top of page

6. Bölüm

  • Yazarın fotoğrafı: rubeyyka
    rubeyyka
  • 25 Kas 2025
  • 17 dakikada okunur

Onu sevdiğimi kabullendiğim günle sevmemem gerektiğini anladığım gün aynı mıydı şimdi? O gün onun odasında bana yaklaşmasından nasıl etkilendiysem, düşüncesiz gibi birbirimizin arasındaki bir çekimden dolayı o duruma geldiğimizi düşünmüştüm, şimdi ikisini dip dibe görmek bunun benimle bir alakası olmadığını anlamamı sağlamıştı.

Kendimi fark ettirmemek adına tedirgince etrafıma bakmış ardından da yolumu değiştirerek başka bir sokağa girmiştim.

Ne hissetmem gerektiğini bilemiyordum. Şu an tek isteğim yanlarına gidip neden bu halde olduklarını sorgulamaktı ama hangi sıfatla? Böyle bir şey yapmaya hakkım olmadığı gibi alacağım cevapla da kendimi küçük duruma düşürmenin hiçbir anlamı yoktu.

Yüreğimdeki acı yetmezmiş gibi bir de parmak boğumlarımın acısını hissediyordum. Elimdeki poşetleri sıkmak bana zarardan başka bir şey vermiyordu. Üstelik gözlerimin yanması, akacak olan tuzlu suyun yanaklarımla buluşma isteğini arttırdığı sırada buna da sinirlenmeden duramamıştım. Ona buna ağlayan biri olmamıştım hiçbir zaman ama niyeydi şimdi bu ağlama isteği?

Keskin ve soğuk hava yanaklarımı şiddetinden ötürü kızartmışken burnumun ucunu hissedemez olmuştum. Adımlarımı hızlandırdığım süreçte karşıdan el ele tutuşmuş ve konuşarak gelen aralarındaki boy farkı normal bir durumda olsaydım gülümsememe neden olacak ikiliyi gördüm.

Ezgi ve amcası.

Ezgi'yi soğuk havadan dolayı kat kat giydirmişlerdi ve o, yürüyen bir balon balığına benzemişti. Biraz eğilerek elinden tutan amcası Selim de bıkmadan onun anlattıklarını dinliyor gibiydi.

Ezgi ile karşılaşmak mutlu etmişti beni. Az önce gördüğüm görüntü gözlerimin önünden gitmese de bir nebze olsun unutmak istiyordum.

Beni fark etmeden küçük adımlarla ilerleyen ikili böyle devam ederlerse de beni göremeyecek gibiydi. Biraz yana kayarak tam önlerine doğru adımlamaya başladığımda ilk fark eden Ezgi olmuş ardından da amcasının elini bırakıp bana doğru koşmaya başlamıştı. Elini bırakmayacak gibi olan adam beni görünce bırakmış ardından koşmaması için de uyarmıştı Ezgi'yi.

''Defne!'' Bir yandan sokakta adımı bağırıyor bir yandan da bana doğru koşuyordu. Bir elimi boş bıraktıktan sonra eğilip onu tek kolumla sarmalayıp beresinin ve atkısının izin verdiği ölçüde açık kalan yanağından öpmüştüm.

''Çok özledim seni. Niye gelmiyorsun bize?'' Beni azarlar gibi konuşması harfleri çıkaramayarak konuşmasıyla birleşince acayip tatlı bir hale dönüşmüştü.

''Ben de çok özledim seni.'' Dedikten sonra tekrar öpmüştüm. Ben öptükçe kıkırdıyor küçük kollarını boynuma sarıyordu. Biz yol ortasında sırnaşıp dururken bu hallerimizi elleri cebinde izleyen adamı daha fazla bekletmemek adına Ezgi'den biraz uzaklaşmış yerimde doğrulmuştum.

''İyi akşamlar Selim abi, Ezgi'yi görünce öyle gitmenize izin veremezdim kusura bakma.'' Samimiyetle kurduğum cümleye o da içtenlikle gülüp sorun olmadığını söylemişti. Annesinin bana bulunduğu imalara karşın hiçbir zaman Selim abiden öyle bir davranış görememiştim. Böyle olması rahatlatıyordu beni. Öbür türlü olsa yanında kelimelerine dikkat etmek, acaba bir sözümü yanlış anlar mı diye düşünmek zorlardı beni.

Elimdeki poşete küçük parmaklarıyla dokunup ''Bu ne?'' diye merakla sormasıyla başımı bacaklarımın dibinde durak balon balığına çevirmiştim. ''Elbise aldım, eve gidince ararsan gösteririm sana.''

Çok özlemiştim gerçekten de, şimdi eve gidelim desem olmazdı. Daha fazla soğukta bekletmemek adına yarın onlara gideceğimin sözünü vermiş ardından da tekrardan iyi akşamlar dilemiştim.

Eve yaklaştığım sırada Emir'i bizim kapının önünde telefon kulağında, konuşmadan bizim kata bakarken görmeyi beklemiyordum.

Az önceki görüntüleri görmeyi de beklemiyordun ama gördün Defne.

Kapıya yaklaştığımda beni fark edince telefonu kulağından çekmiş elimdekilere, daha sonra da bana bakmaya başlamıştı. Yanından geçip bir şey demeden zile basmıştım anahtarı çantamda bulup çıkaracak mecalim yoktu.

''Nereden böyle?''

Sanane?

Sorusunu duymazlıktan gelip evdekilerin kapıyı açmasını bekliyordum. Ona taraf dönmememle adımı söylemişti. Cevap vermediğim sürece uzatacak olduğundan normal bir sesle ''Efendim Emir abi?'' demiştim sadece.

''Duymuyor musun beni?'' Onun sesi ne kadar kendinden emin ve gür çıktıysa benimki bir o kadar sessiz ve sabırsız çıkmıştı. ''Duyuyorum.''

Zile bir daha basmak için elimi kaldırdığım sırada balkondan annemin sesini duymamla otomatiğe basılması aynı anda olmuştu. Büyük ihtimalle evde kim varsa o otomatiğe basmış annem de kontrol etmişti balkondan. Ben tam balkonun altında kapının dibinde kaldığımdan beni görememişti. ''Çıksana oğlum yukarı, Giray daha çıkmadı.'' demesiyle abimin yine onu beklettiğini anlamıştım. Gerçekten abim çekilir çile değildi. Ne zaman arkadaşlarıyla buluşsa bekleten, nazlanan o olurdu.

Arkamdaki adamı umursamadan kapıyı itmiş içeri girmiştim. Ardımdan sesi geliyordu. Anneme yok beklerim dese de annemin ısrarıyla kapı kapanmadan peşimden girmişti. Ben önde o ardımda yukarı çıktığımızda annem beni görünce şaşırmıştı. Büyük ihtimalle az önce göremediğindendi bu şaşkınlığı. Peş peşe içeri girdiğimizde annem sanki Emir'i ben getirmişim gibi kısık gözlerle bakınca kendimi açıklama ihtiyacı hissetmiştim.

Elimdeki poşetleri kenara bırakırken ''Kapıda karşılaştık.'' demiştim saçma bir şekilde. Emir'e baktığımda açıklama yapmamı o da saçma bulmuş olmalı ki sorgular gibi yüzüme bakıyordu. Gözlerimi kaçırıp üzerimi çıkarmış ardından onun da üzerindeki montu alıp asmıştım. Montunu aldığım sırada ellerimin eline temas etmesi anlık bir elektrik akımına kapılmışım hissiyatı yaşatmış bunun sonucunda da montunu elinden hızla çekip bu teması kesmiştim.

Sakin ol Defne.

Ona baktıkça gözlerim o elin buluştuğu sol göğsüne düşüyordu. İçeriden babamın seslenmesiyle içeri geçmiş selam verdikten sonra da karşısına oturmuştu. Banyodan gelen su sesiyle abimin banyoda olduğunu anlamıştım. Pes yani, adamı kendi keyfi için mi bekletiyordu? Annem banyo kapısından abime Alpay'ın geldiğini söylediğinde beklemesini söylemişti cevap olarak.

Mutfağa girdiğimde mutfak tezgâhının üzerindeki tabaklardan bizimkilerin yemek yediğini anlamıştım. Çok acıkmıştım ve zaten sıcak olan tencerelerden yemekleri ısıtmadan kendime tabak hazırladığım sırada annemin Emir'e aç olup olmadığını sorduğunu duymuştum. Bir de onunla oturup karşılıklı yemek yiyemezdim. Allah'tan aç olmadığını abimi de alıp gideceklerini söylediğinde bir an önce gitmesini istiyordum.

Acelece bir şeyler atıştırıp kalktığımda beş dakika bile geçmemişti. Salona bıraktığım poşetleri odama götürdüğüm sırada abim belinde havluyla banyodan çıkmış utanmadan bir de ortalıkta dolanıyordu. ''Kaç defa dedim sana şöyle dolaşma diye ya!'' Hiç hoşlanmıyordum yanımda böyle rahat olmasından. Ben onu ikaz ettikçe o inadıma yapar gibi davranıyordu. Kişilik olarak o kadar ayrıydık ki abimle, kardeş olmasak dünya üzerinde asla bir arada bulunmak istemediğim insanlardan biri olurdu kendisi.

Abimin sesini duymasıyla Alpay da ayaklanmış salona çıkmıştı. Üçümüz birbirimize baktığımız sırada gözlerim yine tam kalbinin üzerine düşüyor bu da sinirlenmeme neden oluyordu. İkisine de sinirle bakıp odama geçip kapımı kapatmıştım. Alpay Emir'in sitemle abime ''Hadi oğlum, az acele et.'' dediğini duyuyordum. Abim de ona bir şeyler demişti ama duyamamıştım.

Yatağımın üzerine koyduğum çantamdan duyulan mesaj sesine dönmeden önce üzerime eşofmanlarımı giydim. Annemin seslenmesiyle odadan çıktığımda abimler evden çıkıyordu. Onlara bakmadan annemin yanına gittiğimde ne aldığımı merak ettiğini, giyinmemi istediğini söylemişti. Onun dediği gibi yapmış elbiseyi giyip kısa bir mankenlik girişiminde bulunmuştum. Annem de beğenmişti elbiseleri. Ayakkabıya ihtiyacım olmadığından başka bir eksiğim de kalmamıştı.

...

Pazar sabahı olmasına rağmen tüm ev halkı olarak garip bir şekilde erken kalkmıştık. Klasik kahvaltı sonrası abim evden çıkmış annemle babam da oturma odasında az önce yaptığım kahveyi içiyorlardı.

''Ezgi'yi almaya gideceğim. Gelirken bir şey alayım mı marketten?'' Kapı arasından bizimkilere bakarak konuşmuştum. Annem de babam da Ezgi'yi kendi torunları gibi severdi. Hele bir de ufak cadı babamdan bir şey istediği zaman amca yerine dede dediğinde babamda akan sular duruluyordu.

Babam ona danışmadan Büşra'da kalmamdan dolayı laf etse de abimin izin vermesinden ötürü pek uzatmamıştı bu olayı.

Annem şimdilik bir şeyin lazım olmadığını ama büyük bir market alışverişine çıkmamız gerektiğini hatırlatmıştı. Haftaya Feyza ve ailesi gelecekti ne de olsa... Diğer hafta sonu da sonunda düğün olacak ve biz de bu telaştan kurtulacaktık. Aslında heyecanlıydım ama hevesim yok gibiydi çoğu şey için.

İnsanda heves mi bırakmışlardı?

Eşofmanımın üzerine kısa şişme montumu geçirmiş ardından da spor ayakkabılarımı giymiştim. Kahvaltıdan sonra Emel ablayı aradığımda temizlik yapacağını söylediğinde Ezgi'yi almayı teklif ettim. O da daha rahat edeceğini bildiğinden kabul etmişti zaten.

Sokakta ilerlediğimde hava soğuk olsa da çocuklar bu öğlen vaktinde dışarıda top oynuyorlardı. Koşuşturmaktan kızarmış yanaklarıyla bu havaya rağmen devam etmeleri umarım onları hasta etmezdi.

Onlara bakarak ilerlediğim sırada adımı duymamla bana seslenen o kadını görmüş ardından duymazlıktan gelmek istemiştim ama geç kalmıştım. ''Defnecim, buradayım.'' Yolun karşısından el sallayarak yanındaki yaşlı kadınla beraber bana doğru adımlıyordu. Böyle olunca ben de olduğum yerde kalmak zorunda kalmıştım. Annesi olduğunu düşündüğüm annemde yaşça daha büyük duran kadın bana kim olduğumu anlamaya çalışarak bakıyordu, tıpkı benim ona baktığım gibi. ''Anne, Meryem teyzenin kızı Defne.'' Annesine beni tanıttığı sırada annesi bana bakmaya devam ediyordu pek de memnun olmamış gibiydi.

İkimiz de birbirimize suratsızca bakmaya devam ederken adının Sumru olduğunu öğrendiğim sonrasında ise hatırladığım kadına bakmak bile istemiyordum. Acelem olduğundan bahsedip daha sonra görüşürüz tarzı şeyler diyerek uzaklaşmıştım yanlarından.

...

Emel abla elime içi ıslak kurabiye dolu saklama kabını tutuşturduktan sonra eğilip Ezgi'nin ayakkabılarını giydirmeye başladı. ''Olur da durmazsa ara Melih'i gelip alsın Defne.''

Eğer mızmızlanırsa ben de geri getirirdim zaten. Uzatmamak için onaylamış ardından balon balığına baktığımda gülmeden edememiştim. ''Abla kutuplarda değiliz, şu çocuğu şöyle giydirme gözünü seveyim.''

Gülmemi tutamamıştım. Komik gözüküyordu ama ikisi tarafından da ikaz edilmek kaçınılmaz olmuştu. Emel ablanın ''Defne!'' demesi ile Ezgi'nin ''Anne ya!'' diye ince sesle bağırması bir oldu.

''Aman, tamam demedim bir şey. Hadi.''

Bir elimde saklama kabı bir elimde Ezgi'nin eli, yavaş yavaş eve doğru gidiyorduk. Gördüğü her şeyi ''Bu ne?'' diyerek defalarca sormasına sabırla cevap versem de benim de bir sabrım vardı. İyi bile dayanmıştım.

Bizim sokağa girdiğimiz sırada elini sıkı sıkı tutmama rağmen çekiştirip ''Dede!'' diye seslenmesi üzerine karşıya, arabaya binmek üzere olan çifte baktım. Nihat amca ve Serap teyze de Ezgi'nin sesini duyunca duraksamış bize dönmüşlerdi.

Nihat amca Ezgi'yi kucağına almış nereye gittiğini sormayı bahane ederek onu konuşturuyor verdiği cevaplarla da keyifleniyordu. Serap teyze, pazara gittiklerini söyleyip bir şeyin lazım olup olmadığını sormuştu. Bilmesem de nezaketen olumsuz cevap verip teşekkür etmiştim.

Nihat amcanın hava soğuk hadi beklemeyin daha fazla tarzı söylemlerinden sonra onlara görüşürüz deyip gidecektik ki apartman kapısından Alpay Emir çıkmıştı. Nihat amca ve Serap teyze daha fazla beklememek adına arabaya binip giderken biz de eve gitmek için adımlayacaktık ama Ezgi, Emir'in ''Dayım'' diye seslenmesi üzerine nazlanırca sadece kafasını çevirip bakmıştı.

Onun bu haline Emir kadar ben de şaşırırken neden böyle bir şey yaptığını düşünüyordum. Normalde şu an Ezgi'nin Alpay Emir'in boynuna dolanıp öpücükler konduruyor olması gerekirdi.

''Küsüm ben senlen.'' Baskın bir sesle yüzüne bile bakmadan konuşmuştu.

Ne eve gidiyor ne de dayısına dönüyordu. O böyle yapınca ben de ne yapacağımı bilemedim. Emir yanımıza gelmiş bana baktıktan sonra kolumla desteklediğim renkli saklama kabına bakmış ardından da yeğenini kucağına almıştı. Bu Ezgi de az şeytan değildi. Önce adama yüz verme, nazlan şimdi de kucağında bit.

''Ne diye küstün dayına?''

Ezginin küçük elleri Emir'in geniş omuzlarının üzerindeydi ve üzerindeki şişkin montu sıkıp bırakıyordu.

''Annemi özledim. Ağladım sonra anneannem küçük dayımı aradı gelmedi seni aradı ama sen de gelmedin.'' Dünden bahsediyordu sanırım. Emel abla Ezgi'nin Melih ile beraber onlara gittiğinden bahsetmişti. Büyük ihtimalle Ezgi'nin canı sıkılınca da dönmek istemiş Emir'i Ezgi'yi eve götürmesi için aramışlardı.

Ezgi ona mırıl mırıl bir sesle derdini anlatırken ben elimdeki saklama kabıyla öylece yanlarında duruyor sadece dinliyordum.

Gözlerim yine ve yine onun göğsüne gittiği sırada artık sıkılmıştım bu durumdan. Etrafa bakmaya başladığım sırada birkaç kişinin de kalın kalın giyinip bir yerlere gittiğini görmüştüm. Keşke artık kar yağsaydı. Yılbaşına az kalmıştı zaten 2020'ye girerken en azından azıcık da olsa kar görseydik de tüm yılım güzel geçseydi.

Nedense kuzenim Esma ile küçüklükten beri kendimizi öyle şartlamıştık. Eğer yeni yıla girerken kar yağmış olursa o yıl da bizim için bembeyaz başlayacak ve tüm yıl güzel geçecekti. İnşallah öyle de olurdu.

''Aradı, ben de geliyordum zaten ama yolda bir arkadaşımla karşılaştım. Geç kaldım biraz.'' Koskoca adam ufacık çocuğa hesap veriyordu resmen.

Yolda arkadaşımla karşılaştım diye değiştirdiği bölümü ben sana söyleyeyim Ezgiciğim, dayın sokak ışığı altlarında sevgilisiyle oynaşmaktan başka hiçbir şey yapmıyordu.

''Amcam geldi aldı beni. Artık amcamı daha çok seviyorum!'' Şu an resmen Alpay Emir'e posta koyuyor gibi davranıyordu. Bu iş inada binerse uzar giderdi ve ben kesinlikle burada dikilmek istemiyordum.

''Hadi sonra tartışırsınız, üşüyecek çocuk.'' Sabırsızca çıkan sözlerime karşın Emir bana dönünce gözlerim gözleriyle buluşmuştu. Bir şey diyecek diye beklerken o sadece Ezgi'yi yere indirmiş ardından da ''Hadi girin içeri üşümeyin daha fazla.'' demişti.

Benim bildiğim Emir hafta içi yoğun çalıştığından hafta sonları evde dinlenir keyif yapardı ama Sumru denen kadınla buluşacaksa demek ki...

Gerçi benim bildiğim Emir diye de bir şey yoktu. O gecenin bir vakti yolda kimi görse yolunu çevirip yan yana bile gelmez kimseyle isminin anılmasını istemezken şimdi o kadınla burun buruna kadar gelebiliyordu.

İç sesim yeter artık Defne dese de ben bunları düşünüp resmen kendi kendime eziyet ediyordum.

Eve girdiğimizde Ezgi deli danalar gibi koşturmaya başlamış annemle babama şirinlikler yapıyordu. Canı kurabiye yemek istediğinden ben de mutfakta ona şu an süt ısıtıyordum. Annem yüzündeki gülümsemeyle yanıma geldiğinde benim de yüzümde gülümseme oluşmuş onun neye bu kadar mutlu olduğunu merak ediyordum. ''Evde çocuk sesi nimet gibi. Sabahtandır halim yok diye söyleniyordum şuncacık çocuğun peşinden koşarken hiçbir şeyim kalmadı.''

Isınan sütü bardağa koyduğum sırada annem de küçük not kâğıtlarından almış aklına gelen mutfak eksikliklerini yazıyordu. Az sonra babamla beraber alışverişe gideceklerdi biz de Ezgi ile yalnız kalacağımızdan mutfakta bir şeyler yapıp ardından da film izleyecektik.

Bir yandan da Feyzalar geldiğinde ne yemek yapacağımızı konuşuyor ona göre malzeme listesi oluşturuyorduk. Annem hazırlanmak için mutfaktan çıktığı sırada kucağında Ezgi ile babam girmişti. ''Oktay dede Defne ablam bana süt yapmış bak.'' Dünyanın en imkânsız şeyini yapmışım gibi konuşması ve ellerini çırpması babama kahkaha attırmıştı resmen.

Babam Ezgi'yi yere bırakmış kendisi de bir kurabiye yedikten sonra ''Size afiyet olsun,'' deyip mutfaktan çıkacağı sırada Ezgi'ye marketten bir isteği olup olmadığını sormuştu. İzin ister gibi bana bakması üzerine omzumu sen bilirsin dercesine silkmiştim. Bunun üzerine bir markette bulunabilecek tüm çikolataları ve cipsleri saymıştı. Eminim ki babam onun tatlı diline kanacak istediği her şeyi almak isteyecek ama annem olayı anlayarak el atacaktı. Atsındı zaten.

Annemle babam evden çıkmış Ezgi sütüyle kurabiyesini bitirmişti. Biz benim odamda Ezgi'nin isteği üzerine takılarımı takıp çıkartırken yavaştan acıkmaya başlamıştık. Dünden kalan yemekleri ikimiz de yemek istemediğimizden pizza sipariş ederiz diye düşünmüştüm. Az önce annem aramış başka yerlere de uğrayacaklarını ve geç geleceklerini söylemişti. Saatler geçmesine rağmen Ezgi hiç sıkılmamış sadece bir ara annesiyle konuşmak istemişti. Onlar telefonla konuştuktan sonra biz izleyeceğimiz filmi seçmiş ardından da annemler geldiğinde almış olacakları malzemelerle yapmak istediğim pastayı şimdi nasıl yapacağımı düşünüyordum.

Abim yakınlardaysa ve gelecekse eksik malzemeleri alabilirdi çünkü biz o pastayı yapmazsak Ezgi asla ve asla durmaz sürekli hatırlatıp darlardı beni. Keşke pasta yapma fikrini söylemeseydim demek için geç kalmıştım.

Abimi aradığımızda onun da geç geleceğini öğrenmiş ardından da Ezgi'yi bu fikirden uzaklaştırmak adına kırk takla atmıştım. Şimdi de pizza siparişi verecektik. Annemler yoldadır da belki onlar da yemek ister diye düşündüğümden onları aramış isteyip istemediklerini sorduğumda yolda olduklarını ama Serap teyzelere yemeğe gideceğimizi boşuna karnımızı doyurmamamız gerektiğini söylemişti. Nihat amca yine ve yine balık yapmış.

Nereden çıkmıştı şimdi bu Allah aşkına ya!

Anneme sitemle sorduğumda laf etmemem gerektiğini söyleyip kapatmıştı. Herkes evinde yeseydi işte yemeğini ne gerek vardı bir arada olmaya. Bir arada olmayı tabi ki istiyordum, bir kişi hariç.

Annemler yolda, gelmek üzere olduğundan bize erken gitmemizi söylemişti. Haklıydı da gidip yapılacak bir şey varsa yardım ederdim. Nihat amcanın balık sevdası bir tek benim başımı yakardı zaten. Herkes bu balık sofrasına âşıkken benim balık sevmememden dolayı bana eziyetti.

Ezgi'yi hazırladıktan sonra ben de üzerimdeki eşofmanları çıkartıp pantolon ve ince bir kazak giyip montumu ve telefonumu da almıştım. Emel ablalar orada mıydı bilmiyorum ama nerede olduğumuzdan haberi olması adına yoldayken aramış Serap teyzelere gittiğimizi söylemiştim. Kendilerinin evde olduğunu, yemekten sonra sadece çay içmeye geleceklerini söylemişti.

Kapıyı açan Serap teyze ikimize de gülümseyip bizi içeri almış ardından da ''Siz çıkarın üzerinizi ben yukarı çıkıyorum. Nihat'ı yalnız bıraktım.'' demişti. Terasta balık pişirdiğini düşündüğüm Nihat amcanın etrafını dağıtmaması için Serap teyze onu yalnız bırakamıyordu. Ezgi'nin üzerini ve kendi montumu çıkarıp kapı yanındaki boşluğa astığım sırada kapı anahtarla açılmış içeriye elinde poşetlerle Emir girmişti.

Bizim kapı önünde durmamızın sebebini anlamaya çalışıyordu. ''Yeni mi geldiniz?''

Yok, canımız kapıda durmak istedi. Defne biraz sakin mi olsan, adam hiçbir şey demedi bile.

Atar yapmak istememin hiçbir nedeni yoktu.

Onu onayladıktan sonra Ezgi içeri koşmuş ben de kalmıştım öylece. Mutfağa gidip yapılacak bir şey var mı diye baksam iyi olacaktı. Elindeki poşetleri vermesi için elimi uzattığımda poşetleri vermiş ve montunu çıkarmak için önünü açmaya başlamıştı. Onu orada yalnız bırakıp mutfağa geçtim.

Normalde başkasının evinde bu kadar rahat asla hareket edemezdim ama burası için aynı şeyi söyleyemeyecektim. Emel abla evlenip gittiğinden beri Serap teyze beni bu evin kızı gibi görüyor ve o rahatlığı hissetmemi sağlıyordu.

İçinde ekmek, içecek ve birkaç çikolata paketi bulunan poşetleri mutfak masasının üzerine koymuş ardından da mutfak tezgâhındaki pazar poşetlerine bakmıştım. Sadece yeşillikler, salata malzemeleri duruyordu. Yukarı çıkıp Serap teyzeye sorduktan sonra salata yapılacaksa onu yapabilirdim.

Mutfaktan çıkacağım sırada kucağında Ezgi ile içeri Emir girdi. ''Defne, dayım bana çikolata almış. Nerede sen gördün mü?'' Biri bu kıza sevindiğinde bağırarak konuşmaması gerektiğini söylemeliydi.

Bir çikolataya tüm küslüğünü unuttun mu yani? Dayın senin yanına gelmek yerine Sumru denen kadının yanındaydı ve sen bir çikolataya her şeyi göz ardı mı edeceksin? Seni yetiştirememişim Ezgi, yazıklarım olsun sana.

''Küs değil miydin sen dayına?''

''Yoo, hadi dayı ver çikolatamı.'' Emir öylece durmuş gülerek bir benim suratsız yüzüme bir de kucağında zıplamaya çalışan bücüre bakıyordu.

Masanın üzerindeki poşete uzandığı sırada eline engel olmuş ''Daha yemek yemedi,'' diye uyardıktan sonra Ezgi'ye dönüp ''Yemekten sonra ben vereceğim.'' demiş ardından da poşeti alıp ekmek dolabının içine koymuştum.

''Dayı ya!''

Ezgi dayısına ısrarda bulunurken Emir sorarcasına bakmış ama fikrimin değişmediğini görünce Ezgi'yi ikna etmeye başlamıştı. ''Yapacak bir şey yok. Söz dinleyeceğiz.'' Ufak bir oğlan çocuğu gibi gözükmüştü böyle söyleyince. Kendine gel Defne. Yukarı çıkmak için yanlarından ayrılacaktım ki elinde boş tabaklarla Serap teyze mutfağa girmiş az önce ilgilenemediğini söyleyip kusura bakma tarzı şeyler söylemişti.

Emir, Ezgi ile beraber mutfaktan çıktığında ben de Serap teyzeye yardım ediyor onun yıkadığı salata malzemelerini doğruyordum.

''Serap teyze, Melih evde mi?'' Bizim için uzun sayılabilecek bir süredir konuşmamıştık ve merak etmiştim. ''Yukarıda amcana yardım ediyor. Güya Nihat yapıyor balığı ama hepimiz elinin altındayız.'' Yakınarak konuşmasına üzülmek yerine gülmek istiyordum. Ama yanlış anlar da ayıp olur diye bir şey demeden onaylamıştım sadece.

Hazırladığım salatanın sosunu yaparken kapı çalmış Serap teyze de bakmaya gitmişti. Büyük ihtimalle annemler geldi diye düşünürken seslerini duymamla bu düşüncem doğrulandı. Sesleri gittikçe uzaklaştığı sırada ben de dolaptan salata tabaklarını çıkarıyordum. Dolaptan aldığım tabakları yukarıya, terasa çıkaracağım için mutfak masasının üzerine tepsinin içine koyacaktım.

Onları koymak için arkamı döndüğüm gibi dibimde Alpay Emir'i görmek korkudan elimdeki tabakların düşmesine sebep olacaktı ki elimle beraber onları da tutmuştu. Sessiz sessiz ne ara gelmişti ve dibimde ne yapıyordu bu adam? ''Delirdin mi? Ne yapıyorsun ya dibimde.'' Korktuğumdan ötürü sesim kızgın ve yüksek çıkmıştı.

''Aklın bir karış havada Defne, seslendim duymadın.'' Duymadıysam bir daha seslenseydin o zaman. Hızla ellerinin arasındaki elimi tuttuğum tabaklarla beraber çekmiş yanından geçip sertçe tepsinin içine koymuştum. Şeytan diyordu ki masaya değil kafasına...

''Duymadıysam bir kere daha seslenseydin. Ne giriyorsun dibime dibime.''

Dibin batsın Defne, yeter kullanma artık şu kelimeyi.

Tezgâhtaki sürahiden kendine su doldurup bir yudum aldığı bardağı az önce benim tabakları koyduğum sertlikte tezgâha koymuş birkaç adım yaklaşmıştı. ''Derdin ne senin?''

Beyimize bak, sinirlenmesi gerek benken bu hakkı kendinde görüyordu. Masadaki tepsiyi alıp yanından geçip gitmek için hareketlendiğimde vermiştim cevabımı. ''Bir derdim yok.'' Gerçekten de yoktu. Tek isteğim yaklaşmamasıydı. Hele ki onları öyle gördükçe... Tek eliyle iki elimle tuttuğum tepsiyi almış diğer eliyle de kolumu tutarak durdurmuştu beni. ''Ne yapıyorsun ya, bıraksana kolumu.''

''Defne, ne diyeceksen de asabımı bozma benim. Bakışındaki, konuşmandaki imalarla yorma beni.''

Herhangi bir imada bulunmuyordum, sadece her hareketi asıl benim asabımı bozuyordu. Derince nefeslenmiş bu olayı saçma yerlere çekmemek adına onun suyuna giderek yok bir şey diye gevelemiştim. Yerse...

Elindeki tepsiyi alacağım zaman izin vermemiş beraber yukarı çıkmıştık. Her şey hazırdı zaten. Yanımda Emir ile beraber içeri girdiğimde annemin gözleri direkt beni bulmuş buradan bile anlayabildiğim 'Eve gidelim görüşeceğiz seninle.' der gibi bakıyordu.

Emir elindeki tepsiyi masaya bıraktığı sırada ben de şöyle bir masaya bakmıştım da tabaklar ağzına kadar doluydu. ''Bu kadar fazla değil mi?'' Nihat amcadan cevabımı beklerken o ızgaranın üzerindeki son balıkları çeviriyordu. ''Ne fazlası kızım az bile, abinler gelinceye bunlar da pişer geçeriz sofraya inşallah.''

''Abinler dediğine göre Feyza ile gelecek olmalıydı. Allah yardımcın olsun Defne. Annemle Serap teyze masada otururken babam ayakta camdan dışarı bakıyor Nihat amcayla konuşuyordu. Melih elinde telefon koltukta oturmuş mesajlaşırken nedense üzerinde bir gerginlik sezmiştim. Onunla ne zamandır konuşmuyor olmam sadece işim düşünce arayıp sormam benim ne kadar kötü bir arkadaş olduğumu göstermeye yetiyordu. Ezgi, Alpay'ın bacakları arasında tek bacağına oturmuş gülüşüyordu. Ben de öyle ayakta kalmamak için Melih'in yanına oturacaktım ki zil çalmıştı. Zaten ayaktayım diye ve abimlerin gelme ihtimali olduğundan kapıya bakmak için aşağı inen ben olmuştum.

Kapıyı açtığımda abim ve Feyza karşımdaydı. Onları içeri aldıktan sonra abim elindeki tatlı poşetini bana uzatmış ardından da nerede olduklarını sormuştu. Onları yukarı gönderdikten sonra elimdeki poşeti mutfak tezgâhına bırakmış ardından ben de yukarı çıkmıştım.

Herkes yerine yerleşmişti. Boş kalan tek yer Melih'in yanı Emir'in karşısıydı. Ben de yerime yerleştiğimde herkes nasıl olduğundan neler yaptığından konuşurken Ezgi Nihat amcanın kucağında nelerden yemek istediğine karar veriyordu. Masada balık ve salatadan başka bir seçenek yoktu zaten Ezgi neyi seçeceksen artık.

Serap teyze Feyza'nın ailesinin nasıl olduğunu sorarken Melih benim tabağıma adını bilmediğim birkaç küçük balıktan bırakırken herkesin yemeğe başlamasıyla çatalla kılçığından ayırıp yemeye çalışıyordum. Yiyesim yoktu zaten kokusu olmasa bile kokuyor gibi hissediyordum bu da iğrenmeme sebep oluyordu. Vakit geçmesi açısından tabağımla oyalanırken ara ara salata yerken Feyza'nın sesinden adımı duyunca bakışlarım önümdeki tabaktan ayrılmıştı.

''Ay Defne, sevdalı mısın? Daldın gittin tel tel oldu balıkların.''

Allah aşkına şu kıza kimse mi nerede nasıl konuşması gerektiğini söylemedi. Babamların yanında edilecek laf mıydı bu. Üstelik dalgınlıktan falan da değildi. Sevmediğimden oyalanıyordum işte. Ona cevap verme gereksiniminde bile bulunmadığım zamanlar sanki ona verecek cevabım yokmuş gibi tavır takınmasından nefret ediyordum.

''Kızım, son dakika karar verince sana başka bir şey hazırlamak aklımdan çıktı vallahi.'' Serap teyzenin mahcupça çıkan sesine karşın utanmıştım. Ara ara Nihat amcanın balık sevdası tutup böyle bir arada olduğumuzda Serap teyze asla atlamaz yanına başka şeyler de hazırlar benim aç kalmamamı sağlardı. Hakkını yemeyeyim her şeyi düşünür herkesi memnun etmek isterdi. Zaten bu toplulukta tek balık sevmeyen bendim. Bir kişi için bile böyle bir zahmete girişmesi her zaman beni utandırırdı.

''Yok, Serap teyze ondan değil, pek aç değilim de.'' Nasıl toparlayacağımı bilememiştim. Üstelik açtım da. Nihat amca ''Kızım yabancı mısın sen? Söyle ne istiyorsan hazırlasın Serap. Aklımdan çıktı senin balık yemediğin. Gelirken alırdık bir şeyler.'' demişti.

Böyle durumlarda utancımdan yüzümü saklamak istiyordum. İlginin üzerimde olmasını elbette severdim ama bu şekilde değil. İnsanları boş yere zahmete de sokmak istemiyordum. Feyza'nın bir sözüyle tüm konu ben olmuştum ve bu durumdan kurtulmak istiyordum. Az önce ayıkladığım birkaç parçayı ağzıma götürmüş zorla yemiştim. Başka bir şeye gerek olmadığını söylemem onlara yeterli gelmeyecekti. Feyza'ya döndüğümde hiçbir şey dememiş gibi abimle konuşuyor yemeğine devam ediyordu.

Annemin başka bir konu açmasıyla olay değişmiş herkes önüne dönmüştü. Ağzımdaki küçük parçayı kırk defa çiğnemiş kırk birincisinde zar zor boğazımdan göndermiştim. Ardından önümdeki içecekten derince bir yudum aldığım sırada Emir ile göz göze gelmiştim.

Annesinden aldığı yeşil gözlerini üzerimden çekmemesi iyice geriyordu beni. Melihin koluyla kolumu dürtmesi sonucu gözlerimi çekmiş soluma dönerek ona bakmıştım. ''Bana kola doldursana elim yağlı.'' Masanın kenarında duran içeceklerden istediğini almış doldurmuştum. Aradan zaman geçiyor ben salatayla karnımı doyurmaya çalışıyordum. Serap teyzenin sürekli mutfağa in ne istiyorsan hazırla demesine en sonunda 'yeter be kadın' diye tepki vermekten korkuyordum.

Konu dönmüş dolaşmış düğüne gelmişti. Annem Serap teyzeye hafta sonu Feyzaların geleceğini söylüyor ve ne hazırlasak diye akıl alıyordu. Feyza ise uğraşmayın gerek yok demek şöyle dursun annemden canının çektiği şeyleri istemekle meşguldü.

Su böreği istediği sırada Melih damarıma basmak ister gibi seslice merak etme yenge Defne harika su böreği açar parmaklarını yersin.

Aptal, bari şu kızın yanında yapma!

Hamur açmayı pek beceremezdim bu yüzden de bir gün Emel ablanın gazına gelmiş ve tek başıma su böreği yapmak istemiş kimseyi de mutfağa sokmamıştım. Yaptığım şey kesinlikle su değil sünger böreği olmuştu. Ben hayatımda o kadar kalın ve hamurumsu bir şey yememiştim. Bir de kimse laf etmesin diye gelip gidip ben yiyor başkalarının yiyip de laf etmesinin önüne geçemeye çalışıyordum. O günün akşamında Serap teyzelerin çaya gelmesi üzerine abim beni rezil etmek amacıyla ne kadar güzel yaptığımdan söz etmişti. Böyle olunca da Nihat amca meraklanmış varsa getirmemi istemişti. Ne kadar yok, kötü oldu, getirmeyeyim dediyse de ısrar etmişti. Artık istediği için değil meraklandığı için istediğini anlayabiliyordum. Bir dilimin yarısını zorla yemiş yine de ilk defa yapmama göre güzel olduğunu söyleyip beni heveslendirmeye çalışmıştı.

Feyza'nın yüzsüzce bir de ''Hiç söylemiyorsun Defne, göremedik yaptığını.'' demesi beni iyice dellendirmişti. Salak mısın kızım sen? Neredeyse bir yıldır tanıyorduk birbirimizi ama tanışmıyorduk. İki kelam etmişliğimiz mi var seninle?

Melih'in bacağına tüm gücümle geçirmem onun yüzünün buruşmasına Emir'in ise keyifle gülmesine sebep olmuştu. Biliyordu ki yemek masasında Defne'ye laf edilmez edilirse de masa altından tekme yenir.

Çok şükür annem bunu yapamadığımdan falan bahsedip beni rezil etmemiş Serap teyzeyle konuşmaya devam etmişti. Melih beyaz ışığa süratlice koşmaya devam ediyor Feyza'ya cevap veriyordu. ''Zaten saat beş altı olmadan evdesin kızım işi falan da bahane edemezsin oturur açarsın artık yengene börekler.''

Bunu demesinin ardından abim de gülerek benim börek falan yapamadığımı, Melih'in sinirlendirmek için öyle söylediğinden bahsederken annem olaya direkt dalmış yakınır gibi konuşmuştu. ''Ne beş altısı oğlum yediden önce gelemez oldu. Canım çıkıyor tüm gün. Keşke dediğin gibi olsa.''

Şaşırmıştım. Ama şaşırdığım şey kesinlikle annemin benim geç gelmemden dolayı yakınması değildi. Onun derdi zaten benim geç gelmem değil geç geldiğim için yemekleri yapamıyor olmam, ona kalıyor olmasıydı.

Beni şaşırtan şey bizden ayrı olarak babam, Nihat amca ve Emir kendi aralarında konuşurken Emir'in de konuya dâhil olup ''Ne demek yediden önce evde değil?'' diye sorması olmuştu.

Böyle direkt konuya dalınca da herkes tarafından dikkat çekmişti tabi. Abime dönüp ''Sen almıyor muydun Defne'yi?'' demesinin üzerine abim ağzındakini yuttuktan sonra rahatça konuşmuştu. ''Yok abi ya, bir ara bırakamadım e baktım rahat rahat gidip geliyor. Gerek de görmedim sonra.''

Ben Emir'in lafa atılması şaşırdım derken abimin cümleleri şaşkınlığıma şaşkınlık katmış bir de böyle rahatça konuşması öylece kalakalmama neden olmuştu.

Ben mi rahat rahat gidip gelmeye başlamışım. Gün içinde üç saatim yolda geçiyordu be! Kendimi abime yük oluyormuşum gibi hissetmiştim anında. Ona zor geldiğini söylese zaten ondan böyle bir şey istemezdim ki ben. Sadece o götürüp getirince ben de hiç yok falan dememiştim. Üstelik daha en başında kendi teklif etmişti bunu. ''Yol uzun ulaşım da sıkıntı yorma kendini oralarda.'' demişti.

O kadar kötü hissettim ki kendimi. Ne diyeceğimi ne yapacağımı bilemedim. Melih konuyu açtığına açacağına pişman olmuştu.

Alpay Emir yanında oturan abimi daha iyi görebilmek adına sandalyesinde yan dönmüş dişlerini sıka sıka abime karşı cümleler kuruyordu. ''Kardeşim ben sana sordum hani! Hastaneye gidip geldiğim günler senin bırakmana gerek yok dedim. Beraber gider geliriz dedim.'' Sinirlendiği bir şeylerin olduğu bariz belliydi.

Diliyle dudaklarını nemlendirdikten sonra devam etti. Masadaki kimse konuşmuyor ne diyeceğini bekliyordu. Emir ne kadar gerginse abim bir o kadar rahattı. Üstelik hala önündeki salatadan yemeye devam ediyordu. ''Ulan...'' cümleye sesini ayarlayamadığı için yüksekçe başlamıştı ki susmuş ardından tekrar konuşmuştu. ''Sen bana demedin mi ben alıp bırakıyorum sen uğraşma diye.''

Abim karşısında böyle rahatça durmaya devam ettikçe onun bedeninin gerildiğini buradan görebiliyordum ona yalan söylemesine bu kadar sinirlenmesi saçmaydı. Konu abimin beni saçma bir duruma sokup kendimi kötü hissetmeme sebep olmasıydı. Ağzımı açsam neler çıkacağından emin olamadığım için konuşmak istemiyordum. Üstelik başka bir evde başka bir masadaydık insanların huzurunu bozmaya hakkımız yoktu.

Babamın ortamı yumuşatma düşüncesiyle kurduğunu düşündüğüm cümle asıl huzursuzluğu getirmek üzereydi.

''Uzatmayın evladım, tek sorun havanın erken kararması o da birkaç aya kalkacak zaten ortadan.''

Birkaç aya kalkacak ve sonra geri gelmeyecek miydi yani, şu an oturduğum sandalyede ben değil bir robot oturuyordu sanki. Yerimde hareket etmiyor benim adıma konuşulan şeyleri dinliyor ve mimik bile oynatamıyordum. Ben ağzımı açmadıkça benim hakkımda konuşmayı herkes kendine hak mı sayıyordu yani.

Feyza, bir elini abimin koluna koymuş ona bakarak konuşmasına başlayıp hepimize bakarak devam etmişti. ''Uzatmayın hayatım, zaten Defne de memnun değilse bu yol mevzusundan başka yerde çalışmaya başlar.''

Feyza'nın saçma bir şekilde kendinde hâd görerek fikir beyan etmesi bendeki tahammül sınırını aşmış ve hiç yeri ve zamanı olmayan bir konuyu açmama neden olmuştu.

Yüzümde mimik bile oynamamış tüm soğukluğumu kelimelerimde de hissettirmek istemiştim.

Söyleyeceğim şeylerden sonra oluşacak kargaşayı az çok tahmin ettiğimden Serap teyze ve Nihat amcaya bakarak öncelikle onlardan af dilemiştim. ''Kusura bakmayın lütfen bu konuyu burada açmak istemezdim ama madem yeri geldi,'' Feyza'ya bakarak devam ettim. ''E birileri de benim adıma kendince kararlar vermeye başlamış. Şimdiden daha uygun bir vakit düşünemedim.''

Masada Ezgi dâhil kimse ses çıkarmıyordu. Benim güleç hallerime alışık olduklarından belki de bu kadar sade ve tekdüze konuşmam onlarda ne diyecek merakına sebep olmuş olmalıydı.

''Yol konusunu ortadan kaldırmak gibi bir düşüncem var evet.'' Ortaya konuştuktan sonra babama dönmüş vereceği tepkiyi umursamadan konuşmuştum. Bir gün başıma ne gelecekse dilim yüzünden gelecekti zaten.

''...ama bu işimi bırakarak değil, yakınlarda bir yerde arkadaşımla eve çıkarak olacak gibi duruyor.''


İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


  • Instagram
  • Whatsapp Kanal
  • Spotify
  • Pinterest
  • wattpad

© 2026 Rubeyyka. Tüm Hakları Saklıdır.

bottom of page