7. Bölüm
- rubeyyka

- 25 Kas 2025
- 15 dakikada okunur
Arda Bal, Görseydim Seni🎧
Hasret şarkısı bu.
Söylerdim sana,
Görseydim seni.*
Son zamanlarda sık sık düşündüğüm bu düşünceyi dile getirmenin yeri elbette burası değildi ama öyle bir noktaya getirmişlerdi ki sabrımı bunu söylememek için hiçbir sakınca görememiştim. Şu an tek korkum babamın ya da annemin diğer insanların yanında bana karşı çıkarak hevesimi kırmalarıydı.
Hemen kabul etmeyeceklerinin ben de farkındaydım ama onları da bu fikre alıştırmalıydım. Bu konuyu keşke burada açmasaydım diye düşünüyordum ama geç kalmıştım. Bu aile ile yakın olmamız tüm ailevi sorunlarımızı yanlarında konuşabileceğimiz anlamına gelmiyordu. Evde olsak çok daha iyi olurdu.
''Ne saçmalıyorsun kızım sen, ne evi ne arkadaşı?''
Az önce Emir'in gergin ve sinirli duruşuna karşın onu umursamadan rahatça yemek yemeye devam eden abim sözlerimin üzerine kolunu Feyza'nın hapsinden kurtarmış masanın üzerinden bana doğru eğilerek yüksek sesle konuşmuştu.
Onun çıkan yüksek sesinden Ezgi korkmuş olmalı ki Nihat amcaya sokulmuş çekingen bakışlarla abime bakıyor ama abim onun bakışlarını bile görmüyordu. Nihat amca bunu fark edince ortamdaki gergin havayı dağıtmak amacıyla ''Sakin ol oğlum, bir dinle önce kardeşini.'' demişti.
Abim ve dinlemek mi? Buna sonra güleceğim.
Ben abimin değil babamın tepkisini merak ettiğim sırada babam kızmamak ve bir şey dememek için kendini sıkıyor gibiydi. Büyük ihtimalle evde olmadığımızdan böyle davranıyordu. Annem abimin hemen ardından ''Başladın saçmalamaya yine.'' tarzı bir cümle kurmuş beni ciddiye bile almamıştı. Annemin sözü üzerine babam yüzüme bile bakmadan ''Evde konuşuruz, bozmayın huzurumuzu.'' dedikten sonra Nihat amcaya dönüp kusura bakmayın falan diyordu.
Tabi bunlar yaşanırken abim üzerime atılmamak için kendini zor tutuyor gibi masa üzerinden eğilmeye devam edip ''Bana cevap ver.'' diyor babam da ona evde konuşacağımızı söyleyip duruyordu.
Bense boş gözlerle masaya bakmaya devam ediyordum. Çünkü biliyorum ki bir şeyler söylesem olay büyüyecek yine ve yine suçlu ben olacak adım yine huzur kaçırana çıkacaktı. Madem evde konuşulacaktı konuşurduk biz de. Ama şu an burada bulunmak istemek en son istediğim şeydi.
Abimin hala bir şey demesi üzerine bu sefer babam sesini yükseltmiş abime bunu uzatmaması gerektiğini söylüyordu. ''Öyle ortaya bir laf atıp susmayacaksın benim karşımda. Kim o arkadaşın? Ulan ayrı eve çıkacağım diyor kafayı yiyeceğim.''
Yanlış bir şey mi demiştim, ya da kötü bir şey mi yaşatmıştım, neydi bu kadar tepki?
Babam abimin adını daha sert bir şekilde söyleyerek uyardığında ev sahiplerine saygısızlık olmaması adına sürekli olayı kapatmaya çalışıyordu ama abimin bu sözleri benim de artık konuşmam gerektiğini söylüyordu.
''Kötü bir şey söylemedim, yollarda sürünmektense yakınlarda eve çıkacağım dedim ne bu tepkin? Kazancım var çok şükür merak etme sana yük değilim.''
Özellikle az önce beni bırakma konusunda kendimi ona karşı bir yükmüşüm gibi hissettirmesi her şeyden daha çok yakmıştı canımı. Eğer düşüncesi buysa rahat olabilirdi. Kimseden bir isteğim yoktu.
Elini kaldırıp tehdit eder gibi sallaması ve üzerine saçma saçma konuşması cidden delirmeme neden oluyordu. Masadan kalkmadığım sürece de bu böyle devam edecekti. Şu andan itibaren ayıpmış terbiyesizlikmiş umursayamayacaktım.
Feyza'nın benim dediklerimden sonra küçük bir çocuğu uyarır gibi bana ''Ablacım abine karşı biraz sakin mi olsan?'' demesi benim için son noktaydı. Birkaç defa daha abim ile normal atışmalarımızda bile araya girmesi ve benim sürekli alttan almam gerekiyormuş gibi uyarması ona olan nefretimi katlıyordu.
Abimdi o benim, kavga da etsek birbirimiz için ölmek de istesek hiçbir şekilde aramıza giremez buna laf edemezdi.
''Kes sesini, bir daha abimle arama girecek olursan o zaman ne saygım kalır ne sevgim. Bu kaçıncı?''
Nihat amca da Serap teyze de bir şeyler söylememek için zor duruyor, herkes birbirine saygı duyduğu için olayı kapamaya çalışıyordu. Benim Feyza'ya söylediklerimden sonra abim sertçe yerinden kalkmış tekrar bana karşı parmağını kaldırarak susmamı saygısızlık yapmamam gerektiğini söylüyordu.
Sakin ol Defne. Sakın gözyaşlarını akıtma. Sinirlisin evet ama burada bunların karşısında değil.
Babam dayanamamış sesini yükselterek uyarmıştı bizi. Emir en başından beri yüzüme bakmıyor bir eli masada bir eli masanın altında tahminimce dizinde kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Arada sessizce abime laf ettiğini de duyabiliyordum.
Masada babamların olması onu susturuyor olmalıydı. Çünkü ne zaman bir arada olsak ve ne zaman abimle atışsak arkamda durup beni abime karşı koruyan oydu. Abimin yapması gereken abiliği hep o yapmıştı zaten.
Küçükken yaramazlığım sonucu başımı belaya soksam kurtaran o, uğraşmak istemeyip kaçan abim olurdu. Onun kendini abimin yerine koyması ona karşı da nefretle dolmama sebep oldu. Bana, senin abiliğini istiyor muyum diye sordun mu? HAYIR. Üzülecek bir şeyim yokmuş gibi bir de buna üzülüp iyice kendi omuzlarıma yük bindiriyordum.
Sonunda dayanamayan Alpay Emir sertçe abimin kolundan çekmiş yerine oturtmuştu. Onun oturmasıyla benim yerimden kalkmam bir oldu zaten. Ellerimin titremesini saklamak istediğimden kalktığım gibi ellerimi az önce yapmış olduğum yumruk şeklinden açmış avuç içlerimi pantolonuma sildikten sonra toparlamaya çalıştığım sesimle Nihat amcaya bakarak ''Özür dilerim, ben en iyisi eve gideyim. Ellerine sağlık Nihat amca.'' dedikten sonra annemin söylemlerini duymamaya çalışarak terastan çıkıp eve girmiş hızlı adımlarla da aşağı inmiştim. Burada biraz daha kalmak benim için işkence olacaktı.
Aşağı indiğimde peşimden ayak sesi duymuştum. Hemen arkamdan annem gelmiş benim montumu alıp giymeye başladığım süreçte kısık sesle ''Yazıklar olsun sana, ettiğin lafı geçtim burada mı edilir o laf, akılsız mısın sen kızım?'' demişti. Kadının derdi yine ve yine ben değil benim yaptıklarımdı.
Bakışlarımı ona kaldırdığımda ağlamamak için tuttuğum gözyaşlarımın kızarttığı gözlerimi görmüş ardından diyeceği ne varsa dememişti. ''Geç eve, biz de geliriz az sonra. Yediğimiz iki lokma o da burnumuzdan geldi zaten.''
Ona bir şey deme gereğinde hissetmemiştim kendimi. İstemeden seslice kapıyı açmış çıkmıştım evden ayakkabılarımı da giydikten sonra asansörü beklemeden sert adımlarla merdivenlerden iniyor bastığım her merdiven basamağını abimi eziyormuşçasına ayağımın altında yok etmeye çalışıyordum. Apartman kapısını açıp kapıdan çıktığım sırada yüzüme yediğim soğuk hava hızımı düşürmüştü. Ellerimin üşümesinden dolayı ellerimi montumun cebine koyduğumda sağ elime telefonumun gelmesi ama sol elimin bomboş kalması adımlarımı duraksattı.
Aklına tüküreyim Defne, anahtarın mı var geri zekâlı?
Ne de olsa annemlerle geri döneceğimizi düşündüğümden anahtarlarımı çantamdan çıkarmamış kapıyı kapatıp çıkmıştım dışarı.
Sokağın ortasında öylece kalakaldım birkaç dakika. Ellerim cebimde rüzgârın savurduğu saçlarımı bile umursamadan etrafıma bakmış ne yapacağımı düşünmüştüm.
Akşam vakti ne gideceğim bir yer vardı ne de geri dönecek kadar gurursuzdum.
Babaannemlere gitmeyi aklımdan direkt silmiştim zaten. Hikmet dedeler hâlâ onlardaydı oraya gitsem onların yanında oturmak zorunda kalacaktım onlar da bende bir gariplik sezip sıkıştıracaklardı. Aynısı bir üst katlarında oturan amcamlar için de geçerliydi tabi.
Bu durum kendimi o kadar kötü hissettirdi ki ağlama isteğim artmış gözümden birkaç yaş düşmesine sebep olmuştu.
Düşündüm de gidecek kimsem var mıydı?
Anahtarımın yokluğu eve girememek hikâyeydi, gerçekten gidip başımı omzuna yaslayabileceğim bir arkadaşım var mıydı burada? Aklıma gelen tüm isimler ardından gelen nedenler doğrultusunda siliniyordu. Yanaklarıma düşen sıcak su damlalarının haricinde burnumun ucuna düşen yağmur damlası sinirlerimi bozmaya yetmişti bile.
Cidden mi Allah'ım? Kaç zamandır kış geldi ne yağmur gördük ne kar diyordum da şimdi mi yağmur yağdırmıştın, sırası mıydı yani?
Daha fazla sokak ortasında durmamak adına yavaş adımlarla sokağın sonunda kalan parka doğru adımlamaya başladım. Akşam vakti ışıklar pek aydınlatmazdı orayı ama mahallede öyle kötü olaylar da yaşanmazdı. Tekinsiz bir yer olmadığından oraya gidip çardakta oturmak biraz hava almak daha iyi olacak gibiydi.
Yanaklarımdaki yaşlar soğuk havayı daha net hissetmeme bunun doğrultusunda da hafiften titrememe sebep oluyordu. Üç katlı binanın zemin katında, yarısı yerin altında bulunan terzi dükkânın önünden geçerken birkaç gencin kapının önünde sigara içtiğini gördüm. Onlara görünmek niyetinde değildim. Abimle arkadaş olmaları beni bu saatte görüp onlara yetiştirme hakkı tanıyordu onlar için. Yüzümü ve boynumu montun içine saklayarak hızlıca oradan geçecektim ki adını bilmediğim biri önce çıkaramamış sonra da sorarcasına ''Defne?'' demişti.
Yüzüne aşina olduğum adamı duymazlıktan gelmeyi o kadar çok isterdim ki... Bir de abime yetiştirip eve gitmediğimi öğrenmesini sağlarsa dilinden asla kurtulamazdım.
''Efendim?'' Sesim ağlamamdan ötürü biraz pürüzlü çıksa da bir şey fark etmemişti. Ta ki yüzüme bakıp kızaran yanaklarımı ve ıslak kirpiklerimi görene dek. Diğerleri içeri girmiş sadece o kalmıştı. ''İyi misin?'' İlgiyle yaklaşmasına karşın hızlıca yanıtladım onu. ''İyiyim ama abime burada olduğumu yetiştireceğini biliyorum. Hava almaya çıktım, atıştık da biraz. İzin ver rahat olayım.''
Direkt böyle konuşmam onun şaşırmasına sebep olmuştu. Dediklerime karşın ne yapacağını bilemiyormuş gibi kalmıştı birkaç saniye. Daha sonra bir adım atıp ''Yalnız bırakmayayım seni, vakit geç. Ya da gel içeri bir çay iç.''
Kahraman amcanın yıllardır bu yarısı yer altında bulunan dükkânda terzilik yapması ve buranın terzi dükkânından çok bir antika dükkânı gibi olması her zaman çekmişti beni. Ama ne yazık ki öyle içeri girip incelediğim de olmamıştı hiç. Zaten öyle herkesin girip çıktığı bir yer değildi. Bildiğim kadarıyla Kahraman amca eskiden beri bildiği birkaç kişinin özel terziliğini yapıyor buranın küçük bir yerini de kendine atölye olarak kullanıyordu. İçine sadece bir iki defa girdiğim yeri merak ediyordum en son yıllar önce girmiştim. Burası daha çok mahallenin delikanlılarının kendilerine mesken tuttuğu bir yerdi.
Abimlerin burada bazı akşamlar buluşup muhabbet ettiklerini biliyordum.
''Teşekkür ederim, yalnız kalsam daha iyi. İyi akşamlar.''
Kesin bir dille istemediğimi nasıl ifade edebilirdim bilmiyorum ama kimseyi istemiyordum yanımda. Yağmur hızlanırken adımlarımı da hızlandırmıştım. Islanmadan parka ulaştığımda normal olarak kimse yoktu. Uçta bulunan bir kamelyanın altına girdiğimde telefonumu çıkarıp anında anneme mesaj atmıştım. Hâlâ beni aramamış olması eve gitmediklerini gösteriyordu.
İnsanlara ayıp olduğunu, yemekten sonra hemen kalkmamaları gerektiğini yazıp göndermiştim. Anneme ayıp olmasın adı altında her şeyi yaptırabilirdiniz diye düşünüyorum.
Soğuk hava iyi gelmişti. Hiçbir şey düşünmemeye çalıştığım zihnimi bile dondurmuş tek düşündüğüm şeyin soğuktan titreyen ellerim olmasını sağlamıştı.
Eve gitmeye, bizimkilerle yüzleşmeye korkuyordum. Benimle tartışmak yerine kestirip atacak olmaları üzüyordu beni. Üstelik annem ciddiye bile almamıştı. Tek tepkisini belli eden abimdi onun da derdi benim evlenmeden evden çıkacak olmam olmalıydı. Allah bilir aklından neler geçiriyordu. Düşünüyorum da Feyza ile kendisi için de aynı şeyi düşünür müydü böyle bir şey için. Sevgili oldukları dönem haberimiz yoktu ama nişanları olduktan sonra hep bir arada olduklarını biliyordum. Ne yaptıkları ne yaşadıkları benim umurumda olmadığı gibi onun da benim yaşayıp yaşayacaklarım umurunda olmamalıydı. Yeri geldiğinde kendisini anlayışlı çok sıkmayan biri olarak görmemi sağlarken bir başka zaman da dünyanın en saçma düşüncesine sahip en kaba adamı oluyordu ne yazık ki.
Ara ara düşmeye devam eden gözyaşlarımı hırsla silip başımı gökyüzüne çevirmiştim ama gördüğüm şey yıldızlarla kaplı güzel bir manzara değil tahta bir tavan olmuştu. Gözlerimi kapatıp bu şekilde durmak boynuma giren havadan dolayı huylandırsa da rahatlatmıştı.
Gün gelecek kimsenin dediğine takılmayacaksın Defne. Kendi hayatında bir tek senin dediklerin olacak ve o gün gerçekten de kendin için yaşayacaksın. Ama şimdi biraz daha dişini sıkıp dayanman gerek.
Birden birkaç kedinin bağrışma sesini duymamla birinin geliyor olma düşüncesi kalbimin korkuyla sıkışmasına sebep oldu. Anında oturduğum yerden kalkmadan doğrulmuş etrafımı kontrol etmiştim. Kimseyi göremeyip ayak sesini işitiyor olmak olur da biri bir şey yaparsa benim nasıl bir tepki vermem gerektiğini düşünmemi zorlaştırıyor tedirginlikle dolmama neden oluyordu.
Sakin ol Defne. Ne olacak? Hiçbir şey.
Daha fazla burada kalmak akıl sağlığım için tehlike olmaya başlayacaktı. Hızlıca yerimden doğrulup azalan yağmuru umursamadan çardağın altından çıkıp ilk adımımı atacaktım ki biri kolumdan tutup beni kendine doğru çekmişti. Sırtım birinin göğsüyle buluşunca korkuyla sıkışıp durmak üzere olan kalbim şimdi de yerinden çıkacak gibi seslice çarpıp duruyor ve bağırıp sesimi birilerine duyurmam gerektiğini söylüyordu.
Kolumun tutulması iri bir beden tarafından çekilmem ve ağzımı açıp bağıracağım sırada büyük bir elin ağzımı kapatması dizlerimin tir tir titremesine sebep oldu.
''Madem bir tarafların üç buçuk atacak gecenin bir vakti çekip gitmeyeceksin bir yere.''
Alpay Emir'in sesini duymam ve nefesini saçlarımın arasında hissetmemle birkaç saniye rahata kavuşan bedenim bunu onun yapmış olmasını idrak etmemle beraber az önceki korkumun büyüklüğünde sinirle dolmamı sağladı.
Saçlarımın arasından kulağıma doğru söylediği söze karşın boşta kalan elimi dudaklarımın üzerine kapattığı elinin bileğinden tutup sertçe çekmiş bir hışım ona dönmüştüm.
Yakınlığından ötürü döndüğüm sırada saçlarımın yüzüne çarpması onun gözlerini kapatmasına sebep olmuştu.
Az önce bağıramasam da şimdi bağırmadan konuşmam için hiçbir neden yoktu.
''Manyak mısın sen? Ne yapıyorsun ya?'' Parkı dolduran sesimi işittiğimde buna ek olarak havlayan birkaç köpek sesi de duymuştum. Uzaktan geliyor sanmıştım. Bağırmamın ne kadar kötü sonuçlar doğurabileceğini düşünüp daha sonra aynı şiddette fakat daha kısık bir tonda konuşmaya devam ettim. ''Aklım çıktı aklım! Amacın ne senin?'' Birçok şey sıralamak istiyordum daha ama artık cevap da vermeliydi.
''Bu saatte burada bir başına ne yaptığını söylemesi gereken sensin Defne!''
Onun gergin ve sinirli çıkan sesini duymak istemiyordum. Onu görmek de istemiyordum. Onu etrafımda bana dokunurken hissetmeyi bana yakınken görmeyi hiç ama hiç istemiyordum.
''Sanane ya sanane. Nefes almak da mı suç? Asıl sen az önceki saçmalığı açıkla. Beni korkutunca ne olacaktı? Aa, bu saatte burada yalnız başıma kalırsam başıma geleceklerin ön gösterimini falan mı göstermek istedin?''
Ben yine ve yine ona karşı saldırı pozisyonuna geçmişken azıcık ışık sayesinde görebildiğim onun sinirden kaskatı olmuş olsa bile hala gözüme güzel gözüken suratı bana hiç ama hiç yardımcı olmuyordu.
Sumru'yla da bir sokak lambasının altındaydı Defne.
Sesli bir nefes bıraktıktan sonra gözlerini gözlerimden çekmiş arkamdaki bir yere bakmıştı. O öyle bakınca ben de meraklanıp baktığımda dört beş tane köpeğin birbirlerine sürtünerek gittiğini gördüm. Aradaki mesafeye bakılırsa büyük ihtimalle az önce ben tam çıkacağım zaman buralara yakınlardı ve benim onları görüp panikleyeceğimi bildiğinden böyle bir şey yapmıştı. Yoksa ne diye gitmeme engel olsun, yani bence bu yüzdendi.
Onun hayvan sevgisine karşın ben hoşlanmazdım. Bu sevmemek değildi. Biraz korkum da vardı elbet ama sanırım bu küçüklüğümden beri hiç onlarla bir arada bulunmadığımdandı. Belki alışmış olsaydım hayvanlara korkmazdım.
Sürekli buralarda dolanan o köpekler de beni sevmezdi üstelik. Çünkü her yanaştıklarında ben de onlardan kaçardım böylelikle aramızda saçma bir ilişki oluşurdu.
Ona geri döndüğümde tek kaşını kaldırmış sorarcasına bakıyordu. Daha çok... Şimdi anladın mı der gibiydi.
Yağmur hızlanınca elimden tutup çardağın altına çekmesiyle sinirle çektim elimi ondan. Bana dokundukça heyecanlanan kalbimden bile nefret eder olmuştum. Onun yüzünden her şeye nefret beslemek istemem ne kadar doğruydu? Üstelik o başkasını severken. Yani seviyordu galiba yoksa niye onunla öyle burun buruna gelsin ki?
Seninle de o konuma geldi Defne?
Son zamanlarda bana temas edişlerinin arttığını düşünüyor olmamı kanıtlar nitelikteydi bu hareketleri.
Duygularım karmakarışıkken birden bire farklı düşünceler nüfuz etti.
''Bir daha sakın dokunma bana!''
Birden yükselmiş olmam onun sabrını zorlamaya başlamıştı.
''Defne delirtme beni, bak zaten son zamanlarda var sende bir şeyler uğraştırma beni de ne diyeceksen.''
Damarıma basıyor beni gaza getirmeye çalışıyordu resmen ama söyleyeceklerimden hoşlanır mıydı orasını bilemem. Belki duyduklarından sonra kızacak bunları duymamış gibi yapıp benden uzaklaşacaktı ama ne olacaksa olsundu artık. Ben acabalarla yaşamak istemiyordum. Duygularımdan de emindim üstelik. Ona kendimi açtıktan sonra ya bana bir şans verirdi ya da kendinden uzak tutar beni de bu sevdadan vazgeçirirdi.
Ne Sumru umurumdaydı ne de abim, ailem. Aramızda bir ilişki olmasını beklemiyordum belki ama kalbimde o varken aklımdaki acabalarla da devam etmek istemiyordum yoluma. Bu güne kadar neyi en ince ayrıntısına kadar düşündükten sonra yaptıysam elimde patlamıştı varsın bu da öyle olsun ama ben artık bu yükten kurtulayım istiyordum.
Hâlen kimse tarafından aranmamak beni şaşırtıyordu ve onunla konuşmadan önce cebimdeki telefonu çıkarıp saate bakmıştım.
Hâlâ karşılıklı ayaktaydık. Bir adım bana yaklaştıktan sonra daha sakin bir ses tonuyla bana açıklamada bulundu. ''Aramaz sizinkiler, yanında olacağımı biliyorlar. Ama eve gittiğinde pekiyi şeyler olacak gibi durmuyor Defne.'' Son cümlesini duyana kadar benim yanıma geleceğini, benim nerede olacağımı nereden bildiğini düşünürken yolda gördüğüm adamın abime haber vermiş olabileceğini düşünmüştüm o gelecekti de engel olup kendi mi gelmişti yoksa? Gerçi böyle bir şeyin olacağına da hiç ihtimal vermiyordum.
Gözlerim yanıyor ve kaşınıyordu ellerimi yüzüme götürdüğüm sırada gerçekten de merak içeren bir sesle ''Nereden çıktı bu ev meselesi?'' diye sormuştu.
Yapma işte bunu. İlgilenme. Kimse neyi niye istediğimi sormadığında gelip sen derdime derman bulmaya çalışma.
Eskiden olsa beni mutlu eden bu halleri şimdi üzmekten başka bir şey yapmıyordu. Yakınlıklarını yanlış anlayıp hayal dünyasında yaşamama sebep oluyorsun, yapma şunu!
Bunları sadece düşündüğümü sanarken bir bir ona da söyleyeceğimi kestirememiştim.
''Yapma şunu, bana yakın davranma.''
Ok yaydan çıkmıştı. Ne olacaksa olsundu artık. Sesimin titremesi üzgün olmamdan mı yoksa her şeyin üst üste gelmesinden miydi bilmiyordum ama bugün yeterince kırılan kalbime bir de bu anımızı ekleyebilirdim.
''Nefret ediyorum senin bana iyi davranmandan.''
Söylediklerime karşın tek bir mimiği bile oynamamıştı aksine sanki zaten bildiği şeyleri tekrar ediyormuşum gibi kafasıyla beni onaylıyordu.
O böyle beni kale almıyormuş gibi davrandıkça benim kafam atıyordu. Tutma kendini Defne. Dilinin ucuna ne geliyorsa akıt gitsin, inceldiği yerden kopsun. Bilinmezlikler içinde yanıp tutuşacağına gerçeklerin peşinden git ve kendine bir yol çiz. Seviyorum de. Sevmiyor mu? Unut gitsin o zaman ya da seviyor mu çek kendine ö...
Yuh Defne sakin ol!
Saat epey geç olmuş etrafta zaten kimse yoktu ama yağmurun sesi etrafı iyice ürkünç bir yere çeviriyordu.
Şöyle etrafıma bir göz attıktan sonra soğuktan kuruyan dudaklarımı dilimle nemlendirmiş önüme gelen saçlarımı yüzümden çektikten sonra konuşmaya başlamıştım.
''Yanlış anlıyorum ben senin ilgini, sen bana yaklaştıkça da bambaşka şeyler düşüyor aklıma.''
Ben bana kızmasını bir şey demesini beklerken o pişkince beni dinliyordu. Daha çok... Alay eder gibi bir ifade vardı suratında.
Arkasını dönüp çardaktaki oturma yerine tersten oturdu ve sırtını masa kısmına yasladı kolunu masaya koyduktan sonra diğer eliyle beni gösterip ''Devam et lütfen.'' demişti. Aptal adam. Ben ne diyorum sen ne diyorsun. Şu an beni zerre ciddiye almıyor, resmen bakışlarıyla dalga geçiyordu.
Onun bu tutumuna sinirlenmemek elde değildi. Onun böyle bir tepki vermesi hatta tepki vermemesi burnumu sızlatmıştı.
''Seviyorum ya ben seni! Öyle abi olarak falan da değil üstelik. Bir tane abim var benim başka istemez.'' Yakınır gibi çıkan sesimle sustum. Dediklerimi idrak edemediğim bir noktadaydım. O böyle baktıkça onun karşısında durup daha fazla kendimi ezemeyecektim.
''Daha fazla yük edemeyeceğim bunu anladın mı? Biliyorsun artık. Ne bana yaklaşıp dengemi boz ne de gelip bana abilik yap. İstemiyorum seni etrafımda.''
''Bitti mi?''
Üzerine atlayıp onu pataklamamak için kendimi zor tutuyordum. Ben ne diyordum o nasıl bir tepki veriyordu. Allah'ım bu ne kötü bir andı böyle. Ya bu an hiç yaşanmamış olsun ya da bir an önce bitip gitsin.
Pişkince sırıtması kalbimi kırmıştı. Ona olan duygularımla gurur duymuyordum elbette. Kim bilir benim hakkımda neler düşünüyordu şimdi. Biraz daha tut kendini Defne sakın o aptal gözyaşlarını akıtma.
Çenemi sıkmaktan dişlerim ağrımaya başlamıştı. Ona son defa bakıp yağmuru aldırmadan çardaktan çıkıp hızlıca adımladım. Ben kendimce ona karşı uyarımı yapmış isteğimi söylemiştim.
Yağmur damlaları saçlarım başta olmak üzere spor ayakkabılarıma kadar beni ıslatmaya başladığında kolumdan tutup beni durdurduktan sonra karşıma geçip yukarıdan bakmaya başlamıştı. Yüzüme düşen yağmur damlaları yavaş yavaş akan gözyaşlarıma karıştığı sırada kalan son gücümle titrek ve sessiz çıkan sesimi duymasını ümit ederek konuştum. ''Çekil önümden, senin alay etmelerinle uğraşacak gücüm yok benim.''
''Ne kadar oldu?'' Sert ve gür sesiyle kafamı kaldırıp ona anlamaz gözlerle baktım.
''Sen böyle hissedeli, ne kadar oldu Defne!?'' Niye böyle konuşuyordu ki şimdi az önce dalga geçer gibi beni dinleyen hatta dinlemeyen adama ne olmuştu?
Kendi sorusunu kendi cevapladı. ''Ben söyleyeyim. Bir ya da iki ay.''
Gözlerini gözlerimden ayırmadan hatta gözlerimin de ardını görmeye çalışır gibi dikkatli bakmasından biraz ürktüğümden ve ona bakarken yüzümün gökyüzüne biraz daha meyilli olmasından yüzüme düşen yağmur damlalarından kurtulmak istemiştim. Bakışlarımı göğsüne indirdiğimde aklıma direkt o kadının ona dokunması gelmişti.
Ne yani sadece bir iki aydır ona böyle hissettiğim için duygularım yalan mıydı ya da ona kendimi açmam için onu yıllardır falan seviyor olmam mı gerekiyordu?
Düşüncelerim bana asla yardımcı olmuyor aksine beni hiç yapmak istemediğim şeylere itiyordu. Aklıma gelen şeyle sinirle gülmüş dudaklarımı dişliyordum bir şey söylememek için ama kendimi tutamamıştım.
''Beğenemedin mi? Ne yapsaydım birkaç ay daha bekleyip iyice bunu kendime yük ettikten sonra mı gelseydim sana!''
''Defne sen beni aptal mı sanıyorsun? Ulan bir ay be bir ay! Bir ay bile dayanamadın.'' Neyden bahsettiğini anlayamadım. İkimiz de üzerimize damlaları umursamıyorduk ama onun saç tutamlarına tutunan damlalar alnına kayıyordu. Bundan rahatsız olmalı ki eliyle saçlarını geriye yatırmış tekrar yüzünü yüzüme yaklaştırmıştı.
''İlgine karşılık bulamadın, dayanamadın şimdi karşılığını istiyorsun.''
Her şeyin farkındaydı. Ona olan ilgimi deniyordu resmen. Demek o sebeple son zamanlarda daha çok benimle ilgileniyor en ufak yaklaşımında bile nasıl da farklı tepkiler verdiğimi görmek için bunu kesmiyordu.
Bunun farkındalığıyla zaten bir dökülüp bir dökülmeyen gözyaşlarım tekrar dökülmeye başlamış ağzım ne diyeceğimi bilemediğinden öylece açılmıştı.
''Sen... Farkındaydın. Anladın ama bir şey söylemedin.'' Resmen benimle oynamıştı. Şu an tam olarak böyle hissediyordum.
''Defne!'' Ağlamamın hızlanmasıyla o da ne yapacağını bilemiyor gibiydi.
''Salak yerine koydun resmen beni.'' Akan burnuma bile şu an ağlamak istiyordum.
''Sumru'yla mı berabersin?'' Onu mu seviyordu? Madem sevdiği vardı ne diye anladığı halde uyarmamıştı beni? Niye böyle bir yangının içinde tek bırakmıştı? Her derdime koşan adam bu dertten niye kurtarmamıştı beni?
Birden başka bir konudan söz etmem onu afallatmıştı. Koca eliyle elimi tutmuş ben hiçbir tepki veremeden bizi az önce çıktığımız çardağın altına geri getirmişti. ''Ne saçmalıyorsun, ne Sumru'su?'' Niye inkâr ediyorsun? Zaten kırdın kalbimi duyacağım cevaptan sonra kırılacak bir kalbim kalmadı ki.
''Sizi gördüm. O gün.'' Allah kahretsin gözlerim yine onun dokunduğu yere gidiyordu. Eli kalbine dokunmuştu acaba yürekleri de birbirine değiyor muydu? Seviyorlar mıydı gerçekten de birbirlerini?
''Defne sabrımı sınama benim.''
Sesimin ara ara yükselmesi umurumda bile değildi. ''Gördüm diyorum sizi. Sokakta, burun burunaydınız resmen. Niye inkâr ediyorsun? Ama merak etme devamına bakamadım!'' Konu nereden nereye gelmişti.
Elleri yanaklarıma uzandığı sırada başımı sallayarak ona engel olmuştum. Dinlemiyor muydu beni? Daha az önce bana dokunmasını istemediğimi söylemiştim. ''Kurban olayım ağlama artık.''
''Ağlatma o zaman! Ben sen bana kızarsın diye beklerken sen gelmiş resmen benimle alay ediyorsun. Sevgimi küçümsüyorsun. Eğer öyle olsaydı o akşam seni onunla gördüğümde burası o kadar acımazdı anladın mı?'' Ona kalbimin yerini bilmiyormuşum gibi göstermiş devam etmiştim. ''Senin benim duygularıma laf etmeye hiç hakkın yok. Bir ay iki ay diye küçümsemeye de hakkın yok.''
''Seviyorsun ama sevildiğinin farkına bile varamıyorsun. Ben senin nefes alışından bir bakışından ne hissettiğini ne düşündüğünü anlarken sen benim gözlerime bakıp kendini gördün sadece, benim sana nasıl baktığımı değil.''
Sözlerine karşın ağlamam durmuş duyduğum şeyleri idrak etmeye çalışıyordum. Sinirle soluyarak kurduğu cümleler karşısında ne yapacağımı bilemedim.
Yerinde duramıyor birkaç adım hareket ediyordu. ''Eğer buna sinirlenecek biri varsa bu kesinlikle sen değilsin. Merakın az da olsa dinecekse de söyleyeyim. Aylarca...'' sinirle gülüp devam etti ''...pardon sadece bir ay, sevgisine karşılık bulamayan sen değil, yıllarca sevgisine karşılık bulamayan ama şu an bulup da buna sevinemeyen benim hakkım.''
Neler diyordu böyle? Seviyor muydu yani? Beni? Ben yanlış mı anlamıştım yoksa gerçekten de beni mi seviyordu o da? Ayrıca yıllarca ne demekti? Tüm sinirim anında çekilmiş vücudum derin bir şaşkınlıkla dolmuştu.
''Sen... Beni mi?..'' Onunla değil kendimle konuşuyor gibiydim. Hiç konduramıyordum onun beni sevmesini. Sanki hiç böyle bir şey mümkün değilmiş gibiydi. Bu duyduklarıma sevinmem gerekmez miydi? Niye sevinemiyordum.
Hareket etmeyi bırakmış karşıma geçmişti.
''Yıllarca, yokluğunun düşüncesi varlığının gerçekliğinden daha çok korkuttu beni.''
Hiçbir şey dememe izin vermiyor peş peşe sıralıyordu cümlelerini zaten diyecek bir şeyim de yoktu ki.
''Defne'' Adımı o kadar güzel ve içten söyledi ki daha da anlamlı geldi bana. ''Ben ilk defa bu kadar derin bir korku yaşadım, sana gelişlerimi hiç görmedin.'' Yüzüme kırgınlıkla bakması canımı yaktı. ''Belki de görmek istemedin.'' İstemedim değil, yemin ederim değil. Sen bana benden bile o kadar yakındın ki bunun farklı bir duygudan dolayı olduğunu hiçbir zaman anlamadım. Anlayamadım.
''Zamanında bir şeyler benim itelememle olacaksa hiç olmasın daha iyi dedim.''
Rahatlamak ister gibi başını sağa sola yatırmış ardından devam etmişti. ''Ben, sen benden olur da gidersin diye hiç gelmemeni bile kabullendim. O kadar eminim ki sen, ne olacaksa olsun bitsin kafasıyla geldin bana.''
Düşüncelerime bu kadar hâkim olması az önce dediklerinin doğruluğunu kanıtlıyordu. Bir bakışımdan bir sözümden ne hissettiğimi ne hissedeceğimi anlıyormuş gerçekten de.
Zaten yakınlığı dengemi bozuyordu iyice yaklaşması yüzüme düşen saç tutamını kulağımın arkasına sıkıştırdıktan sonra yanağını yanağıma sürterek kulağıma yaklaşmıştı. Kısık sesle kurduğu cümle, dudaklarından çıkıp kulağıma ilişen sesi değildi beni paramparça eden. O sözlerin altında yatan gerçeklerdi.
Gerçekten de onun tarafından böyle mi algılanmıştım? Ben hiçbir şekilde bu yönden düşünmemiştim ki. Kendini geri çekmeden önce kulağımın biraz üzerine saçlarıma kondurduğu öpücük bile sevindiremedi beni.
''Madem bu sevdayı kendine yük olarak görüyorsun o zaman biraz da sen omuzlarında bu yükle yaşa... Çünkü ben yoruldum.''

Yorumlar