top of page

54. Bölüm

  • Yazarın fotoğrafı: rubeyyka
    rubeyyka
  • 26 Kas 2025
  • 24 dakikada okunur

Uykusuz geçen geceler, sıcağı sıcağına içilemeyen kahveler, bebeğine süt olur nidalarıyla asla sevmediğim yiyecekleri mideye göndermeler ve gün içinde zamanın nasıl geçtiğini asla idrak edememeler...

Nasıl oluyorsa oluyordu ve yorgun düşen bedenim, farkına varmadan günleri bir bir sırtlıyordu. Çünkü destekçim epey çoktu.

Ancak yine de beş haftalık bu yoğun koşuşturmaya ayak uydurabiliyorsam bu hiç şüphesiz canım adamım sayesinde oluyordu.

Ben bebeğimizin doğumuyla Alpay'la beraber bilinmez bir sürecin içine girdiğimizi düşünürken, sanki bütün yolları öncesinde deneyimlemiş gibi içimi rahatlatan bir duruşla ellerimden tutuyordu.

O, her zamanki gibi bana yol arkadaşlığından çok harika bir rehber oluyordu. Eşim, güzel bebeğine de kendi bebeği gibi ilgi gösteriyordu.

İşin inanılmaz yanıysa babalığı; arkadaşlığından, sevgililiğinden ve kocalığından çok daha başka boyuttaydı.

Yanlışa, hataya yer yoktu sanki hayatında. Düşe kalka öğreniriz dediğim ne varsa kılı kırk yarıyor, bir yolunu bulup her şeyi en ince ayrıntısına kadar araştırıyordu.

Üstelik bunu, yeni anneliğimin verdiği tedirginliği körüklemeden, kendimi eksik hissetmeme izin vermeden yapıyordu.

Onun babalığı, benim anneliğimi de kapsıyordu ve bu beni mucizevi derecede güçlü kılıyordu.

Birkaç gün önce minik canavarımın ağlama krizleriyle geceyi zor sabah ettiğimizde yaşadıklarımız aklıma gelince minik bir tebessüm belirdi dudaklarımda. Yorgun, mutlu ve biraz da hüzünlü bir tebessümdü bu.

"Babanın kollarındaki huzur hiçbir şeyde yok, biliyorum." diye fısıldadım bebeğimin uyanmasından korka korka. Derin bir iç çekişle hareketlenen bedenim şimdi de onu istiyordu yanımda. "Sen de biliyorsun bunu. Hem de ilk günden farkına vardın değil mi?" O sabah babasının rahatlatıcı etkisine yenik düşmüştü anında.

Yağız'ın sabaha doğru emdikten sonra babasının kucağında sağa sola gitmeleri sonucu ancak uyuya kalmasıyla benim ağlamalarım başladığında bebeğinden sonra uyutulma sırası bana gelmişti.

Sayısız öpücüğüyle, içimi eriten şefkatiyle ve zihnimi kurcalayan onca korkunç düşünceyi güzel sözleriyle yerle bir ederek beni iyileştirmesi o an her şeyden daha değerliydi. "Bunlar çok normal," demişti ıslak yanaklarımı okşayarak. "Yapma böyle güzelim, daha ne geceler atlatacağız..." diyerek güç vermişti bana.

Az önce uykuya geçen bebeğimle şu an yatakta yan yana kıvrılmışken tombul yanağına dokundum kendime engel olamayarak. Onu her an öpüp koklayasım geliyordu ve ben bununla başa çıkamıyordum.

O gece onu kollarımda tutarken ve evimizi saatlerce arşınlarken bile hissetmemiştim kollarımdaki tombul bedeninin bıraktığı etkiyi ancak şimdi... Şimdi öyle tatlı geliyordu ki bu hali keşke o kucağımdayken hiç yorulmasam da hep ben taşısam hissiyatıyla dolup taşıyordum. Minik dediğim bedeni pek de minik değildi.

Bebeğimin küçücük ellerini öptüm tenini koklaya koklaya. "Sen gizliden gizliye babacı mı oldun bir ayda?"

Kısılan gözlerim, sessizliğimizi bozmayan kısık sesim hiç etki etmedi bebeğime. Ancak o an minik tombul parmakları hareketlendi ve dudakları kıpırdadı.

Uyanacak korkusuyla öyle telaşlandım ki "Tamam tamam. İstersen babacı ol tabi anneciğim." dedim tek solukta. "Bir şey demedim." demem sanki onun içini rahatlatacak düşüncesine kapıldım.

Minik bir pışpışlama sonrası biraz daha hareketlendikten sonra uyumaya devam ettiğinde aşağı inmek istemediğim için burada oyalanmayı tercih ederek bebeğimi izlemeye daldım.

Fırsat bulmuşken ben de şuracıkta biraz kestirsem hiç fena olmayacaktı ancak gözlerimin önünde minik bir Alpay Emir Koçarslan varken içim gide gide izliyordum zihnime anında kazınan güzel yüzünden gözlerimi alamayarak.

Bebeğim babasına benziyordu.

Küçüklüğünü bilen herkes böyle söylüyordu. Bunun en güzel yanıysa Alpay'ın bundan inanılmaz bir haz duyuyor olmasıydı. Onun gözlerini ışıl ışıl parıldatan mutluluğunu hissediyor olmak beni de havalara uçuruyordu.

Benzetilen her özellikte ayrı bir sevinç duymuyormuş gibi dün akşam kendisinin ortaya attığı yeni bir benzerlik, yeniden kulaklarımda çınladığında dudaklarımı dişledim ve gülmemek için yatakta hareketlenerek yüzümü ellerimin arasına aldım.

"Babanla ne yapacağız biz?" dedim ancak sesim öyle boğuk çıktı ki bebeğim beni anlasa dahi anlayamazdı.

Dün, yine bu saatlerde, Yağız'ı emzirdiğim sırada Alpay Emir de yanımdaydı ve eşsiz bir sırıtışla bizi izliyordu. Güya işten gelmiş, üzerini giyiniyordu ancak ne hikmetse gözü bizden hiç ayrılmıyordu.

İzliyor demek az kalırdı gerçi. Öyle derin bir seyre dalmıştı ki, onun gözlerinden kendimi görmek istemiştim. Çünkü göz göze geldiğimizde sözleriyle değil gözleriyle işlemişti sevgisini yüreğime.

Oğluysa o an beş haftalık değil de beş aylıkmışçasına hareketli davranıyor, elini, emmediği diğer göğsüme uzatıp tenimi hissetmeye çabalıyordu. Kısaca minik canavarlığını konuşturuyordu. Birini vakumladığı yetmezmiş gibi diğerini de istiyordu.

"Neden öyle bakıyorsun?" diye sorduğumda esrarengiz bir bakışla göz kırpmış, daldığı deryadan uzaklaşıp "Ne fark ettim biliyor musun?" demişti çok büyük günahlara sebebiyet verebilecek bir sesle. "Aslanımla benzeyen bir yönümüz daha var."

Tam şu an neyi fark etmiş olabilir ki sorgusuna girmeme dahi izin vermeden yanıma gelmiş, yanağımı okşayan parmağı rotasını dudaklarıma çevirmişti. Eğilip dudaklarımda can bulduğunda küçük bir buseyi de emzirdiğim bebeğinin tenine bırakmayı ihmal etmemişti.

"Senden ayrılamayışı zaten en büyük ortak noktamız ama şuna baksana," demişti bir eli saçlarımı okşarken diğer elini göğsüme tutunmaya çalışan minik parmakların üzerine götürüp. "Farkında mısın? Hangisine ulaşırsa ulaşsın aklı hep diğerinde."

O an anlamlandıramadığım sözlerine karşılık masumane bir bakışla açıklamasını beklerken kısık sesli gülüşü kulaklarımı şenlendirmişti. Şimdi bile yanaklarım al al oluyordu sözleri aklıma geldikçe.

"Teninde kaybolurken hangisiyle ilgilensem benim de aklım bir diğerinde kalıyor," demişti gözleriyle göğüslerimi işaret ederek. "Şimdiyse bana yasaklı ama paşamıza bak, keyfine diyecek yok."

Geri çekilmeden önce derin bir öpücük bırakmıştı saçlarıma. Boynumda yer bulan parmaklarının hissiyatı hala geçmemişti sanki. "Ben bunun acısını yakında çıkarırım ama." deyişi bile kulaklarımdaydı. "Özlemim katlandıkça katlanıyor. Bir de beyefendinin teninden ayrılamayışını görünce, daha da dayanılmaz hale geliyor."

Gün içinde Yağız'ı görebilmesi için defalarca görüntülü görüşmemişiz gibi canım adamıma özlemle dolunca nerede kaldığını sormak için yatakta dönüp telefonumu almaya uzandım ancak öylece kala kaldım.

Çünkü buradaydı.

Şaşkınlığım uzun sürmeden yüzümde güller açarken canım adamım da yakalanmış olmanın verdiği hisle yaslandığı kapı pervazından uzaklaştı.

"Ne zamandır oradasın?"

Sessiz olmak istesem de sevinçle çıkan tiz sesim etrafa yayıldı. Uzandığım yerden kalktım ve adamımın kolları arasındaki yerimi aldım.

Aramızda koca bir göbek olmadan onu hissederek kollarımı bedenine sarmalamak son beş haftadır en sevdiğim noktalardan biriydi.

"Çok olmadı," dedi kısık ancak tok sesi kulaklarıma ulaşırken aynı zamanda dudakları da boynumdaki yerini aldı. "Aylar önce odamda seni yeğenimle yatağımda gördüğümde, tam olarak şu anki halinizin nasıl olabileceği gelmişti gözlerimin önüne."

O gün Ezgi ile onun yatağında uyurken şimdi bizi bebeğiyle aynı sahnede görüyordu ve yüzüne yerleşen huzurlu bakışlar içimi ısıtıyordu.

"Şimdiyse karımla oğlumun koyun koyuna uyuyor olmasıyla karşılanıyorum."

"Uslu uslu uyuduğuna bakma hiç..."

Dudaklarım yorgunlukla büzülürken üzerindeki gömleğin düğmelerini çözmeye başladım yavaş yavaş. "Resmen tüm gün oynattı beni."

Belime yerleşen elleri bedenimin yorgunluğunu çekip alıyordu farkında olmadan. "Evden çıkmadan önce epey tembihlemiştim annesini yormaması için. Dinlemedi mi yoksa sözümü?" deyişi ve sorguyla havalanan kaşları gözlerimi devirmeme neden oldu.

"Dinlemiyor işte demek ki sevgilim," deyip omuz silktim. "Babasının sözünü dinlemediği gibi annesini de sadece kişisel ineği olarak görüyor."

Kısık sesli gülüşüyle eş zamanlı olarak gömleğinin düğmeleri de sona ermişti. Şakağıma bastırdığı dudakları hala kıvrımlıydı. "Gülme!" dedim alınır gibi.

O gömleğinden kurtulduğu sırada ben de ona tişört çıkarmak için dolaba yöneldim. "Ciddiyim bu konuda. Emzirme dışında yüzüme baktığı yok resmen. Ya uyuyor ya da sadece kucağımda olmak istiyor. Defalarca emmesini saymıyorum bile. Onu yatağa koyduğum gibi alarm veriyor."

"Geçen duş aldırdığımızda deliksiz uyumuştu," dedi ve üzerini giyindi. "Gece deneyelim ister misin yeniden?"

Banyo keyfini Yağız'dan çok Alpay'ın istediği kesindi. Çünkü Yağız ilk günden bu yana babasının kucağında yıkanıyor ve mayışmış haliyle babasını da mest ediyordu. Alpay ise bu yüzden hiçbir fırsatı kaçırmak istemiyordu.

"Bence banyo yapması değil de seninle suda oynaması onu uyutuyor. İşin garibi ikiniz de yorgun düşüyorsunuz sevgilim."

"Bu sıpanın diğer türlü bende uzun uzadıya durduğu mu var yavrum?"

Yağız'ın yanına yaklaşıp başına minik bir buse kondurdu. Sonra dayanamadı yeniden üzerine uzanıp derin bir öpücük bırakıp kokusunu içine çekti ancak Yağız bundan rahatsız oldu ve hareketlendi.

"Ya Alpay!" dedim ama beni dinlemeden bebeğini sıvazladı ve uykusunun bölünmesine izin vermedi. Ve hatta tek hamlede küçük bedenini yataktan kaldırıp beşiğine bıraktı. Sevmelere dayanamayıp aynı şeyi ben yapsaydım eminim ki beni uyaracaktı ancak kendi olunca normaldi.

Uyandığında haberdar olabilmemiz için bütün teşkilatı kurmasıyla telsizi de alıp odadan çıktık.

"Bizim ekip bu akşam Feritlerde toplanıyor. Yağız uyandığında uğramak ister misin?"

Aşağı inerken "Haberim var," dedim Limon'un anında babasına koşmasını izleyerek. "Güliz beni aradı bugün. Asıl bombayı söylüyorum; ikimizden önce Yağız'ı davet ettiğini ve bu yüzden saat kaç olursa olsun bu akşam bizi beklediklerini söyledi. Bir de sürprizim var sana dedi ama biliyorsun ki Melih'e ve Güliz'e bu konularda hiç güvenmiyorum."

Limon'la ilgilenerek "Bana hava hoş güzelim," deyip bizi mutfağa yönlendirdi. "Sürprizi konusunda ise endişelenmene gerek yok." dedi sabah Serap annenin uğradığında yaptığı yemekleri hazırlamak için hareketlendiğim sırada.

Demek ki biliyordu sürprizin ne olduğunu. "Ya..." dedim merakla. "Neymiş bu sürpriz?"

"Senin seveceğin türden. Benim hoşuma gitti açıkçası."

Bu mini açıklama bile beni heyecanlandırmıştı ve bir yerlere gitme teklifi son bir aydır akşam yürüyüşleri dışında pek dışarı çıkmadığım için epey cazip gelmişti.

"Tamam o zaman. Yağız uyansın, gidelim."

Çocuksu bir heyecanla kabul ediyor olmam hoşuna giderken tabakları alma bahanesiyle bedeni arkama geçti. Bedenlerimiz bu kadar yakınken önümdeki işle bile ilgilenemiyordum. Karnıma kapanan elinin üzerinde elim anında yerini alırken boynuma bıraktığı minik öpücük gözlerimi kapatmama neden oldu. Öpücüğünü aldığı halde uzaklaşmıyordu ve bu beni zorluyordu; biliyordum ki aynı şekilde onu da.

Tam da bu anda sırtımı göğsüne yaslayarak içten bir tonlamayla "Benim güzel bebeğim." demesi bile benim için yeterliydi.

"Bilerek yapıyorsun," dedim soluğum ince bir sızı halinde bedenimden ayrılırken. "Beklememiz gerektiğini bildiğin halde sürekli beni yoldan çıkarmanın peşindesin."

Tezgahla onun arasında hapsolmuşken ona dönmem için alan tanıdı. "Beni yoldan çıkaran sen oluyorsun farkında değil misin?" dedi üzerime eğilip beni kolları arasında ablukaya alarak. "Bunun için ekstra bir şey yapmana gerek bile kalmıyor üstelik." Bundan hem hoşlanıyor hem de hiç hoşlanmıyor gibiydi. "Her hareketin özlemimi öyle fena körüklüyor ki kendimle nasıl bir savaş veriyorum anlayamıyorum bile."

Son bir ayda aramızda sayısız yakınlaşma da geçse, tam anlamıyla bir birliktelik yaşayabilmemiz adına beklemek zorunda kalsak da nasıl oluyorsa biz hep bu durumda buluyorduk kendimizi. Ya dudak dudağa ya da kucak kucağa sarmaş dolaş bir halde zamanın içinde savruluyorduk bir yerlerde. Olmayan irademizin yapması gerekeni ise bebeğimiz yapıyordu. Hissetmiş gibi ağlayarak bizi birbirimizden anında ayırıyordu.

Gergin yüz hatlarını okşayan parmaklarım titrek bir fısıltıyla "Ben de seni özledim," dememle duraksadı. Güldüm aklıma gelenlerle. "Biz artık ebeveyniz. Biraz uslanmamız gerekiyor."

"Her geçen gün sana olan hislerim arşa çıkıyor ne uslanması Defne?"

Dudaklarımda hissettiğim yumuşak baskıyla seve seve kabul ettiğim öpücüğü derinleşirken omuzlarından ensesine ilerleyen parmak uçlarım bile onun için yanıp tutuşuyordu.

Hamileliğimde ona belli etmek istemesem bile ne kadar arada sırada onu kabul edemiyorsam şimdi de bir o kadar arzuluyordum. Her an her dakika onunla olmak, bedeni altında zevkle kıvrılmak ve sayısız defa teninin tenime karışmasını istiyordum.

Alt dudağımı dudakları arasında zevkle hareketlendiren adamın da aynı düşüncede olduğunu bilmek daha da kanımı kaynatıyordu ancak bedenim henüz buna hazır değildi ve biz bunun farkında olduğumuz halde hiç rahat durmuyorduk.

Belimi kavrayan elleri bedenimi havalandıracaktı ki buna izin vermedim. Gittikçe derinleşen dudaklarından kendimi zar zor alabildiğimde nefes nefese kalmış olmak bile ne kadar zor bir durumda olduğumuzu gösteriyordu bize.

Kendine gelebilmek adına alnı alnımda soluklandığında kısa bir süre sonra "Nasıl hissediyorsun?" sorusunu fısıldadığında boğuklaşan sesine odaklanmamaya özen gösterdim. Çünkü sesi bile kasıklarımdaki sızıya neden olabiliyordu.

Cevabını bilsem de "Tam olarak şu anı mı kapsıyor bu soru?" diye sordum davetkar bir tavırla. Eğer evet diyecek olursa ona onu deli gibi istediğimi söylememeliydim.

Yüzüme düşen saçlarımı geriye itti ve burnuma kondurduğu öpücüğüyle "Hayır," dedi gülerek. "Odağımı dağıtmaya çalışıyorum." Odağını dağıtmak istiyorsa tenimle temasını kesmeliydi ama bunu başaramıyordu. "Bebeğimle annesi bugün bensiz neler yaptı bilmek istiyorum. Yoksa oğlum uyanıp da bizi bölene kadar annesini kollarımın arasından çıkaramayacağım."

Rutin sorusunu soruyordu aslında. Gün aşırı önemsediği bu konu bana kendimi o kadar değerli hissettiriyordu ki bebeğimle gün içinde verdiğim bütün savaşları unutturuyordu. "Şu an nasıl hissettiğini biliyorum," dedi içine derin bir nefes çekerek. "Çünkü ben de aynı hisle dolup taşıyorum."

Kendini zorlanarak geriye çektiğinde ve gözlerini hırpaladığı dudaklarımdan çekemediğinde "Son konuşmamızdan sonra çok yordu mu seni?" dedi yeniden. Yemek hazırlığına devam etmeden önce telsizin minik ekranından bebeğini kontrol etmeyi de ihmal etmedi.

"Biraz hava almaya çıktık. Sitede yürüyüş yaptık." Çıkmadan önce tek başıma Yağız'ın üzerini değiştirmeye çalışmalarım, ellerine kollarına sahip çıkamayışım gözlerimin önüne gelince derin bir huh çektim.

Masaya geçtiğimizde ona tam daha neler neler söyleyecektim ki ağlama sesiyle ikimizin de dikkati dağıldı.

Uyanan bebeğine kavuşacak olmanın verdiği mutlulukla yerinden kalkarken gözlerinin içi gülüyordu canım adamımın.

Bayılıyordu Yağız'ın uykudan yeni kalkmış o mahmur hallerine. Çünkü uykusunun açılıp kendisine geldiği an beni istiyordu ve bu Alpay Emir'i bozguna uğratıyordu. O da bulduğu her fırsatta bebeğini sevmelere doyamıyordu.

Dakikalar sonra kucak kucağa aşağıya indiklerinde bebeğimin, babasına anlamsız sesler çıkarıyor olması ve babasının da Almanca sözlerle bebeğine gününü sorup bir şeyler anlatması bütün bu manzaraya dışarıdan bakan biri olarak acayip tatlı gösteriyordu onları.

Alpay bebeğinin boynuyla yanağı arasına derin bir öpücük bırakırken Yağız bundan huylandı ve minik dilini beni arar gibi araladı. İşin dahası babasının yanağında, çenesinde emebileceği bir yer için uğraştı. "Aradığın bende yok," dedi babası da bu hallerine gülerek. "Daha yeni uyandın, bir kendine gel. Hemen meme olmaz ama."

Benim sıkı sıkıya iki kolla kucakladığım bedeni karşımdaki adamın tek koluyla rahatlıkla taşıyabilmesi o kadar albenili yapıyordu ki onu buna bile yükselesim geliyordu.

Zihnimi ele geçirmek isteyen düşüncelerimi dağıtmak adına "Doyup doymaması hiç önemli değil, sürekli emmek istiyor." diyerek ayaklandım.

"Hak veriyorum aslanıma," diye mırıldanmasına gözlerimi devirmek istedim ancak onun yerine bebeğimin gün geçtikçe daha da sarılaşan saçlarına minik bir öpücük bıraktıktan sonra "Hadi geç sen, pusetini alıp geliyorum." demekle yetindim.

Elinden geldiğince evden çalışmaya çabaladığı günlerin haricinde ne zaman işe gitse ve bizden uzaklaşsa ayrı bir bağlılıkla hiç kucağından bırakmak istemiyordu Yağız'ı. Tıpkı şimdi olduğu gibi. "Yok yavrum, geç otur." dedi elimden tutup gitmeme engel olarak. "Ben iyiyim böyle." Aslanına döndü ve yeniden öğretmek istediği lisanda "Değil mi babacım?" dedi onay bekler gibi. "Rahat mı yerin?"

"Rahattır tabi, nasıl rahat olmasın?" Babasının kucağında bebeğimi sevdim doyasıya.

Ellerim Alpay'ın kollarındayken oranın rahatlığını biliyor olmak ve insana ne denli huzurlu hissettirdiğine deneyimlemiş biri olarak iki adamıma da küçük bir öpücük verip yerime geri dönecektim ki Yağız'ın ben uzaklaştığım gibi çığlığı basması kaçınılmazdı.

Babasıysa bozulduğunu hiç belli etmediğini düşünerek kendi diline dönmüş, "Oğlum," diyerek bebeğinin dikkatini çekmek istemişti. "Sıpaya bak ya! Lan tüm gün benim hatunumun koynundasın ya zaten." deyip dert yanıyordu bir de. "Annenden iki saniye uzaklaşsan basıyorsun çığlığı, olmaz böyle."

Yağız'ı göğsünden uzaklaştırdı. Bir elini başına koydu diğerini de kalçasına ve bebeği ile yüz yüze konuşmak isteyerek onu karşısına aldı. "Gerçekten nasıl ağladığını bilmesek inanacağız," dedi ciddiyetle. "Ne bu rol kesmeler?"

Sonra da bana döndü ve tüm suç benimmiş gibi "Ciddiyete bak ya," dedi kaşlarını çatan bebeğinin tepkisine şaşırarak. "Sana gelince yüzünden gülüşler eksik olmuyor, bizdeyse beyefendinin anne aşkı tutuyor."

Bebeğim babasının böyle hararetli hararetli konuşmasını komik bulmuş olacak ki gülümsedi. Ben ona öpücük atınca daha da hareketlendi. Minik dili dudaklarının arasından sağa sola giderken dayanamadım tombul yanağından kocaman öptüm.

"Ya siz benim için mi atışıyorsunuz?" dedim tatlı tatlı ama elleri saçlarıma tutunup geri çekilmeme engel olunca Alpay Emir'in derin bir soluk bırakmasını sabır dilemesine bağladım. "İnsanın karısını kıskandığı kişi kendi çocuğu olunca eli kolu da bağlı oluyormuş," dedi asabi bir tonda.

Bense keyiflendikçe keyiflendim. "Aşkım mısın ya sen benim?" Yağız'ı öpücüklere boğup minik parmaklarının tutuşundan kaçarken canım adamıma uzanıp ona da kocaman bir öpücük bıraktım.

"Bunlar daha iyi günlerin," dedim uzanıp bebeğimi kucaklarken. Yağız'ın keyfi yerine öyle bir geldi ki boynuma kapanan dudakları ıslaklıklar bırakmaya başlamıştı. "Biz oğlumla sana daha neler yapacağız neler. Delireceksin kıskançlıktan." Bir yandan bebeğimi yeniden öpücüklere boğarken bir yandan da Alpay'a laf yetiştirmeye çalıştığım sırada "Değil mi minik adamım?" diyerek onun garip garip sesler çıkararak beni onaylamasını izliyordum.

Karşımdaki adama baktığımda bu duruma bozulması adına hiçbir emare yoktu tepkilerinde. Aksine mutlulukla bizi izliyor, minnet dolu bir tebessümle kısılan gözlerini gözlerimden hiç ayırmıyordu. Aralanan kollarıyla bizi sarıp sarmaladığında dağılan saçlarımda hissettim dudaklarını.

"Daha ne yapacaksınız, canımı mı alacaksınız?" diyordu içten bir şekilde. Kollarımın altından beni destekliyor, resmen Yağız'ı o tutuyordu çünkü yorulduğumu biliyordu. "Siz ikiniz bana bundan daha fazla ne yapabilirsiniz ki?"

Oğlunun başını okşayıp "Anneni şimdiden kendine aşık etmene mi yanayım yoksa karımın buna en başından hazır olduğuna mı?" demesi son nokta oldu. Çünkü o da biliyordu ki bunlar daha hiçbir şeydi ve biz anne oğul bir olup ona günleri dar edecektik. O da biliyordu bunu.

Dakikalar sonra işimiz bitip de mutfaktan çıktığımızda Yağız babasının kucağında keyif yapıyor, Limon da peşlerine takılmış nereye geçip otursalar kucaklarına kurulacakmış heyecanıyla peşlerinde dolanıyordu.

"Ben hazırlanıyorum," diye seslendim beni duymaları için ama Alpay oturdukları koltukta Limon'un Yağız'ı yalamasını engellemeye çalışıyor sadece oturup başını bacaklarına yaslayabileceğini anlatıyordu. Limon ise babasını asla dinlemiyor, Yağız'ın etrafında dört dönüyor onunla oyun oynayabilmek için fazlasıyla heyecanlanıyordu.

"Yağız'ı sen giyindirir misin sevgilim?" dediğimde ancak duyabildiler beni. "Ben yukarı çıkıyorum. Çantasını da hazırlayacağım."

"Tamam yavrum. Biz de şimdi geliyoruz," dedi ama son dakika gelecekleri o kadar belliydi ki. Evimdeki üç erkek de resmen keyif yapmanın peşindeydi.

Alpay ve Limon oyun matına uzandırdıkları Yağız'ın başında onu eğlendirmekle meşguldüler. Yağız ise bu ilgiden epey memnundu. Etrafa gülücükler saçıyordu. Tabi bir de onları yemek istiyordu.

Gönül rahatlığıyla onları yalnız bırakıp kendimi odaya attığım sırada günler sonra rahat ev kıyafetlerinden kurtulup hazırlanacak olmak şimdiden iyi hissettirmişti. Üstelik yavaş yavaş eski kiloma dönüyor olmak da özlediğim kıyafetlerime yeniden kavuşmak demekti.

Sadece giyimin konusunda şıklıktan ziyade artık dikkat etmem gereken başka unsurlar da bulunuyordu. Örneğin yakası emzirmeye müsait mi, bebeğim başını yasladığında herhangi bir aksesuar ona zarar verir mi gibi.

Rahatlıkla hareket etmemi sağlayacak minik çiçek desenli yeşil pastel tonlarındaki elbiseyi bedenime geçirdiğimde Alpay Emir'in de Yağız'a yeşil renkli takımlarından birini giydirmesini temenni ediyordum içten içe. Bedenine uyarsa tabi.

Birkaç ay sonrası için alınan her şeyi ancak oluyordu ona ve bu da en yakın zamanda yeniden alışveriş yapmamız gerektiğini gösteriyordu bize. Neyse ki göbüşünü açıkta bırakmayacak, tombul bacaklarını sıkmayacak birkaç parça kıyafeti elimizin altındaydı.

Saçlarımı ve hafif makyajımı da yaptıktan sonra bilekliklerimi hiç değiştirmeden küçük pırlanta küpelerimi ayna karşısında takmakla meşguldüm ki "Nasıl olmuş aslanım ama?" sözleriyle içeriye giren adamlarım nedeniyle duraksadım. "Saçlarını da senin sevdiğin gibi yaptım."

Gördüğüm manzara karşısında tutamadığım kahkahamla küpeyi falan unuttum açıkçası. "Ya bu hal ne!" Babasının kucağında kolu bacağı ayrı oynayan bebeğime gittim alelacele. "Bu yakışıklılık ne ya?" deyip kollarımı uzattığım an babasını unuttu zaten. "Bu nasıl bir tatlılık..."

Tam takım giydirilen forması ile ayakkabısından tombul bacaklarını saran çorabına kadar kırmızı sarı renklerle bezenmiş bebeğim bu halinden epey memnun görünüyordu.

Babasının havalandırarak şekil verdiği sarı saçları daha şimdiden dağılmış olsa da epey tatlı görünüyordu.

"Çok iyi olmuş ama değil mi?" Belime sarılan koluyla şakağıma bastırdığı dudakları benden hemen ayrıldı ve tek el hamlesiyle çıkardığı tişörtünü yatağın üzerine bırakıp o da üzerini değiştirmek için dolaplara yöneldi. "Şu karizmaya, şu formayı taşıyışına bak..."

Alpay'ın kendi üzerine mal ettiği şeylere gülüp geçtim açıkçası. En çok onun oğluydu sanki.

"İnanılmaz tatlı olmuş," dedim dişlerim kamaşırken. Tombul yanaklarını ısırmamak için zor tutuyordum kendimi.

Babasının bebeğime sürekli Galatasaraylı zıbınlar ya da aynı takımın başka başka kıyafetlerini giydirmesine daha ilk günden alışkındım ancak onu ilk defa böyle formalarla görmek komik geliyordu.

"İnat etti, şapkasını taktırmadı yavrum. Ne yaptıysam kabul etmedi."

Bu ayrıntıyla kahrolmuştu sanki. Öyle bir üzüntüyle dile getirdi ki bebeğinin inadını bilmezmiş gibi.

Yağız'ın acıktığını fark edince onu emzirmek için yatağa geçtim ancak Alpay Emir'in hızlıca giyindiği siyah kot pantolonunun üzerine aynı renkte düz bir tişört aldığını gördüğümde "Senin formalarının hepsi yıkanmıştı," demek durumunda kaldım. "Sen neden giyinmiyorsun? Yanına mı alacaksın yoksa?"

Asıl duraksayan o oldu. Giymek üzere olduğu tişörtünü giyinemeden bize baktı. Dudakları yarım bir gülüşle kıvrılırken manzarasından epey memnundu demek ancak merakımı henüz giderememişti.

"Ben neden giyineyim ki güzelim?" dedi kendine gelip tişörtünü de gözlerimi almakta zorlandığım bedenine geçirdiği sırada.

Kaşlarım şaşkınlıkla havalanırken ilk defa böyle bir durumla karşılaştığım için ne diyemeyeceğimi bilemedim. Tamam, Alpay Emir fazla fanatik bir adam değildi ama ilk defa bir maç gününde forma giyinmemeyi tercih ediyordu.

"Maçı formasız izleyeceksin yani öyle mi?"

Yağız bile bu duruma şaşırmış olacak ki minik dolgun dudakları emdiği mememi bıraktığı gibi başını babasına çevirerek şaşkın şaşkın baktı. Tabi güçsüz çenesinin emmekten yorulup ara vermesi de muhtemeldi.

Diretmemin sonucunda neye güldü anlayamadığım anda "Maç falan yok yavrum. Bunu da nereden çıkardın?" demesiyle şaşkınlığım daha da arttı.

"E o zaman..." Emmeye yeniden devam eden kucağımdaki bebeğime baktım anlamayarak. "Sen Yağız'ı böyle giyindirince ben de sandım ki..."

Hızlıca hazırlanması bittikten sonra yanımıza gelip oturduğum yatağın kenarına diz çökerek Yağız'ın şortuyla çorabı arasında kalan tenine dudaklarını bastırdı. "Benim aslanımın şu şanlı formayı taşıması için illa maç mı olması gerekiyor?" deyince sakinliğimi koruyamadım tabi.

"Alpay Emir saçmalama," dedim şok içinde. "Oğlumun stilini katletmene izin vermeyeceğim elbette. Durduk yere giydirilir mi ya şöyle?"

Eşsiz gülüşü güzel yüzünde can bulduğunda eli bu defa benim bacağımdaydı. Dokunuşları aklımı bulandırıyorken "Ben bir şey yapmadım ama," dedi kendisine hiç uymayan masumane bir tavırla. "Oğlum kendi seçti ne giyeceğini." Bacağıma bıraktığı küçük buse bile ona karşı yumuşamama neden oluyordu.

"Bir de bebeğime diyorsun bu oyunculuk bu rol kesmeler nereden geliyor diye. O kadar güzel kıyafeti varken—" Elbisemin açıkta bıraktığı bacağımda eli dolanırken dişlerini hissettim bir anda aynı yerde. "Bu nasıl uyarmak ya!" deyip başını uzaklaştırmaya çalıştım.

"Beğenmese kendi seçmezdi yavrum. Demek ki çocuk böyle gelmek istiyor. Biz ebeveynleri olarak çocuğumuzun seçimlerine saygı duymak zorundayız."

"O kadar eminim ki sunduğun seçeneklerden senin istediğini seçebilmesi için türlü oyunlar yaptığına." Yağız'ın doyduğunu anladığımda emmesine son verip onu babasının kucağına gönderdim. Omzuna yatırdığı bebeğinin sırtını okşadığı sırada inanamayarak bakıyordum Alpay'a.

Her şey bir yana öyle güzellerdi ki hoşuma giden tartışmayı uzatacak ciddiyeti yakalayamıyor, sürekli tebessümle izliyordum onları. "Günü geldiğinde hatırlatacağım sana bu sözlerini," dedim zaten kısacık bir süre sonra bebeğimin üzerini kirletebileceğini ve bu halden kurtulabileceğini düşünerek. "Seçimlerine saygı duyacakmışız..." diye söyleniyordum bir de. "Büyüdüğünde yapacağı seçimlere duruşun da böyle olacak mı hayatım?"

Bebeğiyle ilgilenirken gözleri odanın içinde oradan oraya giden bedenimi süzüyordu beni karşısında görünce. "Neden olmasın?" diyordu bir de ciddiyetle. Yağız'ın eşyalarını çantasına yerleştiriyordum ama kulağım ondaydı.

"Ben çocuklarımın her daim arkasındayım, şüphen mi var bu konuda?" Alınganlığına minik bir kahkahayla cevap verirken şu konuda bile çoğul konuşuyor olması hiç şüphe duymamam gerektiğini kanıtlıyordu bana.

"Ne bileyim," deyip omuz silktim. "Sen ortak olduğun şirketi daha şimdiden oğlunun üzerine yapma planları kurarken Yağız belki farklı alanlara yönelmek isteyecek—"

"Allah korusun," fısıldayışıyla benim gülüşüm git gide büyüyordu ama daha şimdiden çocuğumuza kendi sektörünü aşılamaya çalışıp ona her fırsatta başka başka inşaat malzemeleri oyuncakları alıyor olması bebeğimi de kendi gibi inşaatçı yapacağının kanıtıydı.

"Hadi çıkalım artık," dedim hazır olduğumda ancak sevgili eşimin aklı bebeğimizi pusetine yerleştirirken bile bu konudaydı.

Tam da tahmin ettiğim gibiydi çünkü "Sence ne gibi farklı bir alana yönelmek isteyebilir?" sorusunu sormak için fazla zaman kaybetmemişti.

"Çok erken değil mi bunu düşünmemiz için?" diyerek onu rahatlatmak istedim. "Daha yeteneklerini ya da yatkınlıklarını görebilmemiz için zamana ihtiyacımız var."

Bir elinde bebeğinin pusetini tutarken diğer eli parmaklarımı kendisine kenetlemişti. Onunla, yaşadığımız sitenin yollarında yürürken bebeğimizin geleceği hakkında konuşuyor olmamız şimdiye kadar adımladığımız bütün zorlu yolları unutturuyordu bana. Dudaklarımdan tebessümün, yüzümden yaşama sevincinin verdiği o tatlı enerji hiç eksik olmuyordu.

Ancak Alpay için şu an aynı şey geçerli değildi.

Düşünceli ve biraz da endişeliydi sanki.

"Şimdiye bakarsak sadece yemek yeme üzerine kariyer yapabileceği geliyor aklıma," dedim onun da neşesinin yerine gelebilmesi için. "Şahsen ben diyetisyen kimliğimi annelikte pek kullanamayacakmışım gibi duruyor."

"Kızmıyorsun artık anlaşılan," demesiyle gülümsemesi de bir oldu. "Annesinin yanında kilosundan bahsetmeyin, dememe gerek yok artık sanırım?"

Her görenin ve dayanamayıp sevmek isteyenin bebeğime tatlılık katan kilosundan bahsetmesi ve bir de tosunum, tosun ya bu gibi söylemlerle mıncıklamak istemeleri beni kalpten götürecek gibi oluyordu. Neyse ki sağlığı ve gelişimi olması gerektiği gibi olunca pek önemi kalmıyordu benim bu konudaki düşüncelerimin.

Sessiz kalarak cevabımı verdiğim sırada Gülizlere gelmiştik bile. O kadar hazırdım ki bizden önce Yağız'a ilgi gösterileceğinden, arka planda kalacağımızdan.

Tam da düşündüğüm gibi oldu her şey.

Kuru kuruya bir "Hoş geldiniz." sonrası Yağız büyük bir heyecanla kucaklanmış, amcaları ve teyzeleri arasında keyif yapmaya başlamıştı. Üstelik tercih ettiği kombini amcaları tarafından epey sevilmişti.

"Yalandan da olsa bize de ilgi gösterselerdi keşke," dedim sahiden buna alınmamış olsam da Alpay ile yan yana olunca. "Yağız'ı istemişler resmen, bizi değil."

Belime sarılan kolu beni göğsüne çekerken "İstediği bütün ilgiyi güzel bebeğime sağlayabilirim." sözleriyle beni kendime getirdi. Davet edildiğimiz evin kapısında yalnız başımıza kalmanın rahatlığıyla kollarımı boynuna dolamaktan alıkoyamadım kendimi. "İyi olurdu aslında," diye fısıldadım narinlikle.

Kısık sesli gülüşü, ara ara kendini belli eden ne yapacağım ben seninle anlamına gelen derin bakışları ve tenime baskı uygulayan parmakları dudaklarıma yaklaşan dudaklarını es geçip boynuna minik bir öpücük bırakmama neden oldu. Biliyordum ben bu işin sonunu. Hiç tehlikeye gerek yoktu.

"Yaptığın hoş mu şimdi?" dedi etkimden çıkmaya ve beni öpmesine izin vermeyişime tepki vermemeye çalışarak. "Önce aklımı alıyorsun sonra hiçbir suçun yokmuş gibi kaçıyorsun."

"Yaptığın çok ayıp! Misafirlikteyiz." Elini tuttum ve içeriye ilerledim. "Kocam olmasan biraz ara verelim, görüşmeyelim teklifinde bulunacağım sevgilim." dedim bedenime basan sıcağın son bulmasını isteyerek. "Zaman mekan fark etmeden geldiğimiz duruma bak."

"Sen böyle şeyler mi düşünüyorsun Defne!"

Bariton ses tonu kulaklarıma dolduğunda bunu bile ciddiye alıyor olması yoruyordu beni. Küçük bir çocuğa anlatır gibi ellerinden tutup göz hizasına gelerek 'Bak Alpaycım Emircim... Ayrılmak uzaklaşmak yok. Bunların hepsi şaka maiyetinde söylenen şeyler; azıcık rahat ol aslanım ya. Ben seni hiç bırakır mıyım?' demek istiyordum. Anca böyle rahatlayacaktı sanki içi.

İçeri girdiğimizde bu defa ilgi görmek ve karşılanmak daha iyi gelmişken Çağatay, Cenk ve Ferit oğlumu ablukaya alıp yaşlarından başlarından utanmadan türlü şebeklikler yaparak eğleniyordu ve Yağız onları mest edercesine gülüp eğleniyordu. Çünkü uyku vakti geliyordu ve sarhoş gibi her şeye mutlu oluyordu.

Güliz "Koca koca adamların yaptıklarına bakın," diyordu sıcacık bir bardak çayı önüme koyduğu sırada. "Yağız onlardan daha aklı başında duruyor şu an." Sohbet eşliğinde içilen bir bardak çaya bile özlem duyuyordum bebeğim olduğu günden bu yana.

Alpay da onlara katıldığında ve Yağız herkesin içinde babasını tanıyarak onun kucağında olmak istediğinde canım adamımdan mutlusu yoktu. Tabi benden de.

"Cem'i bizimkilere bırakmasak, babasını başka bir bebeği böyle severken görse çıldırırdı herhalde."

Burcu'nun sözleriyle daldığım noktadan uzaklaştığımda Ezgi'nin kıskançlığı düştü zihnime bu defa.

Yağız ile ilk tanışmaları sorunsuz geçmişken onun bizimle yaşayacağını, bizimle uyuyup bizimle kalkacağını öğrendiği an kendi kardeşi Sarp'a bile göstermediği bir kıskançlıkla karşılaşmıştık.

Aradığında Yağız'ı görmek istemiyor, onu anlatmamızı bile kabullenemiyordu. Dayısının tek bebeği kendisiydi ve Yağız'ın çıkıp gelmesi onu derinden yaralamıştı. Benimleyse eskisi gibi sık sık görüntülü konuşmak istemiyordu çünkü Yağız hep kucağımda oluyordu.

Gece bizde, bizimle kalmak istemelerineyse Yağız'ın sık sık uyanmaları nedeniyle cesaret edemiyordum.

Yeniden aklıma gelince sıkıntıyla kalakaldım. Tam da şimdi onu öpücüklere boğmak, Yağız'ın onun yerini almadığını anlatmak istiyordum.

"Yorgun gibisin Defne, her şey yolunda mı?"

Güliz'in ilgiyle yaklaşımı yeniden ana dönmemi sağladı. "Tatlı yorgunluklar diyelim," dedim bebeğime toz kondurmak istemeyerek. "Burada olmasaydık nasıl olurdu her şey düşünemiyorum. Şimdi böyle bir arada olunca, iyi hissettirdi bana."

"Çok iyi oldu kalmanız." dedi Burcu da bu yorgunluğu tatmış biri olarak. "İnsan yanında birileri olsun istiyor bu anlarda. Senin okul ne olacak peki? Yani şimdi bunları düşünme tabi ama..."

"Yüksek lisansa ara verdim diyelim," Açıkçası bundan sonra bizi nasıl bir yol bekliyordu hiç bilmiyordum. "İşime de online danışanlarımla devam ediyorum zaten. Yağız'ı yalnız bırakmak istemiyorum. Hastaneye dönmeyeceğim şimdilik. Alpay'la, Yağız bir iki aylık olana kadar Almanya'ya dönmeyeceğiz diye konuşmuştuk. Açıkçası ne onun ne de benim şu an için dönme isteğimiz var ama malum..."

Güliz Alpay'ın iş alanını benden daha iyi bilmesi nedeniyle rahatlatıcı bir yaklaşımla "Sen düşünme bunları, Alpay mutlaka bir yolunu bulur." dedi benim olmasa bile onun ara sıra gitmesi gerektiğini istemeden de olsa hatırlatarak.

Dakikalar sonra Yağız uyuduğunda ve ben elimde telsiziyle yeniden aralarında yer bulduğumda Güliz'in neşeli bir sesle "Şimdi mükemmel bir kısa film izleyeceğiz." diyerek telefonunu duvardaki büyük ekrana bağlaması beni meraklandırdı.

Alpay'ın omzumdan dolanan kolu gövdemi sararken başımı omzuna koydum ve araba içinde başlatılan videoyu izlemeye başladım.

"Ay çok hızlı gidiyorlar kaza falan yapmasınlar!"

Güliz'in korku dolu sesi yankılandı. Burcu ise "Ne yapsın, kız yolda mı doğursun?" diye kızdı ona. Ancak telefon onları değil yolu çekiyordu.

Ekranı kendisine çevirmesi çok uzun sürmedi. Güliz "Defne'yi hastaneye götürüyoruz." bilgisini geçti. "Alpay'ın çalıştığımız şirkete ortak olmasını kutlayacaktık ama Defne'nin doğumu başladı."

Eşini duyan Ferit ise "Ne yapıyorsun aşkım?" dedi sonrasında.

"İlk defa bir arkadaşımın doğumuna denk geldim. Bugünü ölümsüzleştirmeliydim ne yapayım?"

Sanırım eşinin bakışlarına karşılık böyle konuşuyordu. Güliz yeniden "Tamam ya ne bakıyorsunuz öyle kapadım işte!" deyip kaydı birden sonlandırdı.

Devamı yok mu ama heyecanıyla etrafa baktığımda Çağatay "İzle yenge izle," dedi göz kırparak. "Nasıl alıyor hepimizin ifadesini bak gör."

Heyecanla Alpay'ın bedenine yaslanıp ekrana baktım pürdikkat. Işıklar kapanmış, herkes film izler gibi izliyordu ekranı.

Güliz devam ettirmeden önce "Ben daha neler neler çekecektim de işte... Neymiş yol telaşında yapılacak şeymiymiş bu?"

Herkes onun alınganlığına gülerken ben yeni başlayan görüntüye odaklandım.

Ekranda Güliz vardı yine. "Sen bebeğini doğurana kadar biz burada heyecandan ölmek üzereyiz." dedi ilk olarak. "Kimse de bir şey demiyor zaten."

Arkadan bir erkek sesi geldi ancak ne dediği anlaşılmıyordu. Güliz birden parladı.: "Size ne ayol! Çıktığında Defne'ye izleteceğim belki. Kimin dost kimin tost olduğunu anlasın. Ne kadar rahatsınız ya siz. Kadın içerde ne zorluklarla boğuşuyor kim bilir."

Ekran aniden arkaya döndü; Ferit'i, Çağatay'ı ve Tuncay'ı çekmeye başladı. Üçü de yan yana sakinlikle duruyordu.

Sahi sağıma soluma bakındım da Tuncay'ı göremedim. Alpay'ın kulağıma yaklaşıp "O biraz gecikecek." demesiyle yeniden ekrana döndüm. "Ben burada yerimde duramazken bu üçü sipariş bekler gibi senin bebeğini doğurmanı bekliyorlar." diye dert yandı. "Onlar için her şey çok normal çünkü. Ama bak şuraya yazıyorum, Yağız'ı sevebilmek için üçü de sıraya girmezse daha da bir şey bilmiyorum."

Yeniden ekranı kendisine çevirdi ve yüzüne yaklaştırıp "Ama sen içeride nelerle mücadele ediyorsun güzel arkadaşım. Bunların rahatlığı öldürecek beni, kusura bakma!"

"Ya kız sizin kavgalarınızı mı izleyecek çıktığında?" Ses Burcu'ya aitti.

Güliz'in elinden telefonu aldı ve daha sakin bir şekilde "Merhaba," dedi. "Defnecim... Biz sana ileride bugünleri hatırlayabilmen için küçük bir anı bırakmak istedik."

O an neden bilinmez anında gözlerim doldu.

Ekran bir de hastane koridorunda bekleyen onca insanı kapsadığında artık daha bulanık görüyordum her şeyi. Alpay sarılışını sıklaştırdı ve işe yarayacakmış gibi "Şşh," dedi. "Neden ağlıyorsun güzel bebeğim?"

Omuz silkip izlemeye devam ettim. Herkesi orada görmek duygulandırmıştı işte beni.

"Biz sizi bekliyoruz," diyordu Burcu yeniden ekranı kendisine çevirerek. "Kocan biraz işleri zorlaştırıyor ama olsun, hak veriyorum ona. Şimdi Cenk yanında. Biraz sakinleşsin Alpay'ı da çekeceğim sen hiç merak etme."

Tuncay'ı çekmeye başladı Burcu. "Neler söylemek istersin?"

Oturduğu yerden kalktı ve sağı solu kontrol ettikten sonra ekrana yaklaştı. Ferit'in "Alpay'dan korkuyor kesin," demesiyle Tuncay'ın "Yağız'ın kız olarak doğup bize son dakika golü atmamasını diliyorum," demesi aynı anda oldu. "Ben amcan olarak seni her koşulda koruyup kollayacağım ama sen sürekli cinsiyet değiştirip bizim hayalleri bozuyorsun Yağızcım."

"Pislik herif! Allah bilir çocuğu ne işlerinde kullanacak."

Konuşan Çağatay'dı. Videodaki söylemine hak veriyordum. Melih neyse Tuncay da oydu. Eminim ki bebeğimi kız düşürmek, yeni ilişkiler kurmak üzerine kullanma hayali kuruyorlardı. Anca rüyalarındaydı.

Kamera bir yana kayınca az önce sesini duyduğumuz Çağatay da ekranda belirdi. "Ne diyeyim ki?" diye sordu ekranın ardındaki Burcu'ya.

"Söyle işte bir şeyler..."

"Ben Çağatay amcan..." dedi biraz çekinerek. "İnşallah sağ salim doğuyorsundur şu an. Çünkü biraz daha bizi bekletirsen baban ortalığı ayağa kaldıracak. Avukatı olarak onu ben bile aklayamayacağım hastanedeki taşkınlıkları nedeniyle."

"İlk günden babasını kötülüyorsunuz resmen çocuğa!" diyen Güliz'di. "Benim arkadaşım her gün baba olmuyor sonuçta. Heyecanlı ne yapsın?"

Burcu da Güliz'i çekmeye başladı anında. Ekran ona dönünce anında gülümsedi. "Teyzecim, canım bebeğim." diye başladı konuşmaya Güliz. Gözlerinin içi gülüyordu resmen. "Ben babanın iş arkadaşıyım Yağızcım— Dur dur baştan başlayacağım... Yağızcım merhaba, ben Güliz teyzen; annenin ve babanın en yakın arkadaşlarıyım— Burcu saçım nasıl görünüyor? Şöyle iyi mi?"

Bir türlü konuşmaya odaklanamıyor olması Burcu'yu usandırdı. "Sen konuşana kadar Yağız koca delikanlı olacak haberin olsun!" dedi bıkkınlıkla.

Cümlesi öyle derinden etkiledi ki beni o günlerin gerçekten geleceği zamanların olacağını bilmek nefesimi tutmama neden oldu. Yağız'ın koca delikanlı olacağı günler sanki hiç uğramayacaktı. O benim hep minik canavarım olarak kalacaktı.

Burcu ekranı yeniden kendisine çevirdi ve "Söylemeyi unuttum. Cem abin seni bekleyemedi. O daha küçük. Babaannesine bırakmak zorunda kaldık. Ben ileride çok iyi arkadaş olacağınıza canı gönülden inanıyorum. İleride aranızda bir anlaşmazlık olmasın diye bu ayrıntıyı vereyim dedim."

Gözyaşlarım bir bir yanaklarımdan akarken video aynı tempoda akmaya devam ediyordu. O an kendileri bittikten sonra herkese birkaç cümle söyletiyorlardı geleceğe anı bırakmak adına.

O kadar değerliydi ki benim için bu anları görebiliyor olmak. Yalnız olmadığımı, sevildiğimi ve değer gördüğümü anımsatıyordu bana görüntülerin her bir ayrıntısı. Ben içeride canımın derdine düşmüşken onlar bizim için dua ediyor, heyecanlanıyor ve bizi bekliyordu.

"Git başımdan ya, ne videosu?"

Bunu söyleyen canım adamımdı. Karnımı okşayan, bedenimi yatıştıran adam sessizliği bozmamak adına ulağıma yanaştı. "Özür dilerim," dedi üzüntüyle. "Ben o an ne için çektiklerini bile idrak edemedim. Senin için olduğunu bilseydim saatlerce hislerimi dökebilirdim."

"Baban biraz gergin," diye açıklamada bulundu Burcu videoda. Ama Alpay'ı videoya almaya devam etti uzaktan uzağa. Yerinde duramıyor, sürekli birilerine bir şeyler söyleyip içeri girmek istiyordu. Çaresizce bekliyor, çökmüş bir halde kenarda oturup başını eğiyordu.

Sıkı sıkıya tuttum ellerini. "Çok mu endişelendin bizim için?" dedim akıp giden videoyu takip etmeyi bırakarak.

Kapkaranlık odada bile ışıl ışıl parıldayan koyu yeşil gözlerini görebiliyordum gözyaşlarım yavaş yavaş akmaya devam etse de. "Senin içeri girmeni istemediğim için mi tüm bu öfken?"

"Senin sesini duydukça ama sana ulaşamadıkça canımdan can gitti Defne," dedi gözleri kapanıp alnı alnıma dayandığında. "Şimdi düşünüyorum da yanında olsam ve hiçbir şey yapamasam, bu daha fena olurdu."

Onun yanımda oluşunu, ben bağırdıkça onun da öfkelenerek bağırmalarını hayal ettim de yüzüm güldü. "Ben kocamı tanıyorum işte," dedim sevecenlikle. "Bu yüzden benim sözümü dinlemen her zaman çok daha iyi."

"Öyle tabi," dedi alnıma bıraktığı buseyle geriye çekilip yüzümü incelerken. "Ayağımı ona göre denk alıyorum."

Ağır ağır konuşması gülmeme neden olup duygusallığımı dağıtırken aile üyelerimizin güzel dileklerini dinledim yeniden. Arkalardan bir yerden Melih'in "Altüstü çocuk doğuracak işkence ediyorlarmış gibi ayılıp bayılması şov gibi geldi." sözlerini duymamla beynimden vurulmuşa döndüm. Hatta o kadar ki yanlış duyduğumu bile düşündüm.

"Öldüreceğim kardeşini," dedim dişlerimin arasından. "Her gece evimize gelip bebeğimizi sevmesi hayal olacak artık ona."

Bebeğimin doğduğundaki o ilk buruşuk halinde bile acaba bu böyle hep çirkin mi kalacak ya demesini bile minik bir triple atlatmışken onu paralamak istiyordum tam da şimdi. Sen bittin Melih!

Moralimi bozmadan devam etmek istedim videoyu izlemeye ama çalan zille durdurmak zorunda kaldık. Işıklar yanınca kızarmış gözlerim acıdı. Güliz ise "Tuncay'dır," diyerek ayaklandı.

Alpay Emir telsizden Yağız'ı kontrol ettiği sırada Tuncay girdi odaya. Elindeki hediye paketiyle ilk olarak gözleri etrafta dolandığında anladım kimi aradığını. "Uyuyor," dedim düşen yüzünün haline gülümseyerek. "Şansını kaybettin."

Olumsuz birkaç homurdanma sonrası "Kocan yüzünden," dedi şikâyet eder gibi. "Kendi çalışmaya bayılıyor diye herkesi öyle sanıyor. İş kilitlemekten de geri durmuyor."

Alpay Emir bu konuda ağzını bile açmazken Tuncay hevesle vermek istediği hediye paketini istemeye istemeye bana uzattı. "Uyanmaz şimdi değil mi?" dedi şansını deneyerek.

"Üzgünüm," dedim dudaklarımı birbirine bastırıp bebeğimin hediyesini merakla açmak isteyerek. "Ne gerek vardı?" diye kabul ettim ama açarken ben bile heyecanlanmıştım.

"Kardeşim görmen lazımdı. Bir de forma giyinmiş... Nasıl sevimli olmuş var ya!"

Çağatay'ın nispet yapar gibi Tuncay'a Yağız'ı anlattığı sırada büyük kare kutunun kapağını açtım. Gördüğüm şeyle beraber ne diyeceğimi bilemezken ilk işim Alpay'a dönmek oldu. Bunu beklemiyordu ki şaşkınlıkla baktı.

Tuncay ise Çağatay'dan duyduklarıyla yarım ağız "He öyle mi?" diyerek moralini düzeltmeye çalıştı; tabi sonra da anında "Şimdi dışardan geldim, ben bi ellerimi yıkayayım geleyim." diyerek aramızdan ayrıldı.

Kutunun içindeki minik bareti Alpay Emir çıkardı. Üzerindeyse Yağız Alp Koçarslan yazılıydı.

Yağız'ın babası sayesinde evde zaten dağlar kadar inşaat temalı oyuncağı vardı ancak sahada kullanabileceği gerçek bir bareti olmasını ben de beklemiyordum.

"Siz şaka maka inşaatçı yapacaksınız benim çocuğumu," dedim inanamayarak.

Alpay ise elindeki minik barete bakıyordu hoşuna gittiğini saklamadan. "Lan Tuncay..." diyordu şaşkınlıkla. "İnşallah zam mam için yapmamışsındır şu hareketi."

Tam o sırada minik bir cızıltıyla Tuncay'ın sesini duyduk ancak o burada değildi bile. "Oğlum bu ne tatlılık lan..." fısıltısını duyduğuma yemin edebilirdim.

"İt herif ya!" diye yükselen Alpay Emir oldu. Yanımdaki telsizi aldı eline. "Elimi yıkayacağım diye çocuğuma koşmuş."

Ofladım ve "Uyandırmasa bari!" dedim ağladı ağlayacak bir ifadeyle. "Yoksa geceyi zehreder bize. Kesin uyandıracak ya..."

"Tosunum benim ya. Aslanı da geçmişsin sen he!" sözleriyle devam ediyordu Yağız'ı mıncıklamaya. Duymak bir yana görüyordum da kollarını bacaklarını mıncıkladığını.

"Uyuyor ama ya..." Artık bunu dememi mi bekliyordu bilmiyorum ancak bebeğimin tiz ağlayış sesini duymak çok zamanımızı almadı. Babasıysa buna neden olanı yakalamak adına çoktan yanımızdan ayrılmıştı: "Ben şimdi seni bu baretle mahvetmez miyim?" Bense sadece Melih'e değil, Tuncay'a da dar edecektim dünyayı. Anca öyle adam olacaklardı.

...

"Yağız'ı alayım mı yavrum? Yoruldun."

Evimize varmak üzereydik. Kucağımda bebeğim varken ve uyanıkken babasının bunu soruyor olması çok yanlıştı. Daha kısık bir sesle "Taşıyabilirim," dedim Yağız'ın duymasını istemeyerek. "Az kaldı."

Huysuzlanacaktı yoksa. Ağır olması elbette bir anne için hiçbir şeydi ancak benim kollarımın onu zar zor taşıması da bizim aşmamız gereken bir meseleydi.

"Bugün çok güzel geldi," dedim bahçe kapısını açan canım adamıma doğru. "Günler sonra çok iyi geldi."

"Birkaç günlüğüne bir yerlere kaçırayım o halde ben sizi."

Alpay'ın teklifine kayıtsız kalamayacağım sırada bahçede gördüğüm bedenlere hiç şaşırmadım.

Her akşam utanmadan evimize dadanan Melih bu defa abimi de yanına katmıştı. Bizi arama zahmetine bile girmemişlerdi ki burada böyle oturmuş sohbet ediyorlardı bizi beklerken.

"Hoş geldiniz!" diyerek heyecanla kalkan Melih'e karşı hiç beklemedi bir tepki gösterdim: "Sen hangi yüzle geliyorsun buraya?"

Gözleri irileşirken kaşları şaşkınlıkla havalandı. Sonra ağabeyine dönüp "Siz kavga mı ettiniz?" dedi.

"Yoo!" dedim gayet rahat bir tavırla. "Çok iyiyiz."

"He anladım," deyip yeniden bana doğru gelmeye başladı gülümseyerek. "Yağız'a kızgınsın sen. Ne yaptın annene amcadayıcım? Kadın ateş saçıyor, bak sonra bana sataşıyor."

Alpay bu defa sormadan artık taşıyamadığımı anladığı noktada bebeğimi kucağımdan aldığında Yağız ağlayacak gibi oldu ki pışpışlanınca ağlamaktan vazgeçti. Melih ise bakışlarımdan sebep bebeğime yanaşamadı bile.

"Sana kızgın olacağım niye gelmiyor aklına?" dedim ben de Alpay gibi abimin yanına geçerken. Ona ne kadar hoş geldin diyorsam Melih'e de bir o kadar surat asıyordum.

"Ya ne oldu şimdi?" dedi gerçekten anlam veremeyerek. "Neye kızgınsın?"

"Ne mi oldu?" dedim şaşkınlıkla. Hiç mi geçmişe dönük bakmıyordu suçlarına, hiç mi aklına gelmiyordu yaptığı, söylediği şeyler?

"Ben doğumhanede ölüm kalım savaşı verirken sen benim arkamdan mı konuşuyordun?"

Abartma tozu eklemek sadece Melih'e mahsus bir şey değildi belki de. Yine de bebeğimin kilosu ya da onu doğurmaktaki durumumu alet edemezdi sözlerine. "Yok," dedim kararlılıkla. "Kendini bana affettirene kadar sana bebeğimi göstermeyeceğim. Öyle her akşam çıkıp gelemezsin artık bize."

Şaşkınlıkla kalakalırken "Ağabey?" dedi güç bulmak ister gibi. Alpay ise "Bana bakma oğlum!" diyerek savundu beni. "Duydun yengeni."

"Ya ne demek duydun abi?" diye diretti inanamayarak. "Göstermeyeceğim, sevdirmeyeceğim diyor? Şu evde Yağız'ı en çok sevme hakkına sahip bir tek ben varım. Yalan mı? Ben olmasam o da olmayacaktı?"

İlişkimiz üzerindeki çabasını sürekli öne sürmesi bana geri adım attırmayacaktı. "Kararım kesin," dedim abim Yağız'ı Alpay'dan alıp Melih'e nispet yapar gibi kucakladığı sırada. "O gece yanıma geldiğinde yaptığın yalakalıktan anlamalıydım zaten," dedim pişmanlıkla. "Ya ben senin çocuğuma çirkin bu deyişlerini bile affettim."

"Valla Defne bu," dedi canım adamım her şey normal seyrindeymiş gibi. "İnadı tuttu mu bana bile göstermez çocuğumu. Tutsaydın ağzını, konuşmasaydın karım hakkında öyle abuk sabuk."

Melih yanıma geldi, sarılmak üzereyken "Onca vukuatım oldu sen gittin buna mı takıldın?" dedi alınarak. Sarılmasına izin verdim ama ellerimi ona dolamadım. "Senden hiç beklemezdim," dedim soğuk yaparak.

"Nasıl affettirebilirim kendimi peki?" dedi bizimkiler Yağız'ı severken o burada benimle uğraştığı için içi içine yiyerek. "Benim güller güzeli yengem neler istiyormuş benden?"

"Senden ne isteyeceğim ya ben?" dedim bir yandan da ne isteyebileceğimi düşünürken. Ancak o benden önce davrandı ve "Aslında ben biliyorum beni nasıl affedeceğini," dedi. "Ya kızım zaten bizim gizlimiz saklımız mı var? Ben senden sır falan saklayamam. Benden günah gitti." diye sessizce konuştu kulağıma.

Abim de Alpay da duymuyordu bizi. Geri gittiğinde dikkatle bekledim söyleyeceklerini. "Aramızda kalsın yakında hala olacaksın," deyince anlayamadım sözlerini. İdrak edemedim yani.

 "Ama aramızda kalsın Giray sana söylediğimi öğrenirse gebertir beni." demesine kalmadan ellerim ağzıma gitmiş şaşkınlık nidalarımı saklayamamıştı.

Zaten asıl curcuna da öyle başlamıştı. Melih'in ağabeyimden çekeceği vardı.

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


  • Instagram
  • Whatsapp Kanal
  • Spotify
  • Pinterest
  • wattpad

© 2026 Rubeyyka. Tüm Hakları Saklıdır.

bottom of page