53. Bölüm
- rubeyyka

- 26 Kas 2025
- 21 dakikada okunur
Eskiden çocuk sahibi olmayacağımı düşündüğüm anlarda bile; doğum ne kadar korkunç gelse de kulağıma, mucizevi bir olay olduğunun farkındaydım içten içe.
Tamamen sana muhtaç bir canlıyı kısa bir süre bedeninde misafir edip büyüttükten sonra normalde olsa dayanamayacağın acılar eşliğinde hiçbir şey hissetmeden kucağına alma olayı kim ne derse desin hiçbir şeyle eşdeğer olamazdı.
Sancılar, ıkınmalar, onun dünyaya gelebilmesi için neredeyse kendi canından olma ihtimalini bile düşünmeden son nefesine kadar bütün gücünü kullanmak durumunda kalman... Tüm bu olanları tek bir şey yatıştırıyordu: Doğduktan hemen sonra ciğerlerini dolduran ilk nefesin sebep olacağı o tiz ağlayış sesi.
Ve tam da şimdi o anı yaşamak üzereydim.
Doktorumun "Hadi Defneciğim, topla gücünü." demesiyle ana odaklanmaya, tüm gücümü toplamaya çalıştım. "Son defa kuvvetli bir şekilde ıkınmanı istiyorum, hadi güzelim." sözleriyle çığlıklarım, ara sıra yakarışlarım ve avaz avaz bağırışlarım son bulduğunda bedenimde hissettiğim boşlukla neye uğradığımı şaşırdım.
Bitmiş miydi gerçekten her şey?
Ne yaşadığımın farkına bile varamadım o an.
Çok ama çok kısa bir süre sonra duydum onun sesini. Bebeğim, ben buradayım, diyordu. Ağlıyordu. Dünyanın en güzel sesi gibi geldi gözünden yaş düşmesin isteyeceğim canımın yakarışı.
Duymayı aylardır sabırsızlıkla beklediğim bebeğimin sesi, nemli gözlerimden birkaç yaşın akmasına sebebiyet verdi. Gücüm çekilince üzerinde bulunduğum doğum masasına sonunda sırtımı yaslayabildim. Arkaya yaslanan başımla gözlerim kapanmış kan ter içinde kalmışken bebeğimin ağlayışına kulak verdim.
Titrek ama kuvvetli ses, cüssesine ters bir şekilde yükseldikçe yükseldi.
Çıkmayan sesimle "Bebeğim..." diyebildim sadece.
En az benim kadar yorgun düşen doktorumun iç ısıtan sesiyle "İşte artık aramızdasın," demesini dinledim. "Hoş geldin, yakışıklı... Ya sen ne tatlı şeysin öyle."
Onun için o kadar olağandı ki bütün bu olanlar, elindeki canlıyla sohbete bile başlamıştı. Ancak ben o kadar da kendimi veremedim. Bebeğimin benden önce doktoruna cırlamasına bile içerledim.
"Anneye gidelim mi?" diyordu ona. "Bak burada kim varmış?"
Ara sıra sessizleşen sonrasında birden yükselen sesi doktorunu cevaplar nitelikteydi. Ben de görmek istiyordum ancak bunun için parmağımı kıpırdatacak halim yoktu sanki. Neyse ki bu bekleyişim çok sürmedi.
Bebeğimle ilk temasım o, benden ayrıldıktan ve özgürlüğüne kavuştuktan hemen sonra oldu. Öncesinde evrendeki en güzel kokunun, kollarında güvende hissettiğim adamda olduğuna inanırdım. Ta ki kucağıma verilen bedenin pamuktan bile yumuşak teninden yayılan kokuyu duyana dek.
Islak kirpiklerimi zar zor araladım onu görebilmek için. Yanağı yanağımdayken dokunmaya kıyamayacağım bedeni göğsüme bırakılmak üzereydi. Nice farklı duygu geldi geçti de ilk defa korku yoktu aralarında. Aksine onu her şeyden koruyabilecekmişim gibi güçlü hissediyordum tam da şimdi. Anne olmak bu demek miydi?
Refleksle hareket eden dudakları yanağımı emmek ister gibi aralandı. Az önceki halimden eser kalmamıştı. Gözyaşlarım son bulmuştu bile. İçtenlikle güldüm bu haline. Yumruk yaptığı buruşuk ellerine baktım tıpkı karnımdaki gibi hareketliliğe devam etmesiyle. Sanki sığamıyordu hiçbir yere. Kıpır kıpırdı her bir yanı.
Doktorum "Yaramaz yerinde durmaz denen cinsten bu çocuk ben söyleyeyim," dedi düşüncelerimi doğrulayarak. "Eli ayağı durmuyor yerinde annesi. Gözlere bak, gözlere... Nereye bakıyorsun sen öyle?"
Yarım yamalak açmaya çalıştığı gözlerinde sevdiğim adamı gördüm sanki. Bakışlarında babası vardı.
Birkaç kelimeyi yan yana getirip bir şeyler söyleyemezken, sadece onun güzelliğine kapılıp gitmişken "Hiç yeni doğmuş gibi bir hali var mı?" dedi doktorum yeniden. Ekibiyle beraber sohbet ediyor, benim heyecanımı da alıyordu resmen.
İlk defa teni tenimdeyken "Annecim," dedim dolu dolu. "Bebeğim benim." O sırada ağlamaları son bulan bir tek ben değildim tabi. Bebeğim de merakla bakmaya çalışıyor, dayanamadan dudaklarımı bastırdıktan hemen sonra etrafa gülücük atıyordu sanki. Belki de sesim hoşuna gitmişti.
"Hem annesini hem beni epey yordu bu yaramaz. Maşallahı var bebeğimizin." dedi yeniden ekibinden birine. Üstelik alacaklardı şimdi onu benden, biliyordum ama hiç istemiyordum.
"Hocam, son kontrolde tahmini doğum ağırlığından fazlası var..." deyince başka biri doktorum da "Demek anneni bu yüzden sürekli bir şeyler yemeye zorluyordun." dedi. Güldü ve "Diyetisyen anneye denk geldin bak, hadi yine iyisin..." diye ekledi yeniden sesi çıkan bebeğime karşı. Doktorum o kadar güzel ilgileniyordu ki hem yanındaki insanlarla hem de benimle konuşarak resmen tüm endişelerimi unutturuyordu anında.
Bense korunmasız bedeniyle temas halindeyken anın gerçekliğini sorguluyordum. Sonsuz uykulara dalmak isteyeceğim güzellikteydi bu rüya gibi anın verdiği mutluluk hissi. Biraz fazlamız vardı sadece... Sorun değildi ki, o sağlıklı olduğu sürece hiçbir şey ifade etmiyordu beni zorlaması bile.
"Şimdi bebeğimizi güzelce hazırlayalım," dedi başka bir ses.
Halsiz düşen bedenime rağmen sırf onu birkaç dakika daha tutabilmek için son gücümü de kullanmaya hazırdım.
Ancak bebeğimi benden aldılar.
Hazırlanması ve bazı sağlık taramaları için birkaç dakikalığına da olsa ayrı kalacaktık onunla.
O kadar zor geldi ki kokusuna doyamadan miniğimin benden uzaklaşması.
Ölçümleri yapılırken bile onu izliyordum parıldayan gözlerle.
Doktorumsa bebeğimin güzelliğini övüyordu belki de biraz olsun beni kendime getirebilmek için. "Bedeni ultrasonda yanılttı bizi. Bakalım kıyafetleri olacak mı ona."
Beden ölçülerini not ederken bebeğimi seviyordu onu dünyaya getirmemde yardımcı olan ablaları. "Ne yakışıklısın ya sen..." dediklerini duyabiliyor, içten içe aynı şeyleri ben de bebeğime söylemek istiyordum.
Minik canavarımı bir an önce kucaklamak için can atıyordum. 51 santimetre, 4 kilo 300 gram doğan bir beden pek de küçük sayılmazdı aslında ama o her şeye rağmen benim miniğimdi, minik canavarımdı ve ne kadar zaman geçerse geçsin öyle de kalacaktı.
...
Birkaç Dakika Öncesi
Alpay Emir'den;
Defne'nin, hissettiği acılara meydan okur gibi gülümseyip el sallayarak içeri girmesi gitmiyordu gözlerimin önünden.
Sevdiğim kadını aylar sonra yine bir ameliyathane kapısı önünde bekliyor olmak, hangi nedenle olursa olsun kalbimde çaresiz bir ağırlık oluşturuyordu. Sanki ruhum bedenimden ayrılmamak için büyük bir savaş veriyordu.
Unutamadığım, geçmişte bırakamadığım çaresizliğimi, bebeğimi ve annesini sağlıkla karşılama hayali az da olsa bastırıyordu. Bebeğimiz bugün aramıza katılıyordu. Bulunduğumuz 2021 yılının 19 Nisan günü, kariyerimi değiştiren imzalardan birini attığım alelade bir gün değildi artık. Ömrüm yettiğince, her yıl bayram tadında yaşayacağım unutulmaz bir tarih oluvermişti.
Bebeğim yine ve yine çok güzel bir günü seçmişti. Sevinci de korkuyu da zirvede yaşadığım dakikalarda onlarla arama giren kapının önünde bilinmezlik ve endişe içinde kaç defa baştan sona dolandım hatırlamıyorum.
Ferit, "Kardeşim yeter," diyordu yetmiyordu. Ben bir an olsun rahatlamadan onları düşünüyordum.
Cenk, "Bu kadar stres yapma, geçecek her şey. Rahatla biraz." diyordu ama hiçbir işe yaramıyordu çünkü ona hava hoştu. Kendisi aynı anları yaşamamış gibi sakindi ve bu sinirimi bozuyordu.
Kolumdaki saate baktım gözlerim pek de iyi göremezken. "Şimdiye bitmesi gerekmez miydi? Neden kimse bir şey demiyor?"
Endişe, heyecan, korku, stres...Hangisini ne derecede yaşadığımı kestiremediğim bütün duygularım bir olmuş boğuyordu beni.
En sonunda Melih'in "Ağabey," seslenişiyle geldim kendime. "Duydun doktoru. Gel otur şöyle, rahatla biraz." diyordu ama içimde nasıl bir yangını körüklüyordu, haberi yoktu.
Defne içeride can çekişirken benim nasıl rahat olmamı bekliyordu?
O bana rahatla dedikçe daha da içim içime sığamaz oldu. "Kaç saat oldu!" dedim sonunda kendimi tutamayarak. "Ne bir haber var ne bir şey."
Sabırsızlıkla elimi daldırdığım saçlarımı hızla dağıtırken kendime kızıyordum peşi sıra. Kendi kendime "Sen niye Defne'yi dinliyorsun ki!" dedim içeriden ara sıra duyulan sesine dayanamayarak. "Ne diye yalnız girmesine müsaade ediyorsun?"
Yüksek sesimi ona mı duyurmaya çalışıyordum yoksa onun sesini duyup da elimden bir şey gelmiyor oluşu mu beni bu hale getiriyordu bilmiyordum.
Ben bugün baba olacağımdan başka hiçbir şey bilmiyordum.
"Ne diye istediğin gibi olsun deyip içeri girmezsin ki?"
Söylene söylene hareket ederken omzumda hissettiğim elle ters bir bakış attım.
Emel beni anlar gibi ya da anlamak ister gibi bakıyordu ancak gülüşünü saklama gereği bile duymadan "Ablacım... Ne yapacaktın, girip sen mi doğurtacaktın?" dedi. "Kız seni yanında istemediyse öyle rahat edecek demek ki değil mi? Şu an senin isteklerin mi önemli karının rahatı mı? Böyle vakit geçmez."
Söylediklerinde haklı olması bir yana sevdiğim kadının yanında olup ona destek olmak istemem de bir yanaydı.
Çünkü Defne'nin canının ne kadar tatlı olduğunu ve hatta onun yanında olursam benim yüzümden bu acıları çektiğini düşünüp tüm suçu bana atarak kendini rahatlatacağını adım kadar biliyordum.
Biliyordum ki bir daha bebek sahibi olmamayı hatta ona dokunmamamı bile isteyecekti benden.
Hastane yolunda bana olan nefret dolu bakışlarından bile anlayabilmiştim bunu. O an onun yerine bütün acısını sırtlanmayı hiç düşünmeden kabul edebilirdim ancak ne olursa olsun bana öyle bakıyor olması kaldırabileceğim bir şey değildi. Beni öldürmesi bile benim için daha kabullenilebilirdi.
Ancak o her şeye rağmen içeri tek girmeyi ve bebeğimizle beraber geri gelmeyi rica etmişti. Bense aptal gibi kabul etmiştim. Ona karşı gelememiştim.
"Şimdi biraz sakin ol ve bebeğinle karın için dua et."
Cengiz ağabeyin sırtımı sıvazlayarak "Oğlum bu daha ilk, diğerlerinde ne yapacaksın? Az sakin ol." demesiyle Defne'nin yüksek perdeden çıkan sesini duymam aynı anda oldu.
"Karım içeride bu haldeyken benden sakin olmamı mı bekliyorsunuz?" diye soludum tek nefeste.
Herkese göre her şey çok normaldi ve bu benim aşırı canımı sıkıyordu. Kimse neden anlamak istemiyordu? Benim karım yine benim yüzümden acı çekiyordu. Bu durumda hepsi çok mutluydu. Onların görebildiği sadece bebeğimizdi.
Emel "En az Defne kadar senin de canın yanıyor, biliyorum." dedi sözleri bende, bakışları eşindeyken. "Sana yemin ederim bebeğini kucağına aldığı an onda hiçbir anlamı kalmayacak çektiği zorluğun. Ailenizin büyümesi bütün her şeyi unutturacak ona. Elimden bir şey gelmiyor diyorsun ama senin için asıl mesele tüm bunlardan sonra başlayacak Emir. Unutma senin asıl görevin bundan sonra başlıyor."
Ne demek istediğini anladığım noktada "Başka şeyler düşün," diye diye dolandım koca koridorda yeniden defalarca. "Yağız'ı düşün, onu maçlara kaçırıp götürmekle Defne'nin sizi nasıl paralayacağını düşün. Defne de bize kıyamaz, aramıza katılmak ister belki."
"Parmak kadar çocuğa bütün sezonun formalarından boy boy alıp Defne'yi çileden çıkarmadan önce düşünecektin bunları," dedi Melih. "Galatasaray bugün kalkınabiliyorsa hepsi senin sayende. Bir de aslanının."
İşi gücü yoktu şu an bunu mu sorguluyordu?
"Ulan Defne o kadar kız şeyi aldı da ağzını açıp bir kere bir şey söyledin mi?" demek zorunda kaldım.
En azından şu an için Defne'nin değil benim yanımda olabilir, bana yardımcı olmak için az da olsa çaba gösterebilirdi.
Bu durumda beni karımdan başkası anlamazken yeniden ayaklandım. Defne, onları burada beklediğimi ve istediği an yanında olabileceğimi biliyordu. Bildiği tek şey bu da değildi. Onları ne olursa olsun üzmeyeceğimi çok iyi biliyordu. Emel'in uyarısı kulaklarımda çınlıyordu.
Etrafı incelemeye başladığımda başka bir gerçekle yüzleştim daha önce farkına varamadığım.
Evden apar topar çıkarken aynı heyecanı paylaştığımız dostlarımız eksiksiz buradaydı.
Ailelerimiz, arkadaşlarımız, akrabalarımız...
Haberi alan herkes soluğu hastanede almıştı. Defne'nin bebeğimizi burada kucaklamak istemesi de bu yüzdendi belki de. Şimdi çıkıp gelse, herkesin onu ve bebeğini beklediğini görecekti.
Burada olmasaydık Almanya'da onu tek başıma bir kapının önünde beklediğimi düşündüğümde her şey çok daha başkaydı.
Anladım ki benim aksime bebeğimiz Almanya'da doğmalı, vatandaşlığı ortak olmalı gibi rasyonel düşüncelerden ziyade tek bir isteği vardı. Görmek istediği kalabalığın içinde sadece benim değil herkesin sevgisini hissetmekti istediği.
Oysa şimdi Yağız sağlıkla gelecek, onu sonsuz sevgiyle karşılayan geniş ailesinin gözbebeği olacaktı. Tam da güzeller güzeli annesinin istediği gibi. Eminim ki bu Defne için her şeyden çok daha değerliydi ve benim bakamadığım bir noktadan bakmıştı her zamanki gibi.
Dakikalar sonra ellerimin arasındaki başımı yerden kaldırmama sebep olan şey babamın yanıma oturmasıydı. "Ee nasılmış Alpay Efendi?" dedi sevgisini bir an olsun gizlemediği o içten yaklaşımıyla. "Öyle her fırsatta baba olmak istemeye benzemiyormuş değil mi burada karını bekleyerek dokuz doğurmak?"
Verebileceğim bir cevabım yoktu. Halimden de anlaşılıyordu neticede durum. Yaşımdan başımdan utanmasam teselli vermesini isteyecek, üzerimdeki gölgeni hiç çekme diyecektim. Ben bugün baba oldum, diyerek gelecektim belki de kendime.
"Bunlar tatlı heyecanlar," dedi babam da benden bir cevap alamayacağını bilerek. "Hayırlısıyla bir çıksalar şuradan..."
Melih'in şakaya vurarak Esma'ya "Defne'nin olayı biraz abartma ihtimali olabilir mi?" dediğini duymamla ışık hızıyla kalkmam bir oldu. Son olmasını dilediğim bir bağırış yankılandı çünkü etrafta. "Altüstü çocuk doğuracak işkence ediyorlarmış gibi ayılıp bayılması şov gibi geldi."
Elimi kaldırıp Melih'e vurmaya tenezzül bile etmeden kapının önünde buldum kendimi.
Annemlerin dualar edişine, Giray'ın son olaylardan sonra pek de içimize karışmadan kenarda öylece beklemesine ve ilerleyen saate rağmen yalnız bırakmayan diğerlerine odaklanmaya çalıştım yoksa kendime mâni olamadan içeriye dalacaktım.
Çok kısa bir süre sonra susmak bilmeyen telefonların ardı arkası kesilmezken bir şey oldu.
Saatler değil de asırlar sürmüştür sandığım bekleyiş kapının açılmasıyla son buldu. Kalbim yerinden çıkacak sandığım anda bir beden belirdi karşımda. Nasıl tasvir edeceğimi bilemediğim, bildiğim her dildeki kelimelerimi kifayetsiz bırakacak güzellikteydi hissettirdikleri.
Bu anı ömrüm boyunca unutamayacağımı biliyordum ancak ne olursa olsun küçücük bir bedenin beni gözyaşlarına boğacağını tahayyül dahi etmemiştim.
Bembeyaz teni, bir açılıp bir kapanan gözleri, uzun kirpikleri ve kıpır kıpır hareketlenen elleri puslu gözlerime rağmen çok netti. İlk andan zihnime kazınmıştı bebeğimin çehresi. Kurduğum hayalden, olmasını istediğimden çok daha güzeldi bu minik hali.
Sanki kollarımdaki yeri var oluşumdan bu yana onun için hazırmış gibi ellerim bir kere olsun titremeden ona uzandı. Bugüne dek nasıl olur, nasıl yaparım derken şimdi tereddüt dahi etmeden onu kucaklamak, bağrıma basmak için sabırsızlanıyordum.
"Gözünüz aydın," diyorlardı ama benim tek odağım ondaydı. "Biraz annemizi yorduk ama sağ salim geldik dünyaya."
Elim ayağım birbirine dolandı kucağıma uzatılınca. Gözlerimi gözlerinden alamıyordum. Öyle masum duruyordu ki en ufak yanlış hareketimde bir zarar geleceğinden korkar olmuştum.
Tam da şimdi tiz çıkan sesini duymuşken, teni tenime değmişken az önceki benden eser yoktu. Ellerim titreye titreye bebeğimi kucağıma aldığımda dilim tutulmuş, kalbim durmuştu. Mızırdanan hallerine gülümsedim. Nefes almaya korkar olmuştum onu rahatsız edeceğim diye.
Zar zor başımı kaldırabildim kucağımdaki güzellikten. "Defne?" dedim karşımdaki kadının yaptığı açıklamaları tam olarak anlamayarak. "Eşim nasıl? Onu görmek istiyorum." Birkaç baş hareketinden sonra titrek seslerle kendini belli eden bebeğimi daha sıkı kucakladım.
"Kendisi çok iyi," dediler gözümle görmeden iyi olacağına inanacağımı bilmeyerek. "Odaya alacağız az sonra."
Defne içerideyken içim hiç rahat değildi. Kendimi ihanet ediyormuş gibi hissediyordum bebeğimi öpüp koklama isteğime engel olamayarak. Dayanamadım ve Yağız'ı onsuz daha sıkı kucakladım. Kokusunu onsuz içime çektim. O yokken bebeğimin tenini sevdim.
Yanağına ulaşan dudaklarım, boynuna yerleşen burnum kokusunu içime çektikçe tüm dünyayı unutturdu sanki bana. Kalbim onunlayken aklımda tek bir kişi vardı. Defne'yi istiyordum yanımda.
Bambaşka bir anda, sadece onun varlığıyla tek başımaydım olduğum yerde. Minik elleri durmak bilmeden kıpır kıpırdı. Arada bir bağırmaları, tiz sesinin yankılaması olağandı ama gülüyordu sanki ara sıra. Renkli minik dudakları hep bir şeylerin peşindeydi ve sanırım en az benim kadar onun da Defne'ye ihtiyacı vardı.
Çok ama çok kısa bir süre onunla tanışmama izin vermiş olmaları sinirimi bozsa da onu benden aldıklarında Defne'nin de odaya geçtiği haberini almak, içimde bitmek bilmeyen bir coşku uyandırdı.
Kaldığı odaya geldiğimde içeriden çıkan hemşireyle aralanınca kapı, hiç beklemeden girdim içeri. Yorgun görünüyordu ama beni gördüğü an "Alpay... Gördün mü bebeğimizi?" değince, güzel sesini sonunda duyabildiğimde ve aynı ışıltılı gözlerin onda da var olduğunu fark ettiğimde içim bir nebze olsun rahatladı.
Hızla yanına gittim. Ellerim tenini sevmese, burnum boynuna ilişmese eksik kalacaktı sanki bir şeyler. Dudaklarına bastırdığım dudaklarıyla yüzünde güller açtı. "İşte şimdi gördüm güzel bebeğimi," dediğim an gözlerinin içi güldü, nazlanır gibi başı omzuna meyillendi.
Mutlulukla "Yaa..." demesi bile bana yeterdi. Saçlarında dolanan elimle mayışır gibi olduğunu hissettim. "Nasıl hissediyorsun kendini? İyisin değil mi?"
"Çok, çok iyiyim," dedi çenemle boynum arasına uzanan zarif elleri tenimi okşarken. "Alpay Emir gördün onu değil mi?" dedi çocuksu bir heyecanla. "Biliyorum, Yağız'ı getirdiler sana. Çok tatlı değil mi bebeğimiz? Elleri minicikti... Burnu fındık kadardı. Dudakları da öyle tabi. Biliyor musun benim yanağımı emmeye bile çalıştı."
Öyle mest olmuş gibi bahsediyordu ki Yağız'dan, baktığı benken gördüğü oydu sanki. "Kokusu hala burnumda."
Yanağımdaki elini elime hapsettiğimde, onun huylanacağını bile bile avcuna küçük bir buse bıraktım.
"Görmez olur muyum?" dedim birbirimize ayna tutmuşuz gibi aynı mutlulukla bir aradayken. "Çok sevimliydi. Parmağımı kavramaya bile çalıştı."
"Acaba ne zaman getirecekler?"
İçten içe üzülerek kurduğu cümlenin cevabını ben de merak ediyordum. Yağız'ı Defne'nin kucağında görmeyi, her ikisini de yanımdayken sevebilmeyi istiyordum delice.
Aynı hisleri Defne'nin de duyduğunu, benim Yağızı gördüğüm ilk anki tepkimi fazlasıyla merak ettiğini bilerek girdim söze. "Kapıyı açtıklarında, onu karşımda gördüğümde her şeyden önce yanımda olmanı çok istedim. Bir de çok kızdım kendime. Keşke ilk anınızda bile yanınızda olabilseydim. Yağız'ı kucağıma verdiklerinde ne diyeceğimi ne yapacağımı şaşırdım Defne. Sen yanımızda olsaydın yol gösterirdin bize."
"Kucağına mı aldın?" dedi hem şaşkınlık hem de hayranlıkla. "Ben çok korkuyorum Alpay," dedi yeniden yüzü düşerek. "Ona dokunmak bile inanılmaz zor geliyor bana. Ya istemeden de olsa zarar verirsem? Tam olarak neye ihtiyacı var anlayamazsam?"
Öyle bir şey olmayacağını ikimiz de biliyorduk ama kafasında kurup kendisini telaşa sokmaktan vazgeçemiyordu.
Yeniden dudaklarına uzandım. Kısa ama baskın öpüşümü devam ettirmek istediğini anladığım an engel olamadım ona. Neşesine, heyecanına karşılık yorgun ve halsizdi ancak belli etmemek için elinden geleni yapıyordu.
Kolundan uzanan seruma dikkat ede ede hareket ederken bile onun ince parmakları enseme ulaşmıştı. Ayrılan o olduğunda, dudakları mutlulukla kıvrıldı.
"Şimdi birden bebeğimi getireceklerse, ilk andan ona böyle yakalanmamamız lazım sevgilim." dedi ben boynuna sokulmak için kendime alan yaratırken. "Artık olabildiğince dikkatli olmak zorundayız."
Kokusunu içime çekerken huzura eriştiğim dakikalarda gülmeden edemedim. "Alışması lazım," dedim kendimi geri çektiğimde Defne'nin düşünür gibi büzülen dudaklarına iç geçirerek bakakalırken. "Karımın etkisi altındayken pek hâkim olamıyorum çünkü ben kendime. Benden çalacağı karımı öpüp koklarıma da alışsın bir zahmet."
İpeği kıskandıran yumuşaklıktaki saçlarını okşayan ellerim durakladığında konunun üzerinde durmadan içli içli "Bebeğimi istiyorum," dedi kısık bir sesle. "Getirsinler artık Yağız'ı. Tam anlamıyla kucağıma alamadı bile."
O an ben de onun isteğine dayanamayınca, bebeğimizi annesine getirmek için ayaklandığımda kapı aralandı ve küçük bir beşiğin içinde oğlumuz aramıza katıldı.
"Geldi!" demesi öyle heyecanlıydı ki sıkıca elimi tuttu ve doğrulmaya çabaladı yanına gelen beşiği tam anlamıyla görmek adına.
"Mis gibi olmuş... Baksana sevgilim elbiselerini de giyinmiş"
Üzerinde annesinin birkaç gün önce özenle seçtiği minik aslanlı beyaz takımı vardı.
Kapının önündeki kalabalık aklımdan çıkıp gitmişken Hemşire Hanım'ın geriye doğru "Bebeğin beslenmesi gerekiyor. Anne emzirsin, sizi biraz daha bekleteceğiz." sözleri bize alan açtı.
Tek isteğim Defne'nin kapı kapanırken arkalardan gelen "Ben size söyleyeyim, o tosun on saate anca doyar. Beklemeyin boşuna." sözleriyle ölümünü kesinleştirmek isteyen Melih'in sözlerini duymamış olmasıydı.
Neyse ki güzel bebeğimin odağında bir tek bebeği vardı. "Anneciğim," diye seslendi Yağız onun sesini arar gibi ellerini kollarını bir an olsun sabit tutmazken. "Biz seni çok özledik."
Bu defa hiç endişe etmeden küçük bedenini uzandığı yerden aldığımda inanılmaz bir güç peyda olmuştu sanki ruhumda. Defne'nin üzerimizdeki inanılmaz bakışlarıydı belki de buna sebebiyet veren.
Her şeye rağmen yapılan yönlendirmelerle, dikkat etmemiz gereken şeylerin uyarılarıyla diken üzerindeydik ikimiz de.
Defne'nin titreyen parmaklarıyla bir yandan geceliğinin düğmelerini açmaya çalışması bir yandan da ona yardımcı olan kadını can kulağıyla dinliyor olması bile onu inanılmaz çekici gösteriyor, içim gide gide bu anları izlememe neden oluyordu.
Bebeğimizi emzirebilmesi için Yağız'ı kollarının arasına bıraktığımda bu eşsiz manzara karşısında kalakalmıştım. Hayaliyle yanıp tutuştum anları yaşarken ne yapacağımı şaşırdım.
Defne temkinli hareketlerle kucağına yerleştirdi ve gözlerini dahi kırpmadan Yağız'ı incelerken onun minik dudaklarının göğsüyle aniden buluşmasını izledi.
Minik çenesi yorulmak ne demek bilmeden annesini emiyordu ve Defne'nin kirpikleri nemlenmeye başlamıştı. Sanırım şimdiki nedeni de yeni doğum yapmış olmasıydı. Sebebi ne olursa olsun bu hiç hoşuma gitmiyordu.
Saçlarını okşayıp dudaklarımı şakağına dayadığımda "Şuna bak..." dedi duymakta zorlanacağım bir sesle. "Mucize gibi değil mi? Daha az önce karnımdaydı, şimdiyse kollarımda."
Yoruluyor, yeniden emiyor ve bu ikilemde gidip geliyordu. Sonsuz döngü öyle güzel işliyordu ki ara sıra güler gibi kıvrılan dudakları bu işten fazlasıyla keyiflendiğini gösteriyordu.
Bütün bilgilendirmelerden sonra odada ilk defa üçümüz bir arada kaldığımızda ne ben ne de Defne tek kelime edemiyorduk.
Çünkü en ufak hareketimizde onu rahatsız edecekmişiz gibi keyifle karnını doyurmasını izlemek daha cazip gelmişti.
En sonunda tamamen memeden ayrıldığında "Doydu galiba," dedi pek de emin olamayarak. "Emmiyor artık."
Parmak uçlarıyla Yağız'ın dolgun yanaklarını sevdiğinde başını kaldırdı ve "Demek ben bu yüzden doymak bilmiyormuşum," dedi içten içe sevinerek. "Yediğim içtiğim bebeğimize gitmiş. Yanaklara bak... O kadar kiloyu tek başıma almış olsaydım kalpten giderdim."
Her ne kadar düşünmüyor gibi olsa da ilk günden bu yana aldığı kiloları kendine dert edindiğini biliyordum. Onun bilmediği ise her halinin eşsiz bir güzellikte olmasıydı.
"Aferin benim aslanıma," dedikten sonra annesinin göğsüne uzanan elini sevdim. "Bu bahaneyle annesini de beslemiş oldu fena mı? Yoksa senin ne sağlıklı beslenmeye ne de kendine bakmaya gönlün vardı."
"Aşk olsun sevgilim," dedi başını omzumla boynum arasına bırakıp omzunu göğsüme yaslayarak. "Ben zaten güzel besleniyordum ki. Böyle diyerek diyetisyenliğime, mesleğime laf etmiş oluyorsun. Anne bebek sağlığı hakkında ne kadar çok araştırma yaptığımı sen biliyorsun."
Alınganlığına gülmemek için dudaklarım dişlerimin arasında yer aldı. Bana baldan tatlı bir evlat verdiği yetmiyormuş gibi bir de kendi tatlılığıyla mest ediyordu ancak durumun farkında bile olmuyordu.
"Terzi kendi söküğünü dikemez hesabı yavrum işte. Yani senin artık ele avuca geldiğini düşünürsek, bir de bundan sonra daha bir dikkat etmen gerekiyorken kendine, çok iyi oldu iştahının açılması."
"Sen de bu kadar tombik miydin?" sorusuyla duraksadığımda eğilip yanağını öptü ve "Sana benziyor, biliyorum." dedi huzurlu bir tonlamayla. "Şimdi annemler de öyle diyecek, hazırlıklıyım buna. Sadece... Bu durumun bu kadar çok hoşuma gideceğini beklemiyordum. Bebeğimin de bana benzemesini isterken, sevdiğim adamı anımsatıyor olmasını çok sevdim."
Kurduğu cümleler yüreğime işliyordu. Gelmesi için günleri saydığım bebeğimizin bana benzediğini Defne'den duymak inanılmaz mutluluk veriyordu.
"Ben oğlumuza baktıkça seni görüyorum oysa," dedim onun kalbine ilmek ilmek işlemek isteyerek. "Seninle aştığımız zorlu yolları, sana olan sevdamı, birbirimizin uğruna savaşmak zorunda kaldıklarımızı hatırlatıyor bana. Ben bebeğime baktığım her an, güzel bebeğim diyerek sevdiğim kadının bana sunduğu yaşamı görüyorum."
Gözlerinde gördüğüm ifade bana yeterdi. Süslü cümlelere, vermek zorunda hissettiği herhangi bir cevaba hiçbir zaman ihtiyacım yoktu.
Karım ne zaman ki bana baktığında güzel gözlerinde o iyi ki ifadesi ortaya çıkıyordu, işte o zaman dünyalar benim oluyordu.
"Üstelik bugün yeni doğan bir tek oğlumuz değil, biliyorsun değil mi?" dediğimde "Nasıl?" dedi şaşkınlıkla irice açtığı gözleri masumluğunu katlayarak. "Tanıdığımız biri mi?"
Dudaklarım alnına dokunduğunda, bebeğim şimdiden mızırdanmalarıyla karımla arama girmeye başladığında içimden defalarca şükretmemişim gibi "Bugün benim karım anne oldu," dedim bir şükrü dile getirircesine. "Bu senin de yeniden doğman demek benim nezdimde. Sen yine aynı sensin ama anne olmak sana yakışan bambaşka bir şey. Bugün Yağız'la beraber benim güzel karım da yeniden doğmuş oldu."
"Böyle söyleme," dedi sızlayan burnuyla, dolan gözleriyle bir savaşa girdiğinde. "Neden her defasında bizi ön planda tutuyorsun? Sen de baba olmuş oluyorsun sonuçta."
Ağladı ağlayacak ifadesini gizlemek ister gibi Yağız'ın tombul parmaklarını kendi narin parmakları arasına aldı ve ona bakmaya başladı. Bebeğim daha şimdiden karımın bakışlarını benden çalmıştı.
Çenesine dokunup bana bakmasını sağladığımda nemli kirpiklerine buseler bıraktım. Dile getirmese de çok hoşlanıyordu bundan.
En az benim kadar net bildiği gerçeği dile getirmek zor olsa da devam ettim konuşmaya. "Ben bugün baba olduysam, bu senin sayende." dedim minnetle. "Ve Yağız bizi seçtiyse, iki kişilik ailemizi şenlendirmek istediyse bu yine güzeller güzeli annesi sayesinde. Unutma ki senin gibi bir kadına âşık olan bu iki adam yine senin sayende burada birlikte."
"Haksızlık ediyorsun," dedi Yağız'ı benim kollarıma uzatırken. "Onu az önce nasıl korkusuzca kucakladığını, severken nasıl narinlikle yaklaştığını gördüm."
Sonra birdenbire yüzü aydınlandı. "Asıl senin günün bugün." dedi bayram havasında büyük neşeyle. "Hem hep sen mi hediye vereceksin bize? Melih buradaydı değil mi? Acil onu çağırman gerek, çok acil. Benim sana harika bir hediyem var. Çok beğeneceksin, eminim."
Öpülesi dudakları kibar bir gülüşle kıvrılırken "Tabi bu sana Yağız'dan sonraki hediyem," dedi sevecenlikle. "Kesinlikle planlarım arasında bu yoktu ama hem babalığın hem de patronluğun kutlu olsun sevgilim. Şimdi çok geç olmadan insanları kabul edelim de sonrasında sana asıl hediyeni verebileyim."
...
Defne'den;
Yorgunluktan gözlerimi açamayacak hale gelmiş olsam da bizim için epey önemli olan bugünde herkesin yanımızda olması, geç saate dek bizim için beklemiş olmaları fazlasıyla mutlu hissettiriyor, halsizliğimi öteliyordu.
Kapı açılır açılmaz içeri dolan kalabalığa da ses edemiyordum haliyle. "Aman benim yavrularımın yavrusu mu olmuş?" nidalarıyla ağlamaya başlayan annemlere şok içinde bakıyor, tebrik edip içten bir tebessümle kenarda bekleyen babamlara minnet duyuyordum.
Annemler beni sarıp sarmalarken daha şimdiden neler yiyip içmem konusunda kendilerince hem beni hem bebeğimi düşündüklerini savunsalar da bir yandan da Yağız'ın birazcık tombul olmasını hamileliğimi onların yanında devam ettirdiğime ve bana iyi baktıklarına bağlıyorlardı.
"Benim oğlum tombul değil ki," dedim içten içe her şey gün gibi ortadayken. "Sağlığı yerinde, kilosunun önemi yok."
"Bu mu tombik değil? Gözümle görmesem inanacağım... Gel bakayım amcadayına."
Beşiğinde uzanan bebeğimi ikilemde kalmadan kucaklayan Melih ile sadece ben değil herkes panikledi. Garip olansa Yağız bu duruma hiç ses etmedi.
Alpay Emir bu durumdan hoşlanmamış olacak ki "Sen kimden izin aldın lan öyle çocuğumu kucaklayabilmek için?" dedi kardeşine. "Mikrop bulaştıracaksın, bırak yerine."
Melih bizi hiç umursamadan sevimli yüz ifadeleriyle kucağındaki bedeni seviyor, yıllardır çocuk bakmış gibi bir rahatlıkla odanın içinde dolanıyordu. "Sen bakma babana," dediğini duydum bebeğime. "Kıskanıyor aramızdaki ilişkiyi. Hem amcanım hem dayınım ya yediremiyor kendisine. O sadece baban sonuçta. Hayır zaten ben olmasam ne bu ilişki olacaktı ne de sen... Gelmiş hala bana laf yapıyor. Oğlum çok tatlısın lan... Dişlerim kamaşıyor yanaklarını gördükçe."
"Tamam, yeter bu kadar." diyerek Yağız'ı amcadayısının kucağından aldı. "Nazar değdireceksin el kadar çocuğa."
Alpay Emir'in nazar gibi şeylere pek inanmasını beklemeyeceğim gibi bebeğini kendisine saklamak için her yolu deneyeceğini biliyordum.
Yine de yanımızda bulunan herkes Yağız'ı severken, kucaklarken içi gidiyordu. Yağız o kadar uyumlu bir çocuktu ki kimin kucağına gitse azıcık mırıldanıyor, ağlasa dahi bu çok kısa sürüyordu.
Etrafa attığı gülücüklerle, kıpır kıpır halleriyle ve ansızın uyur gibi sakinleşmesiyle herkesi mest ediyordu kendine.
Saat geç olunca bende de pek hal kalmayınca biraz da bizim zorlamalarımızla gönderdiğimiz arkadaşlarımızdan sonra biz bize kalmıştık.
Yorgunluğumu birazcık unutturan şeyse hem annemin hem de Serap annenin beni an itibariyle küçük bir kuyumcu dükkanına çevirmesi olmuştu. Ancak insanın öncelikleri değişince, tenine yapışık bir bedenle hayatına devam etmesi gerekince Yağız'a bir zarar gelir korkusuyla takılarımın keyfine varamadan çıkarmak ve onları annemlere bırakmak zorunda kalmıştım.
"Üzülme kızım, sonra rahat rahat takarsın," diyen annemle yüzüm kızardı. Bu kadar mı belli oluyordu yani?
"Yok," dedim yine de belli etmeden. "Ona üzülmedim. Biraz ağrım var da..."
"Ağrın mı var?" sözleriyle dikkatler üzerime çevrilince bunu nasıl toparlayacağımı bilemedim. Gerçi yok da değildi sonuçta.
"Dinlenmeye hiç fırsatın olmadı ki." dedi Alpay Emir biraz sert bir mizaçla. "Gelen giden eksik olmadı." Annemlere döndü bu defa. "Defne dinlensin, siz de daha fazla yorulmayın burada. Saat geç oldu, Melih bıraksın sizi." dedi ama annemler o kadar üzerlerine alınmadılar ki sanki bizi göndereceklerdi de kendileri kalacakları Yağız'ın başında.
"Öyle şey mi olur? Ben burada kalacağım," dedi annem Alpay Emir'in bu tavrından hoşlanmayarak. "Bir ihtiyacınız olursa, bilen biri olsun yanınızda."
Serap anne de anneme katılınca, "Dünürüm haklı. Daha ilk günden nasıl yalnız bırakalım?" deyince ben içten içe annemlerin kalmasını istiyordum doğrusu. Haklılardı, biz hiçbir şey bilmiyorduk ki. Yağız rahatsızlanırsa, bir ihtiyacı olursa ya anlayamazsak korkusu sarmıştı bedenimi.
Ancak Alpay'ın "Onca doktor, hemşire var. Olmaz ama olur da yardıma ihtiyacımız olursa danışırız onlara." demesiyle fikrinin değişmeyeceğini anladım. "Yarın gelirsiniz yeniden, daha fazla yorulmayın siz de burada."
Bu tavrının sebebini deli gibi merak ederken annemler son defa sardı sarmaladı bedenimi ve çıktılar odadan.
Babamların bir türlü Yağız'dan ayrılamayışları çok tatlı gelmişti o an. Melih ise kaşla göz arası küçük gizli kutumuzu bana verdi ve "Bizimkileri bırakıp geleceğim," dedi. "Hayatta yarına kadar bekleyemem ben bu tosunu sevmeyi."
Elime bir şeyler geçseydi de kafasına fırlatabilseydim. "Tosun deme bebeğime," diye seslendim ama bana mısın demedi. Alpay'a döndüm yeniden. "Ne diyor çocuğuma ya... Sakın içeri alma geldiğinde."
Alpay ile yalnız kaldığımız anda ilk olarak ona olanları soracaktım ki bizimkilerin çıkmasıyla abim içeri girdi. Annem ve babamla aynı ortamda olmak istememesi nedeniyle sanırım beklemişti.
"Güzelim," diyerek yanıma geldiğinde, Yağız'dan önce beni öpücüklere boğduğunda yüzümde güller açıyordu. "Nasılsın?"
"Çok iyiyim," dedim bebeğimi ona gösterirken. "Baksana dayısı Yağız'a, o da çok iyi."
"Anne mi oldun sen şimdi?" dedi yanımda beşiğinde uzanan bebeğime bakarak. Sanki dokunmak, kucağına almak istiyordu da cesaret edemiyordu. Tam teklif edecektim ki anlamış gibi kaçarak "Ne çirkin bir şey bu Defne. Hiç çekmemiş benim güzel kardeşime." dedi yeğenine.
"Çirkin mi?" dedim inanamayarak. "Abi ya! Benimle uğraşmalarınız bitti bebeğime mi sardınız şimdi de? Biriniz şişko der biriniz çirkin... Hiçbirinize sevdirmeyeceğim bebeğimi o olacak. Bilmiyorum sanki ben sizi. Her gece her gece evimize gelmeyecekmişsiniz gibi neler diyorsunuz."
Daha da karşı çıkacaktım ki canım kocam "Oğlan dayıya derler ama..." diyerek bozdu abimi. "Neyse ki oğlum ne sana benziyor ne de dediğin sıfata uyuyor."
Abim ise "Şimdiden başlamış bu oğlum da oğlum, demeye." deyip göz devirdi ve Alpay Emir'i hiç umursamadan Yağız'a parmağını uzattı, minik ellerini sevdi. "Ben dururken gidip babana benzemen de... Şimdiden bağırıyor ben babamın oğluyum diye."
Ben gayet de memnundum minik canavarımın daha şimdiden babasına benziyor olmasından.
"Tebrik ederim," dedi yeniden saçlarıma minik bir buse bıraktıktan sonra. "Gideyim ben, sen de iyice dinlen. Ben buralardayım, tamam mı?"
Ne kadar ısrar ettiysem de gitmeyeceğini belirtti. Alpay ile ne kadar ters düşseler de ona destek olmak belki de sadece yanında bulunmak istediği için beklemek istedi. Biliyordu ki Melih de anında burada bitecekti. Bu üç adam bebeğimi şimdiden paylaşamayacak gibiydi.
Zaten vakit öyle çok geçmişti ki yorgunluğum beni uykunun tam içine çektiği sıralarda onun Alpay'la kapıda konuşmaya devam ettiklerini hissedebiliyordum.
Ortamda tamamen sessizlik hâkim olduğunda çoktan düşmüştüm uykunun koynuna.
Ancak artık uykularımın pek de derin olamayacağını anlamam uzun sürmedi. Kısa bir süre sonra bebeğimin sesiyle araladım gözlerimi.
Uyansam da uyandığımı belli etmedim gördüğüm manzarayla. Başım yastıkta, öylece daldım gittim onların uyumuna.
Alpay Emir ufacık bedeni göğsüne yasladı, onu sakinleştirmeye çalıştı. "Anneni uyandıracaksın şimdi," diyordu sırtını okşayarak. "Karnın tok, altın temiz... Emmene daha var neden ağlıyorsun aslanım?"
Yağız'ın babasının kucağına uzandığı an susmasıyla ağlamasının pek de sahici olmadığı çıktı ortaya.
"Annene çekmiş olabilir misin?" dedi kısık sesiyle güler gibi. "İlgi gördüğün an hemen yumuşadın. Gülücükler saçmaya başladın. Oyuncu musun sen biraz?"
Karşılığında aldığı birkaç anlamsız sesle canım adamımın gülüşü büyüdü. "Herkese böyle yapma ama babacım," dedi nasihat verir edasıyla. "Sonra seni sevmek isteyen insanlara karşı gelememek sinirimi bozuyor benim. Kim kucağına aldıysa aynı muamele. Hoş mu bu yaptığın? Ayrıca sen ona da güldün ama amcan olacak o it sana ne almış biliyor mu—"
Aniden sustu ve "Özür dilerim," dedi bebeğimin aslanlı beresinin üzerinden minik başına öpücük kondurarak. "Senin yanında kötü kelimeler kullanmak yok. Bak bir de annen uyandı ama onu uyuyor sanalım diye ses çıkarmıyor. O bizi uyarmadan biz önlemimizi alalım ki bize kızmasın. İt falan demedim, anlaştık mı?"
Oğluna sır verir gibi kısık sesle söylediklerine karşılık "Alpay ya!" diyebildim. Uyandığımı, onları izlediğimi ne ara fark etmişti de hiç hissettirmemişti. "Aşk olsun," dedim hamileliğimde koca karnımla ettiği sohbetleri anımsayarak. "Benden gizliniz saklınız mı var? Ne olmuş yani dinlediysem."
"Yok tabii, ama ileride olursa onu bilemeyeceğim." dedi oturduğu yerden kalkıp yanıma geldiği sırada. "Değil mi oğlum?"
Yanıma geldiğinde Yağız'ı kucağıma alacaktım ki "Dur, dur, dur." dedim panikle. "Sen az önce ne dedin?"
"Ne zaman ne dedim? Ne oldu!"
Benim panik hallerim onu telaşa soktu ve kucağında Yağız varken durumu toparlamak zorunda kaldım. "Melih Yağız'a hediyesini mi verdi ben uyurken?" Acelece etrafıma baktım bıraktığı kutuyu görmek isteyerek. "Ama ben verecektim sana..." dedim üzülerek.
"Bana kimse bir şey vermedi, güzelim." dedi neler olduğunu anlamaya çalışırkne. "Çocuğa kaşla göz arasında bir yıllık spor salonu üyeliği ayarlamış Defne!" Sinirlenmişti. "Hediye diye verdiği şeye bak. 14 yaşına girdiği an kullanmaya başlayabilir, diyor bir de."
Ben aklıma gelen başıma gelmediği için gülerken Alpay Emir şaşırdı. "Yavrum senin şimdiye Melih'i kurşuna dizmen gerekmez miydi? Niye gülüyorsun?" dedi ciddiyetle.
"Boş ver hayatım şimdi onu," dedim umursamayarak. "Evimize gidelim, ben onun cezasını keseceğim merak etme. Benim bebeğime şişko ne demekmiş görecek o."
"Alpay..." dedim yeniden. İçim içimi yiyordu aklıma gelen her fikirle. "Neden annemlerin kalmasını istemedin?"
Rahatlatıcı bir şekilde "Çünkü biz bebeğimize bakabiliriz," diye beklemediğim bir karşılık verdi. "Daha geldikleri ilk andan senin kafanı nasıl karıştırdıklarını gördüm, Defne. Biz bugün onlara fırsat verirsek, yarın ne senin sözünü dinleyeceklerdi ne de doğrularına saygı duyacaklardı."
Aklıma bile gelmeyen şeylerle şaşıramadım çünkü hak veriyordum. Bebeğimi kucağıma aldığımda yok şöyle tut yok böyle dur demeleri bile bunun başlangıcıydı.
"Ben sanmıştım ki—"
"Senin hiçbir şey sanmana gerek yok." dedi teminat verir gibi. "Ben her şeyden önce seni ve bebeğimi düşünmek zorundayım. Senin kendini eksik hissedeceğin hiçbir şeye olanak sağlamayacağım. Benim bebeğimin annesine ihtiyacı var," dedi kendime olan güvenim git gide artarken. "Ve annesi onun için elinden gelen her şeyi yapıyor zaten."
Gözlerim dolu dolu olurken tenimi okşayan parmağı düşen tek bir yaşımı yakaladı. Yanı başımdaki masadan küçük kutuyu aldığımda olabildiğince yer açtım iki adamıma da. Alpay Emir tek koluyla bile Yağız'ı kolaylıkla tutarken kucağıma almak istememiştim açıkçası. O kadar huzurlu duruyordu ki ikisi de aralarına girecekmişim gibi hissettim alırsam.
"Öyleyse sıra bende. Aslında Melih'in hediyesi bu." dedim tepkisini merak ederek. Kutuyu henüz açmadım ama. "Ben bunu gördüğümde minik bir dokunuş ekletmesini istedim sadece."
Meraklı gözlerle yüzümü incelerken uzanıp dudaklarından küçük bir öpücük çaldım, bebeğimin başını okşadım.
"Birazcık Melih'in hediyesinin üzerine konmuş olabilirim," dedim açtığım kutudan çıkan altın künyeyi Alpay'a uzatırken. "O bunu Yağız'ın hediyesi saysa da ben en çok sen mutlu olacaksın diye düşünüyorum."
Dikkatle Yağız'ı kucağıma aldım bileğine babasının takacağı künyesinde babasından da bir parça taşıyacağını bilmenin mutluluğuyla.
Parmaklarının arasında tuttuğu küçük bileklikte gördüğü isimle güzel gözleri irileşti. "Nasıl?" dedi emin olamayarak. "Ama sen istememiştin..."
Açıkçası o gün, içi içine sığamayarak fikrini dile getirdiğinde onu kabul etmediğim anda bile ne kadar istese de diretmeden benim fikrimi önemsemesi ne kadar değerliyse, bebeğimin babasının isteği üzerine bir diğer adının da Alpolması, Alpay'ın bununla mutlu olacak olması da benim için o kadar eşsizdi.
"İlk günden bu yana istemiştim aslında ," dedim şaşkınlığına gülerek. "Sadece biraz kıskanmıştım sanırım. O yüzden o gün kabullenememiş olabilirim. Unutma ki ben ne kadar kıskanç bir eşsem o kadar da kıskanç bir anneyim."
"Defne bu inanılmaz bir şey," dedi hala künyeyi incelerken.
"Biliyorum," diyerek kabul ettim sözlerini. "Tıpkı benim gibi." dediğimde kendine geldi. O da güldü ben de. Alnıma dudaklarını bastırdı, saçlarımı sevdi. "Tıpkı senin gibi," dedi esrarengiz bir tonlamayla.
Aramızda bebeğimiz varken, yüzümüzden gülüşlerimiz eksik olmazken bu ana tıkalı kalmak istedim.
"Hadi ama taksana, babası." diyerek Yağız'ın ısırmalık kolunu narince sıyırdım. Ben takılarımı takamıyorsam oğlum takabilirdi ve ikimizi de kurtarabilirdi.
Yağız Alp yazılı künyesi bedeninde ışıldadığında Alpay Emir'in dudakları dolandı yüzümün her bir yanında.
"Teşekkür ederim, güzelliğim." dedi defalarca. "Dile benden ne dilersen, Defne. Biliyorum dünyayı ayaklarının altına sersem yetmeyecek..."
"Tek bir şey istiyorum senden," dedim beklentiyle bakan yemyeşil gözlerinin içinde kaybolurken. "Hiç ayrılmayalım. Ne olursa olsun, hep böyle bir arada kalalım."
"Söz," demesi bile bana yeterdi ama o "Ne olursa olsun." güvencesini de verdi. "Ömrüm yettiğince, böyle bir arada kalabilmemiz için ne pahasına olursa olsun bu isteğini gerçekleştirebilmek için yaşayacağım."






Yorumlar