Özel Bölüm 1
- rubeyyka

- 26 Kas 2025
- 36 dakikada okunur
Kurgunun gidişatından bağımsız gelecekten bir bölüm.
Bölümde cinsel içerik mevcuttur.
Güneşin tam tepede olduğu esnada etrafa yaydığı ısı izinsizce evimizin camlarından içeri sızıyor, sıcaklığıyla içinde bulunduğumuz yaz aylarından biri hakkını vererek kendini belli ediyordu. Ben ve benimki ise televizyonun karşısına konumlandırdığımız geniş kanepede uzanmış, dört bir yanımızı saran yastıkların arasında büyük bir keyifle film izliyorduk.
Alpay Emir, pardon... Artık sadece Alpay Emir değil canım kocam Alpay Emir'di. Her ne kadar yaptığım şeye kızacak olsa da şu an beni -bizi- görmediğinden dolayı orta büyüklükteki patlamış mısır kâsesi son zamanlarda daha da belirginleşen karnımın üzerinde duruyor bana küçük bir sehpa görevi sunuyordu.
Seni bu amaçla kullandığım için özür dilerim bebeğim. Baban bu halimizi görse kızacağından o yokken seninle aramızda bunun bir problem olacağını düşünmüyorum. Yani inşallah olmuyordur.
Parmağımın ucunda bulunan birkaç mısırı da ağzıma attığımda fazlasıyla bunaltıcı hava neredeyse nefesimi keserken bu duruma karşı rahatsızlığımı homurdanarak belli ediyordum.
''Piştim ya, ağlayacağım artık!''
Hamileliğimin dördüncü ayını yaşarken vücudumun değişmeye başlayan düzeni beni sıkıyor bu sıcak havalar da beni bunaltmaktan başka bir şey yapmıyordu.
Asabi kişiliğim ne yazık ki devam ediyor, ani değişen ruh hallerim canım kocamı son zamanlarda fazlasıyla yoruyordu.
Onu yorduğum vakitler bir kere bile beni terslememiş, aksine hep anlayışla karşılamıştı. Ben ve benimkiyle, yani bizimkiyle ilgilenmesine ek, son zamanlarda işiyle de fazlasıyla boğuşuyor, kendisinden ödün vererek her şeye yetişmeye çalışıyordu.
Bugün işe gitmeyip evden çalıştığı nadir günlerden birindeydik. Çalıştığı şirketin başka ülkelerde bulunan ortaklarıyla yaptıkları toplantılarda genelde evden iletişim kuruyorlardı. Saat farkından dolayı toplantıya öğle vakti katılırken bizi yalnız bırakıp kendisi de çalışma odasında çalışıyordu.
Evlendiğimiz günden bugüne dek evimizi kendi zevklerimiz ve isteklerimiz doğrultusunda düzenlerken Alpay Emir üst katta, yatak odamızın yanındaki odalardan birini kendisine çalışma odası yapıp diğer odaların çocuk odası olması için beni zorluyordu.
Acaba önce bu miniği mi doğursaydım Alpay Emir?
Minik dediğime de pek bakmamak lazımdı aslında. Henüz dördüncü ayın başlarındaydık ama ben fazladan birkaç kilo almıştım bile. Bunun sebebi ise açılan iştahım ve evde hareketsiz kalışımdı.
Hamile kalmadan önce işten ayrıldığımdan ötürü bu süreçte de evde kalmış Emir'in ısrarı sonucu da herhangi bir yere iş başvurusunda bulunmamıştım.
Hastanede çalıştığım süreçte benimle çalışıp devam etmek isteyen danışanlarımla ise bir şekilde internet üzerinden irtibattaydık.
Altımdaki şort ve üzerimdeki Emir'in bol tişörtünde bile yanıp tutuşurken karşımda tutkuyla öpüşen çift de sinirimi bozmaya başlamıştı.
Sen de izleye izleye bunu mu buldun yani, Defne?
Alpay Emir, hamile olduğumu öğrendiğimiz günden bu yana bambaşka biri olmuş birbirimize doyamadığımız o güzel gecelerin üzerini de bir güzel kapatmıştı. Yani en azından kapamaya çalışmıştı.
İlişki sırasında ikimizin de hırçın tavırları bizi daha da yükseltiyor, bu konuda ikimizin de sınırsız olması onu durduramıyorken şimdilerde olur da bir zarar veririm korkusuyla benden uzak durmaya çalışıyordu.
Çalışmaya çalışıyor desek daha doğruydu...
Benden asla uzak duramayan adamın birden bire böyle bir değişime bürünmesi ilk aylarda beni üzerken büyümeye başlayan karnımla onun korkusu bende de oluşmaya başlamış, kendi zevkim için olur da bebeğime zarar veririm düşüncesi beni daha çok üzmüştü.
Karnımla göğüslerim arasında duran kâseyi yarılamıştım ki daha fazla yemek istemediğimden yağlı ellerime dikkat ederek doğrulup onu gerçek sehpaya bırakmıştım.
Uyuşan bacaklarımı yavaş yavaş hareket ettirerek yerimden doğrulup bu kattaki banyoya girince ellerimi ve yüzümü yıkadıktan sonra boynuma da su serptiğimde asla ve asla rahatlayamıyordum.
Her yer fazlasıyla sıcaktı.
İçeri geri geçtikten sonra televizyonu kapamış küçük adımlarla merdivenleri çıkmaya başlamıştım. ''Şimdi rahatlayacağız bebeğim, ben burada böyle yanarken Allah bilir sen oralarda neler çekiyorsun. Ama dayan tamam mı?''
Karnıma doğru sessizce konuşmak ve henüz bebeğimizi kucağımıza alamazken karnımın üzerinden onu sevmek beni mutlu ediyordu.
Merdivenleri tamamlayıp koridordan döndüğümde Alpay Emir'in, kapısı açık çalışma odasından sesleri gelmeye devam ediyorken onun dikkatini dağıtmamak adına hızlıca kapının önünden geçip yatak odasına girmiştim.
Aşağıya göre buraların havasının daha serin olması beni de rahatlatmaya başlamıştı.
Ben ki uzun saç aşığı bir kadın olarak bu süreçte saçlarımdan bile vazgeçmiş omuzlarımın hizasında ani bir kararla Emel ablaya kestirmiştim. Neden bana daha önce kimse kısa saçın bu kadar kullanışlı olduğunu söylememişti ki? Bir kere kafam rahatlamıştı yahu. Rahatlıktan da ziyade fazlasıyla kolaylık sağlamıştı bana.
Yatak odasına girdiğim gibi üzerimdeki tişörtten kurtulup şimdiden bir beden büyüyen göğüslerimi saran sütyen ve altımdaki şortla kalmışken tek isteğim vücudumun serin suyla buluşmasıydı.
Odanın içindeki geniş banyoya girdiğimde üzerimdeki diğer parçalardan da aceleyle kurtulmuş başımdan aşağıya ılık suyun akmasını beklemiştim.
Sıcak havalardan ötürü günaşırı bu olay gerçekleşirken isteklerimden birinin de Alpay Emir'in gelecek ay su faturasını görmemesiydi.
Umarım... Umarım faturayı gördükten sonra da beni sevmeye devam edersin Alpay Emir.
Hemen hemen on dakika süren bu kısa duş daha rahat nefes almamı sağlarken suyun altından çıktığım gibi kurulanıp hemen ardından dişlerimi fırçalamış oyalanmadan vücudumu ve saçlarımı kurulayıp karnıma Emel ablanın verdiği kremi sürmüştüm. Yok bedenin şöyle olacak yok bunlar olacak diye her kafadan bir ses çıktığı bu dönemde kulaklarımı söylenenlere kapamak benim için çok zordu.
Sonrasında ise bedenimi de havluya sarıp çıkmıştım banyodan.
Banyoda uslu uslu duş almak bile kendime hakaretken her bir an gözümün önüne gelenlerle Alpay Emir'e sinirlense miydim şu an? Ya da Alpay Emir mi gelseydi tam da şimdi?
Yani belki bir ihtimal...
Doyumsuzluğunun bir sınırı yok mu Defne?
Yoktu vallahi. Arsız deyip günahını aldığım canım kocamdan çok daha kötüydüm bu konuda. Tabi böyle olmamın bir sebebi de o olunca, birbirimizden altta kalır yanımız da olmuyordu pek.
Altta kaldığımız konular oluyordu da bambaşka şeylerde oluyordu o daha çok...
Defne!
Gözümü kapattığım an zihnimde canlanan şeylerle ona olan isteğim artarken daha fazla dayanacakmış gibi de hissetmiyordum kendimi.
İç çamaşırlarımın bulunduğu bölümün önüne gelip vücudumdaki havluyu ayaklarımın dibine bırakırken normalde giysem bol gelecek geceliklerden birini alıp göbeğimle beraber içine sığmaya çalışmıştım. Hamileliğime özel henüz alışveriş yapmamışken genelde evde olduğumdan Alpay Emir'inkilerle idare ediyordum. O ise bundan şikâyetçi olmak şöyle dursun bu durumdan fazlasıyla zevk alıyordu.
Onun son zamanlarda şikâyetçi olduğu tek şey geceleri resmen çıplak yatıyor olmamdı. Bunu onu zorlamak için yaptığımı sanarken benim tek isteğim sıcak yaz gecelerinde rahat olabilmekti.
Tamam, yalan yok. Arada onu zorlamak adına da yaptığım oluyordu. O ise çözümü evi soğutup beni giydirmek olarak görürken garip bir şekilde klimayı açtığımız süreçte anıda baş ağrım başlıyordu. Hamileliğimle beraber bünyem de zayıflamaya başlamıştı maalesef.
Normalde bol olduğundan giymeyip de kenara koyduğum ince ve rahat bir kumaştan olan askılı, kısa ve iki yandan yırtmaçlı olan düz gecelik şu an bedenimi tam sarmış hatta canım bebeğimi de fazlasıyla belli etmişti.
Evde sürekli böyle şeylerle gezmeye alışmışken Alpay Emir'in zoruyla onun tişörtlerini giymek bazen siniri ediyordu beni. Neymiş, onun gözünün önünde böyle durup onu sınamayacakmışım. E sınanma o zaman sen de!
''Az sonra yapacaklarım için özür dilerim bebeğim ama babanı ikna edebilmemiz için bunlar şart. Sen uslu uslu takıl orada tamam mı?'' Beni henüz tam anlamasan da umarım kulaklarını ve gözlerini kapar uslu uslu uyursun orada.
Onunla sohbet etmeye devam etmek isterdim ama onun yerine babasını tercih ediyor olmama da kırılacağını düşünmüyordum.
Gecelikle aynı renkteki siyah, küçük alt çamaşırı da bacaklarımdan geçirdiğimde aynadaki görüntüm fazlasıyla hoşuma gitmişti.
Zamanında annemin dediği gibi olmuş kendi evimde kendi zevklerime göre rahat rahat yaşamaya başlamıştım.
Omuzlarımdaki kısa saçlarım beni daha kadınsı gösterirken yüzüme düşen birkaç tutamı kulağımın arkasına sıkıştırmıştım. Yerdeki havluyu toplarken lütfen Emir'in toplantısı bitmiş olsun, diye de dua ediyordum.
Yatak odasının kapısını açtığım an Emir'in Türkçe konuştuğunu duymak yüzümü güldürürken toplantısının bittiğini anlamaksa dudaklarımı ısırıp gülmeme neden olmuştu.
Birbirimize defalarca karışsak da kendini ilk günkü gibi koruyan heyecanım saklandığı yerden birden bire çıkıp belirivermişti.
Üzerimdeki geceliği sanki düzeltmem bir işe yarayacakmış gibi çekiştirmeme ben bile gülmeden edemedim. Yani öyle dantelli, dikkat çekici bir gecelik değildi. Bedenimi gözler önüne sermesi, sarıp hatlarımı belli etmesi ve bir de göğüslerimi kapatamamasıydı sanırım tek çekiciliği.
Cidden mi Defne?
Yavaş adımlarla yatak odasından çıkıp onun yanına ilerlediğimde kapıda kendimi göstermeden önce omuzlarımdaki kayan askıları düzeltmiş sonrasında bir adım daha atıp onu görmeyi sağlamıştım.
Normalde bu durumlarda üzerinde gömlek altında eşofmanla toplantılara katılmasına kahkahalarla gülerken bu sefer normal iş yerindeymiş gibi olmasının sebebi ben uyurken sabahtan kısa bir an şirkete gidip gelmiş olmasıydı.
Bilgisayarın kamerasına konuştuğu an bakışları saniyelik olarak bana çıkarken mimiklerine öyle iyi hâkim olabiliyordu ki hiçbir tepki vermemiş sadece, bilgisayarının yanında masanın üzerinde duran sol elini kaldırıp beni uyarmıştı.
Bu yaptığı, bu kamera kapanmadan bana yaklaşmayacaksın, demekti.
Gün geçtikçe durulur dediğim adam her gün sınır tanımadan daha da kıskanç biri olmaya devam ediyor bizi rahat ettirmek için etrafımızdaki 'şerefsizleri' yok etmeye çabalıyordu. Sayısız kavgamızın sebeplerinden biri, hatta en önemlisi onun siniri olurken hiçbir şekilde dinlemiyordu beni. Bizim de bu yüzden kavgasız günümüz geçmiyordu.
Kaldırdığı sol elindeki gümüş renkli alyansın altın renkli eşi benim parmağımda olması gerekirken evdeyken takmadığımdan ötürü makyaj masamın üzerinde duruyordu. Benim, evde olduğum her gün parmağımdan çıkardığım yüzük Alpay Emir'in parmağından neredeyse bir kere bile çıkmamış her an orada varlığını devam ettirmişti.
Sevdiğim adamın, canım kocamın parmağındaki yüzük bir kere daha bu yaşadıklarımızın gerçek olduğunun kanıtı olurken düşünceme içten içe gülmüştüm. Elim karnıma gittiğinde içimden ''Ne yüzüğü Defne? Elinin altındaki can tüm gerçekliği ortaya sermiyor mu?'' diye geçirmeden edememiştim. Çok şükür tüm gerçekliği ortaya seriyordu.
''İyi günler... Yarın görüşmek üzere.''
Tok sesini duymamın ardından sabit yüz ifadesini görmek içimde garip bir duygu peyda olmasını sağlıyordu. Bana... Bize başka, dışarıya bambaşka olan bu adama öyle çok âşıktım ki bir an bile boynundan ayılmak istemiyor hep kucağına kıvrılıp orada kalmak istiyordum.
Onun vedalaşması ve kulağındaki kulaklığı çıkarıp masaya koymasıyla görüşmesinin bittiğini anlayıp olduğum yerden küçük adımlarla ona ilerlerken ''Biz geldik.'' diye cıvıldayarak bize bakmasını sağlamıştım.
''Birazcık ilgisiz kaldık da.''
Sandalyesini geri çekip kolunu kaldırdığında ona gelmemi beklerken ''Hoş geldiniz.'' deyip benim yüzümdeki geniş gülümsemeye karşılık hafifçe gülümsemişti. Hiç bekletmemiş masayla arasına geçtikten sonra bacakları arasına girip sağ bacağına oturmuştum.
Bir eli karnımı bulurken kolu anında belime sarılmış rahatça oturmamı sağlamıştı. Çıplak kollarım onun boynuna sarıldığında dudaklarımı ıslak ıslak yanağına bastırıp geri çekilmiştim. ''Evdesin ama yine de iştesin.''
Küskünce çıkan sesime karşılık aldığı nefesle göğsü kabarmıştı, karnımı okşarken ''İşim bitti güzelim, artık sizinim.'' demişti.
Boynuna dolanan koluma başını çevirip küçük bir öpücük bırakmış ''Banyo yapmışsınız, sıcaktan mı rahatsız oldunuz yine?'' diye de ilgiyle konuşmuştu.
'Sen işteyken ben her gün banyodayım, senin haberin yok, haberin'dememiş ''Hıhım.'' diye mırıldanarak ona cevap vermiştim.
Su faturasını görünce de konuşalım hayatım.
''Banyo sizi ferahlatamamış anlaşılan.'' dediğinde neden böyle dediğini anlayamadığımda yüzüne öylece bakmıştım.
Karnımdaki elini kaldırıp parmaklarının kemikli kısmını açıkta kalan göğüslerimin üzerinde gezdirmiş ''Henüz giyinmediğinize göre...'' diye de açıklamıştı kendini.
Ama sen böyle dokunursan... Neyse ki o da içli içli nefeslenip elini karnıma geri indirmişti.
Canıma can katan bu güzel adam, bebeğimizin varlığını öğrendiğimiz ilk andan beri onun varlığını yok saymıyor bizi bir görüp çoğul konuşuyordu.
Onun homurdanır gibi konuşmasına tebessüm ederken ''Giyindik ya sevgilim.'' deyip boynundaki ellerim üzerindeki açık mavi gömleğinin yakasına oradan da düğmelerine gitmişti.
Yavaş mı olsan biraz Defne?
Belimdeki eli yerini korurken karnımdaki eli tamamen açılmış bacaklarıma gitmiş bir bacağımı kavrayıp oraya yerleşip öylece kalmıştı.
''Biz giyindik ama sen de değiştirsen mi üzerini? Evdeyken pantolon gömlek ne Allah aşkına?''
Parmaklarım gömleğinin ilk düğmesini açtıktan sonra göğsüne değerken Alpay Emir arkasına yaslanmıştı rahatça.
Şekilli kaşlarını kaldırıp ''Beni düşündüğünden yani?'' dediğinde ona kısa bir an küskünce bakmış göğsüne odaklanıp yavaş yavaş düğmelerini açmaya başlamıştım. Göğsü gittikçe daha da açılırken nazlı nazlı ''Tabi ki seni düşündüğümden sevgilim, bizim yüzümüzden açmıyorsun klimaları bir de böyle uzun gömlekle oturuyorsun...'' dememe karşılık bacağımdaki eli yavaş yavaş hareketlenmişti.
''Ben halimden memnunum, yavrum. Siz iyi olun bana yeter.''
Tam olarak açmasam da karnına kadar açılan gömleğini bırakıp elimi yanağına koymuş ardından da ellerimi yanaklarına bastırmıştım.
''Sen var ya... Dünyadaki en en en en en iyi sevgilisin.'' deyip yüzüne, çenesine ve dudağının kenarına küçük küçük öpücükler kondurduğumda sanki kucağından düşecekmişim, düşsem de bir şey olacakmış gibi belimden ve kalçamdan tutmuş sıkı sıkı sabitlemişti bedenimi kendine.
''Kocanım ben senin! Ne sevgilisi Defne!?''
Huysuzluğunu hiç saklamadan belli etmesi beni güldürürken onun sürekli bunu dile getirmesi artık beni rahatsız etmiyordu. Evlendiğimiz ilk günden beri sanki ona kocam değil de sevgilim desem nikâhımız düşecekmiş gibi tavır takınıyor her defasında kocam olduğunu hatırlatıyordu.
Tabi hatırlatma yöntemleri biraz farklı da oluyordu ama...
Neyse.
Çok güzel hatırlatıyor ama kocan olduğunu değil mi, Defne?
Neyse dedik ya kardeşim. Ne edepsizleşiyorsun şimdi!
''Bunu dile getirmediğim zamanlarda da kocamsın hayatım, bu kadar takmasan mı bunu?''
Neşeli hallerim devam ederken ellerim gömleğinin açıklığından içeri sızmış omuzlarını bulmuştu. Parmaklarım onun geniş omuzlarına temas edince Alpay Emir, nefesini içine çekmiş böylelikle de karnı içine doğru hareket etmişti. ''Defne,'' diye uyarı dolu sesiyle adımı söylediğinde ona cevap vermeden tek omuzumu küskünce sallamış ona dokunmaya devam etmişti.
Ona dokunmama izin verecek sonra da engelleyecekti bizi ama ben bunu istemiyordum.
Bu hallerime sertçe yutkunurken az önceki gülen Defne'ye nazaran daha durgun olan yüzüme kısa bir süre dikkatle bakınca kalçamdaki elini yavaşça hareket ettirip bedenimden temasını kesmeden göğüslerimin üzerine çıkarmıştı.
Parmakları bir hafta önceki geceye ait olan izlerde dolanırken ''Yavrum,'' deyip ona bakmamı bekledi.
Kirpiklerimin altından ona bakarken tek isteğim beni kırmamasıydı. Evet, haklıydı. Bedenim daha önce asla böyle izler barındırmazken hassaslaşan tenimle beraber bunlar da olmaya başlayınca Alpay Emir fazlasıyla özen göstermeye başlamış dikkat etmeye çalışmıştı. Ama pek de başaramamıştı işte.
Acısı sonradan çıksa da benim için sorun olmuyordu ki bu. Ama ona bunu bir türlü anlatamıyordum işte.
Kaşlarını çatıp parmaklarını göğüslerimden çektikten sonra dudaklarını izlerin olduğu yerlere bastırıp keyifsizce ''Canını yakacağım da canım yanacak diye aklım çıkıyor.'' demişti ısrar istemeyen bir sesle.
''Doktor bunun normal olduğunu söyledi ya sevgilim, oluyormuş işte bazı hamileliklerde böyle şeyler.''
Oturduğum yere daha da yerleşirken ''Hem,'' diye cümleye başlayıp bir yandan da az önce yarı bıraktığım gömleğini açmaya devam ettim. ''Acımıyor ki benim canım, sadece birkaç iz oluyor işte.''
Yalan.
Kemerinin olduğu yere geldiğimde pantolonunun içine sıkıştırdığı gömleğini uçlarından çekiştirip çıkarırken beyimiz de pek şikâyetçi değildi bu durumdan. Kalçasını azıcık havalandırıp gömleğini rahatça pantolonunun içinden çıkarmama yardım etti.
Üstelik bacağımla kalçama temas eden ve gittikçe daha da hacim kazanan erkekliğiyle ne derse desin bu saatten sonra beni vazgeçiremeyecekti.
Bacaklarının arasından çıkmadan önce kolundan destek alarak doğrulmuş ve onu daha rahat hissedebilmek adına bacaklarımı dizlerimden katlayıp kucağına oturmuştum.
Bu durumu çözmek zorundaydık çünkü Alpay Emir normalde olsa sadistçe zevk alacağı izleri şu an vücudumda daha belirgin görünce temkinli yaklaşmaya çalışıyordu. Eğer şimdiden anlaşamazsak elini bile sürmezdi doğuma kadar.
Ama ne yazık ki ben onun kadar sabırlı değildim.
Zaten başımıza ne geliyorsa ya benim aceleciliğimden ya da onun sabrından sebep geliyordu.
Oturduğu çalışma koltuğunda kendini az da olsa kaydırmış hevesimi kırmayıp kucağına yerleşmeme izin vermişti. Aramızdaki tek engelin bebeğimiz olması öyle güzeldi ki... Oturmamdan dolayı kalçamın üzerinde toplanan gecelik hiçbir yerimi kapatmazken Alpay Emir resmen kendiyle savaşıyor, ağzının içinden söylenip duruyordu ama kalçamdan tutup beni kendine bastırdığından da bihaberdi.
''Bendeki sabır da bir yere kadar amına koyayım, yaptığın şeylere bak.''
Çok daha edepsiz sözlerini duyan kulaklarım ettiği küfürden rahatsız olmazken onun gözlerini kapatıp başını arkaya doğru dayaması ve güzel bedeninin belirginleşmesi benim için son nokta olmuştu.
🔥
Kadınlığımı zar zor kapatan iç çamaşırı ve gecelik vücudumdaki tek engelken onun üzerinde kıyafetler olması beni rahatsız ediyordu, her anlamda.
Kalçamı onun kasıklarına bastırdığım sırada derince soluklanıp gözlerini açmış kalçamı avuçlamıştı. ''Böyle bir kadınlayken iradem hiçbir işe yaramıyor.'' diye sertçe söylenmesi keyfimi yerine getirirken hafifçe yerimde doğrulduktan sonra omuzlarıyla gömleği arasına ellerimi sokup bedenine temas ede ede gömleğini indirmiştim sırtından.
Daha dün birbirimizden kaçarken bugün ikimizin de dayanamaması güldürmüştü beni.
Bu gülüş tamamen azmin kazandırdığı zafereydi.
Üstelik bir şey yapmama da gerek kalmamıştı.
Her hareketime ayak uyduruyor, kendini benim ellerime bırakıyordu. Bunu çok nadir gerçekleştirdiğinden ötürü şu an her hamleme özen göstermeye çalışırken bir yandan da hem eğlenip hem de zevkin hissettireceği şeyleri en ücra noktalarımda bile tatmak istiyordum.
Bu süreçten sonrasında kasıklarımın altında yuvasına kavuşmak için can atan Emir'den değil aramızdaki bebeğimizden utanıyor olmak yapacağım şeylerde beni zorluyordu. Üstelik karnım pek de fazla bir seçenek sunmuyordu bize.
Bu odada, onun çalıştığı bu masada yaşadığımız anlar gözlerimin önüne gelip birçok kez daha beni arsızlaştırırken Emir'in yüzünü göğüslerime doğru getirdiğini görmüştüm.
Omuzlarından indirdiğim gömleği benim aksime tüm hırçınlığıyla kollarından kendi kendine çıkarmış hemen yanımızdan yere bırakmıştı. Daha doğrusu atmıştı.
İştahımı kabartan bedeni gözlerimin önüne serildiğinde onu süzmeme izin bile vermemiş dudaklarını sol göğsümün üzerine bastırmadan önce burnunu göğüs oluğuma götürmüştü.
''Şu kokun" derken burnunu sürte sürte ilerliyordu. "Bunca zaman nefes diye soluduğum havaya nefretle dolmamı sağlıyor."
Alpay Emir her defasından bedenime dokunmadan önce sözleriyle yüreğime dokunurken benim yapabildiğim tek şey içimden 'Kes şovu Alpay Emir ya.' diye söylenmek oluyordu.
Kolu belimden sıkı sıkı tutarken diğer eli göğsüme çıkmış geceliğin kapattığı göğüslerimi kumaşın üzerinden, işaret ve orta parmağının sırtıyla okşayıp kabarmak için uyarılmayı bekleyen uçlarında dolandırmıştı. Bu hareketine karşılık kendimi kasıklarına doğru ilerletmem ikimizi de inletmişti.
Kuruyan damağım yutkunma ihtiyacıyla yanıp tutuşurken onun için kendini hazırlayan kadınlığım da kumaşın altındaki varlığıyla buluşmak için can atıyordu.
Boynum geriye doğru giderken ellerim çıplak göğsünü bulmuştu. Tırnaklarım derisine baskı uygularken şimdiden arzudan kalınlaşan sesiyle ''Bu küçük kadın istediğini almadan durmayacak, değil mi?'' diye sormuş cevabımı beklemeden boynuma doğru ilerlemişti.
Elbette durmayacaktım.
Dişleri gün geçtikçe daha da hassaslaşan ince derimi çekiştiriyor ardından da dilini gezdirip bıraktığı kızarıklığın üzerinde dudaklarını hareket ettiriyordu.
Kumaşın üzerinden göğüs ucumu iki parmağı arasına sıkıştırmasıyla hızlıca nefeslenmiş bunu beklemediğimden ötürü seslice ''A- Ah, Alpay! '' diye onu uyarmıştım inlemelerimin arasında.
Göğüslerimin kazandığı hassasiyet değil dokunmak normalde bile canımı yakarken bu hareketi gözlerimi doldurmuştu. Ama canımın yandığını söylesem asla benim istediğimi dinlemez bırakırdı her şeyi.
Uyarımı umursamamış geceliği iteleyerek askımı indirmiş göğsümü açığa çıkarmıştı. Boynumdaki dudakları açıkta bıraktığı göğsüme geri dönerken koyulaşan gözleriyle gözlerime kenetlenmiş tepkimi ölçer gibi yüzümü incelemişti. Biraz daha bakarsa acıyla ama en çok da istekle kasılan yüzümden tüm hissettiklerimi anlayacağından saçlarının arasına çıkan elim onu oraya yönlendirirken buna itaat etmiş sinsice sırıtıp önce dilini gezdirmişti göğüslerimin koyuluğunda.
Dili koyuluğun oluşturduğu çemberin etrafında dönerken bıraktığı ıslaklığın ardından hafifçe geri çekiliyor oraya ılık nefesini bırakarak ıslaklığı daha net hissetmemi sağlıyordu. Bu hareketi beni çıldırtırken kalçamı hareket ettirmiş kasıklarına iyice kendimi bastırmıştım. Kendimi ona sürtmelerim bile artık kesmiyordu beni.
Bu, onun hırıltılı bir nefes vermesine sebep olurken ilgilendiği göğüslerimden zar zor ayrıldı yüzlerimizi eşitleyip ''Bu kadar istekli olman-'' derken onu dinleyecek durumda hiç değildim. Çünkü onun edepsizliklerini duymak istemiyordum. Bu ikimizi de harlamaktan başka bir şey yapmayacaktı. Ve biz daha da zorlanacaktık. Dudaklarımı dudaklarına kapatmam onu sustururken bu kadar aceleci olmam da onu sinirlendiriyordu.
Tepkisini dudaklarımı ısırıp çekiştirerek belli ederken bu durumdan fazlasıyla memnundum.
Tüm isteklerimi anlamasını sağlayacakmış gibi aceleci bir tavırla dudaklarıyla ilgilenmem onun omuzlarımdan iki yana düşen askılarımı aceleci bir tavırla kavrayıp üzerimdeki geceliği dikkatle sıyırmasına sebep olmuştu.
Aramızdan geceliği çıkardığı sıra ayrılan dudaklarımız tekrar buluşacaktı ki Alpay Emir buna izin vermedi.
İlk günden bugüne dek onun önünde ruhum öyle çıplaktı ki bedenimin çıplaklığı utandırmamıştı beni. Onun kolları arasındayken asla uğramayan bu duygu, tutkunun ve şehvetin kollarından beraber düşmemizin ardından girdiği kuytudan aniden çıkıyor ve Alpay Emir'den kaçmama neden oluyordu.
Onun önünde bu halde kalmam onun normalde bir an bile beklememesine sebep olurken arzuyla koyulaşan yeşilleri gözlerimden göğüslerime değil aramızdaki engel olan bebeğimize düşmüştü.
Eli çıplak tenimle buluşunca parmağındaki alyansın soğukluğu bedenimi üşütmüşken o alyansın anlamı yüreğimi harlar içinde bırakmıştı.
Kucağında kıvranıp kendimi ona bastırmama daha fazla dayanamazken gözlerindeki şehveti kovalayıp yerine şefkati getirdi ve ''Annenin yaramazlıklarıyla baş edemezken sen gelince ne yapacağım bilemiyorum.'' dedi yakınır gibi.
Karnımda hafifçe ileri geri hareket ettirdiği eli enseme çıkmış dudaklarıma uzanmadan önce de ''Anneni doyuralım sonra da seninle ilgilenelim. Olur mu bebeğim?'' demişti.
Bebeğim kelimesini sahiplenen ben olurken özlemle birleşen dudaklarımız yavaşça hareketleniyordu. Dilini de devreye sokmasıyla kalçamın hareketini durduramadan onun üst dudağını dudaklarımın arasında misafir etmek onu homurdatırken yine neye sinirlendiğini bile anlayamamıştım.
Zaten Alpay Emir'in sinirli olmadığı bir an bile yoktu ki.
Kalçama inen eli sıkıca olduğu yeri kavramış kendince beni uyarmıştı. Ona sürtünmemi engellerken ''Biraz daha hareket edersen istediğini alamadan kalacaksın olduğun yerde.'' diye boğuk ve sinirli sesiyle konuşmuş beni durdurmuştu.
Onu dinlemeyip yaramazca sırıttıktan sonra ''Banane.'' diye şımarıkça söylenip dudaklarına ulaştığımda homurdanıp durdu ama engel de olmadı. Yine aynı şeyi yapacakken kemerinin soğuk metali sıcak tenime, bacağımın iç kısmına değdiğinde korkuyla irkilmiştim.
Huysuzca dudaklarından çekilmiş elim kasıklarına yani kemerine gitmişti asabice. Bu hareketimi tamamen yanlış anlayıp hırlar gibi ''Sikeyim, her defasında bu kadar aceleci olma.'' diye beni seslice uyardıktan sonra omuzlarını dikleştirip beni kasıklarından uzaklaştırmaya çalışmıştı.
Bu hareketine karşılık kaşlarım çatılmış dişlerimin arasından ''Kemerini çıkaracağım sadece.'' diye ona karşılık vermiştim.
Tamam, benim her defasında aceleci olmam onu daha da hızlandırıp ilkelleştirirken şu an kendine zor zaptedip yavaştan almaya çalışması tamamen benim canımı yakmak istemediğindendi. Ama ben dayanamıyordum ki... Bencillik edip onun dikkat etmesini istiyordum sadece.
Benim her defasında aceleci olmamdan kastı da onun gücünü kontrol edememesine neden olduğundan bu zamanlarda bu huyumdan hiç hoşlanmıyordu. Hoşlanıyordu da karnımdaki minik canavar için hoşlanmamak zorunda kalıyordu.
Aramıza elini sokup tek eliyle kemerini söküp kenara atması benim herhangi bir bahane bulmamam içindi.
Pantolonun da bacağımı kaşındırıyor falan mı deseydim şimdi?
Burnundan sinirle solurken buna daha fazla devam edip umursamamıştı. Dudakları açlıkla çeneme oradan boynuma en sonda da tamamen hassasiyet kazanan göğüslerime ulaşmıştı. Dişlerimi birbirine kenetlemiş sakin kalmaya çalışıyordum. Beni koluyla belimden tutup göğüslerimle ilgilenince ellerim kollarını bulmuş oraya mengene gibi tutulmuştu.
Sert kollarına tırnaklarımı bastırmış onun sağ göğsümün ucunda oyalanan dilini daha fazla hissetmek adına gözlerimi kapatıp başımı arkaya atmışken inlemelerimi durduramıyordum. Bu yüzden de sesimin daha fazlasının çıkmasına engel olurken onun boğazdan gelen asi sesiyle kendimi serbest bırakmıştım.
''Sıkma kendini sesini duymama izin ver.''
Boğuk sesi diğer göğsümle ilgilenmeye başladığı anda söyledikleriyle ona itaat etmiş sesimi ona duyurmuştum ama bu onu daha da hızlandırmıştı. Kabaran göğüs ucumu aniden dişlerinin arasına almasıyla çığlığı basmış "Alpay!" diye söylendikten sonra ''Yapma!'' diye resmen yalvarmıştım.
"Yap-ma. Alpay Emir! Kes şunu.''
Beni duymuyor gibi devam etmesi canımı yakarken kısa saçlarından tutup onu oradan çekmek zor olmuştu. Canım yanıyordu ve ben onun dilinin orada değil bambaşka yerlerde olmasını istiyordum.
Verdiği acıyı almak ister gibi aynı yeri dudakları arasına almış emerken ara ara dudaklarını bastırıyordu.
Bir de kızıp duruyordu işte. Niye onu baştan çıkarmışım diye.
Bana aceleci olma derken onun elleri hiç rahat durmuyor, kalçamdayken beni sürekli kendine bastırıp duruyordu bu sırada.
Pardon da az önce bunun için kızan kimdi?
Dengesiz herif.
İnlemelerimiz birbirine karışırken dudakları göğüslerimden gerdanıma oradan da boynuma çıkıyordu. Hareket ettikçe daha fazla büyüdüğünü ve istekle damarlarının hareket ettiğini hissedebiliyor olmak aklımı başımdan alırken daha fazlasını istediğinden kasılan bedenim bu sefer tam olarak az önce kızmasından sebep aynı şeyi yapmış ellerim pantolonunun düğmesine gitmişti.
Daha fazla beklemek istemiyordum.
Yine ve yine izin vermediğinde düşmüştü jeton, daha önce yaptığı gibi beni oyaladığını düşünmüştüm.
Beni kendisiyle değil parmakları ve o güzel ağzıyla rahatlatacağını düşünmüşken bunu istemediğimden resmen yalvarır gibi ''Seni hissetmek istiyorum, lütfen.'' dememe karşılık bu kadar istekli olmam onu zorluyor kontrolünü kaybetmesine neden oluyordu.
''Sana doyamıyorum, doyamadığım gibi de aklımı kaybediyorum... Her defasında-'' diye söylendiği sırada onun dudaklarına kapanıp ensesinden tutunmam dudaklarımızın hoyratça birleşmesine neden olurken ikimizde de üstünlük kurma savaşı başlamıştı. Çünkü devamında beni ikna etmeye çalışacak 'içine girince kendimi tutamıyorum Defne' diye söylenip duracaktı.
Onunla kavuşmayı istediğim sırada söylenmelerini dinlemek istemiyordum. Çünkü nasıl oluyorsa oluyor her defasında edepsizleşip ağzını bozuyor sonunda da beni suçlu çıkarıyordu.
Konuşmasaydık da işimize mi baksaydık Alpay Emir!
Nefes alamadığımı hissettiğim sırada kendimi geri çektiğimde istekle kasılan kadınlığıma kendini pantolonunun üzerinden bastırınca defalarca inlemiş daha fazlasını istediğimi söylemiştim ama o aklını kaybetmiş gibi benimle oynuyor istediğimi bir türlü vermiyordu.
"Onu içine almak için bu kadar istekli olman beni çıldırtıyor."
Keşke istediğimi versen de ben de çıldırsam Alpay Emir.
Geriye düşen boynumu dudakları ve dişleri istila ederken dişlerinin canımı acıttığını olur da devam etmez diye söyleyemedim bile.
Eli aramızdan bacaklarımın arasına girdiğinde ince iç çamaşırının üzerinden kadınlığımı okşamış ıslaklığımı yoklar gibi de aklımı başımdan almıştı.
"Yalvarmamı mı bekliyo- Ah! Alpay Emir!" Kendimi onun büyük avucuna bastırdığım sırada elini sıcaklığıma bastırması ve hareket ettirmesi delirtmişti.
Kendimi geri çektiğim sırada homurdanınca onu duymazlıktan gelip dudaklarımı boynuna ve hafif nemlenip hızla inip kalkan göğsüne bastırmaya başladım. Resmen kucağına sığmak için debelenirken yatağa gitmek aklımın ucuna bile gelmiyor onu burada kendime katmak istiyordum.
Eli bu sefer de kalçamdan arkaya doğru kaymış parmak uçları bacak arama ulaşmıştı. Hırıltılı sesini duymamla hissettiğim zevkten neredeyse ağlama isteğiyle dolarken ''Seni...'' dedi saf bir istekle. Parmaklarının ulaştığı yerdeki oluşacak olan sarsıntılar beni şimdiden mahvederken kasıklarıma ulaşmak isteyen sıcak sıvı onun duvarlarımı zorlamasını istiyordu. ''Altımda kıvrandırmayı özledim.'' diye özlemini dile getirdiğinde bedenim istekle onun parmaklarına doğru hareketlendi. Konuşmasına devam ettiği sırada ince çamaşırın üzerinden ıslaklığımı yaymaya çalışır gibi parmaklarının altındaki nabzımı okşadığında ılık nefesi de boynumdaydı.
Kavislenen belimle ''Ah,'' diye seslice inlemem onu daha çok hareketlendirince ''A- Alpay'' diye söylenmemle bedenim doğrulunca kendimi elinin işkencesinden kurtarmıştım yine. Eğer buna devam ederse ben devam edemeyecektim çünkü... "Çığlıklarının arasında yalvarmalarını duymayı çok özledim." Özlemini hırçınca belli ederken bir elim omuzundan destek alırken diğeri kısa saçlarının arasına girmiş orada dolanmaya başlamıştı. Avucumun içinde saçlarının bıraktığı his kaybettiğim yolumu karartıp beni kuytu köşelere atarken onun dudakları boynumda ve göğsümde dolanmaya devam ediyordu. ''Seni saatlerce kendime katmayı özledim.''
Onun bu boğuk ve kısık sesiyle bile her an gelebilirken beni oyaladığının farkına varmıştım.
''Beni oyalamaktan vazgeç!''
Boğuk ve hırıltılı nefesi bile beni etkilerken daha fazla dayanamayacağımı hissediyor kasıklarımın acısının bir an önce dinmesini istiyordum.
''Yapmaya çalıştığın şeyin farkındayım,'' deyip hızlıca soluklanırken gözlerim gözlerinde duruyordu. Elim çıkık karnımın altından onun kasıklarına giderken içine çektiği nefesten ötürü karnı içine çökmüş kaburgaları daha da belli olmuştu. Parmaklarım onun pantolonunu zorlayan ve orada büyük bir çıkıntı olmasını sağlayan erkekliğinin üzerine gidip onu kavradığında başını sertçe geriye atmış yutkunmasıyla da âdemelması hareketlenmişti.
Gözleri hapalı "Defne, sakın!" diye söylense de kasıklarını elime yükseltiyordu.
Söylemek istedikleriyle söyledikleri o kadar farklıydı ki.
Onu dinlemeyip pantolonunun üzerinden onu kavrayıp okşarken asi bir sesle "Hayır" diye onu ikaz etmiştim. ''Çünkü ben kocamı çok özledim.''
Bakışlarım kısa bir an kasıklarına kaydığında hemen sonrasında dudaklarım boynuna kavuşmuştu. ''Siktir... Defne!'' diye yüksek sesle söylenmesinin sebebi onu istemeden(!) de olsa parmaklarımın arasına hapsetmemdendi.
Elimin altında hareketlenen uzvu avucuma bile baskı yaparken aynı baskıyı duvarlarımda hissetmek istiyordum.
''Al.''
Sessiz çıkan sesine ek daha gür bir sesle ''İçine al.'' diye emir verir gibi konuşmuştu.
"Sikeceğim şimdi, yeter! Bendeki irade de bir yere kadar."
Tam da tahmin ettiğim gibi beni oyalayacak kendiyle birleştirmeyecekti. Bu... Benden çok ona eziyetti oysa.
''Amına koyayım bana her dokunduğunda kendimi yeni yetmeler gibi hissediyorum.'' diye sesini yükseltmişti.
Kızması kaşlarımı çatmama sebep olurken beni sızlandırmak ister gibi bekletmesine ek şu an acı çekiyor, bundan sebep de benim onu kadınlığıma kabul etmemi istiyordu.
Az önce bana yaptığı şeyi şimdi ben de sana mı yapmalıydım sevgilim?
Hamileliğin ilişkimize kattığı en büyük şey sanırım onun benimle değil benim onunla ilgilenmemdi. Çünkü ne olursa olsun onu kabul eden ben olurken o sadece isteklerime ayak uydurmaya çalışıyor beni rahata kavuşturmaya çalışıyordu. Üstelik bunu her defasında kendini düşünmeden yapıyor olması ona olan hayranlığımı katlıyordu. Ama ben verdiği zevki değil onu özlemiştim.
Normalde bunları yapmış olsaydım şu an asla ama asla beni dinlemez hiçbir sözüme uymazdı.Gerçi ben onun o hallerini severken ona o şekilde kavuşmak için gün sayıyordum.
Boynundaki ve kollarındaki damarlar tıpkı avcumu bastırdığım iri varlığı gibi kabarmış, birbirine bağlantılı yollar oluşturmuştu.
İstekle kavrulan bedenim işin içine inadın girmesiyle biraz daha dayanıklılık kazanırken onu bir defa parmaklarımın içine hapsedip serbest bırakmamla koyulaşan gözleri anında açılmış bana kısık gözlerle bakmaya başlamıştı. Bense ona yarım bir gülüşle bakıyorken parmaklarımı kollarındaki damarların üzerinde gezdirmeye başlamıştım aheste aheste.
Alt dudağımı dişlerimin arasına aldığım sırada bakışları oraya düşmüş anında gözlerime geri çıkmıştı. Az önceki hırçınlığıma çok uzak bir şekilde ellerimi narince göğsüne koymuş temas ettire ettire omuzlarına çıkarırken de kısık sesle söyleniyordum. Yapmayı düşündüğüm şeytanlığı saklamak adına onun gözünde melek gibi görünmeye çalışıp ''Beni bekletmenden nefret ediyorum.'' dedikten hemen sonra birkaç saniye ne diyeceğimi beklemişti. ''Bence...'' derken onun pürüzsüz teninde gezdirdiğim tırnaklarım onu rahatsız ediyor sürekli nefeslenmesini sağlıyordu. ''Sana yapılsa sen de bundan rahatsız olur-''
Yapmaya başladığım şeyi anladığında düz duran dudaklarını hareketlendirip sinirle alt dudağını dişlemiş güler gibi nefeslenmişti. Çevik bir hareketle bedenimi tutup oturduğu yerden benimle beraber kalkmıştı.
"Aklından bile geçirme!"
Ani hareketine karşılık korkuyla ona tutunurken bacaklarımı bedenine dolamış çıplak göğüslerimizi birbirine bastırıp ona sıkıca sarılmıştım. Tabi bu pek gerçekleşmemişti karnımdan dolayı.
''Benimle oynama!'' diye uyardığı sırada büyük adımlarla çalışma odasından çıkmış hemen yandaki yatak odasına girmişti. Sert seri ''Oynayacaksan da bu karşılıklı olur.'' dediği sırada bedenimdeki tek kıyafet olan iç çamaşırını yukarı doğru çekiştirip bacaklarımın arasına baskı yapmasını sağlamıştı.
Onun bu hareketine karşılık kulağına doğru inlerken sıcak nefesim çıplak omuzuna yayılmıştı.
''Ve ben...'' deyip az önceye ithafen kulağıma doğru sıcak nefesini vererek konuşması kasıklarımı zorlarken bir de baştan çıkarıcı bir ses kullanması iyice beni mahvetmişti. Hala onun bedenine sarılıyken karnıma dikkat ediyor kalçamı da tehditkâr bir şekilde sıkıyordu. ''Katbekat karşılığımı alırım.''
Alırdı... Karşılıklarını çok güzel bir şekilde alırdı ve ben sırf o karşılıklar için onun tüm sinirine katlanabilirdim.
Bu halleri sinirlendirmek şöyle dursun beni daha çok yoldan çıkarırken sırtımı geniş yatağa sesindeki sertliğe tezat bir şekilde yumuşakça bıraktığında üzerindeki füme renk, kumaş pantolonu çıkarmaya başlamıştı. Kasıklarına denk geldiği kısımda benim sürekli ona sürtünmem sonucu ufak birkaç ıslaklık oluşurken dudaklarımı nemlendirmeden duramadım. Bana ait sıvıların onun üzerinde olması hoşuma gitmişti. Tıpkı bu tapılası bedenin de bir tek bana ait olduğunu bilmek kadar.
Bedenimdeki gözleri her bir yerimi aynı hırçınlıkla süzmüş çıplak göğüslerimde ve çıkık karnımda daha uzun süre takılı kalmıştı. Karnımdan dolayı beni altına almayacağının bilincinde olduğumdan üzerimde bir cesaret peyda olurken onun karşımda, üzerindeki bütün fazlalıklardan kurtulduğunu izlediğimde kendimi geriye doğru yaslayıp bacaklarımı aralamam onun için bitirici nokta olmuştu.
Güler gibi erkeksi bir ses çıkarmış iç çektikten hemen sonra ''Sadece birkaç saat..." demişti. "Birkaç saat sonra yavru bir kediye dönüşeceksin.'' deyip üzerime doğru adımladığında ondaki gülümseme bana da bulaşmıştı. ''İşte o zaman göstereceğim ben sana.'' deyip bedenini bacaklarımın arasına getirmeden önce karnına doğru uzanan koca uzvunu parmakları arasına hapsedip boydan boya okşamıştı.
İstekle gözlerine bakıp onu beklediğim sırada az önceki kızgınlığı gitmiş gibi gözlerime tekrardan gülerek bakmış ''Bu güzel kadın beni her defasında öldürüyor, öldürdüğü gibi de yeniden diriltiyor.'' deyip dudaklarıma uzanmadan önce alnıma sertçe bastırmıştı dudaklarını. Bacaklarımın arasındaki bedenini hiçbir şekilde bana ağırlığını vermeden dizinden yardım alarak yatağa bırakmış altımdaki küçük iç çamaşırını parmaklarıyla kenara iteleyip kendine yer açmıştı.
Parmakları, onun için her an hazır olan kadınlığımı bulduğunda kendimi geriye doğru atıp onun parmaklarından uzaklaştırmaya çalışıp ''Alpay...'' diye inlemiştim. İnlemelerime onun adı karışınca içindeki ilkellik baş gösteriyor bu durumdan fazlasıyla zevk alıyordu.
Kaçmama izin vermeyip parmaklarını oraya bastırıyorken ''Fazla, çok fazla ıslaksın'' diye söyleniyordu kendi kedine. Tek parmağını içime doğru iteleyeceği zaman koluna tutunarak buna engel olmuş ağlar gibi çıkan sesimle de ''Dayanamıyorum.'' diye söylenmiştim. Beni dinlemezken seslice inlemem ve sinirle ''Parmaklarını değil, seni istiyorum.'' diye sızlanmam onu durdurmuştu.
Biliyordum bunları duymak onun hoşuna gidiyordu ama biraz da beni mi düşünseydi?
Onu birden bire tam da ait olması gereken yerin girişinde hissettiğimde acıyla kıvranmış, yatağın üzerinde serili olan ince pikeyi elimin içine hapsetmiştim.
Ellerimden güç almak ister gibi pikeyi sıkmaya başladığım sırada onu tam da istediğim yerde hissedince zevkle "Hadi" diye ısrar etmiştim. Alpay Emir ''Yavrum, kasma kendini.'' diye uyarmıştı beni. Kaç defa birleşmiş olursak olalım onu içime kabul etmem her defasında biraz zorluyordu bizi.
Hafif baskılar uygulamasının ardından ıslaklığımı kendine bulaştırmak için birkaç kez boydan boya kadınlığımın üzerinde hareket ettirmişti kendini. İkimiz de kendimizi kaybetmiş gibi isimlerimizi söylüyor boğuk iniltilerimizi birbirine karıştırıyorduk.
Alpay Emir ise bir şeyler diyordu ama kulaklarımın uğultusu onu duymamı engelliyordu. O zaten hep bir şeyler diyordu.
Ettiği küfürleri, söylediği edepsiz lafları en önemlisi de arzıca dile getirdiği şeyleri artık duymazlıktan gelmeyi öğrenmiştim.
Henüz içime girmeden ikimiz de böyleyken daha fazla dayanamadığından ötürü üzerimden çekildi. Çamaşırımı da çıkarıp kenara atmış beni kucağına alıp yatağa öyle geçmişti. Açık seçik ettiği küfür bu sefer rahatsız etmişken ona söylenmeden edememiştim. ''Çocuğun yanında ettiğin küfre bak!''
Alpay Emir'in sırtı yatak başlığına dayalıyken ben kucağında oturmuş onun yardım etmesini bekliyordum. O ise her defasında içime kabul ederken zorlandığım erkekliğini kavrarken ''O, anasının bana ettiklerini bir bilse sorun etmez bunu.'' diye arsızca cevap verince verdiği cevaba ağlasa mıydım gülse miydim bilememiştim. Kalçasını bana doğru havalandırmaya başladığı sırada ben de ona yardımcı olup hafif yükselmiştim dizlerimin üzerinde.
Onu kabul ettiğim sırada ellerine hakim olmak için beni belimden tutarken "Bu..." deyip sertçe yutkunmuştu. "Amınakoyayım bu kaçıncı ama sen hala daracıksın... Defne!"
Kucağında hareketlenirken başım arkaya düşmüş onun kolları ve omuzlarından güç almaya çalışıyordum.
Onu daha fazla hissetmek için kendimi kastığımda zevkle çığlık atarken sesimi bastıran onun sesi olmuştu.
Gür sesi odada yankılanırken parmaklarını kızgınlıkla kalçalarıma geçirmiş hareket etmemi durdurmuştu. "Şimdiden boşalmamı istemiyorsan beni içinde sıkıştırmayı kes." dediğinde onu dinlemeyip hareket etmeye çalışınca "Defne şu huyundan vazgeç." diye uyarmıştı beni.
Ama hoşuma gidiyordu onu öyle zorlanırken görmek.
İkimiz de az da olsun durulurken tutturduğumuz tempoda devam ederken hissettiğim şey o kadar güzeldi ki...
Daha fazla dayanamazken Alpay Emir ellerini zar zor zapt ediyor bedenime herhangi bir zarar vermemek adına kendine hâkim olmaya çalışıyordu. Onu yuvasına kabul etmemin hemen ardından bacaklarım ve kalçamdan tutup hareket etmeme yardım ediyorken dudakları dudaklarımı çenemi ve boynumu talan ediyordu.
Sesimi ve inlemelerimi durduramazken bir ara refleksle beni altına alacağı sırada bu yaptığından ötürü hem kendine hem de bana kızmıştı. Yine ve yine bir sonrakinde asla beni dinlemeyeceğini söylüyordu.
Gerçekten de haklıydı belki de. Onun kucağında olmak beni yorarken ara ara kaybettiğim dengemden ötürü bozulan ritim ve istemeden onu içimde hapsedip kendimi kasmam onu çıldırtıyor seslice inlemelerine sebep oluyordu.
''Çocuk çocuk diye ısrar eden aklımı sikeyim.'' diye hırlayıp kalçamı avuçlarken hareket etmeme yardım ediyordu.
Alnım onun omuzuna dayanmışken ileri geri hareket eden kalçamı sıkması ve söylenmelerine devam etmesi beni bu halde bile güldürürken ikimiz de sona yaklaşıyorduk.
''Karıma dokunamıyorum lan karıma!''
Annelik içgüdüsü dedikleri şey bu muydu bilmiyordum ama kızgınlıkla ''Çocuğun ne suçu var Alpay Emir!?'' diye ona sesimi yükseltmeme karşılık bacağımdaki elini sertçe enseme yerleştirmiş kısa saçlarımın arasına soktuğu eli beni omuzundan uzaklaştırmıştı. ''Beni... Senden uzaklaştırmasına... Dayanamıyorum.'' dediği sırada dayanamadığı tek şey o da değildi üstelik.
Yine ve yine kendini tutamadığı sırada tam da isteğime ulaşacakken beni kendinden uzaklaştırmış benim huysuzca söylenmelerimi dinlemeyip sırtımı yatakla buluşturduktan sonra elleri göğüslerimle ilgilenirken dudakları da sanki az önce ona kızmamış gibi karnımda dolanıyordu.
Saçları arasında kaybolan elim onu karnımdan uzaklaştırırken dudaklarımla buluşturmuş tekrardan bacaklarımın arasındaki yerine kavuşmasını sağlamıştım.
Karnıma dikkat ederek üzerimde yerini alırken her şey o kadar hızlı gerçekleşiyordu ki yaptığımız şeyleri idrak bile edemiyordum.
Her defasında, sona bir adım kaldığında gözlerini gözlerimden ayırmayacaksın diyen adam gözlerime bakmaz, bakamaz olmuş kendi içinde kendini dizginlemeye çalışmaya başlamıştı.
İkimiz de sona yaklaşırken benim önünü alamadığım çığlıklarım Alpay Emir'in de o zirveye ulaşmasını sağlamış ikimizin de aynı anda oradan aşağıya el ele düşmesine izin vermişti.
🔥
Adım adım yaklaşılıp birden bire uzaklaşılan bu şey başımı döndürürken gözlerimin etrafı bulanık görmesine şikayet bile edemiyordum.Fazlasıyla nemlenen heybetli bedenini yanıma yığmadan önce onun sıcaklığını ve sıvılarını bacaklarımda hissettiğimde yaptığım şeyler bir bir yüzüme çarpıyor çıplak bedenime görünmez kıyafet olan tutku ve şehvet işlerini bitirdiklerinden beni yalnız bırakıyorlardı.
Sesli soluklarımız daha nicesine şahitlik ettiği odamızın duvarlarına çarparken anlık gelen ürpertiyle kolum göğüslerimi bulmuş kendini kapamaya çalışmıştı. Biraz da acımıştı.
Hareketlendiğimi fark eden Alpay Emir ise sanki hiç yorulmamış gibi hızla kendini toparlamış beni göğsüne çekip yatağın üzerindeki çarşafın yarısını da çıplak bedenime örtmeye çalışmıştı.
Kendimi onun boynuna sakladığımda itiraz etmeden beni kabul etmiş sarıp sarmalamıştı. Başımın üzerine yasladığı çenesi ve şakağımda hissettiğim sıcak nefesi beni huzurun koynuna bırakırken ''Güzelliğim,'' deyip saçlarımla buluşturmuştu dudaklarını.
Tedirginlikle ''Canın yanıyor mu?'' diye sormasına karşılık gerçekleri söylemek gibi bir hata yapmadan ''Hayır, iyiyim." Dedikten sonra kıkırdamış "Hatta çok çok iyiyim.'' dememe karşılık o da bu halime gülüp başımın üzerine bastırmıştı dudaklarını.
Bir iki saat sonra ağrıdan ve acıdan kıvranmaya başlayacaksın ama Defne...
Eli çarşafın açıkta bıraktığı karnıma yerleşirken dokunuşları beni mayıştırıyordu. ''Aramızda bu sıpa olmayacaktı var ya bir pos-'' diye arsızca söylenmesini ''Baban şaka yapıyor bebeğim.'' diye anında kesivermiştim.
Tepkime güldüğünü görmesem de hissederken ses tonundaki tını bunu doğrulamıştı. ''Annen doğru söylüyor, babacım.'' deyip beni doğrularken bulunduğumuz anda kalmak istedim.
Mırıldanıp olduğum yere sinerken ''Hadi yıkayalım sizi, yoksa uyuyacaksınız yavrum böyle.'' demişti itiraz istemeyen bir ses tonuyla.
Ee Defne Hanım, işinizi gördünüz. Şimdi nasıl bakacaksınız kocanızın yüzüne?
Yüzümü boynuna saklayıp burnumu orada gezdirdiğimde elini bedenimde gezdirmiş ''Defne, hadi. Hiç sırnaşma boşuna.'' diye de uyarmıştı kalın sesiyle.
Ne de olsa karısını fazlasıyla iyi tanıyan bir kocaydı o.
Tüm hırçınlığım uçup gitmiş yavru bir kedi gibi ''Yoruldum ama.'' diye mırıldanmıştım.
Yorgun çıkan sesimle eli yanağımı bulmuş göğsünde duran yüzümü kendine doğrultmuştu. Dudaklarını dudaklarımın üzerine yavaşça bastırmış ''Hadi güzelim.'' diye de diretmişti.
Çünkü biliyordu ki şimdi banyoya girmezsem akşama kadar kalacaktım bu yatakta.
Göğsünden çekildiğimde benim de kalkacağımı düşünmüş olmalı ki çıplaklığından utanmadan doğrulmuştu uzandığı yerden. Bense kalkmamış yerime iyice yerleşmiştim.
''Of Alpay Emir ya.''
Ona oflayıp arkamı döndükten sonra çarşafı kendi üzerime çekmiştim. Buna karşılık ''Kocaya oflanmaz.'' demişti keyifli bir sesle.
''Böyle bir kocan varsa oflanır.''
Çocuk gibi onunla tersleşmemi takmamış bedenini kaldırıp yerdeki boxerı üzerine geçirmişti. Bu sanırım banyoda kendine hâkim olabilmek için aldığı önlemlerden biriydi. Eğer başarabilirsen vallahi büyük helal olsundu yani kocacığım.
Yanıma gelip bedenini üzerime eğdiğinde yüzümdeki saçları kanara itelemiş içli içli ''Kurban olurum sana.'' deyip alnıma bastırmıştı dudaklarını.
Duygusal ve göbekli bir panda olmak şu an en son isteyeceğim şeyken ''Güçlü kaslı kolların bizi taşıyabilir mi mümkünse?'' deyip şirince sırıtmıştım. Güler gibi nefesini vermişti. ''Güçlü kaslı kollarım her an size hazır, buyurun küçük hanım.'' deyip belimden ve bacaklarımdan kollarını geçirip kucaklamıştı beni.
Küçük dediği kadının kendi çocuğunu taşıdığının farkındadır inşallah. Çünkü o bana her küçük dediğinde koca göbeğimi ona göstermek istiyordum. Bak bunu biz yaptık diye. Biz yapmıştık ama o benimkiydi. Nadiren arada bizimki de oluyordu tabi.
'Ben küçük değilim Alpay Emir, sen büyüksün.' demek gibi bir hata da yapmayacaktım elbet. Şu an asla onun yaş triplerini çekemeyecektim.
Bedenime dikkat ederek kendisiyle beraber banyoya soktuğunda boynundaki kollarımı gevşetmeden önce sızlanmadan duramadım.
İnce bir sesle ona sırnaşırken ''Alpay Emir, kendimi çok yorgun hissediyorum.'' diye de söyleniyordum.
Acaba neden?
Mızmızlanıp onun boyun girintisine sokulduğumda ''Biz ona yorgunluk değil, bu güzel kadının utancını saklama bahanesi diyoruz.'' deyip beni kucağında kaldırdı ve karnıma dudaklarını bastırdıktan sonra ''Değil mi babam?'' deyip yavaşça ayaklarımın üzerine bırakmıştı beni.
Asabi sesimle ''Sussana, ben o yüzden mi diyorum?'' dedikten hemen sonra alnımı onun göğsüne yaslamış ''Yok öyle bir şey bebeğim?'' deyip karnıma doğru konuşmuştum. Onun suyu ayarlamasını beklerken mırıl mırıl devam etmiştim konuşmaya. ''Gerçekten çok yoruldum. Yani sadece uyku çöktü birden üzerime. Yoksa ondan değil yani.''
Tamam, biraz da utanıyordum ama bunu göz ardı etmeye çalışırken onun dile getirmesini istemiyordum.
Aldığı nefesle dalgalanan göğsü alnımı hareket ettirirken ''Öyle olsun, yavrum.'' demişti.
İnanmadığını belli ederken omuzlarımda hissettiğim ılık suyla karnımın izin verdiği ölçüde ona yaklaşmış göğsüne daha fazla sinmiştim. Ellerim onun belinin iki yanındayken göğüslerimin göğüslerine temas etmesine karşılık ''Senin karşımda böyle olup da benim sana dokunamayacağımı söyleseler... Buna sikseler inanmazdım.'' demişti büyük bir ciddiyetle.
Cidden mi Alpay Emir? Sadece iki üç cümle mi dayanabildin edepsizce konuşmamaya?
Alnımı onun sert gövdesinden çektiğimde omuzlarımdan saçlarıma çıkardığı su, yüzümden dökülünce gözlerim kapanmış tekrar omuzlarıma indiğinde de kirpiklerim usul usul açılmıştı. ''Bu dokunamayan halin mi?'' deyip güldüğümde serseri bir gülüş peyda olmuştu dudaklarında. ''Öyle.'' diye keyifle cevap verdiğinde belinden destek alıp parmaklarımın uçlarında yükselmiş dudaklarına bastırmıştım dudaklarımı.
Sonu tehlikeye ulaştıran tüm duygulardan uzak, minnet dolu bir buluşmaydı bu.
Beni bekletmeden kabul ederken büyük bir yumuşaklıkla dudaklarımı öpmüştü. Kendimi hafifçe geri çektiğimde kapanan gözlerimi aralayıp ona bakmaya başlamıştım. ''Seni kocaman kocaman çok seviyorum.'' dediğimde dudağının kenarı hafifçe yukarı kıvrılmış burnumun üzerine küçük bir buse kondurmuştu. ''Benim güzel bebeğim.'' derken kolunu arkaya uzatmış benim şampuanımı değil kendi kullandığı ferah bir kokuya sahip olan siyah şampuan kutusunu almıştı.
Nazlana nazlana ''E sen ikimize de bebeğim diyorsun ama.'' diye şikâyette bulunduğumda bunu ciddi olarak söyleyip söylemediğimi anlamak için yüzümde dolaşmıştı yeşilleri.
Valla ben ciddi olarak söylemiştim. İkimize de bebeğim demesi iyiydi hoştu ama... Sadece bana deseydi daha iyiydi yani
''İkiniz de bebeğimsiniz çünkü.'' deyip sabit bir yüz ifadesiyle bakmaya başlayınca bir şey diyemedim.
Kısalan saçlarımdan ötürü bulunduğu kutunun aksine beyaz ve içinde küçük siyah noktalar barındıran şampuandan avucuna küçücük bırakmış elini de saçlarıma çıkarmıştı. Saç diplerime masaj yapar gibi hareket etmesi beni mayıştırırken gözlerimi kapatmış onun dokunuşlarına odaklanmıştım.
Hissettiğim huzurun verdiği rahatlıkla iç çekmiş ince bir sesle de ''Uyusam keşke böyle... Alpay Emir bundan sonra saçlarımı hep sen mi yıkasan?'' demiştim. Onun elleri saçlarımın arasında dans ederken öyle yumuşakça dokunuyordu ki hissettiğim yoğunluktan ötürü şuraya oturup saatlerce ağlayabilirdim.
Gözlerim kapalı ellerim de onun belinin yanlarındayken çenem açılmış susasım gelmemişti.
''Seninle banyoya girmek mi? Hele de bu dönemde...'' deyip homurdanınca kıkırdamadan edemedim. Çünkü bu canım adam benim yüzümden hep acı çekiyordu. ''Kızım şu an bile gözlerimi yummamak için zor tutuyorum kendimi.'' demişti tüm samimiyetiyle.
Çünkü bu banyo ikimizi ne zaman aynı anda ağırlasa hiç de amacına uygun kullanılmıyordu.
''Niye öyle diyorsun ki canım, ben hiç rahatsız etmem seni-''
Burnumu dişlerinin arasına almasıyla refleksle gözlerim açılmış anında geri kapanırken şampuandan dolayı yanmıştı.
''Ya, manyak mısın sen!? Of gözlerim yanıyor senin yüzünden.''
Erkeksi kahkahası yankılanınca banyoda tekrardan açmak istedim gözlerimi ama yanmasından korktum.
''Bir de gülüyorsun, aşk olsun.'' deyip göğsüne vurduğumda ''Yavrum,'' demişti eğlenen sesiyle. ''Tam olarak neyden ötürü yandı gözlerin?'' diye sormasıyla afalladım. Ne demek neyden ötürü?
''Şampuan girdi işte. Ne demek neyden ötürü?'' diye sormuştum saf saf.
Aynı keyifli sesiyle ''Aç gözünü aç.'' deyince bir an üzüldüm acaba benimle takıla takıla bana mı benzemişti de böyle anlama güçlüğü çekiyordu diye.
''Alpay Emir açınca yanıyor, nasıl açayım gözümü? Su tutsana.''
Saçlarımdaki elleri başımı sabitlemişti. Dudaklarını alnıma bastırdıktan sonra ''Hangi şampuan merak ediyorum sadece, saçların haricinde hiçbir yerde şampuan yok da.'' deyip resmen aptallığımı yüzüme vurmuştu.
İnsan karısına bunu da yapmazdı ki yav.
Tek gözümü açıp ona bakmaya çalıştığımda eminim ki aşırı komik bir görüntü veriyordum ona.
''Yok mu yani benim alnımda gözümde falan şampuan?''
Gözlerime değil gördüklerime bakmak ister gibi derinlemesine bakmış tebessüm ettiği yüzüyle de öyle bir iç çekmişti ki o an ne düşündü merak ettim. Tok sesiyle ''Yok'' diye yanıtlamıştı beni.
Diğer gözümü de açtığımda ''Ben ne bileyim, birden açınca gözüme şampuan girdi sandım.'' demiştim küskünce.
Alpay Emir bu huyumla dalga geçse de ben de nasıl kurtulacağımı bulmaya çalışıyordum.
Mutfakta tuttuğum, daha doğrusu tutamadığım tencereyi sıcak sanarken soğuk çıkması gibi şeyler hissetmeme neden oluyordu. Benimle dalga geçmemesi adına konuyu değiştirmek istediğim sırada aklıma hiçbir şey gelmedi.
Gözlerimi tekrardan kapattığımda su sesine ek olarak onun sesini duymam beni daha dikkatli dinlemem için uyarırken sesindeki acı dolu tını yaktı canımı. ''Kavuşmak şart değil... O zaten aklımı da ruhumu da bütünüyle sarıp sarmalamış diye düşünürken...'' dediğinde açmadım gözlerimi. Konuşsun istedim. O konuşsun ve ben onu sonsuza dek dinleyeyim. ''Beklemelerimin sonunda böyle mükâfatlandırılacağımı bilsem sabırla bin yıl da olsa beklerdim...''
Sesinde barındırdığı şeyler hiç ama hiç hoşuma gitmemişti. Ona bakmak istediğimde saçlarımın köpüğünü gidermek için suyu tutunca açamadım gözlerimi. Bilerek yaptığını o kadar iyi biliyordum ki...
''Ama sana yemin ederim o zamana geri dönsem... Size sahip olacağımı bilsem bir saniye bile beklemez kapına dayanırdım. Kovsan da inatlaşsan da bir an ayrılmazdım oradan. Sana bir an önce kavuşmak için ne gerekiyorsa yapardım.''
Yüzümden süzülen sular durulduğunda usulca açmıştım gözlerimi. Onun yeşillerine kavuşunca yüzündeki acı, belki de pişmanlık dolu ifade canımı yakıyordu. Birkaç yıl önce bozuk plak gibi ona 'neden daha erken gelmedin', 'neden o zaman olmadı', 'neden bekledin' diye çemkirmelerimi umursamazken şimdi her defasında bu pişmanlığını dile getiriyordu.
Ilık suyu sırtıma tutmuş hareketsiz duran bedenimin üşümemesini sağlamıştı. Ona sarılacağım sırada bunu fark etmedi ve hareketlenip geri çekilmesi ve elini karnıma koyup sinirden değil kendine kızmasından dolayı çatılan kaşlarıyla bir bana bir de bizimkine bakarken yavaşça yutkunmuş ''Canımı senin uğruna veremedim belki ama canına can kattım.'' demişti.
''Bu, bana olan kırgınlıklarını, kızgınlıklarını unutturmaz ama...'' diye devam ettiğinde devamında ne diyeceğini bilemediğinden susmuştu. "Yine de bu canın bir tek size feda olduğunu aklından hiç çıkarma olur mu?"
Dudaklarından ayrılan her bir sözcük hatırlamak istemediğim anlarla beni tekrardan karşı karşıya getirirken bu sefer de sussun istedim. ''Tek korkum gün geçtikçe sana yetememekken...'' dediği sırada rahatsızlanmıştım bu durumdan.
İstemiyordum daha fazla devam etmesini. Evet, belki hiç olmaması gereken zamanlarda fazlasıyla üzerine gitmiştim. Yaralarımı ondan sebep görüp aynı yaraları onda da açmak istemiştim.
Ama onda açacağım yaraların bende kanayacağını hiçbir zaman bilememiştim.
Ben onun beni sinirlendiren her sinirlendirdiğinde de keyif alıp sonra kendi sinirlendiği hallerini severken karşımda böyle suçlu gibi kendini ifade etmeye çalışması... Benim, bizim için kendini zorlaması ve bunları dile getirmesi onun kadar beni de zorluyordu. Ne olurdu o da benim gibi sıkıştığı zamanlarda kaçmaya çalışsaydı?
Konuşmaya devam edeceği sırada ellerim yanaklarını bulmuş içimdeki tüm kırıklıklara rağmen ona sıcacık bir gülümseme sunmuştum. Herkesi alttan alan kalbim bir tek onu alamamış bir tek ona kırılmıştı zamanında. Kırıldığı yerden de acımasızca kırmıştı. Ama şimdi bunları ne konuşmanın yeri ve zamanıydı ne de benim gün yüzüne çıkmasını istediğim konulardı.
İnsanı olgunlaştıran yaşı değil yaşadıklarıymış. Ve ben olgunlaşmıştım. Ama ne yazık ki beni olgunlaştıran ne yaşım oldu ne de yaşadıklarım. Aksine. Beni yaşayamadıklarım olgunlaştırmıştı. Peki bir tek beni olgunlaştıran adamın yanında çocuk kalabilmem neyin nesiydi? Neydi bu? Hayat denen şeyin kendisi miydi yoksa kaderin cilvesi mi?
''İçim şişti ya. Dramdan sıkıldık ama bak valla. İçimiz almıyor yani artık. Ben ve benimki anca yaramazlıktan ve serserilikten keyif alıyor, o yüzden sussan mı artık kocacığım?'' deyip yanaklarını sıktığımda gözlerinde beliren parıltılarla bakmıştı gözlerime.
Konuşacaklarımız, konuşamayıp da susacaklarımız o kadar çoktu ki... Ne o kaldırabilirdi bunu ne de ben.
O yüzden dudaklarını yalayıp aramızda hiçbir konuşma geçmemiş gibi kaldığı yerden devam etti. Arkama doğru uzanıp çilekli duş jelimi değil kendi kullandığı naneli gibi kokanı alıp yumuşak lifin üzerine birkaç damla dökmüştü. Ben de kollarının arasındaydım işte. Olmam gereken yerde.
Kendi şampuanı, duş jeli, kıyafetleri... Önce beni kendinin yapan adam şimdi de beni kendi yapmaya çalışıyordu. Onun bu hallerine öyle bayılıyordum ki bir an olsun ondan ayrılmak istemiyordum. Bir daha hiç ayrılmak istemiyordum.
Elinin içinde köpürttüğü lifi omuzlarıma değdirdiği anda vücudumda sanki tüy gezdiriyormuş gibi hareket ettirmesi huylandırmıştı. Kollarıma geldiği sırada belinin iki yanında duran ellerim onun omuzlarını bulmuş uzun boyu sayesinde yukarı tırmanmıştı.
Benim parıltı dolu bakışlarım onun gözlerindeyken Alpay Emir olacaklardan kaçmak istediğinden gözlerime bakmıyor usulca bedenimle ilgileniyordu. Tehditkâr dokunuşlardan uzak elinin altındaki beden bana değil de ufak bir bebeğe aitmiş gibi ilgileniyordu benimle.
Bedenimle ilgilenirken onun dokunuşlarından utanmaya başladığım sırada düşünceli bir sesle ''Sabah sen uyurken ablam aradı.'' demişti.
Zaten uykucu olan ben, birkaç haftadır iyice uyanamaz olmuştum. Sabahları onu yolcu edememek onun için hiç sorun olmazken beni üzüyordu.
Bedenimi kendisinden uzaklaştırıp göğüslerimi ve karnımı köpüklerken benim bakışlarım hâlâ ondaydı. Ulaşılması zor, herkese gösterilmeyip kapalı sandıklar içinde saklanan bir eseri inceler gibi ona dikkatle bakmam kaşlarını çatmasına neden olurken söyleyeceği şeye devam etmemiş ''Sen bana öyle bakmaya devam edersen bizim için her şey daha da zor olacak. O yüzden çek o gözlerini üzerimden.'' diye homurdanmıştı.
Hissettiğim huzur ve neşeyle kıkırdarken omuzlarındaki ellerim göğsüne inmiş ona alttan alttan bakıp ''Tamam tamam, söz uslu duracağım.'' demiştim küçük bir çocuk edasıyla. Ama daha ilk dakikada uslu durmamış elimi karnıma koyup sanki onu görmüyormuş gibi ona göstermiştim. ''Hem baksana ben ve benimki seni o kadar çok seviyoruz ki bir an önce buradan çıkıp sana yemek hazırlamak istiyoruz. Yaramazlık yapmayacağız yani.'' demiştim. Konunun değişmesiyle gözleri gözlerimi bulmuş sıcacık gülümsemesiyle bizi karşılamıştı.
''Bu kadar güzel olman... Sana da bana da zarar.''
Köpüklediği vücudumda suyu gezdirirken onun bana böyle güzel bakıp içimi ısıtan sesiyle konuşması bende ağlama isteği oluşturuyordu.
Bu güzel anı bozmamak için ağlamamalıydım, bu yüzden de onu duymazlıktan gelip ''Neden aramış?'' diye sormuştum.
Kaçtığımı anlayınca devam etmemişti.
Vücudumdan köpükler süzülünce önümde diz çöktüğünde kendi nefsiyle inatlaşır gibi vakti uzattıkça uzatıyor bedenime dokunup kendini terbiye etmeye çalışıyordu.
Kimi adam sevdiği kadının bir ömür hayatında olması için diz çökerdi önünde kimi adam da kendini affettirip sevdasını korumaya çalışırken...
Alpay Emir ise ne beni hayatında istediğini söylediği gün yapmıştı bunu ne de kendini affettirmek istediğinde. Babası hariç kimsenin önünde baş eğmeyen adam onu baba yapan kadının önünde eğilmekten de onun önünde diz çökmekten de gocunmuyordu. Bizim yenmelerimiz de yenilmişliklerimiz de birbirimizeyken bir kere bile bunu dile getirip bizi birbirimize kırdırmıyordu.
Elindeki lifi bacaklarıma ve karnımın altına sürttüğünde onun o hizalarda olmasını göz ardı etmeye çalışıyordum.
Geçmişten kaçan zihnim içimdeki diğer Defne ile karşılaşıyor o da hiç olmaması gereken şeylere yönlendiriyordu beni.
Bu saatten sonra ona ayak uydurmalı ve uslu uslu durmalıydım kesinlikle. Çünkü sonlara doğru kendini dizginleyememesi sebebiyle sert hareket etmesinin sonucunda kasıklarım yavaştan acımaya başlamıştı bile. En azından ben yeni yeni hissetmeye başlıyordum.
Ayaklarımızın altındaki akan suya dikkat ederek kalktığında beni yıkamışken kendi öylece duruyordu.
Beni postalayacaktı yani.
''Hafta sonu gelirken bir şeyler getireceklerini, senin hiçbir şeye dokunmana izin vermememi söyledi. Sanki verecekmişim gibi..." dedikten sonra bir şey dememe izin vermeyip "Hadi kurulayalım sizi, üzerinizi giyinin hemen. Gelince konuşuruz.'' demiş ardından da ıslak boynuma derince bastırmıştı dudaklarını. Boynumdan ayrılmadan ve benden uzaklaşmadan önce dudaklarımın hizasındaki omuzunu öpmüş ''Tamam, giyinip aşağı ineceğiz. Çok acıktık.'' demiştim.
Hızlıca kurulanıp çıktığımda arkamdan ''Oyalanmadan giyin üzerini, gerçi ne giyiyorsan...''diye uyarıp aynı zamanda da homurdanmasına göz devirmekten başka bir şey yapamadım. Banyodan çıktığım gibi üzerimi giyinmektense üzerimde havluyla kalmak biraz vakit geçirmek huy olmuştu. Alpay Emir ise bundan hiç hoşlanmıyordu.
Çalışma odasına gidip çıkardığım geceliği yeniden giymek isterken bunun hiç de iyi bir fikir olmadığını bildiğimden rahat bir iç çamaşırı takımını üzerime geçirmiştim. Göğüslerim yanıyor ve sızlıyordu ama sütyensiz de rahat edemediğimden vücudumda hissettiğim sızıları duymazlıktan gelip Alpay Emir'in tişörtlerinden birini giydikten sonra kısa şortlarımdan birini de bacaklarımdan geçirmiştim.
Odanın içinde hareket etmek kasıklarımdaki ağrıyı az da olsa rahatlatırken suç mahallindeki eşyaları hızlıca toparlamış, çalışma odasındaki parçaları da alıp alt kata indiğimde elimdekileri çamaşır sepetine bırakmıştım. Banyoya girip ellerimi yıkarken kenarda duran nemlendirici kremlerden birini yüzüme yedirdikten sonra nerede olduğunu unuttuğum telefonumu da yanıma alıp mutfağa ilerlemiştim.
Evde Emir olmadığında genelde bu saatlerde uzanıyor ya da uyuyor olduğumdan üzerime bir yorgunluk çökse de ikimizin de aç olmasından dolayı hiç de uzanıp uyuyamayacaktım. Aslında şey... Üçümüz.
Birkaç saat önce kasıklarım büyük bir istekle kasılırken şimdi acıyla kasılıyor benim ara ara iki büklüm olmama neden oluyordu.
Emir olmasa kendime sandviç yapacakken şimdi onun da olması doğru dürüst yemek yapmamı zorunlu kılıyordu resmen.
Dolaptan çıkardığım yemeklik malzemelerle bir şeyler yapmaya başladığımda birkaç dakika ancak geçmişti ki onun ayak seslerini duydum. Mutfağa girdiği sırada ona dönmeme gerek kalmadan yanıma gelmiş bedenimi sarmıştı. Dudakları yanağımı bulurken eli kolumun altından karnımla kasığım arasına uzanıp ''İyi misin, ağrın var mı?'' diye sormuştu.
Var.
''Ağrım falan yok, iyiyim sevgilim.'' dedikten sonra omuzumun üzerinden onu görmek için döndüğümde burnu yanağıma değmişti.
''Canın ne yemek istiyor?''
''Seni.''
Al işte sonra arsız olan ben oluyordum. Hem elini de oralardan çekse miydin Alpay Emir?
Onun güler gibi cevap vermesine karşılık kolları arasından çıkmış kızgınlıkla ''Sonra da yoldan çıkaran ben oluyorum, bana kızıyorsun!'' diye söylenmiştim.
Kalçasını tezgâha dayayıp kollarını bağlarken böyle yapmasından ötürü kolları şişmiş ve daha da belli olmuştu kasları. Üzerindeki beyaz kısa kollu tişörtü de sıkıştırmıştı böyle olunca. O da sıcaktan ötürü altına siyah bir sporcu şortu giyinmişti.
''Yavrum, benlik sıkıntı yo-''
Aynen canım ya... Senlik hiç sıkıntı yok, aynen. Senin hayvansı içgüdülerin yüzünden rahat rahat sevişememek de benim suçumdu zaten, aynen.
İç sesinle de kocana trip atma bir zahmet. Az önce adama bir yalvarmadığın kaldı da çünkü...
Tencereye, doğradığım malzemeleri dökerken elimdeki bıçakla ona dönmüş cümlesini tamamlamasına izin vermeden ''Senlik sıkıntı yok mu? Alpay Emir...'' diye konuşacaktım ki ne dersem diyeyim umursamayacağı için oflayıp önüme döndüm.
''Oflama kocana.'' diye uyarmasına karşılık daha sesli bir şekilde ''Offf.'' demem onu güldürmüştü.
''Ablam hafta sonu için başka bir şey söyledi mi?'' diye sorup konuyu değiştirirken onun cevabını bekledim.
Beni yanıtlamadan önce ''Yapılacak bir şey varsa söyle yapayım,'' diye etrafa bakınmasına ''Hayır, hallediyorum ben.'' diye cevap vermiş ona belli etmeden kasıklarımdaki ağrıyı gidermek ister gibi bacaklarımı sıkıştırmıştım.
Hafta sonu ailecek bahçede mangal yapacakken bu fikri Serap annelerdeyken ortaya atan Melih'e Alpay Emir hâlâ sinirliydi. ''Seninle mi uğraşacağız oğlum biz?'' deyip söylenirken o sırada odaya doluşan herkes bunu ayarladık sanmışken biz de bir şey diyememiştik. Yani Alpay Emir ayıp olurmuş falan diye düşünmeden inkâr ederken böyle yapmasına dayanamamış ayarladığımızı söylemiştim. Benim için elbette sıkıntı değildi. Bir arada olmayı seviyordum. Sadece oldubittiye gelir gibi ayarlanmasına şaşmış kalmıştım. Alpay Emir'in sinirlendiği noktaysa hafta sonu beraber vakit geçiremeyecek olmamızdı. Beraberden kastı da yalnız olmaktı işte.
''Yok yavrum başka bir şey demedi.'' derken beni ve yaptıklarımı izliyordu öylece.
Düz sesi biraz siteme döndüğünde ''Bir de canının bir şey isteyip istemediğini sordu.'' deyince başladık yine diye düşünmeden edemedim.
Hamileliğimi öğrendiğimiz ilk günden beri aşermemi bekleyen Alpay Emir henüz canımın bir şey istememesinden ötürü resmen benimle küsecek duruma geliyordu. Neymiş canım istiyormuş da çekindiğim için ona söyleyemiyormuşum. Allah aşkına Alpay Emir benim canım bir şey çekse senden mi çekineceğim?
Elimde olsa hiç olmayacak şeyler ister seni zorlardım ama yok, bebeğimiz bir türlü bir şey istemiyordu. Yani aşerme tam olarak neydi onu da bilmiyordum. Ara ara dolabı açınca gözümün önündeki şeyleri canım istiyordu ama hiç öyle filmlerdeki kitaplardaki gibi olur olmadık şey istememişti canım. Sadece garip bir şekilde ekşi sevmeyen ben ekşili şeylere bayılır olmuştum. Bir de dondurma yemeden yapamıyor olmak yoruyordu beni. Bu yaz ayında bile hasta olacağımı düşünen Emir bana engel olurken onu boğmak istiyordum sadece.
''İstemiyor ki canım bir şey. Söz aşerdiğim zaman saat kaç olursa olsun başının etini yiyeceğim bak.''
Sözlerime karşılık keyifsizce ''Bence istiyor da söylemiyorsun.'' dediğinde cidden sinirlenmeye başlamıştım. ''Alpay Emir, benim sana yalan borcum mu var? Yalandan bir şey istesem ruhun duymayacak. Bunu mu istiyorsun illa?''
Resmen kendine iş arıyordu ya. İlk günden bu yana da bir insan bu kadar sıkılmazdı yani. ''Eminsin yani, bir şey istemiyorsun?'' deyip çatık kaşlar ve sorgu dolu bakışlarla bana bakınca ocağın başından ayrılıp dolaba yöneldiğimde bıkkınca vermiştim nefesimi.
''Hayır Alpay Emir, karpuz, portakal erik hatta kestane falan istiyor canım ama sana söylemiyorum.'' deyip onunla dalga geçer gibi konuşurken iyice huysuzlanmıştı. Yanımdan geçip gideceği zaman aklıma gelen mevsimi olmayan meyveleri falan sıralarken amacım onu bıktırmaktı. Tıpkı onun beni bıktırdığı gibi.
''Şey yap hatta hayatım, bak... Armut, ayva hatta...'' deyip biraz düşünürken aklıma başka bir şey gelmemişti. ''Onları da bul. Şu an ne kadar kış meyvesi varsa hepsini istiyorum.''
Ki ben meyveden nefret ederdim Alpay Emir, isteye isteye meyve mi isteyecektim senden?
Kızgınlıkla mutfaktan çıkarken resmen benimle didişmemek için kaçıyordu. ''İşin gücün eğlence...'' diye söylene söylene çıktığında zaferle gülmüştüm.
Sulanan ağzıma anlam veremezken derince yutkunmuş onu mağlup etmenin sevinciyle de zaferle sırıtmıştım.
Tezgâhın üzerindeki tuzluğu alıp yemeğin üzerine dökerken dilimde anlamlandıramadığım bir kaşıntı oluşmaya başlamıştı.
Bedenimin saçma saçma tepkileri olurken iyice bir garipleşiyordu her şey ya.
Buzdolabının üzerindeki yapışkanlı yeşil not kâğıdı garip bir şekilde gözüme hoş gelirken ayağımın altındaki halının tüyleri de saçma bir şekilde ayaklarımı değil avucumun içini kaşındırmıştı.
Tamam, sakin ol Defne.
Kısa bir süre mutfakta oyalanmamın ardından bu his geçmezken ocağın üzerindeki yemeğin altını ayarlayıp mutfaktan çıkmış Alpay Emir'in yanına adımlamıştım.
Hissettiğim şeylere yabancı olmam beni huzursuz ediyordu. Ve ben bu huzursuzluğu tek başıma yenemiyordum.
Emir koltukta oturmuş telefonuyla ilgilenirken ona hiçbir şey demeden elim karnımda yaklaşıp kolunun altına girmiştim. Normalde az önce onu sinirlendirmemin ardından bunu yapmayacak olduğumu bildiği için beni kolunun altına kabul etmiş olsa da sorarcasına ''Güzelim?'' demeyi de ihmal etmemişti.
Bacaklarımı katlayıp yanına otururken başımı da göğsüne yaslamıştım. ''Alpay Emir, bir şeyler oluyor ya.''
Sesimdeki durgunluk beni şaşırtırken onu telaşlandırmıştı. Elindeki telefonu kenara koyduğu gibi kendisiyle beraber beni de doğrultmuş bir eli yanağımı bulmuşken diğeri de karnımdan belime doğru ilerlemişti. ''Ne oldu? Ağrın mı var?'' dedikten sonra kaşlarını çatmış sinirle söylenmeye başlamıştı. ''Bak zaten kıvranıp duruyordun mutfakta da, canın mı yanıyor Defne?'' diye söylenmesiyle moralim iyice bozulurken böyle yaklaşmasına karşılık canım yansa bile nasıl söyleyecektim ki?
Durduk yere kızmalarına, atışmalarımıza alışıktım elbet ama sanki onunla olmak istediğim için sadece benimle olmuş olması üzmüştü beni. Oysa ben ona gelip sığınmışken o bana neyden dolayı söyleniyordu.
Yanağımdaki ve karnımdaki ellerini kendimden uzaklaştırmaya çalıştığımda iyice oyuk oluşmuştu kaşları arasında. ''Yok bir şeyim.'' diye sessizce söylenmemin hemen ardından küskünce kalkmaya çalışmıştım yanından. Buna izin vermeyip az önceki tavrına çekidüzen vermiş ''Güzelim, ne oldu? Konuşsana...'' derken de yüzümü elleri arasına almıştı.
Ben de bilmiyordum ki ne olduğunu.
Ağlamak istiyordum sadece.
Ağzımdaki sulanmanın geçmesini de istiyordum.
Dolabın üzerindeki kâğıdın rengi kadar güzel yeşil bir şeyler de istiyordum.
Mutfağımızdaki tüylü halının ayaklarımı değil de avcumu kaşındıran tüylerinin bıraktığı hissi de istiyordum.
Bir de dolaptaki limon kadar ekşi bir şey işte.
Dudaklarımı büzüp küskün bir sesle ''Ben de bilmiyorum ki...'' dediğim sırada cümlemin sonuna eklediğim ki bile bana farklı şeyler hissettiriyordu.
Yeşil, tüylü ve ekşi.
Bir de ki işte.
Deliriyor muydum acaba?
Kocama içimden saydırırken sürekli deli dememin karşılığı mıydı bu?
''Yavrum, gözlerin niye doldu şimdi?''
Alpay Emir'in çaresiz sesiyle dolan gözlerimden birden bire yaşlar akmaya başlayınca kucağına tırmanıp kolumu boynuna dolamıştım. Yutkunmaktan da bunalmıştım üstelik.
''Bebeğim, hadi bak bana.''
Boynuna yüzümü gömmemle Alpay Emir saçlarımı okşayıp beni oradan uzaklaştırmaya çalışmıştı.
''Tamam. Tamam, hadi bak bana güzelim. Ağlama...'' derken karısıyla değil de küçük bir çocukla konuşur gibi beni ikna etmeye çalışıyordu.
Aslında bu durumu daha önce de yaşamıştık. O yüzden ne o ne de ben şaşırmıştık. Durduk yere ağlamalarım ne yazık ki birkaç defa daha başımıza gelmişti.
Yemesem bile dilimde hissettiğim ekşi tat ağlamamı hızlandırırken Alpay Emir daha fazla sabredememiş beni boynundan uzaklaştırmıştı.
Yüzündeki sabit ifadeyle yüzümü taramış boncuk boncuk dökülen gözyaşlarımı silmişti usulca. Bir iki defa bu duruma yaklaşmış olsam da o hiçbir şekilde ağladığım anlardan hoşlanmıyor huysuzlanıp nasıl davranması gerektiğini kestiremiyordu.
Aklına gelen her neyse kaşları hafifçe kalkmış derince yutkunduktan sonra temkinli bir şekilde ''Aklına bir şeyler mi geldi?'' diye sormuştu.
Onun aklı geçmişte miydi bilmiyordum ama benim aklıma herhangi bir şey gelmemişti. Aksine aklıma gelip beni bu duruma sokan şeyi bilmiyordum bile.
Gözyaşlarımın durması için gözlerimi sıkıca yumup olumsuzca kafamı salladığım sırada gözümün önünde beliren şeyle dondum kaldım.
Şu an onun için kurşun atar kurşun yer hatta Alpay Emir'i bile boşardım.
Tamam o kadar da değildi ama... O kadara yakındı yani.
Gözlerimi açtığım sırada yakınır gibi adını söylemiş az da olsa durulmuştu ağlamam.
''Alpay Emir''
O kadar hızlı değişiyordu ki ruh halim bana ayak uyduramıyordu.
''Söyle kurban olduğum, ne oldu?''
Tok sesi durgun bir biçimde çıkarken bana beklentiyle bakıyordu. Onu da telaşlandırdığım için üzülmüşken onun gibi ben de ellerimi yanaklarına koyduğumda gözlerim yüzünün her bir noktasında gezindi.
Yeşil gözlerine kavuştuğumda bu gezinti son bulmuştu.
''Kivi.''
Bana anlamayan gözlerle bakarken ne olursa olsun bulsun getirsin istiyordum. Üstelik az önce alay eder gibi konuştuğum için de çok pişmandım.
''Kivi istiyorum.''
Alpay Emir'in kaşları şaşkınlıkla kalkarken yüz ifadesi olduğu gibi kendini koruyordu. Daha çok... Ciddiyetimi ölçer gibiydi. ''Ben istemiyorum aslında. Bak...'' deyip yanağımdaki elini çektikten sonra karnıma koymuş onun da bakmasını sağlamıştım. ''Ben değil gerçekten. Benimki... Ay yani bizimki olabilir, şimdilik... Evet, şimdilik bizimki olabilir çünkü sana ihtiyacımız var. Bize kivi alır mısın?''
Karnımın üzerinde onun eli onun elinin üzerinde de benim elim vardı.
Herhangi bir tepki vermesini beklerken hâlâ bana kuşkuyla bakınca kaşlarım çatılmıştı.
''Sana diyorum Alpay Emir!''
Kısa, çok kısa bir süre gözlerimde takılı kalmış ardından da dudaklarını düz bir çizgi haline getirip şüpheci bir yaklaşımla ''Ciddi misin sen?'' diye sormuştu.
Az önce adama dediklerinden sonra tabi takmaz seni, Defne.
Alt dudağımı ağzımın içine doğru yuvarlamamın tek sebebi istekli bakışlarıma bir an önce cevap vermesi o kiviyi, hatta kivileri bulup getirmesiydi.
Başımı hafifçe sallayıp ''Evet.'' demiştim.
Sanki Alpay Emir'e 'kivi istiyorum' değil de 'doğuruyorum' demiştim.
Beni kucağından kaldırıp telaşla yanına bırakmış oturduğu yerden kalkıp elini enseme doğru götürdükten sonra alnıma sıkıca bastırmıştı dudaklarını.
Onun hızlı hareket etmesine asla söz etmiyor bir an önce bana kivi getirmesini diliyordum.
Koltuktaki telefonunu alıp ''Sen yeter ki iste.'' dedikten sonra geniş salondan çıkmak için ayaklanmıştı.
Bende büyük bir istek onda ise garip bir heyecan varken başka bir şey isteyip istemediğimi sorup duruyordu.
''Hayır, sadece kivi istiyorum, lütfen. Lütfen hemen getir olur mu?'' derken bir yandan beni dinliyor bir yandan da sabah televizyonun önüne koyduğu araba anahtarını alıyordu.
Bunaltıcı derecede başka bir şeyler de isteyip istemediğimi soran adam tek cevabım asabice ''O kiviyi bulmadan eve gelme, Alpay Emir.'' olmuştu.

Yorumlar