgunluğu ve kan çanağı gözlerine karşın içtenlikle gülümsedi. "İyisin," dedi şükreder gibi. "İkiniz de çok iyisiniz... Korkulacak bir durum yokmuş. Fazla yorulmuşsunuz," derken kendini suçladığı belliydi. "Doktor hiçbir sorun olmadığını ama senin daha az yorulmanı söyledi sadece," dedi zar zor yutkunarak. "Benim hatamdı özür dilerim. Tam anlamıyla ilgilenemedim, olacakları düşünemedim. Melih'i birden karşında görürsen daha mutlu olursun sanmıştım."
"Sizin romantik bakışmanızı böleceğim ama..." diyerek ilgiyi üzerine çekti Melih. "Doktor bir şey daha dedi kanka, onu da söylesen mi artık karına?"
"Ne dedi başka?"
Alpay Emir'e baktım anında. "Bana doğruyu söyle," dedim yalvarır gibi. "Bir şey mi saklıyorsun benden?"
Güldü Melih. "Sakin ol... Güzel bir şey söyledi. Yani bence çok güzel."
Korktuğu gözlerinden, heyecanı da beden hareketlerinden belliydi. "Ben söyleyeyim mi ya lütfen?" dedi ağabeyine karşı. Alpay Emir bıkkınlıkla verdi nefesini. "Rica ediyorum," dedi ricadan çok yalvarış gibi. "Rica ediyorum artık açma şu ağzını. Sus ve dur bir kenarda."
"Söyle!" diye direten bendim. "Neler olduğunu söylesin artık biriniz!"
Tüm bu korkularımın arasında nasıl hissetmem gerektiğini bilmediğim o noktada konuşan Melih'ti: "Sizin civcivin pipisi varmış." dedi. "Yani anlayacağın civciv aslında aslanmış. Daha gelmeden yaptı şovunu."

Yorumlar