top of page

52. Bölüm

  • Yazarın fotoğrafı: rubeyyka
    rubeyyka
  • 26 Kas 2025
  • 19 dakikada okunur

Canım adamıma sürpriz yapma fikri, kollarımda inanılmaz bir ağrı hissettiğim noktada aşırı meşakkatli gelmeye başladı.

Her ayrıntıyla tek tek ilgilenmek istemem, bedenimdeki canım bebeğimle pek mümkün olmuyordu çünkü son zamanlarda minik canavarımın hapishanesinden kaçmaya çalışmaları epey artmıştı.

Sadece ve sadece birkaç hafta daha dayanmalıydı ama o daha şimdiden bulunduğu küçük alanda bile yerinde durmak bilmiyordu ve bu babasının partisine engel oluyordu. Üstelik babası bizim için neler neler yapıyordu.

Düşüncelerimi hissedebiliyormuş gibi hareketlendi. Karnı burnunda ifadesini hakkıyla taşıdığım şu zamanlarda olduğu gibi bulduğum ilk yere oturdum. Bahçedeki insanları izlemek, sevdiklerimizin yanımızda olduğunu bilmek tüm yorgunluğumu aldı götürdü sanki.

"İyisin değil mi?" diyerek yanımda biten kuzenim benden daha telaşlıydı çünkü Yağız'ın bu bitmek bilmeyen hareketliliğiyle son üç aydır ansızın doğum yapmamdan korkuyor üstelik beni de endişelendiriyordu.

"İyiyim," dedim karnımı okşayarak. "Sanırım o da benim gibi heyecanlı bu gece için."

Rahat bir nefes alarak yanıma oturdu işten kaçarcasına. "Yorulduk ama değdi." dedi ışıl ışıl görünen etrafı süzerek. "Almanya'ya gideceğinizi sandığımızda, doğuma kadar burada kalma kararınızı açıkladığı ya o andan bu yana eniştemi daha çok sevmeye başladığımı fark ettim. O yüzden hiç sorun değil."

Bugün herkesi epey yormuştum ve hamileliğimi sonuna kadar kullanıyordum. Bir daha uzunca bir süre bu halde olmayacağımı bilmek bana şimdiden güzelce geçirmiş olduğum hamileliği özletecek gibi duruyordu.

Çağatay bahçenin bir yanından "Bunları kaldıralım mı?" diye seslendi ama dönüp bakmama gerek kalmadan Esma verdi cevabını: "Emir abim de sizi ortadan kaldırsın istemiyorsanız dokunmayın onlara."

Bahsettikleri şey Yağız'ın oyuncaklarıydı. Doğmamış bebeğimin oynayabilmesi için en az beş altı yaşına gelmesi gereken oyuncakları.

Aylar öncesinden kurulmuş oyun alanı, Limon'un şimdiden oynamak için delirdiği rengarenk toplar, zaman zaman benim bile sallanmak istediğim küçük salıncak ve Melih'in favorisi olan akülü araba.

Bebeğim doğmadan, daha o binemeden amcasının bahçede dolanmaktan aküsünü bitirdiği arabası.

Alpay Emir'in kendi arabasının tıpatıp aynısı.

Geriye dönüp baktığımda tatlı bir tebessümle hatırımda kalan anların daha güzellerini yaşamak için gün sayıyorduk şimdi. Kısacık zamanda nice yaşanmışlığı sığdırdığımız evimizdeydik yeniden. Benim okul için Alpay'ın da iş için ara sıra Almanya'ya yolumuz düşüyordu ancak o her iki evde de Yağız'ı düşünüyor, onun için hazırlıklar yapıyordu.

Çağatay'a masa konusunda yardım eden Tuncay'ın sesiyle kendime geldim. "Defne, Allah'ın adını verdim bak doğruyu söyle." dedi gülüşleri arasında. "Artık patronum olduğu için kendisine sormaya korkuyorum. Seninki şirketi Yağız'ın üzerine yapabilmek için mi resmi işleri bekletti bunca ay? Baktığı yeğenimin doğacağı yok, e birilerinin ipini de çekmesi gerekiyor ne zamandır. Dayanamadı artık öyle başlattı değil mi işlemleri?"

Çağatay'ın Tuncay'ı susturmak istediğini fark ettiğimde Melih ile en büyük benzerliklerinin olur olmadık zamanlarda ağızlarından bir şeyler kaçırmak olduğunu anladım. Oturduğum yerden tutunarak kalktığımda küçücük bir sancıyla kasıldım ama yanlarına gitmekten vazgeçmedim.

"O ne demek şimdi?" dedim merakla. "Birilerinin ipini çekmek de ne demek?"

"Önemli bir şey değil," dedi Çağatay. İç rahatlatıcı tavrıyla "Aramızda öylesine bir muhabbet. Alpay'ı sinir etmek için diyor Tuncay." dese de içime bir kurt düşmüştü çoktan. Ya da o kurt Yağız'dı ve bana hiç rahat vermiyordu çünkü babasının adını duyduğu an kıpır kıpır olması olduğum yere yığılma ve sonsuza kadar dinlenme isteği oluşturuyordu bende.

Tekmelerini ilk hissettiğimde nasıl heyecanlıysam şu an için o kadar da bunalmıştım. Babasının dokunuşları ve onunla konuşmaları olmadığı sürece bebeğinin pek uslandığı söylenemezdi ve belki de aralarındaki bu bağ ilişkilerini kıskanmama neden oluyordu.

"Güven bana bir problem yok," dedi Çağatay yeniden.

Son zamanlarda iş konusunda Alpay'ın hoşlanmadığı durumlar olduğunu biliyordum. Bu nedenle daha çok ilgimi çekiyordu bu konu.

Konuyu değiştirmek isteyerek "Cenk'le öncesinde konuştum. İkna ettim. Ne olursa olsun Alpay'ı çileden çıkarmayacak. Keşke kızın olsaydı, oğluma alırdım demelerini sonraya saklayacak."

Aslında...

Alpay Emir bu durumdan ne kadar hoşlanmasa da oldukça komik oluyordu tavırları.

Her buluştuğumuzda bebeğimizin öncesinde kız olma ihtimaliyle Cenkler minik oğullarına güzeller güzeli arkadaş geleceğini ve hatta büyüdüklerinde dostluklarını daha ileri seviyeye taşıma ihtimalinin tatlılığını dile getirdiklerinde Alpay'ın olmayan kızı için küçücük ve her şeyden habersiz bir bebeğe cephe alması inanılmaz eğlenceli oluyordu. Yine de bu gecenin sonunda geleceği düşünerek şimdiden sinir krizine giren bir Alpay Emir istemiyordum.

"Sakın," dedim kocamı düşünerek. "Aklına sokmayın şöyle şeyler, sonra ben mücadele ediyorum onunla."

Tuncay sanki ben duymuyormuşum gibi "Ama fena mı olurdu?" diyordu yanlarından ayrıldığım sırada. "Alpay'ı kız babası olarak göreyim, daha da bir şey istemem."

Herkes bir şeyler için koşuştururken ben de bir işin ucundan tutayım dediğim an duyduğum sesle daha da telaşlandım.

"Çok az vaktimiz kaldı. Neredeyse gelmek üzereler!" diye seslendi Güliz.

Bu gece her şey çok güzel olmalıydı diyordum ama elim kolum bağlıydı sanki.

Doğuma kadar Türkiye'de kalma isteğimi dahi kırmayan adama karşı bu defa da ben onu mutlu etmek istiyordum ve onu mutlu edecek en büyük şey dostlarıyla bir arada olacağı kalabalık akşamlardı. Onun tek isteği bir arada olmaktı. Benim isteklerimin yanında çok ama çok olağandı.

"Daha hazırlanmadım bile," dedim kendimi hiç beğenmeyeceğimi düşündüğüm beden ölçülerimin izin verdiği derecede giyinebildiğim günlük kıyafetlerim aklıma gelince. Sanki tek sorun buydu.

Oysa aldığım kiloların, bedenimdeki mucizenin yanında hiçbir önemi kalmıyordu. Alpay Emir öyle derinden hislerimi anlayıp beni moda sokuyordu ki onun güzel sözleri, kucak dolusu sevgisi olmasa bu süreci nasıl atlatacağımı merak ediyordum.

"Hazırlanmamış olmandan daha büyük problemlerimiz var." dedi alelacele. "Melih pastayı almaya gideli iki saat oldu ve hala ortalıkta yok."

Güliz'in telaşına aldanmadım. Melih adı geçen cümlenin nasıl bir fiyaskoyla tamamlanacağını hala anlayamadıysa onun problemiydi. Alpay'ın iş arkadaşı olmanın yanında komşumuzdu ve her akşam evimizde biten Melih'in aile içi facialarımızı körüklediğini nasıl bilmezdi.

"Eğer o pastayı getirmezse abisinin önüne kesmesi için onu koyacağımı biliyor, sıkıntı yok." dedim ama dinletemedim.

"Telefonlarımızı da açmıyor. Kesin bir şey oldu."

Zamanımız azaldıkça en az benim kadar telaşla dolanan iş birlikçim Güliz, iş arkadaşının artık patronu olmasına sevindiğini dile getirmemek için çabalasa da bizim için koşuşturuyor olması paha biçilemez değerdeydi. Belki de koca göbeğimle hiçbir işe yetişemeyeceğimin farkındaydı.

Az önce aldığım ve şimdi de yere bıraktığım ışıklandırmayı fark ettiği an "Sen delirdin mi?" diyerek yanıma geldi. Telaşı gözüne perde indirmişti. "Kaç defa diyeceğim otur artık diye. Bugün doğurmak istemiyorsan ve asıl sürprizin bu akşam Alpay'ı baba yapmak değilse lütfen git hazırlan."

Bildirim gelen telefonunu gösterdi ve "Ferit mesaj attı, yoldalarmış. Beklediğimizden erken geliyorlar." dedi içeridekilere de sesini duyurmak isteyerek. "Kocana yakalanıp bir de karıma iş mi yaptırıyorsunuz laflarını çekemeyeceğim, hadi."

Gerçi şu halimle oradan oraya koşuşturduğumu görse eminim epey büyük azar işitecektim ama yine de yakın zamanda aldığı ödül ve bir zamanlar öğrenciyken girdiği şirketin artık resmi ortağı olması kesinlikle kutlanması gereken olaylardı; onun için epey olağan şeylermiş gibi lanse etmeye çalışsa da üzerinden geçen zaman buna engel olamazdı.

Hazırlanmak için içeri girdiğim sırada ödül aldığı gece vardı aklımda.

Ondan da öncesi; ilk ayrılığımız, evlendiğimizden bu yana birbirimize ilk hasret kalışımız.

Arşa çıkmış duygularımla hareket ettiğim zamanlarda onun için epey özel olan gecede onu yalnız bırakışımın aklanır hiçbir yanı yoktu, biliyordum. Dönüp o güne gitsem yine aynı şeyler yaşanacaktı ve ben bir gün dahi Almanya'da kalamayacaktım.

Bu ikimiz için de çok büyük bir ders olmuştu. Onsuz geçen bir haftanın sonunda yanımıza döndüğünde bambaşka bir Alpay vardı sanki. Her gün görüşmemişiz gibi özlemle dolu olsak da bundan sonra böyle bir şeyin gerçekleşmemesi için ikimiz de daha anlayışla dolmuştuk sanki. Aramızdaki bağın güçlendiğini hissetmiştim net bir şekilde.

Ödül gecesinden çıktığı gibi üzerindeki takımını bile değiştirmeden uçağa atlayıp yanımıza geldiği o gece, birbirimize duyduğumuz özlemin son bulmayacağını anladığımız gecelerden biriydi. Bize ayrı kalmak ne kadar yaramıyorsa birbirimize karşı hissettiğimiz tüm duyguları da bir o kadar körüklüyordu.

Ekran başında onu canlı canlı o sahnede izlerken onunla ne kadar gurur duyuyorsam, o sahnede ödülü alırken bile o an yanında olamayan eşinden ve bebeğinden bahsetmeden inmemesine o kadar ağlamıştım.

Alpay Emir çok başkaydı. Düşünceleri, ilerleyiş biçimi, sevmeleri, gösterdiği değerin karşılığını bile beklememesi ne kadar zaman geçerse geçsin tam anlamıyla anlayamayacağım incelikteydi.

Bense her zaman dolu dizgin duygularımla sadece ona eşlik etmekte buluyordum çareyi. Onunla renklenen hayatımın tadını çıkarmakla ve onunla hayatı tatmakla geçiriyordum günleri.

Üzerime tuttuğum ışıltılı lacivert elbiseyi giyinmek için büyük bir savaş verirken bir yandan da minik canavarımla konuşuyordum tabi.

"Senin yüzünden bu güzelim elbisenin altına ne giyemeyeceğim biliyor musun bebeğim?" dedim bozulduğumu belli etmemeye çalışarak. "Annenin kırmızı çizgisi: Stiletto. Hem de baban daha yeni harika bir model almışken."

Sevgisiyle midemde kelebekler uçuşturuyor dediğim adamın bebeği karnımda bana rahat vermezken Alpay'a istemeden de olsa sinirlendiğim anlardan birindeydim. Onun dokunuşlarına muhtaçtık şu an ve bu şaka gibiydi. Daha şimdiden sözüm geçmiyordu resmen.

"Bu akşam senden herhangi bir kasılma, uslu durmak için babadan özel ilgi isteme ve en önemlisi bütün enerjimi çalıp bende derin uykulara dalma isteği uyandırmanı istemiyorum." dedim tek nefeste. "En önemlisi de lütfen ama lütfen azıcık yemekle hemen doyalım tamam mı aşkım?"

En azından misafirlerimizin önünde masadaki her şeyi silip süpürme isteğimle diyetisyenliğime laf gelmesini istemiyordum çünkü ben aylardır doymak bilmiyordum ve bu halimle bile danışanlarıma yol göstermeye çabalıyordum.

Tamam, der gibi tekmelemesiyle "Anlaştık!" dedim şen şakrak. Demek ki sadece babasıyla değil benimle de iletişim kurabiliyordu canı istediğinde.

En azından ben geceleri babası gibi Almanca masallar anlatarak onun başını şişirmiyordum. Ya da doktorumuzun bebeğinizle bol bol konuşabilirsiniz, sesinizi algılayabilmesi, sizi fark edebilmesi için bu çok önemli dediği günden bu yana Türkçe, Almanca ve yetmezmiş gibi bir de İngilizce irtibat kurmuyordum. Çocuğumuzu doğduğu an eğitim hayatıyla tanıştıracak gibi bir hazırlık içerisinde olması çok üst seviyeydi.

"Tamam babanın hakkını yemeyeceğim," dedim kasıklarımda hissettiğim sızıyla. Hemen her şeye bir cevabı vardı zaten bedenimdeki tepkileriyle. "Hani anneci oluyordu erkek bebekler?" sorusunu rujumu sürmeye ara verip karnıma bakarak dile getirdim ki anlasın ciddiyetimi. "Sen şimdiden babana mı çektin acaba her şeyin bir değişik ya!"

Hafif bir makyajla, son aylarda oluşan yanaklarımı kapamaya çalıştığım sırada açılan kapıyla derin bir oh çektim çünkü kocaman karnımla sırtıma ulaşmayan kollarımın neticesinde aşağıya sırt dekoltesini bağlayamadığım bir elbiseyle inmek sınırsızca yemek yememden daha rezil olunası bir durumdu.

"Gelin ve çabuk beni kurtarın," dedim kızlardan birinin geldiğini düşünerek ama beğeni dolu bir ıslık ve sonrasında "Önceden anne-oğul anlaşmalar mı yapılıyor artık?" sesini duyduğumda hızla döndüm arkamı.

Şaşırdım ama sonrasında şaşkınlığımın boşa olduğunu anladım. Vaktin ve gelenin farkına vardığımda "Geç kaldım ya!" diye sızlandım anında.

Yine de bütün suçu canım adamıma atmakta hiçbir sakınca görmedim. "Mahvettin sürprizi! Neden geldin?"

Ben kızlar gelmiştir diye umarken gecenin adamına daha hazırlanmadan yakalanmak hiç hoş değildi.

"Sen niye erken geliyorsun ki!" diye çıkıştım baştan aşağıya bedenimi süzen adama karşılık. "Güliz özellikle tembihlemiştim Ferit'i. Yok basın toplantısıydı yok imza töreniydi... Kesin sen acele ettin değil mi? Her zaman iş diye tutturan kocamın bugün mü erken gelesi tuttu?"

"Erken gelmeseydim de bu manzaradan mahrum mu kalsaydım?" dedi göz kırparak. Elim ayağıma dolanmışken eğleniyordu resmen benimle. "Alev ateş olmuşuz..."

Bakışlarındaki parıltılar, dudaklarını hareketlendiren gülüşü sayesinde kısılan gözleri çok ama çok güzeldi ve ben âşık olduğum bu adamın geldiğinde karşılaşacağı manzarayla o şaşkın halini görmek istemiştim.

Yüzümün düştüğünü görünce harekete geçti sardı sarmaladı bizi. "Bahçeyi gördüm," dedi beğeni dolu bir sesle. Bakışları bendeyken beğendiği bahçe değildi anlayabiliyordum. "Harika görünüyordu her şey."

"Ama sevgilim..." dedim daha fazla dayanamayıp bedenimi sarmalayan adama karşılık. "Biz niye sana hiç sürpriz yapamıyoruz?"

Çıplak sırtıma kapanan eli tenime sürtünürken içten bir gülüşle cevapladı beni. "Alpay yarın geç gelsen olur mu? Sevgilim yarın Güliz işe gelmese sorun olmaz değil mi? Kocacım sabah benim arabamla işe gidip kendi arabanı bana bırakır mısın? Yapı marketten alacağım birkaç büyük şey var..."

"Ne kadar ayıp... İnsan karısıyla dalga geçer mi?" dedim dudak büzerek.

Bozulur gibi olsam da taviz vermedim sözlerimden. "Senin suçun!"

Saçlarıma bastırdığı dudakları ve karnımı okşadığı eliyle Yağız da uslanmıştı sonunda. Durmuştu yani deli dana gibi tepinmeleri. Bu kadardı işte, babasının ufacık bir dokunuşuyla bitmişti her şey.

Bir de bütün ağırlığı avucuyla kaldırınca bedenimden kocaman bir ağırlık uçup gitmişti sanki. Kuş gibi hafiflemiştim anında.

"Ayrıca ben senin başka türlü sürprizlerini, daha çok beğeniyorum," dedi yoldan çıkarmaya epey müsait bir tavırla kulağıma doğru. "Bugün de o tarz bir kutlama beklemiştim açıkçası."

Sıcacık nefesiyle boynumdaki dudaklarıyla gözlerim kapandı ama zihnim anında açıldı.

Şaka yollu söyledikleriyle karnına vurdum ve onu kendimden uzaklaştırdım. "Birazcık heyecanıma yenilmiş olabilirim," dedim dalgalandırdığım saçlarımı savurarak. "Ne var yani anlamazlıktan gelsen? Hamileyim ben. Kaç saattir uğraşıyorum burada."

Olur olmadık anlarda bu savunmayı yapmak hamileliğimin en güzel yanlarından biriydi. Hamileyim ben, diyorum ve olay benim lehime dönüveriyor; en sevdiğim.

Ona arkamı döndüm ve sırtımdaki ipleri bağlamasını bekledim ama o hala oyun peşindeydi ve daha da fenası onca insan aşağıda bizsizdi.

Ensemde topladığım saçlarımdan fırsat bulup boynumu öptü yeniden.

Bense onun bu haline gülmekle kaldım sadece. "Yapma," dedim ama sesim sanki daha fazlasını ister gibiydi.

Korkuyordum son zamanlarda. Onu geri çevirişlerim de bundandı. Bekleyebilirdik bence kısacık bir süre. En azından bunun için ikimiz de sabredebilirdik zor da olsa.

"Bence pilates topundansa kucağımda daha rahat hazırlanabilirsin doğuma."

Kesinlikle ikimiz de sabredemeyecektik bu gidişle. Alpay Emir hiç yardımcı olmuyordu bana.

Tenimi yakan dokunuşlarıyla sırtımdaki ipi doladığında nefes alışımla hareketlenen bedenim onu güldürdü. Farkındaydı işte dayanamadığımın ne diye oynuyordu ki benimle?

"Siz baba oğul beni çok zorluyorsunuz," dedim elbisemle işi bitince saçlarımı bırakıp ona dönerek. "İkinize de yapacağımı biliyorum ama ben."

Takılarımı takmak için ondan uzaklaşmadan önce dudaklarına bıraktığım öpücüğün devamı gelecekti biliyordum ama en azından şu an için uslanmalı ve doğruca hazırlanıp aşağıda yer almalıydık.

"Daha fazla geç kalmayalım, insanlar bizi bekliyor." dedim eşsiz bakışlarından kaçarak. Şu odada onunla yalnızken hiç güvenim yoktu ikimize de.

Bu yüzden bir an önce çıkmalıydık odadan. Misafirlerimizle ilgilenmeli, kutlama için keseceğimiz o koca pastayı hemen yemeliydik.

O da hak vermiş olacak ki önce bebeğimiz üzerine girdiğimiz iddia neticesinde aldığı zümrüt gerdanlığı taktı sonra da bembeyaz bir gömlekle iliklemediği iki düğmesiyle iştahımı kabarttı.

Parmaklarımız birbirine kenetlendi ve aşağıdaki yerimizi aldık sonunda.

Dostlarımız derin bir muhabbetin içine dalmışken bizi fark ettikleri an küçük bir alkış koptu.

Islık eşliğinde "Patronun hası be!" söylemleriyle Alpay Emir'e yönelen Tuncay arkadaşına sarılmak için kollarını açtı. "Alem mühendis görsün."

Saatler sonra gelen Melih çarptı gözüme. "Aslan abim," diyerek destek çıkıyordu Tuncay'a.

Çağatay ise "Hadi be oradan," diyerek girdi aralarına. Başıyla Tuncay'ı göstererek "Kesin maaşına zam isteyecek. Ondan bu yıkama yağlama." dedi ve eminim ki şu an burada bulunan herkes bu konuda hemfikirdi.

Alpay Emir "Neredesin oğlum sen?" dedi Tuncay'a karşı "Toplantıdan sonra uğradım yanına, her yer kapı duvar."

Tuncay'ın bakışları bana dönünce tatlı tatlı gülümsedim. Onları birazcık fazla çalıştırmış olabilirdim.

"Yengem senden önce patronluk taslamaya başlayınca, işten izin almak zorunda kaldım diyelim." dedi el mahkûm. "Yine de feda olsun ya patronuma. "

"Baksana her yer çok güzel olmamış m?" dedim Alpay'ın hislerini merak ederek. "Çağatay ve Tuncay ilgilendi bahçeyle."

Bahçedeki loş hava yanan mumlarla, geniş masanın kattığı sıcaklıkla fazla huzur doluydu. Masanın üzerindeki güzelliklere baktım ışıl ışıl gözlerle. "Güliz, Suzan ve Burcu ise mutfakta mucizeler yarattı."

"Ben stajyerim," dedi Suzan ellerini kaldırarak. "Eski proje şefimin, yeni patronumun bugün toplantısı vardı ben de boştaydım. İşten kaytarmadım yani."

Güliz ise güldü bu halimize. "Başta kocam olmak üzere hepsini kovmanı diliyorum," dedi beni şaşırtarak. "Arkadaşlık falan kalmadı hepsi menfaat. Gözüne girmek için yapıyorlar her şeyi."

Şakağıma kondurulan küçük bir buseyle belime sarılan koluna tutundum ve bu dokunuşundan bile hissedebildim mutluluğunu.

Onca cümlenin arasında soruma odaklandı sadece. "Çok güzel görünüyor her şey," dedi herkese hitaben. "Burada olmanız bile benim için çok kıymetli. Teşekkür ederim."

"Gelecekteki dünürümün yanında olmayacağım da kimin yanında olacağım?" Kucağında oğluyla, olmayan kızımızı zaman zaman oğluna ayarlamanın yollarını arayan Cenk "Ama kardeşim ben memur adamım," dedi Alpay'ın konuşma yapmak istediğini anlayarak. "Mesaim bitti öyle geldim. Sizin plaza dilinizden de zaten zerre bir şey anlamıyorum. Siz de halı sahada tanışmamışız gibi nerede entel dantel mevzunuz var beni dahil ediyorsunuz."

"Aşk olsun Cenk abi ya," dedim içerlenerek. Onca hazırlığı da entel dantel diyerek geçiştiremezdi. Organizasyon şirketi son anda yan çizmeseydi daha neler yapacaktık oysa.

"Canım adamım aylar yıllar sonra hedeflediği şeyi başarmış. Kutlamayalım mı yani bunu kendi aramızda? Dua et kocam pek hoşlanmıyor bu tarz şeylerden. Yoksa ben sade bir akşam yemeğiyle yetinir miydim kutlama yaparken?"

Yetinsem iyi olacaktı yoksa Alpay'ın kalbi benim bekarlığa vedamdan sonra başka bir kutlamayı kaldıramayacaktı.

Durdu durdu, "Karının haberi yok değil mi lan?" dedi canım adamıma karşı. "Senin kocan kutlama deyince sapıtıyor abicim ben ondan diyorum yoksa bana hava hoş güzelce vakit geçiriyoruz."

Alpay Emir'e baktım bir şey söylemesi için. O ise güldü geçti. "Abartıyor bakma sen ona." dedi.

Bizi masaya yönlendirdi ama ben merakımdan doğuracaktım şuracıkta.

"Ben mi abartıyorum?" diye şaşırdı koskocaman adam. "Görmemiş herif! Bebeğinin olacağı haberini bütün emniyete tepsi tepsi baklava gönderterek vermedin mi sen? Millet benim çocuğum oluyor sandı da tebrik için aramayan kalmadı lan."

Keyfi yerinde olunca hiç aldırmadı bile karşısındaki adamın sözlerini. "Sen bir de doğunca gör," Yan yana masaya oturduğumuzda eli karnımı okşadı. "Bak işte o zaman ne yapıyorum aslanıma." dedi meydan okurcasına. "Asıl kutlama o zaman."

Yağız Alp Koçarslan kişisi şimdiden fazla şımartılıyordu ve ben bunun önüne asla geçemiyordum. İleride bunun aramızda bir sorun olmamasını diliyordum.

Göz göze geldiğimiz o anda kilitlendi kaldı bakışlarımız. "Bu gece için benim asıl teşekkürüm sana," dedi utanmama neden olacak bir içtenlikle.

Tam o an bebeği elinin altında bariz bir hareketle dönünce gülüşü gözlerine taşındı. Bakışları daha bir yoğunlaştı. Dayanamıyordu ve her hücresiyle hissetmek istiyordu bebeğini.

"Bugün bu masada eşsiz bir mutlulukla oturmamızın, bir arada olmamızın tek sebebi karım." dedi yeniden herkese dönerek. "Okurken, çalışırken, bir şeyler için emek verirken benim bütün motivasyonum hep Defne'ydi." Adımı söylerken sesi titredi. Heyecanı, mutluluğu ve hatta profesyonelce dizginleyebildiği sevinci ona çekicilik katıyor, aklımı bulandırıyordu.

"O belki farkında bile değildi ama benim yolumu sevdiğim kadın çizdi." dedi o yolu beraber adımlamanın verdiği gururla. "Bunun için ekstra bir çaba sarf etmesine bile gerek yoktu üstelik. Ne zaman olursa olsun aklımdan çıkmayan varlığıyla yaptı hep bunu." Ezberlenmiş, çalışılmış süslü cümleler değildi bunlar, biliyordum. Hisleriyle, bir anlık düşünceleriyle dile getiriyordu minnetini.

Eli elimden ayrılmadan karnımdaydı ve içimden bir ses tam şu an o noktada bebeğimin de minik parmaklarının yer aldığını söylüyordu bana. Üç kişilik çekirdek ailem bu dokunuşla birbirine bağlıydı sanki.

Haklıydım sanırım.

Çünkü ben tam da bunları düşünürken, "Şimdi de ne pahasına olursa olsun desteğini esirgemeyerek, hayatımı her anlamda güzelleştirerek yapıyor ne yapıyorsa." dedi bir an olsun dikkatini benden çekmeden.

"Ben de bu nedenle her şeyden önce sizin eşliğinizde teşekkür etmek isterim bebeğimin annesine." deyince güzel bebeği olmanın hakkını vererek ağladı ağlayacak bir ifadeyle sardım kollarımı boynuna. Hamileydim ben gelemiyordum bunca duygusallığa.

"Bugüne dek binlerce yapıya imza atmışımdır. Daha iyisi, daha güzeli, daha kalitelisi gibi söylemlerle ilerlettik kendimizi. Benim aklımdaysa onların yanında tek bir şey vardı. Ne olursa olsun başarmak ve sevdiğim kadının bakışlarındaki o tatlı hayranlığı yeniden ve yeniden tadabilmek. Bu yüzden hayatımda o olmasaydı bunca şeyi başarabileceğimi hiç sanmıyorum." dedi ona sığınışımı kabul ederek.

"Lütfen sus artık," derken zorlandım fısıltı gibi çıkan sesimle. Beni duyabileceğinden bile şüpheliydim üstelik. Aramıza giren bebeğimin izin verdiği ölçüde bedeni bedenime hâkim oldu ve onunla bir bütün olmanın ne kadar benzersiz olduğunu hissettim yeniden.

Gülümsüyor ve "Ağlamandan hoşlanmıyorum," diyerek seviyordu saçlarımı. Bense daha çok ağlamak istiyordum bu şefkatli kolların arasında.

Çünkü o konuştukça ne denli zorlayıcı yollardan geçtiğimizi ve bugünümüze geldiğimizi anımsar olmuştum.

O düşünceleri kovmamak beni büyük bir çıkmaza sokacağından "Makyajım bozulacak senin yüzünden," diyerek ayrıldım koca bedeninden. "Böyle güzel teşekkür mü edilir?"

"Böyle bir güzelliğe başka nasıl kendimi ifade edebilirdim, bilmiyorum."

Tenimdeki yaşları sildi usulca. Alnıma bastırdığı dudakları son dokunuş oldu. "İyi ki varsınız, Defne." dedi sadece benim duyabileceğim bir mesafede. "Siz olmasaydınız bunların hiçbir önemi yoktu."

Dayanamayıp dudaklarına dudaklarımı bastırdığımda "Servise başlayalım hadi, daha gece uzun. Bol bol teşekkür edersiniz sonrasında." sözleriyle geldim kendime. O karşımda olunca zamanın ve mekânın pek de farkında olamıyordum açıkçası.

Güliz'in minik uyarısı ve ev sahipliğini üstlenmesiyle ben de kendime gelebilmek için kısacık bir zaman tanıdım. Bedenimi dinlemeye, bebeğimin tepkilerini dizginlemeye ihtiyacım vardı duygularımı üst perdeden yaşamanın getirdiği gerilmelerle.

Elimden gelebildiğince yardım ettim, defalarca dönüp değişen sohbetlerin ucundan yakalayabildiğim kadar dahil oldum. Melih'i kenara sıkıştırıp geç kalışının hesabını sorabilmek için vakit aradığım bile oldu.

Oturmaktan her yerimin ağrıdığını hissettiğim noktada kaçmanın yollarını aradım.

Fotoğraflar çekilmiş, yemek anında bolca anı biriktirmişken Limon ve paytak paytak adımlayan Cem'in Yağız'ın oyuncaklarıyla vakit geçirmesini fırsat bilerek yanlarına gittim. Sonrasında Melih'i de yanıma çekecektim. Hatta sonrasında yemek boyunca sessiz sakin bakıştıkları Suzan'ı da.

Beni fark edince ayaklarıma dolanan Şerro'yu sevdim babasının üzerimizden ayırmak bilmediği bakışları altında.

Bugüne özel giyinmişti o da. Minik bir gömlek yakası görünümlü papyon ve incecik siyah bir yelek. Resmi ve şirin. Hem bizim hem de onun çocuklarına ileride göstereceğimiz anılarımız için gerekliydi bu hali.

"Aba bak gol..."

Cem, kucağında büyük bir topla geldi anında. Hemen yanımızdaki renkli borulardan yapılmış kalelerden birini gösterdi ve "Adi, geel!" dedi ısrarla.

Hadi gel, dediyse bile onunla top koşturmam demek gece boyu ayaklarıma ve bacaklarıma Alpay'ın masaj yapması demekti. Çünkü üç adımımdan biri dinlenmekti ve o masajların sonu hiç iyi yerlere gitmek bilmiyordu.

"Sen at topu. Limon oynar seninle." dedim kıvrık saçlarını severek. Onu kucağıma almak, öpücüklere boğmak bile imkansızdı artık. Bir de böyle anlamsız gözlerle bakınca yüzüme, yanaklarını ısırma isteği uyandırıyordu içten içe.

Beni anlaması için bir hayvana başka bir isim yokmuş gibi gidip meyve sebze sınıfından bir ad takmamızı açıklamam gerekecekti anlaşılan.

Ama o daha akıllıca bir hareketle topu karnıma uzatarak "Bebe?" deyip yeni bir teklifte bulundu. Elimden tutup beni kaleye götürmek istemeyi de unutmadı tabi.

"Ya sen daha kendin bebeksin," diye diye sevdim onu. "Alpay amcana da babana da uyma sakın. Onlar kendi inatlaşmalarına alet ediyorlar seni."

Alpay Emir'in Yağız için kurduğunu savunduğu ama her fırsatta Melih ile futbolculuğa soyunduğu bu kalenin önünde şu an ben vardım. Söylediklerime karşılık başını olumluca sallayınca yeniden "Babanın sözlerini dinleme tamam mı?" dedim minik ayaklarıyla topu ittirme çabasını izleyerek. "Bizim kızımız olana kadar sen koca adam olursun zaten. Aklında başka başka şeyler yer etmesin. Sonra kimse kurtaramaz bizi Alpay amcanın gazabından."

"At bakayım topu bana!"

Çağatay Cem ile oynamaya başladı anında. Bizimkiler de ayaklanmıştı ve dikkatim onlardaydı. Koca koca adamlar topla kale görünce çocuğu bahane ederek oyun oynamanın derdine düşmüşlerdi resmen.

"Üçe üç kuruyorum o zaman takımları?" diyordu Ferit Alpay'a karşı. "Ya Cem'i dahil edeceğiz ya seninkini bekleyeceğiz." diyerek Alpay'ı sevindiriyordu. Kısa ben hariç herkes bebeğimin doğumu bekliyordu.

Doktorumun son zamanlarda sancılarımın artacağı uyarısından sonra korkum da başlamıştı tabi. Bu yüzden en küçük krampta doğuracakmışım hissiyle duruyordum olduğum yerde.

"Abimin çocuğu sağda solda kıstırıp kızımdan uzak dur, babanın saçma sapan sözlerini aklına sokma; demeleri bitti sıra sende mi?"

Aklım çıktı birden yanımızda beliren bedenle. Küçük bir zıplamayla elim kalbime gitti anında. "Delirdin mi sen?" dedim korkumu yenmeye çalışarak. "Ödüm koptu!"

Melih tam da o an Cem'i kucakladığı gibi havada hoplatarak sevmeye başladı bir şey olmamış gibi. "Beni beklediğini düşündüm, geldim. Ne bileyim bu kadar korkacağını."

"Nerelerdesin sen?" dedim merakım beni yiyip bitirmeden. "Güya bir pasta almaya gittin. Sanırsın pastayı sıfırdan sana yaptırdılar."

"Sorma ya arabayı çekmişler, onunla uğraştım," dedi bıkkınlıkla. Cem'i yere bıraktı ve yaklaşan babasına koşmasını izledi. "Gelirken de Giray aradı, onun yanına uğradım. Öyle olunca iyice geçe kaldım."

Abimin adını duyunca, son zamanlardaki ruh halini de aklımdan çıkaramayınca telaşla konuştum. "Bir şey mi oldu? Neden aramış? Ben aradığımda keyfim yok gelmek istemiyorum demişti bugün için."

Ara ara Suzan'a uğrayan gözleri bende kaldı. "Defne ben sana söyleyeyim bunların boşanacağı falan yok." dedi düşünceli bir ifadeyle. "Ortalığı birbirine verdiler, sonra kendileri bile şaşırdı ne yapacaklarını. Hatırlasana o geceyi. Abin nasıl çıldırmıştı ortaya attığın ihtimalle. Günlerce Feyza'ya ulaşmaya çalıştı. E sonra? Kızın hamile olmadığını öğrenince yine her şey başa sardı."

Boşanmak için gittikleri adliyeden inatlaşmaları sonucu aylar sonrasına bırakılan davalarıyla çıktıklarını düşünecek olursak pek de haksız sayılmazdı Melih.

"Allah biliyor ya zerre sevmiyorum Feyza'yı. Boşansalar ilk ben gidip tebrik edeceğim abini. Zaten öylesine abime bir şey göndermek için çağırmış beni. Sorun yok yani. Kararlıymış bu defa, bitsin bitecekse diyor. Bizden uzak olsunlar da."

Böyle demesinin tek nedeni Feyza'nın yine beni suçlu göstermesiydi.

Abimi benim doldurduğumu, aklına olur olmadık şeyler soktuğumu dile getirmiş bizimkilere karşı. Öyle olunca da bu konudan yakından uzaktan alakam kalmamıştı.

Alpay Emir'den çok büyük talimat vardı. Ağzımı bile açmayacaktım bu konuda. Abim de olsa ilgilendirmeyecekti bizi. Oysa ben tamamen içgüdüsel olarak yaklaşmıştım olaya. Birilerinin çıkıp da bunu kötü tarafa çekeceğini hayal dahi edememiştim.

"Neyse ne," dedim garip bir şekilde uslu duran bebeğimin üzerinde ellerimi birleştirerek. Küçük adımlarla dolanmak iyi gelmişti sanırım. "Abim iyiyse sorun yok..."

Kısacık bir sessizlik olunca "Kızı yedin bitirdin," dedim başka yönlere bakabilmesi için çenesini iterek. "Hatırlamıyorsun sanki abinin uyarılarını."

Dediklerime kulak asmadan "Bir şey daha var," dedi sinsice gülümseyerek. "Arabayı almaya gittiğim otoparktaki görevli polis kim çıktı dersin?"

Sorduğu soru öyle benden uzaktı ki yüzüne bakmakla yetindim sadece.

"Eski sevgilinin yeni kocanın aracına ceza yazması ama bundan haberi bile olmaması aşırı kırıcı bir olay değil mi sence de? Bak düşününce yine üzüldüm çocuğa."

"Nasıl?" dedim tam olarak neyden bahsettiğini anlayamayınca. "Kimmiş o?"

"Veli ya kim olacak? Kaç tane eski sevgilin var kızım senin? Keşke bana değil de abime denk gelseydi."

"Of Melih git başımdan," deyip uzaklaştım yanından. O kadar emindim ki Alpay Emir'in bu kadar basit bir olayı duyduğu an kıskançlık yapacağından. "Bana ne kaç sene önceki adamdan? Bunu söyleme ihtiyacı duyman bile çok saçma. Ayrıca bilmiyorsun sanki abini, duyacak şimdi biri bin yapacak."

"Bir şey demedim ki ya. Öyle elimde koca pastayı, yana yakıla arabayı aradığımı görünce ayaküstü iki sohbet ettik sadece. Hala görüşüp görüşmediğimizi sordu laf arasında o kadar. Selam söyledi sadece ne diye hemen kızdın."

"Neden mi kızdım? Yapma Allah aşkına abini benden daha iyi tanımıyormuşsun gibi. Ayrıca söylemedin mi abinin karısı olduğumu, selam söylemek ne demek?"

"Çocukla oturduk sohbet ettik demedim," dedi bana da hak vererek. "Öyle birbirimizi fark edince iki üç kelam-"

"Tamam, kapatalım konuyu burada. Abin geliyor."

Bize doğru gelen adamla ben de ona ilerledim. "Gerçekten mi Alpay Emir?" dedim baya baya maç yapmış olmalarına akıl sır erdiremezken. "Güya Cem'i oynatıyorsunuz ama hepiniz koşturmaktan ne haldesiniz..." Doğruca yanağıma bırakılan öpücükle gülümsedim.

"Olmadığım masa yok," dedi çapkın bir ifadeyle. "Bak gör şimdi nasıl kazanıyorum o maçı."

Benden bir cevap bile beklemeden geri döndü oyuna. Bense kızlarla heyecanla izledim onları.

Cenk'ten aldığı topu karşı kaleye götüren canım kocamı durduran çığlık çığlığa bırakılan "Baba!" hitabıydı.

Cem babasından alınan topla kenarda öyle sinirlenmişti ki elindeki biberonuyla aralarına dalmıştı. Tabi öyle olunca Alpay gol atma sevincini kenara bırakıp Cem'in ufak elleriyle topu alıp babasının ayaklarına bırakmasını izlemek zorunda kaldı.

Cenk gol atarak Cem'in kahkahalarla sevinmesini sağlarken biz minik canavarımla kenarda olanları izlemekle meşguldük.

Bu süreçte tabi eğlenmeli, zıplamalı, sloganlı maç desteklemeleri olunca bendeki pil de bitmişti. Alpay Emir'in Cem'den top kaçırarak bizim için gol attığı sırada deli gibi sevinmek son nokta olmuştu.

Bu yüzden son dakikalarda azıcık da olsa acı çekerek kızlarla sohbet etmenin keyfini yaşıyordum ki masada gördüğüm paketlerle duraksadım.

"Siz Alpay'a hediye mi aldınız?" dedim benim aklıma gelmemiş olmasına üzülerek. Hiç düşünememiştim bile.

Burcu bu olayı bile nasıl bir şaşkınlıkla karşıladığımı görünce güldü. Tanımışlardı artık beni. Bir de üzerine hormonlar devreye girince bir tek ağlamadığım kalmıştı.

"Niye bu kadar telaş ediyorsun ki? Sen doğum günü hediyesi olarak bu adama nikah hediye etmiş kadınsın."

Güliz de o anları anımsayarak "Cidden Defne, neden bu kadar telaş ettin bu durumu? Bir iki haftaya bebeğini kucağına alacaksın, Yağız'ı öne sürersin hediye niyetine. Ömrü boyunca unutamaz artık."

Acayip derecede mantıklı gelmiş olsa da Alpay Emir benim için her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünürken benim sürekli bir şeyleri atlıyor olmam içime hiç sinmemişti.

Aşkım, dedim içimden. Acaba gerçekten de doğmanı mı bekleseydim babana bu geceyi düzenlemek için... Güçlü bir kasılmayla aldığım cevap yüzümü ekşitti. Suzan'ın "Defne abla, iyisin değil mi?" yaklaşımını başımı aşağı yukarı sallayarak karşıladım dakikalar sonra. Demek ki kasılmalarım dışarıdan belli olacak derecedeydi.

"İyiyim," dedim aramızda dönen dedikodunun en can alıcı yerinde canım yeniden tatlı çektiği için gizli gizli mutfağa gitmenin yollarını ararken. Bir de sürekli lavaboya gitme ihtiyacı duyuyordum ve bu çok utanç verici oluyordu bir süre sonra. "Biraz sancım var sadece."

Alpay Emir o kadar üzerime düşüyordu ki yanlarında beni duymasına imkân bile yokken üzerimden ayırmadığı bakışları sayesinde yanımda bitti anında. "İyisin değil mi?" dedi emin olmak ister gibi. "Kasılmaların sık sık ve düzenli mi yoksa—"

"Yok yok, iyiyim." dedim herkesi telaşa vermiş olmanın utancıyla. Aramızda bu duyguyu daha önce yaşayan bir çift varken daha zor oluyordu çünkü.

Cenk abi ayaklanmış, kendi yaşadıklarını hatırlamış gibi heyecanla "Çalıştırayım mı arabayı? Geliyor mu yeğenim?" diye emin olmak istiyordu.

Sık sık tuvalet ihtiyacı duymam ve bu nedenle kasıklarımda baskı oluşmasını açıklayamayacaktım elbette. "Hareketliydi tüm gün, ondan herhalde."

Doğuma yakın bebeğin hareketlerinin de yavaşlayacağını belirtmişti doktorumuz. Bu yüzden Yağız'ın sürekli zindanını genişletmeye çalışan sarsıcı hareketleri henüz doğmayacağının kanıtıydı.

Canım adamıma tutunarak ayaklandım ve herkesin telaşını azaltarak mutfağa geçtik. "Yine de hastaneye uğrasa mıydık?" diyen adamın bize pasta tabağı hazırlamasını izliyorduk heyecanla. "Yani ne olur ne olmaz..."

"Yani çok özür dilerim ama senin oğlun biraz ödül sistemiyle çalışıyor. Şimdi bir şeyler yiyeceğim ve beni rahat bırakacak."

Önüme bırakılan tabak ve saçıma kondurulan öpücükle Alpay'a baktım. Söylediklerimin hiçbiri olmadı. Aksine daha fazlasını yemek ister gibi dışarı çıkmak istedi.

"Alpay Emir," dedim kasıklarıma saplanan ağrıyla. Garip bir şekilde acı vermiyordu. Sanki her şey olması gerektiği şekilde ilerliyordu. Bense tepki veremiyor, sadece pasta yiyordum.

"Hiç unutamayacağın bir hediye almak istesen tam da şu an, bu ne olurdu?"

Güliz'in aklıma soktuğu fikir nedeniyle yaşanıyorsa tüm bu olanlar, her şey bittikten sonra onu mahvedecektim. Çünkü bu geceyi aklımızdan çıkaramayacaktık hiçbir zaman.

Sorum o kadar yersiz ve gereksizdi ki her şeye rağmen usul usul pastamı yiyor olmam bile onu şaşırtmadı. "Yavrum sen iyi misin?" dedi nefesimin ara ara kısıldığını fark edince. "Hastaneye gidiyoruz Defne, hadi."

"Evet," diyebildim sadece. "Harikayım. Sadece... Küçük bir problemimiz var."

Ben hâla pasta yemenin derdindeyken koluma girdi ve yürümeme destek olmak istedi. "Son günlerde çok yoruyorsun kendini," dedi ısrarla. "Ne olur sanki sadece doktoru dinlesen ve doğumu beklesen?"

Bahçeye çıkacağımız sırada onu durdurdum. "Hastaneye sadece kontrol için gitmiyoruz galiba, sevgilim" dedim telaşla. "Gitmişken doğuracağım galiba."

"Doğuracak mıyız?"

"Alpay bana öyle boş boş bakma! Suyum geldi."

Bağırmaktan boğazımın acımasına seviniyordum çünkü diğer acılarımı unutturuyordu.

O an ikimizin de ruh hali öyle hızlı değişti ki az önce sessiz sakin iletişim kuran bir çiftken şu an ne yapacağımızı bilemiyorduk.

"Tamam," dedi yüzünü yüzüme eşitleyerek. "Tamam bu zaten olmasını beklediğimiz bir şeydi değil mi? Sadece sakin olmaya çalışacağız..."

"Arabayı kapıya getirin!" diye bağırdı bahçeye doğru. "Çabuk, acele edin!"

O an bizden daha çok panik olan insanların koşuşturması arasında kaldım. Kimse sakin değildi ama herkesin ağzında tek bir cümle vardı: Sakin ol.

Melih'in hazırladığımız hastane çantasını alması yetmiyormuş gibi bir de birkaç oyuncak kucaklayarak benden önce arabaya ulaşmaya çalışmasını aşamıyordum mesela.

Kendileri doğuracakmış gibi derin derin nefesler almalarını, Alpay'ın kucakladığı bedenimi araca dikkatlice bırakmasını ve sonrasında doktorumuzu aramasını film izler gibi izliyordum.

Sanki ben bu âna hazırdım da onlar pek değildi.

Doktordan aldığı talimatları bana bir bir aktaran canım eşimin iki cümlesinden biri "Sakiniz, sakin oluyoruz." olunca bastım çığlığı. "Asıl siz sakin olun! Alpay bir şey yap... Geliyor!"

Direksiyondaki eli arkaya uzandığında ve elimi sıkıca tuttuğunda sağsalim hastaneye ulaşmayı diliyordum çünkü herkes aşırı gergindi.

"Sakin ol yavrum. Şimdi gelmek üzere--"

Bacaklarımın arasındaki sıvı gittikçe belirgin bir hal alırken "Saçmalama!" diye bağırdım. "Sakin falan değiliz, olamayız!" Çünkü bacaklarımın arasında git gide doluluk hissi yaşarken düşündüğüm tek şey minik canavarımın pek de minik olmadığı ve oradan nasıl çıkacağıydı.

Bu son, dedim içimden defalarca. Bir daha çocuk yapmak mı? Asla!


İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


  • Instagram
  • Whatsapp Kanal
  • Spotify
  • Pinterest
  • wattpad

© 2026 Rubeyyka. Tüm Hakları Saklıdır.

bottom of page